Transcription
Abi, beyan diye bir olay var. Ne demek abi? Bir şeyin ifade edilişi, sunuşu öyle değil mi abi? Bu beyan çok ince, sinsi bir şey mi abi?
Mesela bugüne kadar birçok Leyla ile Mecnun yazılmıştır. Ama biz hangisini biliriz abi? Sadece Fuzuli'nin yazdığını biliriz. Neden diğerleri bugüne kadar ulaşmamıştır? Çünkü çok ciddi bir sunum farkı vardır. Öyle değil mi Bedir abi? Ve aynı sunum farkı bizlerin arasında da var Bedir abi, insanlar arasında da var. Mesela Mevlana hazretleri bir şey sunarken Ömer, şöyle kibar sunar: “Gerek yok her sözü laf ile beyana, bir bakış bin laf eder bakıştan anlayana.”
Acaba Kuranı Kerim bir insan kelâmı olabilir mi? Acaba Kur'an bir insan yazmış olabilir mi? Ve Emre abi biliyor musun, sadece bir sorudan dolayı birçok genç kardeşimiz sadece bu sorudan imanı yitiriyor. Ne kadar basit söyledim öyle değil mi Said? Halbuki sonsuz hayatımızı etkileyecek bir soru sordum. Kuran, beşer kelâmı olabilir mi, olamaz mı?
Abiler mantıkta sabır ve taksim denen bir metot var. Nasıl bir şey biliyor musun Tacettin? Bir olayın bütün ihtimallerini alır, olmayacak olan ihtimallerin hepsini saf dışı çıkar abi. Elde yalnız bir tane ihtimal kalır. Bu ihtimalde doğru olmak zorunda olan ihtimaldir abi. Matematikte de buna olmayana ergi deniyor. Aynı soruyla üstat bu sabır ve taksim metoduyla, şeytanla çok ateşli bir konuşma geçiriyor abi. Ve şeytan, Üstad'ı kandırmak için çok ilginç bir zaman, zeminde başlıyor muhabbete. Bu risalenin telifinden on bir sene evvel Ramazan'ı Şerif'te, hangi ayda, nasıl bir aydır? Mübarek bir aydır ya. Nasıl bir ortam? İstanbul Beyazıt yani inanılmaz bir manevi hava var. Hafızları dinliyordum. Birden şahsını görmedim fakat manevi bir ses işittim gibi bana geldi. Aynı böyle bir sesle insanı cezp etmeye çalışıyor. Peki nasıl bir ortamda? Ramazan ayında, Beyazıt Camii'nde, hafızları dinlerken. Demek ki, şeytan için zaman mekan hiç mevcut değil abi, hiç önemi yok yani.
“Manevi bir ses işittim gibi bana pek Âli, çok parlak görüyorsun. Bitarafane muhakeme et, öyle bak.” Yani tarafsızca muhakeme et öyle bak. Yani bir beşer kelâmı farzet bak. Bak diyor ki abi, sen Kuran'ı çok yüce görüyorsun diyor Furkan. Sen tarafsız bak, Kuran'ı insan tarafı gibi bak, diyor. “Acaba o meziyetleri, ziynetleri görecek misin?” dedi. Hakkaten ben de ona aldandım. Kur'an'a tarafsız yani bir insan kelâmı nazarıyla baktım. Beşer kelâmı farzedip öyle baktım. Gördüm ki nasıl Beyazıt'ın elektrik düğmeleri çevrilip, söndürülünce ortalık karanlığa düşer. Aynı böyle bir hal alıyor. Normalde günlük hayatta her daraldığında Kur'an'dan bir ayet yardıma geliyor değil mi ağabey? Neden? Hepsi hakikatin elması, hepsi bir hakikatin mücevheri. Kardeşim üzerinde farklı farklı renkler görüyorsun değil mi? Peki şurada bütün ışıkları kapatsak, mesela gözünü kapar mısın? Şu an gömleğim hangi renk desem, siyah diyeceksin doğru mu? Peki saatim desem, yine siyah. Yani nasıl, açabilirsin, nasıl bütün renkler etraf kararınca sönüyor, Bediüzzaman Said Nursi diyor ki, ben de onun dediği gibi baktım yani dedim ki Kur'an bir insan kelâmı olabilir mi? Beyazıt'ın elektrik düğmelerinin sönmesi gibi Kur'an'daki bütün tılsımlar bende söndü. Öyle de o farz ile Kur'an'ın parlak ışıkları gizlenmeye başladı. Niye gizleniyor Sait? Çünkü bir insan kelamı olarak bakıyor. O vakit anladım ki, benimle konuşan şeytandır. Vesveseyi görüyorsun değil mi İsmet? Kaliteye bak, beni vartaya yani tehlikeye yuvarlandırıyor. Kur'an'dan istimdad ettim, yardım istedim. Size çok büyük birisi darbe bulmaya çalışsa, kimden yardım istersiniz? En büyükten. Bediüzzaman Said Nursi de Kur'an'a gidiyor? Neden? Düşman çok sağlam. Bak, Hz Adem safiyullahtır. Memnu bir meyveye vakti iftardan önce el uzattıran yine şeytandır. Ya bu kadar kaliteli bir düşmanın yanında Bediüzzaman Said Nursi bunu bildiğinden, bizzat Kur'an'dan yardım istiyor. Birden bir nur kalbime geldi, Beyazıt'ın bütün elektrik ışıkları tekrar açılıyor. Müdafaaya kati bir kuvvet verdi, o vakit şöylece şeytana karşı münazara başladı ve dedim, tekrar konu özetleyelim. Neredeyiz abi? Beyazıt. Peki hangi aydayız? Ramazan. Peki birileri bir şey okuyor kim? Hafızlar Kur'an okuyor. Furkan nasıl bir ortam? Ya ölür insan ya, içi yıkılır. Böyle bir ortamda birden manevi bir ses geliyor Furkan. Peki Muhammed abi, bu ses nasıl geliyor? Bak burada çok önemli. Kardeşim tarafsız bak, insan kelâmı bak. İnsan kelamı olamaz. Mehmet abi nasıl varta? Efsane. Bak şimdi tekrar söylüyorum, bu cümle olayı koparıyor. Tarafsızca bak, bu insan kelâmı olamaz mı? Ve dedim, “Ey şeytan tarafsızca değerlendirmek iki tarafın ortasında bir vaziyettir.” Tarafsız bak, insan kelamı olamaz, böyle tarafsız olur mu abi? Bak düşün, seninle aramızda sorun yaşamışız, Erkan'a da diyoruz, Erkan tarafsızca bak, Muhammed abi haklı olamaz mı? Böyle tarafsızca mı olur abi? Subjektif oldu. Şeytanı, Bedir abi anladın mı vartayı? Tarafsızca bak, insan kelamı olmaz mı, diyor. Üstad diyor ki, böyle tarafsızca bakılmaz. Halbuki hem senin hem insandaki senin şahitlerinin, demek abi insi şeytanlar da var. Demek bu cümleleri söyleyen acaba kimin borazancısı? Dediğiniz bitarafane yani tarafsızca muhakeme, değerlendirme ise taraf-ı muhali iltizamdır. Bitaraflık değildir. Muvakkaten, geçici bir şekilde bir dinsizliktir. Bedir abi cümledeki tehlikeyi görüyor musunuz? Dinini, sonsuz hayatını elinden alıyor. Çünkü Kur'an'a kelâmı beşer diye bakmak ve öyle muhakeme etmek şıkkı muhalifi esas tutmaktır. Bâtılı iltizamdır. Yani hakikat-ı değil, batılı gerektirir. Tarafsızca değerlendirmek değildir. Nasıl olur İzzet tarafsızca değerlendirmek? Ortada bakmakla olur değil mi? Halbuki şeytan bize ne diyor şeytan devam ediyor, “öyleyse ne Allah'ın kelâmı, ne de beşer kelâmı deme, ortada muameleye bak Erkan ya.” Bu sefer de diyor ki, tamam haklısın diyor, benim açığımı yakaladın, diyor. Bu seferde ne insan kelamı olarak bak, ne Allah kelâmı olarak bak, diyor. Hadi gel şimdi ortada bakalım, diyor. Hamdi görüyor musun ya? Biz KPSS o kadar çalışmıyoruz. O da olmaz. Üstad geliyor hazır ol. Çünkü, çok önemli ağabey, münazayın fıkh bir mal bulunsa yani tartışmalı bir mal bulunsa, eğer iki müddei birbirine yakın ise bu ve kurbiyeti mekan, mekanda yakınlık varsa, o vakit o mal ikisinden başka birinin elinde veya ikisinin elleri yetişecek bir surette, bir yere bırakılacak. Hangisi ispat etti o alır? Bak şimdi Muhammed abi, yüzüğümle tartışmaya giriyoruz abi. Sen diyorsun ki benim, ben diyorum ki benim. Mekanlarımız yakın mı? Birbirimize yakınız değil mi ağabey? Abi ya bunu ortaya bırakırız, kim ispat ederse. Mesela sen diyorsun, kardeşim içine bak ben gümüşle adımı kazıttım. Ben diyorum olur mu, gel gümüşçüye gidelim. Kim ispat ederse o alır. Ya da yakınsan ne yaparız abi? İkimizin de elini ortaya koyarız, o şekilde hallederiz doğru abi? Ama devamı ilginç. Eğer o iki müddei birbirine gayet uzak ise biri meşrıkta yani doğuda, biri mahripte yani batıda ise, o vakit kaideten sahibilüyet yani eğer kimin elindeyse, kim ise onun elinde bırakılacaktır. Çünkü ortada bırakmak, kabil değildir. Düşün bak İsmet, sen bana Urfa Suruç'tan arıyorsun. Ne oldu İsmet, diyorum. Mehmet, sendeki o Porsche var ya, diyorsun. E İsmet, o Porsche benimdir diye iddia ediyorsun. Şimdi Erkan, İsmet böyle bir iddiada bulunsa, ben de iddiayı iddia ile karşılık versem desem ki, hayır kardeşim benim. İsmet diyor benim, hayır benim. Mesafe uzak mı abi? Mesafe uzak. Ne yapalım? Porsche anahtarlarını kaldırma mı bırakalım, hangisi haklıysa öyle olsun diye. Hayır nasıl olur Hasan? Sahibüliyet kiminse, o an Porsche kimde? Benim elimde, o zaman sen davanı ispat edene kadar ben de kalmak zorunda. Şeytan ne diyordu? Ortada bak, ortada bakılamaz. Çünkü mekandan münezzeh bir uzaklık varsa, peki Kur'an sahipliği kimin elinde? Allah'ın, o zaman Allah kelâmı olarak bakmak aklın gereğidir. Anlaşılıyor mu abi? Bak çok ince vartalara bak. İşte Kur'an kıymettar bir maldır. Beşer kelâmı Cenab-ı Hakk'ın kelamından ne kadar uzaksa, o iki taraf o kadar belki hadsiz birbirinden uzaktır. İşte seradan süreyya'ya kadar, birbirinden uzak iki taraf ortasında bırakmak, mümkün değildir. Niye mümkün değil İsmet? Mesafemiz çok uzak. Bir de mal nasıl bir mal? Kıymetli bir mal. Ne yapacaksın yani, yolda kaldırıma mı bırakacaksın malı? Olmaz. Kimde kalması uygun? Bende, niye? Sahibüliyet yani o anki elinde bulunduran kişi kim? Benim. Peki Kur'an kimin elinde, sahibüliyet kimin elinde? Allah. Bak şeytan diyor ki, ortada bak. Ortada olurmuymuş Murat abi? Olmaz, çünkü mekan uzak ve Kur'an sahibülyetliği Cenab-ı Allah'ın elinde. Mehmet abi vartaları görüyor musun ya? Ya silsile silsile geliyor. Hem ortası yoktur, bu işin ortasında yok. Çünkü vücut ve adem gibi ve makızin gibi iki zıttır, ortası olamaz. İsmet varlık ve yokluk. Bardak şuan var değil mi abi? Peki ikinci bardak var mı? Yok. Varlıkla yokluğun ortası bir şey söyleyebilir misiniz abi? Yok abi, değil mi? Aynı bu meselenin de ortası olamaz. Bu kadar kati bir kaide. Öyleyse Kur'an için sahibülyet taraf-ı ilahidir. Öyleyse, onun elinden kabul edip, öylece delal-i ispata bakılacak. Eğer onun elinden kabul ettiğin anda, Beyazıt'ın bütün elektrik ışıkları yanar ve Kur'an bütün mücevherat, bütün kıymeti ile aynen de sana öyle açılır. Eğer öteki taraf onun Kelamullah olduğuna dair bütün bürhanları birer birer çürütse, elini ona uzatabilir. Yoksa uzatamaz. Yani şeytanın ne yapması gerekiyor biliyor musun abi? Kuran'ın hak kitap olduğuna kaç tane delil var. Kainattaki zerre atom adedince, ben buraya kâinattaki zerre atom adedince bir tane portre çaksam, o portreye sahip olmak isteyen bütün mıhları teker teker sökmek zorunda doğru mu Bedir abi? Şeytanın yapması gereken, Kur'an'daki zerre atom adedince bütün delilleri ve ispatları, hepsini çürütebilmek. İsmet böyle bir şeyin imkanı var mı? Üstad'da diyor, “heyhat” cümleye bak. Binler berâhini katiyen-i mıhlarıyla arşı azama çıkılan bu muazzam pırlantayı hangi el bütün o mıhları söküp, o direkleri kesip onu düşürebilir. Mümkünü var mı Faruk abi şöyle bir şeyin? Bedir ağabey şeytan durur mu? İmkanı var mı? Abi durur mu şeytan? Durmaz ve devam ediyor.
Şeytan döndü ve dedi ki, abi bak bu bahsettiğim olay üniversitedeki kardeşlerimi, abilerim daha iyi bilir. Özellikle öyle camialarda birçok insanın imanının sönmesine vesile oluyor. Özellikle ve özellikle sadece saf meal okuyanlar da bu vesvese inanılmaz gelir. Neden? Çünkü saf meal Kur'an'ın kendisi değildir. O yüzden de Kur'an'daki birçok sır, birçok nurlu mücevherat bir meal de gözükmediğinden abi, öyle kardeşlerimiz bu vesveselere hat safhada düşüyor. Şeytan döndü ve dedi, abi görüyor musun nasıl bir dava ehli? Peki biz de kendi davamızın bu kadar ehli miyiz? Şeytanın çürütmeye çalıştığı kadar bizde ispatlamaya çalışıyor muyuz acaba? Çalışıyorsak belki bir şeytan kadar bile samimi olmayabiliriz kardeşim. Çok korkutucu ve acı bir olay. Şeytan döndü ve dedi, “Kuran beşer kelamına benziyor. Onların muhaberesi, konuşması tarzındadır. Demek beşer kelamıdır.” Öyle değil mi Erkan? Kur'an'da mesela “ve İbrahim Rabbine dedi. Rabbi biz Musa'ya dedik.” Öyle değil mi abi? Bakıyorsun yani beşer kelâmı gibi. Eğer Allah'ın kelâmı olsa ona yakışacak her cihetle, harikularde bir tarzda olacaktı. Onun sanatı nasıl bir beşer sanatını benzemiyor, kelâmı da benzememeli. Abi, Rabbim'in bir tane sanatını bir beşer yapabilir mi? Mesela bir sineği ele alalım abi. Siz hiç Çin malı sinek gördünüz mü? Çinler bile yapamıyor düşün, Çinlerde yapamıyorsa böyle bir şey yapmanın mümkünatı yok. Ben eskiden sivrisinek gördüğümde abi, çat diye yapıştırdım hemen, neremde görsem abi. Daha sonra bir baktım, sivrisinek benim onu gündüz avlama müsaade etmeyeceğimden, gece benim kan damarımdaki sıcaklık farkı ile damarlarımı bulabilmek için ısı reseptörüne sahipmiş. Hangi fabrikadan aldı, bilmiyoruz. Ve aynı sinek, kan damarımı bulurken tam iğneyi sokacak, kılıfını çıkarıyor. Hangi terzi dikti, onu da bilmiyoruz. Tam abi benden beslenecek ama bir problem var. Benim kanım ne olur? Pıhtılaşır yani katılaşır. Sivrisinek Tacettin öyle bir enzim saldırıyor ki, beni kaşıntı yapan enzim kanın pıhtılaşmasını engelliyor. O enzimde hangi kimyalar olduğunu bilmiyoruz. Ve başka efal, fiilleri ve ahval ve etvarından yani tavırlarından beşeriyette kalıp, değil mi Efendimizin tavırları bizlerin çok anlayabileceği tarzda, beşer tarzında. Beşer gibi adet-i ilahiyeye evamir-i tekviniyeye münkat ve muti olmuş. O da soğuk çeker, Efendimiz'de soğuk olunca üşütür. Elem çeker, acı çeker ve hakeza Sağ elini kullanıyor. Oturarak su içiyor. Daha sonra ayağını kıvırıyor ki, midesinin üçte biri sıkışsın diye. Üçte birini hava, üçte birini yemek, üçte birini suyla dolduruyor. Yani bunları yapabiliriz değil mi Bedirhan? Uyuduğunuzda sağ tarafımıza yatabiliriz. Yani bir uyanma halimizi, abdest halimizi nasıl aldığımızı ondan yapabiliriz. Peki Efendimiz bize ne olarak gelmiştir? İmam olarak yani bize muallim, örnek olmak için değil mi? Bir rol model olarak gelmiştir. Ta ki, ümmetine fiilleriyle imam olsun, tavırlarıyla rehber olsun. Umum hareketleriyle ders versin. Eğer her tavrında harikulade olsaydı, bizzat her cihete imam olamazdı. Herkese mürşid-i mutlak olamazdı. Bütün halleriyle rahmeten lil alemin olamazdı. Aynen öyle de bak şimdi, bağlamaya bak. Mükemmel. Aynen öyle de Kuran'ı hakim ehli şuura imamdır. Yani kimlere abi? Şuurlulara, bilinçlilere. Ozan benim bilincime hitap etmesi lazım mı abi? Evet, cinlere ve insanlara mürşittir. Ehli kemale rehberdir. Ehli hakikate, hakikat ehline muallim, öğretmen ve hocadır. Öyle ise beşerin konuşması ve üslubu tarzında olmak, zaruri bir gerekliliktir. Ve katidir. Çünkü in ve cins münacatını, dualarını ondan alıyor, duasını ondan öğreniyor. Eğer öbür türlü olsa biz Rabbimize Nasıl yakaracağımızı bilebilir miyiz? Hangi ibadetleri yapmamız gerektiğini bilebilir miyiz? Mesela Bedir abi, senin şu an çocukta kan uyuşmazlığı var, doğru mu abi gelecek bebekte? Bak düşün, doktora gidiyorsun hanımı da almışsın. Doktora diyorsun ki, doktor bey bizde ne var? Eritroblastosis fetalis, var. Ne yaparsın abi? Çocuk ölür ya. Peki ne demek abi, Eritroblastosis fetalis? Kan uyuşmazlığı demek. Doktor, şöyle diyebilir misin? Ya sen hiç benim gibi konuşuyorsun, sen doktor olamazsın? Hayır, sen anlayabilesin diye, senin haline ne yapıyor abi? Tenezzül ediyor. Peki Cenab-ı Allah'ın bütün kelâmı böyle mucizelerle dolu olsa ve biz anlayamasak, nasıl uygulayacağız abi? Ya da Faruk abi, eczaneye geldik abi. Eczanede bir tane rahatsızlığımız var. Faruk abi, eczane sektöründe. Sana soruyoruz, sen böyle bilimsel bilimsel yardırıyorsun bize. Yok işte şu ilaçtan, bu atomdan, molekülden. Ya bana ne olmuş? Kardeş, kuluncun var. E ne yaptın abi? Tenezzül ettin benim halime. Peki Kur'an'ın kelâmı neden anlayabileceğimiz tarzda? Bize emir veren bir kitap anlayamayacağımız tarzda olsa, ne kadar abes olur, öyle değil mi İsmet? Peki Cenabı Allah ne yapıyor abi? Bizim halimize inip, tenezzül ediyor. Mesailini onun lisanıyla zikrediyor. Edebi muaşeretini onda taallüm ediyor ve hakeza, herkes onu merci yapıyor. Öyleyse Hz Musa aleyhisselâmın, Tur-i Sina'da işittiği kelamullah tarzında olsaydı, nasıl Muhammed abi o kelamullah? Dağlar yerinden oynadı ya. Bütün kelamlar öyle olsaydı, beşer bunu dinlemekte, işitmekte tahammül edemezdi. Bırak sana gelmiş emirleri, böyle bir şeyi tahammül edemezsin. Ve merci edemezdi. Neden abi? Bak Cenab-ı Allah'ın yarattığı bir sanat eseri, Güneş 20 milyon santigrat derecede. Yarattığı eser böyleyse, kelamı nasıl olur acaba? Sen önce bir güneşe sarıl, ondan sonra kelamını dinle. Nasıl olur abi? Ayakta ve hayatta kalamayız abi. Hz Musa gibi bir ulum, azim ancak bir kaç kelamı işitmeye tahammül etmiştir.
Konuyu özetleyelim abi. Şeytan çok büyük bir vartayla geliyor. Başta diyor ki, kardeşim tarafsız bak. Kur'an bir insan kelâmı olamaz mı? Üstad diyor ki, tarafsız bakmak böyle olmaz, diyor. Tarafsız bakmak ortada bakmakla olur, diyor. Şeytan devam ediyor abi. O zaman diyor, ortada bak, diyor. Üstat diyor ki, ortada bakılamaz. Eğer ortada kıymetli bir mal varsa ve mesafe uzunsa, sahibülyet kimin elindeyse, onun elinde bakılması lazım, diyor. Şeytan durur mu? Durmaz, devam ediyor. Diyor ki, bu sefer de o zaman neden kelamullah yani Kur'an'daki kelamlar gayet bizim anlayacağımız tarzda olmuş? Allah'ın her şeyi kudretsiz, her şeyi mükemmel mucizelerle doluysa kelamı da böyle olmak zorundaydı, diyor. Ve onu da Üstat Bediüzzaman çürütüyor ama şeytan durmuyor abi. Şeytanın daha çok vartası var. Bu vartalara düşmemek için, Levent abi ben futbolda çok anlamam biliyor musun abi? Ve arkadaşlarım da hep benim futboldan anlamadığımı bilirler. Halbuki abi ben futboldan işime yarayacak kadar anlıyorum. Mesela benim için en büyük derbi şeytanla göz göze geldiğim andır abi. Sizde bu derbide, bu şeytandan bu golü yemek istemiyorsanız, 15. sözün zeylinde bu meselenin daha devamı var. Filmin sonu çok heyecanlı abi. Bruce Lee oynuyor filmin sonunda. Filmi sonunda okumanızı, bakmanızı ben öneririm abiler. Allah rızası için El Fatiha.