Transcription
Allah davası Allah'a kaimdir. Biz günde beş vakit namazlarımızdan sonra diyoruz. Allah ve Allah'tır ki, hayat kaynağı odur, var eden O'dur, her şeyi hayata mazhar eden O'dur, var ettiği her şeyi ayakta tutan da O'dur, devam ettiren de O'dur. O nizamı bozsa nizam baştan aşağıya bozulur. Onun nizamını bozduğu yerde bizim nizam kurmamız mümkün değildir.
Bu işin arkasında onun yedi tuğlası varsa namütenahi kudreti varsa, sizin şu hizmetiniz yürür, ebedlere kadar yürür ve bunu onun inayetiyle kimse kösteleyemez bağışlayın. Ve eğer üstadı kainat, fahri kainat sizin başınızda üstatsa, arkanızda zayıfse, sizi destekliyorsa, eli sırtınızda ise sizin sırtınızın yere gelmesi katiyen düşünülemez. Ve onun baş çektiği, önünde bulunduğu ben rehberim dediği, Sa'd'nin ifadesiyle, hani Nuh sefinesi gibi içine bindiğiniz geminin kaptanı o ise, bence o gemide, onun kaptanlığı altında, şurada burada çalışan tayfaların gelip efkar bulandırmasının manası yoktur. Ve ben sizin hizmetinize müdahalemin tayfanın efkar bulandırması manasında gördüğümde. Ezelden gelen ebede gidecek olan bu dava Allah'ın inayet ve keremiyle kendi kendine yürüyecektir.
Elverir ki biz onu bulandırmayalım, götürüp bir yere tıkmayalım. Siz bir Altın Çağ yaşamış insanlarsınız bir dönemde. Allah'ın inayetiyle isterseniz Asr-ı Saadeti yeniden kendi devrinizde yaşayabilirsiniz. Allah'ın belli mukannen bir kısım lütufları varmış, peygamberler döneminde bu lütuflarını kullanmış, en son Peygamber döneminde de bütünüyle kullanmış, artık lütuf kalmamış. Allah böyle Allah değildir.
Allah her şeyi gibi lütufları da namütenahidir. O bir asra saadet asrıdır mührünü bastığı gibi ondan on dört asır sonra yeniden manaya, hakikate, ruha, İslam'a ve Kuran'a sahip çıkan insanlar yaşadıkları çağı bir saadet asrı haline getirebilirler. Ben bu hususa zaman değil esas, zaman içinde olan hadiseler, bu hadiseleri oynayan veya temsil eden insanların durumu önemlidir. Şahıslar gollerini çok iyi oynarlarsa, sadece isimler değişik olabilir. Mesela bir devre mührünü vuran Hazreti Ebubekir himmete müracaat edildiği zaman bütün varlığını bir çıkının içine koymuş Huzuru Risalet Fenahi'ye getirmiş.
Ben şayet bugün sizin arkadaşlarınız arasında bütün varlığını aynı rahatlık içinde bir çıkın içine koyup himmete müracaat edildiği böyle bir toplulukta buraya getiren bir insan biliyorsam şayet, sadece adı farklıdır bunun. O devirde bu işi temsil eden zatın adı Ebubekir Radıyallahu Anh. Allah onunla beraber bizleri de haşr ve neşre eylesin. Fakat bu devirde onun adı Ali'dir, Veli'dir, Rıza'dır, Osman'dır, Mustafa'dır. Zaten yeryüzünde aynı ölçüde meseleye sahip çıkan insanlar olmazsa Allah o devran, o beshrü devam ettirmez.
O devirde bunların adı İbn-i Cahişlerdir, Mus'ab bin Umeyrlerdi. Ben hayatım boyunca onların hayranlığını yaşadım. Hayatım bir dua gibi onları görebilir miyim, hülyasıyla rüyasıyla geçtim. Bütün bu taksi rüyaları yaşadım. Sekiz yüz on yaşında bağışlayın.
Kendi koyunlığımızın arkasında, Siret'e dair kitap koltuğumun altında okurken acaba bir daha böyle insanlar görülür mü? Ellerimi kaldırıp diyebilirim. Allah'ım sana binlerce hamd ve sena olsun. Katdin büküldüğü dönemde dahi olsa, yaşım öbür tarafa döndüğü dönemde dahi olsa bana Ebu Bekir'leri, Ömer'leri, Osmanlı'ları, Kalileri gösterdi. Bütün dünyada yeniden insani manaya, insani değerlere, imani değerlere yeniden saygı uyanacak.
Demek ki siz bir adım attığınız zaman kutsi hadiste ifade edildiği gibi, rahmeti ilahi Allah ben yürüyerek gelirim diyor. Siz yürüyerek gelirseniz ben koşa koşa gelirim diyor. Ben bana kulluk yapanların, gören gözleri, işiten kulakları, konuşan ağızları tutan elleri ve hakikate doğru yürüyen ayakları olurum. Bu bir müteşabihtir. Bu müteşabih ifade ederken kutsi hadiste Allah ne kast etmiş olursa olsun biz şunu rahatlıkla anlayabiliriz.
Allah bize doğruyu gördürür. Allah bize doğruyu duyurur. Allah bize doğruyu ifade ettirir ve bizim tuttuklarımızı Allah iflah etmez, canlarını alır. Bizim üzerine yürüdüğümüz her meseleyi de Allah'ı halleder. Zira yürüyen ayakları olurum buyuruyor.
Allah size zahirse, arkacıysa, destekse sizin sırtınız yere gelmez. Bir devri o devre adını, namını işleyen onlar temsil ediyorlardı. Bir başka devri sizler temsil ediyorsanız ne mutlu size. Allah o hakikatleri, o gün onlar temsil ettiği gibi bugün de, kemaliyle sizi o hakikatleri temsil etmeye muvaffak kılsın. Her iş mevsiminde yapılır.
Sonbaharda tohum atarsanız, ilkbaharda da yetişmesini beklerseniz kendi kendinize tenaküse düşmüş olursunuz. İşiniz heba olur gider, sayınız beyhude olur gider. Aynen öyle de, tıpkı ilkbahar, yaz sonbahar, kış gibi insan hayatında da mevsimler vardır. Zaman dilimleri işinde mevsimler vardır. Bazı mevsimler vardır ki o mevsimde bir şey yapılır.
Bir başka mevsimde o iş abes. Bir başka mevsimde yapılması gerekli olan iş onu yapmaz. Daha önceki mevsimde yaptığınız şeyi yaparsanız yine abesli iştigal etmiş olursunuz. Siz bu hizmeti yapıyorsunuz ve gelecek nesiller sizden, sahabenin, sahabeden bizim bahsettiğimiz gibi bahsedecekler. Bilmiyorum derler mi?
Mesela Adnan'ınız Ali, Veli, Ramazan, Şaban, Recep'tir belki. Recep radiyallahu anh diyecekler, Şaban radiyallahu anh. Ramazan radiyallahu anh diye sizi şerefle yad edecekler. Yadi Cemil olarak kitapların sayfalarına gireceksiniz, bilineniz de bilinmeyeninizde. Şimdi sizin mevsiminize gelince, mevsim hangi mevsim olursa olsun sizin mevsiminiz, toprağın bağrına mebzuliyetle tohumların atılması gerekli olan bir mevsimdir.
Her tarafa fidan dikime mevsimidir. Her tarafı yeşertme mevsimidir. Kuran-ı Kerim bu meseleyi anlatırken diyor ki bu mevzuda, Tohum düşeyim halinde başını dışarıya çıkardı. Derken gelişti ve kalınlaştı. Kuvvet kazandı, saakı üzerine toparlandı, kaptı.
Tabiat kanunlarına karşı başkaldırdı. Kendi ravına ve aleyhine olan şeylere başkaldırdı. Bu öyle bir gelişmeydi ki tohumu atın bile şaşak kaldı. Aman Allah'ım bu ne gelişmeydi. Biz bunun bu kadar hızlı olacağına ihtimal vermiyorduk.
Tohum atmakla benim hiç alakam olmadı. O tohumu atanlar yerlerinde, attıkları tohumlar bugün ser çekip geliştiğini görmekle, mesut yerlerinde mezarlarında rahat uyusunlar. Uyumuyorlar. Belki aranızdalar onlar bugün bilemiyorum. Çünkü çokları rüyalarında görüyor.
Geçende bir arkadaşımız bana şunu yakazaten anlattı. Mahfuz ben bir seneye kadar bunları hissedin demiyordum, fakat madem Allah size bu şekerlemeleri veriyor, kaydedin diyorum. Bir doktor arkadaşımız bağlandığı bir piri muğanı var. Ona diyor ki, sizin içinde bulunduğunuz bu hizmeti göstererek, efendim diyor. Müsaade buyurursan bu arkadaşları da ben çok ihlassız görüyorum.
Hizmetleri için de bunların hizmetine omuz vermek istiyorum. Çok insaflı bir insan. Çok. Hakikate göz uyarmış. Aman evladım diyor.
Sözümü o. Yazılısı var bende bunun. Sözüm o. Uykuda değil, ben bir aralık oturuyordum. Bir meclis kuruldu.
Fakih Kainat Efendimiz oradaydı. Abdülkadir Ceylani Hazretleri de oradaydı. Ceylani diyorsunuz. Ve bu devre adını bir mühür gibi basan zat da oradaydı. Ve bugün bu hizmetin önünde bulunan bazı insanlar da vardı.
Müsaadenizle demeyeyim. Burada herkes vardı ama fakat bu devirde cemaatin önünde bulunan insanlardan birisini orada imamete geçirdiler. Oğlun bize düşen şey hakperestlik adına. Bunlara omuz vermek ve bunlara destek olmaktır. Belki içinizdeler.
Belki şu anda o zatı tohumu atan içinizdedir. Ektiği tohumlara kendisi de şaşak alan insan. Ne yapayım? Acele ettim, kışla geldim. Sizler cennet tahta bir baharda geleceksiniz.
Ekilen tohumlar eşvü nema bulacak. Bir demet gülle çiçekle mezarımızın başına gelin. Merhaba dediğiniz zaman heni enneümsesini işiteceksiniz demiş gitmişti. Dünyaya ukbaya bakış ona böyle söyletmişti. Ama bugün içerinizdeyse gülüyordur, tebessüm ediyordur, alkışlıyordur sizin durumunuz.
Dedim gittim size çok sahabide misaller verdim. Ama yeni bir sahabi dönemi yaşanıyor da şayet sizlerle. Ne mutlu sizlere. Allah sizlerle bir kere daha bizi güldürsün. İnsanlığı güldürsün.
Ümmeti Muhammed'i güldürsün. Adını kaydetmiş bu deftere bugün niceleri var ki aynen sahabe gibi hizmet ediyor. Bir diğer müşahedeyi size arz ediyorum. Bugün at ben buraya geldiğim zaman bir telefonla, bir çağrıcağıyla muhabere, muhasebe, bir karar, plan, bir üniversite, yeri meselesi müzakere edildi ve Arabiye bindim buraya gelirken de sizin yanınıza, arkadaşımız kulağımıza eğilip kulağıma eğilip dedi ki biz o arsayı bugün hallettik dedi. Ben size çok teşekkür ederim.
Benim memnuniyetim, eğer bir şey ifade etseydi burada bir ötede, eğer Kıtili'ne bir söz söyleme imkanı verecekse ayaklarını dibine, yüzümü gözümü sürerek, insanlığın iftihar tablosunu, ben bunlardan hep memnun oldum Ya Resulallah, memnun ol diyeceğim. O hakka salahiyet verilir. İşte dasitane hayatlarıyla bir kasaba halkı. Beşi altısı bana bir arsa peyledik dediler. Gidip görelim.
İçimden gelmeyerek gittim. Çünkü ben onlar kadar hizmet adına şevkli değilim. Bahtına düştüm Allah'ım. Bana da o şevki verili olur. Gittim ama bir cumartesi.
O arsayı gezdik, kaç bir yerdi, fundalıklar vardı, biçenler vardı. O arsaya verecekleri paranın henüz ellerinde onda biri yoktu ama bunu aldıktan sonra da yüz dönüm yetmezse diye bir yüz dönüm daha alabiliriz. Neyle alırsınız? E canım elimizde, sermayemiz fabrikamız var. Bir kısmını satar alırız, şunu satar alırız dediler.
Ağzınız şeker şerbet geçsin. Kevser açık ağızlar. Bu işler burada böyle cereyan ederken, arsaya bakılırken birisinin hiç bu işlerden haberi yok. Alemi manada bir deryaya namütenahilik deryasına yelken açıyor. Bahsettiği arsa alemi manada gördüğü ama onun hiç haberi yok bundan.
O arsa. Arsanın kenarında bulunuyoruz. Arsayı resmediyor benim size bahsettiğim gibi. Çakın taşlarla örülüydü, diken likti, çalılıktı, pundalıktı. Nuraniyetleri etrafa akseden üç büyük şahıs vardı, giderdi.
Arslan içinde oturuyorlardı. Ben yanımdakilerine dedim ki gidip şu nuraniyetleri etrafa akseden insanları ziyaret edelim. Yanımdakilerden biri gelmek istemedi. Gidelim dedim. Yanına sokulduk, neden sonra sordum kimsiniz diye.
Biri dedi ki ben Ebu Hanife'yim, ayağım başımıza taç olsun. Biri dedi ki ben Hasan Basri'yim. Biri de dedi ki ben Mevlana Celaleddin Rumiyim. Asırlara ışık tutmuş insanlar, fıkhı imamı, tasavvuf hakikat imamı ve bir de çağların takdirle yad edeceği, herkesi büyüleyen koca Mevlana. Yanına dokundun bunları tanıdıktan sonra hizmetimiz hakkında ne diyorsunuz?
Hasan Basri sözcülük yapıyordu. Öyle bir meclis ki, öyle bir topluluk, öyle bir takdir meclisi muhakemesi ki, o mahkemede sözcülüğü Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin zevcelerinden bir tanesinin çocukken memesini tutmuş, Efendimize evladı manevi olma, şerefini de kazanmış, Basra'da küfrü ve dalaleti göğüsleyen, sapıklığa karşı koyan, gelecek bütün hak mezheplerin başını tutan Hasan Basri radiyallahu anh, Sözcülük yapıyordu. Dedi ki bana, sizin şu anda yaptığınız hizmet var ya, Allah indinde aynı. Defterlerin, sahibinin yaptığı hizmetin hanesine kaydoluyor. Ne verirdiniz bu beşarete?
Bir gün avucunun içinde terden sırılsıklam, parada çamura dönmüş birisi koşa koşa benim yanıma gelmiş. Bana şöyle diyordu, hocam camide oturuyorduk sen de vardın. Efendimiz mahfilde oturuyordun. Bana tebessüm etti, selam verir gibi yaptı. Bugün benim bütün şeyim imkanım şu elli bin liradan ibarettir.
Allah aşkına bunun beşareti olsun kabul et bunu demişti bana. Size bir yerde tarihe ve hadiselere dur akma bir müjdem var. Nedir bu müjde? Bu müjde sizin yaptığınız hizmetler Sahabi Devri'nde yapılan hizmetin hanesine kaydoluyor. Sizin Abdullah'larınız tıpkı İbn-i Cahişler, Çin'inizde vardır Ebubekirleriniz Ebubekirler, Ömerleriniz Ömerler, Osmanlarınız Osmanlılar, Alileriniz Aliler, Saitleriniz saitler, Suatlarınız suatlar.
Şayet öyleyse buna can bile verilebilir. Ellerinde bir defter vardı bu üç şahsın. Bu defterde isimler vardı. Yanına sokulduğumda isimlere yukarıdan baktım. Baktım çok tanıdığım isimler vardı.
Çağa ışık tutan adamın ismi başta vardı. Ve arkasında talebeleri vardı ve bugün size rahatlıkla söyleyebilirim. Sizin tanıdığınız isimler de vardı. Bir kısım isimler de vardı. Üzerlerden çarpı çekilmişti.
Baştan kaydolmuşlardı. Fakat yolu saf bulunca takılmış yollarda kalmışlardı. Dökülmüşlerdi. İşin çetin olduğunu bilememişlerdi. Oysa ki her şeye rağmen kandan irinden deryalar dahi karşımıza çıksa, aşılmaz gibi havasıyla, iklimiyle, sertliğiyle aşılmaz gibi görülen Everest Tepesi gibi tepeler dahi karşımıza çıksa, biz aşmakla mükelleftik.
Bir değişik müşahede de denildiği gibi, biz bir adım attıkça tepeyi aşmak üzere bir adım atıyorduk ama tepe on adım al çalıyordu. Ve tepeye yaklaşılmıştı. Şairi şehrin ifadesiyle vur kazmayı Ferhat, çoğu gittiği azı kaldı. Üzerine çizgi atılmış çapraz çizgiler çekilmiş isimler de vardı. Allah'ım Allah'ım, kaydolmuşken adı silinmiş olmadan sana sığınırım.
Allah'ım arkadaşlığım adına da sana sığınırım. Allah'ım alınlarında secde emaneti olanlar adına da sana sığınırım. Allah'ın şu binaları kuranlar, emsalini kuranlar, emsalini kurmaya karar verenler bunlar adına da sana sığınırım. Sesin soluğun bir şey ifade ediyorsa kesilmeye yüz tuttuğu şu günlerde. Onu iktisatlı kullanmaya çalışıyorum.
Hep hayır konuştun diye iktisatlı kullanmaya çalışıyorum. Ama israf ettimse bağışla. Bu arkadaşlarımızın isimleri üzerine çizgiler atılmasın. Çapraz çizgiler çekilmez. Hasan Bassilerle sözcülüğü yapılan, Ebu Hanife'lerle temsil edilen, Mevlana'larla işe zahir olunan bir davada sonsuza kadar gitmeyi Allah, bütün arkadaşlarımızla beraber size de nasip ve müyessersiniz.