📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Şehir, Kaos ve Mimari - Gökhan Avcıoğlu & Emrah Safa Gürkan / 101+

OMNIBUS47:44

Transcription

[Alkış] Merhaba. Yür'un yeni bölümüne hoş geldiniz. Bugün çok özel bir konuğum var. Gene her hafta olduğu gibi kendisiyle mimarlıktan konuşacağız. Şehirden konuşacağız. İstanbul'dan konuşacağız. Tarihten konuşacağız. Kendisi bir mimar ama onun çok da ötesinde başka şeyler de yapıyor. Biraz da onlarda konuşacağız. Bugünkü konuğum çok sevdiğim bir dostum Gökhan Avcıoğlu. Hoş geldin.

>> Hoş bulduk. Çok teşekkürler.

Birçok konudan konuşacağız ama önce ben şeyden bahsetmek istiyorum. Ya bu gündemde de olan bir konu ya. Şehirden, içinde yaşadığımız şehirden bahsediyorum. Çünkü nasıl yaşadığımı çok etkileyen bir şey ve çok şikayetçiyiz. Ben İstanbul'dan şikayetçi olmayan birini pek görmedim. Sence ne yanlış? Neyi yanlış yapıyoruz ya? Sen de şimdi Paris'te ders vermeye gidiyorsun. O şehirleri gözlemliyorsun. Zaten işin bu. Orada gördüğün orada olup burada olmayan ne? Ya da İstanbul'un artısı ne? Ne not verirsin İstanbul'a?

Ya kuruluş aşamasında zaten aslında bugün bizim geriye dönük ders aldığımız tarafları var. Bunlardan bir tanesi esasında kurulduğu zaman şöyle olmuş. İşte köyler var aralarda bostanlar var. Korular var. Sonra bir köy daha. Bir köy daha öyle büyümüş veya öyle oluşmuş. Sanayi devrimi sonrası belki de ondan önceki tarihteki bildiğimiz şehir kurgularına yani el yordamıyla yapılmış şehirler gibi şehirlere benzemiyor. Çünkü biraz köy köyün bir kendi bir meydanı var küçük. Onun etrafında bir evler var. Zaten onlar da hep birbiriyle akraba ilişkileri o şekilde. Sonra onların kullandıkları yiyecek ve diğer şeylerin yetiştiği bostanı var. Ondan sonra da zaten beslendiği, nefes aldığı korusu var. Zaten o konu da aslında mesela geyikler bile yaşıyor orada ya da küçük av hayvanları belki domuzlar da var. Yaban domuzu var özellikle. Dolayısıyla aslında şehir bir bütün ama hepsi bir köy gibi zaten isimleri hala öyle.

>> Böyle ufak ufak ünitelerde değil mi birbirine çok

>> Evet. Şimdi biz bunu bugünün şehircilik anlayışında tekrar dönüp geldiğimiz bir nokta olarak görüyoruz.

>> Yani şunu mu diyorsun? Eskiden bugün artık hani böyle yavaş şehir yok ekolojik şehir falan dediği şey aslında orijinalinde vardı.

Tabii pasif bizim pasif dönem dediğimiz yani pasif de adım pasif dönem.

>> Yani ben öyle.

Senin kullandın bir dakika.

>> Kullandım yani işte mimarlık tarihini biz 12.000 yıllık Göbeklitepe'den itibaren başlıyoruz. Yani ilk kanıt o dönemden itibaren doğal yöntemlerle kendi kendine var olabilecek bir ev ya da sokak, mahalle ya da bir bölge ya da şehir olarak düşünürsek. Dolayısıyla daha sonradan bizim şehir diye gördüğümüz sisteme uymuyor İstanbul. Eğer İstanbul'un nüfusunu azaltıp tekrar o günlere geri döndürebilirsen ki ne olmuş? Neden böyle olmuş? O biz şu anda o bantları göremiyorsunuz. O yeşil ve bostan ara bantlarını. Çünkü oralar seçim dönemlerinde işte sanayi döneminden sonra fabrikaların oluşmasıyla işçi sınıfının, işçilerin, çalışan kesimin, yerli serbest bırakılarak oturmasına izin verilip sşa.

Evet. Öyle bir noktadan dolayı okuyamıyorsun. Ama bu haritalar var. Ya biz nereler eskiden koruydu? Nereler mesela dereler var. Yani bütün o yukarıdan aşağın o.

>> Bazıları ismi olarak bugün de birşi dere caddesi diye geç. Caddes genelde dere boyu gibi caddeler.

Şimdi bu haritalara tekrar geri dönersen mesela biz bunu bir tane ders konusu olarak önümüzdeki dönemlerde gene bu bahsettiğin okullardan bir tanesini yapmak istiyorum.

>> Şey de.

Şehrin kaybolmuş su kaynaklarının yeniden bulunması.

>> Su kaynak.

Bu arada sen bir vakıfta da bu süreci sadece böyle entelektüel olarak katkıda bulunmak değil aynı zamanda bir vakfın da var orada bir ders olarak.

>> Evet. Yani ben bizim benim 40 yıllık bir 40 yılı geçti bir meslek şeyim var diyelim. Hem mimarlık yapıyorsun hem de.

>> Tabii. Şimdi mimarlık mesleği enteresan bir meslek. Şöyle ya işte bu anonim şirket ya da işte limited şirket falan filan adi ortaklık onlara girmiyor pek sınıf olarak. Vakıf konusu 4.000 yıllık bir geçmişi olan bir konu. Ben de baka baka el yordamıyla gele gele bir 10 yıl önce vakfı kurdum. Çünkü daha önceki şeylerde şöyle abi bu iş size para getiriyor mu? Getirmiyor. Niye uğraşıyorsun? Ya da abi bu sana bir şey getiriyor mu? Niye uğraşıyorsun? Diniyordu. Ondan bıktım.

Doğru. Getirmedi. Garanti.

>> Şu anda vakıf denince, vakıf deyince müthiş saygı görüyor yani. Vakıf vakfetmişsin yani. Dolayısıyla yani bir şeylerden artık feragat etmişsin. Yani onun farklı bir toplumsal bir karşılığı da var. Enteresan. Sadece Türkiye'de değil dünyanın her yerinde yani dünyanın her yerinde yani bizim vakfın bir tanınırlığı var ve dolayısıyla da.

>> God değil mi? G A D.

>> Evet. Evet. Adı da şey.

>> Evet. God deyince şimdi fark ettim böyle ben de.

>> Gizli mesaj ver.

>> Bu ismi aslında benim bir arkadaşım ya Gökhan Avcıoğlu söylemek zor dünya ölçeğinde genelde b. Evet böyle ona benzer bir şeyler çıkıyor. Sonra bu üç harfli şeyler iyi anlaşılıyor zaten. Güzel de bir sonuç aldık gördüm. Yani arkadaşımız haklıymış yani. O daha kolay telaffuz edilen bir.

>> Bir de marka olunca da gene vakıf olması gibi biraz daha böyle kişiden bağımsız.

>> Evet. Yani dolayısıyla hem bir ofis var hem bir vakıf var ama vakıf aslında her şeyin de sahibi yani aslına bakarsan orada eğitim bölümümüz var. Ondan sonra işte bu tür araştırmaları çok enteresan araştırmalar yapıyoruz ve çok da hoşumuza gidiyor. Bunlar işte UPEN'de bir ders konusu oluyor. İşte şeyde bir konu oluyor başka okullarda. Dolayısıyla ondan mutluyuz ve her gün biz sabahları 9 gibi böyle ofiste bir toplantı yapıyoruz.

>> Onu en sonra şey yapayım burada özlemiş olayım. Çünkü.

İstanbul'a dönelim.

>> İstanbul'a dönelim. En sonunda onunla ilgili şey yapacağım kitaptan da bahsedeceğimiz. Dolayısıyla yani bu konum tarihinde ilk defa konuyu ben toparladım. Çünkü çok merak ediyorum ne anlatacağını. Normalde konuyu dağıtan olur ama bu İstanbul konusu da aslında bizim vakıfta araştırdığımız bir şey. Yani çok merak ediyorum. Bu üstündeki.

>> Su yolları haritasını çıkarıyoruz.

>> Tabii tabii. İstanbul çok suyla çok alakalı bir şehir. Yani bizim hani böyle Venedik şehir şehir değil böyle. Tamam mı? Yani.

>> Biraz yanlış anlaşılabilir mi? Ama Yerebatan Sarnıcı şusu busu, su kaynakların toplanması, değerlendirmesi yani suyun üstünde bir şehir ve bu anlamda da şu andaki suyla ilişkisi çok kötü. Mesela şöyle daha önceki bilgiyi kullanmadığı için böyle ben dalga geçiyorum dört tarafı denizlerle çevrili İstanbul'u sel basıyor mesela. Ya böyle bir şey olabilir mi yani? Hani bu mühendislik hatası, büyük mühendislik hatası yani şehir mühendisliği hatası. Ama özüne dönersek yani bostanlar, korular yani boğazda bunun kanıtları var. Aslında her yer böyle yani her yer Üsküdar Kuzguncuk tarafında hala hepsi var. Koru var.

Bostan var. Yedikule tarafında falan da hala bostan var.

Günümüzdeki şehircilikteki bizim kullan bugün yeni şehircilikte eskiden ders aldığımız en önemli konu şu. Bu otomobiller için yapılmış şehirler çalışmıyor. Bir kere zaten sen savunma amaçlı böyle kendi kendine yetsin diye kurulmuş şehirleri getirip otomobili sokunca işin bir kere zaten kuruluşuna aykırı bir şey haline getiriyorsun.

Venedik'te otomobil var. Hatta İtalya'da bir şehre giren, dışarıdan gelen bir otomobil Modena'nın girişinde büyük bir park yeri vardır. Oraya bırakır. İçeri girerse Tobak'tan tütün şeyinden 5-10 euroluk bir fiş almak zorunda. Yoksa benim gibi 0 euroya ceza. Yani adam sokmuyor şehrin içine. İstemiyor. Git diyor yani.

>> Evet. Yani bu anlamda otomobil şehirle çatışan bir şey haline geldi.

>> Bizde de büyük bulvarlar yapıyorlar.

>> Evet. Evet. Yani otomobillerin yaşadığı bir şehir. Otomobil için otomobilleri de eziyet. Şimdi burada sizin sokakların oraya otomobili de bırakamıyorsun ya bunları katlanır yani teknoloji olarak da iyi gelişmedi otomobil yani otomobil biraz basit bir alet.

>> Evet. Evet. Mesela dizayn olarak da değil mi? Hala hepsi dört kişilik ama artık herkesin bir otomobili var mesela onu carpooling yaparak falan çözmeye çalışıyorlar. Belki otoparklar.

>> Yani bir bir anlamı biraz şeyini geçen bir irilikte ve modifiye edemediğimiz bir sistemi var. Yani 100 yıl önce nasıl yapıldıysa hala öyle devam ediyor. Boyutları hiç değişmedi. Evet. Enteresan. Çünkü onda da mesela at arabasını boyutunu şey alıyorlar. O yüzden tarihi yerde alt arabasının girdiği her yerden de otomobil girer. Onu geçmiyorlar ama aşağısına düşürmüyorlar.

Dolayısıyla şehirler için otomobil diye yeni bir yani yeni bir şey var. Şimdi şey mesela elektrikli daha küçük iki kişilik bir kişilik yeni işte o golf arabaları gibi arabalar daha yavaş zaten gidemiyorsun yani. Ne yapacaksın? 150 km gidip bir de duvara çarpıyorsun insanları eziyorsun. Süratli de olmaması gerekiyor. Yani şimdi şöyle bir noktadayız. 100 yıldır otomobiller için şehirler yapma noktasına gelmişken şimdi döndük. Şehirlerin otomobilsiz ya da en azından şehir otomobilinin farklı olduğu, daha toplu taşımacılığın ön planda olduğu veya olmayacaksa da daha küçük olduğu, daha ekonomik olduğu bir duruma doğru gidiyor iş. Ama İstanbul gelecek şehircilik için çok önemli bir kanıt. Çok önemli bir şehir.

>> Kötü örnek olarak mı?

>> Hayır, kötü örnek olarak değil. Temelinde yap. Yani eski bir şehir.

>> Ha eskisine bakarsan, yaşayışına, tarihine bakarsan.

Evet. Bu ne kadar döndürebilirsek nüfusunu azaltık. Ondan sonra işte bu ara yani doldur boşalt sistemiyle böyle geliştirerek ama şu andaki yönetim tarzı yukarıdan aşağı bunu çok algılayabilecek durumda değil belki.

Ben onu birçok yerde şu an artık dünyada Türkiye'de hayli hayırlı siyaset rant paylaşımından başka bir şey değil. Onlara çözüm mözüm arayan bürokrat olsa bile orada bu kadar yani rant üzerinden dönen bir şey de duvara da tostlar. Ama bizim konumuz o değil. Yani ben hakikaten çok şey yapılabileceğini düşünmüyorum. Ama mesela Magic Wand olsa elinde ne yapardın? Yani hani ben destek veriyorum. Test hep destek tam destek.

Şimdi ben İstanbul'la ilgili bir şey şimdi 20. yüzyılda bir merkeze toplama şeyi vardı. Yani işte medya, sanayi, her şey tek mümkün olduğunca büyük şehirlerin etrafına ve içine yerleşiyordu. Şimdi artık böyle bir sebep için yapılmış şehirler de vardı. İşte Detroit gibi falan. Bunlar çöktü. Dolayısıyla şimdi bunları gördük. Şimdi geldiğimiz noktada şöyle bir şey düşünüyoruz. Ya aslında biz dünya üzerinde yeryüzünü o kadar minimum kullanıyoruz ki dip dibe.

>> Uçağa binince fark ettin bir şey oluyor değil mi abi?

>> Evet. Halbuki yani herkese bir dönüm arazi versen Türkiye'nin nüfusu 90 milyon misafirleriyle her aileye de 3 kişi desen ortalama.

>> 30 milyon hane.

>> 30 milyon hane. 30 milyon kilometre kare yer lazım. 30.000 kilometre kare bitiyor aslında şehirlerin şeyi. Peki hadi bunların bir de donanım diğer fabrikalar onlar bunlar şunlar yollar falan di 800.000'in kullanım biçimine bak.

Ben bunu düşündüm. Simsit oynarken düşündüm. Çok uzman düş ama bir dakika şey kanaatine vardım. Sallıyorum doğru mu bu? Bize şey ya bu Amerika'da çünkü böyle oraya gidince dedim ki bu yüzde olmaz mı? Petrolün pahalı olması yani ve bizim fakir olmamızla falan mı açıklayacağız?

>> Hayır. Şimdi.

>> Niye merkezde top? Mersin'e gittim ben bundan 10 sene önce. Mersin merkezi ufak. Ha Eminönü gibi yani. Orayı da öyle yapmış yani. Ufak şehirde de o dezorganizasyon var. Hani orada yayabilir, yayabileceği yerde de yaymamış. Bilinçli bir tercih var sanki orada.

Şimdi bu yayılma meselesi şöyle yani onu da tercih edebilirsin. Onu da tercih edebilirsin. Yani bir içeride bu.

>> Bize noktada bunu tercih etmişiz.

>> Aslında şöyle ya öyle değil. Mesela Karadeniz bölgesinde şeydir. Yani herkes kendi arazisinin içinde bir tane evdir. Yani öyle yerler de var. Ya şöyle düşün. Bir eline bir sürü kesme şekeri al. Şöyle bir serp. O meydanın olduğu yani orta kısımda biraz daha çoktur. Sonra giderek böyle seyrekleşir. Aslında doğru kurgu bu. Yani daha az metrekare kullanmak. Bakkal, çakkal bana yakın olsun. Ben gürültüyle rahat ederim. Keyfim olur. Birlikte bitişik seviyorum deosan orta kısımda toplanırsın. Daha biraz daha araziye yayılmak istiyorsan etrafına gidersin. Basit kesme şeker modeli bu. Bu da benim 40 yılımı aldı da kesme şeker.

Daha fiyakalı kesme şekeri Fransızcası ne? Anık kullan. Kesme şeker deyince böyle çok Erzurum kıtlama böyle bir.

>> Bu modeli sen yani böyle ifade et.

>> Hayır öyle görüyorum yani. Gördüğün sonuçta hep böyle köyden kasabadan bütün hep böyle perifet kenara doğru gittikçe işte daha büyük arazi kullanırsın. Ekilen biçilen arazinin içerisinde evin olur. Ama burada en önemli avantajımız yeni enerji kaynaklarını kullanabilecek kapasite olması. Güneş enerjisi, rüzgar enerjisi, kendi suyumuzu döndürmek, kendi bunlar da eskiden olan şeyler yani. Yani inşaat sektörü, yapı sektörü diyelim çok ilkel 100 yıllık bir şeyde durdu.

>> Ama rantçı sektörü tabii. İnovatif değil bence değil yani. Rantçı hani ne yapayım alayım, geliştirmeyeyim.

Şimdi biz mesela robotlar kullanarak 3D printer'dan binalar yapabilecek hale geldik. Robot kullanarak. Ondan sonra hem iş güvenliği açısından faydalı hem daha dayanıklı aslında aynı böyle örer gibi bütün sistemi bir robot. Peki printerı ne kadar bu yapacak?

>> He he he. Onu şey işçi haline dönüştürüyor. Onun şey layoutunu şeye giriyorsun böyle.

>> Hatta bir Sivaslı robotlar var.

>> Sivaslı robotlar mı?

>> Ya öyledir ya. Usta gibidir yani. Sıvacı var. Sivaslı.

>> Olabilir yani.

>> Yani dolayısıyla gelecekte çok köklü değişik.

>> Ama bu gibi bir şey olabilir. Siz mi kesin? Bu ilk robotlar değil de makineler çıktığında makineleri kırma şeyi vardı. Bunlara ludite diyoruz. Eğer böyle robotlar işinizi alırsa gidin bozun diye ben çünkü karşıyım bu tip şeylere. Çünkü insan emeğini artık.

>> Ama şöyle bak bu böyle emeğini almak değil yani. Yapılan iyi mi? Yapılan bir şey iyi mi? Gördüğün çok da böyle hayranlıkla seyret Türkiye gibi.

Doğru doğru. Teorik olarak hakkın ama Türkiye gibi.

>> Varsa zaten o kendisini korur. Sen zaten o dersin ki bu elemeyi müthiş bunun dersin yaparsın. Sen bir tane güzel böyle şey bazı taş ustaları var. Yeni yeni işte güneydeki ve batıdaki ev ihtiyaçları o yöne doğru yöneldiği için gelişmiş bir iki tane bölgede diyelim. Çatı.

>> He oralarda. Onun dışında sen bana şöyle hayran ulan bir çatı yaptılar hayranlıkla seyrettim diyebileceğin bir inşaat faaliyetini görebiliyor musunuz?

>> Yok yok onun mesela Barcelona'ya gidince şey mesela Barcelona gidince şey çıkıyor ya Gudi buradan çıkar çünkü zaten Gudi'nin gördüğü evde robotlar robotlar kimse rahatsız etmeyecek. Bir de işçi güvenliği yani iş güvenliği açısından da faydalı.

>> Doğru da şimdi Türkiye'de her şey yukarıya doğru servet ittirmeye döndü. Öyle bir şey olursa yani ortalıkta böyle 47 milyon EYT'li olarak 200 lirayla dolaşırız gibi geliyor. Ama bu başka bir konu dediğin gibi olabilir. Evet. Belki güzel bir şey. Şimdi deprem şimdi bak şöyle düşün.

>> Ha bir de evet deprem.

>> Şimdi iki senedir deprem konutlarını yapamadı. Yani bunu ancak robotlarla yapılab.

>> Niye yapılamıyor? Kalifiye işçi mi yok? Para mı yok? Yani orada.

>> Organize olamıyor. Yani şimdi konuyu başka bir tabii sosyolojik bir konu bu. Yani ben mimarlık üzerinden gelmişi, geçmişi, geleceği anlamaya çalışan birisiyim. Onun üzerinde anlıyorum. Diyorum ki bir toplumun organize olup olamadığını, kültürel birikimini bina üzerinden anlıyorum ya da sokağı üzerinden anlıyorum. Yani her türlü bakış açım bunun üzerinden gelişiyor. E şimdi bu bence en insanın ne diyelim? Bir arada olma koşullarını ilk koyduğu şey mimari diyelim. Yani bu işte birlikte yaşamanın kuralları. Tek başına da yaşasa ve onun bir terbiyesi var. Ve bu ustayla yapıldığı kadar kendisi de yapıyor. Çoğu insan kendi evini kendi yapar. Şimdi uzmanlaşmayla beraber bir de bu kayboldu. İki tane priz tamir eden babalardan başka geçmişten kalan bir şey yok. Yani kendi evini yapmıyor. Mimarsız mimarlık dediğimiz konu gelişmediği sürece mimarlığı anlamak da zor.

>> Mimarsız mimarlık ne demek? Ya mimara ihtiyaç duymadan bir evi yapmak için mimara da ihtiyaç mı var artık yani?

>> Yok mu? Ben desem bilmiyorum. Mimar dese daha iyi. Yok. Hayır yok yani. Artık bu kadarını da yapın yani. Zaten bu bunu yapmayınca toplum da mimarlıktan uzaklaşıyor. Sen ona diyor dokunma o onun konusu. Buna dokunma bunun konusu. E olmuyor öyle işte. O zaman bu artık insanın en basit barınma, savunma, biriktirme ihtiyacı için var olmuşum. Bir tane evi de yapamayacak mısın? Yani iki oda, oda yani o kadar da işte robotlar bu şeyi sağlayacak.

>> Ben çay yapamıyorum. Öyle bir şey söyledin ki şu anda beni sartsın yani. Benim ev yapabilmem ben.

>> Çay istersen.

>> He ya şunu mu diyorsun mesela? Şimdi Rönesans vardı çünkü Medich gibi commissionerlar vardı. Yani yönlendiren bir hani parayı veren adam bir mimarı mı yönlendirecek yoksa kendisi yapacak mı diye?

Şimdi şöyle benim bir ustam vardı Alpaslan Usta. Yani aslında konut mimarın konusu değil. konu sonuçta bir ustayla bir kalfayla senin kendi ihtiyaçlarına göre bütün o vernaküler mimari öyle bugün gidip bayılıp bayılıp bakılan insanların baktığı şeylerin hiçbiri mimar işi değil.

>> Vernaküler mimar ne? Yerel mimar.

>> Yerel ya ne bileyim işte Safranbolu'da bir tane bile mimar yok. Hep usta işi onlar yani.

>> Ama zaten bugün de o tip evlerde mimara imza attırıyorsun. O statiğine mığine bakıyor aslında yönetmelikten geçiriyor çoğu. O da komşu yani o da o da komşu yani aslında.

>> O da iyi yapıyor. Benim bildim öyle. Sen mimarlık eğitimi görmüş birisinin bir yapıyı yapabileceğini mi düşünüyorsun elleriyle? Yapamaz yani. O da bilmez. O da bilmez. Ben ilk Cengiz Bektaş'ta staj yaptığım zaman o zamanlar Ahmet Ertuğrul'un ailesinin yaşadığı, doğduğu işte Özbekler Tekkesi restorasyonu için gelmişti. Ben de ilk defa bir ahşap yapıyı Eyüp Usta diye bir ustayla beraber, oğluyla beraber üçümüz aşağı indirdik. Bozulmuş yerlerini yeniden inşa ettik mesela. Ben de o zaman gördüm ilk. Büyük bir şanstı. Yani şimdi mimarlık sadece böyle hani işte böyle kağıt üstünde tarihsel araştırmalar yapıp üzerinde bunların yapılır. Pratiği de olan bir şey. Ev yapmak öyle bir şey. Senin ilk hayatında işte bir duvar nasıl yapılır, bir mekan nasıl oluşturulur, ne nedir? O kültürü yakaladığın bir şey. En basit ilişkisi insanın. Yani.

>> Konunun özü aslında şu bu. Yani böyle mimarlara bırakılmayacak kadar toplumsal mimari bir konu. Sadece mimarlar yapmamalı bunu. Çünkü öbür türlü konuşamıyor. Ben şimdi şu anda bir sıkıntı yaşıyorum. Mesela yaşadığım en büyük en yakın arkadaşların bile mimariyle ilgili hiçbir şey konuşabilecek ne diyelim? Hani bilgi birikimine sahip olmayan.

>> O merakta da değiller değil mi?

Tabii değiller. Uzaklaşılmış bir konu. Onun için gelecek dönem nasıl şimdi insanlar yazmaya başladı bu yeni yapay zekayla ya da ondan önce işte internet üzerinden artık bir şeyleri yazmaya.

>> Tam yapay zekayı da çok kullanıyorsun. Buna inanıyorsun. Yani nasıl kullanıyorsunuz yapay zekayı? Yapay zeka bir mimar için ya da ne bileyim bir dizayner için de aynı şey ama bir mimar için nasıl? Ne tip? Çünkü sen değişik kullanıyorsun yani öyle bana şunu çiz diye kolaycılık yapmadığını bildiğim için.

>> Yok ben genelde o kısmı ona bırakmıyorum.

>> O kısmı ona bırakıyorsan işsiz kaldın demek değil mi? Ama destek gördüğümüz ya sonuçta bir temsiliyet üzerinden yani bir şeyi hayal ediyorsun. Bir şeyi temsili çizimleri lazım. Elle de çizebilirsin. Çeşitli görsel araçlar da kullanabilirsin. Onların güzel bir şekilde organize edersen onların gelişmişini yani gerçeğe çok yakın olanını çıkarabilirsin. Bazı bizim bazı şeyler arkadaşlarımız görüyor. Diyor ki ya bittim buradan yar alabiliyor muyuz haline geldi. Yani onu o kadar gerçekçi bir hale sokabilirsin. Ama benim yapay zeka ile ilgili kullanımım dediğim gibi işte bu ilerideki robotlarla beraber çalışma meselesini alıştırmak istiyorum. Şu anda mesela yönetmelikler de müsait değil ama şu anda mesela çok hızlı bir şekilde 2 günde, 3 günde bir evi bitirebilseydik mesela depremde hasar görmüş bölgelerde çok hızlı bir iş yapılabilirdi.

>> Maliyetler kurtarır mı?

>> Tabii tabii. Maliyetler kurtarır. Üstelik de yani her şeyi dediğim gibi yani aletle yaparken aslında sen de görüyorsun. Yani yönlendirebilirsin bütün isteklerini gerçekleştirebilirsin.

>> Onun başında bir süpervizör gibi şu bir de yani maliyet kontrolü de yapabilirsin. Onu şey olarak söy yapmayalım abi. İkili klozet koymayalım, tek koyalım falan. Yani çok farklı bir tarafı var. İkincisi bir de yapay zeka üzerinden şöyle bir şey var. E bizim şimdi 20. yüzyılda biz şöyle bir şımarık dünyada yaşadık. Üret. Üretebildiğin kadar depolayabildiğin sürece üret nasıl olsa alıcısı olur. Ama sonra görüldü ki ya bu şekilde yapılmaması lazım. Yani üretimle tüketim arasında bir bilgi alışverişi olması lazım. Ne kadar üreteceğiz, ne kadar üreteceğiz? Bir de her ülke her şeyi üretmeye başladı. E şimdi o zaman elimizde bir tane broken planet kaldı. Yani sonuçta bunun için şimdi senin öbür taraftaki komşu ülkende olmuş bir durum, üretilmiş, yanlış üretilmiş bir şey o hava sana durup sana geliyor.

>> Tabii doğru. Çernobil bir yani radyasyon bile geldi bize. Onlar.

>> Evet. Dolayısıyla bütün dünya hepimizin haber alması, bilgi alması, birbirimizi uyarmamız gereken bir durum haline geldi.

Tamam. Belli ki bir kısım hızlı nüfus artışı, para yani adam ev yapacak, bulduğuna çakıyor. Hızlı ev yapması lazım. Beşiktaş'tan kumu çekiyor, yapıyor falan. Bir kısmı böyle. Bu mimarı da ilgilendirmez. Peki.

>> Ben diyorum ki araziye yayılsın. Herkese bir.

>> Bunu uygulayacak var mı Türkiye'de? Çok güzel. Yani bizim mimarlık fakültelerimiz. Biz düşünelim de ortaya atalım da buradan bir yere geliriz herhalde. Ben söylerim yarın başka biri söyler öbürü söyler.

>> Yok onu anlıyorum da bizim mimarlık fakültelerimiz bu eğitimi verip ya da bu kalitede şeylerden yüksek miktarda çıkarabilir mi?

>> Yok.

>> Şöyle bir kere.

>> İlla birileri çıkart da.

>> Şöyle bir kere benim bildiğim yani mimarlık diğer mesleklerden biraz farklı olarak zaten sanatın içinde bir meslek farklı bir bakış açısı var. Dolayısıyla bu bakış açısından yüze portfolyo alman lazım. Y buna yatkın olmalı. İnsan sevmesi lazım. Özel şeyle almıyor değil mi?

>> Hayır. Yok ile giriyor.

>> Nasıl matematik sorusu yapı giriyorsun o zaman? Zaten siz şeye indirgenmişsiniz ya. Teknik mühendis gibi bir şey olmuşlar.

>> Tabii. Onun için biz yeniden akademik. Tabii doğru. Benim bir arkadaşım vardı Tunç. O mimarlık yazmış.

>> Çocukların parasını alıyorlar hiçbir şey öğretmiyorlar.

>> Ama öğretemez ki. Benim bir arkadaşım yazdı üniversite bunda. Dedi ki onu sen düzgün çizemezsin. Otoket yapıyor onu falan dedi. Gitti bir sene okudu geldi. İyi de puan yapmış ya. Bende olmaz. Bazısında olamaz mesela. Ya bu bir beyin çalışma biçimi. Bazısı vizüel olarak anlamlandıramaz ya. Ama onu böyle şey.

>> Ya sanayi devriminden beri böyle işte sanayi devriminden sonra hızlı fabrika, hızlı yol, hızlı köprü hani mimarların böyle bir biraz senin böyle durduğun gibi öyle düşünerek durması mümkün değil. Onun için işlerinde biraz daha böyle matematiği kuvvetli, mühendisliği kuvvetli olanlar mühendislik üzerinden yürüyor ve hatta mimarların yetkisi bile mühendislere geçti ki yapılsın. Tabii tabii. Mimarların içinden çıkmadır mühendislik. O ilk hocaları gene mimarlardır. Yani şehircilik de öyle. Ama eskiden o mimarlar da eskiden mesela şeyden çıkıyor. Böyle kale mimarı diye ayrı şeyler var. Askeri bir yolu falan filan da var.

>> Zaten askerlik mesleği.

>> Değil mi? Onun mesela itansi matematik.

>> Tahkim tahkim.

>> Arşivlerde şey diyeceğim. Matematika diyorlar onlara. Kale yapıyorsa.

>> Tabii tabii.

>> Çünkü adam bir geometrik proporsiyonlarla.

>> Zaten ilk başlarda mimarlık böyle ev mev işi yapan bir adam değil.

>> O yüzden öyle dedin sen. Çünkü aslında ev yapma işi.

>> Usta işi.

>> Usta işi mimarı çünkü büyük bir komplekse de gerek var. Buu böyle komplike hale getirdikçe o zaman bu mimara ihtiyacın olmaya başlıyor. Ondan sonra.

>> Ya da fazla mimar mezunu verirsen oraya da mı saklıyorsunuz? Belki de o yani hani bir iş kolu olarak.

Ya şimdi mesela şöyle bir şey var. Mesela ben gelecekte ya mimarlık gene devam edecektir ama bu şekilde değil de ama mesela mühendisliğin giderek yapay zekayla birlikte kaybolacağını düşünüyorum.

>> Ama bak eskiden mesela şöyle bir 19 yıl Avrupa şehrine baktığında trenle beraber bir travma yaşamış ve bunu çözmüş. Çözememiş mesela. Çözmüş. Şehrin merkezine tren geliyor. Böyle bir şeyi çözmüş bir şekilde oraya bir şey bir Sirkeci getirmiş. Onlar işte gardın orada mı gardın neresi oraya getirmiş. Şimdi bizim şehirlerimiz tren şehirleri değil aslında. Otomobil şehirleri. Yani otomobille büyüdüler. O yüzden de bambaşka. Avrupa'dan da örnek alamıyorsun. Yani Avrupa onu bir şekilde çözmüş. Çünkü tren çağında çözmüş. Yani Paris, Marsilya, Londra hepsi trenle ulaşım yapıyormuş. Ama biz arabayla böyle mesela hızlı büyüyen 20. yüzyılda bu soruna bir tarihsel bir kronolojik bir sırası var. Bu kronolojik bir şey yani sonuçta bunların olması. Şimdi aradan bunları çıkarttığın zaman o nonkronolojik bazı şeyler olmuyor. Yani mesela o gelişmeden onun üstüne atlayınca bir sonraki nedir? En iyi bunun en gelişmişi nedir var ya Türk pragmat.

>> Evet. Evet. Demir hocam kamera en gelişmişini al. Alex al 4K çekiyor. En yenisindedir.

Şimdi o aslında bir proses sonucu oluşan bir şey. Yani öbüründe ne oldu da niye çalışmadı ya da ne eksik oldu da ne oldu? Şimdi birdenbire böyle hep şu oluyor. Şimdi belli bir yere kadar aslında her şeyin yenisi avantajlı oluyor. Şimdi 100 sene önce yapılmış bir şehir altyapısıyla bugün sıfırdan başladığın bir altyapı savaşlığında aynı noktada öbürü yorulmuş. Burada sen yeniden sıfırdan kuruyorsun. Mesela diyorlar ki mesela İstanbul'un trenler çok temiz. İşte öbür New York sen şimdi onu tepe tepe kullanıyorsun. Bizde metro arer gibi çalışıyor.

>> Ama mesela metro istasyonlarının orayı mesela sanatsal bir şeye dönüştürebilirsin. Giriş çıkış bir şey. Şimdi onların hepsi gene fen işleri ve inşaat dairesi tarafından yapılıyor. Yani orada aslında mimarları kullanabilir, mühendisleri daha iyi kullan. Boğaziçi durağı var, yeni kapıda var. Bence çok güzel değil ama var. Birkaç yerde denedi. Başladı diyelim yani.

>> Ama işte sorumluluğu fen işleri ise ne kadar.

>> Sen diyorsun beni seçtiniz mi ben siz bir şeye karışmayın evinize gidin. Nümayiş bile yapmayın. Hiçbir şeye bulaşmayın. Aleyhte de konuşmayın. Ben hepsini yapacağım. Siz bana sadece 4 yılda bir oy verin. Ben devam edeyim. Şimdi böyle olduğu için o zaman yani mesela mimarlıkla konuştuğumuz gibi toplum bunlara kafa yormadıkça, bunların içine katılmadıkça yanlış bir karar bile olsa bir referandumla almanın bir lezzeti vardır.

>> Ya onu şey yapmışlardı otobüslerin rengi için bir kere yaptılar böyle ıvır zıvır dandik şeylerde.

>> Onda da kötü bir renk çökmüş yani. Çok da güvenemiyorum insana.

>> Olabilir. Bakın bu bu şöyle bir şey var. Geçenlerde bir konu oldu. Biz bunu Bager'le konuştuk. İskandinav kökenli bir boya firması. Mal satacak ya sonuçta. Türkiye'de bir araştırma yapmış ve Türklerin sevdiği renkleri seçmiş. Aman Allah'ım yani o kadar işte o bozuk gül renginden böyle tam şey bejin acayip acayip bej renk yani o kadar kötü ki seçilen şey ama o kataloğa baktığın zaman bir Türkiye mozaiği görüyorsun. Mozaik neyse yani bütün şehirler ondan yani aynı tonlar. Kahverengi gri işte ondan sonra.

Takım elbiselerde olur ya lise müdürü takım elbiseleri değil.

Tabii tabii.

>> Yeşilin en çirkin.

>> Ve böyle bir şeyler alıyorsun ya. Diyor ki mesela boya firması sonuçta boya satacak. Yani Türklerin zevkinde. Bu bir şey çıkarmış. Yani sonuçta bir bugün Türkiye'deki renkleri çıkarmış. H bakıyorsun aman Allah'ım biz böyle ya hakikaten de böyle yani seçilen renkler ve değerler bunlar. Renk sevmiyor genel olarak yani 3-4 tane renk üzerinden karar vermiş.

>> Mat koyu ve ölüm.

>> Aynen. Şimdi dedik ki bunun üstüne bir şey yapalım. Bozkır işte yani bozkır yani oradan.

>> Bunu basit müdahalelerle nasıl değiştirebiliriz? Bir şey katarsan nasıl olur? Öbürü katarsan ne olur?

>> Gerçi oradan da herhalde biraz sanatta oradan da bir şey çıkarabilmek mi?

>> Tabii.

>> Yani değil mi?

>> Zaten bence çok zaten çok güzel bir noktaya geldin. Burada da şöyle bir şey var. Biz mimarlığı konuşuyoruz ama sanat tarihi, sanat kültürü dersleri olması lazım. Bizim zamanımızda bir miktar vardı. Şimdi toplum bundan kopunca yani bunu sadece yapılabilir bir iş olarak değil. Yani bunu hayat, senin hayatını inceltecek, keyif verecek.

>> Ya o o kadar şey ki bu eskiden zordu. Kitapları falan anlaşılmazdı. Şimdi YouTube var. Her şey görsel. Ya basit bir sanatla ilgili ki benim yani hiçbir alakam yok. Ben bir sosyal bilimciyim ama normal şehirde yaşayan çok da derinebildim işte ama yani çarptığın şeyi de öğrenme kardeşim. Yani hani böyle akımlara özelliklerini eserleri ezberle demiyoruz ama yani bir hani bizim insanımızda ödemin içine bunu nasıl yerleştir? Bir düşün yani hani bir kafanda hani her gün siyaset düşünüyorsun ya kafada bir futbol var ya kimse takım çalıştırmıyor. Hayatının bir parçası çalıcı siyasetçilerle gazeteciler çoğu da arkadaşımız ve ben söylüyorum yani diyorum ki hani yani mesela bakıyorum yani çok zeki bir kadın gazeteci şimdilerde YouTube'da mesela üstelik de eğitimi de buna benzer bir eğitimden gelmiş. Yani mutlaka başka bir ülkede okumuş işte Liberal Art kurmuş yani biliyor yani biraz olayı. Yani sen 4. sınıf bir milletvekilinin söylediği bir sözün üstünde bir saat konuşuyor. Ben şunu söylüyorum mesela şimdi Fatih'ten önceki Fatih Altay'dan önceki gazetecilerde o deformasyon doruk noktada. Onlar kendilerini haftada bir gün mesela işte pazar günü aşktan bahsedelim falan diye gazete köşelerinde bir şey yapıyorlardı. Sanatla ilişkileri de aşk üzerinden de diyelim ya da birle ilgili bir şey yazarlardı. Şimdi Fatih'in bilim veya tarihçilerle kurduğu ilişkiyle beraber hem kendi dönüştü hem o konuyu dönüştü.

>> Merak ediyor canım. On onu atmak çok zevkli.

>> Evet. Ve.

>> Gerçekten ikna.

>> Y nesilde bir bir bağ kurdu. Şimdi kültür sanatla ilgili programlar yapacak galiba. Dolayısıyla şimdi ben üzülüyorum yani öyle gazeteci arkadaşlarımıza geldi. Pırıl pırıl insanlar sen niye Aydın milletvekilinin saçma sapan bir lafının üstüne bu kadar programa yazık yani enerjiye yazık yani.

>> Burada şey de var. Ben bunu çok düşün.

>> Bunların üstüne gittikçe onlar da bir bugün ben ne laf edeyim diye bakıyor.

>> Ben bunu sadece gazeteci için değil Türkiye'de kanaat önderleri Twitter'ı düşünelim ama gazeteciler de dahil. Ya bir gün bir film paylaşın. Bir gün biriniz bir oyundan bahset. Tiyatro oyunundan. Bir bilgisayar oyunundan bahsedin. Bir binadan bahsedin. Bunu bunu yapan kimler vardı? Hiç sevmem. Hıncal Uçak arada yapardı.

>> Evet. Evet.

>> Yani birkaç kişi daha vardı böyle bir şey bir sinemaya gider onu yazardı. Böyle bir şey yok.

>> Evet.

>> Ben bunu Halk TV'de söyledim ya. Böyle anlatıyor Türkiye kötü ya. Senin niye kültür programınız yok? Onu söylediğin zaman da diyorlar ki şimdi konjonktür uygun değil. Abi ben 40 senedir böyle.

Hocam onlar pırıl pırıl diye anlattın da şimdi o tamam pırıl pırıllık başka bir şey ama bizde kamusal entelektüelin derinliğinde bir problem var ama bazılarında biliyorum var bu onlar da iş yapmayı öyle öğrenmemişler bunu böyle bir konu dışı bir huyu var mesela aslında izlemek isterim dinlemek isterim mesela sinema programı adam tarç sinema programı niye izliyor merak ediyor önemli değil ya da işte bir adam saatlerle ilgileniyor bir şey yapıyor merak ediyor ya da Fatih Altaylı bir şey yapıyor bu yönünü Türkiye izin vermiyor işte sadece siyaset konuşuyor onun dışında kürekli gündemle ilgili YouTube'da mesela sen bak sen yapıyorsun. Şimdi ben bunu şunu demek istiyorum. Yani artık biz buna mimarlıktan çıktık yolda da geldiğimiz nokta şu. Hiçbir meslek artık eskisi gibi eğitim türünü sürdürmüyor. Artık yeni bir şey var. Biz artık yeni öğrencilere, yeni mimarlara sen ne düşünüyorsun diye soruyoruz. Yani seni ne rahatsız ediyor? Sen neyin üstüne gitmek istersin? Eskiden sistem vardı. O sistem aktarma sistemi üstüneydi. Ondan sonra dolayısıyla bunları bunları öğrendi. Onlar onları yaptı. Şimdi gördük, geldik 20. yüzyılda artık ne görelim. Şımarıklığın en büyük boyutları yaşandı. Her şeyin en uzunu, en büyüğü, o su busu yapıldı. Elimizde bir tane kırık dünya var. Şimdi onu nasıl tamir ederiz diye bakıyoruz. Dolayısıyla burada bu böyle ahkamlarla olacak bir şey değil. Hep beraber.

Onun için de biraz en azından belli temel noktalarda bir fikir sahibi olacak kadar ama bunu yönlendirme yönü de var. İşte adam yönlendirecek yani kamusal entelektüel diye bir şey var. Sabah akşam aynı şeyi konuşuyor. Ya ulan 6 gün sıkılmıyor musunuz? Bir günde yani ya yapmıyorlar ya şey ama Türkiye'de bu Amerika sistemi de çok tık oturdu. Adam diyor ki Amerika'da da öyledir. Uzmanlıklar vardır. Adam onu da bilir. Onun dışında yani çok iyi bir atıyorum kendi alanında süper bir adamla konuşursun ve hayatla ilgili naif hiçbir fikri olmayabilir. Ama artık hangi konuda mesela ekonomi ne var mesela? Ben bilmiyorum yani ekonomide çok mu iyi? Yok mesela.

>> Değil değil işte onlardan geldi buraya da zaten ama yani en azından bir arz taleple bilmezse.

>> Ya tıpta çok iyi diyor mesela bildikleri şeyler ekleme çıkarma onlar üst.

Evet tek mesele işte şey tesisatçı gibi yani aslında ona döndü evet doğru sen de madem bu tavrı da yıkıyoruz aslında ben gidince çok çok büyük kurumların çok çok büyük isimlerin ve onların öğrencilerin.

Aslında çok da bir şey bilmediğini yani teknik noktayı yaptığını bazen mesela şöyle bir şey diyor ki mesela ya sen mimar olarak bütün bu gördüklerine karşı şey olmuyor musun işte göz acımıyormuş. O ben diyorum ki sen ne iş yapıyorsun filan? E sen mi.

>> Senin gözün acıyor ya di görmüyor ya.

>> Tabii evet doğru diyorsun.

>> Ama biraz da şey punching bag gibi oldu ya genelde böyle şey demek hani Türkiye'de diyelim işler yolunda gitmiyorsa İstanbul'un kaosu mimaris mimari alanı biraz böyle mimarlar da biraz sopalanacak bir meslek gibi hani en rahat size yükleniliyor aslında.

Acı onlar da acıyı seviyor. Evet. Onlar da onlar da kabulleniyor. Şikayet şöyle bir şey var. Şimdi mesela kimse bir şey demiyor.

Mimarlar odasında da anlaşıl olarak anlaşılmasın da mesleğinin sorunları var. Bu mesela işte bu portfolyoyla yani bu işe meraklı insanlara öncelik tanınması. Çünkü YÖK'le seçtiğin zaman onun için veteriner olmakla tıpa gitmekle başka bir şeyle mimarlık arasında bir şey yok. Mimarlık biraz daha böyle hem sanatçı gibi olacaksın işte hem içinde biraz bazı şeyleri olacaksın. Yılmayacaksın yani biraz fazla çalışmayı sev. Certain set of skills istiyor öyle herkes yani sadece iyi çizgi çizen de yapamaz. Biraz matematik.

Bilin neyse artık değil mi? Organizatör olacaksın, ikna kabiliyetin olacak. Bunların da geliştirilmesi lazım yani. Biz akademide öyle dersler de yapıyoruz. Bazı tiyatrocu arkadaşlarımız handling custom...

"Tabii tabii, öyle bir şey gerekiyor."

Ama 16 yıldızı da var. Mesela Michelangelo, biraz deliye yatan, yani böyle çok garip hareketleri olan bir ben. Hani hep kıllanmışımdır, "papaya iş yapıyorsun ve karışmasınlar diye böyle biraz ne bileyim sanatçı modelini ilk çıkaran o, ilk süperstar sanatçı Michelangelo." Belki böyle şeyler de hani biraz da müşteriyi de, müşteri derken komisyoneri yani, bu size o adamı da ikna etmen bir şekil değil mi?

"Tabii ki bunun yani özelle tüzel arasında farklar var. Yani özette şöyle bir noktaya geliyor. Bize Mimarlar Odası'nın ilgilendiği mesela herhangi bir belediyedeki sendikal bir konu mesela onu daha çok ilgilendiriyor. Abi bizim burada başka meselelerimiz var. Önce şuraları bir toparlayalım."

Yani bizim mimarlar odası da sendikal bir seçim olduğu için mesela şuna ikna edemiyorsun, "ya toplasan 30.000 kişiyiz. Ben aynı zamanda İngiliz Mimarlar Odası üyesiyim, Amerikan Mimarlar Odası üyesiyim. Birçok konuda biz online üzerinden oylama yapıyoruz. Ya bu çok kolay yapılabilir. Seç... seç birisi seçilecek ya da işte başkan seçilecek. Buradakilere oy o zaman kişi gidiyor, o çevre gidiyor, onlar oyluyor. Bu seçim hocam."

Çok güzel. Meydansız toplumdan sonra ikinci içeride konuş, konuya da girdik. Örgüsüz toplum. Yani biz aslında süreçlerin parçası olmuyoruz. O yüzden de Türk siyasetinde de şey vardı. "Biri gelecek bizi kurtaracak." Yani o herkes olabilir. Yani o 3 ay öncesine kadar beğenmediğim biri de olabilir. Tanımadığım biri, "biri gelsin kurtarsın." Niye? İş olurken en güzel bu apartman yönetimlerine göre, apartman yöneticiliği birine kalır. Kimse onun üstüne almak istemez. Yani biz aslında demokratik süreçlerin falan parçası olmak istemiyoruz. Katılımcı olmak istemiyoruz. Sen bunun problemin bir parçası olduğunu da düşünüyorsun. Burada da var abi, 1500 kişi oy kullanıyorsa bir zahmet herkes gitsin, oy kullansın ama gitmezler. Doğru mu? Bütün Türkiye'deki derneklerin böyle problemi var.

"Abi orada bir korup vardı. Rehberlerde falan da vardı bu. Bende öyle bir şey. O biraz çözülüyor orada."

"Bazı laflar böyle çarşaf liste falan."

"Tabii ya. Çarşaf liste ne? Oksim yani ya da liste çarşaf olmaz mı? Nasıl olacak ki? Listeler böyle tek bir parça dur ona da bir var. Neyse yani biz örgütleneceğiz. Örgütleneceğiz deyince bile bir sürü insan acaba bu adam ne diyor diyecek. Çünkü bizde örgüt kriminalize edilmiş bir laf." Seninle benim anlaştığım ve üstüne de çok konuştuğumuz bir konu. Ya bir şeyin iyi olmasını istiyorsan onun bir parçası olacaksın.

"Tabii. Mesela son şöyle bir şey söyleyeyim. Mesela şimdi biz Nişantaşı o tarafta oturuyoruz. Nişantaşı bir birkaç belediye öncesi belediye başkanıyla beraber bazı yerlerin yayalaştırma projesi oldu. Biz de onu destekledik tabii ki. Şimdi yayalaştırdığımız sokakta iki tane inşaat oluyor aynı anda. O zaman zaten o yayalaşmış olmuyor ki yani ikisinin. Şimdi doğrusu mesela mahalleye de sorulmuyor. O gidip parasını yatırırsa ya bir dakika bu inşaat olsun mu olmasın? Bu inşaat ne zaman başlasın? İki inşaat yani en azından biri biter, biri başlar. Yani şimdi bu buna benzer bunlar basit kurallar ama basit konular ama bu basit o bisiklet yolu, o bisiklet yolu olsun mu olmasın mı yani toplumu bu tür kararları üretmeye davet etmek lazım."

"Davet edilince de apartman yönetimine gitmeyen adam gider mi? Orada da biz..."

"Ama genel alışkanlıklar olmamasından ben yeni nesil için konuş. Bunları konuşmuyoruz zaten burayı şu anda demiyorum."

"İşte yani..."

İdeal bu sistemin işlemesi için bununla ilgili bir fikir de yani iyileşme istediğiniz noktada şöyle özetlersek bir kere temel birkaç bir şey bilmekte zararı yok. Bunun için de Askeder okumana gerek yok. Senin işte dediğim gibi vakıf var, işte YouTube var.

"Ben ben sana bir şey söyleyeyim. Mesela Türkiye'de inşaatların zeminle ilişkisi yani o mesela kaldırımların bu halde olmasının sebebi orada bir kabul edilmiş bir kod yok. Şimdi çok basit bir şey söylüyorum ama orası muallakta. Gidip belediyedeki o işte görevlilerle yürütüyorsun bu konuyu ve orada bir kod tespit ediyor. Bir kod alıyorsun. Şimdi o kodların hepsi yanlış. Yani daha orada bir anlaşmazlık çıkıyor. Yani bina yerleşemiyor. Yerle ilişkisini kuramıyor. İkinci konu ya böyle şimdi burada da vardır belki ortada kalmış bahçeler var mesela bazı yerler değil mi? Şimdi o bahçeye ulaşamıyoruz. O bahçe bir şekilde duvarlarla çevrilmiş. Halbuki oradan bir yerden girsen içeri o bahçe hepimizin kullandığı güzel bir yer haline gelir. Ya böyle çok basit böyle temel şeyler var. Yani bu böyle bizim böyle bu saatlerce burada konuşmamızda çözülebilecek meseleler değil. Bence çok zevkli. Ben tabii hoşuma gider böyle konuşmalı olsun diye ama bunu birlikte düşünerek yani böyle küçük mahalle komiteleri işte bir sürü şey yani kimin önce devleti aliyeyi bunlar cumhuriyetle beraber yönetimlerin olduğu yerel yönetimlerin işte bakanlıkların il idare müdürü bilmem ne falan filan devletle o ilk tek partili dönemde askeri ve mülki erkanla halk arasında bir şey vardı bir border işte çok partili şeyle biraz daha o belki şey şey oldu ama değişmeyen bir sistem var. Seçilen, atanan otobülerini atıyor. İşine karıştırmayı sevmiyor. Onu bir zayıflık olarak görüyor bu iyimser bakış. İkincisi onu kendi o aynı kafa devam ediyor. Yani orada bir şey var. Orada bir problem var. Yani aslında sokakla ne uğraşıyorsun? Yani sonuçta sokak buradaki sokaktakiler bir araya gelseler ya. Ben daha temelde bir şey söyleyeyim. Mesela bazı yerlerde böyle 1 milyon dolara satılan 2 milyon satılan yerler var. 300 lira çöp vergisi veriyor. Onun adı bir de şikayet ediyor. E sen öyleysen, e bir bu kadar para sen satacaksın. Yani senin sokağın sonuçta."

"Evet. Onu anlamıyor. O kendi emlak değerini yükselttiğini anlamıyor ya."

"Onu. Onun evet. Bu yani Bodrum'da da karşılaştığımız bir şey."

"Çok enteresan bir şey. George Down'da oturanlar metro oraya gelmesin diye 1000 tane oyun yapıyorlardı. Çünkü metro gelince emlak fiyatları düşüyormuş. Metro geçmezdi oradan."

"Neighborhood community diye bir şey yani."

"Çünkü her şeye belediye yetişemez. Ama bunu da tabii bir alt örgütlenme olarak görüyor. Belediyenin baltaladığını biliyorum ben. Böyle yapılmış yerler var."

"Biz acaba öyle örgütlensek gidip şey terzi fikri gibi sonuçlar verir miyim?"

"Bizimkiler öyle bir altta bir şey yapsak on sadece siyaset mi konuş?"

"Birbirine şey diyemey yani birbirinin aslında çaresizliğini söyleyemeyecek bir noktaya gelmiş. Sen bunu yapsan bu mesela Nişantaşı'a yapıldı. Bu aslında yapılınca yönetimin de hoşuna gidiyor aslında yani. Çünkü..."

"Ama ilk başta mesafeli."

"Tabii. Çünkü o neighborhood yani o mahallenin sahip çıkması iyi bir şey yani. Kendi değerini artıran bir şey."

"Dışarıdan da şimdi müdahale geldi. Şu anda burada..."

"Fenalık geçireceğim yani."

"Fenalık..."

"Yani motor sesi, korna..."

Motor sesi, korna sesi, şey sesi bir şey var. Türkiye temen olarak ya kafaya gidiyorum saat 10-11 tek başıma kahvaltı ediyorum. Her gün gittiğim kafe bangır bangır müzik çalıyor. Sahibi "bir dakika dedim çalım ya. Bunu niye çalıyorsun?" dedim. Türkiye çok gürültülü, Türkiye çok kalabalık.

"Türkiye çok ama abi Hindistan değil mi? Şimdi Hindistan'da sınavda sınavda adamlar böyle yukarı kopya atıyor. Hindistan değil mi? Tansiyonum çıkıyor benim inanılmaz."

"Ama horn mi yazıyor ya arabanın üstü horna deniyor ya."

"Hayır sadece ama bak her nereye bakarsan yani böyle genel bir kaos var."

"Adam bak kaosun olmadığı yere..."

"Ya bizim bak Nişantaşı'a hemen arkamızda bir inşaat başladı. Ustalar başka bir yerden gelmeye ve yetişme insanlar. Yani telsiz kullanmadıkları gibi bağıra çağıra bir bütün biz kapıları, pencereleri kapatıyoruz, açıyoruz. Diyorum ki bir konuşayım mı, konuşmayayım mı? Ama şimdi şeyi de tanıyorum. Müteahhidini de tanıyorum. O kadar ilkel bir çalışma yapıyorlar ki Nişantaşı'ın ortasında inşaattan anlayan birisi olarak..."

"Yüreğim kan ağlıyor diyorsun."

"Yani vakit kazandırabilirsin ona. Daha başka şey başka yöntemler kullan. O kadar ilkel bir şekilde çalışıyorlar bir de bu a u a yani bütün ses patlıyor. Oraya gidiyor buraya gidiyor. Bir beton dökme seremonisi var. Türkiye'nin en sevdiği şey beton dökme."

"Evet. Bayılıyorlar."

"Ama bak bu dediğimde hakikaten ya buna lütfen dikkat etsin insanlar. Abi sessizliğin, harmoninin değerini bilin ya. Yani o kafede o müziği açma. Tamam. Trafikte yapamıyor olabilir abi. Bazı yerlerde hakikaten yani biz hani sistem değil kendimiz de üretiyoruz onu. Adam o gürültüyü istiyor yani. Hani oturuyor çocuğa diyor aç arkaya da biraz ses olsun diyor ya niye ses olsun anasını satayım ya? Ses olsun ne ya? O yüzden gençler önemli. Bu pratikler yerleşti mi çöp abi ondan sonra değiştiremiyorsun. Değmez yani onunla uğraş. Bu yüzden de şimdi biraz da vakfından bahsetmek istiyorum. Yani çocuklar burada hani çünkü eğitmek istiyorsun. Bir de kitabım var. Onu da koyduk. Buraya bakamadık ama göstereyim. Less or more."

"Ne anlatıyorsun kitapta?"

"Ya aslında ben kendimi nasıl inşa ettim diyelim. Bütün bu biraz önce konuştuğumuz karmaşanın içinde ve ne aktarılabilir? Neler burada gelecek nesillere ve benim bulunduğum dönemde neler oldu? Neler bitti? Bir tür tarihe tanıklık aslında. Ve şimdi ben bunun üstünde ikincisinin üstünde çalışıyorum. Bu kitap yazmak da bir tane yapınca yetmiyor. Yani devamlı yapmak istiyorsun. Çünkü orada anlatamadık, buradan anlatamadık diye. Ben bunu biraz yapmayı geciktirmiştim. Çünkü daha biraz daha inşa edelim ama inşa etmenin de sonu yok. Yazmanın da sonu yok. Güzel noktalarda aslında bir es verip bir dakika geriye dönüp ileriye bir mastar olsun diye yapmak gerekiyor. İkinci kitap da bunun üzerinden şimdi ya ben bu 20 sene oldu dünyada gene bir sürü şey oldu. Özellikle yapay zekadaki gelişmeler hep oraya gidiyoruz ama yani yeni robotik sistemlerle yeni inşaat teknolojisi. Çünkü inşaat teknolojisi çok geri kaldı diğer şeylere nasılan. Yani bir de nostaljik bir tarafı da var. Yani böyle bir şeyi de var. Hani böyle hatıra üretir dedik ya onun gibi böyle hani zaman geçtikçe lezzeti artan bir tarafı var. İyi bir hisse zamanla oluyor. Hatta benim bir tarihçi arkadaşım var. Der ki 25 sene olmadan binaları konuşmayalım. Yani daha boyası kurumamış. 25 senede boya anca kuruyor gibi. Biraz üstünden zaman geçmesi gerekiyor ki üzerinde konuşulsun. Şimdi bugün biraz böyle bir mimarlık pornosu var tabii. Pinterest obu falan filan üzerinde tam bir pornografi. Sadece fotoğraflardan hareket eden ama bir yapıyı anlamak, dinlemek bana da uzun gelirdi eskiden ama şimdi geçtiği için 25 yılı geçen binalarım olduğu için onu değerlendirmek daha zevkli oluyor."

"Buradaki projeler senin projelerin mi?"

"Bu Beşiktaş'taki balık pazarında..."

"Sen mi yaptın bunu? Vallaha çok çünkü ben yurt dışına bir şey..."

"En çok en çok bilinen ben aslında bir şey söyleyeceğim. Ben en çok aslında bu kamusal yani ortak kullanım alanları üstüne çalış çok şey çünkü 19. yüzyıldaki bu İspanya'da falan İspanya'daki pazarlar çok güzeldir ya. Barcelona'daki Madrid'deki hep içim çekerdi ve bu çün çok çevresini değiştiren..."

"Tabiiş önce Kadıköy'de bir tane yeraltı tuvaleti vardı şeyde Kadıköy..."

"A çok hizmeti dokundu bana oraya. Tabii tabii. Orayı sen mi böyle iki yerden şey jetonla girerse şey de tabii tabii."

"Orası böyle bunker gibi..."

"İlk. Evet ilk görünce aklıma ikinci gelen bu olması beni üzdü. Yalnız..."

"Bir de ne var biliyor musun?"

"Ya? Baktı ve bu adam ne kullanılır? Yeraltı tuvaleti çok doğru."

"Neden biliyor musun? Şöyle mesela Esma Sultan da öyle."

"Esma Sultan zaten muhteşem bir şey hakikaten. Onu ya ben baktığımda ilk gördüğümde dedim ki bunu ne yapacaklar kim bilir? Hakikaten çok güzel bir örneği oldu. Bence öyle yani."

"Tabii. Şimdi mesela hiç Divan Kuruçeşme yolun..."

"Orada ne yaptığını da özetleyelim. Orası bir harabe de denmez de iskelet halindeydi."

"İskelet halindeydi. İki iki düşünce var. Yani bir otel olarak hizmete açmak. Bir de böyle bir şey için zaten bu daha karlı. Bir de bu daha iyi bir karşıtlık yarattığı için."

"Evet. Şimdi kitap yurdu ile Emrah Safa Gürkan seçkisi bölümüne geldik. Perseus, Heracles, Oidipus, Bellerophontes, Theseus. Bu isimleri hep duymuşsunuzdur ama genelde bunların kim olduğu pek bilinmez. Sadece belirli kültür ürünlerinde, şarkılarda, filmlerde, tiyatro oyunlarında geçer. Ama bunların kim olduğunu pek bilmeyiz. Duymuşuzdur. İşte bu Yunan kahramanlarını anlatan çok okuması rahat, eğlenceli bir kitap tavsiye edeceğim. Evet, kitap yurdu ile bu bölümün kitabı Stephen Fry'dan. Kahramanlar, Ölümlüler ve Canavarlar, Arayışlar ve Maceralar. Bütün bu Yunan kahramanlarının hikayesini oldukça güzel bir dilde anlatıyor. Zaten Stephen Fry aslında bir komedyen. Belki shortlarda falan görüyorsunuz ama 80-90'lı yıllarda çok meşhur bir parodi yapıyordu Hor ile Doctor House'la. A Bit of Fry and Lory diye yazarsanız shortlarda görebileceksiniz. Ama kendisi aynı zamanda bir yazar ve İngiliz dili edebiyatı mezunu. Klasikler üzerinde bir uzman ve hakikaten büyük bir etkinlikle de yazmış bu kitabı. Çok da güzel bir çeviriyle bize sunmuşlar. Kahramanlar Yunan mitolojisinin bu önemli figürlerini bize oldukça eğlenceli, kişisel akıcı bir dille aktarıyor. Herkese tavsiye ediyorum. Aslında kitabı iki cilt. Bir ciltte Truva Savaşı anlatıyor ama Truva Savaşı'nı az çok biliyoruz ama diğer bu yan kahramanları belki Oidipus hariç hemen hemen hiçbirini bilmiyoruzdur ya da hikayeleri karıştırıyor olabiliriz. Bize derli toplu çok güzel bir özet veriyor Stephen Fry'dan Kahramanlar kitabı. Bunları bilmek neden önemli? Dediğim gibi tiyatroda, sinemada karşınıza çıkabilir. Bilimde de karşınıza çıkabilir. Oidipus kompleksi ya da Oedipus kompleksi işte Elektra kompleksi. Freud özellikle Freud ve Jung bunları çok kullanmışlardır psikolojide. Gene tarihçiler, bazen edebiyatçılar buradaki hikayelerden mecazlar, alegoriler, kavramlar üretirler. Bunları bilmek lazım. Batı kültürünün çok önemli bir parçası. Bu kavramlar, bu mecazlar, bu alegoriler diyorum. Sponsorumuz Kitap Yurduna teşekkür edip bu kısmı kapatıyorum. Bilgide hala bu sosyalin önemli olduğunu. Ben tanıdığım insanlardan çok şey öğrendim."

"Doğru."

"Bugün senden de çok şey öğrendim. Umarım bir gün iade olur benim hiç..."

"İadeyi ziyaret yapacağım. Ben hiç kendi öğrenmeyeceğim hiç kimseyi buraya çağırmamaya şey yapıyorum. Kendi çünkü sıkıldısam çok belli oluyor. Gerçekten zevkle dinledim. Çok değerli bir iş yapıyorsun. Benim kafamdaki bazı soruları biz içeride konuştuk. Bundan sonra da konuşacağız. İlerleyen günlerde de konuşuruz."

"Senin kültürel yapında ve beyninde yani bu aslında bu konuları konuşmuş bizim için keyif. Çünkü biz de zaten aslında bunu senin gibi üstün kabiliyette olan insanlar olursa daha çok mutlu oluruz."

"Abi ben orada şuna inanıyorum. Bana biri iyi anlatsın mekanizmayla ilgili ve anlatışında bir ilerleme olsun. Bir ona bir zihin akışı olsun. Ben her konuyla ilgilenirim. Mimarlık bak eşim mimar. Bir gün ilgilendiğim bir konu değil. Hiç ilgim yok. Ama sen onu ilgi çekici, zekice, provokatif sorularla, hayatla karşılığı anlatırsan tıpla da ilgilenirim. Bu kim ilgileniyor? 14. yüzyıl tarihle."

"Aslında bu şeyi o başlattı. Bu..."

"Tabii tabii bu şey Elif'in şeyidir."

"Yıllardır Elif bana bir işler atı benim hiç umurumda değil yani."

"Bazen öyledir biliyorsun."

"Ya. Şey yok okunacak kitap yok yani. Sizin kitaplarınız reader friendly değil. Mesela..."

"Çoğu son zamanlarda çok şöyle bir şey oldu. Temel noktalarda da mesela arkitekture giriş kitapları..."

"Yani çok ya o kadar çok junk space var ki hani bu junk food gibi yani gir işini işini yap çık yani böyle keyif alacak alan azlığı var sokak azlığı var dolayısıyla haklısın."

"Ama mesela şey mesela mimari tarihi neden öyle mesela giriş kitabı seviyesinde kitaplar bile abi mimar olmadan anlaşılmıyor."

"Ya beş tane kitap olmuş bugüne kızlar zaten."

"Ama vitrobüs falan diyeceksen..."

"İşte ama o işte oradan baş be tane ana kitap var diğerler hepsi şey."

"Y ama böyle bir hani şeylere giriş kitabı olur ya literatürün tartışması bilmem bilmem ne o kitaplar bile ya da binalardan bahseden falan abi çok teknik bahsediyor bize bu işin mantığıyla anlatan böyle şey kitapla mesela sanat tarihinde sanatın öyküsü öyle bir kitaptır hiç sanatlarını anlamayan adam bile orada bir şey mimarlık tarihinde öyle bir kitap varsa..."

"Yapalım."

"Öyle bir kitap mı yapalım ben ne anlatım?"

"Hayır senin soracağın sorular önemli zaten. Yani var olanı reddediyorsak o zaman yeni bir şey yapalım."

"Olabilir."

"Diyelim ki kötü bugüne kadar yapılmamış yapalım. Belki de vardır. Sen biliyorsan yani."

"Ya ben de deforme olmuş olabilir."

"Şimdi bana da tarihle ilgili çok mesela giriş seviyesinde kitap son ben de söyleyemiyorum. Alanı iyi bilince ben okumuyorum ki giriş sevi..."

"Ben diyemem yani şey ama dediğim gibi hemen çocuk resmiyle başlıyorum. Yani niye o çocuk öyle bir resmi yok? Hala mesela apartmanda oturuyor bir tane üstünde duman şeyi evi çiziyor çünkü."

"Evet. Çok DNA'sal bir şey bu. Bak bu çok bu çok enteresan bir şey. Evet. Niye yap? Aa güzel. Bunu düşüneceğim. Çok teşekkür ederim Gökhan geldin. Çok güzel bir hoş sohbet oldu. İadeye ziyaret yapacağım."

"Ben. Teşekkür ed..."

"İleride gene bekleriz herkese de. Bu kitabı nereden bulacaklar?"

"Çeşitli o şeylerde satılıyor."

"Less or more. Less is more değil. Less or more. Gökhan Avcıoğlu diye yazarsanız bulabilirsiniz. Ya da GAD Nişantaşı'a uğrayabilirsiniz. Bilgi alabilirsiniz. Ya da çeşitli içeriklerde hiçbirini yapamıyorsunuz. İstanbul'daysanız takip edirsiniz. Ya da bugünkü en azından üstte durduğumuz sorularla kafanızı yorabilirsiniz. Çünkü şunu unutmayın. Bir problem çözülecekse bunun parçası olacaksınız. Yoksa böyle firavun toplumu, Firavun'un Mısırlıları gibi yani Firavun çözsün, Tanrı Kral. Öyle olmuyor. Bunu siyasette de bekliyoruz. Hadi orayı anladık. Ulaşamıyorsun ama kendi mahallende en azından fark yaratabilirsin ki iyileştirmeye çalıştığın şeyi hakkında en azından bir nosyonun, güzel bir kelime bu. Yani fikir demek değil tam anlamı bir nosyonun olsun diyoruz. Bir başka İzmir'de buluşmak üzere görüşürüz."