📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Birçok Gencin Yasak Aşktan Kurtulduğu İşte O Sohbet! - Aşk Şefkat @Mehmedyildiz

Hayalhanem19:50

Transcription

Şimdi bizler güzelliğe müptelayız abi

Bugün güzelliğin üç çeşidinden gireceğiz. Ama Turgay abi, dersi beraber işleyeceğiz.

Güzellik üçe ayrılır. Birincisi "Zahiren Güzellik",

İkincisi "Netice İtibari İle Güzellik",

Üçüncüsü de "Hakikaten Güzellik"

Birincisi "Zahiren", yani görünüşteki güzellik.

Bizler abi, görünüşteki güzelliğe çok önem veriyoruz Turgay abi

Vermesek zaten hamam böceğini de uğur böceği gibi severdik. Doğru mu?

Ama aralarında fark var, neden? Çünkü bizler zahiri, ne demekti zahir?

Görünüşteki güzelliğe önem veriyoruz.

İkincisi neydi? Var mı hatırlayan, netice itibari ile

Şimdi netice itibari ile güzellik nasıl oluyor? Mesela elmayı yersin değil mi hoşuna gider

Elma zahiren güzeldir, sana şifalıdır. Ama ilaç içersen netice itibari ile güzeldir.

Anladın mı abi, mesela barış zahiren güzeldir ama savaş netice itibari ile güzeldir.

Anladınız değil mi? Birincisi neydi Ramazan?

Zahiren güzellik. İkinci neydi? Netice itibari ile. Üçüncü neydi? Hakikaten güzel.

Şimdi burası ne, Turgay abi ipler burada kopacak.

Hakikaten güzellik ne demek? Birinciyi anladın değil mi Gökhan

Zahiren güzel, yani görünüşteki güzel. İkinci neydi, netice itibari ile güzel

Üçüncü neydi? Hakikaten güzel. Şimdi hakikat kelimesi geçtiğinde abi

dünyadaki Yasin, bütün sebeplerden sıyrılman lazım

Yani direkt Allah'ı ve ahireti hesaplaman lazım. Şimdi biraz hakikaten güzelliğe bir girelim Ramazan

Şimdi Resulullah (sav.) zamanında Uhud savaşı oldu.

Ve Uhud savaşında biliyorsunuz zahiren yani görünürde biraz mağlubiyet oldu gibi oldu

Ve Peygamber (as.) emretti, Ebu Sufyan'ın peşine tekrar düşeceğiz diye

Yanında bin tane adam vardı. Ve üç yüz münafık o an ayrılıp geri döndü.

Üç yüz tane ne Ramazan? Münafık. Bin tane adamın üç yüz münafığı geri döndü.

Şimdi o zaman şöyle desem olur mu? O münafıkların ve güzel müminlerin

ayrışmasının sebebi, sebebi esbabı, Peygamber (as.)'dır. Doğru oldu değil mi?

Doğru oldu. Şimdi Hz. İsa zamanına bir dönelim abi

Hz. İsa, Ulu'l Azm bir peygamber. Ve peygamber olarak geldiği dönem 11 + 1 tane adam inanıyor ona.

O bir tanesi de Pavlus oluyor, hristiyanlığı berdar eden herif yani biliyorsunuz.

Yani o dönemde çok az inanan insan var. İşin devamına gittiğinde Hz. İsa,

birçok insanın imanının kurtulmasına vesile oluyor, doğru mu?

Şimdi bir de bu zamandan bakalım mı abi, bakalım.

Avrupa'ya baktığında teslis denen o üçleme inancından dolayı

birçok insan belki milyonlarcası şirke giriyor. Doğru mudur, doğrudur.

O Baba-Oğul-Kutsal Ruh var ya hani Hz. İsa'ya ilahlık veriyorlar.

Peki bu şirke girenlerin bizim bildiğimize göre akıbeti cehennemdir. Burası doğru mu?

Demek ki bir şey hakikaten güzelse, şerli tohumların cehennemine de vesile olmak zorundadır.

Hakikaten güzel nedir, anladın mı abi? Gerçekten güzel müminleri,

bir bahçede toplayıp tohumlarını ağaç yaparken,

şerli tohumların da cehenneme gitmesine vesile olacak ki hakikaten güzel olsun.

Mesela şu an geldiğiniz Hayalhanem, eğer hakikaten güzelse Seyda abi, herkesin sevmemesi lazım.

Nasıl iyi gidiyor mu Bektaş, anladın mı mantığı?

Şimdi ben size bir kardeşiniz olarak hayatımdan bir şey anlatayım.

Turgay abi, benim hayatımda gördüğüm eskiden milyonlarca günah yapmış adamlardan

İşte içkisi, zinası, tefesi, kumarı, adam vurması, adam öldürmesine kadar

çok güzel geri dönen ve geri dönüp zirve müslüman olan adamlar gördüm Ramazan,

hem de çok fazla gördüm İrfan. Ama, kalbinde fesatlık olan

yani hani Resulullah(as.) hadiste diyor ya, öyle bir organ vardır o bozulursa hepsi bozulur.

Kalbini kast ediyor. Kalbi bozulmuş, kalbinde fesatlık olan

yani kalbinde bolca münafık ahlakı olan insanlardan ben bir tane düzelen örneğim mevcut değil.

Belki vardır sizlerin, ben henüz görmedim.

Anlatabildim mi demek istediğimi, demek ki hayalhanem hakikaten güzelse burası

güzel müminlere bahçe olurken; iftiracıların, fitnecilerin, hainlerin, sürekli toplumu iftiraya uğratanların

mümin kılığında olup insanlara zarar veren tiplerin burayı sevmemesi lazım.

oldu değil mi ? Eğer hakikaten güzelse burası.

eğer herkes burayı seviyorsa demek ki herkese şirin gözükmüşsün

ehl-i dalalete de şirin gözükmüşsün. Ehl-i dalalete nasıl şirin gözükürsün? O da onunla aynı yoldan giderse.

Ve bu da çok büyük bir problem olur. Şimdi baştan alıyorum.

Kaç tane güzellik vardı? Üç. Beraber işleyelim abi. Abi kardeşiz yabancı değiliz.

Üç güzellik var. Birincisi neydi? Zahir yani görünen

İkinci neydi? Netice itibari ile, bunu da oturttuk.

Üçüncü neydi abi? Hakikaten. Bu oturdu değil mi, burası çok önemli. Hakikaten güzellik

Şimdi, bizler abi zahiren güzellikte zaten şeytan yeteri kadar bizi oyalıyor

Bugün konumuz zahiren güzellik. Bir şey soracağım, Onur dinliyor musun beni?

Kardeşim cennet ne kadar büyük? Sonsuz, doğru mu?

Peki Onur cennette kaç tane ağaç var? Sonsuz ağaç, çünkü hadislerde diyor ya cennet bahçeleri diye

demek ki sonsuz tane ağaç var, problem var mı? Problem yok

peki bu sonsuz ağaçtan kaç tanesi haram?

"1 tanesi"

Süpersin, kaç tanesi haram? Sadece bir tane olan haram var

ve Hz. Adem'le Hz. Havva'ya gidip ondan yedirtiyor.

Şeytanın oyununu görebiliyor musun Bektaş, sonsuz büyük bir bahçe

sonsuz adet ağaç var Turgay abi, ama gidip o haram olanı seçiyor ve biliyor musunuz

haram olan ağaç yakınındakilerden daha uzakta. Nasıl aldatıyorsun, nasıl kandırıyorsun gidip

Nasıl aldatıyor bizi, peki nereden yakalıyor bunu? Bizim zahiren güzelliğe müptela olmamızdan yakalıyor Fatih

Hani biz zahiri dış görünüşe, böyle 15-20 dklık anlara biz müptela olduğumuzdan şeytan bizi oradan yakalıyor.

Şimdi insanın aklına şu geliyor "İyi de o zaman biz kimseyi sevmeyelim" Ya İslam aşkı, sevdayı, sevmeyi bunları yasaklamıyor

Ama bunları yaparken seni, karşı tarafı ve aileyi bir güvence altına almak istiyor. Ve size bir rehberlik yapmak istiyor

helal dairede kalmanız lazım ama birini zahiren değil hakikaten seviyorsan, hakikat neydi Caner?

Ahirete bakan yanı, ya onun da hesap vereceğini düşünmen lazım değil mi abi?

hakikaten seviyorsan Vatan abi, o da hesap verecek. Onu da hesaplaman lazım. Birini hakikaten seversen cehennemde yanmasını ister misin kardeşim?

İstemezsin, ama şeytan hakikaten sevme kısmını çıkarıyor kalpten. Zahir yani dış görünüş itibari ile haftanın bir günü ya da bir ayı sen haram bir şekilde geçir

onun lezzetine bak zaten bu işin devamı gelir diyor.

Öyle olunca ne oluyor hocam, başta Allah'a emanet ettiğin insanları daha sonra Allah'a havale ediyorsun.

Niye? 15 dk sonra aynıyla düşmanlık başlıyor bu sefer. Doğru mu abi? Şimdi nefisler neler diyor bunları söyleyince

diyor ki, abi iyi de şimdi haram aşklara bulaşmamak için çok dikkatli olmak lazım o zaman doğru mu ?

"Madem o kadar dikkatli olacağım ya birini bulamaz da evde kalırsam" Kardeş, ya cehennemde kalırsan

Bir tanesi 10 yıl-20 yıl, öbürü sonsuz bir hayat. Ama tekrar söylüyorum şeytanın buradaki oyunu efsane

zahir bir güzelliğe aldatıyor, sonra devamında da zaten evlenir günah çıkarırım diye

kendini aldatıyor, aldatıyor, aldatıyor. Şeytanın muazzam bir desisesine düşüyor

Şeytanın sizi kandırmayı başardığı zamanlarda hayattan ve haramdan geçici bir lezzet alabilirsiniz.

Ta ki Allah belanızı verinceye kadar

Çünkü çok kurnaz, o zahiri güzelliklerle öyle bir oynatıyor ki abi inanamazsın. Şimdi şu güzellik meselesini tekrar açalım

Muhammet abi kaç çeşitti güzellik? "Üç" Birincisi neydi, zahiren güzel. İkincisi, netice itibari ile. Üçüncü neydi? Hakikaten güzel

Bunda bir problem var mı? Sıkıntı yok. Şimdi bir ayrım daha yapacağız abi. Ayrımımız aşk ve şefkat ayrımı.

Şimdi bu aşk dediğim muhabbetin, 8 tane mertebesi var. Birincisi "Meveddet Mertebesi", en basit anlamdaki sevgidir.

1 ne? Meveddet. İkincisi, "Heva", hevesten geliyor. Sevilen kimse için sevene daima gözyaşı döktürür. Arttı basamak.

Üçüncüsü, "Hıllet". Sevgiliyle kendinden geçmek sevgiliyi kendine tercih etmek. Hıllet yani onu tercih ettiriyor.

Dördüncüsü, "Muhabbet". Sevgilinin istemediği kötü huylardan arınmayı ve ona layık olmak için çabalamayı gerektirir.

Beşincisi, "Şegaf". Kalbi parçalayan, yakan ateşli sevgidir.

Altı, "Hüyam". Seveni çıldırtan, bak mertebe artıyor git gide farkında mısın? Altı, hüyam seveni çıldırtan, onu sevgilinin kulu kölesi yapan sevgi.

Yedinci, "Valeh". Baktığı her yerde sevgiliyi görmek ve güzelliği ile mest olma makamıdır.

Sekizinci, "Aşk". Seveni, sevgiliyi de eriten sevdadır. Mertebelerin en âlisidir, ahireti de bu eritiyor zaten.

Aşkın mertebelerini anladın mı Okan, hangisi çarptı sana, emin misin?

Şimdi bak aşkı biraz anladık herhalde. Bir de ne vardı, ikincisi? Şefkat. Aşk dediğin olay ücret bekleyen sevme çeşididir.

Var mı problem? Ücret ve karşılık bekliyorsam hangisi oluyor, aşk oluyor. Çünkü bak çocuk kızı o kadar seviyor ki

karşılığını alamadığından doğrayıp çöp poşetine koyup çöpe atıyor. O kadar ücret bekliyor aşk

karşılığını alamadığında neye dönüşüyor kardeşim, düşmanlığa dönüşüyor aynı ölçüde

Aşkı anladın mı? Kesinlikle bir ücreti olması lazım değil mi aşkta? Mecbur lazım

Şefkatte bir ücret lazım mı? Hayır, şefkat karşılıksız yapılır.

Hz. Hamza'nın şehit olduğu zamanda abi, Medine'ye gömmeye gidiyorlar Hz. Hamza'yı ve Medine'de o dönemler takriben

500 tane Mekkeli var 4500 tane Medineli var yani Hz. Hamza'nın hiçbir yakını yok.

Bir Hz. Muhammed(as.) var yeğeni, Hz. Ali var yeğeni. Tabi cihattan çıkmışlar abi, Seyid abi herkesin şehidi var hepsi gözyaşı döküyor

Peygamber(as.) da Hz. Hamza'nın mezarının önünde gözyaşı döküyor abi, en son kimse yok.

Üzülüyor peygamber (as.), "Vay zavallı Hamzam" diyor. "Senin için bir gözyaşı döken bile yok" diyor. Bunu da Medine'de kadınlar duyuyor.

Evlerine gidiyorlar feryat figan, "Çabuk koşun çabuk Hz. Hamza'nın mezarının önünde gözyaşı dökün ki Resulullah'ın (sav.) kalbi soğusun." diyorlar

Medine'de ne kadar ev var toplanıyorlar. Bazı hadisler vardır çok ağlamayı yasaklayan falan hatırlar mısınız?

Onlar burada geliyor. O kadar ağlıyorlar. Resulullah (as.)'ın acısı dinsin diye Hz. Hamza'nın mezarının önünde o kadar ağlıyorlar.

Ağlıyorlar, ağlıyorlar, ağlıyorlar ve işin garip yanı şurası Gökhan, daha ellerinde yeni şehit verdikleri evlatlarının

ve kocalarının kanlı gömlekleri dururken, gönüllerini şefkat ile adadıkları rahmet peygamberi olan

Hz. Muhammed (as.)'ın gönlü acımasın diye gidip Hz. Hamza'nın mezarında öyle gözyaşı döküyorlar.

Soruyorum hangi romanda böyle bir şefkati bana gösterebilirsiniz?

Soruyorum hangi filmde bana böyle bir şefkati gösterebilirsiniz?

Karşılıksız sevmek ne demek şimdi oldu mu Sabri abi? Şefkat örneği nasıl oldu abi, iyi oldu değil mi?

işte onlar böyle karşılıksız seviyorlar. Ve Üstad beyan ediyor: "Hem şefkat pek geniştir.."

Şefkatin özelliği neymiş Diyar? Aşk ücret bekliyor mu? "Bekliyor" Şefkat ücret bekliyor mu? Beklemiyor

Şefkatte karşılık yok, aşkta ne var, karşılık var. "Hem şefkat pek geniştir..." Yani genişse ne olur o zaman?

Bütün kainatı ihata edip kuşatabilir doğru mu kuyumcu? "Bir zat şefkat ettiği evladı münasebetiyle

..bütün yavrulara hatta ziruhlara şefkatini ihata eder ve Rahim isminin ihatasına bir nevi âyinedarlık gösterir."

Nasıl birisi araba kullanmayı öğrense diğer arabaları da anlar biraz Bektaş, ya bu da böyle kullanılıyor demek ki

birinin evladı olduğunda da şefkati bütün alemi kuşatıyor ve diğer yavruları, canlıları

ziruhları hatta Mehmet abi melaikeye kadar şefkat ne oluyor yayılıyor ve hangi ismin âyinedarlığını yapıyor?

Rahim. Rahman ismi Cenab-ı Allah'ın daha çok dünyaya bakan ismidir Yasin.

Ama Rahim ismi daha çok ahirete bakan ismidir Cenab-ı Allahın

Şimdi bir soru soracağım, Yasin kardeşim beni biraz seviyor musun? -Çok seviyorum

Yasin, istesem 5 dakikada kendimi senden nefret ettirebilirim değil mi? -Doğru

Yasin beni sevdiğini söyledi kardeşim, kardeşimdir. Beni sevdiğini söyledi. İstersem 5 dakikada Yasin'i

kendimden nefret ettirebilir miyim? Ettirebilirim. O zaman Yasin, ben istediğim için sen beni sevebiliyorsun anladın mı?

Buraya kadar sorun var mı? Sorun yok.

Şimdi kalbinizde Allah'a olan sevgiye bakın Gökhan, mertebesi ne kadarsa sebebi Allah o kadar sevmeni istediği için Allah'ı o kadar sevebiliyorsun

Peki Allah neden o kadar az veya o kadar âli sevmeni istiyor?

Şefkatin kainata ne kadar yayılmışsa kalbindeki Allah sevgisi de o kadar yükseğe gidiyor Seyit abi.

Çünkü kainattaki sebepleri yaratan Allah ise sebeplere karşı bir saygı ve sevgi duymak esasında

Allah'a saygı ve sevgi duymak oluyor. Bu yüzden geçerken karıncayı bile incitmek istemeyen

yüksek, engin vicdanlı insanlar varsa onlar kalbine baktığında Allah'ın onları da o kadar

engin sevmelerini yaratmasını Vedud ismi tecellisiyle, Rahim ismi tecellisiyle görecekler.

Oldu mu Yasin? "Hem şefkat pek geniştir, bir zat şefkat ettiği evladı münasebetiyle bütün yavrulara

hatta ziruhlara şefkatini ihata eder ve Rahim isminin ihatasına bir nevi ayinedarlık gösterir"

çok dikkatli dinleyin cümleleri, bak abi Risale okunurken önem vermeyip ben konuşurken önem veriyorsanız çok yanlış yapıyorsunuz

bunlar okunurken çok daha önem vermeniz gerekir Süleyman.

"Halbuki aşk sevdiğine hasr-ı nazar edip..." yani şefkat genişti ya, aşk öyle değil tek bir tanesine gidiyor.

Bire müptela oluyor. "Hasr-ı nazar edip her şeyi mahbubuna feda eder yahut mahbubunu îlâ ve senâ etmek için

başkalarını tenzil ve mânen zemmeder..." yani kötüler, "...ve hürmetlerini kırar."

Buraya kadar var mı sorun? "Meselâ biri demiş:"

Biri bir şey diyecek, bu aslında arapça bir şiir. Türkçeye çevrildiğinde biraz zor anlayabiliriz ama bu arapça bir şiir.

"Güneş sevgilimin güzelliğini görüp utanıyor," Kim utanıyormuş? Güneş. Niye utanıyormuş Fatih?

Sevgilisinin güzelliğini görüp. Görmemek için yani görmeyeyim de utanmayayım diye Vatan abi, bulut perdesini başına çekiyor.

Vay vay, bütün doğayı aşkına alet etti. " Hey âşık efendi! Ne hakkın var, sekiz İsm-i Âzamın..

ne derler, halis mulis derler değil mi? Ne demek yani, içine bir şey katılmamış

"..mukabele istemiyor." yani ücret istemiyor. "şefkat safi ve ivazsız, beklentisizdir..."

"Hattâ en âdi mertebede olan hayvânâtın yavrularına karşı fedakârâne, ivazsız şefkatleri buna delildir."

bir tavuğun civcivine aslan dokunsa aslanın önüne atlar. Sebebi ne? Şefkat karıştı.

Ben küçükken annem bana yemek yedirmek için aç kalırdı ve inanın annelik duygusundan dolayı

benim adıma aç kalması ona daha büyük lezzet verirdi. O zaman Allah'ın bizden kainatı, insanları

karımızı, peygamberi, kendisini sevme, arzu olarak aşkı istemiyor. Şefkati istiyor, oldu mu?

Oldu değil mi abi? Yani nasıl sevmemiz lazım, anlaşılıyor değil mi abi?

Abiler bu aşk gerçekten çok tehlikeli. Mesela aşka böyle biraz geniş bakın yani kız-erkek arası olarak düşünmeyin sadece

mesela bazen buraya tanımadığım kardeşler geliyor ve haddinden fazla yakınlık gösteriyor bana

"Abi seni şöyle seviyorum, böyle seviyorum, böyle, böyle, böyle.." diye hiç tanımadığı halde haddinden fazla gösteren

aşk deniyor buna da abi, hani bir ücret bekliyor. Sonra bir bakıyorum bir yerden geçerken görmemişim etmemişim

1 yıl küs kalıyor benimle. Niye küstün kardeş? Geçerken selam vermedin, şöyle olmadı böyle olmadı

Aşk çok tehlikeli çünkü ücret beklediğinden dolayı hemen düşmanlığa dönüşebiliyor

Ben bugüne kadar kimden kazık yediysem hep aşk cihetiyle yaklaşan adamdan kazık yedim. Anladın mı abi?

Ama kim şefkat için, yani gerçekten saf Allah rızası için yaklaştı onunla problem olmadı.

Madem durum böyledir, Sabri abi birbirimizi severken, aynen öyle abi, bir bardak çayı bile bekleme yok abi

Beklersen peygamberlik mesleği olmaz. Beklersen Hamza gibi sen sevilemezsin

Hamza gibi sevilemezsen ahirette nasıl Hamza'nın yanında olacaksın. Bize düşen aşk değil,

bize düşen abi şefkat. "Aşkın ağlamaları bir nevi taleptir,.." yine karşılık.

"...bir ücret istemektir." Dersi bitireceğim ama birkaç bir şey söyleyeceğim.

Şimdi ben bekar bir kardeşinizim ama o kadar çok evli insanlarla muhabbet ettim ki

o kadar çok boşanan insanlarla muhabbet ettim ki, birbirini aldatan o kadar insanla muhabbet ettim ki

gerçekten inanamazsınız. Ve bunların hepsinin temelinde ne var biliyor musun abi?

Zahiren seviyor ve aşk ile seviyor. Yani böyle başta mantıklı gelmiş, yani bizde ülfet diye bir hastalık var. Alışkanlık demek

Mesela bir araba alın, çok seversiniz. Hadi bakalım benim gibi haftada 2 bin km yol yapın.

Ondan sonra sevemiyorsun ki abi arabayı, nefret ediyorsun. Yani buna ülfet deniyor, alışkanlık hastalığı.

Hani Iphone 7 yeni çıkar alırsın o arar, o arar kulak patlar artık atmak istersin ülfet alışkanlık olmuş.

Zahiren seviyor, 2-3 ay idare ediyor. Sonra o güzellik de ülfet oluyor. Anladın mı, alışkanlık oluyor güzellik de yani

Alışkanlık olduğunda diğer ihtiyaçlarını karşılamıyor. İman da zayıf ne yapacak?

Size bir şey söyleyeyim yani çok fazla Allah hepinizden razı olsun, eş dost arkadaş tanıyorum Mersin'de.

Yani benim durumu normal bir memurdan birkaç kat fazla olup da, imanı yerlerde olup da

bu bahsettiğim işleri yapmayan adam tanımıyorum nerdeyse. Ve bunlar evli bekar fark etmiyor ne yazık ki

Bugün bir tane yazıya denk geldim. Yazı çok duygusal bir yazı Sabri abi. Aşkla ilgili yine sizinle paylaşayım

Çocuğun biri internete yazmış tanımam etmem

"Sene 2002 okuldan eve geldim. Üstümü değiştirip sokağa çıkacağım. Annem ekmek arası bir şeyler hazırlıyor acıkınca yerim sokakta diye,

Apartmanın önünde dururken Elif abla ağlar bir halde apartmana giriyor. Elif abla, tek şekerli Ercan abinin sevdiceği.

Ercan abi kahveci diye vermediler kızı. Elif ablanın öyle ağlayarak apartmana girdiğini görünce anlamıştım.

Meğer o gün Elif ablayı başkasına vermişler. Ercan abinin kahvesine doğru koştum haberi vermek için

Kahve kapalıydı, çevrede kimse yoktu. Ercan abiye haber çoktan gitmiş, fırtına öncesi sessizlik derken tak bir haber daha

Aynı gün Ercan abinin babası trafik kazasında ölmüş. Neyse kısa keselim.

Ercan abiyi o günden sonra hiç görmedim. Kahvesi de hep kapalı kaldı. Elif abla da evlenip ayrıldı o ara

Kocasından dayak yemiş mahalleye dönmüş. Ercan abi bunu duyunca gece vakti adamı dayaktan öldürmüş.

18 yıl hapis cezası aldı. 6 yıl yattı sonra dayanamayıp asmış kendisini. Hapishanedeki yatağının yastığının altına

ufak bir not bırakmış Ercan abi. "Elif'im sakın üzülme, sakın suçluluk hissetme. Çünkü beni boğan şey ip olmayacak

ben zaten benden önce sana başkası dokunduğunda ölmüştüm." Elif abla o günden sonra kimseyle evlenmedi.

2 yıl önce de kanserden vefat etti. Ve bugün Ercan abiyi son görüşümün üzerinden tam 14 sene geçti ilahir diye devam etmiş.

Şimdi şöyle dünya cihetiyle bakıp dinlediğinde hakikaten insanı bunalıma sokacak bir muhabbet.

Ama bir iki yerin gözümüzden kaçmaması lazım abi. Allah hariç bütün sevgiler sahibine dert verecek.

Baktığında duygusal, romantik bir olay gibi. Ama soruyorum biz kainata bunun için yaratılmadık.

Cenab-ı Allah'ı marifetullah ilmiyle tanımak için yaratıldık.

Bu hikayenin içinde Cenab-ı Allah nerede? Bu hikayenin içinde peygamberine (as) benzemen nerede?

Bu hikayenin içinde peygamberin(as) Aişe'yi sevdiği gibi boğazı kördüğüm seveyim kısmı nerede?

Ve şuraya dikkat etmeniz lazım Bektaş. Adam ölmesine rağmen kız kanser olmuş yani sevmesi hala ölmemiş.

Yani sevgilin öldüğünde sevme kabiliyetin ölmüyorsa demek bu filmin devamı var, sen oraya çalış kardeşim.

Allah ayaklarınıza taş, gözünüze yaş değdirmesin.