📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

ABD VE İSRAİL İRAN’I VURACAK MI ? İRAN HALKI NEDEN BU KADAR YOKSUL ? Anlatıyorum…

Özlem Gürses35:09

Transcription

Herkese merhaba. E bu hafta sabahın bu ilk saatinde böyle belgesel tadında, tam öyle değil ama kısa bir kayıtla karşınızda olalım istedik.

İran'da çok acayip şeyler oluyor, biliyorsunuz bir süredir aslında. Son birkaç senedir, çeşitli vesilelerle İran'da halk sokağa döküldü. Çünkü 2020'li yıllardan itibaren, hatta 2010'ların son döneminden itibaren İran'da korkunç bir rejiminin hem ekonomik hem sosyolojik etkileri her boyutta yaşanmaya başlanmıştı. Dolayısıyla bu protestolar kendini tekrar etti. Çeşitli vesilelerle insanlar rejimi, aktörleri lanetlediler. Katledildiler. Öldüler. Öldürüldüler. İdam cezasına çarptırıldılar. Ne yazık ki ve rejim yoluna devam etti. Acaba bu sefer farklı bir şey olabilir mi? Gerçekten de İran'da mollalar rejimi devrilebilir mi, değişebilir mi? Başka bir İran'ı konuşabilir miyiz? Herkes bunu merak ediyor.

Bunun olabilmesi için sadece toplumun bu eylemselliği yetmiyor galiba ya da yetmeyecek. Bir müdahale bekleniyor. Bir yandan da Amerika Birleşik Devletleri'nin Trump'ın kararını bekliyoruz. Bu hafta içerisinde, salı günü yani yarın için bir açıklama yapacağı söylenmişti. Birkaç gün içerisinde. Simbacığım ne yapıyorsun ya? İnsanlara bir günaydın de. Bu birkaç gün içerisinde, bu birkaç gün içerisinde Amerika'nın kararı çıkacak ve o zaman İran'ın kaderinde ne yaşanacağını belki de daha iyi anlayacağız.

Şöyle bir filmi geriye saralım istedim. Açık konuşmak gerekirse biraz İran'ı hatırlayalım. Buraya niye geldik, nasıl geldik? Zira 1979 yılındaki aslında mollalar rejiminin İran'a gelmesinden önce, Şah'ın devrilmesinden önce İran şöyle bir yer. Gayet modern. Kadınların son derece başı açık bir şekilde seküler bir yaşam tarzını özgürce benimseyebildi. Tersi de mümkün tabii. Yani daha şeri koşullarla yaşamak istersen, şeri demeyelim de mütedeyyin koşullarla yaşamak istersen o da mümkün ama bu da mümkün. Yani o yıllardaki Mustafa Kemal'in kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'nin kodlarına çok daha fazla benzeyen, Ankara'nın sokaklarında, Türkiye'nin sokaklarında görebileceğiniz tarzda kadınların ve erkeklerin olduğu bir rejimden bahsediyoruz. Ha monarşi var. Yine seküler bir hukuk devleti, bir cumhuriyet değil. O zaman da monarşi var. Ama hiç değilse böyle bir çağdaşlık çıpası var.

İlk şah bu. Aslında Hevlevi hanedanının başlangıcı. Bu şah Türkiye'ye de gelmiş ve Atatürk'ün de büyük hayranı olan bir şah aslına bakarsanız. Hatta 1934 yılında Türkiye'yi ziyaret ettiğinde Atatürk'ün kendisini kabulüne ilişkin böyle fotoğraflar var. Özsoy operasının da sadece Şah Pehlevi'nin ziyareti için bestelendiğini ve bir Türk'ün, bir Türk kompozitörün ilk opera bestesi olduğunu da hatırlatayım. Netflix'te filmi var. Bir Cumhuriyet şarkısı izlerseniz aslında tam olarak bugünü ve o dönemi anlatıyor ve Şah Türkiye'ye geliyor. Tabii onun ülkesinde hala monarşi var o sırada. Oysa ki Türkiye monarşiyi artık geride bırakmış ve 1923'te kurulan cumhuriyetle birlikte bambaşka yeni bir bağımsız ülkeden Türkiye Cumhuriyeti'nden bahsediyoruz. Artık dönemin gazeteleri Cumhuriyet Gazetesi onlardan biri. Şehin Şah Hazretleri hoş geldiler, safalar getirdiler diye mesela haberler yapabiliyor. Samsun'a gitmiş. Muhterem misafirimiz dün Trabzon'da Hariciye vekilimiz tarafından karşılandılar ve coşkun tezahüratla Yavuz'a rakip oldular diye mesela haberler yapılabilmiş. Türkiye İran'ı İran Türkiye'yi ikmal etmektedir. Bütün dünyanın anlayacağı hakikat diye. Şah'ın Türk bayrağı ve şimdilerde çok paylaşılan o Aslanlı Güneşli eski İran bayrağıyla olan fotoğraflarını görüyorsunuz.

Sonra Hakimiyet-i Milliye gazetesi gene aynı tarihte aynı günlerde çıkan Ala Hazreti Hümayun Rıza Han Pehlevi Gazi Hazretleri ile beraber dün başvekil Hazretlerinin öğle emeğinden sonra askerimizin geçit resminde binicilik mektebimiz zabitlerinin yani mani müsabakalarında bulunmuşlar. Yani engelli at koşusunu izlemişler. Gazi Orman Çiftliğini gezmişler. Şimdilerde Ankapak, yarısı dinozor, öbür yarısı Beştepe Külliyesi oldu maalesef. Ve gece Ankara Palast'taki ziyafet ve resmi kabulü şereflendirmişlerdir. İşte şah dönemi, İran böyle bir yer.

Arkadan batılı güçler diyeyim. İran'daki petrol rezervlerine gözünü dikiyor. Şah'ın bu gayet monarşik ve açık rejimi devam ederken dönemin bakanlarından Musaddık isimli bu kişi İran'daki petrolü ulusallaştırma kararı veriyor ve bu karar hayata geçiriliyor. Ne demek petrolün ulusallaştırılması? Aslında Venezuela'nın da başına büyük bela getiren karar diyor ki yani İran ülkesi bu coğrafyadaki bütün petrol rezervleri sadece İranlılarındır. Yani hiçbir yabancı petrol şirketi ister İngiliz ister Amerikalı olsun fark etmez. Bizim petrolümüzü işleyemez. Ülke dışına çıkartamaz, satamaz. Bu ulusallaştırılması. Bu sadece yerli ve milli bir şekilde petrol rezervlerinin yönetilmesi kararı. Bu karar tabii özellikle İngiltere tarafında infiale yol açıyor. British Petrol BP şimdiki ismiyle o coğrafyada at koşturan bir petrol şirketi. Bütün dünyada da aynı şekilde. Ve Muhsaddık şu şekilde bir darbeyle Ajax operasyonuyla İngiltere tarafından görevden alınıyor. O günden sonra şah rejimi de sıkıntıya uğruyor ve nihayet 1979'da 1979'da şah dönemi bitiyor ve devir yani şahlık devri böylece kapanıyor.

Atatürk'ü ziyaret eden şahın oğlu ekranda gördüğünüz ik Pehlevi. Enteresan bir adam. Ve 1979'a kadar da o var zaten şahlık koltuğunda. Üç kere evlenmiş. İki tanesi çok iyi tanınıyor. Birisi Süreyya, öbürü Farah Diba. Farah Diba dünyanın en güzel kadınlarından biri. Ve son karısı da o. Ve her biri tabii görkemli törenler ve görkemli evlilikler, seremoniler şeklinde hayata geçmiş. Böyle bir şahtan bahsediyoruz. O da Rıza Pehlevi. Şah Rıza Pehlevi. Ekranda çeşitli eşlerini görüyorsunuz ve her birinin gördüğünüz üzere İran sarayındaki seremonilerini görüyorsunuz. İşte bu Şah rızanın son karısı Farah Diba ekranda gördüğünüz kişi ve bu çiftin şu anda exile olan yani sürgünde olan bir de oğulları var. Şimdilerde yeniden videolar çekmeye başladı. O da Rıza Feehlevi. Ün kuşak mı olmuş oluyor? Ama Farah Dibala Şah'ın aslında çocuklarının işte o şimdilerde konuşan çocuğun ilk fotoğraflarını görüyorsunuz.

İran 90 milyonluk büyük bir ülke. Bütün coğrafyasında çeşitli renklilikler var. Hem etnik köken çeşitliliği çok fazla hem de dini inanç çeşitliliği de fazla. Aslında adı İslam Cumhuriyeti olsa da Şii bir yönetim tarafından biliyorsunuz yönetiliyor. İslam'ın Şii kolunun güçlü olduğu bir coğrafyadan bahsediyoruz. Pers İmparatorluğu'nun kendisi ise aslında eski İran ise Zerdüştü yani bambaşka bir dinin mensupları. İslamiyet'ti sonradan benimsiyorlar ve özellikle Şii anlayışını benimsiyorlar. Tabii ki Sünniler de var, Kürtler var. Zaten şu anda bu eylemlerin önemli ölçüde başını çeken Kürt kanaat önderleri ve Kürt kadınlar. Daha önceki kadın cinayetleri döneminde de yine sokaklarda en çok Kürt toplumu ve Kürt kadınlar vardı. Daha seküler bir yaşam tarzını daha kolay benimsemiş olan topluluklar olduğu düşünülüyor tabii ki.

Şahın devrilmesiyle birlikte 1979 yılında mollalar rejimini görüyoruz ve mollalar rejiminin başında da Humeyni var. Ayetullah Humeyni aslında enteresan bir karakter. İran doğumlu tabii ki çok küçük yaşta hem annesini hem babasını kaybetmiş. Arkasından hala dayı filan ne kadar akraba varsa hepsi gitmiş. Çok küçük yaşta derken 9 yaşından bahsediyorum. Ve o tarihten itibaren de kimsesiz bir çocuktur artık Humeyni. Ve sonrasında tabii radikal bir dindarlık anlayışı olduğu için kendisinin çeşitli yapılar halinde örgütleniyor ve sürekli olarak da İran'ın dışına çıkmak durumunda kalıyor. 1979 yılında şah rejimi devrildikten ve mollalar rejimi kurulunca Humeyni Paris'ten sürgünden işte bu şekilde ülkesine dönüyor ve dini lider olarak ülkesinin başına geçiyor.

Humeyni tabii sadece sadece aslına bakarsanız dini lider değil. Yani şah karşısında elde ettiği bu zaferle bütün İslami hareketleri eyleme dönüştürüyor ülkesinde. O boyutuyla dini lider. Ama ülkedeki bütün hükümet politikasının belirlenmesinde de içtihat yetkisine sahip ulemayı göreve çağırıyor. Ve böylece bu gruplar arasında hakemlik yapıyor. Son kararları genellikle o veriyor. Hukuk düzeni olarak İslami hukuk uygulamasına yani şeriata geçiliyor. Kadınların başlarını örtmeleri zorunlu kılınıyor. Oysa ki size Şah döneminin daha modern görünümlü İranlı kadınlarını göstermiştim. Batı müziği alkol yasaklanıyor. Bu başörtme meselesi bir özgürlük olarak, bir özgürlük vesilesi ya da bir seçim vesilesi olarak değil, bir zorunluluk olarak getiriliyor İran'a ve şeriat yasalarında belirtilen cezalar uygulanıyor. Bunun arasında el kesme, recm, taşlama, idam hepsi var. Ve uzun yıllarda tabii ki Humeyni aslında orada büyük bir tek adam rejimini oturtuyor.

1988'de Salman Rüşdi diye bir adam şeytan ayetleri diye bir kitap yazıyor İngiltere'de biliyorsunuz ve Hubeynii bu kişiyle ilgili bir ölüm fetvası çıkartıyor. Bundan hemen sonra 3 Haziran 1989 tarihinde Humeyni ölüyor. Ölümü de olay oluyor aslına bakarsanız. İşte bu modern kadınların İran'ını bambaşka bir şeri dünyaya taşıyan lider. Öldükten sonra milyonlarca kişinin katıldığı o kadar değilse bile herhalde yüz binler vardır ama bence milyonlar da vardır. Çünkü dehşet bir cenaze. Bir cenazeyle uğurlanıyor. Bu arada Vatikan'a da gitmiş gelmiş falan dünyayla ilginç ilişkiler kurmuş bir Humeyni'den bahsediyoruz. Bakın, bu fotoğrafın onun cenazesinden çekildiği söyleniyor. Kendi onun bedeninden bir parça kopartmaya çalışan bayağı radikal bir görüntü görüyoruz aslına bakarsanız. Ve hah doğru biliyormuşum tabii. 10 milyonla 13 milyon kişi arasında bir kalabalık katılmış Humeyni'nin cenazesine ve tarihe geçen bir cenaze bu. 3 Haziran 1989'dan hemen sonra Behşti Zehra'da şu anda pardon Behişti Zehra'da defnedilmiş durumda Humeyni.

Ölümünden itibaren karşıtları tarafından neredeyse her gün protesto ediliyor. Mhsamini protestoları sırasında yine Humeyni'ye saldırılar yapıldı. Onun fotoğrafları yakıldı ve bugün müze olarak kullanılan bir evi var. İşte o evde gene protestocular tarafından ateşe verilmek istendi. Molotof kokteylleriyle saldırıya uğradı. Humyni'den sonra Ali Haman'i görüyoruz dini lider olarak. O da şu an itibariyle en güçlü siyasi otorite. İran devletinin başı. Bu öyle bir pozisyon ki hem İran devletinin başı bu dini lider hem silahlı kuvvetlerin başkomutanı hem de İran'daki İran hükümetinin ekonomi, çevre, dış politika, ulusal planlama ve benzeri birçok alandaki temel politikaları hakkında kararname çıkarma yetkisine sahip. Yani evet bir cumhurbaşkanı, bir hükümet eden, bir kabine bakanlar filan var ama sonuçta bu kişi yani Ali Hamıy en büyük siyasi otorite çıkarttığı kararnameyle ve nihai kararlarla yani son kararlarla istediği her kararı değiştirebilir. Kendisinden önce Atatürk'ü ziyaret eden Şah Muhammed Rıza Pehlevi vardı ya ilk İran yani İran şahı. En uzun o görev yapmıştı geçen yüzyılda. Şimdi ise Ali Haman en uzun görev yapan ikinci İran lideri.

Bu kadar uzun zamandır görevde olan bir kişinin tabii yani sevenleri ve nefret edenleri vardır. Sevenleri büyük ihtimalle daha az sayıdadır ve eski kuşaktır. Ama varsa nefret edenlerini ekranda görüyorsunuz. Bu fotoğraflar şu anda İran protestoları ile ilgili dünyanın dört köşesindeki kadınlardan, İran kadınlardan geliyor. Daha fazla Kürt kadınlar diyebilirim belki. Ve sigaralarını Haman'in fotoğraflarının gözüktüğü kağıtları ateşe vererek yakıyorlar. İran'da değiller şu anda. Bu fotoğrafların bir bölümü İran dışından geliyor. Avrupa'da yaşayan birçok İranlı var biliyorsunuz. Dolayısıyla bu şekilde yakıyorlar sigaralarını ve İran'da her gün biraz daha fazla protestolar büyüyor. Haman ne? Ekranda gördüğünüz kişi bugün artık 85 yaşında. Bugün artık 85 yaşında ve eğer başına bir şey gelirse Amerika Birleşik Devletleri hakikaten İsrail'le birlikte İran'ı vurursa ve oraya bir operasyon yaparsa Moskova'ya kaçmayı düşündüğü söyleniyor. Çünkü İran rejiminin arkasında tabii Moskova desteği var, Çin var. Dolayısıyla sadece İran, İran değil, İran'ın dışında da kutuplaşmış bir dünyanın farklı güç dengelerinden bahsediyoruz.

Ben size bu videoda biraz Haman'in servetinden bahsetmek istiyorum. Çünkü İran'da şu anda yaşadığımız aslında bu bütün bu eylemsellikler, protestolar sadece işte 2020'lerden itibaren rejimin ülkeyi getirdiği baskının dayanılmaz ve katlanılmaz hale gelmesi ve hayatın doğal kendi akışına da aykırı olması meselesi değil. Ya tabii dünya sürekli bir çağşk yolunda ilerlerken teknoloji, internet, iletişim bu kadar gelişmişken bir ülkenin kendi kadınlarına kimi eylemleri ya da görünümleri baskıcı bir şekilde zorunlu kılması. Ya bu sürdürülebilir bir şey değil. Bakın bugün Suudi Arabistan'ın Suudi Arabistan'ın prensi Selman bile değil mi? Laiklik diyor, sekülerizm diyor. İşte efendim Türkiye Cumhuriyeti'nden ve Atatürk'ten ilham aldığını söylüyor. Güzellik yarışmaları düzenliyor. Kadınları saldı büyük ölçüde. Ülkesine işte efendim uluslararası futbol turnuvalarını getiriyor. Bilim teknoloji müzeleri kuruyor. Araştırmalar yapıyor. Üniversiteler kuruyor falan. Yani Suudi Arabistan'ın bile bu şekilde ilerlemeye başladığı bir dünyada İran'ın kapalı rejimi sürdürebilmesi bana çok mümkün gözükmüyor.

47 yıldır bu rejim altında yaşıyor İran halkı. Ama bence de bir şekilde sonuna geldik. Bu ister bir Amerikan darbesi müdahalesiyle olsun, ister rejimin kendisini yenilemek zorunda hissetmesiyle ister halkın protestosuyla olsun ama orada bir şeyler değişecek. Onu tahmin edebiliyoruz. Fakat tek reaksiyon bu değil. Aynı zamanda İran son derece kötü yönetilen ve ekonomik olarak da korkunç bir noktada olan bir ülke. Ekranda gördüğünüz Haman yüzünden şu anda İran'da enflasyon resmi olarak %48 ölçülüyor. Bakın bu resmi rakam ama normalde gayrimi olarak ölçülen ve gerçek rakamın daha fazla buna yakın olduğu düşünülen enflasyon %87. Ülke zaten ekonomik olarak ambargo altında. Amerikan ambargosu altında. Dolayısıyla ticaret, altın, bankacılık faaliyetleri birçok konuda tıpkı Küba gibi, Latin Amerika ülkeleri gibi zaten bir dezavantajı var. Kredi kartı yok. Öyle destek hesap falan da yok. Yani işte efendim bireysel kredi alayım, yok tüketici kredisi alayım ben geçinemiyorum falan. Bunlar ne yazık ki imkansız.

90 milyonluk, 91 milyonluk bir halktan bahsediyoruz. Kağıt üzerinde İran'da her beş kişiden biri zaten yoksul olarak kaydedilmiş durumda. Böylece yani yoksulluk oranı %22. İran'da her 10 kişiden dördü bugün sofraya ne koyacağız kaygısıyla yaşıyor. Halkın %39'u neredeyse yarıya yakını yani %40'ı diyeyim buna. Et, süt, yumurta gibi gıdalara düzenli olarak erişemiyor. Hatta %6,8'lik bir grup halkın içerisinde kronik yetersiz beslenmeyle boğuşuyor. %5.9 içinse mesele beslenmek konusunda zorlanmak değil, bizzat açlık yani nüfusun %5.9'u 9'u açlık sınırının altında yaşamak durumunda. Ekmek sorunları var, kira sorunları var. Şimdi artık ilaç sorunları da var zaten ambargo altında oldukları için.

Şimdi bir de İran'daki ücretleri size anlatayım isterseniz. Bu arada Güney Öztürk Sözcü Gazetesi'e şahane bir köşe yazdı bu haberle ve bilgilerle ilgili. Ayrıca da okumanızı öneririm. İran'da biliyorsunuz asgari ücret 110 dolar civarında. Yani işte Efeciğim çarpsana bir şu andaki kurla. Ne ediyor yani İran'da asgari ücret? Evet. İran'da asgari ücret 4.700. Düşünebiliyor musunuz? En yüksek maaşlarda 200 ilile 500 dolar arasında değişiyor. Emekli maaşları 100 dolar. Eğer bakmakla yükümlü bir çocuğun ya da eşin varsa da en fazla 123 dolarlık bir maaştan bahsediyoruz.

Peki bir kadın bu eylemler sırasında bir cümle kurmuş. Bir videodan alıntılıyor. Güney Öztürk şöyle demiş. Bu ülkede bir ömür çalışıp ay sonunu getiremeyen milyonlar var. Ama görünmeyen bir kasanın anahtarı hep aynı elde. Yani diyor ki İran halkı, "Biz dünyanın neredeyse bahşedilmiş topraklarında oturuyoruz." İran'ın petrol rezervi. Dünyada petrol rezervinde bir numara olan, şimdilerde Trump'ın yine kafayı taktığı Kanada'dan sonra ikinci sırada çok ciddi petrol rezervleri var. Son derece kaliteli bir petrole sahipler ve bildiğim kadarıyla da çok kolay işlenebilecek nitelikte Venezuela gibi de değil yani. Gayet kaliteli bir petrole sahipler. Peki neden bu zenginlikten bu toplum, bu halk faydalanamıyor? Üstelik de işte petrol e gelirleri ve petrol rezervleri ulusallaştırılmış olmasına rağmen deniliyor ki hem şah zamanında hem de mollalar zamanında değişmeyen gerçek İran petrolünün çeşitli kurumlara, ülkelere peşkeş çekildiği, el altından satıldığı ve gayrimeşru gelirler elde edildiği yönünde. Görünmez kısa dedikleri bu.

İran'da bir hazine bütçesi var ama ondan daha büyük seçilmiş hükümetin bütçesi değil. Vakıf görünümlü. Türkiye'de de bazı vakıflar var ya sayıları giderek artan bazıları bunların cemaatlere ait vakıflar aynı zamanda. Arkalarında bir de cemaat yapısı var. Menzilin vakfı, İsmail Ağan'ın vakfı, Hak yolcuların vakfı, Erenköy cemaatinin vakfı gibi düşünün. İşte bu şeffaf olmayan bu dev vakıf yapıları büyük bütçeler topluyorlar. En kritik olanlarından biri bunların adı STA. Setat. S E T A D. Setat. Setat diye bir vakıf yapısı var İran'da. Setat. Bizdeki Sadada benziyor ama Setat. ve Haman'in ailesinin bu vakıf üzerinden 95 milyar dolarlık bir servet imparatorluğu olduğu söyleniyor. 95 milyon dolar demiyorum. Bakın 95 milyar dolar diyorum. Bunun 52 milyar doları gayrimenkul. 43 milyar doları ise çeşitli şirketlerin hissesi. Setup büyüdükçe müklere el konuluyor. Bu mükler mahkeme kararıyla terk edilmiş sayılıp satılabiliyor ya da geri almak isteyenler mülklerini para ödemek zorunda kalıyorlar. Bu vakıf setat aynı zamanda finans sektöründe, petrolde, telekom komünikasyon gibi alanlarda da birçok pay sahibi. Sedat'ın hesapları kapalı. Kimse bilmiyor. Bu burada ne kadar para toplanmış, hangi kaynaktan bu para gelmiş, nereye dağıtılıyor. Hayır. Hayır vakfı deniyor ve hayra ne kadar gidiyor bu para? Bu hayır denilen şeylerin bir bölümü offshore üzerinden biliyorsunuz Avrupa bankalarında işte bu otokratların, diktatörlerin hesaplarına aktarılıyor. Rejimin sigortası dedikleri şey işte bu yapı. Yani parası olan siyaseti de yönlendiriyor. Ama bu görünmez kasa sadece Sedat Vakfı üzerinden ilerlemiyor.

Bir de aile dediğimiz Haman'in oğulları meselesi var. Korkunç bir konu bu da. İkinci oğul Motaba Hamane Müçteba. Yani bu çok konuşuluyor. Göstereyim size fotoğraflarını. Evet. Bu işte Haman'in hem Trump'la olan mücadelesi kağıt üstünde Rusya'yla olan yakın ilişkileri Trump'ın Netanyahu ve İsrail devleti ile olan göbek bağı. Evet. Hamaney bu. Bu da oğlu Müçteba Hamaney. Moşteba Hamane yani 2 numaralı oğlu. Resmi bir unvanı falan yok ama her yerde onu görüyoruz. İran kulislerinde bu adamdan gölge lider olarak bahsediliyor. Sadece müçtebağın bireysel serveti 3 milyar doların üzerinde. Bu servetin önemli bir bölümünün Birleşik Arap Emirlikleri'nde, Suriye'de, Venezuela'da, Venezuela ile İran arasında da bu petrolün ulusallaştırılması konusunda bir mutabakat var. ve bazı Afrika ülkelerindeki bankalarda bu servetin tutulduğu hatta 300 milyon dolarlık altın ve elmas varlığı olduğu söyleniyor. Yani sadece paradan da bahsetmiyoruz. Aynı zamanda değerli metallerden, altından ve elmastan da bahsediyoruz. Gene muhalifler anlatıyorlar bu müçtebanın meşedde geniş araziler satın alıp şahsi mülklerine dönüştürdüğünü ya da başkent Tahra'ın en gözde bölgelerinde hibe adı altında devlet arazilerine konduğunu falan anlatıyorlar. Bu müçteba.

Bir de 3üncü oğul var Mesut. Onun fotoğrafını koymadım artık ama o da gene tartışmalı bir isim. Onun da Fransa ve İngiltere'deki banka hesaplarında 400 milyon doların üzerinde parası olduğu söyleniyor. Aynı zamanda bu adam yani Mesut Haman Renault'nun Renault yani Fransız otomotiv devi İran'daki satışlarının tek yetkili distribütörü. En küçük kardeş Meysem var. O da Mesut'la bu Renault işinde ortak. Onun da e Meysem'inde kocası pardon karısı İran'ın en büyük esnaf ailelerinden birinin kızı. Yani iki aile arasında da çok ciddi ticari bir işbirliği var diyebilirim. İşte böyle gördüğünüz üzere bir de büyük kızı var Haman'in Büşra Hamane. O da babasının ofisinde üst düzey görevlerde bulunmuş bir bürokratın oğluyla evli. Hatta Tahran'da bu önemli bir konuydu Büşra Hamane. Çocukken okula gidiş güzergahı trafiğe kapatılırdı. Bu kızım sınıf kapısında da korumalar beklerdi. Büşra'nın da yine kişisel servetinin 100 milyon dolar üzerinde olduğu söyleniyor. Bir de küçük kız var. Hüda Hamane. O da seçkin bir dini aileye gelin gitmiş. O da lüks tüketim mücevher giyim markaları falan. Bu marka düşkünlüğüyle tanınan bir isim. Tahran'da başkentte böyle çok üst düzey vip hizmet veren bir güzellik salonunun da sahibi. Damat gene aynı şekilde yani sizin anlayacağınız Hamaney ailesi dediğimiz yapı aslında çok ciddi bir servetin de tepesinde oturuyor. Sadece bu adamın bir numaralı oğlunun 3 milyar doları varken Hamane ailesinin 95 milyon milyar milyar evet 95 milyar dolarlık bir serveti olduğu biliniyor.

İşte bugün sokaklarda gördüğümüz öfke sadece kadın hakları ya da işte efendim kapalı rejimin şeri baskıcı kuralları değil. Aynı zamanda kendi halkını soyduğu düşünülen otokrat bir yönetimin de karşısında duran güçlü bir itiraz. Peki bu saatten sonra ne olur? İnternet kapatıldı. Geçtiğimiz dönemde İsrail İran savaşı sırasında 12 gün gene böyle bir iletişim karanlığına bürünmüştü İran. Gene işte kadınlar başı çekiyorlar. İran sokaklarında birer ikona dönüşmüş vaziyetteler. Mesela bu kadını hatırlıyorsunuz videosunu. 42 yaşındayım zaten. 47 yıldır ölüyüm. Hiç yaşamadım ki. O yüzden artık ölümden korkmuyorum diyorlar. Tabii ki bireysel cesaret var ama kabul edelim ki Amerika Birleşik Devletleri'nin büyük desteği de var. Marco Rubio daha dün yazdı. The United States supports the brave people of Iran. Yani Amerika'nın Dışişleri Bakanı Marco Rubio diyor ki, "İran'ın cesur halkını Amerika Birleşik Devletleri desteklemektedir." diyor. Bunu tahmin edebiliyoruz. Çünkü internet sansürü ve baskısı yasağı olmasına rağmen birçok görüntü bir şekilde yine de ulaşıyor. Ülkede Starling var ilginç bir şekilde. Yani Elon Musk'ın kurucusu olduğu uydu hizmeti İran'a bazı noktalarına girebilmiş. Oradan görüntü ve fotoğraf aktarımı yapılabiliyor ve dünyanın birçok köşesinde ambasadorları yani gönüllü olarak İran hareketini destekleyen sözcüleri, kanaat önderleri var. Bunların önemli bir bölümü Amerika Birleşik Devletleri'nde de var. Şah'ın ailesi işte son son çocuk Rıza Pehlevi. O da çağrılar yapıyor. Sürgünde şu anda ve ülkesine geri dönebileceğini, rejimi değiştirebileceğini ifade ediyor. Onun da arkasında yine Amerikan yönetimi olduğunu tahmin edebiliyoruz.

Ekranda gördüğünüz The Guardian gazetesinde yayınlanan İran'da şu anda devam eden protestoların haritası. İran'ın çeşitli noktalarında işte Kermanşah'ta, Tehran'da, Tehran'da daha az, İsfahan'da, Şirazda, yukarıdaki bölgede, Meşette, çeşitli büyüklüklerde, çeşitli ölçeklerde insanların eylemlerine devam ettiğini görüyoruz. İran polisi çok sert müdahale ediyor. Hatta bugün bir video vardı. İşte o videoda insanlar gidip cenazelerini teslim alıyorlar. bir böyle sanki hani Mork gibi Adli Tıp Kurumu gibi bir kurumun önüne bir ekran yerleştirilmiş. Orada kimliği belirlenen naşlar anonslanıyor ve aileler yakınları da gidip ölülerini teslim alıyorlar. Deyim yerindeyse. Kimi kaynaklara göre bu eylemler nedeniyle 200, kimilerine göre 2.000'in üzerinde insan hayatını kaybetti.

Şimdi gelelim gelelim aslında yani bu olayın sonundan ne çıkar? İran gerçekten de Amerika Birleşik Devletleri tarafından vurulur mu? Bir darbe ya da bir operasyon gelir mi? Tıpkı Venezuela'da olduğu gibi. Ama Venezuela'nın büyük bir kırılma olduğunu söyleyelim. Venezuela da petrol ulusallaştırıldığı için Trump biliyorsunuz buna engel olmak istedi. Daha doğrusu engellemeyeyim de bunu değiştirmek istedi. Yıllardır orada gene aynı şekilde petrol bize aittir diyen bir yönetim var. Benzer şekilde İran'da da öyleydi ve Latin Amerika'yla aslında İran arasında bu benzerlik üzerinden de bazı ticari işbirlikleri oluyordu. Amerikan ambargosunu birlikte geçebildikleri bazı formüller vardı. Şimdi Venezuela'nın ele geçirilmiş olması Amerika tarafından İran açısından da önemli bir kırılma anı.

Lindcy Graham bizi de çok seviyor biliyorsunuz. Maduro'yu Türkiye'ye göndermeyi denemiş olan bir senatör biliyorsunuz Lindcy Graham Amerikan meclisinde dün Fox News'da şunları söyledi. Iran do whatever, Mr. President needs to olden the protesters and scare the hell out of the regime. President, I would kill the leadership that are killing the people. You got to end this. If it ends well, then peace breaks out. All the state sponsor of terrorism activity stops has blah. They'll go away. Uh Israel and Saudi make peace. A new day in the Midast. If zone, it's a giant Obama step backward. I have faith in you, Mr. President. Evet, Lindcy Graham bir yandan biraz Trump ayağcılık yapıyor. Size güveniyorum Bay Başkan. Siz Ronald Reagan ve ondan çok daha fazla bir şeysiniz. Obama'nın yapamadığı her şeyi yapabilen bir adamsınız. Bunu yapmalısınız. Ne diyor Lince Graham? Trump dedi ki Ayetullah'a yani Haman'e, "Eğer" dedi, "bir kişiyi daha öldürürseniz bu protestocularından, ben de sizi öldürürüm" dedi. "Ben de size saldırırım." dedi. Bunu dedi gerçekten de Lindy Graham da diyor ki, "Bunu yapmalısın başkan Trump." diyor. "Bu yapmalısın. Sözünde durmalısın. Çünkü başka türlü make Iran great again." Yani İran'ı büyük yapamayız. Eline de bir şapka almış. Bak o bölümü bir daha göstereyim. went to the Berlin wall and said, "Tear this wall down." Donald Trump picked people over Donald Trump says Iran. Evet. Diyor ki, "Tpkı Ronald Dragon'ın Berlin duvarını indirmesi gibi Donald Trump da İran rejimini indirecektir. Biz bunu kendisinden bekliyoruz." diyor. Kim bekliyor? Sadece Lincy Gram değil. Aynı zamanda Lincyram'un temsilcisi olduğu İsrail hükümeti bekliyor. Tabii Netanyahu hükümeti bekliyor.

Peki Amerika bunu yapacak mıdır? Yani Pons and Crons'a bakacaktır. Yani yaparsam ne kazanırım, yapmazsam ne kaybederim? Çünkü Amerikan toplumu arasında Trump'ın iyice delirdiğini düşünüp kendisine bir sonraki ara seçimlerde oy vermemeyi düşünen Cumhuriyetçiler de var. Dolayısıyla kolay bir karar olmadığını söylemeliyim. Ama İran'da rejimin ciddi anlamda sallanmakta olduğunu da söylemeliyim. Tek sebebi ideolojiler veya işte efendim siyasi dengeler değil. Asıl olarak arka planında büyük bir ekonomik mücadele var. Hem kutuplararası ve ülkeler arası, dev ülkeler arası mücadele, hem petrolün paylaşılması ama aynı zamanda 91 milyonluk İran halkının da sürekli olarak kendisinden hırsızlıkla kaynaklarını çalan bu yönetime artık net bir isyanda bulunması. Çünkü gerçekten de bahşedilmiş topraklar üzerinde yaşamalarına rağmen hiçbir şekilde onun refahını süremeyen bir İran halkından bahsediyoruz.

Son olarak İran'ın o ilk şahının Atatürk'le görüntülerini göstereyim size. Şah Çanakkale'deki savaş alanlarını Mustafa Kemal Paşa'nın rehberliğinde gezmek gibi bir ayrıcalığa da sahip olmuştu. Evet, gördüğünüz üzere böyle görüntüler yaşanmıştı 1930'lu yıllarda. Yani bugünkü günden hiç de uzak olmayan günlerdi. Tabii ki herkesin bir Mustafa Kemal'i Atatürk'ü, bir bağımsızlık mücadelesi, bir Kurtuluş Savaşı, bir aydınlanma ayrıcalığı yok. Biz de aydınlanma konusunda gerçi üzerimize düşen görevi yapmadık ama çevremizi saran bu otokrat sistemlerden ve rejimlerden fersah fersah ilerideyiz. Bin şükür diyeyim ben size. Umarım böyle de devam eder.

Bugünlük böyle bir bölümle karşınızdayım. Belki seversiniz. Devamını yaparız. Akşam saat 17'de ise canlı yayında tekrar Türkiye'nin gündemini konuşacağız tabii ki. Görüşmek üzere.