📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Ramazanda Arzularını Zapt Etmenin 3 Yolu - Ramazan Risalesi 4 - Nefsin Terbiyesi @Mehmedyildiz

Hayalhanem24:39

Transcription

Hidayet demek ne demek biliyor musunuz Hidayet? Ayetlerde hüden diye geçiyor değil mi? Ne demek oluyor? Evet; Manevi Şifa Hidayet, insanın Tevhide varması. Hidayet, şirkten kurtulması Hidayet. Hidayetin bugün başka manasını konuşalım mı?

Hidayet demek nefsi Firavunluktan, Nemrutluktan Şeddatlık tan kurtarmak demek. Şimdi nefis diyor ki: Bak diyo ben kendimi yönetiyorum kimse bana karışamaz. Bunun çok güzel bir Türkçesi var canım ne isterse. Nefse ne diyor Sinan adam canım diyor canım Allah Allah. Senin mücadele edeceğin nefse ne diyorsun? Canım, cicim, böbreğim, ciğerim, kuşum, Bülbülüm Sümbülüm. Böyle nefis mi sevilir ya, kardeşim farz diye bir olay var diyorsun. O Adam ne diyor karşılık, Canım ne isterse canım, benim bir canım var diyor. Şimdi nefis böyle giderse ne olur biliyor musun Allah. Firavunluktan Hidayet'in nuruna erişemez. Allah'ın ayetlerini çarpık anlayan adamlara dikkat edin, Allah bizi onlardan etmesin. Mutlaka nefisleri karışıyor istisnasız ya, istisnasız nefislerı karışıyor.

Bakın çok ince bir sır var şimdi, benim elim bem beyaz bir yaprak olsa, şu elimde karalı bir yaprak olsa, üstüne çizilmiş edilmiş yazılmış. İsmail sen de bir ressamsın hangi tuvale resim çizmek istersin? Beyaz alana çünkü sen buna çöp adam bile çizsen. Şöyle uzaktan tuttuğunda gözükür mü, gözükemez deme diğer karışıkların içerisinde. Allah azze ve celle de Saniye Zülcelal olması hasebiyle, bize Esmalarını nakş edecek bize Esmalarıyla boyayacak değil mi? İşte Allah nefsiyle zaten çizilmiş bir tuvalın üzerine resim çizmek istemiyor. Bembeyaz ya Rabb buyur, Kader sensin, kalem sensin, nefis benim bembeyazım ister yazar, ister silersin diyen bir Fıtrat önünde görmek istiyor. O yüzden nefsiyle kendi resimlerini çizmiş insanların, ayetleri anlamalarını nakız olur. Çünkü Allah Esmasıyla tekrar oraya çizmek istemez ama nefsini bembeyaz Allah için bırakmış ınsanlara baksanız. Yürürken Allah yürütür, konuşurken Allah konuşur, gülerken Allah güldürür, ağlarken Allah ağlatır öyle bir Ayete deme. Güldüren de O ağlatan da O diyo. Allah nefsi bembeyaz tuval olarak kendisine saklayan kullarının, her adımında arkalarında destekçi olur. Ama nefsine güvenen Firavun meşrepli insanlara der ki: Haydi kıyamet vakti şimdi söyle nefsin neye güveniyorsa, çıksın da sana yardım etsinler der. O yüzden nefse kendisinin esas Malik olmadığını bildirmek lazım. O canım dediğin nefis var ya canım. Cehennemde Ciğer olur Kebap olur demek lazım, Onu bildirmek lazım. Yoksa ne olur biliyor musunuz? Nefis kendi sultanlığını ilan eder, hele bir de Servet'i varsa, makamı varsa, dünya yönetimi varsa. Üstüne ne yapar biliyor musunuz? Allah'ın mülkünü gasp eder gasp. Yani Allah'ın mülkünde hırsızlık eder ben kendi malımı yıyorum kime ne, öyle olmuyor mu? Bu benim bedenim kime ne öyle olmuyor? Bu benim yaşantım kime ne, kime ne olur mu ya. Nefis senden değil, nefes senden değil, dünya senden değil, Güneş senden değil, Bulut senden değil. Belli ki bir bunları yaratmış seni de göndermiş bir proje için bu kadar aciz bir ahval de bunlar benim kime ne demek ne demek? Allah'ın malını gasp etmek demek. Neyini gasp ediyorsun Allah'ın Gözünü İstediğim gibi bakarım kime ne, Kulağını ben istediğimi dinlerim kime ne. Allah'ın dilini gasp ediyorsun, Kardeşim ben hürüm özgürüm konuşurum istediğim gibi kime ne. Bu nefsin gemlenme zamanı gelmiştir.

Şimdi nefis bu mallar, mülkler benim dir diyor ya. Tam orada bir kurtarıcı geliyor Ramazan ayı kilidi bir vuruyor. Nefis anlıyor ki bunlar benden değil istediğim gibi yemiyorum diyor ne oluyor? O hükümdarlığını o Despotluğunu, himayesini git gide kaybediyor. Şimdi bakın bir nefis Firavunluğa aday bunu anladık. Şetdatlığa aday, Nemrutluğa aday bir nefis. Her elini Her elini uzattığında, oruçsun, oruçsun oruçsun cevabını alırsa sonunda pes eder. Derki tamam anladım bunlar benden değil. Her gözüne ulaştırdığına oruçsun, her kulağını bulaştırdığında oruçsun, her dilini yanaştırdığında oruçsun cevabını aldığında. Anlar ki tamam bunları ben değil. Ben hürüm Ama kul olduğum ölçülerde hürüm der bunu anlar. Şimdi bunu biraz daha derin anlayalım Üstad Hazretlerinin tabirleri ile anlayalım. Ve dördüncü Nüktenin anahtar kelimesine sel Levhasına Nefis diyelim. Çok keyifli dersler ha bak inanın Muazzam dersler pür dikkat dinleyin buyrun. Bismihi Subhanehu 29. Mektup Ramazan Risalesi dördüncü Nükte; Ramazan-ı şerifteki, oruç nefsin terbiyesine baktığı cihetindeki çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki. Şimdi orucun hikmeti sayısız nefsin terbiyesine bakanda çok Peki Terbiye ne demek terbiye ona uygun şekli ona verebilmek demektir. Şimdi şunun ağacı varya ağacı, şu masanın ağacı neydi, terbiyesiz di ya kestiler biçtiler, verniği vurdular, zımparayı vurdular ne oldu terbiye oldu ve istenilen şekli aldı. Şimdi Nefisede de böyle bir ahval var, nasıl bir ahval terbiyesiz yani istenilen kıvam, istenilen şekil henüz nefiste Vuku Bulmamış. Şimdi atlar nasıl terbiye edilir önce yemi çekersin sonra gemini çekersin. Hatta böyle At seni dinlemezse atasözü vardır şimdi çok şaşıracaksınız, ya bu atasözü bu muymuş diyeceksiniz. Gemi azıya aldı derler ,gem var ya gem atın gemi. Orada gemi değil yani yüzen gemi değil, gemi azıya aldı. At gemini azı dişiyle ıstırırsa üstüne binenin hükmü iptal olur. İstediği yöne gider. Nasıl olursa bunu yapabilir, At Güçlü ve kuvvetli olursa bunu yapabilir. Peki sen ata hakim olsan ne olur? At elbet istediğini dinleyecektir ama Atla karşı karşıya geleceginide, At güçlü At ne yapmam lazım? Önce terbiye etmem lazım yani yemini çekmem lazım. Bakın bizim nefsimiz At gibi Ramazan'daki şu Hikmet'e bakın şimdi eskiler Nefsini terbiye edermiş biliyor musunuz Allah Allah. Şu kaideye bakın Kıllet-i taam yemekten kesmişler. Kıllet-i kelam konuşmaktan kesmişler, Kıllet-i nevm uykudan kesmişler. Demişler ki bu Nefse bunlar fazla beter olsun demişler. Allah Allah bunu ne için yapıyorlar peki cihad? O Nefse binip istediği yere götürebilmek için şimdi bakın Risale-i nurda çok ince bir sır var, çok ince ya nedir biliyomusun bu sır? Nefsi öldürmek, mahvetmek, perişan etmek, köşeye çöp atmak yok. Çünkü nefisteki cihaz atlar var ya gözler, kulaklar, diller bunların hepsi Allah azze ve celle iyi tanımak için verilmişse! Benim gözü kör etmem bi eksiklik olur Çünkü Allah beni tanı diye vermiş. Benim kulağı sağır etmem ne olur, eksiklik olur beni tanı diye vermiş. Demek ki ben bunları istediğim yöne sürükleme lazım. Yanı bu asırda bir insanın nefsini öldürmek değil, üstüne binip istediğin yere sevk etmek var. İşte oruç tam bunu sağlayan Muazzam tesirli bir sihir gibi adeta. O atın gücünü enerjisini önce elinden alıyor daha sonra Sen üstüne biniyorsun, diyorsun ki bu göz ne için. Ne için Basar masnuatı görüp, şu Göz Elmayı, Armutu Çiçeğı görüp basîr Sânı'ini görmezse, asıl görmen gereken Göz. Basiretin Yaratıcıyı görmezse pek çirkin düşer dıyor. Bu ne demek biliyomusunuz? İnsan gözden fazlasıyla görmek zorundadır demek, insan gözden fazlasıyla görür ve bunu kullanmak durumundadır. İşte diğer Gözlerin açılmasını sağlayan Ramazan ayı oluyor.

Şimdi nebatat ve beslenen veyahut hayvanatla beslenen insanların, bakın huyu suyu da aynı beslendiği şeye benzer. Şimdi Ben bir elma ağacına gidip elma koparmak istesem naz yaparmı bana yapmaz, sürekli bitkiyle Nebatatla beslenen insanlar bakın. Onların da huyu suyu böyle yumuşak olur. Peki Ben bir tane şöyle neydi o Gökhan Hollanda'da sizin o ineğin adı? Belçika mavisi, kaç kiloydu o 300 - 400 kilo Belçika mavisi. Ben gidip ondan bir makas alsam, desem şimdi bu bonfileni bana ver. Kolay verir mi vermez, hele bi beni yakala der, hele bi yatır der, hele bir kes der. Deme İşte o yüzden sürekli etle beslenen insanlar baktığınızda, biraz zor mizaçlı insanlar olurlar. Demek ki insanın beslenmeside mizaçi çok ilişkili doğru mu? İnsanın mizacına iki şey etki eder bir gıda, iki iklim bu iikisi çok etki eder. Şimdi buna bir delil de aslında hınzır etiyle beslenen insanlardır bakın ! Hınzırda bir özellik vardır hırs vardır, inat vardır. Hınzır etiyle beslenen insanlara dikkat edin teknolojide çok ileriye gitmişlerse dahi, fikir, tefekkür ve inanç olarak Ortaçağda kalmışlardır. Ne belli ya siz sadece Teknolojiyi baz alarak değerlendiremesiniz bunu. İnanç değerlerine bakmanız lazım, üçleme gibi batıl bir şeye inanırlar. İneğe taparlar, ateşe taparlar, bu kadar batıl olaylara İnana bilecek kadar bu noktada geriler. Demek ki baktığında insanın beslenmesi dahi mizacın da çok ciddi bir yer alır. Şimdi burada her istediği şeyle beslenip, beslendiği şeye benzemeye aday bir nefis varken. Sen bu nefsi terbiye etmezsen ileriki zamanlarda acaba nasıl baş edeceksin? Şimdi benim bunun terbiye etme vaktimde, affedersiniz Nefsane bir hayvana benzetelim. Belki biraz anlayalım diye şurada küçücük bir Kaniş köpeği var, bir havlar, iki havlar, biraz ısırır. Hiç kaniş köpeği ıstır dımı sizi? Benim arkadaşım vardı ısırdı böyle topuktan, böyle iğne soktu gibi oldu hıı dedi ısırdı böyle. Kıskandı herhalde sahibini kıskanıyormuş. Şimdi baktım da çok acı veren bir şey değil. Ama dayımın bahçesinde beni bir Alman kurdu kovaladı. yetmediği yerde, beni Bonfile yapacaktı az kalsın. Şimdi o hale gelen bir nefsi istediğin hakimiyeti almak çok güçtür. Demek ki bunu güçsüz bir hale getirmek zorunluğu var, işte bu güçsüz hale getirme olayını ney sağlayacak bize? Onun en çok Beslendiği yeri kilitlemek, yani mideyi kitlemek sağlayacak deme. Ve bu şekilde nefis ne olacakmış, terbiye olacakmış. Şu masadan örnek vermiştik deme, terbiye oldu masa oldu. Şimdi bir odun terbiye olmazsa nereye gider İsmail? Pelet olur yakıt olur bir seferlik yanar. Peki terbiye olup Sultan'a masa olsa yıllarca yaşar. Şimdi biz bu nefsi ya terbiye edeceğiz, sonsuzluk buluşturacağız, sultanın masası hükmüne geçecek. Ya da ben terbiye olmam diyecek odun gibi ateşinde bir kez yanacak ve bitecek. Mecburuz bu dersler bu cihet de çok elzem, çok önemli Devam edelim mi okumaya..

Nefis, kendini hür ve serbest ister ve öyle telâkki eder. Bakın beyler nefis kendine hür ister den kasıt ne biliyor musunuz mutlak hür ister. Bakın mutlak Hürriyet hayvan da vardır ve bunun karşılığı nedir vahşettir. İnsanda kısıtlı Bir hürlük vardır bunun karşılığı nedir? İnsanlar hürdür İnsanlar hürdür ama Abdullah tır. Yani onun bir terbiye edicisi, bir sınırlayıcısı, bir oranlayıcısı vardır. Insana bu şekilde Hürriyet yakışmakta dır. Üstad Hazretleri kamp yaptığı bir yerde çadır kuracakken, Üstadım burada karınca yuvası var buraya taşı. Burada karınca yuvası var buraya taşıyın diye diye, çadırı karınca yuvaların üstüne kurdurmamıştır. Bir yuva yıkılarak, telef edilerek başka bir yuva kurulmaz demiştir. Sizce Üstad Hazretleri böyle bir hassas insanlık terbiyesine neyden almıştır, İslamiyetten almıştır! Peki bir atom bombasıyla hıroşimaları, nakazatılerı katledenler. Bir neslin akıbetini berbat edenler, sizce kimin hükümleriyle Hürriyet taslamaktadırlar. Hiç insanlığın içerisine sığıyor mu bu tasladıkları. Demek ki şimdi ortada İki tohum olsa, bu tohumun ne olduğunu anlamak için meyve vermesini beklersin. Yani neticesini beklersin ortada bir İslam'ın çıkardığı mükemmel bir insan Portföyü var. Böyle bir meyve var, bir de Hürriyet diye bize satılmaya çalışılan, insanların Güya özgür olduğunu söyleyen. Ama Çarşı pazarlarda aynı insanları pazarlayan, orta başka bir yapı daha var. Bunların neticesinde baktığında hangisinin insanın nefsi için, insanın fıtratı için, saygınlığı için, onuru için, gurur için daha güzel olduğunu anlarsın! Ben inan çok üzülüyorum, bak gerçekten çok üzülüyorum yani. Filan kes alakasız reklamlarda insanların, o daha çok satılsın diye bir obje olarak kullanılması. Bence o insana yapılabilecek en kötü şey. Ortada saygın bir İnsan var ahsen-i takvim kıvamında yapılmış bir insan var. Bu İnsan muhabbet edebiliyor, bu insan şefkat besleye biliyor, bu insanlar Anne oluyor, bu insanlar Baba oluyor. Bu insanlara ahbap Dost oluyor sen böyle bir insanı alakasız bir şey satılsın diye, en üzücü şekillerde insanlara sunduğunda! Acaba sen bunu bir mal hükmüne koymuş olur musun olmaz mısın? Benim için çok üzücü bir şey. Demekki insanların Abdullah olma kıvamında, O noktada terbiye olmasından, sonraki insanlıkları çok güzel. Yoksa orman kanunlarıyla Hürriyet, Hürriyet değildir nedir vahşettir. Bunun neticesi ortada. Bakın bişey daha anlatayım, zamanında merhum Cennet mekan Kanuni çadır kurduracak. Tam Padişahın otanın baş direğide, karınca yuvasına geliyor. Şimdi o amel, hareket ve tatbikatında sürekli Ebussuud Efendi den fetva alarak hareket etmiş. Böyle küçük fetvalara yazılara pusla denir. Pusula göndermiş Cevap almış, Pusula göndermiş cevap almış. Hatta Ebussuud Efendi onun kabrini ziyaret ettiğinde. Bir kutu Getiriyorlar hep kendi fetvaları, Eyvah o kurtuldu ben ne yapacağım şimdi diyor. Hep fetvaları o verdiği için. Ona pusula gönderiyor: Otağımın direğini Karıncalar basınca, bir mahsuru var mıdır karıncayı kırınca. Ebussuud Efendi ona cevap yazıyor Pusula: Yarın hakkın divanına varınca, Süleyman'dan hakkını alır karınca. Böyle bir hassasiyeti, böyle muazzam bir dengeyi, insanı kim verebilir, kim sağlayabilir? Devam..

Hatta, mevhum bir dakka, bi dakka mevhum yok ama var sanıyor. Çok önemli nefis kendisini mevhum bir rububiyete sahip zannediyor bakın. Var mı böyle bir şey yok buyrun devam edelim. Bu mevhum kelimesini bilmemiz lazım devam.. ve keyfemâyeşâ hareketi, fıtrî olarak arzu eder. Bakın nefis kendini bağımsız biliyor, müstakil biliyor ya bu yüzden. Mevhum bir krallığım var diyor, Rububiyetim, yöneticiliğim var diyor. Yani mevhum şu demek, hakikate böyle bir şey var mı, yok ama kendisi öyle var zannediyor. Bunu zannedince nefis ne diyor biliyomusun? Şimdi bakın şu söyleyeceğim cümleleri gerek kendi nefsimizde, gerek eşhavımızdan çok duymuşuzdur. Diyor ki bir Allah'ın istekleri var, bir de benim isteklerim var diyor bak bak ne oldu? Müstakil bir hal aldı bak Halbuki şurayı anlasa, bu benim isteklerim dediğim var ya, biz Allah'ın var etmesiyle varız diye anlasa. Diyecekki Ha ha bu nefsin istekleri, ancak bir askerin Komutanını dinlediği hükmünde geçerlidir diyecek deme. Şimdi şurayı tekrar anlatmak istiyorum, nefis kendisinde bu şekilde bir Krallık biliyor. Neden biliyor her istediği olduğundan dolayı biliyor. Şimdi az önce bir şey konuştuk tekrar edelim onu, bir şeyin sebebini keserseniz sonucu da ortadan kalkar. Nefsin her istediğini elde ettiğini düşünmesinin sebebi ne? Bir sebebi midesi, yumruk kadar mideyi istediği kadar besleye biliyor. İstediği İstediği gibi Alevli meyveler, kokteyller bilmem neler. Şimdi sen burada sebebi kessen, o mideye anahtar vursan. Nefis diyecek ki ben bir içim içemezsin, yiyeyim yiyemezsin, harama bakayım. Zaten bakamazdın şimdi daha çok hatırlandın bakamayacağını. Bir şeyin sebebi ortadan kalkarsa sonucu da ortadan kalkar. Nefis her istediğini her istediği zaman uzanamayacağı anlarsa. Bunun sonucu olan Despot bir Krallık ortadan kalkar. Ve nefis derki demek ki ben kendime Malik değilim, beni yaratan başkası var. Şimdi bakın burada çok tehlikeli bir şey var nefis ne oluyor biliyor musunuz? Allah'ın iradesine meydan okuyan, ikinci bir irade hükmüne geçiyor. Ve buna ne ediyor biliyomusunuz nefis canım diyor Canım. Ya biz kız kuluz bunları yapmamız lazım, canım ne isterse onu yaparım. Bir de nefse ne diyor, canım diyor, ciğerim diyor, böbreğim diyor, dalağım dıyor. Bakın nefse nasıl hitap ediyor.Sen nefsi böyle şımartırsan nasıl gemlen çek. Ancak Ramazan ve oruç ayıyla gemlenecek. Yani şu orucun hikmetlerine bakın. Ortaya baş edilemeyecek, ikinci bir insan çıkmak üzereydi. Nefis Firavun gibi, Nemrut gibi, Şeddad gibi çıkacaktı. Oruçla onun beslendiği yeri bir gemledin, anahtarı bir vurdun. Dediki ben meğer elimi uzatamıyormuşum demek ben kendime Malik değilmişim. devam edelim buyrun..

Hadsiz nimetlerle terbiye olunduğunu düşünmek istemiyor. Hususan, dünyada servet ve iktidarı varsa, gaflet dahi yardım etmişse, Anladınız mı Servet var, iktidar var, bir de gafleti yardımcı oluyor Evet.. Bütün bütün gasıbâne, hırsızcasına nimet-i ilâhiyeyi hayvan gibi yutar. Bakın tabirebakar mısınız? Nefis Rabbini tanımazsa, hırsız olur dıyor burda ya. Ve ne gibi diyor affedersiniz, Hayvan gibi yutar diyor. Şimdi Ben şuradan hayvana bir kemik atsam, yutar mı hemen? Çat ama bakın bir artısı var hayvanın, belki minnet besler. Hiç evine hırsız giren oldumu, ya da bir eşyası çalınan oldumu içinizden? Okulda mı oldu? Peki hırsız sonra gelip teşekkür ettimi? Etmedi deme, ya geçende malını çaldım ama Allah razı olsun senden demedi deme. Bakın hayvana kemik atsanız minnet eder. Nefis Gasıbane bişeyi çalarsa, dönüp teşekkürde etmez. Yanı ne olduk hayvandan da aşağı düşmüş olduk, olguyu görüyor musun? Yani nefsini her istediği olmaya devam ederse, malını kendinden bilecek. Dikkat edin malını veremeyenlere. Ortada ne vardır sürekli beslenen, her canı istediği verilen bir nefis vardır. Demek bunun zıttıyla davranmak lazım, inadına vereceksin. Ya burası esas dünya değil ki, esas dünya ahiret. Burda versen ne, vermesem ne. Bırak imtihanı kazanlım burada. Ama ahirette nasıl olacak versen, de bitmeyecek bir dünyan olacak bunun karşılığınıda. Öteki türlü nefsin her istediğini yaparsan ve Allah'ın verdiği şekilde, sen tevziat memuru gibi, bunları da dağıtmazsan. Ne cıkıcak ortaya baş edilemeyen bir At çıkacak. Seni istediği yere, yani affedersiniz hayvanca yerlere götürmüş olacak Allah Allah. Çok tehlikeli bir şey da bilelim. Biz Allah'tan gasp ettiğimiz malı, hırsızca yutarsak hırsızın beklediği netice, bize de bekliyor demektir. Bunuda unutmamamız lazım. Şimdi zekâtını vermeyenlere dikkat edin, bir cihete ne diyorlar biliyor musunuz? Benim malım ben kazandım bana aittir. Halbuki hakikatı ney, Allah'tan gasp ettiği mallar onlar. Çünkü Allah başkasının malını, senin malın içerisinde sana vermiştir. Onlara ulaştır diye çünkü sen bir tevziat dağıtım memuruydun. Ama bu gafilhane haletden dolayı bunu da unuttum. İnşallah Ramazan Oruç mideyi kitlediği anda bunlar tekrar canlanıp uyanacak. Çünkü beden çalışmazsa ne çalışacak ruh çalışacak. Önceden de ruhun çalışıyordu ama bedene hizmetkar olarak çalışıyordu. Akşam ne yiyeyim, bugün ne içeyim ama bunlar hepsi kesildiğinde. Ruhun cihazatı diyorki ben ne yapacaktım. Tamam madem öyle esas işimi yapmaya başlıyayım. Buyrun devam edelim..

İşte Ramazan-ı şerifte, en zenginden en fakire kadar herkesin nefsi anlar ki, kendisi malik değil memlûktür; hür değil abddir. Şimdi beyler çok önemli bir yere geleceğiz. İstediği şeye istediği anda ulaşabilmek, insandaki malikiyet duygusunu besler. İnsanın kul olduğunu unutturur, kendisini Kral zanneder. Ramazan girince insan helal kazandığına bile ulaşamayınca. Ben meğer kral değil kul muşum diye anlamaya başlar. Şimdi bakın ayın ışığının kendisine ait olmadığını ne zaman anlıyoruz? Ayla Güneşin ortasına Dünya giriyor deme. Bir bakıyorsun ne oluyor ay tutuluyor. Karanlıkta kalınca diyorsun ki, meğer Işık Aydan değilmiş, neydenmiş meğer Güneştenmiş. Çünkü Ayın ışığı aya ait olsaydı karanlıkta kalamazdı. Sağlık bize mi ait, bakın ne oluyor musunuz? Araya bir hastalık giriyor sağlık gölgede kalıyor. Bize ait olsaydı hasta olmazdık diyip anlamaya başlıyoruz. Güç bize mi ait, araya bir İhtiyarlık giriyor, gücün kuvvetin gölgede kalıyor. Diyorsun ki eğer bu bana ait olsaydı şimdi de elimde olurdu, meğer bana ait değilmiş deme. Peki bu rızık, nimetler, mal mülk, bize mi ait araya Oruç giriyor! Yiyeceğin o rızıklarla arana bir mesafe açılıyor ve onlar gölgede kalıyor. Ve diyorsun ki meğer bu rızıklar, nimetler hakiki manada bana ait değilmiş. Hakikaten bana ait olsa istediğim zaman yiyebilirdim diyorsun. İşte bu manayı sende Oruç uyandırıyor Oruç. Hasan Basri Hazretleri bir gün siyahi bir köle görüyor. Ve diyor ki senin adın nedir? Adım mı, benim adım, sahibim neyle diye çağırırsa odur diyor. Ve peki diyor Sen nerede kalırsın? Neredemi kalırım, sahibim nerede kal derse orada kalırım. Ne yer ne içersin? Nemi yerim, sahibim ne ye derse, ben onu yerim deyince. Ben kulluğu bir siyahi köleden öğrendim diyor. Biz de kulluğu biiznillah, araya O nefsimizle araya, oruç girdiği anda gölgede kalacak ya nefis. Diyeceğiz ki demek ki esas sahip nefis değilmiş deyip Oruç'tan öğreneceğiz İnşallah. Çok önemli bir Metafor, lütfen unutmayalım buyrun devam edelim..

Emir olunmazsa, en adi ve en rahat şeyi de yapamaz, Şimdi en adi şeyi yapamayacağını bir emirle anlıyor insan. Eskiden mesela bir yemeye giderdik, sofra sahibi ye derdi yerdik. Şimdi sofra sahibi ye deyince de para etmiyor ve ne diyorsun? Demek ki Sofranın hakiki sahip başka dıyorsun. Bir de Kevn-i Emirler var yaratılış emirleri, yani Allah azze ve celle ol demezse parmağını bile oynatamaz. Bakın Tıp ne noktaya geldi ama doktorlar bile sağlığını koruyamıyor. Ölüme engel olamıyor neden? Çünkü ortada Kevn-i Emirler var. Şimdi bir dönem felç bir arkadaş vardı da. Tam böyle Rabine dua ederkene odaya sinek girmiş, kafasına da konmuş. Diyor ki konmaz İnşallah dedim ama kondu diyor. Ve dedi ki hocam dedi, bir sineğin kovalamanın bile nasıl bir nimet olduğunu bilemezsin dedi. Biz bilemedik maalesef ama o nerden bildi. Ya acz den bildi değil mı? İşte oruç bize bütün Kainatın esas sahibini. Elimi kolumu, damarlarıma kadar, esas sahibini bildiren. En büyük nimetlerden bir nimet, Misafirlerden bir misafir oluyor Evet buyrun..

Elini suya uzatamaz diye, mevhum rububiyeti kırılır, ubudiyeti takınır, hakikî vazifesi olan şükre girer. Elini neye bile uzatamıyor suya bile uzatmıyor ya. Dibindeki suyu uzanamıyorsun şimdi sen kendinde, nasıl bir mülk bileceksin ki, böyle bir ahvalde. Şimdi Ef'al-i Mükellefîn diye bir hadise var biliyorsunuzdur. bu Ef'al-i Mükellefînde hani haramları, helaller, mübahlar, vacipler, farzlar, sünnetler. Şimdi bir şey bişeyin karşılığıdır, ne neyin karşılığıdır? Ef'al-i Mükellefîn de haramın karşılığı farzdır veyahut vaciptir. Sünnetin karşılığı nedir mekruhtur. Bir de Vasat diye bir kelime vardır, yani biz ona ne diyoruz, caiz diyoruz, mübah diyoruz, helaldir diyoruz deme. Birde bu karşılığı vardır. Peki o zaman ben bunu niye açıkladım, şunun için açıkladım. Şunu sorayım su içmek helal midir, haram mıdır? Başka bişey mi dir buyrun konuşalım hangisidir? Şimdi Su sonradan yaratılan bir şey olduğu için, zatında helal-haram olamaz. Allah ne derse o dur. Yani ne zaman helal, ne zaman haram? Allah ne zaman derse o zaman helal, haram. Bütün mevücuda da böyle bakmamız lazım. Sonradan yaratılan bir şeyin sıfatı, kendinde zati olamaz. Allah ne koyarsa öyle olur. Şimdi baktığında dün helal olan su bugün elini uzatamıyorsun, haram hükmüne geçiyor. Kim haram dedi? Kim dediyse bütün Kainat onun emrinde diye, onu da anlamış oluyoruz. Bak bak hükme bak meseleye bak ne kadar ince bir şey. Şimdi insanın böyle bir durumda suya dokunamaması. Kendini bile idare edememesi, neyi anlatıyor biliyomusun. Aslında Kainatın esas sahibini anlatıyor. Yani orucun en büyük hikmeti, bak bakalım Kainat kimin ellinden dönüyor. Şimdi insan hakikati itibari ile bir yaşında çocuk gibi acizdir muhtaç dır. Şimdi şuraya bir yaşında çocuk girse dayılansa. Var mı bana yan bakan, asarım keserim dese. Ne yaparız güleriz deme. En son babası gelip tokadı yapıştırdı mı ne olur çocuk? Ya ben meğer güçsüzmüşüm der ağlamaya başlar tokatı yiyince. Ve sonra ne der ben meğer Anne ve Babanın yardımlarıyla hayatda kalıyormuşum der bir yaşında. Çocuk altını temizlemesen düşer. Şimdi nefis aynı o bir yaşındaki çocuk gibi komik ahvallerde. Ben varım, ben yaparım, ben ederim, canım ne isterse onu yaparım. Ramazan geliyor mu geliyor Oruç geliyor mu geliyor. Tokatı vuruyor mu bir tane, hadi canım önündeki suya bile dokunamıyorsun. Dün sana helal olan su, bugün haram hükmünü aldı diye tokatı bir yapıştırıyor. Ne oluyor bir yaşında çocuk gibi ağlıyor, o çocuk nasıl annesini arıyorsa. Kulda Rabbini arıyor meğer Kainat benim değilmiş. Allah'ın Allah'ın elinden idare ediliyormuş diyor. Bizim anlamamız lazım bu hayat bile bize ait değilken, nasıl benim olabilir! yYni ben benim değilim, benim ben demem için bile, beni ben yapması lazım. Nasıl Bana ait olabilir? Biz bağımlıyız bağımlı, neye bağımlıyız? Allah bizi neye bağımlı yarattıysa ona. Yani esas olarak ona bağımlıyız ve bunu en anladığımız Ramazan oluyor deme. Evet Mesela bu kadar "Sübhaneke la ilmelena illa ma allemtena inneke entel alimul hakîm."ve ahihürü dava hü münel, Elhamdullah rabbil, alemin el-Fatiha ma salavat Bakın beyler Ramazan'ın içerisindeki bu hakikatini. Böyle anlayabileceğiniz bir şey yok ha inan.