Transcription
Kıymetli öğretmen arkadaşlarım, hepinize merhabalar, hayırlı akşamlar. Erken çocukluk eğitimine giriş dersimize ilgili, naçizane bilgimizi döndüğü kadar böyle bir tekrar yapmaya çalışacağız inşallah sizlerle. Faydası olur, fırsatımız oldukça değerli öğretmenlerim, derslerden canlı yayınlar yapmaya devam edeceğiz. Yani bu süreçte belki dilimizden önemli bir bilgi çıkar, sınavında sizlere fayda sağlar; amacımız bu yönde, kıymetli meslektaşlarım. İnşallah sizlere faydalı olur.
Evet, şimdi arkadaşlarım, hem arkadaşlarımız gelsin. Öncelikle yorumları kapattım, değerli öğretmenlerim. Dersimizin sonuna doğru bir soru-cevap olayımız var; o zaman zarfında yorumlar açacağım. Bu yıl dersimizin ismi değişti, biliyorsunuz. İsmi normalde okul öncesi eğitime giriş; ama artık erken çocukluk eğitimine giriş oldu. Bunun nezdinde içerikler aynı, herhangi bir değişiklik yok. Muhtemelen, değerli öğretmenlerim, bir tanem; ilkelerden bir tane, düşünürlerden bir tane, ortam düzenlemesi bir tane de olursa, böyle bir nasıl diyelim, sizlere öğrenme merkezleri ile ilgili soru karşımıza gelebilir, kıymetli öğretmenlerim.
Evet. Şimdi arkadaşlar, ben şuraya hangi sırayla gideceğimize dair önümüze bırakayım. Elinizde varsa kağıt kalem, onlarla ilişkin bilgi verirken not ederseniz yararınıza olur diyelim. Evet arkadaşlar, erken çocukluk eğitimine giriş; öncelikle ilkelerle ilgili parça-stili bir sorunuz gelebilir, öğretmenlerimizden. Özellikle bir tane öğretmenin yapmış olduğu ifadeler, çocukların vermiş olduğu tepkilere bağlı olarak bu durum okul öncesi eğitimin hangi ilkesiyle özdeşleştirilebilir ya da şöyle bir soru da gelebilir, aynı kapıya çıkar aslında. Evrensel ilkemiz; biz yeni müfredat içerisinde bu soruları kullanmaya başladık. Okul öncesi eğitimin temel ilkeleri demez de, erken çocukluk içerisindeki evrensel ilkelerdir. Bu da aynı kapıya çıkacaktır; burada artık okuduğunuzu anlayıp seçeneklerle böyle bağlama işlemini siz yapacaksınız, değerli öğretmenler.
Evet, baktığımız zaman evrensel ilkelerden bahsettik; bu zaten yorum dayalı bir soru gelecek. Şimdi değerli öğretmenlerim, daha önce okul öncesi eğitimin amaç ve görevleri: dört tane; çocuklarımıza iyi alışkanlıklar kazandırmak, ilkokula hazırlamak, daha sonra şartları böyle elverişsiz ailelerden gelen çocuklar için ortak bir alan, bir de Türkçeyi güzel konuşmalarını sağlamak. Bunu biliyorsunuz, her yıl karşımıza soru olarak getirdiler. Bu noktada bilmenizi istediğim ana nokta şudur, değerli öğretmenlerim: ÖSYM bunu bu değerini önemsiyorsa belki kaçıncı şurada olduğunu sorar; bu dört tane amaçlarımız 9. Milli Eğitim Şurası’nda kararlaştırıldı. Bunu da lütfen notlarınıza ekliyorsunuz. Milli Eğitimin genel amaçları 9. Milli Eğitim Şurası’nda. Bir de arkadaşlar, belki bu sene soru ne gelebilir; toplumsal amaçlar var. Toplumsal amaçların en önemli ifadesi olarak karşımıza şu gelecek arkadaşlarım, eğer ki çıkarsa soruyu buradan yakalıyoruz: çalışan kadınların çocuklarına bakmak ifadesi. Bunu unutmuyoruz; çalışan kadınların çocuklarına bakmak toplumsal bir amaçtır. Temel ilkelerden bahsettik; şimdi öğretmenlerin biri de yönetmelik olayı var. Anaokulu, ana sınıfı ve uygulama sınıfı uygulaması meslek liseleri bünyelerinde oluyor, biliyorsunuz; ve kriterimiz 36-68 aydır, bunu unutmuyoruz. Anasınıfları Eylül ayı itibariyle 57 ve 68 ay. Bu bizlerin ilkokul bünyesinde olan anasınıfları. Anaokulu dediğimiz, yani bizlerin esas olarak çalıştığımız kurumlarımız ise 36-68. Tekrarlayalım arkadaşlarım; anaokulları 36-68, anasınıfları 57-68, uygulama anasınıfları; bu meslek liseleri bünyesinde olanlar ise yine aynı şekilde 36-68 olacaktır. Bunlar arkadaşlarım, çocuklarımızın kayıt yaşları. Şimdi istisnai durumlar var, bunlardan bahsedeceğiz arkadaşlar; meslek hayatınıza geçtiğiniz zaman sıklıkla bunlarla karşılaşacaksınız. Bu veli izin dilekçesi, dilekçe yoluyla çocukları kaydettirme olayı. Normalde bizler 69 ayını dolduran çocukları 1. sınıfa gönderiyoruz; 69 ay geldiği anda çocuklar 1. sınıfa başlıyor. Ama veli diyor ki: “Çocuğum ben hazır hissediyorum, çocuğum 1. sınıfa yazılsın.” Bu talepte bulunan velinin çocukları 66, 67 ve 68 ay ise, veli dilekçe verebilir ve çocuk 1. sınıfa başlayabilir. Bu bir istisnadır. Aynı durum 66, 67 ve 68 ay; veli “Ben 1. sınıfa kaydettirmek istiyorum” diyor ve çocuk gidiyor, kayıt oluyor. Aynı şekilde yaşını doldurmuş, 1. sınıfa hazır çocuk ama veli diyor ki: “Tekrar anaokuluna gitsin.” Şu şekilde: 69, 70 ve 71 ay; bu çocuklarda 1. sınıfa geçmesi gerekirken bizim sınıfımıza, yani anaokuluna geliyorlar, kıymetli öğretmen arkadaşlarım. Bunda ekstradan bilgimiz olsun; belki yönetmeliğe dair bir soru gelebilir, bakalım sırada neler devam ediyor.
Evet arkadaşlar, şimdi bu kurum bazlı bağlılık; hani karşınıza sorular geliyor ya işte hangi kuruma bağlıdır; Temel Eğitim Müdürlüğü’ne mi, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na mı? Ama değerli öğretmenlerim, eğer ki bunları karıştırıyorsanız iki tanesini aklınızda tutarak soruları çözebilirsiniz. İki tanesi dediğimiz nedir? Birincisi çocuk yuvaları (0-12 yaş), ikincisi ise özel, bakınız özel, kreş ve gündüz bakım evleri (0-66 ay). Bu ikisi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlı, değerli bakınız, tekrar ediyorum, özel, özel diyorum, lütfen buraya dikkat; özel kreş ve gündüz bakım evleri ve bir de çocuk yuvaları. Bu ikisi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlı; diğer kalanlar ise Temel Eğitim Müdürlüğü’ne. Nedir bunlar? Resmi bağımsız anaokulları, özel anaokulları, bizim bizzat çalıştığımız MEB’in kendi kurumları ve kamu kurum ve kuruluşlarındaki kreş ve gündüz bakımevleri. Zaten buradan soru geleceği olursa, hani bu kreşler ortak ya; bu noktadan birazcık böyle kafanızı karıştırıp soruyu yanlış yapmanızı sağlayabilirler. Bunun ayrımını nasıl yapacağız arkadaşlarım? Sorunun köküne dikkat ediyoruz; zaten kreş ayrımını bizlere verecek, siz anlayacaksınız. Eğer derse ki: “Ahmet 20 aylık, Ahmet annesinin çalıştığı kamu kurum ve kuruluşundaki kreşe gidiyor” diyorsa bu Temel Eğitim Müdürlüğü’ne bağlı. Bakınız, kamu kurum ve kuruluşlarındaki kreşe derse Temel Eğitim Müdürlüğü. Ama bu sefer Ahmet evinin karşısına bir özel kreş ve gündüz bakımevi açılmış, oraya gidiyor Ahmet; özel kreş ve gündüz bakım evine gitmektedir derse bu Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, değerli öğretmenler. İkisinin ayrımı bu kadar basittir. Buyurunuz, devam edelim.
Evet, şimdi bu düşünürlerden bu yıl mutlaka bir tane sorunuz var, değerli öğretmenlerim. Sorunun geleceği yeri aşağı yukarı tahmin ediyorum; orada daha çok bilgi vereceğim size. Öncelikle Platon’dan başlıyoruz. İlk çağa uzandığımız zaman arkadaşlar, Platon dediğimiz zaman aklımıza ilk gelen unsur Devlet adlı eseridir. Devlet adlı eserinde şu ifadeleri bizlere kullanıyor: Diyor ki: “Çocuklar devletin çıkarlarını koruyacak şekilde yetiştirilmelidir; bunu yaparken de erken yaştan başlamalıdır.” Diyor. Erken yaş olayını biliyoruz, Devlet adlı eserini biliyoruz; ama erken yaşa vurgu olması için birileri şu şekilde de bir ifade kullanıyor: “Çocuklar”, diyor, “3 yaşından itibaren ne yapsın”, diyor, “okula gitsin.” Diyor. Bakınız, çok önemlidir; erken yaşa vurgu var, hatta bunu bizlere rakam olarak veriyor: 3 yaşından itibaren okula başlasın diyor, kıymetli öğretmenlerim. Evet, daha sonra Platon’dan bunun bir diğer ismi, bu arada Eflatun’dur, bu da ekstra bilgi olsun arkadaşlar. Daha sonra bu süreci gerçekleştirirken bizlere bu sistemin olması ya da bu sistemi güzel bir şekilde devam etmesi için bir öğrenme stratejisi veriyor: Sokrat tarzı öğrenme stratejisi. Nedir bu Sokrat tarzı öğrenme stratejisi? İçerisinde aslında bildiğimiz şeyleri barındırıyor: tartışma, açıklama, ders anlatma, sözlü anlatım gibi. Yani şu an karşılıklı olarak yapmış olduğumuz işlemi Platon Sokrat tarzı öğrenme şeklinde diyor, değerli öğretmen arkadaşlar; öğrenmeyi yapıyoruz ama bunun bir ders sıralaması yok mu? Evet var. Kendisi bizlere şu ifadeyi kullanıyor: Bu sistemi uygularken çocuklar sırasıyla dört tane dersten geçsinler: birincisi matematik, ikincisi geometri, üçüncüsü astronomi, dördüncüsü ise armon; tekrarlıyorum, armon. Yani matematik, geometri, astronomi ve armon şeklinde olmasıdır, değerli öğretmenlerim. Platon’a dair, yani Eflatun’a dair bileceklerimiz bunlardır diyelim. Dedik Aristoteles’te; Platon’un, yani Eflatun’un, yani bir yaş olayı belirtmiyor, erkenden başlamasın diyor. Bu süre zarfında masallar, öykülerle çocuk kendisini ailesiyle birlikte büyüsün, geliştirsin diyor ve bizlere şu ifadeyi kullanıyor: “5 yaşına kadar eğitim öğretime çocuklar sokulmamalıdır.” Diyor. Bu süre zarfında kendisinin çocuklarla birlikte, çocukların kendisini ailesinin yanında hissederek bu şekilde yetişmesini istiyor. Daha sonra değerli öğretmen arkadaşlarım, Aristoteles bizlere şunu da söylüyor: Üç unsur diyor, eğitimde bir arada gelsin; onu da şöyle yapalım, aklımıza kalıcı olsun. Birincisi bireysel, tabiat; tabiata bir vurgu var. İkincisi alıştırma, yüzde; değerli öğretmenlerim, aydınlatma. Üç unsur; bakınız, az önce Platon’da dört tane unsur saydım, şimdi Aristoteles’te üç unsur sayıyorum. Şimdi tekrar bir tane de dört unsurluya geçeceğim. Bunlara dikkat, belki sorularda karşınıza gelir; bilgidir arkadaşlarım, önemlidir. Bireysel, tabiat, alıştırma ve aydınlatma; bunlar değerli öğretmenlerim, eğitimde bir arada yürüsün ifadesini kullanıyor bizlere Aristoteles. Daha sonra içerisinde dört tane düzenin de yine aynı şekilde olması gerektiğinden bahsediyor. Bu dört tane unsuru gelirsek: fiziksel eğitim, müzik, çizim, okuma yazma. Fiziksel eğitim, müzik, çizim ve okuma yazma şeklinde dört tane unsurunda olması gerektiğinden ayrıca bahsediyor Aristoteles. İnşallah yazıyorsunuz orada, değerli öğretmenlerim. Hızlı gidiyor muyuz acaba? Bir yorumlarınızı alayım da, çünkü suyla bazen yetmeyebiliyor. Bir bakalım arkadaşlarım, nasıl hızımız; iyi mi, değerli öğretmenler? Ona göre bu şekilde devam edip gideceğim. Arkadaşlar, devam edeceğim; yazıyorsunuz, çok güzel. Tamam, yavaş gitmeye çalışıyorum. Tamam, biraz yavaşlayalım. Evet, bakalım o zaman şöyle kapatıyorum.
Evet, şimdi değerli öğretmenim, geldik John Locke’a. Duyduğumuz zaman tabulara hasar, insan zihnini doğuştan boş verirler falan; bunu hemen görünce sorular yapıyoruz, değil mi? Ve ne diyorum ki sizlere: “Hadi ÖSYM bu ifadeleri kullanmasa bize, işte o zaman John Locke nasıl çözeceğiz arkadaşlarımız?” dediğim zaman bu ifade gelirse soruyu çözelim. Bu yıl gelebilecek bir tanesi, arkadaşlar. Muhtemelen gelirse ki parçadan şu ifadeyi bulmanız önemli; size soruyu çözdürecek: beden eğitimi. Evet, bunu bizlere daha da detaylandırıyor kendisi; şu ifadeleri kullanıyor, değerli öğretmenlerim: Özellikle çocukların bedensel yönden iyi bir şekilde geliştirilirse eğitim öğretime daha iyi, daha zinde, kendisinin daha da bir hazırlanmış şekilde çocuğun girebileceğinden bahsediyor. Açalım mı bunu? Evet, açalım. Bakınız, beden eğitimi; bunda kalmıyorum öğretmenim, daha da detaya iniyor: Diyor ki: “Erken çocukluk döneminde çocuklar sağlam bir beden yapısında olması için”, diyor ki: “Çocukları un, tuz, şeker gibi gıdalar ya da besinlerden uzak tutmanız gerekiyor.” Bakınız, ne kadar detaya iniyorum; soruları bu şekilde çözeceğiz arkadaşlar. Ortak özelliklere odaklanmak yerine ayrım noktalarına odaklanmamız gerekiyor. Bu düşünürlerin hepsi yaparak, yaşayarak öğrenmeye önemser, hepsi oyunu önemser; buradan soru çözebilir miyiz? Hayır; ama ayrım noktalarını bilirsek soruyu çözeriz. Un, tuz, şeker gibi gıdalardan uzak durmamız gerektiğinden bahsediyor; dahası: “Çocukların bünyelerini soğuğa dirençli bir hale getirelim; yaz kış demeden çocukları ayaklarını soğuk sularda, böyle soğuk sularda gezsin.” Hani arkadaşlar, illaki görmüşsünüzdür sosyal medyadan, hani böyle bebeklere doğar doğmaz soğuk suya koyuyorlar ya da işte soğuk böyle karlı havada dışarıda bekletiyorlar ya; işte aynı mantığı da arayabiliriz. Bu vesileyle çocuğun ya da erken çocukluk döneminde bütün çocukların bedenlerini sağlam olması gerektiğini düşünüyorum. Dahası: “Öyle bir yataklarda yatırın ki bu yataklar sert olsun; çocuklar sert yatakta yatarsa, nasıl ki böyle yumuşak yatakta yattığım zaman arkadaşlarım belimiz bükülür ya, işte sert yatakta yattığımız zaman belimiz böyle dik olur, omurilik seviyesi daha iyi olur ve çocuk daha zinde olur.” Diyor. Yani mükemmel derecede beden eğitimi bir vurgu var, arkadaşlar; John Locke dediğim zaman bu yönüyle önemlidir. Tabii ki tablolar, sayı verirse yaparız; ama John Locke için ben ayrıca bu kısmın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Lütfen beden eğitimi olayına mutlaka bir vurgu olduğunu görelim arkadaşlarım; çok vurgusu var, buradan yakalayacağız: beden eğitimi eşittir John Locke; bunu da unutmuyoruz arkadaşlar.
Evet, şimdi baktığımız zaman Jean-Jacques Rousseau’ya. Şimdi değerli öğretmenim, Jean-Jacques Rousseau dediğimiz zaman aklımıza üç özelliğin geldiğini görüyoruz. Birincisi insancıl olması, yani hümanist olmaz, insancıl; hümanist, üç özellikten bir tanesi. Ne diyor? “Çocuklar doğuştan böyle kalbi temiz gelir; temiz olan kalp çocukta öz saygıya neden olur.” Hani o zamanın zarfında nasıl ki çocuklar doğuştan günahkâr sayılıyordu, biliyorsunuz arkadaşlar; bunu tarihte Orta Çağ Avrupa’sında çocuklar doğuştan günahkâr, kötü ruhlarla gelir deniyordu. İşte John Locke bu olaya karşı çıkıyor; sizin dediğiniz gibi değil, çocuklar kalbi temiz bir şekilde gelir; buradan insancıl, hümanist olmasını yakalıyor. Geldik diğer özelliğine: naturalist, yani doğal; olması için eğitim öğretimde mutlaka bir doğal ya da bir natural ortamın olması gerektiğinden bahsederken kendisi. Üçüncü özellik güzel bir özelliktir ve önemli bir özelliktir arkadaşlarım: ölçülü kavramından bahsediyor. Şu an burada bir örnek verelim, ölçülü daha iyi anlayalım arkadaşlarım. Şu an ben bu canlı yayını beş saat aralıksız yapsam ne yaparsınız? Uykunuz gelir, karnınız acıkır, susarsınız; artık bir müddet sonra bırakma noktasına gelirsiniz, değil mi? Yani ben sizi çok sık boğaz etmiş olurum. Ben şu an canlı yayını yapıyorum, arkadaşlar, dedim ki: “Öğretmenim, dersi şu an birazcık ara veriyorum, ben size haber edeceğim.” Kıymetli öğretmenlerim, oldukça önemli bir ifadedir. Evet, Emile eserinde demiyorum zaten; bunu her gördüğümüzü soruyu yapıyorsunuzdur. Önemli olan arkadaşlarım, daha böyle bilinmedik bilgiler yararımıza olacaktır.
Evet, şimdi geldik Henri Pestalozzi’ye, değerli öğretmenlerim. Henri Pestalozzi’nin birçok özelliğiyle karşımıza çıktığınızı görüyoruz; özellikle kendisi karma eğitim anlayışını benimsediğini, doğal ortamlarda çocukların bir eğitim öğretim sürecine girmesi gerektiğinden, özellikle kırsal bölgelerde el becerisine dayalı okullar açtığını, açık hava okulları açtığını görüyoruz. Bu tür stratejik sisteme ise “Neof” ismini verdiğini görmekteyiz, kıymetli öğretmenler. “Neof” kavramını da bu şekilde ortaya atıyor kendisi. Daha sonra baktığımız zaman kendi çocuğuyla –bakın bu ifadeye dikkat, bunu başka bir yerde de kullanacağım– kendi çocuğuyla, yani bir tane, bir çocuğuyla; kendi çocuğuyla yapmış olduğu gözlemler ilk bilimsel kayıt olarak karşımıza geliyor, yıl 1774, kıymetli öğretmenler. Pestalozzi’nin kendi çocuğuyla yapmış olduğu çalışmalar ilk bilimsel kayıttır diyeceğiz. Bu yönüyle önemli bir bilgidir aslında. Şimdi değerli öğretmenlerim, aslında dedik ya kırsal bölge, doğal ortam; buradan şu bilgiye de ulaşabiliriz, eğer ki hiç bilmiyorsak: Bir kişi kırsal bölgelerde el becerisi, açık hava; böyle tamamıyla çocuğun kendi kendine becerisini geliştirebileceği bir ortam sağladığına göre, o zaman bu kişiyi, yani Pestalozzi’yi, okul sistemine de karşıdır arkadaşlar. Nasıl karşıdır derseniz, bakınız: Ben şu an bir tane, eee burada bir kağıt var, bu kağıda değerli öğretmenler matbaaya verirsem: “1000 tane istiyorum” dediğim zaman bana 1000 tane çıkartır, değil mi? İşte Pestalozzi aynı mantıkla okulları “suni makineler” ifadesini kullanıyor; bunu da kullandığı eserin adı Kuğunun Şarkısı; Kuğunun Şarkısı adlı eserinde okullara suni makine gözüyle bakıyor. Neden suni makine gözüyle bakıyor? Çünkü diyor ki: “Okullarda diyor, defter, kitapta çocuk aynı şeyi okuyor, bütün hepsi aynı şekilde giriyor, aynı şekilde çıkıyor; yani herhangi bir değişiklik olmuyor; çocuklar bildiğimiz makine üretimi gibidir” diyor ve okul sistemine de bu yönüyle eleştiri yapıyor, değerli öğretmen arkadaşlar. Oldukça önemlidir. Geldik; başka özelliği var mı arkadaşlarım? Bir de metot özelliği var; bakınız, tabii metotla karıştırmayalım. O komünist dediğimiz olay ise, değerli öğretmenlerim, çocuğun kişiliğini geliştirebileceği ya da dosdoğru bir şekilde geliştirebileceği, kendisinin mutlu arz edebileceği; bu nedenle izleyebileceği bir yol, devam edilmesini ister. Baktığımız zaman bir diğer eseri var, değerli öğretmenlerin; “Lien de la grande didactique” adlı eserini bilmemiz gerekiyor. Şimdi öğretmenlerim, Rousseau ne dedik, doğacı; Pestalozzi zaten doğal ortamda çalışıyor, komünist zaten doğacı dedik, Froebel’e geleceğiz, o da doğadan esinlenmiş diyeceğiz. Yani bu kişiler birbirlerini ne yapmışlar arkadaşlar, etkileyerek gelmiştir. Hepsi birbirinin öğrencisi işte; komünist bu noktada akıllılık ediyor; diyor ki: “Herkes doğa, doğa diyor; dur, ben bunu bir isimlendireyim.” İşte eğitim öğretimde tabiatın yolunun izlenmesi ifadesini verdiği kavram, tabii metot’tur, değerli öğretmenlerim. Tabii metot dediğim zaman aklıma eğitim öğretimde tabiatın yolunun izlenmesi gelecektir, kıymetli öğretmenler. Daha sonra eğer ki örnek veriyorum bir tane çocuk doğsun, doğar doğmaz neye başlasın arkadaşlarım? Anaokuluna; doğar doğmaz bir anaokulundan. Ne diyeceğiz arkadaşlar? Altı yıllık diyeceğiz; altı yıllık çocuk doğduğu anaokuluna gitti, altı yaşında mezun oldu; ama değil, okuluna geçti, ama okulu; ama dil okulu. Çocuk altı yaşından on iki yaşına geçti, mezun oldu; bu sefer Latince okullarına geçti, oradan mezun oldu ve üniversitelere gitti. Yani altışar yıllık dört tane bir okul sistemi diyeceğim arkadaşlar; anaokulu, ana dil okulu, Latince okulları ve üniversiteler; dediğim sistem ayettir değerli öğretmenlerim. Bunu da unutmuyorsunuz, bunu zaten görmüşsünüzdür ama yine de bir pekiştirelim, bilelim, değerli öğretmenlerim.
Evet, şimdi geldik en önemlisine, değerli öğretmenlerim; artık bu yıl sorunun çıkması gereken yer ayıp olacak yoksa kendisine; kimdir? Friedrich Fröbel. Bu yıl arkadaşlarım, nedense %85 oranında problemden soru geleceğini düşünüyorum. “Kindergarten” dediği anda ilk anaokulunu açan kişi bu; “kindergarten” görürsek zaten soruyu yaparız; ama ÖSYM “kindergarten” vermediği zaman nasıl soruyu çözebiliriz dersek şu ifadeler önemli. Öncelikle arkadaşlarım, oyuna çok önem veriyor. Evet, oyun bütün eğitimcilerde var; şu yönüyle önemlidir: Oyunu eğitim içerisinde –bakınız, eğitim içerisinde hangi amaçla oynanıyor, neden oynanıyor şeklinde incelemeye yapan ya da bunu ele alan ilk kişidir; ilk pedagogdur. Bu yönüyle önemli; herkes diyor oyun oynanır, oyun çocuğun kişiliğini geliştirir; ama Fröbel bunu araştırmalarına dayandıran ilk kişi, bu yönüyle önemlidir. Daha sonra arkadaşlarım, Fröbel dediğimiz zaman aklımıza ne dedik az önce? Doğa; doğadan esinlenme söz konusu; doğaya bakıyor, kıymetli öğretmenlerim. Kare bir taş var, üçgen bir taş vardı, daire bir taş var; aklınıza ne gelirse işte bunlardan esinlenerek geometrik şekiller içeren bir eğitici oyuncak sistemi var. Bakınız, bir kelime, bir bilgi bazen size soru sorabilir. Örneğin kapalı bir soru geldi, geometrik stil durumlardan bahsediyor; geometrik şekillere önem verdiğinden bahsediyor; bu bile Fröbel olması için yeterli bir bilgidir. İşte arkadaşlarım, bu geometrik stil oyuncakları bir araya getiriyor ve özel bir şekilde bunları tasarlıyor; işte bu materyallere vermiş olduğumuz isim “gift”tir, değerli öğretmenlerim. Evet, bu materyaller “gift”tir; geometrik stil oyuncaklar var; hatta kendisine şöyle bir ifadesi var: Bakın, geometri ya da bu şekilleri önem verdiğini; çocukların bu sisteme ya da bu geometrik sisteme alışabilmesi için çocukların eline önce bir, diyor, yuvarlak, daire, bir top verin; çocuk ilk onu böyle bir incelesin, daha sonra diğer şekillere geçsin. Buradan bile geometri önemini anlıyoruz, değerli öğretmenler. Sonra kendisinin bir de “Gabe” kavramı var; “gift”lerle karıştırmamanız için veriyorum; kendisi nedir? Eşittir yaratıcılıktır, değerli öğretmen arkadaşlar. Bir diğer önemli ifadeye gelirsek, “Gabe” yaratıcılık dedik, “gift” oyuncaklar dedik; tekrar ediyorum arkadaşlarım, yazanlar varsa önemli ifade ise nedir? Serbest zaman kavramı ya da serbest zaman etkinliğidir. Evet, eğitim öğretime serbest zaman kavramını ya da serbest zaman etkinliğini kazandıran kişiler kimler derseniz arkadaşlarım, William Fröbel.
Evet, şimdi devam edelim arkadaşlarım. John Dewey dediğimiz zaman kendisi ilerlemeci eğitim anlayışını benimseyen, daha çok böyle çağdaş, çocuğun aktif, yaparak, yaşayarak öğrenmesine isteyen, ezberci anlayıştan uzak durmasını isteyen bir kişidir diyeceğiz, değerli öğretmenler. Bakalım Maria Montessori’ye. Casa dei Bambini adını verdiğimiz, kıymetli meslektaşlarım, okulu açıyor, biliyorsunuz; kendisi İtalya’daki ilk tıp doktorudur, zihnen geri kalmış çocuklar üzerine çalışmıştır. Kendisinin mesai arkadaşı var, “Cihan İtaat” dediğimiz kişi; bu kişiyle yoğun araştırmalar sonucunda zihnen geri kalmış, yani özel çocuklar üzerine çalışmalar yapmış ve bu çocukların normal gelişim gösteren akranlarıyla aynı seviyeye geldiğini görmüşlerdir, değerli öğretmenler.
Evet, şimdi arkadaşlarım, Quintilianus, Fénelon, Carrefour, Frederick Oberlin, MacMennen kardeşler var; bunlar ilkler olmasıyla bilinmesi gerekiyor arkadaşlarım. Belli olmaz, belki bir, iki, üç, dört şeklinde bir öncül verilir; ilklerin hangi anaokulunu açtığından sonra da sorabilirler. Şimdi arkadaşlar, Quintilianus’tan bahsettiğim zaman kaynaklarımız bizlere şunu söyler: Eğitim öğretime yedi yaşından önce çocuklar başlasın; bazı kaynaklarımızda şu ifadeyi kullanır: “Mümkünse çocuklar bir yaşından itibaren eğitim öğretime başlasın” der; Fatih biraz Quintilian’dır. Daha sonra Fénelon dediğim zaman arkadaşlarım aklıma Kızların Eğitimi adlı eseri geliyor; Kızların Eğitimi’nden bile aslında Fénelon’un eğitim anlayışını anlayabiliyorum, değerli öğretmenlerim. Size öyle bir karışık parça geldi ki, elle tutulur bir şey yok; ama parçadan anlam olarak çıkarttığınız tek bir şey var: Kadınlar ve üzerine parça bilgi verip duruyor. İşte hiç uzağa gitmiyorsunuz, değerli öğretmenlerim; sebebi Fénelon tam bir feminist, ne diyelim, eğitimcidir. Erkeklerdeki kötü huy ve davranışların kadınlar ya da anneler yoluyla edinildiğini ve yine bunu önlemenin yolunda kadınları eğitmekten geçtiğinden bahsederken kendisi. Oberlin dediğim zaman değerli öğretmenlerim, kendisi Pestalozzi’nin öğrencisi olup Amerika Birleşik Devletleri’nde anaokulu açan ilk kişilerdendir. Frederick Oberlin dediğimiz zaman “Salda Sile” –Salda Sile– adını vermiş olduğumuz okul öncesi eğitim kurumunu Fransa’da açıyor. Frateric Oberlin, Fransa’da “Salda Sile” adını verdiğimiz okul öncesi eğitim kurumunu açıyor. Richard ve Margaret kardeşler ya da kısaca McMillan kardeşler Londra’da ilk defa çocuk yuvasını açıyorlar, değerli öğretmenlerim. Bu çocuk yuvası daha çok psikomotor becerileri, yani jimnastik eğitimini odaklanmış bir sistemdir, öğretmen arkadaşlar.
Evet, şimdi arkadaşlarım bakıyoruz Arnold Gesell ve Piaget’ye. Şimdi değerli öğretmenlerim, Arnold Gesell şu yönüyle önemli olabilir: Bildiğiniz üzere olgunlaşma kuramını görüyoruz ve Arnold Gesell yapıyoruz. Arnold Gesell’in olgunlaşma kuramının dışında okul öncesi eğitimde iş mi özelliği yok; şu şekilde bir özellikleri var arkadaşlarım: Kendisi ilk defa gelişimsel norm tablolarını oluşturan kişilerdir. Gelişimsel norm tablolarına ve bu gelişimsel norm tablolarını oluşturduktan sonra araştırmalarını güzel bir şekilde yapmak için –bakınız burası çok önemli– günümüz teknoloji olaylarını kullanan ilk araştırmacılardandır; yani Arnold Gesell bu gelişim norm tabloları üzerine araştırmalar yaparken böyle fotoğraf makinesi, ses kayıt cihazı, gözlem; işte bunu yaparken dediğim gibi video kamera sistemi gibi bunları kullanan ilk araştırmacılardandır, Arnold Gesell. Şimdi Piaget, arkadaşlarım; ben Pestalozzi’ye geldiğim zaman ne demiştim? Kendi çocuğuyla. Şimdi Piaget için şunu diyeceğim: Kendi üç çocuğuyla; arkadaşlar bazen sorularda gelebiliyor, karıştırmayalım. Piaget bu araştırmayı yaparken kendi üç çocuğuyla araştırmalar yapıyor; çocukların özelliklerine göre bir takım veriler elde ediyor ve daha sonra, ee mantıksal matematiksel bilgi…
Evet, ülkemizde gelişimine baktığımız zaman Mustafa Satı Bey, arkadaşlarım, önemli olabilir; nasıl ki Türkiye’nin Fröbel’i diyoruz. Sebebi ne? Ülkemize anaokulu açmasıyla bilinmesi ve bu okul sisteminde Fröbel, Pestalozzi gibi öncü kişilerin eğitim anlayışını yansıttığını görüyoruz. Tabii bu bir Beyazıt’ta açılan –İstanbul Beyazıt’ta açılan– özel bir yuva; daha çok böyle zengin kesimine hitap ettiği için değerli öğretmenlerim bir müddet sonra kapanıyor okulumuz. Evet, şimdi Kazım Nami Duru Selanik’te bir bahçe ya da okul çocuk bahçesi açıyor arkadaşlarım; daha çok Avusturya-Macaristan, ee sınırlarında gezerek öğretmen yetiştirilen okullar görüyor ve buna ilişkin raporlarını tutuyor kendisi, Kazım Nami Duru. Şimdi arkadaşlarım neler var sırada? Niteliksel ve niceliksel gelişmeler dediğimiz olaylar var; bu noktada iki olay var, lütfen karıştırmayalım. Birincisi yıl 1913’te öğretmenlerim, Geçici İlköğretim Kanunu; bu yıl sorulabilecek nitelikte sorulabilir, lütfen buna dikkat. 1913 yılında yurdumuzda üç dört beş maddeler içeren anaokullarının bir ilköğretim okulunda ya da ilköğretim kademesinde bir sınıf sayılması şeklinde bir kanundur; güzel bir kanundur, artık anaokullarının ilkokul bünyelerinde olabilmesini içeren bir kanundur. Nedir bu? Geçici İlköğretim Kanunu ya da diğerine Teçhizatı İptidaiye Dağıtma Muvakkati Kanunu. Bakınız 1913; sakın ola Ana Mektepler Nizamnamesi ile karıştırmıyoruz; Ana Mektepler Nizamnamesi değerli öğretmenlerim bahsetmiş olduğumuz kanundan daha sonra çıkan, 1915 yılında çıkarılan bir kanundur. Bunun nezdinde sorulacaksa muhtemelen Geçici İlköğretim Kanunu sorulur ve çerçeve olarak Ana Mektepler Nizamnamesi bırakılabilir, değerli öğretmenler. Bu noktaya lütfen dikkat ediyoruz. Şimdi baktığımız zaman kıymetli meslektaşlarım şuralardan devam edeceğiz; hangileri önemlidir derseniz kısaca şunlardan bahsedeceğim: 9. Milli Eğitim Şurası var değerli öğretmenlerim; önemli olmasının sebebi okul öncesi eğitimin az önce bahsettiğimiz dört tane temel amacı; işte ilk öğretime hazırlamak, Türkçeyi güzel konuşmak, şartları elverişsiz ailelerden gelen çocuklar için ortak bir yetiştirme ortamı sağlamak gibi; bu şekilde dört tane bahsettiğimiz 10 sorun belirlenmiş olduğu şura, 9. Milli Eğitim Şurası’dır; bunu da unutmuyoruz. Baktığımız zaman değerli öğretmen arkadaşlarım, önemli olacak nitelikte 17. Milli Eğitim Şurası olabilir; 60-72 ay çocukların artık zorunlu anaokulu eğitimine başlamasını öngören bir şuradır, 17. Milli Eğitim Şurası. 19. Milli Eğitim Şurası’na baktığımız zaman özellikle değerler eğitimi ya da eğitim sürecinin oyun temelli olması gerektiğinden bahseden önemli bir şuradır. Bakınız zaten şu an bütün hikâyelerimize ya da etkinlik içeriklerimize ne yazıyoruz arkadaşlarım? Değerler eğitimini içerir; işte bu yönüyle önemli olabilir. 19. Milli Eğitim Şurası’nda değerler eğitiminin anlatılmış olması ya da bahsedilmiş olması güncellik mahiyetinde belki sorulabilir. 20. Milli Eğitim Şurası, değerli öğretmen arkadaşlarım, biliyorsunuz yıllar sonra toplandı geçtiğimiz Aralık ayında. Şimdi arkadaşlar bu noktada özellikle beş yaş okullaşma oranının %100’e ulaştırılması hedefleniyor ve hayırseverlerden gelecek olan bir yardım ya da maddi bir durum varsa bunun okul öncesi eğitim kurumlarına verilmesi amaçlanıyor, değerli öğretmen arkadaşlarım. Evet, bunlar da şuralar. Evet arkadaşlar, eğitim kurumlarında fiziksel özellikler dediğim zaman aslında bu olayların çoğuna aşinayız; işte tek katlı, enine yapılar olması, işte elektrik tesisatının düzenli olması, çocukların için işte böyle tehlikeli rampalar olmaması gibi ifadeler önemli; karşılığı bilmesi için ilk katta bulunmalıdır şeklinde. Arkadaşlar, biliyorsunuz ki erken çocukluk eğitim kurumlarında kantin bulunmuyor, değerli öğretmen arkadaşlar. Evet. Şimdi arkadaşlar, öğrenme merkezlerinden şu noktalar önemli arkadaşlarım; şu an fazla vaktinizi almayayım, bu öğrenme merkezlerine tek tek bahsetmeyeceğim; kitap merkezi, fen…
Merkezi bu noktada şunlar önemli olabilir. Evet, şimdi değerli öğretmenlerim, belki ilk defa duyan öğretmenlerimiz vardır. Lütfen kağıdınızı, kaleminizi; bunu daha önce paylaştım. Ama bir de buradan anlatmak istiyorum. Öğrenme merkezlerinde öğretmen çocuklarla etkileşime geliyor. Arkadaşlar, bu etkileşime girdiklerinde neler var? Bunları şimdi açıklayacağız arkadaşlar. Öncelikle gözlem; bunu bir notlarımıza ekleyelim. Öğretmenin çocuklarla öğrenme merkezinde etkileşimleri, yani öğretmen ve çocuk arasında etkileşim başlayacak; bunun literatürde neleri var ya da nelere karşılık geliyor? Birincisi gözlem; öğretmen, öğretmen Ali ile Ahmet’in iki tane kalemle oynadığını, mikrofon ya da işte çocuk saçını tarıyor, bunu gördü. Gözlem diyeceğim. Arkadaşlar, bunu unutmuyoruz. Daha sonra yönlendirici olmayan ifadeler; yönlendirici olmaya ifadeler; tekrar ediyorum, yönlendirici olmayan ifadeler. Gidiyorum Ahmet diyorum, “Kalemle ne güzel şarkı söylüyorsun,” yorum katabilirim; gördüğümü söylüyorum, bitti arkadaşlarım. Yönlendirici olmayan ifadelerde gördüğümü söylüyorum. Ahmet, “Kalemle ne güzel şarkı söylüyorsun,” bu bir yönlendirici olmayan ifadedir. Sorgulama, açık uçlu ve kapalı uçlu cevaplara barındırıyor soruları ve cevapları bendiriyor. Ne sorgulama? Ahmet, “Yeşil kalemi çok güzel bir şekilde işte ne yaptın? Mikrofon olarak kullandın. Peki, yeşil renginde olan başka hangi nesneler var?” şeklinde sorular; açık ve kapalı uçlu sorular soruyorsam, bu bir sorgulamadır, değerli öğretmen arkadaşlarım. Daha sonra yönerge ifadeleri var. Yönerge ifadelerini artık olaya, emri baki olaya getiriyorum. “Ahmet, kalemi al, ayağa kalk, şarkı söyle.” Öğrenme merkezleri; çünkü her yıl sorunun geldiği bir yer, bu yıl da bu tarz soru gelebilir, değerli öğretmenlerim. Gürültü dediğimiz zaman, özellikle öğretmenin sesli merkezleri bir araya, sessiz merkezleri bir araya toplamazdır. Örneğin, siz dramatik oyun merkeziyle sanat merkezini bir araya getiremezsiniz, değerli öğretmenlerim. Bu da gürültüyü ifade eder. Ayrıcılar dediğim zaman, değerli öğretmenlerim, mutlaka çalışmış olduğunuz okullarda görmüşsünüzdür. Bu öğrenme merkezlerini böyle bir şeylerle ayırırız. Mesela benim sınıfımda böyle ortası açık şekilde çitler vardı; işte bunlar birer ayracıdır, yani öğrenme merkezlerinin sınırlarını belli eder, değerli öğretmenler. Evet, şimdi baktığımız zaman burada kalalım. Evet, genel itibariyle önemli özellikler. Şimdi arkadaşlarım, şöyle kısa bir yerde tekrar yapıyoruz sizlerden, çünkü cevaplar alacağım. Bakıyoruz saate arkadaşlarım, çok mu hızlı gittik, değerli öğretmenlerim? Çok mu hızlı gittik? İnşallah notları alabilmişizdir sizlere. Vaktini almak istemem, zaten süreç yoğun bir şekilde ilerliyor sizler için öğretmenim. Soruları soruyorum, lütfen cevap verirseniz sevinirim, böyle güzel bir şey yapmış olalım, pekiştirme yapmış olalım.
Şimdi değerli öğretmenlerim, şöyle diyorum: Okul öncesi eğitim yönetmeliğine göre, okul öncesi eğitim yönetmeliğine göre Eylül ayı sonu itibariyle 36-68 aylık çocukların gidebilecekleri eğitim kurumu nedir? Evet arkadaşlarım, soru sordum size, cevap bekliyorum. 36-68 aylık çocukların gidebilecekleri kurum? Arkadaşlar, şu an yorumlarınız çok yoğun da, cevabınızı duymadınız herhalde. Şu an bir cevap geldi. Evet, anaokulu güzel. Şimdi şöyle bir sorudan devam ediyorum. Evet, cevaplar daha şu an geldi, tamam. Yoğunluktan galiba, hepinizin emeğine sağlık. Okul öncesi eğitim yönetmeliğine göre Eylül ayı sonu itibariyle 57-68 aylık çocukların eğitim amacıyla örgün eğitim ve hayat boyu öğrenme kurumları bünyesinde açılan eğitim kurumu; bakınız 57-68 oldu, değerli öğretmenlerim. Buna da biz ne diyoruz? Ana sınıfı diyoruz. Evet, sizlerin de dediği gibi, anasınıfı. Şimdi kıymetli meslektaşlarım, mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarına bakınız. Mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarında 36-68 ay grubunda açılan kurum nedir? Mesleki ve teknik yerlerde açılan 36-68 aylık; ne dedik buna, değerli öğretmen arkadaşlarım? Buna da, evet aynen öyle, değerli öğretmenlerim, uygulama sınıfı. Bizim için ayrım noktası neresidir? Mesleki ve teknik diyor ifadesini verdiği için uygulama sınıfı diyeceğiz, değerli öğretmen arkadaşlar. Şimdi baktığımız zaman, kıymetli öğretmenlerim, evet eğitim öğretimde sofra tarzı öğrenme sistemini bahsedilen düşünür ya da filozof kimdir? Dediğim zaman ne diyoruz, değerli öğretmen arkadaşlarım? Sofra tarzı öğrenme stratejisini ortaya atan, bunun eğitim sürecinde olması gerektiğinden bahseden değerli öğretmen arkadaşlarım kimdir dersek, buna ne diyeceğiz? Evet, buna da kıymetli öğretmenlerim, Platon, yani bir diğer ismiyle Eflatun diyeceğiz, kıymetli öğretmen arkadaşlarım. Hazır Platon demişken; eğer öğretmenlerim ne demişti? Platon, “Eğitim öğretim erken yaştan itibaren başlamalıdır,” diyecek ve eğitim öğretimde derslerin sıralaması ya da bu Sokrat tarzı öğrenme içerisinde derslerin olması gerektiği sıralama; matematik, geometri, astronomi ve armoni şeklindedir, kıymetli öğretmenler. Bunu da unutmuyorsunuz. Devlet adresleri de önemlidir. Özellikle beden eğitimine önem veren ve bu sistemin devam etmesi halinde çocukların sağlam bir vücut yapısıyla eğitim öğretime daha zinde katılabileceğini ve verimli bir süreç alınabileceğini öngören düşünür ya da eğitimci kimdir diyorum, değerli öğretmenlerim? Buna ne diyorsunuz? Evet, çok güzel. Buna da John Locke diyeceğiz, kıymetli meslektaşlarım. Güzel, hepinizin emeğine sağlık. Baktığım zaman, değerli öğretmen arkadaşlarım, özellikle eğitim öğretim içerisinde ölçülülük kavramını ortaya atan düşünür kimdir dediğim zaman ne diyeceksiniz, değerli öğretmenler? Zor gelmedi mi öğretmenlere? Ölçülülük; burayı bir daha tekrar edeceğiz o zaman. Ölçülülük dediğim zaman arkadaşlarım, ne demiştik? Jean-Jacques Rousseau için özellikle çocukların eğitim öğretimlerine çok başıboş bırakılmaması, ne de çok sıkılacak, yani böyle sürekli etkinliğe boğacağız böyle bir şey yok, çocukları tam orta noktada güzel bir şekilde yapacağız diyorsa, bu da Jean-Jacques Rousseau. Şimdi değerli öğretmenlerim, çocuk gelişimine ilişkin ilk bilimsel kayıt oluşturan, karma yaş grupları ile eğitimi benimseyen ve neyi, Fröbel durumunu ortaya atan ya da bahsedilen düşünür kimdir dediğim zaman, kıymetli meslektaşlarım, duyabildiniz mi soruyu? Evet, Fröbel, kıymetli meslektaşlarım. Beden eğitimi dediğimiz kişi, değerli öğretmenlerim, evet, bu da Fröbel olacaktır. Karma yaş grupları, Fröbel kavramı gibi olaylarda Fröbel olacaktır. Şimdi kıymetli öğretmenlerim, geometri oyuncaklar tasarlayan, bunu söylersem bilirsiniz, geometri oyuncaklar tasarlayan ve Fröbel kavramını ortaya atan, anaokullarının teorisini ortaya atan kimdir dediğim zaman, buna ne diyorsunuz öğretmenler? Birer bahçıvan, çocuklar çiçek diyor, hatta kendisi; evet, çok güzel, değerli öğretmenlerim, Friedrich Fröbel diyeceğiz. Bakıyoruz değerli öğretmenlerim, başka neler olabilir? 6 Ekim 1913 yılında çıkarılan anaokullarının ilkokulların bir basamağı sayıldığı ve bu okulların yurdun her yerinde açılması hükmünün getirildiği kanun nedir dediğim zaman, değerli öğretmenlerim, buna ne diyorsunuz? 6 Ekim 1913 yılında çıkarılan ve ülkemizde artık anaokullarının ilkokulların bir basamağı sayıldığı bu kanun hangisidir diyoruz, değerli öğretmen arkadaşlarım? Bu soruya cevabınız ne oluyor? Evet, Geçici İlköğretim Kanunu, çok güzel değerli öğretmenlerim. Evet, şimdi baktığım zaman, evet bu sorularda artık yaklaşımlar için hazırlamışız, bunu da artık yaklaşımlarda sorarız değerli öğretmen arkadaşlarım. Evet, kıymetli öğretmenlerim, yani biraz hızlı tekrar olmuş olabilir, böyle özet şeklinde geçtik, önemli yerleri vermeye çalıştık, değerli öğretmen arkadaşlarım. Katılımınız için hepinize teşekkür ediyorum. İnşallah fırsat oldukça yayınlarımıza devam ederiz, kıymetli öğretmenlerim. İnşallah bu süre zarfında şöyle birazcık faydamız olursa naçizane, inşallah sizler için daha da bizler mutlu oluruz. Evet, değerli öğretmen arkadaşlarım, bugünlük dersimizi burada bitirelim, yani kaydedeceğiz hocam, yani kaydederiz inşallah. Fırsat buldukça bu derslerde güzel bir şekilde vermeye çalışırız ki sizlere biraz faydalı olabilirim arkadaşlarım. Artık bizim de elimizden ee bu kadar geliyor, olduğu kadar diyelim. Eğer ki dilimiz sürttü, böyle başka bir şeyler söylemeye gittik, olur ya, sizlere hakkınızı helal edin. Evet, değerli öğretmenlerim, yeni bir ders durumu olacağı zaman ben sizlere değerli meslektaşlarım duyurusunu yapacağım inşallah. Yeni derslerde görüşmek ümidiyle diyorum değerli öğretmenlerim. Yayınımızı kaydedeceğiz tekrardan izlemeniz için. Tabii ki de kaydederiz hocam, ne olacak, elimizde mi yapışacak? Yani yayını kaydetmediğimiz zaman ne olacak? Kaydedelim ki herkes nasiplensin. Evet, yaklaşımlarda inşallah bahsedeceğiz, değerli öğretmenlerim. Özellikle yeni ortaya attığımız yaklaşımlar var, önceden detay diyorduk, bunlar çıkmayabilir diyorduk ama artık bu yıl soru sayısının artmasına paralel olarak artık bu detaylı yaklaşımları da bilmemiz gerekiyor. Evet, değerli öğretmenlerim, bizden bu kadar. Hepinizi Allah’a emanet ediyorum. İnşallah tekrardan görüşmek ümidiyle, kalın sağlıcakla. Allah sizlerden de razı olsun, değerli öğretmenlerim. Görüşmek üzere.