Transcription
Merhaba dostlar. Konular birikti. Hemen bu konuyu sabah işleyeyim. Akşam daha bomba bir konu var. Bu konuda eee yani yine bombardıman bir konu. E akşam daha bomba deyince bu konuyu gölgelemesin. Hepiniz hoş geldiniz kavram kazıcı dostlarım. Evet. Bu bu konu gerçekten işin bekemi bir konu. Gerçekten her an karşımıza çıkan bir soru. Eee Müslümanlar neden Kur'an'ı anlamıyor? Müslüman Kur'an'a iman ettiğini söylüyor. Eee üstelik hiç okumuyor bir kısmı. %93'ü Diyanet İşleri Başkanlığı'ın araştırmasına göre hiç hayatında Kur'an'ı okumamış. Yani belki böyle Arapça lafzını, lafzını anlamadan okumuş, bunu kastetmiyoruz. Anladığı dilden, Türkçe eee mealden Kur'an'ı hiç okumamış. %93'ü kalan %7'nin de eee yine de %93'ü diyelim. O oranı muhafaza edelim. Bu sefer de anlamıyor. Yani mealden de anlamıyor. Neden? Neden Kur'an'ı anlamıyorlar? Ya Kur'an kendisi için apaçık bir Kur'an diyor. Çelişkisiz, ayıpsız eee ve eee mubin beyan edilmiş, açıklanmış bir kitap diyor Kur'an. E Allah bin kere haşa sözünde eee sadık olduğuna göre eee sözünde yanılması mümkün olmadığına göre o zaman kusur nerede? Hani bazıları da der ki eee kusur Kur'an'da derler. Yani Kur'an kendisini ifade edemiyor. E tabii ki bunlar inanmış kimseler değil. Bunu söyleyenler konu konumuz dışı. Ama bazen böyle inandığını söyleyen eee müslümanım diyenler de diyor ya bu nasıl bir kutsal kitap ki? Yani birisi böyle anlıyor birisi böyle anlıyor. Ama şimdi şu paradokstan kaynaklandığını anlamak istemiyorlar. Aslında Kur'an mucizevi bir şekilde apaçık bütün çağlara hitap eden bir kitap. Akşam, bu akşam en zor konuyu işleyeceğim. Kalem suresi hani Mustafa Öztürk'ün böyle Allah böyle hitap eder mi? Zenim der mi? Kuluna der mi? Dediği ayetleri açıklayacağım. Ama günümüze nasıl tıpatıp uyduğunu şaşılacak derecede göreceksiniz. Sanki Kur'an bu Kalem suresinin ilgili ayetleri bile bugün inmiş gibi size tanıdık gelecek. Öyle dipleme çiziyor ki Kur'an. öyle bir tipleme çiziyor ki inanılmaz bugünün insanını anlatıyor, siyasetçisini anlatıyor. Eee, evet. Hemen şimdiki konumuza geçelim. Yine akşama takıldım. Akşam çok bomba bir sohbet geliyor çünkü en az bunun kadar. Evet. Kur'an. Eee, neden Müslümanlar Kur'an'ı anlamıyorlar? Okuyorlar ama anlamıyorlar. Neden? Okuyanlar için söylüyorum. Bir kısmı hiç okumuyor. Kur'an tarihte hiç bu kadar çok okunmadı. Bak yani Kur'an okunuyor ama hiç bu kadar az anlaşılmadı. Bugün dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan, Müslüman Kur'an okuyor. Hatta Müslüman olmayanlar da okuyor. Agnostikler, ateistler yani Müslümanlara cevap vermek için okuyorlar. Hatta diyebilirim ki bazı ateist agnostikler, e, deistler Kur'an'ı Müslümanlardan daha çok okuyor. Eee, genellikle geleneksel Müslümanlardan daha iyi biliyorlar. Yani mesela bir diamond tema e birçok ilahiyatçıdan daha iyi biliyor Kur'an'ı. Öyle değil mi? Siz de yani dinliyorsunuz o çocuğu. Eee evet okuyorlar. Hatimler indiriyorlar. Mukabelelere katılıyorlar. Özellikle eee geleneksel olarak Ramazan işte bir hafta falan kaldı Ramazan'a. E Ramazan'da hatimler indiriyorlar. Bütün camilerde hatim okunuyor. Bütün televizyon ekranlarında şakır şakır şakır Kur'an okunuyor. Buna rağmen Kur'an'ın hayata, ahlaka, adalete ve zihne etkisi tarihsel olarak en zayıf dönemlerden birini yaşıyoruz. Bu tablo genellikle cehalet, tembellik ya da niyet bozukluğu ile açıklanıyor. Ama oysa sorun bireysel değil. yapısal bir sorun bu. Bir bilgi eksikliği değil. Tarihsel bir kopuş, kopuş meselesidir. Bir yerde kopmuş. Yani Kur'an'ı artık anlama anlamayın diye bir şeyler yapılmış. Yani Kur'an okunuyor ama anlaşılmıyorsa burada bir yöntem arızası değil bilinçli bir yöneltme vardır. Yönlendirme vardır. Siz bu Kur'an'ı anlamayın. Anlarsanız bizim foyamız meydana çıkar. Diyerek bir komplo yapmışlar. Kur'an'ın yani Müslüman insanlarla, Müslümanlarla Kur'an'ın arasına bir bariyer koymuşlar. Nasıl koymuşlar bunu? Kur'an'da okumak tek bir fiil değildir. Bir kere okumak değil mi? Okuyor ama anlamıyor değil mi? Bu bir toplumsal afazi. Hani afaziden size bahsetmiştim. broka afazisi okuduğunu anlamıyor. Eee, beyninde Kur'an'ın kavramları yankı bulmuyor, makes bulmuyor, karşılık bulmuyor. Anlamıyor. Bu ne diyor ya? Bizi de anlamıyorlar. Kur'an'la konuşanları da anlamıyorlar. Ya bu adam ne diyor ya? Konuşuyor. Bir tanesi dedi, "Konuşuyorsun, konuşuyorsun ama nece konuşuyorsun? Ben anlamıyorum dedi. Bu şey böyle klasik tarzda yetişmiş yani. Eee, klasik ritüel müslümanın müslümanı diyebileceğimiz bir tipleme. Evet. Anlamıyor gerçekten. Yani broka fazisi beyninde Kur'an'ın kavramları yankı bulmuyor. Onun için biz kavramcı eee kanalıyız. Kanalımızın ismini kavram kazıcı koyduk. Önce kavramlar netleşecek. Kavramları öğreneceğiz. beyinde karşılığı şimşeği çakacak. Lamba beyinde çakacak. Ondan sonra Kur'an'ı anlayacağız. Ondan sonra bir eee şey açılacak. Ona ne denir? Bir kanal açılacak. Hani bir arkadaş dedi ben Amerika'da okurken ya bu İngilizceyi bir türlü anlayamıyorum. Hoca anlatıyor anlamıyorum. Teyibe alıyorum evde dinliyorum hiç anlamıyorum. Ama bir müddet sonra gayret sonunda sanki bir benim de kanal açıldı ve şakır şakır anlamaya başladım. Bu da öyledir. Yani gayret ederseniz bir gün o kanal size kesinlikle açılacaktır. Bugün Türkçede ve meallerde her şey okumak kelimesiyle karşılanıyor. Oysa Kur'an okuma, anlama eee sürecini çok katmanlı kavramlarla anlatır. Kıraat, tilavet, tertil, tedebbür. Efelebunel Kur'an der. Kur'an üzerinde tedebbür etmezler mi? Derinliğine düşünüp araştırmazlar mı demektir bu? tefekkür, e, teakkul, akıl ederek yani taakkul ve tefakkuh, fıkıh ederek, bir sonuç çıkararak okuduğundan birbirinin yerine geçen kelimeler değildir. Bunlar ayrı ayrı kavramlardır. Ama bu kavramların hepsinin üstü örtülmüş, sadece okumak diye bir kavram geliştirmiş. okumakta sadece Arapça Arapça lafzını tecvit kaidelerine göre şarkı gibi eee seslendirmek olarak eee anlaşılmış. Tüluat tilavet bile tüluat bile bir tilavettir. Tüat derler ya sahnelenmeye. Tilet o tilavettir. O tilavet tüluat şeklinde dönmüştür tiyatroculukta. Ama tilavet bile muhteşem bir kavramdır. Tilavet sahnelenmektir. Ayrı ayrı inceleyeceğiz zaten. Acil etmeyelim. Her biri farklı bir zihinsel ve pratik aşamaya işaret eder. Ancak ancak eee ancak dedik gözlüğümü değiştirdim, gözüm çatallandı. Ancak tarihsel süreçte bu kavramların tamamı tek bir eyleme eee yani sesli okumaya indirgenmiştir. Sesli okuma. Kur'an da size bir Kur'an ziyafeti verelim. İşte kari kari yani okuyucu hafız sesinin bütün güzelliği ve ihtişamıyile size bir Kur'an ziyafeti verir. Bir şarkı okur size. Hadi bir e hocamız Arapçası da var. Kabe imamlarına demiş ki iki türlü Kur'an okumuş. Biri işte onların okuduğu gibi şarkı gibi tecvitli. Birisi de düz bir hitap. Düz bir hitap. Arapça bir düz hitap. Bunların hangisi Kur'an demiş? Arap yani Kabe imamı demiş ki ikinci okuduğun birincisi şarkıdır. Neden böyle şarkı gibi okuyorsunuz peki demiş. Oray orasını karıştırma demişler. Orasını karıştırma. Çünkü Kur'an'ı anlarsa eee şeyin Suudi yönetiminin Kur'an anlaşılırsa halk milyonlarca hacca giden insanlar Kur'an'ı anlarlarsa eee Suudi Siyonizmle işbirliği yapamaz. Kral başta kalamaz. O oradaki Kabe imamları da kralın uşaklarıdır. Siyonizmin sözcüleridir. Siz ne zannediyorsunuz? Gidip onların arkından namaz kılıyoruz. Allah affetsin. Ben de dört kere gitmişim hacca. iki hacca ve iki umreye. Bu indirgeme Kur'an'ın rehberliğini felç eden ilk büyük kırılmadır. Yani bütün bu saydığım kavramları tek bir kavrama indirgeme, okuma, seslendirme. Bu kopuşun en kritik noktası tilavettir. Şimdi bu kavramları ayrı ayrı inceleyeceğiz. Tilet Kur'an'da tilavet bir metni seslendirmek değil. Onu izlemek, peşinden gitmek ve hayata uygulamaktır. Tilavet metnin toplumsal ve ahlaki sonuç üretmesi demektir. Bunun İngilizce karşılığı rehecedür. İngilizce meali ben iki defa hatmettim İngilizceden. Eee, tilavetin karşılığı İngilizce rehecedır. Bir piyesi sahnelemek demektir. O piyesi. Mesela Necip Fazıl bir piyas yazmış. Onu bir roman gibi okuyabilirsiniz kitaptan ama sahnelenmiş olarak gidip tiyatroda izleyebilirsiniz. Bu da daha etkilidir. Onun için müşrikler tilavetten uyuzlanır. Tiletten eee sinirlenirler, kızarlar tilavete. Neden? Çünkü düzenlerini bozacak. Sadece okuma şarkı gibi okuma onların düzenlerine dokunmaz. Buna kızmazlar. Hatta hoşlarına gider. Bu yüzden Kur'an'da kafirlerin tepkisi kıraata değil tilavete yöneliktir. Anlatabildim mi? Hele okumaya hiç yönelik değildir. Çünkü ses kimseyi rahatsız etmez. Anlaşılmaz bir ses kimseyi rahatsız etmez. eee rahatsız eden adaletin uygulanmasıdır. Adalet talebidir. Eşitlik talebidir. Bizim haklarımızı verin talebidir. Tiranlara bu tiranları rahatsız eder. Putların sorgulanmasıdır. Statikonun bozulmasıdır. Tilavet ritüele dönüştürüldüğü anda Kur'an zararsız hale getirilmiş olur. Bir ritüel. Yani sevap kazanma kastıyla mezarlıklarda okunan Kur'an'ın kime ne zararı var? Niye tiranlılar bundan rahatsız olsun ki? okuyun. Okunan okunan ama uygulanmayan bir metin iktidarlar için tehdit değildir. Yani zalim iktidarlar için. Kıraat kavramı da buna benzer şekilde işlevsizleştirilmiştir. Kıraat Kur'an'da metni toplamak, bir araya getirmek ve anlamlı bir bütün kurmakla ilgilidir. Ancak tarihsel süreçte kıraat lehçe farklarına, telaffuz tekniklerine mesela hafız-ı kura, hafız-ı kurra derler. Ne demek biliyor musun? Hafız-ı kurra 10 kıraat çeşidi üzerinde Kur'an'ı okuyabilen demektir. Aman aman aman aman aman. Ne büyük bir marifet hiç anlamadan ve makam tartışmalarına hapsedilmiştir. Lehce farklarına, telaffuz tekniklerine ve makam tartışmalarına terk edilmiştir. İşte burada galgaleyi bilmem işte idam-ı meal gunneyi böyle mi yapacaksın? Ayını böyle mi çatlatacaksın? Böyle mi çatlatacaksın? Efendim da dat harfini dat mı diye okuyacaksın? Dalin mi? Dallin mi okuyacaksın? Bu asırlarca bunu tartışmışlardı. Dallin mi, zallin mi? Ya Afrikalı, Afrikalı Müslümanlarla konuşuyorum. Onlar selase diyemiyorlar biliyor musunuz? Pelteksedir. Selase üç demek Arapça. Telate derler. Telate te harfiyle. Ya Allah onların kıraatını kabul etmeyecek mi kardeşim? Allah'ın onların dili öyle din dili dönmüyor. Telat ediyor. Afrikalı bir Müslüman siyah bir Müslüman. Telata telataşar diyor. Yani 13 anlam. Uzmanların alanı ilan edilmiş. Siz anlamazsınız Kur'an'ı. Uzmanlar anlar. Uzmanlar da iktidarların emrinde emrinde belamlardır. Onlar nedirse ona uyacaksın. İşte akşam onu anlatacağız. Onlara uyma diyor Kur'an. Halk ise sadece dinleyin ve tekrar eden, dinleyen ve tekrar eden konuma itilmiştir. Halk büyük bir çoğunluk düşünmez. Düşünmesin. Biz onların yerine düşünmüşüz derler. Bu neye benzer biliyor musun? 100 kişiden 99'u üretim yapmasın. Bir kişi üretim yapsın, diğerleri yesin. Bu ne kadar saçma bir şeyse 100 kişinin 99'u düşünmesin. Düşünme melekesini yok etsin. Müvrid olsun. Broka afazisi olsun. Okunanlarını anlamasın. Afazik bir toplum oluşsun. Onların yerine biz düşünelim. Onlar düşünürse bize esir eder. Etmişler zaten. Anlam uzmanlaştıkça toplum pasifleştirilmiştir. Kur'an'la doğrudan temas kesilmiş. Araya otoriteler yerleştirilmiştir. Ondan sonra da millet niye anlamıyor ya? Anlama faaliyetinden vazgeçmiş millet kardeş ya. Vazgeçmiş. Anlamak istemiyor ki. Ben ben Kur'an'ı okursam küfre girerim diye düşünüyor. Böyle yüzyıllardır böyleydi. Kur'an okumak yasaktı. Vallahi yasaktı. Bütün cemaatlerde Kur'an okursan küfre girersin. Sen kendi aklınla okursan alimlerimize danışacaksın derlerdi. Zikir kavramı bu sürecin en dramatik örneklerinden biridir. Kavramlardan birisi de zikr. Bak kıraatı işledik, tilaveti işledik. Şimdi sıra zikr. Zikr kavramı kadar saptırılan bir kavram yoktur. Böyle tesbih boncu alıp şık şık şık şıkla allah Allah ya da la ilahe illallah. Kadirliler sesli yapar. Nakşiler cehri şey Kadirler cehri yapar. Sesli yapar. Nakşiler hafi yapar. Sessizce yapar bunu. Buna zikir diyorlar ya. Hiç alakası yok. Bir de bir sürü de rivayet uydurmuşlar. Peygamber efendimiz Ebubekir'e hafi zikir vermiş. Ali'ye de cef cehri zikir vermiş bir tasavvufçuya medresesi de var. Bu yalanın kaynağı nedir dedim. Kaynağı yok. Kendinden kerameti kendinden menkul. Yani Kur'an ve hadisten kaynağı yok. Bu rivayetin kaynaksız böyle iman edeceksin diyor. Bizim atalarımız böyle demiş. Silsile diyorsunuz. Ebubekir'e, Ömer'e şey pardon Nakşileri Ebubekir'e, Kadirlere Ali'ye dayanıyorsunuz. Bir silsile, bir zincir kuruyorsun. Bu bunun kaynağı ne? O zincirdeki anlatanlardır diyor kaynak. Yani yalanın kaynağı yalanı söyleyen diye gösteriyor. Yani bir de bir de utanmadan usulü hadis gördük diyorlar. Usulü hadis ilminde bunun kaynağı nedir diyorum. Bu bu haberin yok. kaynağı yok ki. Yalan. Yalananın kaynağı olur mu? Zikir kavramı bu sürecin en dramatik örneklerinden biridir. En çok saptırılan kaynaktır. Bir damla su içeyim. Kur'an'da zikir, zikr hatırlamak, bilinci diri tutmak ve hakikati sürekli gündemde tutmak anlamına gelir. Eee ayrıca zikr Kur'an'ın ta kendisidir. Zikril hakim der Kur'an kendisine. Ve bir biz bu zikri indirdik. Yanılmamın orijinali böyleydi. Eee, şüphesiz bu zikri yani Kur'an'ı biz indirdik ve onu muhafaz muhafaza etmek de bize düşer. Eee, meet. Dolayısıyla zikr Kur'an'ın ta kendisidir. Kur'an'ın bir adı da zikreddir. Çünkü size Allah'ı hatırlatır. Size Allah'ın emirlerini hatırlatır. Size uyanık olmayı, bilinçli olmayı hatırlatır. Bu yönüyle Kur'an zikredir. Zikr uyanık eee kalma halidir. Fakat zamanla zikr sayıya indirgenmiş. Tesbih boncuğuna indirgenmiş. Sayı ritmine dönüştürülmüş. Ritimde trans haline evrilmiştir. Zikirerek böyle baygınlıklar falan geçirirler. Böylece zikir bilinçli bilinç yükselten bir eylem olmaktan çıkmış. Tam tersine bilinci askıya alan bir ritüele dönüştürülmüştür. Aman Allah'ım. İşte buyurun. İşte buyurun. Kur'an bu adam nasıl Kur'an'ı anlasın? Yani zikir bilinç hali olması gerekirken bilinçsizlik hali olmuş. Bilinçsiz bir adam, mankurt bir adam, anlama kabiliyetini şeyhine teslim etmiş bir adam Kur'an'ı nasıl anlasın? Eee, Kur'an zikir oluşu, Kur'an'ın zikr oluşu insanı uyandırmak için içinken bugün Kur'an çoğu zaman uyutan bir fon müziği olarak kullanılmaktadır. Ve Allah affetsin bazen ben de bunu yaparım. E yani bunu bilerek yapmam. Yani Kur'an'ı açarım bilgisayarımdan. Eee, çünkü ben Kur'an'ın orijinalini anlıyorum. Meale ihtiyacım yok. Onu dinlerken maalesef işte uykum uyurum yani. E, son kısımlarını kaçırırım. Yani bunu ben bilinçli yapmam. Yani Kur'an'ı dinlemek için açarım ama insani insani bir refleks olarak uykum gelir, uyurum. Yani uykuyu bilerek yapmam yani. Ama diğerleri bilerek yapıyor. Kur'an'ı bir uyutma aracı olarak kullanıyorlar. Fon müziği. Tedebbür ise belki de en bilinçli biçimde devre dışı bırakılan kavramdır. Geldik 4. eee kavrama. Tedebbür. Tedebbür ise belki de en bilinçli biçimde devre dışı bırakılan bir kavramdır. Tedebbür. Tedebbür bir sözün sonucunu düşünmek, arka planını düşünmek, ileriye bakarak geriden muhakeme yapmaktır. Bu ayeti uygularsam ne olur? anlamak ve bu soruyu sormayı gerektirir. Tam da bu nedenle tedebbür tarih boyunca tehlikeli görülmüştür. Soru soran birey itaat eden kitle için eee risklidir. İta öne alan kitle için eee özellikle yöneticiler için risklidir. Düşünen Müslüman yönetilemez. Tedebbür eden Müslüman güdülemez. Bu yüzden tedebbür fitne etiketiyle eee betimlenmiştir, bastırılmıştır. Eee şimdi Kur'an der ki eee ve zurna e Bakara suresinde ey müminler Allah'ın resulüne, nebi aleyhisselam'a bizi güt. Bizi biz koyunuz. Bizi güt demeyin. Siz davar değilsiniz, koyun değilsiniz. Siz de düşünen birer bireysiniz. Siz de Allah'ın eşref-i mahlukatısınız. Nebi sizin başınıza bir çoban değildir. Der Kur'an. Ama onun hemen arkasından üretilmiş olan hadis nedir? Kulum rain ve mesul eni. Hepiniz çobansınız. Hepiniz güttlüğünüzden mesulsünüz. Bizi koyun ediyor. Kur'an bizi efendi ediyor. Eşref-i mahlukat ediyor. Ama hemen arkasından üretilen hadis bizi koyun ediyor. Düşünen insan istemiyor. Koyun düşünür mü? Koyunlardan bir tanesi o lider koyunun uçurumundan atladı mı? Hepsi arkasından uçurumdan atlar. Böyle yüzlerce koyunun telef olduğu görülmüştür. Haberlerde izlemişsinizdir. Onun için tedebbür telkeli görülmüştür. Ben bir Amerikalı arkadaşa eee bu ayeti bu şu ayeti okudum. İngilizcesini okudum. Tabii ki Amerikalı Arapça bilmez. Efeledebune bu Arapçası Kur'an tedebbür var ya. tedebbür etmezler mi? Kur'an üzerinde eğer Allah'tan başkasından ols olsaydı bu Kur'an birkaç kişi böyle topluluk toplanıp da bunu yazmış olsalardı içinde birçok çelişki bulurlardı. Hele ki aradan 1450 sene geçmesine geç geçtiği için birçok çelişki bulurlardı. Yani 1400 sene önce Arap çöllerinde insanların yazdığı bir kitap bugünü nasıl bu kadar başarılı bir şekilde temsil edebilir? Akşam eee bundan bahsedeceğim yani. Eee dolayısıyla bunu düşünün der Kur'an böyle bir şey olsaydı şu anda Kur'an 5 yaşındaki bir çocuk alırdı hemen içindeki çelişkilerden dolayı ya bunu nasıl okuyorsunuz derdi. Eee bunun ingilizcesini okudum Amerikalıya. consider if it had been from others than godely found in many contradictions. Amerikalı dedi ya Amerikalı dedim ki bu Amerikalıya dedim ki bu senin demin alay ettiğin tanrının gönderdiği son kitap Kur'an. Kur'an'dan bunu okudum dedim. Amerikalı demin tanrıyla alay eden Amerikalı agnostik bir anda kendini topladı ve ben böyle bir kutsal muhteşem metni eleştiremem dedi. Yani ben bunun bunun hakkında hiçbir şey söyleyemem dedi. Nutku tutuldu adamın ya. Çünkü neden biliyor musunuz? Onda afazı yok Amerikalılar. Amerikan eğitim sistemi eee anlama kabiliyetini dumura uğratmaz. Bugün uluslararası pizza sınavlarında Türk çocuğu en diplerindedir okuma, okuduğunu anlama kategorisinde. Neden? E sen anlamazsın, sen anlamazsın, sen anlamazsın diye e söylersen Türk çocuğu da böyle olur. Yüzyıllarca sen anlamazsın denilmiş. Kutsal kitabını bile anlamazsın. Sen okuma anlamazsın. Bırak yukarıda rafta kalsın. Yere indirme. Alimlerimiz anlar. şeyhlerimiz anlar denmiştir. Diyanetçilerimiz anlar denmiştir. Yani 100 kişiden bir kişi çalışsa 99 kişi tüketse bu ne kadar saçma bir şey olur ekonomik olarak değil mi? Aynı aynı şekilde 100 kişiden 99'u düşünme kabiliyetini dumura uğratsa, sıfıra indirse bir kişi hepimizin yerine düşünse bu da aynı derecede saçma olur. Amerika'da şeyciler vardır, böyle tasarımcılar vardır. Adamlar böyle tosun gibi 130 170 kilo olmuşlardır iyi içe. Çünkü eee bilgisayar başında otururlar sadece tasarım çizerler. Tasarım oluştururlar. Daha doğrusu fikir oluştururlar. Sonra teknik ressamlar onu tasarıma e dönüştürür. Sonra gider onu otomobil firması onu yeni bir modele dönüştürür. Ve bu adamlar sadece görevleri sadece düşünmektir. O 130160 kiloluk eee sumo güreşçisi gibi adamların görevi sadece düşünmektir. Ama bizim gelenek düşünmeyi yasaklamıştır. Tedebbürü bu. Kur'an tabirinden haberi bile yoktur insanların. Tedebbür. E evet. Eee, bu süreçlerin doğal sonucu olarak Kur'an hayattan çekilmiş, ölümle ilişkilendirilmiş bir metne dönüştürülmüştür. Kur'an dirilere yol göstermek yerine ölülerin arkasından okunan bir kitap haline getirilmiştir. E öyle ki yani bu çok trajik komik örneği vardır. Mesela Yasin suresinde bir ayet vardır. Der ki, eee, hayen ve kafirin. Bu Kur'an, bu Yasin, bu Kur'an, bu Kur'an'ın tamamı eee dirileri, yaşayanları, anlayabilenleri, afazik olmayanları, beyinde algı merkezleri açık olanları uyarman içindir ve eee kafirlerin üzerine azap hak olsun diye. Niye o niye o niye onu niye söylüyor hemen arkasından? Eee mümin anlayacak, itaat edecek, cennete gidecek. Kafir anlayacak, inkar edecek semine vaseyna diyecek. Yah yani İsrail'e olan namazlar gibi Kur'an'da geçer. Bakara suresinde işittik ama isyan ettik. Diyecek ki cennet cehenneme gitsin. Değil mi? Mümin de işittik itaat ettik. Seminea diyecek ki cennete gitsin değil mi? Evet. Ama anlayacak. Semineva atâana işittik ve itaat ettik demek için de anlaman gerekir. Semi nevaseyna Allah korusun öyle demeyiz. eee demek için de anlaması gerekiyor kafirlerin ve üzerine azap hak olması gerekiyor. Ama bu ölülere okunuyor. Ölüler artık ölülere okumak demek ne demek biliyor musunuz? Trafik kazasında. Trafik kazasında ölmüş caddede yatan ben böyle gördüm biliyor musun Allah korusun eee önümde trafik kazası geçmiş ölmüş insanları gördüm. Henüz ambulans da gelmemişti. Polis de gelmemişti. Polis geldi. O ölen insanın kulağına trafik kaidelerine uyacaksın hız sınırını aşmayacaksın diye nasihat vermesine benzer. Abi yok adam ölmüş ölmüş ha. Ölmüş adama Kur'an okumak böyle bir şey işte. Trafik polisinin trafik kazasında ölmüş insana trafik kaidelerini hatırlatmasına benzer. Okey. Do you understand me? Anladınız mı? Eyvallah. Bu süreçlerin doğal sonucu olarak Kur'an hayattan dedim dedik çekilmiş. Evlerde en yüksek raflara konmuş. Ama hayatın ama hayatın e Kur'an'ın hükmü, anlamı hayatın en alt katmanlarına itilmiştir. Bu saygı değil, sistematik bir terk ediştir. Eee bunu Kur'an kendi ifadesiyle Kur'an'da söyler. der ki ve resul ya rabbi resul de der ki yani haz muhammed diyecek ha kurda söylüyor incilde değil tevratta değil ya rabi benim bu kavmim bu ümmetim bu müslümanlar Kur'an'ı senden alıp getirdiğim ve onlara tebliğ ettiğim bu Kur'an'ı terk edilmiş bir kitap yaptı terk ettiler. Rafa koydular anlamadan şarkı gibi okudular. Eee ve anlamak istemediler. Anlamayı zararlı saydılar ve bu Kur'an'ı terk ettiler. Kur'an'ın yerine başka şeyler koydular ve onlara uydular diye bizi şikayet edecek. Ama gelenek ne diyor? Gelenek ne diyor? Gelenek. Gelenek diyor ki peygamber efendimiz ümmet benim şefaatim ümmetimin büyük günah işleyenleridir. Şu episteyn adasına gidenlere nebi aleyhisselam Haz Muhammedti. Hz. Muhammed'i avukat yapıyorlar. Ya Rabbi bunlar affet ha. Gittiler orada çocukları tecavüz ettiler, öldürdüler, kanını içtiler, etini yediler. Ama sen onları affet. Ha bu büyük işte büyük günah bu. Büyük günah nedir? Büyük günah bu. Allah'a da küçük günah bırakıyorlar. Ya Allah mı büyük? Muhammed mi büyük? Bari büyük günahları Allah affetsin. Küçük günahları Muhammed affetsin. Yok. Büyük günahları Muhammed affettiriyor. Küçük günahları da Allah affettiriyor. Şu şu terbiyesizliğe bakar mısınız? Şu Allah'a saygısızlığa bakar mısınız? Eee, şimdi bu böyle tersine çevirmişler işi. Bu kadar tersine çevirmişler işi. Bu Kur'an'ı terk edilmiş bir kitap yaptı. E ama mesela anlama anlama açısından şu örnek de vermek istiyorum. E şimdi Kur'an der ki Bakara suresinde yine eee ve ne demek? demeyin. Ray ra arayı çobandır. Ray bizi bize güt. Bizi güt. Hazreti Muhammed'i bizi güt bize çobanlık yap demeyin. Siz koyun değilsiniz. Siz hepiniz eşref-i mahlukatsınız. Siz hepiniz düşünen varlıklarsınız. Sizi hayvan olarak yaratmadım diyor Allah Teala. Hepiniz düşünmeniz lazım. Hepiniz. Hepiniz Hz. Ömer yanlış yapsa onu da düzeltmeniz lazım. Bu böyleydi. Sahabe bu anlayıştaydı. Kur'an böyle canlı olarak yaşanıyordu o zaman. Ama arkasından hemen uyduruk hadisler, rivayetler sökün etti. Kur'an böyle derken ve unzurna derken bizi güt bizi gözet bizi güt demeyin. Bizi gözet deyin derken Kur'an eee yani imkanlardan eş bize bizi de yararlandır. Allah'ın vahyini bize de anlat biz de anlayalım. Bu anlamdadır yani bizi gözet demek. Evet. Ama yani Kur'an böyle derken eee koyunluk yapmayın. Siz koyun değilsiniz derken biz bir tebaa ürettik. Emevid'den, Abbasi'den, Osmanlı'dan, Selçuki'den beri biz bir teba ürettik. İtizalcı üretmedik. Bununla ilgili sohbet yaptım. Biliyorsunuz Kur'an itizalcı insan ister. Mutezileyi lanetledik. Mutezile aklını kullandığı için onları lanetledik. Eee ve eee rivayetleri getirdik. Kur'an'ın önüne koyduk. Ondan sonra bunu bunu eee memun e ve Harun Reşid ve memundan sonra ehl sünnet geri geldi ve bunu resmi ideoloji haline getirdi. Gazali ekollü de bunu zihinlere kitlemeyi başardı. Bugünkü ekol Gazali ekolüdür. Düşünme itaat et. Düşünme itaat et. Hayır Allah bunu istemiyor. Düşünün ve haksızlıklara isyan edin. Kur'an'da baş kaldırı kültürünü anlattığım bir video vardı. Eee, hatırlarsanız bugün ortaya çıkan dindarlık modeli tam olarak budur. Kıraat vardır ama tertil yoktur. Ses vardır ama sistem çözümü yoktur. Okuma vardır ama düşünme yoktur. Ritüel vardır ama dönüşüm yapmaz. Ve bu tabloya din denilmektedir. Oysa bu bir eksiklik değil. Eee, bilinçli olarak üretilmiş bir sonuçtur. Kur'an'ı anlayan değil tekrar eden bir toplum inşa edilmiştir. Sonuç olarak Kur'an anlaşılmak için indirilmiştir. Ancak tarihsel süreçte onu anlamak tehlikeli bulunmuştur. Bu yüzden Kur'an kutsallaştırılarak hayattan uzaklaştırılmıştır. Anlamının önüne saygı adı altında geleneğin kabulleri konmuştur. Kutsiyet kağıdına kutsiyet atfetmeler düşünmenin önüne korku konmuştur. Yani öyle bir korkuk olmuş ki abdestsiz kağıdına dokunamazsınız. Nerede yazıyor bu? Mehmet okuyan hoca bile efendim ya böyle bir farz yok böyle bir ama bu saygıdır der. Ya okuyan hoca sen baribunu deme. Kur'an'a abdestsiz dokunulmaz. Kur'an'a saygısızlıktır. Saygı değildir. Niye? Kur'an'ın emretmediği, nebi aleyhisselam'ın asla yapmadığı. Hazreti Ömerl ediyor. Gidiyor tuvalete geliyor. Kur'an bir Kur'an sayfasını eline alıyor okuyor. Oradan şaşkın şaşkın bakıyorlar. Ne şaşkın şaşkın bakıyorsunuz diyor Haz. Ömer korkarım ki bizden sonra Kur'an abdestsiz ele alınmaz diye bir şey uyduracaklar. Allah'ın kitabıyla aranıza abdest koyacaklar. Böyle bir şey yok. Vallahi ben Resulullah'ın cünüplük haricinde Kur'an'la arasına bir şey koyduğunu görmedim. Hani cünupluk yani onun onun da ezberi okuyabilirsin. Yani eee cünupluk dışında yani abdestsiz Kur'an okunmaz diye nebi aleyhisselamın böyle bir uygulaması yoktur diye yemin ediyor Hazreti Ömer. Ama bunu koydular. Mehmet okuyan bile bu bir saygıdır diyor. Olmaz kardeşim olmaz. Saygı değil saygısızlıktır. Kur'an'ı rafa koyup abdest abdestsiz dokunmamak saygısızlıktır. Ben hani defalarda iki kere haca iki kere umreye gittim. Hani bu Vahabi dediğimiz yani selefi Araplar. Eee selefi ne demek? Ahmed ibn eee Hanbel'in ekollüdür. Hadislere çok bağlıdırlar. Yani Nebi Aleyhisselam'ın uygulamasına çok bağlıdırlar. Malikiler de öyle. Maliki de Medine ahalisinin uygulamalarını esas alır. İmam Malik hepsinin kahramanlık öyküleri vardır. Hepsine saygım sonsuzdur. Yani onlar onları ben kötülemem. Onlardan sonra onları onların içtihatlarını dine ekleyen, onları Allah'a ortak edenlere kızarım ben. Yoksa adamlar içtihat yapmış. Metodolojileri farklı olabilir. Eee, eee, Hanbeli ekolündedirler. Suudiler, Afrikalılar. Mesela Afrikalı siyah bir Müslüman. O Suudi'nin hemen karşısında Somali, Sudan. Onlar da eee, şeydir. Selefidirler yani. Yani Hanbeli ekolündedirler. Kur'an'ı böyle yastık yapar. yatarlar. Kur'an hemen Mescid-i Nebevi'de ve Mescid-i Haram'da yani Kabe'de e hemen elinizin uzatı ayağa kalkmanız lazım değil. Rafa uzanmanız lazım gerekmez. Hemen yattığınız yerden köyle göbek altındadır. Yani bizim gelenekte Anadolu'da Kur'an göbek altında tutulmaz derler. Ama onlar tutuyorlar. Çünkü böyle bir saygı yok. Bu sonradan üretilmiş bir saygıdır. Kur'an'a Kur'an'la insanlar arasına eee bariyerler koyar bu üretilmiş, uydurulmuş saygılar. Böyle bir saygı yok. Yani saygı Kur'an'ı anlamak ve onu hayata tatbik etmektir. Bugün ortaya çıkan dindarlık modeli tam olarak da budur. Kıraatı vardır ama tertil yoktur. Ses vardır ama sistem çözümü yoktur. Okuma vardır ama düşünme yoktur. Ritüel vardır ama toplumsal dönüşüm sağlamaz. Ve bu tabloya din denilmektedir. Oysa bu bir eksiklik bilinçli olarak değil. Bir eksiklik değil bir arıza değil. Bilinçli olarak üretilmiş bir sonuçtur. Kur'an'ı anlayan değil, tekrar eden bir toplum istenmektedir. İnşa edilmiştir. Sonuç olarak Kur'an anlaşılmak için indirilmiştir. Ancak tarihsel süreçte onu anlamamak, anlamak tehlikeli bulunmuş. Anlamamak ibadet sayılmış. Bu yüzden Kur'an kutsalla yani çağı kutsallaştırılarak hayattan uzaklaştırılmıştır. Eee anlamanın önüne eee üretilen eee paganik saygılar konmuştur. Kutsiyet konmuştur. düşünmenin önüne korku konmuştur. Bugün yapılması gereken şey yeni bir yorum üretmek değil. Kur'an'ın kendi kavramlarını geri kazanmaktır. Yapmak istediğimiz bu kavram kazıcı dostlarım olarak eee naçizane eee yapmaya çalıştığımız bu Kur'an'ın kavramlarının üzerindeki katmanı kaldırarak Kur'an'ı görebilmek, kavramlarına ulaşabilmek. Çünkü Kur'an'ın eee sorunu anlaşılmaması değil. anlaşılmasının istenmemesidir. Anlaşıldı mı? Onların inadına ey değerli gençlik, ey kuşağı dediğimiz gençler. Bir bir çift sözüm de size olacak. Özellikle gençler bu sahtekar dindarlığa karşı ben ateistim diyor. Sokakta röportaj böyle sahtekar bir şey böyle fes geçirmiş. Guslin fazları nedir? Abdestin fazlarını ben din ben diyor dinsizim. Ben ateistim, benistekim deyip bunlardan eee bunlardan nefret ettiğini gösteriyor. Aslında ben bu genç ateist olduğuna inanmıyorum. Bu genç ilim görüyor. Bu genç fizik görüyor. Astrofizik okuyor. Astrofizik bangır bangır Allah var diyor. Nasıl genç Allah'ı inkar edecek? Bunların Allah'ını, bunların dinini, bunların camisini, bunların kilisesini inkar ediyorsunuz. Ben biliyorum ey gençler. Ama var ya siz ben agnostikim, ateistim dedikçe bunların ekmeğine yağ sürüyorsunuz. Çünkü bunlar insanları kamplaştırmak üzerine bir düzen kurmuşlardır. Toplumu, böyle ekranı ikiye böleyim. Toplumun bir yarısını dindar, bir yarısını dinsiz ilan ederek bunun üzerinden siyaset yapıyorlar. Siz dinsizim dedikçe, siz ateistim, agnostikim dedikçe bunların hoşuna gidiyor. Bak işte bizim tarikatlarımız, bizim cemaatlarımız, bizim diyanetimize önem vermezseniz böyle ateist gençler türer. Onun için bize sıkı sıkı yapışın. Biz Allah adına sizi kandırmaya devam edelim. Onun için Kur'an'ı alın elinize. Vallahi bu münafıkların en çok korktuğu Kur'an'dır. Kur'an'ın anlaşılmasıdır. Siz Kur'an'ı anlaş anladıkça bunlar tir tir titreyecektir. Kaçacak delik arayacaklardır. Onun için ateistim dedikçe siz bunların ekmeğine yağ sürüyorsunuz. Değerli gençler gözlerinizden öpüyorum. Sizi hasretle ve sevgiyle kucaklıyorum. Allah'a emanet olun. Hoşça kalın. M.