📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Hilafet Konusu &Ali Aydın

Ahmet Ali Yıldırım49:28

Transcription

Selamlar arkadaşlar, bugün tevafuktur konumuz halife, hilafet. Yani halifelik şart mıdır? Cumhuriyetin de 101. yıldönümüne denk geliyor. Bugün cumhuriyeti kutluyoruz, 101 yılını kutluyoruz. Yani bu toplumda var olan bir düşüncedir. Yani halifesiz öldüğümüz zaman cahili hükmüyle ölmüş oluyoruz. İllaki bir halife olması lazım. Hilafet yani devletin yönetim sistemi olması lazım. Gerekli mi, değil mi? Yani 20 sene önce bana söyleseydiniz, sorsaydınız, evet gereklidir derdim. Bugüne doğru olduğu zaman vereceğim cevap gereksiz. Zaten İslam'ın şartlarından da değil. Yani Allah'ın böyle bir isteği yok. Bunu şimdi inceleyeceğiz. Kur'an'da halife kelimesi geçer. Yani sizi yeryüzüne halefler kıldık. E kelimeleri geçer. Bunları inceleyeceğiz. Halifelik nedir? Nasıl uygulandı? E ne Allah'ın Resulü böyle bir şey istedi? Yani böyle bir şey de istemedi. İşaret bile etmedi. Uygulamada ne de Kur'an'ın böyle bir isteği vardır. İnsanlar şura ile bir yönetim biçimi seçer. Seç normal, eee, kabul edilebilir bir şeydir, uygulamadır. Halkın seçtiği bu doğru bir yöntemdir. Mesela Allah bu yöneticilerin işte seçimle veya şura ile olması gerektiği işaretleri vardır.

Buyur Ali hocam. Euzu billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Sayın hocam, geçenlerde, yani geçen aylarda İstanbul'da düzenlenen bu Gazze mitinginde kalabalıkların arasında "Şeriat, hilafet isteriz" diye slogan atanlar oldu. Bu olay muhafazakar ve laik kesim arasında tatsız bir takım münakaşalara ve kavgalara ara sıra sebep oluyor. Her zaman böyle bir, eee, iki senede bir, üç senede bir, beş senede bir böyle bir kavga, tartışmalar meydana geliyor. Hilafet isteriz çağrısına tabii siyasi iktidar sahip çıkmadı. Siyasi iktidarda etkili ve yetkili konumda bulunanlar, "Hilafet gibi bir gündemimiz yoktur. Biz Türkiye'de demokratik cumhuriyeti tahkim etmek için çalışıyoruz" gibi bir açıklamada bulundular. Peki, bu hilafet dindar ve muhafazakar kitlenin zihnine nereden düşüyor? Neden ikide bir "Hilafet isteriz, şeriat isteriz" gibi sloganlar atıyorlar?

Hilafet isteriz diyenler genellikle şöyle bir imana sahiptirler. Şimdi hocam, Kur'an'dan uzak olunca, Kur'an bilinmeyince, Kur'an bilinmeyince her türlü inanç, her türlü absürt fikirler ortaya çıkıyor. Yani onlara göre, evet, ne istediğini de bilmiyor. Yani istediği şeyin ne olduğunu sorsan, "Şeriat nedir?" diyorum. Adama, "Şeriat istiyorsun ya, nedir?" İçini bilmiyor. Adam şeriatın ne olduğunu bilmiyor. Evet, gerçekten de hocam, nereden bilsin? Şimdi Kur'an bilinmeden bilinir mi? Ama bir şey istiyorsun sen. Oğlum, öğren bakalım ne olduğunu. Yani. Ama hocam, işte ümmi kesimin bile şöyle bir çıkmazı vardır. Yani ibadet ediyorlar, kendilerine göre ibadet ettiklerini sanıyorlar ama yaptıkları ibadetin bile farkında değillerdir. Mesela, neden namaz kılıyorlar? Kıldıkları namazda ne okuyorlar? Bu okudukları şeyin manası nedir? Hacca niye gidiyorlar? Hac nedir? Asla bunun bilincinde değildir. Din adamları anlatmış hocam, din adamları anlatmış, onlar da yapıyorlar. Başka bir şey yok yani. Başka bir şey yok. Yani bunlara göre hilafet gelirse, hilafet gelirse dünya Müslümanları bir halife etrafında birleşecek, Gazze kurtulacak, iman edenler arasında birlik kurulacak, Müslümanlar onun onur kazanacak ve güçlü bir konuma sahip olacaklardır. Kur'an'ı bilmeyen ve anlamak istemeyen muhafazakar toplum böyle bir hayale ve imana sahiptir. Yani kurtuluşu Kur'an'da değil de, kurtuluşu Kur'an'da değil de Allah'ın indirdiği vahiyde değil de hilafet makamında olduğunuzu zannediyorlar. Halbuki yüzlerce ayette görüyoruz ki tek kurtuluş çaresi Kur'an'dır. Ya şimdi eğer senin, senin imanında, senin zihninde, senin fiillerinde, senin amellerinde Kur'an yer etmiyorsa, Allah'ın indirdiği vahiy yoksa, vahiy yoksa, ha diyelim ki hilafet makamı kuruldu, halife oldu. Bu halife hangi sisteme göre bütün insanları, bütün Müslümanları bir araya toplayacak? Hangi düşünceye göre? Bir sürü, evet dediğimiz bir düşünce yoludur zaten. Yani bir yol, ideolojik yoldur. Şu anda yüzlerce ideolojik yol var. Müslümanlar içinde. Hangisine göre yönetsek, savaş çıksak yine mümkün değil. Yani böyle bir şey, mümkün değil.

Evet, günümüzde ara sıra tartışma konusu olan "Hilafet isteriz" inanç ve ideolojisi 1953 tarihinde Filistinli din adamı Muhammed Takiyüddin en-Nebehani tarafından Kudüs'te kurulmuştur. Böyle hilafet eksenli, bu da işte kafasına takılmış, hilafet eksenli bir tane dernek, bir kuruluş yapmış, bir örgüt kurmuş. Hocam, şu anda sen onu şey ediyorsun da benim 500 tane akrabam, 500'e yakındır ben sana söyleyeyim. Yani bu Takiyüddin el-Nebehani peşindedir yani. Tamam mı? Bunlar bana tebliğ olarak geldiler, işte cahili hükmüyle öldüğümü söylediler, Kur'an'da yazdığını söylediler. Bir dünya şey var. Yani bu azımsanmayacak kadar at sağlıyor. Yani cahil genç, bizim beyinleri yıkadılar. Tamam mı? Bizim, benim en az 500 taraftarını tanıyorum. Yani bu el-Nebehani, yani dediğin gibi Filistin'de, Filistinli mi kurduğunu, İsrailliler mi kurduğunu belli de değil. Evet, evet, evet. Gerçekten de öyle. Tabii hocam, bunlar binlerce taraftarı olan bir örgüttür. Yani gerçekten güçlü bir örgüt. Hizb-ut Tahrir diye geçiyor adı da. Onu da söyleyelim. Aynen. Bunların nihai hedef ve idealleri hilafeti yeniden ihya etmek ve dünya Müslümanlarını bunun etrafında birleştirmektir. Bunlar eylemler yapıyor, bayraklar açıyor, sloganlar atıyorlar.

Peki, bu hilafet meselesi nedir? Şimdi baktığımız zaman son vahyin tarihinde, son vahyin tarihinde hilafet siyasal anlamda hilafet Allah Resulü'nden sonra, Nebi Aleyhisselam'ın vefatından sonra olan bir hadisedir. Peki, bunun gerçekte anlamı nedir? Hangi manaya geliyor? Ne demek hilafet? Tarihte ilk olarak hilafet nasıl oluşturuldu? Hilafet denince genellikle manevi otorite ve dini bir kavram olduğu zannedilir. Hilafet bir kurumun adı, halife de bu kurumu temsil eden kişidir. E, demek ki hocam, halife denince genellikle manevi otorite ve dini bir kavram olduğu zannedildi. Halbuki alakası yoktur. Hilafet bir kurumun adıdır, halife de bu kurumu temsil eden kişidir. İslam halifesi dediğimizde tüm dünya Müslümanlarının liderliğini üstlenen kişi olarak inanılır. Peki, halife kelimesinin kökü ve kaynağının Kur'an'da nasıl geçtiğine bir bakalım. Yüce Allah buyurur ki: "Şimdi hilafetin kök anlamı nedir? Rabbin her bakımdan sınırsız zengindir, rahmet sahibidir. Sizi başka bir kavmin soyundan getirdiği gibi dilerse sizi giderir, yok eder ve sizden sonra yerinizde, yerinize dilediğini getirir." (En'am 133) Yukarıdaki ayette gördüğümüz gibi halife kelime olarak selefin yerine geçen, selefin yerine geçen halef demektir. Yani birinin yerine geçmeyi ifade eder. Birinin yerine. Evet, şöyle bir örnek verelim de olsun. Hani, eee, Nebi öldüğü zaman Ebubekir halife, Nebi'nin halefi di, yani Nebi'nin yerini aldı, doğru mu? Arkasından gelen, arkasından geldi. Yönetim olarak o geldi. Peki, Hz. Ömer'e, Ebubekir öldü, 2,5 yıl sonra Hz. Ömer'e sıra geldiğinde Hz. Ömer halifeliği kullanmadı. Dedi ki: "Ben Emirülmüminin" yani "Müminlerin emrindeyim." Yani tamam mı? Bak değiştiriyor şeyi, sistemi. Yani halifenin halifesi, halifesi olarak gitmiyor. Yani Emirülmüminin, Müminlerin Emiri olarak. Yani halife kelimesini kaldırıyor ortadan. Ve bu, diyelim ki Osman, Ali dönemine kadar. Yani bir de tek başlı halife olduğunu söylerler ya mesela, hiç Ali'den sonra, Ali ve Ali dahilinde ve sonrasında hiç tek başlı bir İslam yönetimi, Müslümanlar coğrafyasında bir yönetim olmamıştır. Tamamen ve üçlü yönetimler olmuştur. Yani evet, evet. Hocam gidene Selef denir, gidene Selef denir, gelene Halef denir. Evet. He, bu yüzden bu önemli. Gidene Selef denir, gelene Halef denir. Yani birinin yerine geçmeyi ifade eder. Önceden biri vardır, onun yerine geçen kişi halife olarak isimlendirilir.

Kur'an'da halife kelimesi iki ayette geçer. Birinci ayet: "Ve kale rabbuke lil melaiketi..." Rabbim meleklere demişti: "Ben yeryüzünde bir halife kılacağım." demişti. Burada Bakara 30. ayette halife kelimesi geçer. Bu ayette geçen halife, yeryüzünde binlerce yıl yaşayan beşer, sonra insanın onun yerine gelmesi anlamına gelmektedir. He, burada Yüce Allah neden halife kelimesini kullanıyor? Yeryüzünde binlerce seneden beri var olan bir beşer vardır. Sadece üremesi ve avlanması olan bir yaratık vardır. Allah bu beşere insan makam ve mertebesi veriyor. İnsan makam ve mertebesine yükseltiyor. Yani ona ruhundan üflüyor, akıl, mantık, yetenek, icat gibi erdemler veriyor ve onu beşer yerine halife tayin ediyor. Bundan dolayı Yüce Allah burada insana, "Sizi yeryüzünün halifeleri kıldık" der. Sizi yeryüzünün halifeleri kılan, yani Yüce Allah'ın beşere kendi ruhundan üfleyerek ilim, akıl ve mantık nimetleriyle saf bir yaratılışa sahip olan beşeri insanlık makamına çıkarmasıyla ilgilidir.

Şimdi hocam, ikinci ayet, halife kelimesi bir de Sad suresi 26. ayette geçer. Bu ayet de şöyledir: Yüce Allah buyurur ki: "Davut'a, Ey Davut! Tabii ki buradaki olan "Ey Davut" kelimesi Yüce Allah'ın Davut Aleyhisselam'a hitabı mıdır, yoksa onu o makama seçenlerin hitabı mıdır? Bunu Allah bilir. Ey Davut, biz seni yeryüzünde halife kıldık. İnsanlar arasında hak ile hüküm ver. Sakın hevaya uyma, yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Allah'ın yolunda sapanlar için hesap gününü unutmaları sebebiyle şiddetli bir azap vardır."

Şimdi sen halife iki ayette geçer dedin ama bu Enam ve Yunus'a da gene halife kelimesi geçiyor. Evet, çoğul olarak geçiyor. Evet, çoğul olarak geçiyor. Eee, bu yeryüzüne halife kılması, ruhundan üflemesiyle ilgilidir bu. Yani bilgi vermesiyle ilgilidir. Yani temsilci gibi oluyor insan ama insan bu görevi haliyle yapmıyor, o ayrı bir mesele. Yani çünkü Allah'ın cüz'en sıfatlarının her insanda vardır. Yani merhametli, cömert vesaire sayabileceğimiz insana ait olmasıyla halife kılma meselesi buradan bu kelime türevi burada bağlantı kurabiliriz. Yani temsilcisiyim miş gibi olmuş oluyor. Yani evet, tabii en doğrusunu Allah bilir ama yeryüzünde yaşayan beşerden sonra insana, insan olarak o beşeri insan makamına yükselttiğinde dolayı da kendisine halife denilmiş olabilir. En doğrusunu Allah bilir. Evet, yani ayetlerin biri Adem Aleyhisselam, diğeri Davut Aleyhisselam ile ilgili kullanmıştır. Halife kelimesi insanlar hakkında. Yani çoğul olarak üç ayette geçmekte. Tedir. Hocam, çoğul olarak da halife kelimesi üç ayette geçer. Araf 69, 74, Neml 62. ayet. Kur'an'da geçen halife kelimesi bugün söz konusu edilen ve tartışılan siyasal anlamda geçmez. Ha, bu çok önemli. Ya şimdi siz "halife isteriz, halife isteriz, halife isteriz, şeriat isteriz" diyorsunuz ama Kur'an'da halife asla siyasal anlamda geçmez. Yani sizin inandığınız şekilde, Kur'an'da halife diye bir kelimede, bir kavramdan söz edilemez ki. Yani Kur'an'da geçen halife kelimesinin siyasal bir anlamı bulunmamaktadır. Dolayısıyla Kur'an'da dinsel ve siyasal anlamda halife diye bir kavramdan söz edilmez. Siz Kur'an'da Yüce Allah'ın ortaya koymadığı, dile getirmediği bir şeyi savunuyorsunuz kardeşim. Bir de Allah'ın emri demiş gibi söylüyorsunuz. Yani halifesiz, yani hilafet kurulmadan ölürsek zahir, ölüyormuş gibi, kafir ölüyormuş gibi bir şeyin peşindesiniz. Yani bu kadar yanlış, yanlış ve absürt bir durum var ortada. Yani Allah'ın emri demiş gibi. Bir de şeyden de anlatıyoruz, rivayetten de anlatıyoruz. Nebi'nin halifesi Ebubekir, Ebubekir'den sonra Ebubekir'in halifesi değil, Ömer Emirülmüminin'dir. Yani bak, halife kelimesi kalkıyor ortadan. Yani Müminlerin emri, yani halkın emrindeyim demek istiyor. Yani evet. Buradan da bir yol çıkarılabilir. Yani halifeyi, halifeyi o kadar istiyorlar, o kadar dile getiriyorlar ki, yani bu siyasal, siyasal dincilerin hepsi, hocam, hangi şeye mensup olursa olsun, hilafet kelimesi onun akıllarının bir yerine takılmıştır. Bu halifeliği çok dile getiriyorlar.

Hocam, Türkiye'deki en üst adamlarını getirin, 3 saat sohbet ettik biz bunlarla. Tamam mı? Yani bunlar uzun, burada anlatamam. Dedim ki: "Kur'an dışı vahiy var mı?" Yoktur dedi. İki saatin sonrasında "Kur'an dışı vahiy var" demek zorunda kaldı. Ne dedim? "Çelişki içerisinde oldun. İşte o başından yanlış söyledik falan." Yani bunlar çelişki içerisindedir. Ve en son ben dedim ki: "Senin Yahudi inancından farkın nedir? Şii inancından farkın nedir? Ehli sünnet inancından farkın nedir? Hristiyan inancından farkın, bana bir söylesene, farkını bir söylesene." Yani. Peki, anlaşamazsak biz, sen halife getirdin, bir ülkede temsil kurdun. Yani diyelim, bize tebliğ etti, beni de Türkiye say, bana tebliğ ettin. Senin ideolojin, senin Kur'an'dan çıkarımların yanlış. Ben senin şeyine uymadığımız, ben de sana Kur'an'dan, Kur'an'a uyduğum söylüyorum. Ne yapacaksın bana? Hani bunların silahlı bir şeyi yok, öyle söylüyorlar. Yani kan dökmek yok, kavga yok falan da. Peki, en son ne yapacaksın? Yani biz ülke olarak sana teslim olmuyoruz. Çünkü bizim de Kur'an'dan diyoruz, yönetimimiz. Sen de Kur'an'dan diyorsun. Sen farklı bir şey çıkarıyorsun. Kur'an'a hiç dayandığında yok. Savaş, hasta diyor. Bak, gen sonunda savaşa geliyorsun. Yani isteyerek boyun eğemez, istemeyerek yani zorla boyun eğecek. Senin ideoloji, yani senin şu cahilce Kur'an'dan çıkarım bile yapamıyorsun. Yani bu durumuna göre biz sana teslim olacağız, öyle mi dedim? Yani çok uzun tabii konuştuk. Evet.

Şimdi Kur'an'da Yüce Allah buyurur ki: "Ey, ey Yahudi ve Hristiyan diyen adamlar..." Ali İmran zannediyorum 64. ayet. "Sizinle bizim aramızda ortak bir kelimeye gelin. Allah'tan başkasına kulluk yapmayalım. Ona hiçbir şey şirk koşmayalım. Allah'ın dında ötesinde, verisinde birbirimizi rablar edinmeyin." diyor. Mesela Kur'an. Şimdi Şia'nın kutsalları vardır, Ehli Sünnet'in kutsalları vardır. Hiçbir zaman, hiçbir zaman Şiiler kutsallarını bırakıp Kur'an'a gelmezler. Sünniler de kutsallarını bırakıp Kur'an'a gelmezler. Peki, aralarında nasıl bir hilafet, nasıl bir halifet teşkil edecek? Yani bu, hocam, şu anda yeryüzünde 40'tan fazla, yani sözde İslam ülkesi var. Hiçbir konuda anlaşamıyorlar ki bir halife etrafında bir araya gelecekler. Kur'an'ın etrafında bir araya gelmeyenler, Kur'an'ın etrafında bir araya gelmeyenler, bir kişinin, bir şahsiyetin etrafında bir araya gelmeleri mümkün müdür? Asla mümkün değil. Evet, evet. Kur'an çünkü Kur'an bir devletin yapısını... Hocam, şimdi burada neden Kur'an'da geçen halife kelimesinin siyasal bir anlamı bulunmamaktadır? Kur'an'da dinsel ve siyasal anlamda halife diye bir kavramdan neden söz edilemez? Çünkü Kur'an bir devletin yapısını... Hocam, bu kadar, o kadar önemli ki bu, o kadar önemli ki bu. Bir devletin yapısını, işleyişini ve rejiminin ne olup olmadığı meselesiyle asla ilgilenmemiştir. Kur'an'da asla bununla alakalı bir ayet yoktur. Şimdi Kur'an'da geçen tağut kelimesine baktığımız zaman, din adamları hakkındadır. Ayetleri de kesinlikle devlet adamları hakkında değil, din adamları hakkındadır. Yani Allah tarafından indirilen vahyin insanlara ulaştırılması, vahiyden başka bir yönelmesiyle ilgili bir durumdur. Dolayısıyla, evet, istiyorsak bir ayetten biraz çıkarım yapabiliriz. "O günahlarımızı bağışla" deyin ve o şehre sezde ederek, şehrin kurallarını kabul ederek şehre girin." ayetinden bir ufak çıkarım yapabiliriz. Yani girdiğimiz, bulunduğumuz ülkenin em, yani şeylerine, kurallarına boyun eğeceğiz. Yani demektir, kabul edeceğiz demektir. Yani bu, bu da var. Yani oranın düzenini bozmak için olmayacağız. Yani nse de, tabii, tabii. Aynen. Yüce Allah'ın İsrail oğullarına, "Kapılara kapılardan secde ederek girin." Buradaki secde ederken maksat, girdiğiniz şehirlerin kaide ve kurallarına göre hareket edin anlamına gelir. Yani her devletin, hocam, her devletin kendine ait kaideleri vardır, kuralları vardır, kanunları vardır. Bunlar geçerlidir. Yüce Allah onları kabul ederek oraya girin. Yani kabul etmiyorsan, uymuyorsan. Tabii, tabii. Bundan dolayı resullerin, Kur'an, Kur'an devlet, siyaset, iktidar, yönetim, rejim gibi konuları teknik anlamda hiçbir şekilde mesele edilmemiştir. Hocam, bir daha tekrar ediyorum: Kur'an devlet, siyaset, iktidar, yönetim, rejim gibi konuları teknik anlamda hiçbir şekilde mesele edinmemiştir. Bundan dolayı resullerin vahiy tebliğ ve beyan etmekten başka görevlerinin olmadığını anlatır. Hocam, o kadar mükemmel bir şey ki bu. Yüce Allah'ın, Yüce Allah'ın insanlardan istediği tek bir şey var. Resul gönderiyor, hocam, bu vahyini resul vasıtasıyla insanlara ulaştırıyor. Yüce Allah'ın istediği tek şey, insanların bu resuller aracılığıyla indirilen vahye tabi olmaları, ona itaat etmeleri. Resullerin devlet kurmaları, siyasal anlamda devlet kurmaları, güç peşinde koşmaları, iktidar olmaları, hakimiyet yürütmeleri asla böyle bir şey söz konusu değil. Zaten hocam, FETÖ en büyük yanlışı burada yaptı. Eğer FETÖ Kur'an'ı anlasaydı, Allah elçilerinin indirilen vahyi tebliğ etmekten başka görevlerinin olmadığını anlasaydı, yani elçilerin devlet kurma, güç devşirme, güç elde etme diye bir görevlerinin, bir amaçlarının olmadığını bilseydi, öğrenmiş olsaydı, bu kadar tehlikeli olmayacaktı. Binlerce gencin, binlerce gencin maddi manevi hayatlarının mahv olmasına sebep olmazdı. Oturacaktır, kendi kendine, kendi kendi dinine göre, kafir, yalan, kendi dinine göre yanına gelenlere dini sohbetler yapacaktı ama kardeşim. Evet, Nuh Aleyhisselam zaten iktidarı ele almak için gitmedi Firavun'a. Bunu da görebiliyoruz. Başka da nebiler vardır. İktidar değildiler. Yusuf Aleyhisselam işin başında değildi ama elçilik yapıyordu. Bir de bu Müslüman topluma da mutlaka bir cemiyet, bir dernek, bir ülke sahipleri olacakları belli ki şunu tavsiye eder Allah. Bakın, silah ve güçlü olmanızı, yani at yetiştirin vesaire der. Orada düşmanları korkutacak silahlar yetiştirin, kendinizi savunacak silahlar üretin diye de tavsiyeleri var. Bunları tabii şey, es kesmeyelim. Evet, evet.

Bundan dolayı resûlün vahiy tebliğ ve beyan etmekten başka görevlerinin olmadığını anlatır. Mesela hocam, ayet, Yüce Allah ayette der ki: "Seninle tartışmaya girişirlerse, de ki: Ben bana uyanlarla kendi özümü Allah'a teslim ettim. Kendilerine kitap verilenlere ve ümmilere de ki: Siz de Allah'a teslim oldunuz mu? Eğer İslam'a girerlerse, yani teslimiyet gösterirlerse, hidayete ermiş olurlar. Yok eğer yüz çevirirlerse, sana düşen şey ancak tebliğ etmek, ancak tebliğ etmektir. Resullerin indirilen vahyi apaçık bir şekilde tebliğ etmekten başka hiçbir görevleri yoktur. Allah kullarını hakkıyla görendir." (Ali İmran 20) Hocam, evet, ayetin başını bir okusana. "Ha etmeye mi gelecekler seninle?" Ha etmeye gelirlerse, değil mi hocam? Tabii, buradaki "ha" kelimesi, "hucce" kelimesi için yapılan bir mücadele, müzakere. Şimdi müzakere şöyle, hocam, müzakere aynı inanca sahip olan insanlar arasında yapılan bir şeydir. Ama "hucce"leşme daha geniş kapsamlı bir şeydir. Hem aynı imana sahip olanlarla ilgili bir şeydir, hem de kafirlerle Müminler arasında yapılan bir şey. Mesela en çok "hucce" kelimesi İbrahim Aleyhisselam bağlamında geçer. Mesela diyor ki: "Yani hucce, hucce daha geniş kapsamlı, hak." Oradaki ayetle şunu anlatmak istedim ben. Yani "hazzetmek" böyle kuru kuruya gidip oradan dolaşıp gelmek değil. Tabii, tabii. Aynen, aynen. Yani bir müzakere, bir tartışma yaparak doğruyu ortaya koyup oturtur ve onu uygulamak olarak geliyor. Yani ha, evet, gerçekten de hocam, bu önemli. Ben inşallah "Gerçekte Hac Nedir?" diye bir makale var. Bir gün bunu işleyelim. Bende gerçekte hac nedir? Bu haccın hangi anlama geldiğini. Bu önemli. Hac dediğimiz zaman, hüccet dediğimiz zaman, gerçeklerin, ister ekonomi, ister siyasi, ister dini yönde gerçek, ister cezai, cezai konuda da, cezai de bakın, bugün cezalar az, suçlar arttı. Ceza da önemli. Ceza, uygulama. Toplumun ayakta kalabilmesi için uygulanacak cezalar, iyilikler, güzellikler, sosyal devletler vesaire hepsinin müzakeresi. Evet, hocam, siyasal anlama geliyor. Evet, hocam, yine başka bir ayet. Yüce Allah buyurur ki: "Allah'a itaat edin, yani Resule itaat edin. Kötülüklerden, her türlü şirkten kaçının. Eğer yüz çevirirseniz, biliniz ki, biliniz ki elimize Resulümüze düşen vahiy tebliğ etmekten başka hiçbir şey değildir." Demek ki, ya arkadaşlar, Allah tarafından, yani resullerin görevi, Allah tarafından indirilen vahiy sadece tebliğ etme, duyurma, beyan etme, ilan etmedir. (Maide 92) Yine hocam, başka bir ayet. Yüce Allah der ki: "Resulün üzerine düşen ancak tebliğdir. Allah sizin açıkladığınızı da gizlediğiniz de bilir." Resullerin vahiy tebliğ etmekten başka görevlerinin olmadığı ile ilgili ayet çoktur. Kur'an iman edenlerin kendi aralarında istişare, yani ortak akıl çerçevesinde birbirlerine sorarak ve danışarak meselelerini çözeceklerini söz eder. Yani iman edenler meselelerini kendi aralarında istişare ederek çözeceklerdir de. Mesela hocam, Yüce Allah der ki: "Rablerine icabet edenler, yani salatı ikame edenler, dünya işleri kendi aralarında şura ile olanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler." Çok enteresan. Yani daha Nebi Aleyhisselam hayattayken bile, Nebi Aleyhisselam hayattayken bile Yüce Allah der ki: "Onlar dünya işleri kendi aralarında şura iledir, istişare iledir, danışma iledir." Dolayısıyla burada bir halifeden, bir sultandan, bir padişahtan, İslam dendiği zaman asla söz edilemez. Tabii meşveret olacak, şura olacak. Yani bir heyet olacak karar vermek için. Tek kişinin aldığı kararlarda mutlak hata payı yüksektir. Yani bir özeleştiri yaparak şura ile beraber uygulanması gerekiyor. Yani tekil bir yapı doğru bir yapı değildir. Evet, evet.

Mesela hocam, Ali İmran 159. ayeti okuyorum. Demin okuduğum ayet Şura 38. ayetti. Zaten sure adını şura'dan, istişareden alır. Bu ayette Ali İmran 159: "Ey Nebi, Allah'ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet, onlar için Allah'tan bağışlama dile. Dünya işi konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah'a tevekkül et, ona dayanıp güven. Şüphesiz Allah tevekkül edenleri sever." Y y Kur'an'da siyasal anlamda halifeden, halifelikten, devletten, siyasetten, siyasetin yapısından, devletin rejiminden ve yönetim sisteminden bahsedilmez.

Şimdi son vahyin tarihinde veya siyaset geleneğinde halife kelimesini nerede ve nasıl kullanıldığına bir bakalım. Nebi Aleyhisselam vefat ettikten sonra onun yerine geçen kişi Ebubekir olmuştur. Yani halife kelimesini ilk kullanan kişi Ebubekir. İşin bilincinde olan Ebubekir, "Halifetullah" yani "Allah'ın halifesi" gibi bir tabir kullanmamıştır. Ebubekir, "Halifet Resulillah" yani "Allah Resulü'nün halifesi" tabirini daha uygun bulmuştur. Çünkü Allah'ın temsilciliğini veya vekilliğini değil, ümmetin başına lider olarak geçtiğini biliyordu. Yani buradaki halifelik manevi ve dini değil, halkın dünya ile ilgili sorunlarını çözmek anlamına gelmektedir. Dolayısıyla Ebubekir'in vahyi tebliğ ve dini bir misyonu bulunmamaktadır. Yani buradaki yapılan hata burada. Şimdi onlar halifelere baktıkları zaman, Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, dini bir makam, dini bir görev, dini bir rütbe olarak algılıyorlar. Yok kardeşim, buradaki tamamen o insanların işlerini, insanların işlerini yürütme, onları idare etme anlamında kullanmıştır. O zaman anlaşıldı ki, evet, Ridde savaşlarını yapıyor ya, Ridde savaşları diyoruz ya ona, o oradan da biraz yol alıyorlar da. Evet, bu Arapların ki vergi savaşı değildi. Onların yani zekat verme meselesi değildi. "Nasıl olsa biz inandık" diyordu. Bunlar güçlü kabilelere her yıl bir, eee, vergi verirler, koruma parası. Bu eskiden beri gelen bir gelenek zaten onlarda. Bunlar o Nebi ölünce, lider elinde anlaşma biter. Nebi ölünce ve karşı geliyorlar, "Biz bu ödemeyi daha yapmayız" diye ve akabinde de, yani bir grup olup dinden de çıkma hesaplarından dolayı bunları dile getirmek için bazı seriyyeler yapmıştır. Evet, hocam, bunun, yani o ridd ediyorlar, hani zekat vermediklerine dolayı diyorlar ya, hocam, bunun ne kadar büyük bir yalan olduğunu şuradan anlayabiliriz. Kur'an'a baktığımızda, Kur'an'a baktığımızda zekat, zekat kelimesinin, zekat kavramının geçtiği bütün ayetleri inceledik. Kur'an'da zekat verilen bir şey değil, tamamen arınma anlamına geldiğini gördük. Zekat verilen bir şey değil ki. Kur'an'a baktığınız zaman verilen şey olarak sadece sadaka ve infak vardır. Evet, evet. O vergiyi, yani vergi anlaşılan vergi anlaşmaları gereği vergi diyelim ona. Yani evet, bu eskiden cahiliye zamanında da geliyordu zaten. Güç, güçsüz kabileler güçlü kabilelere ödeme yaparlar, onların taraftarı olarak kabul ettirilir ve bir savaş olsa onlara, onlar da onlar adına savaşırlar vesaire. Kendilerini koruma savaşı, şey, vergileri diyelim yani. Evet, olabilir. Vergi, vergi şeyi daha mantıklı geliyor. Evet.

Buradan anlaşılıyor ki hilafet dini bir liderlik değil, siyasi ve dünyevi bir liderlik. Hilafetin din ve imanla hiçbir ilgisi yoktur. Ömer, yani ikinci halife olan Ömer, onun yerine geçtiğinde bir ara halifet, "Halife Resulullah" hocam, bir ara Ebubekir'in yerine geçtikten sonra "Allah Resulü'nün halifesinin halifesi" gibi bir ifade kullanmıştır, tabirini kullanmıştır. Fakat bu uzun bir tabir olduğu için daha sonra "Emirülmüminin", "Müminlerin emiri", "Müminlerin lideri" vasfını tercih etmiştir. "Emirülmüminin" "Müminlerin emiri" olarak bir tabiri kullanmıştır. Ama her nedense içeriğinde Allah'a halifelik veya onun yeryüzü temsilciliğini üstlenme gibi bir anlam bulunmamasına rağmen son vahyin tarihinde halifelik kelam ve akait kitaplarında "İmamet" başlığı altında inançla ilgili yer almıştır. Aslında Nebi Aleyhisselam'ın vefatından sonra yapılan halife seçimi, Arapların kabile anlayışı çerçevesinde şekillenmiş bir olaydır. Ancak Dört Halife'nin Kureyş'ten seçilmesi, siyaset ve otorite açısından Kureyş'in devleti idare etmede Medine halkından daha etkili, daha cesur ve yetkin olduğunu gösteriyor. Gerçekten de yumuşak bir ahlak ve naif bir karaktere sahip olan Medineli Ensar'ın devlet idaresinde Mekkeli Muhacirler gibi disiplinli bir yönetim sergilemesi mümkün değildi. İslam dininin ilk fedaileri olmaları ve sert bir tabiata sahip bulunmaları yüzünden Kureyş, Medineli Ensar'ın yönetimine ve idare sistemine kolay kolay boyun eğmeyecek. Bundan dolayı Medineli Ensar, siyasette ve devlet idaresinde hiçbir zaman etkili olmamıştır. Gerçekten de yani şeye baktığımız zaman hocam, hilafet seçimi, Ebubekir, Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, hepsi Kureyş'ten. Emevilere baktığımız zaman Kureyş, Abbasilere baktığımız zaman hepsi Kureyş'ten. Hiçbir zaman Medineli Ensar devlet yönetiminde bir etkiye sahip olmamışlardır. Peki, Ebubekir'den sonra ne oldu? Ebubekir vefat etmeden önce Ömer'i halife olarak atadı. Ebubekir Ömer'i yerine halife olarak atadı. Ömer ise 6 kişilik bir şura meclisine: "Benden sonra aranızda bir halife seçin" dedi. Yani hilafetin son vahyin tarihinde nasıl meydana geldiğini burada göreceğiz. Hilafetin dini bir makam, böyle bütün Müslümanları etrafında kenetleyen bir etkiye sahip olmadığını göreceğiz. Bu mümkün değil, bu şura meclisi şu isimlerden oluşuyordu: Yani Ömer'in kurduğu şura meclisi, Ali bin Ebi Talib, Osman bin Affan, Abdurrahman bin Avf, Saad bin Ebi Vakkas, Zübeyr bin Avvam ve Talha bin Ubeydullah. Bu altı kişilik şura meclisi Osman bin Affan'ı halife olarak seçti. Osman katledilir de isyankarlar tarafından, Ali halife seçildi. Ali vefat ederken: "Ben yerime halife tayin etmiyorum" dedi. Yani "Siz bu konuda kimi uygun görürseniz onu seçin" dedi. Ali yerine oğlu Hasan'ı tayin etmemekle muhtemelen sonu gelmez iktidar kavgalarına çocuklarını bulaştırmamak içindi. Aynı zamanda kendisinden sonra sanki babadan oğula geçecek bir saltanat geleneğine ön ayak olmak istememiş de olabilir. Çünkü Ali bin Ebi Talib, Muaviye, Muaviye, hariciler ve Nebi Aleyhisselam'ın eşi Ayşe ile yaptığı savaşlarda bu işin yıkıcı ve yıpratıcı olduğunu gördüğünden dolayı çocuklarını bu işten uzak tutmak istiyordu. İlk dört halife bu şekilde seçildi. İlk dört halifeden sonra Ali'nin oğlu Hasan etrafında bir birlik ve ittifak oluştu. Hasan halife olarak seçildi ama Muaviye baskı ve halifeliği onun elinden gasp etti. Hocam, Muaviye baskı ile halifeliği Hasan'ın elinden zorla baskıyla gasp etti. Hocam, evet, zaten Muaviye Ali ile beraber halife benim diye savaşmadı mı zaten? Tabii, tabii. Aynen. Başlı halife, halife değil miydi zaten? O da halife benim dedi. Ali halife benim dedi, savaşmadı mı? Millet zaten Tabii, tabii. O Sıffin meselesinde hakem olayları oldu. Daha sonra, eee, Nahvan, haricilerle Ali arasındaki savaşlarda, Sıffin'de olsun, Cemal vakasında. Hasan Medine halifesi seçiliyor ama Şam halifesi Muaviye devam ediyor. Evet, evet. Tabii Muaviye Şam'da valiydi. Evet, Ömer'in, Ömer'in atadığı bir valiydi. Evet, evet. O Osman devam ettirdi ama Ömer'in zamanında tabii oynayamıyor mu? Evet, evet. Yani kan dökülmemesi için Hasan hilafetten feragat etmek zorunda kaldı. Muaviye de kılıç zoruyla halktan biat alarak "Halifetullah" unvanını kullanmaya başladı. Yani "Allah'ın halifesi" unvanını kullanmaya başladı. Ayrıca halife olduğu yıla da "Birlik yılı" adını verdi. Kılıç zoruyla iktidarını kuran Muaviye, "Halifetullah" unvanıyla saltanatına dini bir kılıf geçirmiş oldu. Ben Allah'ın temsilcisiyim dedi. Dolayısıyla iktidarı boyunca "Halifetullah", "Allah'ın halifesi" unvanı şöyle bir anlayış ortaya çıkardı: "Bize niye karşı geliyor ve itiraz ediyorsunuz? Sizin başınıza geçmemiz, sizin başınıza geçmemiz Allah'ın takdiriyle olmuştur." Emeviler kader inancını da bu şekilde ihdas ettiler ve halka da böyle dikte ettiler. Emeviler kader inancını bu şekilde ihdas ettiler ve halka da böyle dikte ettiler. Gerçekten de hocam, Kur'an'a baktığımız zaman Kur'an'da kader inancı olmamasına rağmen onlar "Ament billahi ve melaiketihi ve kütubihi ve rusulihi ve bil kaderi ve bil kaderi" diye bir şey koydular. Yani kadere iman etmeyi iman esasları arasına yerleştirdiler. Çok ilginç. Daha sonraki yıllarda da kader anlayışını hadisler vasıtasıyla imanın şartları arasına soktular. Emeviler bir sıkıntı ve bir şikayet olduğunda doğrudan ilahi takdiri ve ilahi yazgıyı gündeme getiriyorlardı. Evet, hocam, hocam, evet.

Şimdi hadisleri de var, "Halifeler Kureyş'ten olacak" diye. O zaman halife seçersek demek ki Kureyş'ten bulmamız lazım, değil mi? Ya hocam, o da çok enteresan, o da çok ilginç bir şey ya. Yani, yani bu, ne zaman uydurulmuş da bilemiyoruz yani. "Halife'nin bile Kureyş'ten olma şartını getirmişler." Böyle bir din, böyle bir anlayış, böyle bir inanç olabilir mi kardeşim ya? Allah Allah'ın halifesi görüyor musun? Şimdi Muaviye'yi Allah'ın halifesi. Tabii, size zulm ediyorsak da Allah'ın takdiri de bu diyor zaten. O konuşması. Aynen, aynen. Yani biz buraya Allah nasip etti, seçildik, kaderci anlayış ve size zulm ediyorsak da bu Allah'ın takdiridir. Yani tamam mı? Kabul etmeniz lazım. Yani evet, evet. Çok gerçekten çok ilginç ya. Ya tabii anlatamıyoruz, uzun tarih konusu çok uzun. Evet, yani daha sonra yapılan yine savaşlar var. Evet, uzun iktidar bir fakat bir başarı ve muvaffakiyet olduğunda kendilerinden bilinmesini istiyorlardı. Nihayet Muaviye kendi iktidarı biterken oğlunu yerine halife olarak atadı. Evet, saltanat dönemi Emevilerle başladı. Din konusunda, halifenin dindarlığı konusunda, dini görevler ve ibadetler konusunda Emevilerin çok hassas olduklarını söyleyemeyiz. Çünkü Emevilerin kanında Arap ırkçılığı ve hamaseti hakimdi. Hilafeti de bir Arap egemenliği olarak gördükleri için buna dini ve manevi bir motif katmak, yani dini şeylerle süslemek yerine doğrudan doğruya baskı ile elde ettikleri hilafeti "Allah'ın takdiri böyledir, yazgı böyle tecelli etti, bir takdiri ilahi olarak başınıza geçti" diyorlar. Özellikle arkadaşların bir gün açıp Yezid'in döneminde meydana gelen Harre olayı ve Mekke baskınını okumalarını tavsiye ediyoruz. Yani Emevilerin ikinci halifesi döneminde yapılan katliamları, yapılan zulümleri, özellikle Harre olayı, Kerbela faciası ve Mekke baskını çok ilginçtir, çok ya gerçekten ibret verici hadiseler. Yani ne hilaf kardeşim, ne halifeliği? Evet, hocam, Mekke'de baskın yapıyorlar. Mekke'de halife var zaten. Kimdi? Zübeyr, Zübeyr, Zübeyr di de Mekke'nin halifesi. Evet, Abdullah hocam, Abdullah bin Zübeyr. Yani Zübeyr bin Avvam'ın oğlu Abdullah. Abdullah. Onun kafasını kesiyorlar. Daha sonraki dönemlerde, yani bir zaman zaten Mescid-i Aksa'da tavaf ettiriyorlar, hac ettiriyorlar. Bu Abdullah bin Zübeyr zamanında Mekke'ye hac göndermiyorlar ki. Mescid-i Aksa, hocam, Abdullah bin Zübeyr'in kafasını kesiyorlar. Abdullah bin Zübeyr 3 gün, 3 gün Mekke'de cesedini asıyorlar. Annesi gelip Haccac'a yalvarıyor, kaç gün yalvarıyor, ondan sonra onu aşağı indiriyor. Tarihi anlatmak istemiyoruz. Harre olayı zaten kendi başına bir şey. Onu da öğrenmek isteyenler kendileri girsinler. Yani eğer bu tarih doğruysa tabii, yani okunan tarihler bunlar, yani anlatılan tarihler bunlar. Evet, evet.

Yani şöyle baktığımız zaman hocam, ister Ebubekir dönemi, yani, eee, Ömer'den sonraki devirle alakalı belki Ebubekir'le Ömer'in devri hilafeti döneminde sakin bir devir olarak geçmiştir. Onların otoriteleri güçlüydü, gerçekten yönetim becerileri, yani yönetme kabiliyetleri, yetenekleri çok güçlüydü. Fazla olaylar olmadı ama Ömer'den sonra Osman'la başlayan süreçte, özellikle Muaviye, Yezid ve Emeviler döneminde, Abbasiler döneminde korkunç katliamlar, korkunç savaşlar meydana geldi. Onlar zannediyorlar ki her şey süt liman. Yok kardeşim, böyle bir şey ya. Hilafetin, hilafetin şu İslam ümmetine, Müslümanlara, iman edenlere zerre miktarınca bir faydası olmamış. Zaten faydası da olamaz. Yani Kur'ani bir anlayış, Kur'ani bir anlayış yok ki. Yüce Allah, Yüce Allah kurtuluşu, rahmeti, bereketi, mağfireti, saadeti her şeyi Kur'an'a bağlamış. Yüce Allah Ali İmran Suresi 103. ayette der ki: "Allah'ın himayesine sığının, sakın fırka fırka, grup grup, mezhep mezhep olmayın. Allah'ın size göndermiş olduğu vahiy nimetini anın, hatırlayın. Siz birbirinize düşman idiniz de Allah vahiyle sizin aranızı buluşturmuş. Cehennemde bir uçurum, bir uçurumun kenarındayken düştüğünüz zaman cehenneme düşecekken Allah sizi vahiy sayesinde oradan kurtardı. Hidayet bulasınız diye Allah size ayetlerini işte bu şekilde beyan ediyor." Hocam, şimdi Kur'an etrafında birleşme, demin dersin başında okuduğumuz zaman, okuduğum ayet, Şii ve Sünniler ortak bir kelime olan, ortak bir değer olan Kur'an'a gelmedikten sonra halifenin hilafetini yapabileceği bir şey olabilir mi kardeşim? Allah'tan zaten mutlak %100 de anlaşmak mümkün değil. Yani ana maddelerde anlaşılabilir. Kur'an'dan, eee, Tevhit konusunda ve uygulama konusunda, fıtratta var olan şeyde anlaşma sağlanabilir. Ülkeler arasında ve insanlar arasında. Yoksa %100 birbiriyle anlaşma kişiler arasında da mevcut olmaz. Yani nüans farkları olabilir. Yani bunlar zaten tolere edilecek şeylerdir. Onun için ülke, ülkelerin birlik olmasına illa halife, halife mi olması gerekiyor? Yani bunu akıl mantık niye gerektiriyor? Ülkeler bir anlaşma. Burada coğrafyadaki ülkeler yabancı düşüncede de olsalar, yani Hristiyan düşüncede de olsa bir anlaşma yapabilirler. Adam ger yüzünü fesada boğuyor. Burada çıkarları, menfaatleri uğruna buraları bozguna çeviriyor zaten. Yani bunlar yapılabilecek anlaşmalar diler. Ama hiçbiri koltuğundan olmak istemedi. Daha doğrusu, yani hepsi koltuklarında. Netanyahu'nun dediği gibi, "Siz sarılın koltuklarınıza da oturun oturduğunuz yerde" dedi adam. Onlardan, onları daha iyi tanıyor zaten. Evet, evet. Bir avuç, bir avuç Yahudi, bir avuç Siyonist İsrail devletine bahş edemiyorlar. 1,5 milyar. Bir avuç deme ya. Amerika arkasında da. Evet, Amerika olsun. Amerika, Amerika'yı da isteseler, işte bir günde sustururlar. İsteseler. Evet, 56 ülke şurada bir anlaşma yapsın, bak susuyor mu? Susmuyor. Amerika geri atıyor mu? Atıyor mu? Dolayısıyla bu "Hilafet isteriz" diyenlerde zerre kadar Kur'an bilgisi olmadığı gibi, zerre kadar beyin ve akılda yoktur diyebiliriz.

Evet, hocam, geldik sonuca. Emevilerin idaresi bitti. Abbasiler devri başladı. Abbasiler, Emevilerin toplum üzerinde yarattığı olumsuz bakış açısının da avantajını kullanarak hilafet makamına layık kişilerlermiş gibi karşılandılar. Oysa kendileri de en az Emevi hükümdarları kadar oyun ve eğlenceye düşkün, eyyamcı, yani gününü gün eden, her türlü günaha meyilli, dünyevileşmeye oldukça olduklarını gösterdiler. Abbasi hükümdarları "Halifetullah" yani "Allah'ın halifesi" unvanıyla da yetinmediler. Kendilerine "Zillullahi fil arz" sıfatına eklediler. Yani kendilerini Allah'ın yeryüzündeki gölgesi olarak gösterdiler. Hocam, gerçekten de ben bu "Zillullahi fil arz" ifadesini Ayasofya'nın çıkışında veya Topkapı Sarayı'nın bir yerinde gördüğümü hatırlıyorum. Orada güzel bir levha yazmışlar. "Sultan Allah'ın yeryüzündeki gölgesidir" anlamında enteresan bir tabir kullanmışlar. Abbasi halifeleri kendilerine daha başka sıfatlar da eklediler. İlk Dört Halife'nin üçünün nasıl öldürüldüğünü, Ali ve Muaviye arasında olan Sıffin Savaşı, Ali ve hariciler arasında meydana gelen Nehrevan Savaşı, Ali ve Ayşe arasında Basra'da yapılan ve adına Cemel Vakası denilen savaş, Harre ve Kerbela şehidi gibi birçok olay gösteriyor ki uygulamada hiçbir zaman hiçbir halifenin etrafında birleşme olmamıştır. Öyle bir şey tarihte böyle bir şey mümkün olmamış. Yatakta ölen Ebubekir, yani diğerleri hepsi suikastla ölmüştür. Aynen, aynen hocam. Hep savaş, hep katliam. Yani son vahyin tarihinde hilafetin birleştirici gücü hiçbir zaman olmamıştır. Bırakın hilafetin birleştirici gücünü, iman edenler arasında bile hiçbir zaman bir ittifak ve birlik kurulmamıştır. Dolayısıyla doğumundan Osmanlı'nın yıkılışına kadar hilafet hiçbir zaman toparlayıcı ve derleyici bir işlem görmemiştir. Sayın hocam, teşekkür ediyorum. Osmanlı bir aile devletidir arkadaş, yani babadan oğula geçen aile devletidir. Osmanlı, Aliye diye geçer yani zaten bir normal bir devlet değildir yani. Evet, saygılar sunuyoruz. L.