📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Hokekalusd - 23.05.2021

ՍԱՀԱԿ Բ. ՍՐԲԱԶԱՆ ՊԱՏՐԻԱՐՔ - Badriark Sahak II20:15

Transcription

Sağlık, linkin ve sevgili kardeşlerim, bugün bu Pentekost, El Kutsal Ruh'un geliş bayramını kutluyoruz. Elbette, bu pek çok bayram gibi maalesef bunu da hakkıyla gerçekleştiremiyoruz. Ancak bu yine de bu bayramların sevincini yaşamamıza engel değil. Bile eğer biz bayramı anlarsak, o zaman onun anlamı bizim için daha verimli olur.

Efendimiz İsa Mesih, doğum günü alındıktan 10 gün sonra, verdiği sözü üzere Baba Tanrı'dan Kutsal Ruh'u, yukarı odada toplanmış 120 öğrencinin üstüne döktü. Bu olay, Kilise'nin kuruluşu demektir. Çünkü bu olayla oluşan sonuçlardan Kilise bir günde büyüdü, bir günde koskocaman bir topluluğa dönüştü. Çünkü bugün, Petrus çıktı konuştu ve 3 bin kişi iman etti ve vakti soldu.

Evet, bununla ilgili söylenecek çok söz var. Çünkü Pentekost süregelen bir bayram. Biz şu anda Kutsal Ruh'un dönemini yaşıyoruz. Çünkü Kilise'de yaptığımız her şey, her tören Kutsal Ruh'un etkisiyle gerçekleşebilir. Kutsal Ruh olmadan vakti solmaz. Kutsal Ruh olmadan şarap ve ekmek İsa Mesih'in kanına ve bedenine dönüşmez. Kutsal Ruh olmadan bir kişi alınıp din adamı yapılmaz. Kutsal Ruh olmadan biz yenilenemeyiz.

Kutsal Ruh bizi aydınlatır, teselli eder, vah sesimizde bize gelir ve biz de yaşamaya başlarız. Vaktimiz de biz Baba Tanrı'nın egemenliğine, İsa Mesih'in mirasçılığına ve Kutsal Ruh'un mabedi olma lütfuna erişiriz. O zaman bir şekilde Pentekost'ta olan olayları iyi anlamamız lazım. Ermenicede konuştuklarını tekrarlamak istemiyorum. Onun için bazı, bugün de olmuş olan olaylar üstünde birazcık konuşalım ve düşünelim.

120 kişi toplanmışlardı. Dua ediyorlardı, ekmek bölüyorlardı, kutsal yazıları okuyorlardı ama en önemlisi Kutsal Ruh'u bekliyorlardı. Ne beklediklerini bilmiyorlardı çok iyi ama bekliyorlardı. Ve bu imanlı için çok önemli bir şey. Kimseye geldiğinizde neyi bekliyorsunuz? Kutsal kitabımızı açıp okuduğunuzda neyi bekliyorsunuz? İman dolu bir beklentiniz var mı?

Eğer iman dolu bir beklentiniz yoksa, hiçbir şey gelmez size. Gelse de yanınızdan geçer ve gider. Nereye gideceğini bilmeyen şoföre benzersiniz. Nereye gideceğini bilmiyor şoför, nereye getirir yolcuları ve aracını?

Pek çok imanlı böyledir. O yukarı odada bekleyen 120 kişi öyle değildir. Onlar bekliyorlardı. Rabbimiz söz vermişti, "Yukarıdan dedik Kudret giyeceksiniz, o zaman yaptığım işleri yapacaksınız, daha büyüklerini yapacaksınız. O zamana kadar yerinizden kıpırdamayın, içinize yaşayan Tanrı girecek." Ve onlar bekliyorlardı.

Sevgili kardeşlerim, Tanrı'yı beklemek, Tanrı'ya dua etmekten daha önemlidir. Çünkü bizim dualarımızın çoğu formalitedir. Tek bir şey de beklemeyiz biz Tanrı'dan. Çoğumuzun duası, zengin Yahudinin duasına benzer. "Allah'ım, bana hafta sonuna kadar 2 milyon dolar lazım. Lütfen gönder. Göndermezsen ben zengin amcamdan istemek zorunda kalacağım." Hep bir çaremiz var bizim. Bizim dualarımız pek bir şey beklemiyor.

Pentekost bize diyor ki: "Kutsal Ruh'u bekleyin, Tanrı'yı bekleyin ve o gelmeden ayrılmayın bir yere. O gelmeden Tanrı adına bir şey yapmayın, beceremezsiniz zaten, yüzünüze gözünüze bulaştırırsınız." İçinize Tanrı girsin, Kutsal Ruh girsin. Ama seni İsa hep bekleyen biz insanlara diyor ki: "Siz, kötü insanlar, günahkar insanlar olduğunuz halde çocuklarınıza iyi şeyler vermeyi biliyorsunuz. Siz bunu biliyorsanız, göklerdeki Babanız bilmiyor mu kendisinden isteyene ne kadar ziyade Kutsal Ruh'u verebilir?"

Onlar bekliyorlardı ve beklemeleri çok gecikmedi. Yalan, Tanrı'nın bizi çok beklettiği yalan. Tanrı çok gecikti ama biz bütün kalbimizle istemiyoruz. Biz ne aradığımızı bilmiyoruz. "Ve bütün kalbinizde beni arayacaksınız," diyor Tanrı. "Bütün kalbinizde aradığınızda kendimi size bulduracağım." Ve bir rüzgar odayı doldurdu ve sonra, sanki ateşten petroller gibi, o alevler o üstlerine yağmaya başladı. Görüntü muazzamdır.

Ama o alevler, havadaki alevler havada kalmadı, içlerine girdi ve değiştirdi onları. Ruhlarında öyle bir noktaya dokundu ki, değişti bu insanlar. Başkalaştılar, parlamaya başladılar.

Kimseye girmeden mum alırsınız. O mum mükemmel gibi durur, bütün özelliklerini taşır ama gerçekten de mumdur, adı da mumdur ama eksik mumdur. Görkemine kavuşmamış mumdur, zavallı mumdur ta ki alev ona dokunana kadar. Alev ona dokunur, gerçek muma dönüşür, aydınlatana dönüşür, amacına erişir.

Ve bu insanlar iyi insanlardır. Bu insanlar dindar insanlardır. Bu insanlar ki, su seven insanlardı, bu insanlar dua eden insanlardır. Dışlarında ki Tanrı'ya ve içlerinde olduğunu zannettikleri Tanrı'ya bizim gibi yok ama eksik insanlardır, solgun insanlardır ta ki bu alev dokunana kadar. Onlara dokunduğunda anladılar ki tamamlandılar. Kendileri doğduklarından beri eksik midir, eksikler mi? Şunlar doğduklarından beri hep bir şey yavan giriyormuş. Şimdi yaşamaya başladılar ve coştular. Ve içlerinde bir dans vardı, bir gülüş vardı, bir sevinç vardı. Sonra dudaklarından kendi anlamadıkları bir şeyler dökülmeye başladı. Yabancı dillerle konuşmaya, Tanrı'yı övmeye başladılar.

Bak, bu ateş Tanrı'nın ateşidir. Çünkü Tanrı, kutsal kitaplar, Tanrımız yiyip bitiren bir ateştir. Ve ateş, şeyin sembolü arındırmanın, temizlemenin ve yeni başlangıçların. Ama her şey ateşte yenilenir. Küflü, paslı metali alırsınız, ateşin içine sokarsınız, temizlenirler. Biraz daha tutarsınız, erirler ve potada yeni kalıplara dökülür ve yeni bir başlangıç olur. Onlar için başka türlü yenilenmenin yolu yoktur. Onların günahkâr insanları da başka türlü yenilenmenin yolu yoktur. İçlerine Tanrı'nın ateşi girmesi lazım. O ateş girdiğinde hiçbir günah ona dayanmaz, o insan yenilenir.

Ateşin ikinci sembolü sevgidir. Aşk olduğunda insanlar şarkılarda, şiirlerde hep der: "İçime bir kor düştü, içime bir alev düştü." Sevgi ateştir. Bir insan sevgisi böyle bir ateşse, Tanrı'nın yaşayan ruhu nasıl bir ateştir? Ve işte o ateş, Havarilerin içine düştü. O sevgi ateşi ve fark ettiler ki bu ateş Cennet'in öteki adı.

Bazı Tanrı bilimciler der ki: "Bu Tanrı'nın ateşi hem Cennet ateşi hem Cehennem ateşi var." Yani bu ateşte dost olmuşsanız ve bu ateşin sevgisini siz Cennet olarak algılıyorsunuz öldükten sonra. Eğer bu ateşe düşmansanız, o zaman sizi yakıyor, kaçmak istiyorsunuz ondan ama kaçamıyorsunuz. Bilmiyorum bu yorum ne kadar doğrudur ama gerçekten de öyle. Tanrı'dan sevgi almıyorsanız, Kilise cehennemdir sizin için. Onun için bazen görüyoruz, insanlar geliyorlar, mumlarını yakıyorlar, acelece dışarı çıkıp gidiyorlar. Kilise'de Kutsal Ruh var. Kilise'de tuhaf bir şey var. Bazı insanlar dayanamıyorlar ona. Ama biz sevgi kardeşler, Kutsal Ruh'u içimize alacağız ve o bizim Cennetimiz olacak.

Kutsallık içimize geldiğinde, önce bizi temizler. Kutsal Ruh'un içimize girmenin en belirgin özelliği nedir biliyor musunuz? Dudaklarımızı temizler. Kutsal Ruh, eski aittir peygamberlerinden Yeşaya'ya o karının katına yükseltildi ve Tanrı dedi ki: "Bizim için kim gidecek? Kimi göndereyim?" Ve peygamber dedi ki: "Ben, beni gönder." Ve o zaman bir melek gitti ve ateş dolu bir közlerin olduğu yerden bir kor parça alıp peygamberin dudaklarına değdirdi ve dedi ki: "Temizlendi dudakları, şimdi gidebilirsin." İnsanın dudakları Tanrı'dan konuşmak için çizilmiştir.

Bu ateş onların dudaklarını temizledi. Onun için hayatında Kutsal Ruh var mı yok mu kes yapmak istiyorsan, gün boyunca ettiğin küfürleri bir ilan et. Başka insanlar için yaptığın hakaretleri düşün. Kutsallık değmemiş sana. Çünkü Kutsal Ruh'un değdiği dudaklardan övgü yükselir. Sevimlidir onlar, latif sözler çıkar, destekleyici sözler çıkar, övgü sözleri çıkar. Çirkinlik çıkmaz, iftira çıkmaz, küfür çıkmaz. Kutsal Ruh öncelikle yüreği değiştirir. Yüreğin değişmesinin de ilk belirtisi biz yeni bir dil konuşmaya başlarız.

Peki, bu yabancı dillerle konuşmaları neydi? Her biri ayrı dünyadaki başka bir dili konuşuyordu. 120 kişi, 120 dil konuşuyordu. Bunun sembolü ne? Kutsal Ruh, bölünmüş insanlığı İsa Mesih'te birleştiriyor. Ve biz hepimiz ayrılmışız. Ve insanlığın ayrılmasının ilk temel nedeni farklı diller konuşmasıdır. Birbirini anlamayan insanlar bölünürler. İsterse aynı ailede yaşasınlar, aynı dili konuşamıyorlarsa boşanırlar. İsterlerse karı koca olsunlar. Ne kaldı ki, bütün bütün yabancı diller konuşan uluslar. Bunlar tarih içinde birbirlerine düşman olmuşlar, kendilerini almışlar, savaşlar yapmışlar, birbirlerinin şehirlerini yapmışlar, yıkmışlar, birbirine düşman, bölünmüş bir insanlığımız var bizim. İnsan insanın kurdu olmuş.

Pentekost diyor ki: "Tanrı'nın ruhu gelirse, o zaman kardeş olursunuz. Siz aynı övgü dilini konuşursunuz ve Tanrı hepinizi seviyor, hepinizin diliyle övülmeyi hak ediyor." Onun için Pentekost günü, Kutsal Ruh'un gelişi, Babil Kulesi'nin yerle bir edilmesidir. Babil Kulesi'nde Nuh Tufanı'ndan sonra insanlar teknolojide tekrar gelişmeye başladılar ve tekrar kendi istedikleri gibi bir düzen kurdular ve tekrar başlarında zorba bir kral, kule yaptırdı. Ve o kule çok çok yüksekti. Kule yaptırdılar çünkü Nuh Tufanı gibi bir Tufan olduğunda o seçilmiş olanlar o kuleye çıkacaklardı. Elbette ki bütün halka yetmezdi ama o kuleyi yaptıran seçkinler kendileri orada kurtulacaklardı. Ve bu seçkin insanlar, insanlığın bu birleşik gücünü kullanıyorlardı kendi kötü emellerine alet etmek için. Ve yine Babil Kulesi yükseliyor ve yine seçilmiş bazı kötüler ve zorbalar, insanlığın bu birleşik gücünü kullanarak kendilerinin kurtulacağı ve bütün insanlığın yok olacağı bir düzeni tasarlıyorlar.

Ve o zaman Tanrı, o tek dil konuşan insanlığı böldü. Dedi ki: "İnsanlığın tek bir vücut olması doğru değil, çünkü bana karşılar, çünkü doğruluğa karşılar, çünkü hakikate karşılar. Bu bir güce izin veremeyiz." Ve bir sabah uyandıklarında birbirlerinin dilini anlamıyorlardı. Grup grup dünyanın dört bir tarafına yayıldılar. Şimdi Pentekost'ta bütün ödüller yan yana geliyor. Tek bir dile dönüşmüyor ama tek bir Ruha dönüşüyor. Kardeş birleşiyor muyuz? Aynı iman da birleşiyorlar ve kardeş oluyorlar.

Ve sevgili kardeşlerim, Kutsal Ruh geldiğinde içimizde, biz de barış ve esenlik duygusu yaratır. Barışmaya başlarız. Biz önce kendimize barışırız, kendimizle kavga etmekten vazgeçeriz. Daha sonra sağımızda, solumuzda ki insanlarla barışırız. Daha sonra dua ile barışırız. Niçin? Çünkü Tanrı ile barışmışız. Tanrı ile barıştığınızda, her şey Tanrı'nın hizmetinde olduğu gibi size de hizmet etmeye başlar. Tanrı ile barışmayan insanın her şey düşman olabilir. Her şey, yediği lokma, içtiği su, soluduğu hava, her şey Tanrı'ya karşı gelmiş olan insanın düşmanıdır. Tanrı ile barışmış olan insanın sa dostuna dönüşür.

Evet, sevgili kardeşlerim, Kutsal Ruh'u bekleyelim. Kutsal Ruh içimize girsin, hem izlesin, hem ayrılırsın. Birisini kimse, yeni bir şarkı, yeni bir ilahi koysun dilimize. Bir sevinç koysun içimize. Somurtkan, yüzü asık, birincilikten dindarlıktan kurtulalım. Yaşayan Tanrı içimizde yaşamaya başlasın ve bizi yaşatsın ve tamamlayalım biz onunla hep aradığımız, aradığınız, aradığımız ismi koyamadığımız o tatmin içimize gelsin ve bize yeni bir başlangıç versin. Kutsal Ruh'un işi bu ve bizim işimiz Kutsal Ruh'la artık.

Pentekost'tan başlayarak artık bizim kurtuluş işimizi Kutsal Ruh üstlendi ve o Kutsal Ruh'la biz imanlı hayatımızı sürdürüyoruz. Kutsal Ruh'un gücü üstünüzde olsun. Kutsal Ruh şemsiye etsin hepinizi ve kendi rengarenk dünyasına çağırsın, davet etsin. Cennetiniz olsun Kutsal Ruh. Amin.