Transcription
Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun inşallah. Bu dersimizde eee Salat 14 dersimiz ve Salat kavramını işlemeye devam ediyoruz. Bu dersimizde eee sabır ve salatla yardım istemek ne demek, onu izah etmeye çalışacağız. Yani geleneksel çevirilerde "Sabır ve namazla yardım isteyin" diye çevriliyor ya, Bakara Suresi 45. ayet. Yani aslında sabır ve salatla yardım istemek ne demektir, bunu izah edeceğiz ki bugün eee sabır ve namazla yardım istemenin bir faydası olmadığını da görüyoruz. Çünkü sabır kavramının da içi boşaltılmış, Salat kavramının da içi boşaltılmış durumda.
Ne diyor Bakara Suresi 45. ayet: "Sabır ve salatla yardım isteyin. Kuşkusuz bu, Allah rızasını kaybetmekten korkanlardan [Müzik] başkasına ağır gelir."
Ayette "istiane" kelimesi geçmektedir. İstiane, sadece Allah'tan istenen yardımdır. Sosyal hayatta birbirimizden istediğimiz yardımlar istiane kavramının içerisine girmez. Örnek vermek gerekirse, yol gösterme, yolunda ayağını sabit tutma, yani e Fatiha Suresi 6. ayette diyoruz ya "İhdinasıratel müstakim" ve yine Ali İmran Suresi 8. ayette dua ediyoruz, "Ayağımızı kaydırma, doğru yolu gösterdikten sonra." İşte bu istenen yardım istiane girer. Şirkten ve küfürden uzak tutma, arındırma eee vesaire. Yani Yusuf Suresi 18, yine Enbiya Suresi 112. ayet bu ayetlere de bakılabilir. Yani istiane daha çok manevi yardımdır, sadece Allah'tan istenen.
Sabır ise direnmek, mücadele etmek, pes etmemektir. Sabrı en güzel tarif eden ayet Ali İmran Suresi 46. ayettir: "Nice nebilerle rabbaniler birlikte savaştı. Bunlar Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı yılmadı, zayıflık göstermediler ve boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever." İşte neymiş sabır? Başına gelenlerden dolayı yılmamak, zayıflık göstermemek ve boyun eğmemek, yani mücadele etmekmiş.
Düşündüğümüzde namaz Müslümanlara ağır gelmiyor. Namaz kılanların oranı az değil. Fakat Salat edenlerin, yani vahiyle etkileşimde olup toplumsal dayanışmayı ayağa kaldırmaya çalışanların oranına bakın, neredeyse yok. Bu durumu cuma toplantısında görebiliyoruz. Müslümanlar toplanıyor, fakat Salatı ikame etmeden, yani vahiy eğitim öğretimi ve toplumsal dayanışma faaliyeti gerçekleştirmeden, kimsenin derdi sorulmadan, kimsenin derdine çare olunmadan sözüm ona cuma namazı kılınıp dağılıyor. Yani insanlara namaz değil, Salat ağır geliyor. Çünkü Salat emek, sabır, fedakarlık istiyor. En önemlisi de tırnak içerisinde söylüyorum, cebe dokunuyor.
Kur'an'a göre bu durum münafıklık alameti olarak tanımlanıyor. Nisa Suresi 142. ayette: "Münafıklar Allah'ı aldatmaya çalışırlar, oysa o onların planlarını boşa çıkarandır. Onlar salata kalktıklarında üşene üşene kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ın mesajlarını çok az akılda tutup uygularlar." Yani çok az [Müzik] zikrederler. Ne kadar güncel bir ayet değil mi?
İnsanlar cuma namazı kılarak Cuma Salat'ın icra ettiklerini sanıyorlar. Allah'ı aldatmaya çalışıyorlar. Salatı ikame en büyük zikir, yani Allah'ın mesajlarını akıldan çıkarmamak ve uygulanabilir hale getirmek, uygulamakken. Bakınız Ankebut Suresi 45. ayet, Cuma Suresi 9. ayet, Nisa Suresi 142. ayet, yine 103. ayetler. Salat zikir bağlantısı vurgusu.
Oysa gelenek ne yapıyor? Zikirden anladığı ne? Allah'ın esmalarını sayarak Allah'ı zikretti sanıyor. Ne zaman bir dayanışma faaliyetine çağrılsa üşene üşene kalkıyorlar ve yaptıkları yardımı da gösteriş için yapıyorlar çoğunluk. Yani tıpkı Maun Suresi'nde belirtildiği gibi, Enfal Suresi 35. ayette belirtildiği gibi kuru gürültü yapıyorlar ve Meryem 59. ayette belirtildiği üzere onlar Salatı zayi ediyorlar. Yani insanlara namaz kılmak ağır. Ne zaman ki cebe dokunuyor, fedakarlık isteniyor, o zaman sözüm ona Müslümanlar ne yapıyor hep bundan kaçınıyor, üşeniyor. İnfak edeceklerine üşene üşene infak ediyorlar, cimri davranıyorlar. Yani kırkta bir zekat diye bir şey uyduruyorlar. O kırkta biri de vermemek için kırk takla atıyorlar. Yani kendilerince Allah'ı aldatmaya çalışıyorlar. Namaz kılarak Salatı ikame ettiklerini zannediyorlar.
Benzer şekilde boşa giden bir Salat da Maide Suresi 58'de açıklanmaktadır. Maide Suresi 58. ayeti doğru anlamak için Maide Suresi 55. ayetten itibaren okumak gerekir. Ne diyor Maide Suresi 55: "Sizin veliniz ancak Allah, onun Resulü, rüku halinde Salatı ikame edip zekatı veren müminlerdir." Elbette rüku kavramını daha geniş şekilde biz izah etmiştik, YouTube kanalımızda var, izlenebilir. Kısaca belirtelim ki rüku'nun namazda eğilmekle bir ilgisi yoktur. Ayetten de anlaşıldığı üzere rüku başlı başına bir eylemdir. Rüku, her şeyi Allah'ın emrettiği şekilde yaparak ilahlık ve rablik, Allah'ı birlemek. Aksi halde rüku halinde nasıl zekat vereceksiniz? Eğer rüku namazda eğilmek, eğer zaten ayetin devamı rüku etmeyenlerin salatan bahsetmektedir.
Devam edelim görelim. Maide Suresi 56. Ayet: "Ve kim Allah'ı ve onun Resulünü veli edinirse, Allah'ın taraftarları onlardır." Mücadele Suresi 22. ayette de buna vurgu var. "Galip gelecek olanlar da onlardır." Maide 57: "Ey inanıp güvenenler, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve gerçeği örtenler, dininizi alay ve eğlenceye alan kimseleri veliler edinmeyin. Eğer müminseniz Allah'a karşı takvalı olun." Yani vahyin koruması altına girin, vahyin sınırlarına uyun. Maide 58: "Onları salata çağırdığınızda onu alay ve eğlence konusu edinirler. Bu onların kesinlikle aklını kullanmayan bir topluluk olmalarından." Pasajın verdiği mesajlar açıktır. Rüku halinde Salatı ikame etmemek, Salatı hafife almak, alay ve eğlence konusu yapmak, salata üşene üşene kalkmak, gösteriş için yardım yapmak. İşte bu nedir? Rüku halinde Salatı ikame etmemektir. Bunun zıttını düşünürseniz, rüku halinde Salatı ikame edip zekatı vermek ise bu eylemleri tam Allah'ın istediği şekilde, Allah'ın rızasını gözeterek yapmaktır.
Daha önce demiştik, "Salatı olmayan dinsizdir, dini yoktur, yani İslam değildir onun dini." Çünkü Maun Suresi: "Dini yalanlayanı gördün mü? Din hakkında yalana sarılanı gördün mü?" diyor ve orada eleştirilen bir Salat var. Eee yine Müminun Suresi 1 ve 9 arası, Mearic Suresi 22-34 arası baktığınız zaman ki Müminun Suresi 1 ve 9 ayetlerle Mearic Suresi 22-34 ayetler, oradaki mümin tanımları birbirine benzemektedir. Eee yani Salatı ikame etmekle mümin olmak tamamen birbirine bağlı olan şeyler. Yani Salatı ancak müminler ikame eder. Yine Yunus 87. ayette de "Müminleri müjdele, o Salatı ikame eden müminleri müjdele" vurgusu var. Ya Salat mümin ilişkisi.
Maide Suresi 57 ve 58. ayetlere baktığımızda da salata, salatla alay etmekle ve dinle alay etmek bağlantısını görüyoruz. Mayide 57 ve 58. Yani "Salatı salatla alay etmek eşittir dinle alay etmek." İşte bu bağlantı May 57 ve 58'i bu bağlantıda iddiamızı destekleme te ve güçlendirmektedir. Yine eee mümin ve Salatı ikame etmek ilişkisi için Enfal Suresi 2 ve 3. ayetlere de bakılabilir. Yani Salatı ancak müminler ikame eder. Salatı ikame etmeyenler mümin değildir. Ne diyordu bu? "Onların aklını kullanmayan bir topluluk olmalarından" diyordu Maide 58. Tıpkı toplumumuz gibi. Aklını kullansalar kitaba sımsıkı sarılır, Salatı ikame eder, arınır lardı. Mescid-i cami Salat'ı, namaz yapıp aklını kullanmayan toplum pislik, aşağılık denizinde yüzüyor. Tıpkı Yunus Suresi 100. ayette Rabbimizin buyurduğu gibi: "Allah aklını kullanmayanları pislik içinde bırakır."
Tevbe Suresi 54. ayete baktığımızda onların infakının kabul olmasına engel olan şey, onların Allah ve Resulüne küfretmeleri, salata üşene üşene gelmeleri ve istemeyerek infak etmeleridir. Evet, bu ayette konumuzla bağlantılı, konumuzu destekleyici ayetlerden biridir. Evet, Salat sabır gerektiren bir eylemdir ve ancak müminler Salatı ikame eder. Nisa Suresi 103. ayet, Cuma Suresi 9. ayet, Yunus Suresi 87. ayet, Müminun Suresi 1 ve 9. ayetler arası, yine tabun, Mearic Suresi 22-34. ayetleri arası, yine Maide Suresi 55-58. ayetler arası, Neml Suresi 2 ve 3. ayetler arası, Enfal Suresi 2 ve 3. ayetler. Yani salat ve mümin, salatı ikame eden mümindir. Salat'ı ikame etmeyen mümin değildir. Evet, eee yine eee muhsin olanlar Salatı ikame eder. Lokman Suresi 3 ve 4. ayetler, Hud Suresi 114-115. ayetler. Muslih olanlar, ıslah ediciler Salatı ikame ederler. Araf Suresi 170, Bakara Suresi 277. ayetler. Yine musallin olanlar, meit suresi 22-34. Az önce belirttiğimiz gibi, ancak musallin olanlar, muhsin olanlar, muslih olanlar, salihlerden olanlar, mümin olanlar Salatı ikame eder. Buradan da ne anlıyoruz? Salat ıslah edici, iyileştirici bir eylemdir. Münafıklar ve gerçeği örtenler ne yaptığını ise yukarıda izah ettik.
Salat, Allah'ın rızasını kaybetmekten korkanlara ağır gelmez. Onlar çünkü Allah'ın rızasını kaybetmekten korktukları için ne yaparlar? Salatı huşu içinde ikame ederler. Salat'ı ikame, cehalet ve yoksullukla mücadele etmektir. Elbette bu eylem sabır gerektirir, azim gerektirir, emek gerektirir. Bu yüzden Rabbimize, "Rabbimiz, onların emeklerini zayi etmeyiz" der. Çünkü Salat emek gerektiren, sabır gerektiren bir eylemdir. Ya kararlılık gerektiren bir eylemdir. Ya yine Lokman Suresi e 17. ayette de buna vurgu var. Rabbimiz bu emeği zayi etmeyeceğini buyurur. Örneğin Araf Suresi 170, Hud Suresi 114 ve 115. ayetler, yine Müzzemmil Suresi 20. ayetler.
Sabır ve salatla yardım istemek şudur: Yılmadan, zayıflık göstermeden, boyun eğmeden, vahiyle etkileşim halinde, eğitim öğretim ve toplumsal dayanışmayı ayakta tutarak Allah'tan yardım istemek demektir. Bu ayet, yani Bakara Suresi 45. ayet aslında bize şunu söylüyor: "Öyle kuru kuru Allah'a sipariş yağdırır gibi Allah'tan yardım istemeyin. Önce kendiniz istediğiniz yardım için üstünüze düşeni Allah'ın rızasına uygun olarak yapın. Salatı ikame edin, cehalet ve yoksullukla mücadele edin, gerekli kurumları oluşturun, gerekli emeği verin. Ondan sonra Allah'tan yardım isteyin."
Salatı ancak müminler ikame eder demiştik. Allah da ancak müminlere yardım etmeyi vaad etmiştir. Rum Suresi 47, Mümin Suresi 51. ayetlere bakabilirsiniz. Bugün İslam alemine baktığımızda Allah'ın neden yardım etmediğini daha iyi anlıyoruz değil mi? Müslümanlar ne mümin, ne de musallin. Dolayısıyla Allah da ne yapıyor, yardım etmiyor.
Rad Suresi 22: "Onlar, yani ulul'elbab, sağlam duruşlu, kapı gibi akıl sahipleri, sabırla rablerinin rızasını ararlar, Salatı ikame ederler, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık infak ederler, kötülüğü iyilikle savarlar. Dünya yurdunun sonucu onlar içindir." Ne demiştik? "Salat, Allah'ın rızasını kaybetmekten korkanlardan başkasına ağır gelir." Bu ayette de sabırla birlikte benzer vurgu yapılmaktadır.
Yine Hac Suresi 35: "Onlar ki Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir, başlarına gelenlere sabrederler, Salatı ikame ederler, kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler." Bakara Suresi 214. ayete dikkat edelim: "Sizden öncekiler gibi sıkıntı ve zorluklar çekmeden cennete girebileceğinizi mi sandınız? Onlara dokunan sıkıntı ve zorluklarla öylesine sarıldılar ki, Resul ve onunla birlikte olan müminler: 'Allah'ın yardımı ne zaman?' dediler. İyi bilin ki, Allah'ın yardımı yakındır." Demek ki Allah hemen yardım etmiyormuş. Ne yapmak gerekiyormuş? Konumuzla alakası olduğu için yine Bakara Suresi 45. ayet üzerinden okuyorum: "Önce yılmadan, pes etmeden, zafiyet göstermeden, Salatı ikame ederek, yani cehalet ve yoksullukla mücadele ederek, gerekli kurumları oluşturarak Allah'tan yardım istemek."
Ne demiştik? "Salatı ancak müminler ikame eder" ve ne demiştik? "Rum Suresi 47 ve Mümin Suresi 51 ayette belirtildiği gibi Allah da ancak müminlere yardım eder." İslam aleminin durumu ortada. Neden bu durumda diye sorulacak olursa, yanıtımı konumuz itibariyle şudur: Allah mümince sabır ve salatla edilen duaları kabul eder. Öyle münafıkça ve kafir oturduğu yerden namaz kılarak veya belli gecelerde edilen duaları kabul etmez. Bilakis böylelerine lanet eder, yani rahmetinden dışlar. Mevzu "Sabır ve namazla yardım istemek" değil, "Salatla yardım istemektir." İslam aleminde ise Salat yok, sabrı da oturup beklemeye, sineye kabullenmeye evirmiş. İslam aleminin vahiyle bağı yok, vahyi mezarlıklara haps ettiğinden kendileri de ölü bir toplum haline gelmişler. Yani siz kitabı, hayat kitabını, ölü kitabına dönüştürür, sayeniz o kitapta, ne olur siz de ölü bir toplum haline gelirsiniz. Bugünkü durum da aynen budur. Mesaja değil, mushafa değer verdiklerinden dolayı başka batıl kaynakları din edindi. Sözüm ona Müslümanlar, hatırlarsanız Müddessir Suresi 45, meal Suresi 17, Kıyamet Suresi 32, Zuhruf Suresi 36, Taha Suresi 124. Evet, bu ayetlerin muhatabı olmuş durumda.
Sözüm ona Müslümanlar ve ne yapmışlar? Allah'ın mesajlarını ayaklar altına almışlar. Kavramlar tahrif edilmiş. Kur'an'da tahrif edilmemiş, anlamı kaydırılmış kavram neredeyse yok. Salat'ın yerini kimseye bir faydası olmayan namaz almış. Salat, Meryem Suresi 59. ayetteki gibi namazda insanlar kendi dualarını dahi edemiyorlar. Uydukları imam onlar adına dua ediyor. Kendi okuduklarının da, imamın okuduklarının da ne anlama geldiğini bilmiyor, sadece "Amin" diyorlar. Hatta imam kendi okuduklarının, okuduğunun anlamını bile bilmiyor. Ortada böyle bir toplumun duasını niye kabul etsin ki? Kur'an vahyi kulak arkası eden, Salatı zayi eden toplulukların helak örnekleriyle dolu. Allah önceki toplumları helak ederken bize aferin mi diyecekti? Bugün İslam alemi helak sürecinin tam ında. Uyuşmuş beyinler, kör olmuş gözler bunun farkında değildir. Mehdi, yani yol gösteren Kur'an'la bağı kesip Salatı zayi edip başka kurtarıcı mehdiler, başka arındırıcı namazlar icat etmenin acı faturasını ödüyor bugün sözüm ona İslam alemi.
Evet, sabır ve Salat vurgusunun yapıldığı Bakara Suresi 153 ve 157. ayetlere bakalım. 153. ayette ne buyuruyor Rabbimiz: "Ey inanıp güvenenler, sabır ve salatla yardım isteyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir." Allah'ın sabredenlere nasıl sabredenlerle nasıl beraber olduğunun cevabı da Bakara Suresi 157. ayette veriliyor: "İşte rablerinden onlara salatlar ve rahmet vardır. İşte onlar doğru yolda olanlardır." İnce detaya bakın: "Sabır ve salatla yardım isteyen müminlere Allah salatlar, yani destekler veriyor."
Bakara Suresi 157. ayette "salatlar"ın çoğu "salavat" geçiyor. Mantıken, salata namaz dediğinizde, salavatın da bütün namaz çeşitlerini içine alması ve aynı zamanda da Allah'ın da bu namazları kılması gibi bir anlam ortaya çıkmıyor mu? Saçma değil mi? Gelenek her zamanki gibi böyle durumlarda yalana sarılıyor. Mealler baktığımızda çoğunlukla rahmet ve mağfiret, selam, nimet, merhamet gibi anlamlar verildiğini görüyoruz. Dikkat edin, rahmet, merhamet zaten ayetin içerisinde ayrı olarak zikrediliyor. Diğer kelimelere baktığımızda ise bu kelimelerin de Arapça olduğunu, yani buradaki Salat kelimesine verilen diğer anlamlara da baktığımızda bu kelimelerin de Arapça olduğunu ve Kur'an'ın içerisinde başka ayetlerde geçtiğini görüyoruz. Yani ne yapıyor gelenek? Arapça bir kelime olan Salatı, yine Arapça olan başka kelimelerle, kelimelerle çevirerek çeviri yaptığını zannediyor. Arapça bir kelimeyi Arapça bir kelime ile çeviremezsin. Hele ki çevirdiğiniz kelimenin karşılığı olan kelime Kur'an'da geçiyorsa, bu daha büyük bir tahrif. Ki Kur'an'da hiçbir kelime birebir aynı anlama gelmez. Yani hiçbir iki kelime birebir aynı anlama gelmez.
Peki bu Bakara 157. ayetteki Rabbimizin salatları neler olabilir? Kısaca birkaç tane örnek verelim. Mesela Ahzab Suresi 43: "Allah ve melekleri sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için Salat etmektedir. O müminlere karşı çok merhametlidir." Demek ki Allah müminlere burada destek veriyor. Ne demiştik? "Allah müminlere yardım eder" demiştik. Bu ayette de benzer vurgu var. Ayetteki bir detay dikkat çekicidir: "Rahmet müminlerdir." Bu ayeti detaylandırılması: Allah müminleri vahiyle destekler, müminleri vahiyle destekler, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Allah müminleri vahiyle destekler ve vahye uyana rahmet eder.
Enam Suresi 155. ayet, yine Nahl Suresi 97. ayete bakalım: "Erkek ve kadın mümin olarak kim salihatı yaparsa ona hoş, temiz bir hayat yaşatırız. Kesinlikle yaptıklarının karşılığını daha iyisiyle veririz." Yine mümin vurgusu. Evet, yine müminlere yardım eder vurgusu. Nahl Suresi 97. Ahzab Suresi 9. ayete bakalım: "Ey inanıp güvenenler, Allah'ın size olan nimetlerini hatırlayın. Hani üzerinize ordular gelmişti, biz onların üzerine rüzgar ve göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah yaptıklarınızı görendir." Bakın burada da müminleri savaşta nasıl desteklediğini söylüyor. Yine 26. ayete bakalım: "Ahzab 26: Allah kitap ehlinden düşmanlara yardım edenleri kalelerinden indirdi ve yüreklerine korku saldı. Bir kısmını öldürüyor, bir kısmını esir alıyordun." Yine bu ayette de benzer vurgu. Enfal Suresi 11'de de yine benzer vurgu: "Hani o kendi katından bir emniyet olmak üzere bir uyku sardı sizi, sizi arındırmak, sizden şeytanın pisliğini gidermek, kalplerinizi yatıştırmak ve ayaklarınızı yere sabit kılmak için gökten üzerinize su indiriyordu." Bakın yine Allah'ın müminlere yardımı, desteği, salatları. Yine Enfal Suresi 12. ayet: "Hani Rabbin meleklere: 'Sizinle beraberim diye vahy ediyordu. İman edenlerin pekiştirin, kafirlerin kalplerine korku salmak' yani iman edenlerin kalplerini pekiştiriyor Allahu Teala, kafirlerin kalplerine korku salıyor." Ali İmran Suresi 123. ayet: "Kesinlikle çok zayıf olduğunuz Bedir'de de Allah size yardım etmişti." Yine daha önce de belirttiğimiz gibi Allah müminlere yardımı söz vermişti. Mümin Suresi 51, Rum Suresi 47. Ali İmran Suresi 152. Eye bakıyoruz: "Allah'ın önce müminlere yardım ettiğini, sonrasında müminler gevşeyince, yani sabır etmeyince, sabırda direnmedi, zafiyet gösterince yardımını kestiğini, yani dünya hayatına meylin Allah'ın yardımını kestiğini görüyoruz."
Biraz daha detayına girersek 5. ayete gelelim: "Şüphesiz Allah ve melekleri Nebiye Salat eder. Ey inanıp güvenenler, siz de ona Salat edin, tam bir bağlılıkla selametini sağlayın." Gelenek bu ayetteki Salat kelimelerine de namaz diyememek, çoğunlukla y destek, da salavat çekmeye çevirmiştir. Mealler şöyle düşünün: Ahzab 5. ayda "sallu" ve "yusalli" aynı kelime. Birine Allah ve melekleri peygamberi destekler diyorsunuz, yusalli ama "sallu" salavat getirin diyorsunuz. Nasıl oluyor ya? Aynı ayette iki aynı kelimeye iki farklı anlam veriyorsunuz? Ya yani bu insanların aklıyla alay etmektir ya. Yani aynı ayetteki iki Salat kelimesine ayrı anlamlar vermek geleneği nasıl bir şeytanlık yaptığını, kavramları nasıl işine geldiği gibi evirip çevirip tahrif ettiğini bize göstermektedir. Tabii ki basireti olana, hakikate kör davranmayanlar, basireti açık olanlar bunu görebilmektedir. "Yusalli" destek iken "sallu" nasıl salavat çekmek oluyor? Salat çekmekle nasıl bir destek var? Salat'ın destekle ne alakası var? Hatta gelenek öyle yalanlar geliştirmiş ki akıllara zarar. Güya Nebi demiş ki: "Adım anıldığında salavat çekmeyenin burnu yere sürtünsün." "Şu kadar salavat cennette şu kadar huri, yat, kat, saltanat." Hatta Allah deyip geçebiliyorsunuz, Muhammed deyip geçemiyorsunuz. "Salavat çekmezsen Muhammed senin babanın oğlu mudur?" tepkisiyle karşılaşabiliyor musunuz? Allah derseniz sorun yok ama Muhammed derseniz hemen tepki gösteriyorlar. "Muhammed senin babanın oğlu mu?" diyorlar. Evet, olayın trajikomik başka bir boyutu ise şu: Allah Nebiye Salat edin derken, onlar namazlarında "Allahümme Salli" diyerek "Allah'ım, Muhammed'e sen Salat et" diyorlar. Yani Allah'ın emrini Allah'a geri iade ediyorlar. "Sallallahu aleyhi ve sellem" diyerek Allah ona Salat etsin, selametini sağlasın diyorlar. Oysa bunu Allah bizden istiyordu. Yani Allah'ın bizden istediğini ne yapıyoruz biz Allah'a geri iade ediyoruz. Evet, yani olayın bir de şu boyutu var arkadaşlar: Bir kere Salat diriye yapılır, ölüye Salat edilmez. Onu belirteyim. Yani biz Muhammed'e bugün Salat edemeyiz çünkü o yaşamıyor. Bu detayı da eee belirtmek istiyorum. Salat destek ise, yine salavat nereden çıktı? Nedir bu salavatın sizden çektiği diyesim geliyor. Yani hani dedim ya, Allah'ın bizden istediğini Allah'a geri iade ediyoruz diye, tıpkı Yasin Suresi 47. ayetteki kafirlere, Maide Suresi 24. ayetteki İsrailoğullarına benziyor. Kalpleri, geleneklerin yaptıklarının hiçbiri onların yaptıklarından farkı yok. Yani Yasin 47'deki "Allah'ın doyuracak biz mi doyuralım?" vurgusuyla, Maide 24'te "İşte Ey Musa, sen git rabbinle birlikte savaş, biz ebediyyen savaşmayacağız" la kalpleri bunların birbirine benzemiş durumda. Yaptıklarının hiçbir farkı yok. Allah'ın onlardan yapmalarını istediğini ne yapıyorlar Allah'a geri iade ediyorlar.
Bir de sünnet namazlarından önce verdikleri komut var ki akıllara zarar: "Sallu ala Resulina Muhammed" elçimiz Muhammed'e Salat edin komutuyla namaza kalkıyorlar. Büyük çoğunluk sünnet namazını elçi için, elçinin olmayan şefaati için kılıyor ve ruhbanlar: "Sünnet kılmazsanız Peygamber şefaati size haram olur" diyorlar. Hem şirkin dibine vuruyorlar hem de salatın canına okuyorlar. Şu detayı özellikle belirtelim, az önce de belirttim: Ölüye Salat, yani destek olmaz. Ölünün salata ihtiyacı yok, o ölmüştür. Salat diriye yapılır. Nebinin salata ve selamete ihtiyacı yoktur çünkü ölmüştür. Biz sabırla direnerek ne yapalım? Birbirimize Salat edelim. Önce sabırla, Ali İmran 146. ayette tarif edildiği gibi bir sabırla ve Kur'an'ın tarif ettiği gibi bir salatla Allah'tan yardım isteyelim. Yani direnerek, mücadele ederek, zafiyet göstermeyerek, kararlılıkla, cehalet ve yoksullukla mücadele ederek, güçlü olmak için ne gerekiyorsa, bütün kurumları oluşturarak, emek vererek Allah'tan öyle yardım isteyelim. Yani sabır ve salatla yardım istemek budur. Allah da bize o zaman yardım eder.
Bugün toplumumuza baktığınız zaman ne sabır var, ne de Salat var. O yüzden de ortada da mümin yok. Çünkü daha önce demiştim, Salatı ancak müminler ikame eder ve Salatı olmayan zaten mümin değildir. Dolayısıyla Salatı olmayan mümin olmayınca, Allah da müminlere yardım etmediği için, rahmetinden dışladığı için, bugün Allah sözüm ona İslam aleminin dualarını ne yapıyor? Kabul etmiyor. Evet, sabırla ve direnerek devamlı olarak, tıpkı Mei Suresi 23. ayetteki gibi sabırla ve salatlarımızı koruyarak, Enam Suresi 92, Müminun 9, Mearic 34. ayetteki gibi sabırla ve huşuyla, Müminun Suresi 2. ayetteki gibi huşuyla. Ne demek huşu? Allah'ın rızasını kaybetmekten korkarak tedbirli davranmaktır. İşte huşu budur. Biz de ne yapalım? Huşuyla Salat edelim. Evet, Salat sabır isteyen bir eylemdir, kararlılık gerektiren bir eylemdir. Lokman Suresi 17, yine Kevser Suresi geçen dersimizde anlatmıştık, zorluklara göğüs gerilmesi gereken bir eylemdir Salat. Dolayısıyla sabır ve Salat ilişkisi budur. Yani biz sabredeceğiz, direneceğiz, zafiyet göstermeyeceğiz, mücadele edeceğiz, eee cehalet ve yoksulluğu ortadan kaldırmak için gerekli kurumları oluşturarak Salatı ikame edeceğiz ve Allah'tan öyle yardım isteyeceğiz. Kiş mümince duruş budur. Allah da bize o zaman yardım eder.
Bugün İslam aleminde sabır pasifize edilmiş, Salat namaza evrilmiş ve Müslümanlar uyuşmuş, uyuşturulmuş ve Allah'a edilen duaların da hiçbir karşılığının olmadığı ortadadır maalesef. Yani hani bir söz var ya, "Anlatmaya gerek yok, görüyorsunuz." Evet, sabır ve salatla yardım istemek budur. İnşallah bir dahaki ders, hangi konuyu işleyeceğim Allah nasip ederse onu da söyleyeyim. Özellikle namaza delil olarak gösterilen, "Namaz iki rekattır" diye delil olarak gösterilen Nisa Suresi 101, 102 ve 103. ayetleri işleyeceğim. Bir dahaki ders, Allah nasip ederse. Hepinizi kendisinden başka ilah olmayan Allah'a emanet ediyorum. Hoşça kalın.