📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Teke Tek - 28 Aralık 2008

Habertürk4:12:13

Transcription

Tek tek T İyi akşamlar T İyi akşamlar değer ciler Teke Tek özelde yine pazar akşamı herhalde sizi Sabahın ilk saatlerine kadar ekran başında tutacağız tutmaya çalışacağız. Eee, her hafta olduğu gibi bu hafta da tarihin bir dönemine ışık tutmaya çalışacağız. Ama bunun yanı sıra zaman zaman bugüne geleceğiz. Anılar olacak, her şey olacak çünkü bu akşam çok renkli bir konuğumuz var. Bazılarınız tanıyordur muhakkak ama pek çoğunuz için tanımadık bir isim. Fakat İstanbul'un alim camiasının diyeyim, yakından tanıdığı, çok sevdiği, çok renkli bir kişilik, sevgili abimiz Erol Şadi Erdinç burada. Murat Bardakçı ile bu akşam Erol Şadi Bey'i ağırlayacağız. Erol Şadi Bey, Türkiye'nin herhalde en önemli kütüphanelerinden birinin sahibi. Müthiş bir kütüphanesi var. Bir yandan da biraz da başının belası, taşınırken hep sorun olduğunu anlatır. Ondan bahsedeceğiz. İttihat ve Terakki'yi Türkiye'de herhalde en iyi bilen isimlerden biridir. İttihat Terakki'nin kuruluşunu, yaptıklarını ve tabii çok tartışılan bir takım kararlarını, bir takım uygulamalarını da en iyi bilen isimlerden biridir. Erol Bey, Erol abimiz, onu konuşacağız. Ama ondan önce konuşacağımız başka meseleler de var. Erol Bey'le konuşmadan önce bu program ilginç bir program haline gelmeye başladı. Biz sevgili Murat Bardakçı ile burada konuk ağırlıyoruz. Konuklar burada. Bizim konumuz da olduktan sonra başlara ilginç şeyler geliyor. İki hafta önce burada ağırladığımız sevgili dostumuz Sinan Genim, İstanbul'da Kadıköy'de belediye başkan adayı oldu. Tek nedeni var, bu programda sarf ettiği sözler ve yapmak istediklerini anlatış biçimi, yapılması gerekenler dahil anlatış biçimi belediye başkan adayı olmasıyla sonuçlandı. Sinan Genim, Murat, bu akşam da Erol abiyi çıkartır mıyız buradan arşivler genel müdürü olarak? Devlet Arşiv Genel Müdürü. Geçen hafta programdan sonra bir arşiv tartışması çıktı galiba Ankara'da. Ne oldu?

Şimdi Yusuf Hoca ile konuştuktan sonra, tarih kurumu eski başkanı Yusuf Hoca ile, Yusuf Halaçoğlu ile, o akşam arşivleri bir güzel boyadınız siz. Evet, bilhassa ben. Çünkü ben yıllardır bu Ermeni tezlerini destekleyenlerin "Arşivler kapalıdır" sözüne karşı çıktım senelerce. Arşivler açıktır dedim. Fakat tam açık değildi ama açıktı. Ama bu iş öyle bir hale geldi ki artık maalesef ben bile "Türkiye'de arşivler kapalıdır" diyecek şeye geldim. İllallah dedim. Çünkü bazı kişiler kraldan fazla kralcı, kendi başlarına bir iş yapmaya çalışan kişiler evrak saklıyorlar. Biz geçen hafta Yusuf Halaçoğlu ile bu konuyu konuştuk. Ondan sonra ortalık birbirine girmiş. Efendim, Başbakan Sayın Başbakan programımızı devamlı izleyicilerinden. Sinan Hoca da o şekilde zaten Kadıköy'e aday adayı. AKP'den. Evet. Üle Sinan AKP'li falan nedir senin? Ama çok iyi bir mimardır ve iyi bir, çok iyi bir mimardır. Müthiş bir tarih. Türkiye'nin en iyi mimarlarından biridir. İyi bir mimardır, iyi bir entelektüel. İstanbul'daki pek çok önemli sanat tesisi, pek çok önemli eseri. Bir özelliği daha var tabii. Onu, o ne olacak? Onu bilmiyoruz. Hangisi? Hangisi acaba? Ailevi şey. Ailevi mesele. Onu Sinan Hoca açıklayacak herhalde mecburen. Nasıl açıklayacak? Açıklamaz. Niye? Açık bir gazeteci yazar. Biz bu söyleyelim mi? Söylemeyelim. Bir gazeteci yazar. Ama yani gayet güzel bir şeydir tabii canım. Çok önemli. Son derece. Kendisi de entelektüel bir aile mensubudur. Eşi de Türkiye'nin önde gelen entelektüel ailelerinden birine mensuptur. Bunu kendisi nasıl açıklayacak? Çünkü şimdi "Aman şey yapmayın" diyor. Şimdi "şey çıkmasın" diyor. Şimdi geçen hafta hocayla bu devlet arşivlerini konuştuktan sonra Sayın Başbakan "Arşivde ne oluyor?" diye sormuş. Ve ben bazı konuları şimdi açıklık getirmek istiyorum. Çünkü bu hafta araya arkadaşlarım, dostlarım, tanıdıklarım sokuldu. "Aman bu arşiv işine girme, her şey düzelecek" dendi. Arşiv işi Türkiye'de bu kafayla düzelmez. Ve müsaade ederse birkaç şey göstermek istiyorum. Efendim, Sayın Yusuf Sarınay, Devlet Arşivleri Genel Müdürü, geçen hafta bir hafta içerisinde bir e-mail gönderdiler. "Teşekkür ederim ilgilerine efendim. Bana diyorlar ki, işte arşivde şu seksiyon vardır, şöyle fonlar vardır, burada şu belgeler vardır." Ben bir hatırlatma yapmak istiyorum. Şunu şey yapabilirsek. Ben devlet arşivlerinin yıllardan bu yana izinli araştırmacısıyım. Şunu şey yapabilirsek. Bu araştırma kartıdır. Ben devlet arşivlerini, yani Osmanlı arşivlerini daha ziyade, Cumhuriyet arşivini bilmem. Osmanlı arşivlerini en iyi bilenlerden biriyimdir. Önce bunu hatırlatayım. Yani bana arşivden hiç kimsenin "Bizde şu var, bu var, şu fonlar var" diye ders vermeye hakkı yoktur. Belki onlar öğrenciyken daha üniversitede ben arşivde çalışıyordum. Şimdi efendim, bana gelen cevapta "Biz geçen hafta şunu konuştuk. Devlet arşivlerindeki dedik nüfus defterleri, nüfus kayıtları kayıp, daha doğrusu kapalı, kapalı, kapalı, tasnif edilmemiş ve kapalı." Efendim, hayır. Şimdi ondan cevabını vereceğim. Ve Yusuf Bey, Yusuf Sarınay'ın yani Arşiv Genel Müdürü Sayın Yusuf Sarınay'ın gelen cevabında efendim, "Bu defterler diyor, araştırmayı açıklamak üzere kataloglar hazırlanmıştır, dijital otomasyona aktarılıyor" diyor. Şimdi efendim, ben Avrupa'nın önemli arşivlerinde çalıştım. İngiliz arşivinde de, Fransız arşivinde de. Çünkü ben arşiv belgesine çok önem veririm ve tarihin belgeyle yapılacağına inanırım. Dünyanın hiçbir arşivinde okuyucuya, araştırıcıya dijital ortamdan görüntü verilmez. Çünkü araştırıcı ona inanmaz, belgenin kendisini görmek ister. Ben şahsen kendisini görmek isterim. Ve bütün dijital ne demek onu anlamak. Efendim, ne yapıyorlar? Bir belgeyi alıyorlar, scan ediyorlar, scan ediyorlar, size bilgisayardan gösteriyorlar. Tahrifat yapmadığını ben nereden bileyim? Bunu yap böyle şey olur mu? Ben bir ay önce Fransa'daydım. Ked ory arşivine gittim. Fransız Dışişleri Bakanlığı arşivine. Musul'la ilgili bir şeyler arıyordum. Kataloglar dijital, her yerde dijital. Tamam, katalog bilgisayar ama bana dosyaları getirdiler. Müşerref söylediler. İşte burada tek tek baktık şeylere. İstediğinizi istediğiniz belgeyi CD'ye çektirirsin. Ki genellikle mikrofilme çekerler hala. Ama bizle bir dijital bilgisayar meraklısı gidiyor. Bu bundan 7-8 sene öncesine dayanıyor. Şimdi isim vermeyeyim, bazı devlet yöneticileri devlet arşivlerine otomasyon projesi adı altında arşivdeki milyonlarca belgeyi dijital ortama aktaracağız diye seçim yatırımına çevirdiler bu işi. O bilgisayar şirketleri seçimlerde bu kişiler nem alacak, destekleyecekler de. Rahşan Hanım'ın Türkiye'ye hayırlı yaptığı işlerden biri de bu kişilere biz mani olduk o zaman. Bazı Rahşan Hanım mani oldu. Rahşan Hanım mani oldu. Çünkü rahmetli Ecevit'in hükümeti zamanında bu şeyi ve o kişi de seçime sokmadı. Fakat dijital şey, arşivlerde hala bir dijital merakı gidiyor. Bunlar açıkça söyleyeyim, dünyanın hiçbir yerinde böyle bir saçmalık yoktur. Belge tamam, muhafaza için arşiv için alınır, kopyası ama okuyucuya dijital veremezsiniz. Siz bilgisayardan araştırıcı belgeyi ister. Şimdi hafta boyunca söylediğim gibi, araya beni aradılar, araya arkadaşlarım kondu. İşte konuşmasın, yapmasın, mahvolacağız falan filan. Mesela bu Türkiye'nin başını ileride çok ağlatacak bir meseledir. Gene açıkça söyleyeyim, Türkiye'deki Osmanlı arşivlerinin Ermeni olaylarıyla ilgili çok önemli bölümü kapalıdır. Dünyanın her tarafında araştırıcı, açılmayan bölümler vardır arşivlerde. Ama bu bölüm araştırmaya açık değil. Devlet sırrıdır derler. Bizde böyle yapılmıyor. "Böyle bir belge yok" deniyor ve komik oluyor. Kraldan fazla kralcı yaptığı iş. Mesela bu nüfus defterleri çok önemlidir. Bu iş için biz bugün farkında, bazı kişiler farkında değil. Bu Ermeni olayı şu anda olup bitenler hiçbir şey değil. Bunlar birkaç sene sonra çok ciddi bir bela haline, 100, 100 yılda ve çok başımıza alacak bu işler. Evet, çok başımıza alacak. Ve hele bunun için bir, bir soykırım kararı falan bir yerden resmi olarak çıkartıldığı takdirde Birleşmiş Milletler gibi, çok başımız ağrıyacak. Ve bu kafayla bu karar çıkar. Çünkü belge saklıyoruz, belge saklıyoruz. Peki belgelerde korkacak bir şey var mı da saklıyoruz? Senin, senin kitabın bugün piyasada. Ben de dün hepsini dün aldım, okudum ve bakıyorum. Öyle Türkiye'nin korkacağı, Türkiye'nin bir şeyi yok. Ben bunu senelerdir söylüyorum. Türkiye, çok kişi kızacak, kırılacak bu söyleyeceğimi. O dönemde 1915'te gerekeni yapmıştır. Hangi devlet olsa yapardı ki örnekleri çoktur. Başka devletler tarafından yapılmış örnek. Ve Türkiye'nin korkacağı, utanacağı hiçbir şey yoktur. Belge saklamakla devleti rahatlattığını zannedenler, devletin önünde büyük bir engel çıkartıyorlar. Ve bu engel birkaç sene içerisinde tam olarak göreceğiz bu engeli. Şimdi bir iki örnek vereceğim. Efendim, Sayın Yusuf Sarınay, Devlet Arşivleri Genel Müdürü, bana gönderdiği mesajda, e-mailde "Arşivimizdeki programda ifade edilen sevk defterleri adıyla bir defter grubu bulunmamaktadır" diyorlar. Yanlış bilgilendirilmiş Yusuf Bey, sizi yanlış bilgilendirmişler. Sayın Cumhurbaşkanı da Başbakanı da "Arşivler açıktır" diyerek yanlış bilgilendiriyor. Herhalde seyrediyorlardı. Bir numara vereyim. BOA, yani Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Dahiliye Emniyet Umumiye Evrakı, 1571. Arşiv belgesi. Fotokopisi. Belgenin diyor ki, "Bu 7 Ekim 1915 tarihinde sevk muameleleri hakkında muhacirin müdürü Şükrü Bey'in talimatnamesi. İçişleri Bakanlığı'ndan bir madde." Bugüne çevirisiyle okuyorum. "Gerek tren ve gerek kara sevkiyatının kafileler halinde gerçekleşmesi, kafiledeki mümkün olursa isimlerinin, olmazsa sayılarının kaydedilmesi, tanzim edilecek sevk defterinin, tekrar söylüyorum, tanzim edilecek sevk defterinin sevk memuruna verilerek varış noktasına gönderilmesi." Bu sevk defterleri vardır. Niçin saklanıyor bu saklama? Başımıza çok daha büyük dert açacak ileride. Bir diğer, diğer örnek vereyim efendim. Nüfus defterleri, yani nüfus sayımı raporları. Hocam, kaç tane tahmin edersin nüfus defterleri arşivde? Söyle. 50.000 civarında. 50.000 de kapalı. Hangi yılları kapsıyor bu 50.000? Bu bütün Osmanlı tarihi dönemi. Çünkü bu da hepsi ha, 600'lü basmadan sonra falan başlıyor. Fakat çoğunluk son dönemdir. Ekseriyet. Önemli olan da son dönem zaten. Çünkü bunlar da Müslüman, gayrimüslim, hane hane vardır. Sayı. Bunlar saklanıyor. Defter, Arşiv Genel Müdürü, "Defterlerin tasnifi tamamlanmış, araştırmaya açılmak üzere kataloglar hazırlanmıştır" diyor. Bu yıllar önce tamamlandı. Yıllardır niye açılmadı? Efendim, bir diğer şey, bunların dijital çekimleri yapıyorlarmış. Yusuf Bey, yapmayın. Hiçbir yerde yoktur bu. Bir yıpranmasını önleyeceğiz diyorlar. Hayır, ben arşivde maliye bana örnek olarak maliyeden devredilen defterlerin yıpranmasını gösterişsiz göstermişler. Birkaç tanesi yıpranmıştı. Ben o defterler üzerinde çok çalıştım. Pırıl pırıl. Bir de 50.000 defterin böyle bir zihniyetle scan edilmesi yıllar sürer. At alıp üstünden geçecek öbür taraf. Bu iş yapılırken. Bir ikincisi, hiçbir araştırmacı gelip 50.000 defteri birden istemez. Bu şeyler, defterler bu araştırmacıya verilsin. Tahrip olmuş olanlar tamam, onlar gösterilir, şey yapılır. Mesela 2. Meşrutiyet dönemindeki o tasadduk defterleri tahrip, gösterirler. Al, bundan çalış derler. Ama hani biz onu görürüz. Şimdi ve bir söylenti var. Bunu ben dün duydum ve ihtimal vermek istemiyorum. Fakat daha önce örnekleri oldu bunun. Söylendiğine göre bu sevk defterleri çok yüksek sayıda olduğu için bir ihale ile özel sektörde, bilgisayar şirketlerine tarattım düşünülüyor. Uş, böyle bir rezalet olmaz. Eyvah, o nasıl olacak ya? Efendim, trilyonları verecekler. Daha önce oldu bunun örneği. Trilyonları verecekler, onlar tarayacak, herkes zengin olacak. Bunun tapu kadastroda bunun örneği var. Bir gün Yusuf Hoca ile yapacağımız programda gündeme getireceğim. Dünyanın parası, hiçbir şey yok. Şirketler yetmedi dediler, gene aldılar. Arşivde bu olacak. Fakat olan Türkiye'ye olacak. Bizim en büyük şansımız konuyu şununla kapatmak istiyorum. Bizim en büyük şansımız yabancı ciddi araştırmacıların bizim arşiv sistemimizi iyi bilmemeli. Biz bugün Başbakan da, Cumhurbaşkanı da yanıltıyor. "Arşivlerim açık, açık, gelin çalışın" diyoruz. Ermenilere, bilhassa Ermeni tarihçilere. Allah'tan bu adamlar bizim sistemi bilmiyorlar. Çünkü Osmanlı arşiv sistemi öyle bir şeydir ki, işe yeni girmiş bir adamın emekliliğine kadar bütün sırrını bulabilirsiniz sistemi biliyorsanız. Şimdi bu adamlar gelecekler, bilen birisi gelip "Efendim, şurada şöyle bir kayıt var. Bu belge nerede? Yok. Nasıl yok?" Rezil oluruz. Yani dediğim gibi, kraldan fazla kralcı zihniyet yüzünden veyahut yaranmak yüzünden, bilmiyorum kimsenin günahını almak istemiyorum. Bugün arşivlerin en önemli belgeleri kapanmış vaziyettedir. Ve tekrar söylüyorum, maalesef çok üzülüyorum. Çünkü ben senelerce "Arşivler kapalı" diyen kesime karşı bir mücadele verdim. İşte çıkan kitapta da yazı, "Hiçbir arşiv hayatında bitmemiştir." Ama artık beni bile çileden çıkartacak vaziyete geldi ve herkes yanıltıyor. 50.000 nüfus defterinin kataloğu yıllar önce yapıldı. Bunlar dijitale çekiliyor. Hocam, senin benim Fatih'in vergileriyle birilerine para kazandırılmayı. Tabii biz bu işlerle uğraştığımız sırada bütün bu diaspora, bilmem ne canımızı okuyor. Doğru ve çok daha artacak Türkiye'nin aleyhindeki bu saldırılar. Efendim, defterler açılınca hepsi birden istenmeyecek ki. Bunların bir araştırmacı, 15-20 günde bir defteri inceleyebilir. Çok seri okuyorsa tamam, bir haftada ge, not alır, şey yapar. Ama kardeşim, koyun defterler, isteyene kopyasını verin. Ha yıpranmasının önüne geçmek istiyorsanız, tabii ki devamlı olarak bunları tarayın, bir kopyası dijital kopyası bulunsun. Ama araştırmacıya şeyi gösteremezsiniz. Mesela bir örnek vereyim. Biraz sonra ne oldukları şey yapacağız. Şöyle bir belge, eski orijinal bir belge. Ben hiçbir arşivde, tekrar söylüyorum, dünyanın hiçbir büyük arşivinde belgenin mikrofilmini veya dijital kopyasını ekrandan görmedim. Belgeyi isterim ben görmek. Ve bu belgeye bakarım. Ondan sonra kopyasını rica ederim. Bir çeşit verilir. Ama bunu göstermeden hiçbir araştırmacı yı, siz "Al sana nüfus defteri, al sana bilmem ne defteri" diye ikna edemezsiniz. İnanmaz kimse. Ben şahsen inanmam. Hiç kimse inanmaz. İnanmaz buna. Ve son söyleyeceğim. Fatih, biz arşivlerimizde "Şu yoktur, bu yoktur" diye kendi başımıza her şeyi kaldırıyoruz. Birileri bunlara karar veriyor, herkesi yanıltıyor. Eğer Sayın Başbakan seyrediyorsa söyleyeyim, beyefendi, sizi de yanılıyorlar. En önemli belgeler yok. Osmanlı arşivinde tehcire kadar olan belgeler vardır. Tehcir sonrası yoktur. Evet, doğrudur. Tehcir sonrası yoktur. Siz de gayet bilirsiniz. Bir başka örnek daha vereyim. Sultan Vahdettin 4 sene padişahlık yapmış. Ben Şahbab'ı yazarken arşivin altına üstüne getirdim. Nüfus, doğum günü kutlaması, nişan, tevcih, himaye, adalet, vermiş işte cusu, himaye programı. Bunların dışında hiçbir şey yok. Ya nasıl olmaz? Dört senelik padişahın. He? Eğer bunlar askeriye gittiyse, askeri kesimi bilinsin. Gayet tabii. Ama ama tekrar söylüyorum, bir arşivde bir seksiyon bölümün araştırmaya kapalı olması ayrı bir şeydir. Ama biz "açık" diyoruz. Mesela 1. Dünya Harbi'ndeki bu Ermeni meselesi ile ilgili Alman evrak hala kapalı. Yeni yeni açmaya başladılar. Ama söylüyorlar araştırmacıya kapalı diyorlar. Evet, doğru. Bu ayrı bir şey. Meselesini artık kapatsak yani. AIM ki çok dolusun ama Fatih çok daha atacakmış yani. Kapalı demek araştırmacı kapalı demek başka ş. Ama bunlar yoktur demek yalan söylemek başka bir şeydir. 50.000 nüfus defteri vardır. Tehcir defterleri raporlarda belgelerde gözüküyor ve bize yok deniyor. Mesele budur. İnşallah ve bunun üstüne hep duracağım ben her programında ve ses de getireceğim inanıyorum. Bu konu zaten ses getirdim de yani şimdi burada artık Sayın Başbakana arkadaşlar bir bilgi notu vermişler evvelki gün. Sayın Başbakan herhalde gereğini yapacak ve yanıltı olduğu yani bu dijital hastalığını bu dijital Peki anlamadım. Şimdi anlamadığım mesele şu. Bu bu adamlar arşiv genel müdürleri, bu işin dijitalde olmayacağını bilmiyor mu? Bilmesi gereken öyle diyeyim. Ama arşivist değil bu insanlar zannedersem. T kim duruyor orada? Mesela oradaki kim? Mesela şeyden, tapu kadastrodan biri mi duruyor orada? Şimdi efendim, yani o çok uzun bir hikaye. Arşiv özel zamanında Hasan Celal Güzel'in Başbakanlık Müsteşarlığı zamanında ihya edildi a şeyler. Fakat sonra berbat ettiler. Çok iyi maaş alıyorlardı, imkanı çok iyiydi. Sonra dağıldı, bilmem ne falan filan ve çiftlik haline geldi birçok bölümde. Fakat buna rağmen Türkiye'deki en iyi çalışan müzelerden biridir, biridir. Evet, iyi çalışan. Bu kadar laf say. Bunu personel yapmıyor. Arşivdeki birkaç akıl evvel belge saklıyorlar. Belge saklanıyor. Yahu bir padişahın evrakı olmaz mı? Haşirde son padişahın yani tehcire kadar her şey var. Tehcir kararnameye kadar her şey var. Bütün Ermenilerin yaptıkları, Türklerle şöyle çatışma oldu, Müslümanlar hepsi var. Tehcir sonrası balmış uçmuş. Bunlar bizde yok. Kim inanır buna? Ve bu çok dert açacak başımıza. Söylüyorum. Yani bu işi çok iyi bilen, aleyhimizdeki bir tarihçi canımızı okur. Gelirse rezil oluruz ve olmak üzereyiz. Kendimizi savunmak. Kendimizi savunamaz. İyilik yaptıklarını zannediyorlar, kötülük ediyorlar. Kötülük ediyorlar. Tekrar devam edeceğiz. İllaki bu arşiv. Konu iyiyi de kötüyü de bilmemiz gerekir. Tekte de aleyhte de olabilir. Efendim, Türkiye'nin bu meselede, tehcir konusunda utanacak bir şey yoktur. Evet, evet. Utanacak bir şey yoktur. Kimden korkuyoruz? Gayet tabii. Gayet tabii. Yaşanmış bir şeyden korkuyoruz. Hiç kimseden korkmuyoruz. Ha, biz biz kendimizden korkuyoruz. Kendimizden korkuyoruz. İşte en büyük tehlike o. Evet. Yani ihaleye çıkacak olanlar da nüfus defterleri. Şimdi 50.000 defteri nasıl çıkartırsın sen? Sevk defteri zaten ismi bile geçmiyor. Yok diyorlar. İşte belgeyi gör. Adım var. Ben dünya kadar böyle belge getirdim. Gerekirse sevk defterlerine atıf yapan dünya kadar belge. Git, belge meselesinde anlatacağım bir şey var. Anlatın. Niye bekliyorsunuz? Şimdi bazı deyimler vardır. Gözünde şimşek çakmak, dudağı uçuklamak. Gözümde şimşek çakmayı anlatmayayım. Anol abi, Allah. Ben öğrenciydim. 28 Nisan olaylarında hukuk fakültesi 1. sınıfında öğrenciydim. Bir takım belgelerle yakalandım. Ne gibi bel? Ne belgesi bunlar? Bildiri. Siyasi. Siyasi belge. Yoksa solcu muydu? Hayır, hayır. O zaman doğrudan doğruya iktidara karşı. Osmaniye Kapısından girdim. Çarşının öbür kapısında. Ne demek? Demokrat Parti. Demokrat Parti. Ben tutunuz. Hayır. Kimseyi kimseyi tutmuyor. Bak şimdi sen illa bak illa konuyu anarşist manş. Erol abi, anarşist ruhu vardı. Orada bütün gençliğin baskı rejimine karşı bir tavrı vardı. Herhangi bir siyasi partiden yana değil, sadece baskıya karşı, özgürlükler yana bir tavır. Ama sen tabii hafif faşist oldun. Mesela bir tahkikat komisyonu, mesela muhalefet liderinin yollarının kesilmesi vesaire. Şimdi belgelerle yakalandım. Yani Osmaniye Kapısından girdim, çarşıyı geçtim. Kapalı Çarşı. Evet. Beyazıt'tan çıktınız. Beyazıt kapısından çıktım. Bir polis grubunun ortasına düştüm. Elde belgeler, çantada kusursuz belgeler. Tam götürdüler. Nereye? Üniversitenin sağ bir kapısının sağ tarafına bir karargah haline. Hayır, hayır. Ana merkez binanın kapısında. Evet. Ana merkez. Polisler vesaire filan. Kemal Binatlı o zaman Merkez Komutanıydı. Benim ellerim arkadan kelepçeli. Böyle elinin tersinden bir tokat geldi Merkez Komutanından. Merkez Komutanından. Gözümde bir ışık yandı, söndü. Oradan bilirim. Bu geçmiş zaman tabii. 50 sene evvelki olay. Dahil kalır. Tabii. İkincisi, Murat'ta benim İttihat Terakki konusunda elimden geçmeyen belge, bilgi, kitap, broşür vesaire yoktur. Hemen hemen hepsi geçti. En iyi bilen kişi. İttihat Terakki. Sağ olun, var olun. Ama Murat'ın belgeleri gördükten sonra hakikaten dudağım uçukladı. Öyle bayağı resmen uçukladı. Bir hafta öncesine kadar kıskançlıktan mı? Kıskançlıktan mı? Ben bunu nasıl gördüm? Hayır, Murat sağ olsun, her zaman bana yardımcı olmuştur. Hatta benim İttihat Terakki, Hürriyetin ilanından sonra, yani Meşrutiyetin iadesinden sonraki ilk kongresinde açış konuşmasının fotokopisini Murat vermiştir. Onu da dipnotu olarak belirttim zaten. Murat da kitabında size teşekkür ediyor zaten. Sağ olsun, iltifat etmiş bana. Kendisi benim kadim dostumdur. Yok, her zaman ben istifade etmişimdir. Çünkü İttihat refikalar hanımefendi kendi akrabasını tanımaz, bilmem ne Paşa'nın avcısının kızının kardeşinin damadını bilirdi. Şeyini de söyleyeyim ben. Bu birkaç haftadır gösteriyoruz bu İttihat Terakki belgelerini. Ben yayınladım. Belgeyi tutmam. İşte Vahdettin'i yazdım. Bütün şeyleri Saray açılmamak üzere verdim. Şimdi Talat Paşa çıktı. O belgeleri de ailesiyle, çünkü bir kısmı ödülü bende onların. Onlar da çok yakında, bir iki hafta içerisinde bir yere bağışlanacak. Nereye bağışlıyorsun onu? Vallahi onları ben ya şey istiyorum açıkçası askeri müzeyi istiyorum. İyi olur. Ama en sağlam yer askerler. Hiç değilse bugünkü kuşağın çal. Ama tabii ben yayınladığım belgeyi bile saklarlar. Yah senelerce yazdım, çizdim, bak takıntısı. Devlet Arşiv. Dedim ki, "Şu belgenin dedim fotokopisini çekmeyin." 400 senelik defteri fotokopi makinesine koyuyorlar, cart diye cilt gidiyor diye bir gitti. Belge. Tabii, tabii. Şunun dedim, bütün dünyada mikrofilm var. Ve ben kötü K var. Arşiv mikrofilm yapmıyorlar. Kullanılmıyor, uzun iş, pahalı iş. Yapmayın dedim. Şimdi dijital mod. Dijitale çekelim. Yani böyle tuhaf bir şey. Ve şey yanlış anlaşılmış olabilir. Sevk defterleri değil, ihale çıkacak olan defterleri zaten resmen yok, fiilen var da resmen yok. Nüfus defterleri 50.000 cilt. 30 sene sonra. 30 sene sonra toprak. Tale bu akşam K yapamayacağız. Kim öle, kim kala. Akşam konu katılıyorum. Çünkü bilirsin. Arşiv açık mı? Allah aşkına gel gidelim arşivleri basalım. Şöyle takayım mı? Şey yapabilirler. Şöyle koyayım da belki iptal ederler. Son defa araştırma kartı. Ama yamıyor. Aradım, bulamıyorum. K boşu boşuna gitme. Seni zahmetten kurtarırlar. Ama ama samimi bir şey söyleyeyim. Yeter. Hayır. Samimi bir şey söyleyeyim. Devlet arşivlerinden daha çok belge Murat'ta var. Estağfurullah. Daha çok. Daha çok belge değil de daha anlaşılır belge diyelim. Çünkü tasnif edilmiş, neyin kime ait olduğu, nereden geldiği, nereye gittiği. Şimdi Fatih Bey, mesela Murat'ın evde sohbet etmek imkansız bir şeyden bahsediyorsun. Şak Murat kalkıyor, gidiyor, belgeler geliyor. Her şeyi belgeler. Şeyi söyle. Şimdi böyle dinleyince tanımayanlar beni, ben böyle bilmem kaç kat yerde tepeleme belge dolu bir yer. Yok canım, bir apartman, iki raf falandır. Çünkü her şeyin ne olduğu, neyin gerekeceği belli. Tak, diş veriyor. En güzeli de o. En güzel de gidecek. Çok yakında gidecek. Bir de şeydir mesela buradaki belgeler pek büyük birde fotokopi. Orijinali değildir. Mesela bazıları da fotokopi. Orijinali. Gayet tabii. Zaten orijinalleri, orijinalleri ben de kendi elimdeki belgelerin orijinallerini saklıyorum. Fotokopilerinden çalışıyorum. Yok. İttihat Terakki ile ilgili her şey orijinal. Orijinal yayın. Bu yayın. Özellikle bu kitap arşivdeki araştırmalarda aldıklarım tabii ki fotokopi. Ama bundan sonra çıkacakların hepsi orijinal. Bir sene şeyleri kaldı. Bir sene sonra hatta şu Talat Paşa'nın evrakı metrukesi zannediyorum ki bir takım bilgileri artık sonlandırmıştır. Şimdi bu kitap bana sorarsanız bu Ermeni meselesinde referans kitaplardan biri olacak herhalde. Tabii. Bundan sonra bu konuda yapılacak hiçbir tartışmada bu kitap dışında kalamaz. İşin çünkü bakın, biz Talat Paşa'ya çok bigane kalmışız. Enver'e, Enver'e, İttihat Terakki'ye kalmışız. Şimdi İttihat Terakki ne idi? Şimdi Erol abi, şimdi esas onunla başla. Şimdi İttihat Terakki Türkiye'de baktığınız zaman gençliğin, daha doğrusu gençliğin demeyeyim, verilen eğitimde ya da resmi tarihe göre Cumhuriyet tarihine göre İttihat ve Terakki, Osmanlı İmparatorluğu'nun sonunu getiren bir maceracılar grubu. Hayır, öyle öğretilmedi mi? Murat, öğretilmedi. Başka öğretilmek başka. Doğru bu değil. Doğrusu bu değil. Çünkü İttihat ve Terakki devleti batıranlar, batıran evet, devleti batıranlar. İttihat ve Terakki evvela bir ruh. Bir ruh. Ruh hiç o ittihatçı ayrı bir şey. Şimdi İttihat ve Terakki, Jön Türkler dönemini, evet abi, Jön Türkler dönemini ele alırsak çeşitli aşamaları vardır. Evvela dört öğrenciyle başlamıştır bu iş. Kim o dört öğrenci? İbrahim Temo, Mehmet Reşit, Abdullah Cevdet ve şey. Şimdi gelir aklıma artık unutkanlık arız oldu. Bunlarla başlamıştır. Kimisi bunu beşe çıkarır, mesela Ali Turan gibi. Kimisi 6'ya çıkarır ama aslında 4 kişidir. İttihat-ı Osmaniye Cemiyeti olarak kurulmuştur. Kurulduktan sonra bir hayli genişlemiştir. Diğer şeylerde de okullarda da yüksek okullarda da birtakım taraftar bulmuştur kendine. Şimdi İttihat Terakki'nin kuruluş amacı şudur: Abdülhamid'in aşırı istibdadına karşı tepki. Nedir bu tepki? Anayasayı tekrar yürürlüğe sokmak. Çünkü Abdülhamit anayasayı vakıa askıya almış. Anayasa mülga değil, askıya alınmış. Her yıl devlet salnamelerinde yayınlanıyor ama yürürlüğü yok. Evet. Hatta ve hatta Meclis-i Ayağına tayin var ama Meclis-i Ayağı'nın çalışması için Meclis-i Mebusan'ın çalışması lazım. İkisi paralel çalışır. Fark ne aralarındaki? Şimdi Meclis-i Mebusan halk tarafından seçilir. Meclis-i Ayan'ın bir kısmı tayin yoluyla gelir, bir kısmı se kamerası. Bizim kontenjan senatörü var. Lordlar kamarasıyla saz kamarası gibi. Hatta ona Nermin abla bir isim de bulmuştur. Okumuşlar. Meclis-i Senato'ya verilen ad. Okumuşlar. Meclis-i Şimdi İttihat Terakki kuruluşundan 1889 yılına rastlar bu. Hatta tam bir tarihlendirme yapalım. 21 Mayıs, 22 Mayıs, Mayısın 20'sinden sonradır. İki senelik süre içinde bir hayli genişlemiştir kadro. İlk defa İnciraltı içtimaı dediğimiz incir ağacının dibindeki içtimada başkanını, genel saymanını ve üyelerini tespit etmiştir. Ancak cemiyetin etkisi Ahmet Rıza ile temastan sonradır. Hatta İttihat ve Terakki adına Ahmet Rıza teklif etmiştir. İttihat ve Terakki adını aldıktan sonra da 1890'larda ancak bunun bir nizamnamesini bulabiliyoruz. 39 maddelik bir nizamname. Bu nizamname ilk nizamnamesi İttihat Terakki'nin. Burada enteresan bir durum var. Kooptasyon sistemi dediğimiz. Abiciğim, o detayları anlatırsanız 1924 daha 40 sene var. 40 sene. Şimdi şimdi yani ruhu it. Tabii tabii. İttihat Terakki genellikle ilk nizamnamenin, ilk nizamnamesi hangisidir diye İttihat Terakki'nin üç tane nizamname örneği var. Biri parti programı gibi, yani parti programı. Biri bizim Tarık Zafer Tunay'ın yayınladığı müsvedde nizamname. Biri taş baskı çoğaltma nizamname. Zafer Tunay'ın asistanı yaptınız değil mi? Yaptım, yanındayım. Şimdi önemli olan, önemli olan ikinci aşamadır tabii. Durumdan memnun olmayanlar doğrudan doğruya yurt dışına kaçıyorlar ya Abdülhamid tarafından yakalanıyorlar. Çünkü Abdülhamid'in jurnalci teşkilatı da bu kuruluşa paralel olarak. Abdülhamid aslında İttihat Terakki'ye karşı. Gayet tabii karşı. Onu devirmek üzere. Onu devirmek üzere. İstibdada karşı tabii. Abdülhamit yakaladıklarını ya sürüyor ya hapse atıyor. Bundan kurtulabilen yurt dışına kaçmakta çareyi buluyorlar. Paris'te oluşan bir muhalefet grubu var. Hatta ve hatta Mizancı Murat Bey'in katılımı ile şeyde ikilik çıkıyor. Mizancı Murat, Ahmet Celalettin Paşa'nın tavsiyesiyle Osmanlı'ya dönünce yurt içinden dönünce girdik. Abiciğim, onları bırakın, İttihat'ı anlatalım. Seyir sıkılır. Şimdi tabii İttihat Terakki aslında aslında aslında şu meşverete hakim kılmak, tek iradeyi ortadan kaldırmak. Şimdi bu sene 2008. Danış yani 100 yıl öncesinin 100 yılı. 100 yılı. Herkes İkinci Meşrutiyet diyor. Yanlış bir adlandırma. Bu Tarık Bey yeni bir parantez açıldığı için ikincisi demek zorunda kaldığımız Meşrutiyet diye izah eder bunu. Aslında aslında anayasa biliminin iki temel konusu vardır. Biri ferman, öbürü misak. Şimdi ferman, hükümet edenin, idare edenin iradesiyle kendi yetkisini sınırlamasıdır. Tabasına verdiği birtakım haklarla yahut kendi yönetimine tabi olanlara verdiği bir takım haklarla yetkisini sınırlamasıdır. Almanlar buna otolimitasyon nazariyesi diyorlar. Biz buna kendi hukukumuzda ferman diyoruz. İşte Tanzimat Fermanı. Padişah kendi yetkilerine bir takım sınırlar getirdi. Yetkilerini dağıttı, delege ediyor. Yetkilerini s Kanun-ı Esasi'yi yürürlüğe sokuyor. Yani anayasayı. Ama zaten var o. T kadar tabii. 1876'da ilan edilmiş. 1876'da ilan edilmiş, sonra askıya alınmış. Kendi beyanı da Tahsin Paşa anlattığı budur. Devlet salnameleri başında var. Gayet tabii. Gayet tabii. Anayasa mülga değildir, yürürlüğü durdurulmuştur. Başa geliriz. Tanzimata dönersek, Tanzimat Fermanı'na dönersek. Tanzimat Fermanı bir fermandır, adı üstünde. Ne diyor? Şimdi Tanzimat Fermanı tabasına çeşitli haklar veriyor. Çeşitli. Aslında bakarsınız bir anayasa. Tanzimat Fermanı'nın arkasında şey yok mu? Avrupa Birliği ile bugün yakalamaya çalıştığımız yakınlaşmanın ilk adımı mı? Yani Avrupalıların Türkiye'ye ya da padişaha yapmış olduğu baskı üzerine verilen birtakım haklar değil midir? Çöküşten kurtulma çareleri. İmparatorluk bir yuvarlanma içindedir. Durduralım. Bu nasıl durdurulabilir peki? Şimdi şunu biliyorum. Ben biliyorum demeyeyim de bildiğimi zannediyorum diyeyim. Sizin yanınızda ne demek? Tanzimat Fermanı okunurken bir de Fransızcası okunuyor. Evet. Türkçesiyle Fransızcası arasında ciddi farklar var. Fransızcası çok daha özgürlükçü. Fransa'sında çok daha fazla şey vaat ediliyor. Batı anıca büyükelçiler kendi ülkelerine Tanzimat Fermanı rapor ederken diyorlar ki, yani padişah öyle özgürlükler verdi ki inanılmazlar. Fakat aslında Türkçe fermanda bunlar yok. Do Tabii. Cümleye "Malum olduğu üzere" diye başlar. Ondan sonra sıralar. O zaman da bizim işimiz biraz Avrupa'yı kandırmakmış. Gayet tabii. Hürriyet, Osmanlı İmparatorluğu'nda izafi bir terkip. Parası olmayan bir adamın satın alma hürriyeti ne işine yarar? 3. tebayi şahane'ye bir takım haklar veriyorsunuz. Verin. Çünkü Kanun-ı Esasi balıkçı nizamnamesi kadar ilgilendirmiyor halkı. Birçok. Onu hep söylüyorsun. Ne demek o? Niye? Niye ilgilendirmiyor? Yani halka bir anayasa verip bir takım haklar vermek halkı niye ilgilendirmez? Şimdi şimdi halk bu hakkını nasıl kullanacak? Nasıl kullanacak? Görüyorsunuz ki, görüyorsunuz ki tek partiye bile tahammül edemiyor. Tek parti içinde de patlamalar var. Şimdi tek parti kendi içinde bölünüyor, çöküyor, yeniden kuruluyor. O zaman isim değiştirme yoluna gidiyorlar. Ama İttihat ve Terakki kökleşmiş bir isim. Ne yapalım? Terakki ve İttihat ismi değişiyor. İsmi değişiyor. Çünkü herkes bunu birbirine karıştırır. Niye Terakki ve İttihat? Niye İttihat ve Terakki? Bu üç tane yeni cemiyet nizamnamesini meydana getirmiştir. Bu çöküşten sonraki ilk kurulan Terakki ve İttihat Cemiyeti olarak kurulan cemiyetin tüzüğünün arkasında yemin vardır. Bu yemin Abdülhamit'e demek ki İttihat Terakki'nin çöküntüsü 1900'lü ikilere tekaddüm. Çünkü 1902, 1. Jön Türk Kongresi. Buradan Damat Mahmut Paşa ve iki çocuğu Sabahattin Bey ile Lütfullah Beyler kaçıyorlar. Şimdi orada da Abdülhamit'in bir tazik var. Ben yakın zamana kadar bu kaçışın sebebini bir türlü çözemezdim. Hatta Sina Akşin diyor ki, "Burada İngilizlerin taraftarlığı var. İngilizlerin bir şeyi için, imtiyazı için Damat Mahmut Paşa aracı olmuştur. Abdülhamit bunu reddedince kaçarak bir nevi Abdülhamit'i tehdit etmiştir." Bugünkü kanaatim doğru. Ben de S. Akşin gibi düşünüyorum. Onun arkasında tüzüğün arkasında çok enteresan bir yemin şekli var. Bu yemin şeklinde diyor ki, "Abdülhamit iktidarda kaldığı sürece vergi vermeyeceğim mi? Kanunlara itaat etmeyeceğim." Vallahi billahi. Hatta isterseniz tamamını okuruz. Okuyalım. İttihatçı yemini. Evet. Terakki ve İttihat olduktan sonraki yemin şekli. Şimdi hemen okuyalım. Çok önemli. Bu yemini kaça kadar ediliyor? Hangi yıla kadar ediliyor? Murat, Abdülhamit'ten sonra yemin. İttihatçı bir yemini var. Şimdi şimdi arz edeceğim onu da. Şimdi yemini tamam. Bu yemin zeyl olarak konmuştur heyet-i merkeziye azasına. Şimdilik teklif olunacak yemin suretidir. Sultan Abdülhamid'i Sani'nin idari keyfiye, yani istibdat idaresini, böyle keyfi idaresini evet, keyfiye ve müstebidde'si devam ettikçe, kanun-u Esasi Osmaniye'nin ahkam-ı mevki-i icraya vaz olunmadıkça, askıdaki anayasa tekrar uygulanmadıkça hükümet-i Osmaniye'ye arz-ı dehalet ve hizmet etmeyeceğim. İçine girmeyip şey, ilişkide bulunmayıp hizmet etmeyeceğim. Daimen makasıd-ı cemiyete sadık ve hadim kalacağıma, cemiyetin amaçlarına bağlı kalacağıma, sırları cemiyeti ifşa etmeyeceğime, sırlarını ifşa etmeyeceğim. Evet. Ve cemiyet namına gönderilen ianatları yani bağışları ba derhal cemiyete teslim edeceğime din ve namusum üzerine yemin ederim. Silah da koyuyorlar değil mi? Silah. Tahlif. Tahlif nerede? Tahlif. Cemiyete kabul. Kabul. Şimdi fermanı böylece anlattıktan sonra misak nedir ona geleceğiz. Yine anayasa biliminin temel kurallarından biri. Tebaa direnir. Yani idare edilenler direnir. Hükümet edene karşı birtakım haklarını zorla alırlar. Buna da biz misak deriz. Misak-ı Milli olduğu gibi veya Kanun-ı Esasi'nin tekrar ihyasında olduğu gibi. Çünkü tebaa direnmiştir. Abdülhamit boyun eğmek zorunda kalmıştır. Demek ki bizim Kanun-ı Esasi'nin iki özelliği var. Ferman olarak verilmiş, misak olarak sürdürülmüş, misak olarak geri alınmış. Geri alınmıştır. Geri alınmıştır. Şimdi İttihat Terakki'nin isteği nedir? 1902'de Sabahattin Bey ve Lütfullah Bey. Şimdi Sabahattin Bey'e de yanlış bir adlandırma ile devamlı Prens Sabahattin derler. Evet. Prens Sabahattin batılıların e koyduğu bir isimdir. Adam hiçbir zaman Prens Sabahattin dememiş. Sabahattin demiş yalnız. Fransızca mektuplarında var mı? Onu hiç görmedim. Fransa mektuplarında var. Hiç görmedim. Çok güzel bir Latin yazısı vardır. Vardır. Evet. Sabahattin diye. Sabahat atız. Öyle evet. Ben görmedim. Şimdi Sultan zade tarafından. Ha tabii. Sabahattin demeyi zaten pek mühim değil. O şeyde atçılık. Yalnız önemli olan 1. Jön Türk Kongresi'nde, yani 1902'de, 1902'de evet, 1. Jön Türk Kongresi'nde ikilik meydana gelmiştir. Merkeziyetçilik olarak. Çok merkeziyetçilik. Her vilayetin, her eyaletin vesaire kendi yönetimine esas alır. Yani desantralizasyon. Desantralizasyon. Şimdi bu çarpışmada çoğunluğu Sabahattin Bey elde etmiştir. Ama esas merkeziyetçilik ve ittihadı meydana getirmişler ve çalışmalarını o yolda sürdürmüşlerdir. Ancak ön kongresinden sonra yeni bir esas ortaya çıkıyor. Çünkü o zamana kadar gerek Ermenilerin ve gerek bizlerin sürdürdükleri bu Abdülhamit karşıtı eylem, 2. Jön Türk Kongresi'nde yeni bir aşamaya gelmiş. Demişler ki, "Yazılı risaleler, gazeteler yoluyla yaptığımız birtakım mücadele yeterli değil." Ne yapalım? Silahlı mücadele. Silahlı mücadele. İkinci Jön Türk kararının esası silahlı mücadeleyi esas almasıdır ve bunu takip edecek de bir komisyon. Peki Erol abi, bir şeye tekrar bir Abdülhamid'e. Abdülhamid niye baskıcı bir adam? Yani niye bir istibdat rejimi var? Yani Abdülhamid psikopat bir adam mı? Öyle baskı yap, oluşan bir adamı niye baskı rejimi? Abi hayır. Abdülhamid'den önce iki padişah halledilmiş. Orada padişahlığı nasıl? Abdülhamid 1. Murat, Murat 2. Abdülaziz. Abdülaziz. 1. Murat 2. Adam akşam padişah diyor, sabah hiçbir şey kalmıyor. Abdülhamid'in karşısında böyle bir kadro var. Padişah deviren bir kadro var. Şimdi bu bunlarla nasıl baş etsin? Evvela Sultan Aziz'in katlini bahane ederek Yıldız Mahkemesi kurdurmuş. Mithat Paşa temizliyor o zaman. Kalır o kadroyu parçalara ayırarak kaldırıyor. İkincisi, yeni bir oluşum meydana gelir düşüncesiyle sürekli teyakkuzda. Hafiye Teşkilatı. Bu şimdi Hafiye Teşkilatı'nın jurnalleri Abdülhamit tarafından muntazaman okunuyor. Jurnalcilik ol. Niye durdun? Niye girdin? O anda haber gidiyor. T. Yani bu kadar sıkı takipte. Sait Paşa da Karaköy karakoluna girer, sıkışır. Evet. Hemen saraya geldi sadrazam. Niye gittin? Çişim geldi. Yüce gittim. Evet. Bunun için hesap vermek mecburiyetinde. Şimdi Abdülhamid'in hiç istemediği şekilde olaylar gelişiyor. Özellikle Rumeli'de. Hatta şey vardır, Hüseyin Hilmi Paşa'ya sorusu vardır. "Bu İttihat Terakki, ittihatçılar bilmem ne kimdir bunlar?" Hüseyin Hilmi Paşa'nın cevabı: "Kulunuzdan gayrı ittihatçıdır." diyor. Kulunuzdan gayrı. Sizden başka herkes. Tabii. Kendisi başka. Kulunuzdan gayrı hepsi. Şemsi Paşa'nın öldürülmesi olayı bir aşamadır. Bakın, çok önemli. Selanik. Selanik. Şimdi 2. Jön Türk Kongresi'nin kararından sonra silahlı bir takım birlikler dağa çıkıyorlar. Niyazi Bey, bunlardan biri. Taburun deposunu şey yaparak, kasasını boşaltarak reste dağa çıkıyor. Eyüp Sabri Bey dağa çıkıyor. Ama şeyi söyleyin. Alıyor makbuz koyuyor. Evet. Tabii alınmıştır diye. Bak aldım diye gayet açık açık. Çalıntı olmasın. Benim tarafımdan alınmıştır diyor adam. Ömer. Eyüp Sabri Bey. Niyazi Bey. Hatta Niyazi Bey eniştesini vurdurmuş. Ama öldürememiştir onu. Niye vurduruyor? E çünkü İttihat Terakki'nin aleyhinde. Aleyhinde. Şimdi Ferik Şemsi Paşa, bu dağa çıkanları tenkil etmek için. Çünkü Abdülhamit demiştir ki, "Bunu huruç ali sultan sayarım. Huruç ali sultan, sultanın üstüne gitmedi ve cezası mutlaka ölüdür." Dağ derken hangi dağ çıkıyor bunlar? Çeşitli Makedonya dağları. Oralara şey yapıyorlar. Şimdi Şemsipaşa bunları bastırmakla görevli. Manastır. Posta. Kaç kişiler toplam dağa çıkanlar? Dağa çıkanlar birlikler. Asker. Tabii. Asker. Aslında ciddi bir isyandır o. Gayet tabii. Baş kaldırmadı ama 2. Jön Türk Kongresi'nde alınmış karardır o. Silah. Gerekirse silah kullanmak. Tabii. Erol abi, isterseniz bir kısa reklam arası verelim. Şu reklamı bir atlatalım. Arkasından bu dağa çıkan ittihatçılar, sonra öldürülmesi, hakik parti nasıl öldürüldü, sonra nasıl ittihatçılar aşağı indi, nasıl iktidar oldular, imparatorluğu nasıl çökerttiler, Türkiye'yi Osmanlı'yı savaşa nasıl soktular tam şeyinden öğreniyoruz. Çünkü son ittihatçılardan abi. Yarın Erol abi reklamlardan sonra konuşacağız. Onu ittihatçılara biraz da bir serseri ruh var gibi geliyor. Hayır, benim görüşüm. Anlatacağım. Şim anlat. Hepsi eli tabancalı. Cumhuriyet kurulduktan sonra bile tabancayı bırakmıyorlar.

Bir tarafa, yani sivil hayatta bile tabancalı, tabii böyle hafif bir Ergenekon havası var onlarda. Hayır yok, soracağım birazdan Ergenekon'la bağlantı, yani neyse. Bir reklam arası. Reklamların ardından hemen devam edeceğiz. İttihatçılara ve bugüne kadar [Müzik] getireceğiz. Erol Abi, bu programda dil sürçmesine bile yer yok. Gayet tabii, hemen düzeltme geliyor. Hayırlı akşamlar. Erol hocaya hatırlatayım, eniştesini vurduran Enver Bey diyor. Doğrudur. Dikkatleri için çok teşekkür ederim. Ben, ben yalnız söylemişim, Enver Bey'dir.

Peki, dağa çıktılar ittihatçılar. Şimdi bunları tenkil için Ferik Şemsi Paşa geliyor. Manastır postanesinden saraya diyor ki: "Geldim, işe vaziyet ettim. Yarın sabah gerekeni yapacağım." Emrinde askerler de var. Askerler de var tabii, bir silahlı kuvvet olarak geliyor. Ancak, ancak İttihat Terakki için zor bir durumdur. Ya İttihat Terakki duruma sessiz kalacaktır ve çökecektir, silinecektir, yahut Şemsi Paşa'yı ortadan kaldıracaktır. Nitekim Fedai grubundan kura kurada isabet eden Atıf Bey, mülazim Atıf Bey, sonradan Cumhuriyet döneminde Çanakkale milletvekili oldu. Atıf Kamçıl, Atıf Kamçıl, üç tabancasını üç defa ateşlemiş. Yani kimsenin aklından bir... İnzibat, koruma vesaire içinde Şemsi Paşa postaneden çıkmış o sırada silah atılmış. Şimdi bazıları komik olarak diyorlar ki: "Omuzundan vurulup atardamarı parçalanmıştır." Omuzdan hangi atardamar geçer? Bir tanesi boynundan aldığı yaradır ve ölümüne sebep olmuştur. Şayet bu olmasaydı, tarih ihtimaller üstünde durmaz, olanı konuşur. Şemsi Paşa ölmüştür. İttihat Terakki hakimiyetini sağlamıştır. Ancak Abdülhamid ondan sonra çaresiz kalmıştır. Yani İttihat Terakki bir isyan grubu olarak kuruluyor aslında. Gayet tabii, gayet. Şimdi Şemsi Paşa önleyebilir miydi? Önleyemez o kanaatte değilim ben, çünkü ama İttihat Terakki'nin rüştünü ispatladığı anlardan birisi. Gayet tabii. İttihat Terakki çok zor kararın... karşısındaydı. Ya kendi kalkacaktı ya Şemsi Paşa'yı.

Peki, İttihat Terakki asker ağırlıklı bir örgüt müdür? Evet, şundan. Şimdi İttihat Terakki'nin biliyorsunuz dahili merkezi umumisi Hürriyet Cemiyeti'dir. Osmanlı Hürriyet Cemiyeti şeyle birleşmiştir, Selanik'teki Terakki ve İttihat da birleşmiştir. Biri harici, dahili harici merkezi umumi, öbürü dahili merkezi umumidir. Ancak birtakım işlemlerinde dahili merkezi umumi harici merkezi umumiyeye bağlıdır. Bu dahili merkezi umumide çoğunluğu askerler teşkil ederler. Bir ne fark var dahili merkezi umumi ile harici merkezi umumi arasında? İkisi de Abdülhamid'e karşı bir bütünün iki ayrı parçasıdır. Ancak biri siyasi mücadele eder, yani Ahmet Rıza ve grubu. Öbürü askeri mücadele, fiili mücadele eder. Şimdi askerlerin o hareketi olması, İttihat Terakki içinden askerleri çektiğiniz zaman hiçbir şey kalmaz. Kalmaz. Çünkü bir yığın yazılan, söylenen, anlatılan karşısında halk tepkisiz. Onun için Balıkçı Nizamnamesi kadar ilgilendirmez dedim. Hürriyet diyorsunuz. Yine daha önce örneğini verdim. Parası olmayan bir adam için hürriyet ne ifade eder? Satın alma hürriyeti. Özellikle bunun için İttihat Terakki'yi askerler bir nevi ihya etmişlerdir. Hatta Kanun-ı Esasi'nin tekrar yürürlüğe girmesini sağlayan, yani bir anlamda özgür Osmanlı'daki özgürlük hareketinin başlangıcı askerler midir? Doğrudan doğruya Tıbbiye, Tıbbiye okulunda başlamış, askerler eliyle de fiili duruma gelmiştir. Tıbbiye'dekiler de askeri, tıbbi, askeri, tıbbi, askeri, askeri tıbbiye. Çünkü ilk defa yüksek öğrenimde batının bir takım değerleri, değerleri öğretiliyor, tartışılıyor. Mesela harp okulları nazırı Marco Paşa vardır. Marco Paşa doktor, Paşa'dır. Bu herkesin derdini anlayan meşhur Marco Paşa. Tabii. Şimdi derdini Marco Paşa'ya anlat derler. Marco Paşa'nın özelliği şu: Siz anlatırsınız derdinizi, derdinizi. O büyük bir ciddiyetle dinler. Ondan sonra sorar: "Anladım, anladım." Ama ne siz yeni başlayan anlatırsınız, der ki: "Tamam, anlaşılmadıkça dersin." Onun için derdini der mı yapıyor bunu? Şimdi Marco Paşa hükmü, Marco Paşa batıyı anlamaya çalışmış ama anlayamamış. Anlayamamış. Ne demiş? "Anladığınız an böyle bir takım şeylerdir."

Şimdi tekrar dönecek olursak, İttihat Terakki. Sina Akşin benim yakın dostumdur. Hatta kendisini de böyle bir... bir şeyle anlıyorum. Diyor ki: "Bazı cinayetler işlenmiştir. İttihat Terakki'nin bunda dahli vardır." Olabilir. "Biz olabilirdi vardır diyoruz." Hangi cinayetler bunlar? Şimdi Şehremini Rıdvan Paşa, bir takım Selanik'te öldürülenler, İstanbul'da öldürülenler, köprü başında Mevlan diye vurulan... Evet, gazeteci. Şimdi İttihat Terakki niye adam vurur? Niye vurur? Niye vurur? İttihat Terakki ikinci Jön Türk Kongresi'nden sonra, yani Hürriyet Cemiyeti ile birleşmesinden sonra nizamnamesine on maddelik bir ek yapmıştır. Kimler öldürülür? Kimler öldürülür? Evet, aynen okuyayım size. Hadi okuyalım bakalım. "Gerek cemiyete mensup bulunsun ve gerek hariçten olsun bir şahsın vücudu vatanı ve cemiyeti veyahut cemiyeti tehlikeye ilka edecek zarara uğratacak veya icraatı cemiyete akim, yani çaresiz bırakacak, cemiyetin çalışma bırakacak veyahut maksadı cemiyete cüzi külli küçük veya büyük a ve ç az veya çok zarar iras eleyecek bir hal ve hareketi vukuunda ve alel umum memurin devlet tarafından on maddede münderiç işkence bu itaatçılar uğrayacağı devlet şeyinde görevlileri tarafından uğrayacağı işkenceler, zulüm ve gadr ellerin irtikab halinde vaki olacak ihbar ve teklif üzerine emri muhakeme heyet-i merkeziye erce icra olunur." Bu öldürülür demektir. Kibarcası, kibarcası. Heyet-i merkeziye tahkikatı amika ve tetkikatı adilane icrası ile cemiyetin menafii kendi adaleti vicdaniyespor... Bir bir jöntürk öldürdüm. Padişahım çok yaşa dersiniz. Cezanız onda u gider, onda biri de padişahın affına uğrar. Yani ittihatçı öldürmek iyi bir şey. Evet, tespit edilirse ittihatçı oldu. Ama baktığınız zaman şimdi anlattığınız kadarıyla ortaya çıkan şey bu. İttihat ve Terakki başlangıçta, bugünün kuralları çerçevesinde ele aldığın zaman bir terör örgütü değil. Değil. Ortaya çıkan, onu bunu vuruyorlar. Şimdi bakın, Vahdettin Terakki, kendilerine terör örgütleri de böyle yapıyor. Yok, bizim terör örgütleri İttihat Terakki'nin tırnağı bile olamaz. O ayrı. Bakın, İttihat Terakki'de her biri vatanı için canından vazgeçmiş insanlar vardır. Mesela bir Enver'in kahramanlığı neyle izah ediliyor? Ölçüsü yok tabii ki. Tabii. Bir Talat Paşa'nın kahramanlığı neyle izah edilebilir? Talat Paşa postanede başkatip, ondan önce müvezzi, dağıtıyor. Ha, başkatip. Ondan sonra tecil-i rütbe ile, rütbeyle... Evet, Talat Paşa kapı kapı dolaşarak posta dağıtıyor. Jön Türk neşriyatı da bu arada... işine yarıyor tabii. Onun her yere girip çıkıyor. Çok üzülüyorum. Bütün bu yayınlanan kitaplarda... İpek, İpek Mebusu Hafız İbrahim Efendi vardır. Çok büyük bir kahramandır. Talat'ın hapishane arkadaşıdır. Bir Doktor Nazım vardır, bileceğiz. Doktor Nazım'ı. Bir Bahattin Şakir vardır. Yani bunların hizmetlerini neyle öder?

Bu söylediğiniz olayların yılı tam olarak kaç? Bu söylediğim olayların yılı 1906 ve 8 arasıdır, çeşitli aşamalarda. Affedersiniz, şeye, o İttihat Terakki nedir diye sorduğunda bir şey geldi aklıma. Bir gazeteci, hatta yeni çıktı, yeni baskı yaptı hatıralı. İttihat Terakki zamanında Talat Paşa'ya sormuş: "Paşam, İttihat Terakki nedir?" demiş. Düşünmüş: "Vallahi ne olduğunu ben de pek bilmiyorum ama demiş, idaresi çok müşkil demiş." Tabii hoş söylüyor, çünkü her bir sürü deli dolu adam var içinde. Aslında hayır, tabii. Mesela İttihat Terakki'de namus kavramı çok önemlidir. Bana bir tane hırsız ittihatçı gösteremezsiniz. Zaten hepsi aç ve fakir ölmüştür. Evet. Talat Paşa, şimdi yakın arkadaşım, iyi bir araştırmacı Osman Selim Kocahanoğlu anlattı, yani ondan dinledim. Sorumluluğu ona ait. Baskın Oran, Talat Paşa için demiş: "Kıbrıs, kanlı katile yolların adları veriliyor, bilmem taltif ediliyor filan filan." Şayet bu doğruysa çok ayıp. Baskın Bey'in Talat Paşa'yı hiç bilmediği, hiç anlamadığı ortaya çıkıyor demektir. Talat Paşa sadrazamdır. Şimdi şunu arz edeyim, şunu arz edeyim. Talat Paşa sadrazamdır. Evin sadrazamlığından çıkar, Cağaloğlu'nda gazeteciler cemiyetinin karşısındaki Yerebatan Caddesi'nde evi vardır. Oraya giderken taş kira, kira sadrazam bu. Oturur, oradan taş fırından bir tane ekmeği koltuğunun altına alır ve evine gider. Evi de kiradır. O gördüğünüz şimdi polis karakolu olan evdir. Hatta Ali Fuat Türk geldi, hatıralarında açık açık anlatıyor. Sultan Reşat duymuş, demiş ki: "Paşa, duyduğuma göre senin evin yokmuş. Ben de biraz yardım edeyim de sana bir ev alalım." Ses çıkarmamış. Çıktıktan sonra Ali Fuat Türk geldi, dedi ki: "Hünkar bana böyle dedi. Reddedemez bunu. Münasip bir dille reddedin." Reddettiğini söyleyin. Yani padişah sana ev alman için yardım ediyor diyor ve Paşa: "Ben böyle bir şeyi..." Şimdi Murat Bardakçı'nın kitabını okudunuz mu? Murat'ın kitabında ilginç bir şiir var. "Talat'ın tabutu önünde" diye. Cem Cemal Kuntay'ın. Orada çok net söylüyor, diyor ki: "Asla derileşmezdi vezir esvabı sende. Sen zorla büyüttün ne kadar istemesen de. En son eğildin kurşunla eğildin. Altınlar akarken de züğürt ölmeyi bildin." Evet, doğrudur. Bu herhalde Türkiye'de yönetici sınıfına okutulması gereken bir şiir. Ayakkabısının altı delik ayakkabıdan tanımışlar zaten. Çuval Bey tanımış ayakkabısının altından. Üstü örtülü ayak. Tabii, tabii. Şimdi Murat Bardakçı anlattı, bana da kendisi daha iyi bilir. Niye sadaret konağında oturmuyor? Başbakanlık konutunda? Tabii, çünkü oranın masraflarına aylığı yetişmiş. Böyle mi? Ev bu. Talat Paşa... yani Bahattin Şakir, Doktor Bahattin Şakir nesi vardı? Doktor Nazım nesi vardı? Herhangi bir ittihatçı alın. Şimdi vagon ticareti için ittihatçılar itham edilir. Vagon ticaretinde ittihatçılar ne yapsın? Oradaki görevli, yani devlet memuru bir takım vagonlar tahsis ediyor. Vagonları tahsis edenler karaborsa satıyorlar, bilmem... Bunu yakalıyorlar, yakalıyorlar. Ama yakaladığını yakalıyor. Mesela Kar kemal, nazırı iaşe, nazırı aşırı fiyatla un satan bakkalı yakaladığı zaman doğduğuna pişman etmiştir. O kadar dürüst adamlar. Kemal'in bir yığın para var, İttihat Terakki'nin parası. Çünkü şirketlerin sorumlusu Kar kemal. Ama Kar kemal geçim sıkıntısı çekiyor. Abi, bu İsmail Canbolat'ın Talat Paşa'ya yazdığı bu mektup... Evet, dahiliye müsteşarı olmuş. Evet, istifa ediyor şeyden. Çünkü bu Almanların koyduğu bu aracılık timi artık diyor. Doğrudur. O kadar sopa da çekiyor eliflere, anlamıyor bu işi yapmıyorum diyor. Doğrudur.

Peki, ben tekrar İttihat Terakki'ye döneceğim. İttihat Terakki padişaha karşı bir örgüt olarak kuruluyor derdi. İstibdat, padişaha karşı değil, istibdada karşı. Kanun-ı Esasi'yi yürürlüğe, anayasa tekrar yürürlüğe girsin, özgürlükler artsın diye kuruluyor. Padişah buna son derece karşı ve İttihat Terakki, gerekirse savaşarak, gerekirse bugünkü kavramlarla belki bir terör örgütü gibi görünme pahasına da olsa anayasanın tekrar yürürlüğe girmesi için mücadeleye başlıyor. Evet, doğrudur. Ve bu 1900'lerin ilk 10 senesi içerisinde, ilk 8 senesi içerisinde, 10 senesi içerisinde. Sonra İttihat Terakki'nin iktidara gelmesi nasıl oluyor? Hah, şimdi İttihat Terakki doğrudan iktidara gelmemiştir. İttihat Terakki uzun süre bir baskı unsuru olarak varlığını sürdürmüş. Şimdi bakın, İttihat Terakki mecliste çoğunluğu sağlamış. Yine Abdülhamid'in şanlı vezirleri hükümeti kuruyorlar. İstifa ediyor, yerine başkası geliyor, o geliyor, bu geliyor filan filan. Bu ne zamana kadar sürüyor? Bir kesinti var. Halaskar Zabitan hareketi. Şimdi bu beni hep güldürmüş tür ama bugün güldürmüş tür. Niye? O gün için çok büyük bir şey. Herkese mektuplar gönderiyor, işte hayatınıza son verilecektir ama hizmetleriniz dikkate alındığı için şimdilik bundan vazgeçilmiştir. Bunu öyle yapın, böyle yapın, yahut öldürülecek vesaire gibi filan. Meclis-i Mebusan başkanı dahil herkese gönderilen mektuplar var. Kimdir bunlar? Nedir? Koca İttihat ve Terakki görevi bırakmıştır, çekilmiştir meclisten. Meclisten çekilmiştir. Peki sadarete kim gelecek? Çok enteresan. Kamil Paşa'yı teklif etmiş Hünkar. Yani gözü Kamil Paşa'da. Ancak Kamil Paşa bir ittihatçı düşmanıdır. Şayet iktidara gelirse çok kan dökülebilir. Affedersiniz abi, o Halaskar Zabitan'ın mektuplarından biri şöyle bitiyor. Halaskar Zabitan'ın ne olduğunu anlatır mı? Halaskaran Zabitan, kurtarıcı Subaylar. Şimdi bir kısmı da buna dil sürçmesi, "Halaskaran Zabitan" diyor. Bu, bu dil sürmesini yapan kişinin şu anda hangi mevkide olduğunu söyler misiniz? Türk Tarih Kurumu'nun başkanı. Zarar yok. Vardır öyle bir takım şeyleri. Uzun bir münakaşa çıkmıştır aramızda. Ben "Halaskaran Zabitan" denmeye iddiası... Zabitan ne demek? Halaskaran Zabitan, zabitlerin kurtarıcıları demektir. Halaskar Zabitan, kurtarıcı zabitler demektir. Zabit diyor ki, onun bir de hemşiresi var. Bu Ali Birinci'nin kitabı değil mi? Ali Birinci'nin "Halaskaran Zabitan". Hem de doktora tezi. Doktora tezi kabul eden de bizim Sina Efendim. Mektup şöyle bitiyor: "Şuna şuna çare bulunuz. Saniyen, serian istifa edip ben hemen istifa edeyim. O makam-ı celili telvis etmeyiniz, pisletmeyiniz. Pislik başka türlü idame-i hayatınız kabil değildir." Kim kime yazmış bunu? Aliasker Zabitan bir nazıra yazıyor. Nazıra yazıyor. "Gebertir, istifa etmezsen ama adam ertesi günü istifa etmiş." Etmiş. Evet. Hemen istifa etmiş eden kim? Rami Paşa. Rami Paşa. Şimdi bu dört tane subay, hatta neyse Ali şu anda şey değil. Ali, çok sevdiğimiz arkadaşımızdır. Kendini savunamayacak durumda da. Onun için hiç sö... Onu konuk etmek isteriz burada aslında. Gelirse şey yok. Şimdi Halaskar Zabitan birden bir kesinti. P... Kitabiyat Türkiye'de en iyi bilenlerden biridir Ali Birinci. Çok eski bir arkadaşım. Kitap konusunda şeydir, iyidir, meraklıdır filan. Biraz da aklını çalışırsa... Hayır yaparken göz çıkardınız. Murat düz dedi. Şimdi şöyle bir durum var ama Ali'yi sen de seversin. Ali, tabii ki. Yani şeyimiz yok ama "Halaskaran Zabitan" deneyeceğim. En azından bilme. Hele onun bir "Börü Heyeti" var. Yerlere yatarsınız gülmekten. Heyeti? O ne? Şimdi keşke bir imkan olsa da kendisi savunsun kendisini. Şimdi okuyorum. "Börü Heyeti." İttihat Terakki o zamandan beri Türkçüyüz. "Amn nameyi biliyorum avucumun içi gibi biliyorum." "Börü Heyeti" diye bir şey. "Büro Heyeti" var. Yani Meclis-i Merkezi Umumi tali işler için üç kişiye ayırıyor. Bunlar halkın işleriyle meşgul oluyor. Bunlara büro heyeti deniyor. Mührü saklamak bunun görevi. Halkın şikayetlerini incelemek bunun görevi. Ama merkezi umumiyeye bilgi vermesi için. Ama bu parti legal hale geldikten sonraki durum. Evet, evet. Yani 1324 kongresinde zaten bu müessese girmiş. Evet. Biraz üstünde düşünse görevlerini de sayıyor orada ve oku doğru dürüst okusa "Büro Heyeti" diyecek ama "Börü Heyeti" demiş. "Börü Heyeti" böğürtmek Türkçülüğe bağlamış. Türkçülüğe bağlamış. O zamandan beri Türkçüyümüştür. Türk Tarih Kurumu başkanı da bu arada gitti ama seviyoruz. Sevmesek ne olacaktı? Hayır, çalışkan. Çok severim çalışkan ama düşünce çok önemli bir şey. Şimdi Adnan Adıvar bana onu söyledi. Adnan Adıvar, Halide Hanım'ın eşi, çok büyük bir düşünür, çok büyük bir düşünür. İslam Ansiklopedisi Tahir Heyeti başkanı falan filan. Bir şeyden, bir şeyden dolayı beni kabul etti. Kendisinin bana verdiği bir ders vardır: "Cümleler bizim düşüncemizin formüle edilmiş halidir. Ne diyorsun?" Dur, düşün dedi. Onun "Dur Düşün" isimli bir kitabı var. Gitti diplerden gözü açtı bir kitap getirdi ve bana imzaladı. Kitabın adı "Dur Düşün". O günden beri düşünüyorum. Hayır, acaba bunu böyle söylüyorum, bu anlama mı gelir? Başka anlama mı gelir? Yani "Dur Düşün" çok önemli bir şey. Bizde maalesef düşünmeden bir takım... Şimdi örneklerini size vereceğim. Gün sonra 2008 bitiyor. Şu yıl yapılanların bir icmali. Bence önemli. Ne yapılmış? Şimdi size bunun örneklerini göstereceğim. Ağlamaklı olursunuz abi. Bir ara vereyim sonra gösterelim mi örnekleri? Dericiler kısa bir ara. Nasıl olsa sabaha kadar vaktimiz var. Konuşmaya, sohbete devam edeceğiz. Maillerinizi de hepsini okuyorum. Yeri geldi de hepsini soracağım. Hiç merak etmeyin. Kısa bir ara.

Evet değerli izleyiciler, geçen programın kurbanı arşivler olmuştu. Bu programda da tarih kurumu başkanı değerli bilim adamı Ali Birinci'yi harcadık. Herhalde daha da devam edeceğiz galiba. Erol abi tam gaz gidiyor. Evet, şimdi yani konuya girmeden önce bir şeyi açıklayayım. Bu yıl bitiyor, yani 100. Yılı tamamlıyoruz. Yani İkinci Meşrutiyet, İkinci Meşrutiyet'in iadesi, iadesi. Niçin? İkinci Meşrutiyet deneyeceğim. Anlattık. Şimdi yapılan bir takım çalışmalar var. Çok sevindim. Demek ki pek çok kitap yazılıyor. Şimdi bugünlerde bunla ilgili. İttihat Terakki'ye ilgi duyan pek çok. Ama çok üzüldüm. Dişe dokunur bir şey yok. Niye? Bir sürü kitap çıktı. Bir tanesi önünüzde duran kitap. Mesela ş... de gelecek sıra gelecek. Çünkü kötü mü kitap? Çok yanlışlarla sakat. Yapmayın. 100'lü o kitapı, 100 para etmez bence. Bence 100 para etmez. 100 liralık kitap. Şimdi ona geleceğiz. Sırayla alabilir mi? Kitabı? Tabii. Şimdi şu bilimsel bir kuruluş olduğunu iddia eder. İrsika. Evet. Ve bu 100. Yılında İkinci Meşrutiyet diye bir toplantı düzenlemiş. Bu toplantıda İrsika, yani İslam Konferansı'nın Tarih ve Kültür Bilim Bilimi birimi, birimi, pardon. Şimdi saygı duyulması gereken bir kurum. Bu Ekrem'in başında olduğu. Evet, Ekrem baş genel sekreter. Evet. Şimdi bunun bir tebliğler şeyi var. Bakıyorsunuz neler var? Konu: "Türkiye'de temel hak ve özgürlüklerin gelişimi açısından 1908 Anayasası'nın önemi." İlk defa böyle bir anayasadan haberdar olduk. Yok böyle bir anayasa. Yok böyle bir anayasa. 1876 Anayasası'nı söylüyor, tekrar yürürlüğe girmesi. Bir ay. Ama başlık bu. İçi kim bilir ne? Daha antreden gitti. Antreden daha dakika bir gol. İkincisi: "1908 Anayasası ve anayasa reformlarının Osmanlı devleti ve toplumu üzerine etkileri." O da böyle. "1908 Anayasası." Bunu kabul eden bilimsel kurul kimdir? Kimdir? Kimdir? Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu şeref başkanı var. Profesör. Türkiye Cumhuriyeti şu bakanımız. Ha, bakanımız. Bakanımız. Ondan sonra bir düzenleme kurulu olması lazım. Şurada galiba. Evet. Ha, tabii, tabii. Şimdi Şerif Mardin var. Şerif Bey, böyle bir hatayı nasıl yapar? Ama Şerif Bey tarihçi değil ki. İttihat Terakki yazdı, Jön Türkler, Türkler yazdı. Bir de Şerif Bey herhalde 1908 Anayasası denmeye bilir. Belki de okumamıştır bile, bakmamıştır. Şar... Kışım yabancı. Bu Mehmet İpşirli var. Klaus Kiser var. Kış akıllı bir çocuktur halbuki. Yani bu hatalara nasıl düşüyorlar? Francois Georgian var. François'yı tanırım ben. Evet. ABD falan ya. Az Özc var. Buzpınar diye biri var. Mehmet Hacı Salihoğlu diye biri var. Kim bunlar? Yani birbirinin çarpımından ne elde edilir, onu bilmiyorum. Ama bu bildirileri kabul edenler bunlar. Daha var, daha var. Şimdi bu şey içinde yine en iyisi Nevin Ateş'in makalesi. Hiç olmazsa şura-i ümmetin Selanik baskısını ele almış. Ya o bak, tek dişe dokunur. Şura-i Ümmet ne demek? Şura-i Ümmet bir gazete. İttihatçıların... şeyi, toplumun... Birliği şurası. Şimdi daha var. "1908 Anayasası'nın Mısır ve Mağrip'te anayasal hareketlere etkisi mukayeseli bir araştırma." Hayır, biz mi okuduğumuzu anlamıyoruz, yoksa yanlış mı bu? Veya doğru da biz mi yanlış biliyoruz? 1908 Anayasası ne demek? Hiç mi düşünmezsiniz? İşte düşünce onun için önemli. Yani 2008 Anayasası nasıl bir saçmalık sa, ol... 2008 Anayasası demek mümkün mü? Daha bunun gibi. Peki bu kitapta ne var? Şimdi bu kitap Yapı Kredi Yayınları'ndan çıktı. Bildiğim kadarıyla. Ve önemli isimler var baktığınız zaman. Bakın bakalım danışma kurulu: Nuri Akbayar, Raşit Çavaş, Yücel Demirel, Bahattin Öztuncay ve çok herkesin tanıdığı Mete Tunçay. Şimdi Mete'nin bunların arasında işi ne? Değil mi? Bunların İttihat Terakki hakkındaki bilgileri ne? Belli oluyor zaten oradan. Şimdi Mete Kamil Paşa kabinesi, sonra Kamil Paşa'nın istifasından sonra yazmış. Hüseyin Hüsnü Paşa'yı sadrazam yapmış. E, Mete acele etmiştir. Mete bunu bilmeyecek insan değil ama herhalde ama ş bu belge herhalde bunlardan biri okudu bunu ama anlayacak adam Hüseyin Paşa olacak. Hüseyin Paşa hiçbir zaman sadrazam olmadı. Hatta torunları seyrediyorsa, sevgili arkadaşımız Melekşah, şimdi bir sadrazam torunu olarak Mete Tunçay tarafından musaddak bir şekilde... Tabii, tabii. Hava atabilirler. Hüseyin Hüsnü Paşa, hareket ordusunu İstanbul'a getiren adam. Benim büyük babam, büyük babam. O kadar. Daha onun gibi bir yığın takdim, tehir vesaire filan filan. Şimdi kısaca kanaatim şu: Bu kitabı yanlışını düzeltmek için bu ölçüde bir kitap yazmak lazım. Onda da zannediyorum ki kimsenin zamanı yoktur. En azından bu kitapı alanlara birer tane düzeltme basıp da yollasınlar. Aynı kitap kadar bir şey olması lazım. Yani gazetecinin cenazesi diye bir fotoğraf koymuşlar. Be, mebusan açılış fotoğrafı. Ev, açılış fotoğrafı. Yani insan sıkılır biraz. Oradaki bilgiler Şemsi Paşa'yı anlatmışlar. Ne anlatıyor hala anlamış değilim. Okuyalım. Burada duruyor. Hemen bulayım ilgili bölümü. Hele o Şemsi Paşa'nın katli bölümü diyorsunuz. Evet. Metrobi 18 Nizamiye Fırkası komutanı Şemsi Paşa, padişaha bağlı mutlakiyet taraftarı alaylı paşalardan Niyazi Bey'in dağa çıkması üzerine bu hareketi bastırmak için görevlendirildi. Paşa'ya metrit fırkasından gerekli miktarda taburu beraberinde alarak hemen Manastır'a gitmesi emredildi. Paşa trenle Manastır'a gelirken sekiz büyük damadı alay katibi Süreyya Bey ile görüştü. Ancak İttihat ve Terakki Cemiyeti üyesi olan damadı kendisine cemiyet hakkında bilgi vermedi. Paşa 7 Temmuz 1908 sabah Manastır'a vardığında diğer damadı Kaymakam Rıfat Bey tarafından karşılandı. Yine Manastır İttihat ve Terakki Cemiyeti üyesi olan Rıfat Bey de kendisini açıklamada bulunmadı. Peki, Şemsi Paşa'nın Manastır'a gelmesi ve cemiyet hakkında soruşturma yapması cemiyeti rahatsız etti. Soruşturması sonuçsuz kalan Şemsi Paşa Resne'ye gitmeye karar verdi ve evindeki taburların hemen Resne'ye gitmelerini emretti. Sarayla haberleşmek üzere telgrafhaneye giderek birçok telgraf yazdı. Paşa saraya gönderdiği telgrafta Manastır'a geldiğini, cemiyetin nerede bulunduğuna dair kimsenin bilgisi olmadığını, ancak soruşturma yapmak üzere iştipe gönderilmiş olan Enver Bey'in kıyafet değiştirerek asilere katıldığını, Yakova taburunun kendisine katılması için emir verdiğini ve Manastır'da askeri düzenin bozuk olduğunu bildiriyordu. Paşa telgrafı çektikten sonra telgrafhaneden çıktı ve kendisini bekleyen arabasına doğru yürüdü. Arabanın etrafında mülki ve askeri memurlarla Prizren'den kendisiyle birlikte gelen belediye reisi Hacı Rat'ın 20 kişilik müfrezesi bulunuyordu. Paşa arabaya binmeye hazırlanırken üç el silah sesi duyuldu. Kurşunlardan biri Paşa'nın sol omzuna isabet etti ve atardamarı kesti. Baskın olası düşünen Arnavut muhafızının duraksamadan Fedai Mülazım Bigalı Arif yaralı olarak kaçmayı başardı. Şemsi Paşa vurulduktan sonra telgraf merdivenleri çıkarak bir sandığın üzerine oturdu. Başını daha önce emrinde çavuş olan Hasan Ağa'nın göğsüne dayadı ve 15 dakika kadar sonra vefat etti. Şemsi Paşa gibi Abdülhamid'in en güvenilir adamlarından birinin öldürülmesi meşru ilen sü ve Terakki cemiyetine attığı adımlardan birini oluşturuyordu. Atıf Bey, Arif Bey değil, Arif de değil, Atıf Bey. Atıf Bey, Atıf Bey. Yani şurada bile üç yanlış peş peşe, peş peşe. Yani daha bunun gibi neler var içinde de. Normal bu ama bu memleketin kağıdına, günah, baskısına günah, emeğine günah, günah üstüne günah. Şimdi Mete bunların içinde ne arıyor canım? O da Hüseyin Üstlü Paşa'yı sadrazam yapmış. Evet. Yani, yani şimdi Mete Tunçay da gitti. Ali Birinci'den sonra. Hadi bakalım arkamızda siz de ittihatçılar gibi arkanızda cesetler bırakarak ilerliyorsunuz. Onlar kadro yok zaten. O kenem yekün kendin gittiler, gittiler filan. Yani madem Ömer Koç diye bir zat biliyorsunuz malumunuz. Madem böyle bir şey yapıyorsun, değil mi? Hiç olmazsa bu memlekette müte... Ömer Koç ne yapsın? Şimdi oradaki isimlere baktığınız zaman bazıları deve dişi gibi derler ya, öyle isimler. Ne yapsın? Şimdi yok. Bunların hiçbiri. Mete Tunçay kötü adam mı? Vallahi hayır. Peki. Yani Mete için bir şey söyleyemem. Arkadaşım. Ali Birinci de arkadaşınızı ama gitti o. Gönül istiyor ki ben benim için çok hırçın derler, çok kırıcı muhalefet yapıyor, şey yapıyor derler, eleştiriye eleş. Hayır, değilim. Ancak ben bir kitaba para verip alıyorsam, bundan bir şeyler öğrenmem lazım, yararlanmam lazım. Şimdi şu kitabın nesinden yararlanacağım ben? Yani paramı geri verseler iade edeceğim. Kutuyu a yapık hediyelerinden 100 lira istiyoruz. Kitabı iade edeceğiz. Yani daha bunun gibi. Şimdi şu bilimsel bir konferans. İşte biraz evvel makalelerin şeyini okudum. Olacak iş değil. Bir de oradaki adamlar düşünmezler mi? Bu 1908 neyin anayasası olur ya? Bu anayasanın 1908 ile ne ilgisi olur? Peki bu Doktor Abdullah Cevdet'in lafı. Şimdi kitaplardan bahsedince aklıma geldi de damızlık. Şimdi damızlık meselesi. Şimdi Abdullah Cevdet tabii dönemine göre iyi bir düşünür ya. O cümle öyle değil. Ben onun orijinalini buldum. Unuttum. Onun orijinal şeyi diyor: "Türk ırkını güzelleştirmek için Macaristan'dan adam güzelleştirme damızlık erkek getirelim falan şeklinde bir şey." At yorumlandı ama ama tam şeyini unuttum ben. O yazıyı bulmuştum. Öyle değil. O söz asla o değil. Çünkü Mustafa Kemal döneminde bunun milletvekili olmak şeyi var. Evet, bu ortaya atılınca vazgeçilmiş. Tabii. Bir de yalnız Süleyman Nazif'in meşhur sözü vardır onun için. Evet. "Alçak değil, çukurdur o. Bir de Allah hayayı yüzünden tırnaklarıyla söküp almış, bozmuş." Hayır, tırnaklarıyla söküp al. Söküp al. Şimdi Süleyman Nazif hayli şey bir adam yani sivri dilli bir adam. Enver Paşa'ya da çok sinirleniyor. Ahmet Paşa da şeyde tutuklu, Malta'da tutuklu. Enver'in babası, Enver'in babası Ahmet Paşa Malta'da tutuklu. Şimdi Enver Paşa şey, Ahmet Paşa dininde, diyetinde bir adam. Namus meselesinde tartışıyorlar. Diyor ki: "Ben hiç harama uçkun çözmedim." Enver'in babası, Enver'in babası. Süleyman Nazif dayanamıyor: "Helali de çözmesi keşke Enver çıktı diye helal çöz." Enver olmasaydı, çünkü bütün kabahatler bildiğiniz gibi Meşrutiyet iadesinde Enver bir kahramandır. Niyazi Bey bir kahramandır. Eyüp Sabri Bey bir kahramandır. Ama savaştan sonra bunlar vatan hainidir. Ay, ama öyle değil midir? Kaybeden öyle olmaz mı? Yani devlet yönetmek böyle bir şey değil midir? Şimdi böyle mi olmazı? Ve şimdi Gazi Ahmet Muhtar Paşa'ya geldik de orada kaldık. Gazi Ahmet Muhtar Paşa kaybettiği bir savaşta gazilik unvanı kazanmıştır. Yani nasıl? Şimdi şey anlatır Halit Ziya Saray ve Ötesi'nde şeyler. Halaskar Zabitan meselesi çıkmış. İttihat Terakki çekilmiş. Sultan Reşat'ın amacı Kamil Paşa'yı yeniden sadarete getirmek. Ancak iki arkadaş başkatibi ziyaret ederler. Halit Ziya'yı derler ki: "Siz Hünkar'a münasip bir dille arz edin. Şayet Kamil Paşa gelirse çok kan dökülür." E peki kimi koyacağız yerine? Lütfi Simavi ile Halit Ziya Bey kendi aralarında konuşurlar. Teklifin kimden geldiğini şimdi ayırt edemiyorum. Ya Lütfi Simavi ya şeyden Halit Ziya Bey. Gazi Ahmet Muhtar Paşa akla gelir. Gazi Ahmet Muhtar Paşa meclis-i ayan azasıdır. Gazikârûn kadar zengindir vesaire vesaire. En münasip de insandır. Saraya çağrılır. Şimdi ondan sonrasını Halit Ziya Bey anlatır. Biz başkatip beraber karşısını dizildik diyor. Paşa'da iskemlede oturuyor ama duruyor mu, uyuyor mu, düşünüyor mu belli değil. Paşa o zaman kaç yaşında? 80 yaşında. Oh maşallah. 80'i de biraz aşmış. Şimdi kendisine iradeyi tebliğ ettik. "Paşa hazretleri, sadaret muh denize tebdil olunmuş." Yani Başbakan oldunuz. Baş... Evet. Ahmet Muhtar Paşa. Evvela bir titredi diyor. Evvela bir titredi. Sonra ellerini açtı. "Ya Rabbi, sana şükürler olsun. Kısmet bugüneymiş." Dedi. Meğerse sadareti bekliyormuş 40 yıl. Tabii. Üç sadrazam, bir yığın nazır vesaire filan filan. Büyük kabineyi kuruyor. Baba hükümeti değil mi? O. Tabii oğlu da Mahmut Muhtar Paşa da şey nazır. Büyük kabine. Tabii. Balkan Savaşı'na, Balkan Savaşları'na giriyoruz. Balkan Savaşları bizim için büyük bir yenilgidir. Bizim Rumeli'den atılışımızdır. Ancak ben bir, bir buçuk sene evveline kadar yenilgimizin nedenini bir türlü çözememiş, devamlı da bunun sıkıntısını yaşamış. Mustafa Kemal'in Sofya ateşemiliter iken Harbiye Nezareti'ne raporları var. Bulgarlarla beraber işbirliği yaparak bunu yayımladı. Arşiv yayınladı. Meğerse Paşa bizim savunma sistemimizi Bulgarlara vermiş. Alman Paşa. Evet. Onların da askeri şeyini düzenlemeye memur. Bizim savunma sistemimizi onlara vermiş. İhanet. Adam zaten Alman. Alman ama o zaman Osmanlı ile işbirliği içerisinde değil mi? Ama evet, olabilir. Şimdi bir, bir buçuk senedir bunun sebebini çözebildiği. Bu nasıl olur? Koca Osmanlı İmparatorluğu. Peki abi, tekrar şeye dönelim. İttihat ve Terakki'ye. Şimdi İttihat ve Terakki'nin kuruluşuyla ilgili pek çok rivayet var ve bu örgütün bir Selanik'te masonlar tarafından kurdurulduğu bile, Yahudilerin etkili olduğu, yani İttihat ve Terakki hükümetinin aldığı tehcir kararında Yahudilerin etkili olduğu, böyle pek çok rivayet. Ama bunların bir kısmı rivayet. Ama mason ilişkisi çok net. Yani İttihat ve Terakki'de hemen hemen hepsi mason. Doğru. Kim eksik? Bir iki. Enver. Enver değildir. Enver yok. Enver Paşa yoktur. 10 kişilik bir liste var. Şimdi hepsinin mason hocasına kayıtlı olduğu doğrudur. Ancak, ancak Abdülhamid casusları, şeyleri, jurnalciler mason hocalarına giremezler. Onlar k olsun. Bu bir... Hayır, hayır. Bu bir güvence meselesidir. Orada toplantılarını yapıyorlar. Senelerdir aynı şeyi söylüyorum, anlatamıyorum. Doğrudur. Yani hepsinin mason locasında kaydı vardır. Zaten bir kısmı devam etmiştir, bir kısmı çekilmiştir. Mesela Paşa'nın hala böyle bir resmi vardır. Üstad-ı Azam. Tabii, tabii. Cavit Bey böyledir. Bursalı Tahir Bey değildir. Ben Bursalı Tahir Bey'in masonluğun bir şeyde, bir kaynakta bulabildim. Abdülbaki Gölpınarlı Melamiler ve Melamilik meselesinde zikrediyor. Abdülbaki bir tek dayandığım kaynak budur. Üçüncü devre melamilerin masonlaşması gibi meselesinde. Evet, gayet tabii. Ama mason hocası onlar için bir güvencedir. Bu ittihatçılar mason hocasının altına saklanmışlar. Yani gayet tabii. Peki, yine pardon. Buyurun. Şimdi Abdülhamid jurnalciler sizin nefes alışınızı bile takip ediyorlar. Çünkü bu jurnal meselesinde çok büyük para var. Üstelik de peşin para var. Her adam kardeşini jurnal ediyor. Düşünebiliyor musunuz? Bu ortam içinde siz bir derneğe, yaşatmaya uğraşıyorsunuz. Biraz evvel örneğini verdim. Bir jöntürk öldürdüm. Padişahım çok yaşa. Bitti gitti adam. Yani onun için İttihat Terakki bunun karşısında birtakım zri tedbirler almıştır. İttihat Terakki'nin görevlendirdiği görevli, yani fedai iki kişidir. Biri de fedainin hareketini kontrol eder. Fedai aldığı görevi başaramazsa sonuçu yine ölümdür. Hiç kurtuluş yok. Mutlaka başaracaksınız onu. Peki, Atatürk'ün Atatürkçülüğü? Şimdi genellikle genelde Atatürk'ün İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne bir dönem girdiği, fakat daha sonra cemiyetin çalışmalarını kendine uygun bulmayıp çok da aktif rol almadığını söyledi. Tabii bu Meşrutiyet'in ilanından sonradır. Vakıf Atatürk'ün Vatan ve Hürriyet Cemiyeti vardır filan ama o dönem içinde çok etkisizdir. Atatürk'ün İttihat ve Terakki'ye girişi 1908'den sonradır. Yani ikinci meşrutiyetten sonra, hürriyetin ilanından, hürriyetten sonra siz ona katılın. İkinci meşrutiyete katıl. Hayır, yanlıştır o. Tabii. Şimdi Atatürk'ün teklifi şudur: Ordu ile cemiyetin ayrılması. Ama İttihat Terakki'den askeri çekin, geriye ne kalır? Hiç. Zaten İttihat Terakki 1908 Meclis-i Mebusan'da da şey olarak... Bu arada onu gösterelim. Erol Bey'in bu İş Bankası'nın yeni çıkan kitabı "Meclis-i Mebusan 1. Seçim Dönemi 1908-1911". Çok güzel kitap. O meclis albümünü yayınladı Erol Bey. İlk milletvekillerimiz 1908'de ki uzun bir girişiyle şöyle. Bu kitap satılıyor mu? Vallahi evet, sat... Bulamamış bazı arkadaşlar. Allah Allah. Evet, kitapçılarda yok. Bir dağıtım hatası mıdır? Kaç tane basıldı? 1000 tane basıldı zat. O zaman çok normaldir. Bazı bazı yerlerde vardı. Evet, olabilir. Olabilir. Ol basca bulunmaması normal. Şimdi İttihat Terakki Meclis-i Mebusan'a gelince bir baskı unsuru olarak görev yapmıştır. Hükümete girmemiştir. Daha sonra Talat Paşa Dahiliye Nezareti'ne... Bir de Adalet Bakanı olarak şey, iki kişi görev almıştır. Bu kabineleri bir baskı unsuru olarak varlığını korumuştur ta ki Bab-ı Ali Baskını'na kadar. Bab-ı Ali Baskını reklamdan sonra anlatalım mı? Olur. Kısa bir reklam. Son reklam. Bundan sonra sabaha kadar reklam mekli yok. Yürüyüp gideceğiz.

Değerli izleyiciler, son reklam aramız mecburen. Kanal Habertürk'te kazanmak zorunda. Bir kısa reklam arası. Sonra sabaha kadar [Müzik] beraberiz.

Evet değerli izleyiciler, devam ediyoruz. Konuğumuz Sayın Erol Şadi Erdinç, Erol abimiz. Ve Bab-ı Ali Baskını. Şimdi bu arada Atatürk'ün İttihatçılığı böyle bir üstü körü geçtik. Şimdi Atatürk delege, delege, seçimde delege. Kongrede delege. Evet. Ama İttihat Terakki'nin çalışmaları üstünde etkin bir durumu yoktu. Yok. O zaman tabii o zamanki rütbesi neydi Atatürk'ün? O zamanki rütbesi yüzbaşı, ön yüzbaşı yahut binbaşı. O seviyeler. Yalnız şeyi söylerseniz, nerede delegeyi? Trablusgarp. Trablusgarp delegesi. Şimdi Atatürk'ün şeyi şu: Ordu ile askerlik ayrılmalı. Birbir ordu ile siyaset birbirinden ayrılmalı. Doğru söylemiş. Aslında evet. Belki ama o zamanın şartları içinde İttihat Terakki'den askeri çektiğin zaman geriye boş bir örgüt kalıyor. Hürriyet İtilaf gibi bir şey kalır. Ahrar Fırkası gibi bir şey kalır. Evet. Filan. Şimdi artık Balkan Savaşları'nda yenilgi kesinleşmiştir. Hatta Edirne Bulgarlara verilmek üzeredir. Kamil Paşa da bunun gerekçesini yazmaktadır. İttihat Terakki için tek çare hükümeti işgal. Başka çaresi yoktur. İttihat Terakki işte Enver Paşa'nın, Enver Paşa'nın tek başına 11 fırka kurmay başkanı Enver Bey'in tek başına zannediyor ki bir askeri birlikle bu iş yapılacak. Halbuki kendisi tek. Enver de yanında diğer ittihatçı erkânla beraber Bab-ı Ali'yi basıyorlar. Basıyorlar. Amaçları ne? Basmak peki hükümeti devirmek. Kaç kişiler baskında? Yani takriben 50 kişiyi geçmez. Ancak Bab-ı Ali'nin muhafız birliğinin komutanı değiştirilmiştir. Yerine ittihatçı komutan gelmiştir. Bir İstanbul muhafızı Memduh Paşa tehditler savunmaktadır. Nazım Paşa'nın adamıdır. Tehditler savunmaktadır. Ah bu ittihatçılar bir ortaya çıksa da şamarla paralasam diye. Bab-ı Ali Baskını başarıldı. Sonra ortaya çıkmış ve kendisi de şaşmıştır duruma. Nasıl oldu diye. İttihat Terakki'nin muhalifleri, yani vazgeçmez muhalifleri, bir tanesi Dahiliye Nazırı Reşit Bey. Bu Reşit Bey'i Mehmet Reşit Bey'le karıştırırlar. İttihat Terakki'nin kurucularından olan Reşit Bey'le karıştırırlar. Halbuki ikisi de ayrı ayrı kişilerdir. Reşit Bey, İttihat Terakki'nin aman vermez bir muhalifi. Kendisi de Dahiliye Nazırı'dır. Ama ittihatçıların eline düşmüştür. Kamil Paşa'nın yazdığı istifa dilekçesinde cihet-i askeriyeden bu kovulan talep üzerine kaydı vardır. Enver Paşa cihet-i askeriye ve ahaliyi de koydurmuş durur. Yani Bab-ı Ali'ye gidiyorlar, sadrazamın odasına gidip Harbiye Nazırı'nı vuruyorlar. Yakup Cemil vuruyor. Ad ne halt ettim falan diyor da ne yapacağım? Adam çok konuşuyor, çok konuşuyor. Adamı vuruyorlar. Silahı dayayıp istifa ettiriyorlar. Şimdi gerçek belgesini bulamadım ancak bir söylenti var. Nazım Paşa'nın artık fonksiyonunu kaybettiği ve emekliye sevk edileceği yahut başka bir göreve. Peki Bab-ı Ali Baskını'nın somut sonuçları neler olmuştur? İttihat Terakki doğrudan iktidara gelmiştir. O zamana kadar İttihat Terakki bir baskı unsuru. Mahmut Şevket Paşa kabinesinde ittihatçılar vardır. Ancak Mahmut Şevket Paşa da ordu ile siyaset arasında bir duvar gibi durmaktadır. Ben durumu hep şüpheli karşılamışmdır. O sırada Cemal Bey Harbiye Nezareti'nde İstanbul muhafızı. Cemal Bey Harbiye Nezareti'nde. Cemal Paşa değil. Cemal Paşa. Paşa değil. O zaman paşa değil. Paşa değil. Harbiye Nezareti'nde bir şeyi bekliyor biliyorsunuz. O ama Cemal Paşa başından beri ittihatçı. İttihatçı. Cemal Paşa tabii. İttihat Terakki'nin bütün çalışmalarında da var. Şimdi o zamanki durumu bilir misiniz? Şöyle bir hatırlatma şey yapalım. Çarşının kapısına gitmek için böyle bir ara yol vardı. Köşede benzinci vardı. Evet. Eski Beyazıt Meydanı'na düşünecek küllük müllük o sıradaydı. Ortada da kocaman bir havuz vardı. Şimdi oradan Topal Tevfik ve Hmar bir tabut çıkarıyorlar. Paşa'nın arabası da mecburen duruyor. Bğ söket Paşa. Paşa'nın arabası durunca ateş ediyorlar. Mahmut Şevket Paşa Harbiye Nezareti'ne yaralı olarak götürülmüştür ve orada ölmüştür. Mahmut Şevket Paşa öldürüldükten sonra Sait Halim Paşa önce vekalete, bir gün sonra asaleten sadarete getirilmiştir. İttihat Terakki'nin talebi üzerine. Ama Sait Halim Paşa ittihatçı değil. Sait Halim Paşa ittihatçı mı? İttihatçı. İttihat'ın sağ kanadındandır. Çünkü Sait Halim Paşa'nın İbnü Emin'in yayınladığı son sadrazamlı Müslümanın yeri şeriatın hakim olduğu yerdir de ev ev. Yani ayrıca da kendisinin birtakım çalışmaları var. İslamlaşmak vesaire filan. Eli kalem tutan bir adam. Düşünen bir adam. Burada bir şey gösterebilir miyim? Bu Tab-ı Baskını. Şimdi ittihatçılar giriyorlar. Enver Paşa, birkaç kişi grup. İşte Nazım Paşa öldürülüyor falan. Kamil Paşa istifa ettiriliyor. Sadrazam Mahmut Şevket Paşa tayin ediliyor. O sırada Cavit Bey, meşhur ittihatçı, meşhur maliye nazırı. Şu ona çekilen bir telgraf. Bu çok komik bir şeydir. Haber.

Veriliyor. Arif naş çekmiş ittihatçılardan. Kamil düştü. Mahmut Serel düştü. Düşü, bir tane daha göstereyim. Bu meşhur Kamil Paşa. Kamil Paşa çok zengindir. Şudur budur. Bu Kamil Paşa'nın el yazısıyla, efendim, 1335, 1909'da. 325, pardon. 35, 1909'da sadarete yazdığı bir mektup. Şeyden daha, pardon, pardon. 324, pardon. 1324, 1300, 1300 kaçı? Tam şey. 1324, 1917'de. 17'de şey tarih. 17'de şey yazdığı bir mektup. Bu enteresan. Beni devirdin, Kıbrıs'a postaladın. Param yok, para verin. B para. Altı da kulları. Kamil yine ben biraz İttihat ve Terakki cemiyetinin genlerine dönmek istiyorum. Şimdi bilgilerim yanlışsa beni yalanlayın. Doğruysa teyit ediniz. Veyahut da karışıksa düzeltiniz lütfen. Bildiğim söylüyorum. İsrail'in kuruluşuyla ilgili olarak Yahudilerle bir pazarlık içerisinde olduğu yolda bir takım iddialar vardır. Abdülhamit'in İsrail'in kuruluşuna ve Yahudilerin orada bir nevi otonomi kurmasına izin vermediği için dünyadaki egemen Yahudi güçlerin nefretini topladığı ve bu yüzden hakkında çeşitli neşriyat, özellikle batıda da çeşitli neşriyat yapıldığı ve İttihat ve Terakki'nin sırf bu nedenle, yani Yahudilerin Abdülhamit'ten intikam almak için, eee, İttihat ve Terakki'yi destekledikleri, masonların bu amaçla İttihat ve Terakki'yi kurdurduğu. Şu için Yahudilerle pazarlık etmesine rağmen izin vermeyen, buna onay vermeyen Abdülhamit'i devirmek olduğu söylenir. Doğru mudur?

Hayır. Şimdi Yahudiler, yani Museviler, bir devlet kurma çabası içindeler. Bütün amaçları da bu. Abdülhamit'e 4 milyon altın teklif etmişlerdir. Bize Kudüs ve civarında toprak ver. Biz de Abdülhamit bunu reddetmiş. Bu bir. İkincisi, bunun üzerine olduğu söylenir.

Ha, hayır. Abdülhamit benim vardığım kanaat şudur. İmar hareketine, özellikle eğitim ve öğretime çok büyük ağırlık vermiş. Hatta toplumsal bir takım refahı da sağlamış. Ancak bir şeyden korkusu var. İktidarı kaybetmek. Bundan kim korkmuyor ki? Gayet tabii. Ama Abdülhamit de bu bir şey halinde, böyle paranoya halinde. Ya çalışma masası var, kendi yapmış marangoz. Evet, evet, evet. Ayna var arkasından biri geliyor. Yani çalışmasın önünü böyle küçük küçük aynalar var, göreyim diye. Çeşitli açılardan. Çok enteresan. Tabi bu korkular içinde. Yoksa Abdülhamit'e İttihat Terakki çıkmasa da ona bıraksalar, kendi de emin olsa ki ömrünün sonuna kadar padişah, padişah kalacak. Abdülhamit en iyi padişahlardan biri. Çünkü Abdülhamit'in düşmanlarının söylediği "Kızıl Sultan" veya onu sevenlerin söylediği "Ulu Hakan" tabirleri de yanlıştır. Ne biri, ne öbürü. Yani Abdülhamit tam bir Tanzimatçı padişah. Tam bir Tanzimat padişah. Ayrıca dönemine göre incelemek lazım. Dönemine göre incelemek lazım.

Şimdi Erol abi, o paranoyası bazı şeylerin önünü kapıyor mu? Gayet tabii. Tabii, tabii, tabii. Çünkü binlerce, on binlerce jurnal imha edilmiş. Ama elde bulunan jurnalleri okuduğunuz vakit. Tabii, tabii, tabii, tabii. Soruşturulan falan demiş. Yani bu. Tabii, tabii. İşte şey meselesi var. İttihatçılar duruma hakim olduktan sonra Yıldız yağması dediğimiz o jurnallerin bir kısmını imha etmişler. Kendileri de var. Kendi kendine jurnal diyorlar. Hayır, onlar hakkında birbirlerini var. Şimdi neyle izah edeceksiniz bunu? Bu şey damızlık meselesi. Abdülhamit. Ayrıca da şey yaptı. Benim dikkatimi çekti. İlber Ortaylı bu arada. İlber hocaya ben bir özel teşekkür yollamak istiyorum. Nedenini o çok iyi anlayacaktır. Yani hocama buradan en kalbi teşekkürlerimi iletiyorum. İlberim, İlberim.

Şimdi efendim, bu Abdülhamit'le Yahudi Siyonist Teşkilatı hakkındaki arasındaki ilişkiler konusunda birçok iddia atıldı ortaya bugüne kadar. Yok, para teklif edildi, işte Teodor Herzl yaptı dendi. Sağ kesim böyle bir görüşme olmamıştır falan filan dendi. Şimdi ismini vermek istemiyorum burada. Çünkü biz bunu konuşmuştuk. Çıkacak gazete. Gazete. Sultan Hamit'le Siyonist Konferansı'nın başındaki Teodor Herzl arasında görüşmeler vardır. Bunların belgeleri arşivde yeni bulundu. Bir profesör arkadaşımız buldu ve ben kendisinden rica ettim. Gazete çıkana kadar bunları yayınlamasını rica ettim. Çünkü bu İsrail'in ve Ortadoğu'nun, İsrail'in kuruluşuyla Ortadoğu'nun tarihini bir yerde değiştirebilecek belgelerdir. Fakat bu temaslar vardır. Tabii Yahudilerin lehine değildir. Fakat görüşme yapılmamıştır, etmemiştir. Sultan Hamit kabul etmemiştir diyenlerin hepsi uydurmuşlar. Görüşmeler yapıldı. Bunu Habertürk gazetesinin ilk sayılarından birinde bütün detaylarıyla aktaracağız. Çok iyi. Heyecanla bekleyeceğiz. Hatta ben geçenlerde eski bir arkadaşım, İsrailli bir diplomat falan bahsediyordum. Gazete ne zaman çıkacak dedi. İşte birkaç ay önce oluyordu. Birkaç ay var dedim. Ya dedi, sen ölürsen nereden bulacağız biz bunları dedi. Böle yani böyle.

Peki, şimdi Yakup Cemil. Yakup Cemil. Yakup Cemil. Bendeki iznim doğrudur, değildir. Elik kanlı bir katil, psikopat bir katil diyebiliriz belki, değil mi? Ama algılama böyle. Adamla ilgili. Yani algılama da gerçek. Ama şimdi adamı kütleye vurursa, şey Bab-ı Ali baskınında ve çok konuşursa, yani ne çıkar şimdi karşınıza? Ne çıkacakken? Şeyden çekiniyor. Aşağıda muhafız bir eli var. Gayet tabii. Gelirse tabii kendi hayatı tehlikede. Yakup Cemil. Ben size bir örnek vereyim. Bir de çıkar çıkmaz Nazım Paşa şey demiş. Şeyin yazdığı çapkınlar bana böyle dememiş. Ne bu tesadüf? Daha ağırını söylüyor. Baya da küfretmiş. Yani gayri küfretmiş. Onun üstüne Yakup Cemil ateş ediyor. O zaman kavgada yumruk sayılmaz. Peki, Bab-ı Ali baskınında Atatürk'ün Mustafa Kemal'in var mı? Hayır, Mustafa Kemal yok orada. Yok, değil mi? Şimdi bir mail geldi oradan aklıma geldi. Ry Brock yazmış. Hayalet Süvari diye bir kitap. Orada Atatürk'ün de bu baskında yer aldığı yazıyor. Herhalde orada bu ikisinin ilk yılı. Herkes aklına geleni söylüyor. Mustafa Kemal nerede? Mustafa Kemal o sırada burada yok. Burada İstanbul'da değil. Zaten İstanbul'da değil. Ateşe. Evet. Şimdi Bab-ı Ali tabii Sofya'da da galiba. Sofya tabii, tabii, tabii.

Şimdi Bab-ı Ali baskınından sonra artık İttihat ve Terakki için hükümet yolu açılmıştır. Çünkü Kamil Paşa hakikaten İttihat ve Terakki'ye zulmetmiştir. Divan-ı Örfi yargılamaları filan diyoruz. O dönemde de İttihatçılar yargılanmıştır. Yani İttihat ve Terakki her dönemde de hem yönetenlerle hem kendi içinde birtakım savaşlar vermiştir. Mahmut Şevket Paşa'nın sadareti İttihat ve Terakki normal bir düzenleme içinde. Ancak Sait Halim Paşa'nın kabinesi ile İttihat ve Terakki doğrudan iktidara gelmiştir. Sopayı da sopayı da eline almış. Tam bir sopa. Doğru. Yalnız İttihat ve Terakki'nin bizim belimizi büken kararı Kanun-ı Muvakkat'tır. Yani yani geçici. Geçici kanunlar. Kararname gibi. Bu kararname gibi. İşlerine gelen şekilde kanun-ı muvakkat var. Ama mecbur. Niye mecbur? Şimdi şöyle. Enver Paşa'nın bu savaşın en buhranlı günlerinde bir sözü vardır. Yok, kanun yap, kanun. Enver Paşa diyor ki, şu mesele şöyle olsun. E bu konuda kanun yok. Yapın bir kanun, yap kanun. Kendileri bir anda da padişahlığı ilan etmiyorlar mı? Şimdi İttihat ve Terakki padişahlık değil. Ama TR kan bu demek ya. Şimdi gayet tabii. Mustafa Kemal de aynı şekilde uğraşmıştır. Hocaların direnmesi karşısında demiştir ki, belki belli kafalar gidecek ama bu mutlaka kabul edilecek. Ondan sonra hocalar tenevvür ettiler. Paşa hazretleri demişlerdir. Aydınlandık. Yani aydınlandık. Tıpkı bunun gibi. Ondan sonra 1914 savaşı vardır. Yani dünyayı felakete sürükleyen 1. Dünya Savaşı. 1. Dünya Savaşı.

Şimdi 1. Dünya Savaşı'na geleceğiz. Ondan önce bir şey soracağım. Şimdi Murat'ın kitabından yola çıkarak bunu sağlam belge. Evet. Talat Paşa'nın kronolojik hayatı. Evet. 1874'te doğmuş. Evet. 1890'da yani 16 yaşında Edirne posta telgraf idaresinde stajyer. Stajyer ve İttihat ve Terakki'ye giriyor. Arada 1897'de yani kaç yaşında oluyor? 23 yaşında siyasetle uğraştığı gerekçesiyle azlediliyor. 3 sene küreye mahkum ediliyor. Edirne'de. Evet, doğru. 1898'de Abdülhamit tarafından affediliyor ve seyyar posta memuru, posta memuru. Yani posta müvezzi. 1903'te Edirne Posta ve Telgraf Başmüdürlüğü tahrirat başkatibi. Başkatibi, yazışma yani. Evet. 1908'de Edirne'den milletvekili. Evet. 1908'de Meclis-i Mebusan'ın 1. reis vekili. Evet. 1909'da Dahiliye Nazırı. Devam ediyoruz. Şimdi 1912'de gönüllü er olarak Balkan Savaşı'nda. Evet. Üsteğmen. 1913'te tek. Sonra üsteğmen oluyor. 1913'te tekrar Dahiliye Nazırı. Ve 1900 kaçta? 15'te mi? Evet. Hayır, 15'ten sonra oldu. Pardon, özür dilerim. 15'te Dahiliye Nazırı. Dahiliye Nazır. 17'de Sadrazam. Sadrazam. Kaç yaşında? Yani 74, 25, 35, 41 yaşında. 41 yaşında. Sadrazam. Evet. Ama Fatih. Şimdi bu posta memurluğundan sadrazamlığa gelmek biraz hızlı olmamış mı? Posta memurluğunu şey diye düşünme. Yani postacı diye düşünme. O o görev ona İttihat ve Terakki tarafından sağlanmış. Haberleşmeyi rahat yap. Peki aslında neymiş? Alim miymiş? Hayır, hayır. Alim. Okulundan sonra hukuk okumuştu. Tabii, tabii. Hukuk okumuştur. Hukukçu. Biliyor. Hukukçudur. Ayrıca eğitimini kardeşini ve annesini geçindirmek zorunda olduğu için yarı bırakmıştır. Ama Fransa'da öğrenci. Hepsi böyle bak. Tabii. Enver Paşa öldüğünde 41 yaşında. Film gibi bir hayat. Yaşında. Enver Paşa Talat Paşa'dan daha genç. Daha genç. Tabii. Ama Enver Paşa asker kökenli. Asker kökenli. Paşa asker. En yaşlısı Cemal Paşa da öldürüldü. 51 yaşında. En yaşlısı odur. Genç. Bunlar şeyi unutma. Atatürk Cumhurbaşkanı olduğu vakit 42 yaşındadır. Atatürk 57 yaşında öldü zaten. Evet. Şimdi bunlar ya bu inanılmaz hızlı bir hayat. Tabii, tabii. Çok çok inanılmaz bir hayat. Yani kelle koltukta. Sürekli kelle koltukta. Peki 1. Dünya Savaşı'na giriş.

Şimdi o dönemde İttihat ve Terakki Osmanlı İmparatorluğu'nu yönetiyor. Tabii. Sadrazam şey, Harbiye Nazırı Enver. Maliye Nazırı Enver. Dahiliye Nazırı Talat. Sadrazam Sait Halim Paşa. Sait Halim Paşa. Dahiliye Nazırı Maliye Nazırı Cavit. Cavit. Filan böyle gidiyor. Cavit. Cemal Paşa Harbiye Nazırı. Şey Bahriye Nazırı. Bahriye Nazırı. Ayrıca 4. Ordu-yu Humayun komutanı. Yani bir bakımdan Enver Paşa ile sıra arkadaşı. Yan yana kabinede beraberler. Ordu komutanı olması hasebiyle Paşa'nın emrinde. Evet. Ama ondan büyük. İtibariyle büyük. Peki.

Şimdi hep tartışılan konulardan bir tanesi Osmanlı İmparatorluğu'nun 1. Dünya Savaşı'na girişi meselesi. Evet. Anlatılan odur ki, bilinen odur ki, eee bir oldu bittiyle Osmanlı 1. Dünya Savaşı'na giriyor. Yani iki zırhlının boğazlardan geçişine eee İttihat ve Terakki hükümetinin izin vermesi ve bunların gidip işte Sivastopol'u bombalamaları sonucu Osmanlı istemeden 1. Dünya Savaşı'na girdi derler derler derler. Nedir aslı?

Şimdi durum şu. İngiltere hükümeti bizim parasını peşin ödediğimiz iki gemimize el koymuştur. Bu bir. İkincisi, Almanya'nın Baltık donanmasına mensup iki gemi bize gönderilmiştir. Goeben ve Breslau. Şimdi Almanya karşısında İngiltere, Fransa, Rusya vardır. Bunlar sanayi inkılabını tamamlamış ülkelerdir ve kendilerine pazar aramaktadırlar. Emperyalizmin bir şeyi de üretim fazlasının başka ülkelere aktarılması ve bundan kazanç sağlanmasıdır. Türkiye bu bakımdan mümbit bir pazardır. Şimdi Almanya Bağdat Demiryolu imtiyazını koparmıştır. Bağdat Demiryolu öyle bir imtiyazdır ki, demiryolunun geçtiği 200 metrelik alanda maden arama, o, bu, filan bütün haklara sahiptir. Şimdi Almanya'nın Bağdat'ta ne işi vardır? İngiltere Hindistan büyük bir. Almanya bu imtiyazı ne zaman koparmıştır? Osmanlı Abdülhamit'ten. İngiltere doğrudan doğruya Hindistan büyük bir sömürgede. İngiltere'ye oluk oluk maddi varlık akar. İngiltere bundan şüphelenmiş. Yani bir nevi boğazını sıkacak. Fransa Güneydoğu Akdeniz sahillerinde hakimiyetini sürdürmek istemektedir. Rusya sanayi inkılabını tamamlamıştır. Hatta köylere hürriyetlerini vermiştir, tüketici olsunlar diye. Sıcak denizlere açılmaktadır. İstanbul'dan belli bir üs istemektedir. Oradan gemilerini sıcak sulara. Bu arada petrol de yavaş yavaş önemini göstermeye başlamış. Hayır. T. Şimdi İngiltere, İngiltere'de büyük amirallik, deniz amiralliği 1906'da British Petroleum'a ortak olmuştur. 11'de ise hisselerin %51'i İngiltere'ye şeye büyük amiralliğe geçmiştir ve karar almıştır. 1905'ten bundan böyle majestenin gemilerinde akaryakıt kullanılacaktı. Akaryakıt o zaman büyük önem kazanmış. Çünkü taş kömürden daha iyi, daha ucuz, daha uzun süreli. Azerbaycan'da var, İran'da var ve Afrika'da var. Biz varız. Osmanlı'da var. Osmanlı'da var. Dolayısıyla İngiltere dikkat ederseniz bütün petrol bulunan sahalarda mutlaka bir karışıklık çıkarır. Çünkü oradaki huzuru şey yaparsa, petrolü mutlaka sahipleri kullanacaktır. Bunu önlemek için. Tabii bunlar arasındaki kavga bu nedenle gittikçe alevlendi, alevlenmek. Enver Paşa ateşe militanlığını Berlin'de yapmıştır ve bir Alman hayranıdır. Alman teknolojisinin hayranıdır. Almanya'nın da mutlak ve mutlak galip geleceğine inanmaktadır. Hatta gelen vagonların üstünde "Enverland" yazar. Enver'in toprağı. Evet. Şimdi İngiliz ve Fransızlar bizi tazik başlamışlardır. Çanakkale'de bu harp gemilerini hemen sular sularını dışına şeye bize bunu satın aldığımızı söylemişiz. Hatta Sait Halim Paşa Meclis-i Mebusan tahkikatında verdiği cevapta der ki, işte Marmara Denizi'nde manevra çok zor oluyor, mutlaka açık denize çıkmak lazım. Ben de o zaman gemiler tek tek çıkıp manevra yapıp dönsünler diye bir şey karar verdim diyor. Halbuki Alman Amiral Souchon'un amacı memleketine yardım etmektir. Çünkü memleketi artık savaşa girmek üzeredir veya girmiştir. Bütün ağırlık üstüne çökmüştür. Bunu dağıtmak lazım. Dolayısıyla Sivastopol'u vesaire gidip bombalamış. Sonra hükümet bildirisinde de var bu. Ruslar Çanakkale şey İstanbul Boğazı ağzına mayın döküyorlarmış da bizim gemilerimize ateş açmışlar. Biz de ateş açmak mecburiyetinde kalmışız. Bu yalan. Biz gidip bombalamış doğrudan doğruya savaşa bu şekilde girmişiz. Bu İttihat ve Terakki'nin kararı değil mi?

Şimdi İttihat ve Terakki'nin tam kararı değil. İttihat ve Terakki'nin 3-4 yöneticisinin kararı. Kim onlar? Enver. Bahriye Nazırı olan ki onun mektubu yayınlandı. Cemal. Ondan sonra Talat Paşa durumu biliyor. Ancak Çürüksulu Mahmut Paşa muhalefet ediyor. Siz bir şey yapıyorsunuz diyor. Çünkü sadrazam karıştırıyorsunuz diyor. Evet. Bir şey yapıyorsunuz. Nitekim savaşa girdi girildikten sonra Mahmut Paşa verdiği ifadede bazı subaylardan edindiğim bilgiye göre biz taarruz etmişiz diyor.

Peki, ben burada Murat, Türkiye'nin ya da Osmanlı'nın o dönemde bu savaşa dahil olmamak gibi bir lüksü var mıydı? Yoktu. Şimdi ben bir iki evrak göstereceğim. Bunu birkaç ay önce ben kendi programımda göstermiştim Kanal 1'de. Şimdi Erol abi, bunlar Mahmut Şevket Paşa'nın kendi evrakı. Evet. Şimdi 15 Nisan 1339, 14 Teşrin-i Sani 29 Nisan 1913'te o sırada Avrupa'da bulunan meşhur Maliye Nazırı Cavit Bey'e yazılmış mektuplar. Cavit Beyefendi diye başlıyor. Muhterem Efendi Hazretleri. Şöyle tutayım. Şimdi bakın bu mektuplarda Paşa diyor ki, Mahmut Şevket Paşa, bir harp çıkacak ve biz her halükarda bu harbe savaşa girmek zorundayız diyor. Bizi sokacaklar diyor. Fakat ordu ve donanma namına hiçbir şey yok elimizde diyor. Ve şuradan arkadaşlar şey yapabilirler. Bunlar Mahmut Şevket Paşa'nın el yazısıyla Cavit Bey'e yazdığı silah ihtiyacı listesidir. Bunları diyor kim verirse. Bir de şey çıkartmış altta maliyetini çıkartmış. Toplam mesela bir kalemdeki şey az buz para değil. Bunlar 60 milyon 890 bin altın. 60 milyon altın. Bir diğeri 774. Toplam mı? 100 milyon altın. Yani yaklaşık. Yani 70-80 milyon. Her birinde 5'er, 5, 30 mudur nedir? Gram olarak bir altın hesapta o çıkar. Yani top, tüfek, gemi, fişek, mermi, top kundak, şu, bu. Bunların hepsini yazmış. Bunları bul diyor. Kim verirse versin olacağız diyor. Cavit Bey'in yazdıklarından şunu alıyoruz. İngilizler vermemişler. Ve benim tahminim, aslında tahmin de değil, gözüken İngilizler önceden İngiltere şeyi hesaplamıştır. Bu petrol bölgelerini, enerji alanlarını elde etmeyi planlamıştı ve savaşın Erol Hoca'nın dediği gibi ana sebeplerinden biri odur. Ve bunları vermeyerek, gemilerimize el koyarak, işte birtakım kısıtlamalar uygulayarak bize Almanya'nın kucağına atmıştır. Ama bu yazdıklarından gördüğümüz kadarıyla bizim harbe girmemek gibi bir lüksümüz yoktur. Yoktur. Evet, yoktur. He, tabii Almanlar da bunun için ellerinden gelen desteği, ajitasyonu her şeyi yapmışlardır. Ama böyle bir lüksümüz, savaşa girmemek yok. Çok belli ki zaten. Yani 1800'lerin sonunda petrolün bir önemli madde olarak ortaya çıkması eee hem gerek Basra vilayeti, gerek Bağdat, gerekse diğer taraflarda Türkiye'nin Osmanlı'nın elinden buraları alma konusunda hem Fransızların hem İngilizlerin. Tabii, tabii. Y, şurada şeyin bir cümlesi var çok enteresan. Mahmut Şevket Paşa'nın diyor ki, bir müddet öncesine kadar toprağımız olan Yunanistan bile diyor, Averof diye biz yendik. Tabii, tabii. Bizim hiçbir şeyimiz yok. Utanmam gerekir diyor. Ve bu belanın içine bizi atacaklar. Kim verirse bunları bize, kim sağlarsa onun yanında. Evet, doğru. Çünkü Mahmut Şevket Paşa işte asker, çok sert bir askerdir falan ama onun dışında bir bilim adamı tarafı var. Durumu gayet tabii. Kitapları vardır, yazmış. Çok enteresan biri. Tabii eğitimi de Almanya'da yapmıştır zaten. Harp tarihleri üzerinde, tarih üzerinde kitapları vardır ve boş adam değil. Bunu görmüş ve İttihat ve Terakki bunu görmüştür ve Cavit Bey çok uğraşmış. Cavit Bey'in evrakı. Tabii, tabii, tabii. Doğrudur. O da çok uğraşmış ama İngiltere böyle itmiş Almanya'nın kucağına. Hadise odur. Evet. Çünkü planlanmış. Çünkü çıkar çatışması var yani.

Peki, o dönemde o dönemde bir yandan da Osmanlı'nın petroller konusunda İngiltere ile yapmış olduğu işbirlikleri de var. Yani ortak bir petrol şirketi kurmak, beraber petrol çıkarmak gibi İngilizlere ortak işleri de var.

Pek değil. Pek değil. V da hissesi azdı. Sonra yükselmiş. Çok az. Çok az. British Petroleum'da sonu yükselmiş. Evet. Tabii ağza bir parmak bal çalar gibi. Çünkü dünyayı bölüşmek önemli olan bu. Almanya bizim yüzümüze gülüyor. Kendi üstüne yüklenen ağırlığı hafifletmek. Çünkü biz de o ağırlığı çekiyoruz. Hatta Sait Halim Paşa, 5. Şube tahkikatında ifadesinde diyor ki, Yunanistan bile bizimle ittifak etmiyordu diyor. Evet. Doğru. Yoruyorlar bunu. Yani tabii, tabii. Mecburen. Murat, bir gün de şeyi konuşalım. Şu petrol meselesini konuşalım. Bülbül yan. Bizim oradaki, biz oradaki %5'lerimiz, onlarız falan onları konuşalım. Bugün mevzu değil gerçi ama. 90'larda ödedik biz o şeylerde. Petrol ş. 5-23 falan. 1992 miydi, 93 müydü neydi? O zamana kadar devam etti. Yok, 80 küsur. 80 küsur galiba. Sonra tekrar bir anlaşma, bir şey yapıldı. 3 milyon pound mu, öyle bir şey bir ödeme yaptık biz. Aslında British Petroleum'a. İmdira olağanüstü bir imtiyaz. Çünkü şu anda bile benim memleketimde petrol arıyor, buluyor, kuyuyu kapatıyor. Ali İhsan Karacan değil mi? Borsa başkanı oldu. Sonra Hazır. Daha önce zannedersem Güneş Taner Güneş Bey. Onun imzası öyle bir şey ödendi. En son o döneme gelmişti. Son D şeyde şey. Bu.

Şimdi İttihat ve Terakki'nin en önemli belgelerinden biri de İttihat ve Terakki'nin yargılanmalarıdır zaten. Birtakım meseleler orada açığa çıkmış. Yıl, yıl 1919. Savaş sonu. Ben bir şey sorabilir miyim abi? Bu savaşa dahil. Politbüro'nun merkezi umuminin kararı var değil mi? Şimdi biliyor. Bunlar İttihat ve Terakki'nin merkezi umumi. Yani Politbüro'sun. Tabii, tabii. Çok önemli. İttihat ve Terakki o defterler yok. İşte tabii, tabii. Merkez umumi kararları kayıp. Şimdi alınmış. Çünkü merkezi umumi o şeye Talat Paşa'nın istifasından sonra. Evet. Talat Paşa 8'inde istifa etmiştir. 14'ünde Ahmet İzzet Paşa göreve başlamıştır. O arada bir temizlik yapılmış. Temizlik yapılmış. Hatta Tevfik Paşa'ya teklif etmişler sadareti. Tevfik Paşa kuramamış hükümete. Çünkü ben kabinede ittihatçı istemem demiş. Oysa ki Ahmet. Ben kitapta şeyi koydum. Talat Paşa o arada Rahmi Bey'i yapmak istiyor. İzmir Valisi Rahmi Bey'i yapmak istiyor. Evet. O bir söylentiyi de Melek Şah'tan çıktı ailesinden. Tabii, tabii, tabii. Ben ona kurtulmak istiyorum ama Vahdettin o sırada dinlemiyor. Peki.

Gene ben başka bir yere gelmek istiyorum. Biraz daha küçük küçük böyle meselelerde aydınlatıcı olmak için. Ermeni partileri. Evet. Taşnak Südyun. Evet. Ve şey. Ermeni partileriyle Hınçak ve Taşnaklar. İttihat ve Terakki'nin bir bağlantısı var mıydı başlangıçta? Var gibi. Çünkü başlangıçta kader birliği var. Kaderi içindeler. Bu kader birliği ortak düşmana karşı. Ortak düşman kim? Abdülhamit. İkinci Jön Türk Kongresi'nde karar alınıyor. Müşterek bir şeye bağlanamıyor. Ancak diyorlar ki, her kuruluş kendi bünyesi içinde bildiği şekilde faaliyet göster. Yani bir anlamda Hınçak ve Taşnak'ın güçlenmesinde. Yani bu Ermeni isyanını başlatan güçlerin güçlenmesinde. Daha sonra bu Ermenileri tehcir ederek Türkiye'nin bugün başının belada olmasına sebep olan adamlar yok mu? Hayır, onlar zaten güçlü ol. Ha, onların şeyi çok daha önce de. Şimdi tabii, tabii, tabii. Yani Yunan Bağımsızlık Savaşı başlayınca o Mora İsyanı sonrası o Fransız İhtilali etkisiyle Türkiye'de de birçok bağımsızlık şeyi başlamıştır. Başlamıştır. Tabii. Eee ve bunların içerisinde ciddi şekilde bastırılan Ermeni bağımsızlık. Tabii. Bastırılabilir. Diğerleri bastır, bastırılamadı. Bağımsız olduk. Tabii. Çünkü Ermeniler ama direkt savaş vardır. Ötekiler de bak. Tabii, tabii. Diğer savaş. Direkt savaş yok. Tabii, tabii. İsyan var. İsyan şeklindedir. Evet. İç savaş şeklindedir. Bir ötekilerin ordusu var, şeysi var. Çünkü taksit taksit gitti. Onda Ermenilerde o yoktur. Evet.

Peki, tehcir'e de geleceğiz belki. Hadi tehcir'e gelelim. Tehcir kararında İttihat ve Terakki'nin rolü nedir? Yani tehcir kararını sadece Talat Paşa mı alıyor? Yoksa bu İttihat ve Terakki'nin, hükümetin almış olduğu bir ortak karar mıdır? Nasıl gelişiyor oradan?

Ha, şimdi her konuda bir sebep-sonuç ilişkisi vardır, değil mi? Belli bir sebebin belli bir sonucu vardır. Şimdi biz durup dururken mi aldık bu tehcir kararını? Yani Talat Paşa deli mi? Sebep ve sonuç arasındaki fark şu. Şimdi ordu savaşta. Hadi birkaç cephede, birkaç cephede. Esas dört cephe önemli de. Bu cephenin gerisinde bir takım köyler, kadınlar, kızlar vesaire tarlalar yakılıyor. Kadınlar, kızlar öldürülüyor. Irzlarına geçiliyor filan. Aman bunu söylemeyin. Bunu söyleyince kızıyorlar. Ortada. Ben yazdım, çok kızdılar da. Hayır, kızan kendine kızıyor demektir veya cehaletinin şeyidir. Ama bu ortada. Şimdi bunu kimler yapıyor? Kimler yapıyor? Askere gitmeyen, askerden kaçan bir takım Ermeni şeyleri, teşkilatları, Ermeni kuruluşları. Ermeni halkı da bunlara bir nevi destek, destek oluyor. Yardım ve yataklık yapıyor. Yardım ve yataklık. Ancak Ermeni unsuru aracı sınıfı olduğu için para bunlarda. Bir ikincisi emek. Köylü de ürettiğini alıp bir başkasına satarak arada kazancı ermenide. Ticaret ermenide. Ticaret ermenide. Şimdi ne yapacaklar bunları? Belli noktalarda toplamak önemli. Tehcir kanunu diye bir kanun yok. Ordu komutanlarına verilen yetki vardır. Bu yetki kanunudur. Şimdi ordu, yani birlik komutanları, Alman var, hem birlik komutanı hem kurmay başkanı. Türkler var. Niye kabahat yalnız bize fatura ediliyor? Ayrıca kafileler giderken onlara saldıran Kürt şeyleri var. Şimdi daima şu kadınlar, bilezikleri var, osu var, busu var filan filan. Bunları ele geçirmek, parayı pulu ele geçirmek. Şimdi bizim askerimiz bilmem Arabistan'dan çekilirken cemiye ile karnı yarılmadı mı? Yuttuğu altın aranmadığı şey olmadı mı? Balkanlarda aynı şey olmadı mı? Yani artık bu yarayı taşımakta bir fayda görmüyorum.

Abi sen özür diledin mi? Hayır, dileme. Sen dilemiş. Murat. Ha, onu söyle. Söyle. Çok komik şey. Sen özür diledin diye bir rivayet gördüm. Hem de Hadi Ulu Engin'le aynı sayfada özür dilemiş birisi. Bu o kadar ciddi bir kampanya ki, o özür diliyorum kampanyası. 71-54, 72 sayfada benim adıma birisi yazmış, özür dilemiş. Bugün yazdım. Haber Türk'te çok fena işlenmişler. Gaza gelmişler. Fakat burada çok daha enteresan bir şey var. Yani burada bence Talat Paşa, Bahattin Şalk, Doktor Lazım. Onların da ismini koymak lazım. Fakat burada enteresan bir şey var. Şimdi bu özür diliyorum kampanyasının ilk sayfasında hani bu ilk öcüler falan var. Altında "Text in other languages" diye bir şey var. Diğer dillerdeki metin. Ben bugün fark ettim bunu. Orayı tıkladım. Şöyle bir sayfa çıktı. 12 dilde. Arapça, Ermenice, İngilizce, Farsça, Fransızca, Almanca, Greek, Yunanca, İtalyanca, Kürtçe, Portekizce, Rusça, İspanyolca. Hani bu şey var ya, inkar edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu aday adayı etsiz. Onun tercümeleri var burada. Tarih boyunca yapılmamış bir alfabe devrimi yapmış. Bunu hazırlayan üstatlar. Fatih malum. Arap alfabesiyle sağdan sola yazı, soldan sağa. Her yerde pek bilgisayar olmuş. Ben bunu aynaya tuttum gibi. Şimdi çok zor böyle şey yapmak ama falan işte kabul etmiyorum falan diye. Bunu bir kere ters yazmışlar. Ciddiyete bak. Fakat çok daha önemli bir şey var burada. Arapça metin Türkçe metinden farklı. Nasıl farklı? Türkçe metinde "Osmanlı Ermenilerinin maruz kaldığı büyük felaket" diye geçiyor. Arapça metinde "ha zulm gayri adil". Bu adil olmayan zulüm şeklinde geçiyor. Belki Arapça yetmemiştir çevirmeye. Bunu birine yazmış belli. Fakat şimdi ben şunu merak ediyorum. Burada pek bilinmeyen diller var. Mesela Grekçe, Yunanca var ve Ermenice var. Bu metinlerde ne yazıyor? Bu tercüme düzgün mü? Çünkü bunların içinde Yunanlılar da var. İmzalayan. İmzalayan. Bunlar ne deniyor burada? Tam tercüme. Peki Yunanlılar kimin adına özür diliyorlar? Mesela şimdi bunu mesela Portekizce koymuşlar. Portekizliler kimin adına özür diliyor? Çok özür dilerim. Yani moda ya onun için özür diliyor. Abi senden de özür dilerim. Herkes bir özür diliyor. Bakan özür diliyor. Bilmem ne özür diliyor. Bir ağlama duvarına dönmüş. Şey. Anlamıyorum ben bunu. Rusça mesela. Rus kimden özür diliyor? Türkler adına mı özür diliyor? Ama Hasan abi de özür diledi biliyorsun. Hasan Kemal. O dedesi adına. Tamam. O dedesi fotoğrafını verdim ben. Şimdi göreceğiz herhalde onu şeyden. Yani Portekizce kim özür dilediler acaba buna? Duyarsız kalan Portekizliler mi? Yani şu metin düzgün şekilde yazılsaydı ben de imzalardım ama özür diliyorum falan filan değil. Değil. Felakete duyarsız kalınması falan değil. Tabii. Çünkü 1915'te hakikaten Türkler de Ermeniler de bir trajedi yaşamıştır. Çok büyük trajedi yaşamıştır. Yani kim bugüne kadar fan eng geç çıkı sayı? Ben yayınladım. Yani bunu ben söylüyorum şeyini. Ama yani bu şekilde eğer iş özür dilemeye gelirse Balkan bozgunundaki oradaki şeyler ne olacak? E Karabağ hikayesindeki hadisesindeki Türkler ne olacak? Herkes birisi birisinden özür dilemek zorunda. Böyle bir şey gelişti. Hep söylüyoruz da kimsenin anladığı yok ama buna enteresan bir şey. Buna imza atmak şey gibi oldu böyle bir takım kusura bakmayın tabirimle şayet Erol Bey ama bir takım şapşallar var. Buna imza atarak kimlik bulduklarını zannediyorlar. Yani ben de entelektüel, aklı başında bir camianın üyesiyim. Bak ben de o özür dileyenler deniyim diye böyle orada bir kimlik bulanlar da var. Gerçi sayı çok da fazla değil aslına bakarsa. O şeye bakın ya falcı. Ciddiyetsizliğe bak. Şöyle giden bir f. Düşünebiliyor musun? F buradan gider. Tabii. Aynaya tutup okudum. Da Vinci gibi. Tabii. Ben doğma büyüme Samatyalıyım yani Koca Mustafa Paşalıyım yani. Ermenilerin içinde büyüdüm ben. Bir yığın Ermeni arkadaşım. Evet. Şimdi biz bunlarla kardeş gibiydik. Hatta benim en yakın arkadaşımın annesinin cenazesinde Ermeniden çok Türk vardı. Şimdi biz bunları bilmiyorduk. Bu ayrım yoktu. Bir başka el buna el uzattı. Şimdi isim vermek doğru olur mu olmaz mı? Şimdi Taner Akçam'ın ben ilmi bir şeyle. Hatta ben kendisine çok yardım ettim. İlmi bir endişeyle bunu yaptığını zannetmiyorum. Hangi endişeyle yapıyor olabilir? Mali bir endişe. Vallahi. Hayır. Duygusal. O. Evet. Evet. Olmaz böyle şey. Olmaz böyle şey. Şimdi bu aydın diyoruz biz bunlara. Bilmiyorum ne okumuş demek daha doğru. Aydın. Aydınlık başka bir şey. Çünkü yani bunlar yani okuduklarını da anlasalar çok sevinecekler ama anlamış olmak başka bir şey. Okumuş. Bunlar tabii, tabii. Çünkü hayır. Ben hep ona inanmışımdır. Kitabı okumak başka, anlamak başka. Başka şey. Ben hep anlamak için çalıştım. Anlamak için uğraştım. Ama bu kitapları kimi aklı. Herkes gözle okuyor da kimi aklıyla anlamaya çalışıyor. Kimi başka taraf. Tabii şayet insan okuduğu kitabı anlasaydı dünyamız alim dolardı değil mi? Kesinlikle. Ve Türkiye okuyan bir ülke değil. Türkiye'de 1000 tane kitap basılıyor. 72 milyon. 1000 tane kitap basılıyor. Ben öyle kütüphane kataloğu gördüm ki 8 milyon, 10 milyon kitap basılmış. Demek ki biz okumuyoruz. Nakli, nakli. Şimdi okuduğum kitaplarda devamlı kırmızı kalemden işaret ederim ben. Benim her okuduğum kitap ciğerci peşkirine döner. Kasten şunu çizemedim. Belki iade etmek ümidi var. Şunu çizemedim. Meşrutiyet kitabını. Evet. Şimdi mesela Ali Turan. Ali Turan. Ali Turan Dağıstanlı Ali Bey. Şimdi İttihat ve Terakki'nin ilk döneminde Dağıstanlı Ali Bey diye geçiyor. Murat Belge kurucular arasında bunu da zikretmiş de diyor ki, kısa bir süre sonra ölmüştür diyor. İzmir suikastında şikayet mahkemesinde Profesör Ali Turan. Bu İstiklal Mahkemesi'nde y yargılandı. Yıllar sonra vesaire. 26 mı? 26-6. 26. Yani acaba fazla değil. 20 sene daha geç. 20 sene. 20. Acaba bunlar hangi bilgilerine, hangi birikimlerine dayanarak bunları söylüyorlar? Ben İttihat ve Terakki'yi şimdiye kadar 7 defa yazdım ve yırttım. Çünkü her yazı, her yazının bitimi yeni bir belge çıkıyordu. Belge. Evet. Şimdi İttihat ve Terakki'yi iki açıdan ele aldım. Biri hukuki kuruluşu, yani nizamnameleri. Biri siyasi kuruluşu, yani programları, kongreleri. Daha doğrusu bu kongrede İttihat ve Terakki'nin siyasi bir programı var. Bu siyasi programın yorumlanması var, izahı var, kararları var. Yani İttihat ve Terakki şöyleydi deyip geçip gidiyorlar. Peki 1. Dünya Savaşı bitti. Osmanlı kaybedenlerin yanında yer aldı ve arkasından da hepimizin bildiği Kurtuluş Savaşı'nın başlama öyküsü var. Daha oraya gelmeden İttihat ve Terakki'nin yargılanması var. Doğru. 19'a gelmiş. Şimdi yalnız bir de önce şeyi söyleyin isterseniz. İttihat ve Terakki iş başına gelir gelmez. Bunu da söylemek lazım. Belki gerekiyordu. Ne kadar muhalif varsa doldurup Sinop. Mahmut Şevket Paşa suikastini bahane ederek Sinop'a doğru. Şimdi Türkiye'nin imparatorluğun en entelektüel bölgesi olu. Herkes orada. Erbakan Sinop'ta değil midir? Sinop'ta. Rıza Nur'un da kütüphanesi var. Rıza Nur da Sinop kütüphanesi var filan. Şimdi İttihat ve Terakki tarih önünde yargılanmıştır. Yani İttihat ve Terakki'nin kuruluşu şuydu, şunları yapmıştır, iyidir, kötüdür filan diye bir hüküm yok. Ancak Tarık Zafer Tunaya yeni bir sistemle ele aldığı Türkiye'de siyasi partilerin üçüncü cildini İttihat ve Terakki'ye ayırmış. İttihat ve Terakki'nin çeşitli açılardan oluşumuna, gelişimine vesaire açıklık getirmeye çalışmıştır. Çok güzel bir ismi vardır onun. Bir devrin, bir neslin, bir şeyin parı hikayesi. Şimdi İttihat ve Terakki üç defa yargı önüne çıkmıştır. Bunlardan bir tanesi Divan-ı Mebusan. Yine bir ittihatçı mebus, Divan-ı Mebusan Fuat Bey'in 10 maddelik takriridir. Meclis-i Mebusan'a vermiş. Şekil şu. Sene 1919, 8 sonu, 19. Sait Halim ve Talat Paşa kabineleri üyelerinin Divan-ı Ali'ye sevki için Meclis-i Mebusan hazırlığı. Yani bu takrir 10 madde içinde toplanmıştır. Yani isterseniz o maddeleri de okuyabiliriz. Bu 10 madde sebepsiz ve vakitsiz harbe girilmesi, işte harbi şöyle idare etmek vesaire filan. Yani Divan-ı Ali'ye yüce divana gönderilmeleri. Gönderilmeleri. Ama anayasada bu konuda bir kanun hazırlanması gerektiği belirtilmiş. Kanun yapılmamış. O zaman nasıl yargılayacak? O ayrı. Ancak Meclis-i Mebusan kapatıldığı için sonuçsuz kalmıştır. Yani yarım bir yargılamadan. 10 soru. Her nazıra bir tane sadrazam vardır. Sait Halim. Geri kalanların hepsine tek tek sorulmuştur. İkincisi 8 Mart 1335 tarihli kararname ile kurulan Divan-ı Harbi Örfi'dir. 1919. 1919. Yani bu da Divan-ı Harbi Örfi de İttihat ve Terakki'nin sadrazamı, nazırları, milletvekilleri, katibi mesuller vesaire sırasıyla sorgulanmış. Üçüncüsü İzmir suikasti davasının 9 celsesinde ayrılan ve Ankara'da görülmesinde 7 sene 1926. 1926 karar verilen siyasi davadır ve bu İttihat. Ona geleceğim tekrar. Yani bir İzmir suikastine geleceğim. Tarık. İttihat ve Terakki 1919'da yargılandı. Fakat bu yargılamalarda bir sonuç çıkmadı. Çıktı. Ne çıktı? Divan-ı Örfi'de bir takım mahkumiyetler çıktı. Hatta Kemal Karpat diye bir zat vardır. Bu zatın bir kitabını şey yaptım ben. Amerika'da profesörü. Çok ön olduğu söylenir. Çeşitli üniversitelerde şey yapmış. Ama "Politics of Islam" kitabın adı. İslam. İslam'ın Siyasallaşması. İslam siyasetin ta kendisidir. Bir iki kaynaklarına bak bakıyorsunuz. Necip Fazıl. Üç bilgi yönünden Musa Kazım Efendi çevirdiği dalavereli. Ya o Edirne'de sürgünde öldü. Şimdi Musa Kazım Efendi ilk tutuklananlardan biridir. İlk tutuklananlardan biridir. Şu tutuklanan ittihatçılardan. Görevi neydi? Musa Kazım. Eski şey. Şeyhülislam. Şimdi bakın tutuklanma gerekçesi. Peki ittihatçı olmaz. İttihatçı olmaz. Şu bakın tutuklanan ittihatçılar görmek mümkün mü acaba? Şöyle biraz dik tutarsanız. Şu tutuklanan ittihatçılar. Hangi gazete? Tasvir-i Efkâr. İşte Musa Kazım. Bunların içinde. He. Musa Kazım 15 yıl hapse mahkum edilmiş. Yaşlılığı göz önüne alınarak Vahdettin tarafından 3 sene Edirne'de kalebent. Hatta önce Bursa'da rica üstüne Edirne'ye çevriliyor. Edirne'de ölmüştür. Muradiye Camii'nin haziresinde de gömülüdür. İnsan bu kadarını bilmez mi canım? Yalnız bu tutuklanma sayısı herkese göre, yazara göre değişir. Değişir. Değişir. Şuası kimse bakmaz. Musa Kazım senin bir akrabalığın var değil mi? Uzaktan bir şey. Uzaktan bir akrabalığın var. Evet. Musa Kazım aslında son derece önemli makaleleri olan akılcı İslamiyeti savunan enteresan biri. De şeyhülislam ve mason. Aynı zamanda. Mason. Tabii. Şimdi değil mi? Ama Fatih mecbur bunlar. Yani Sultan Hamit döneminde nefes alamıyorlar. Tabii. Şimdi yani biz Sultan Hamit efendimiz falan filan diyoruz ama yani ucuzluk var. Doğru. Çünkü sübvanse ediliyor her şey. Cenazesinde İstanbul kadınları camdan çıkıp "bizi ekmeği bize ekmeği 3 kuruşa yediren padişahımız nereye gidiyorsun?" diye almış ama devlet batmış. Tabii. Muharrem Kararnamesi bilmem ne. Ben o kararnamenin borçlarını ta 1990'larda ödedim. Tabii canım. Yani çok net ki Abdülhamit bir bolluk devri yaratmak istemiş ama imparatorluğun batmasına. Tabii bugün günden çok farklı değil aslında baktığın zaman. Yani son 15 senede yaşadığımızda çok farklı değil. Bir kitabı vardı bizim Vahdettin Engin'in dış politikasını yazmış. Sultan Hamit. Şimdi açık söylemek gerekirse Avrupalı ne isterse yapmıştır. Yapmıştır. Tabii, tabii. Bir de işte zerre toprak vermedik falan filan denir. Tek karış anlaşması an sonra en geniş toprak, en büyük alandaki toprak Sultan'ın zamanında verilmiştir. Biz bir de şey anlatırız. Mithat Paşa. Mithat Paşa için Trablusgarp'ı veriyor. Evet. Fransızlar teslim etsinler diye. Fransızlar da ediyorlar. Efendim. Yani bizde 1639 Kasr-ı Şirin anlaşmasıdır. İran'la sınır denir. Hayır, 1906 mı, 7 mi ne İran'a biz toprak verdik. Tamam, sınır anlaşmasıdır ama verdik. Kıbrıs gitti. Dünya son gidiş. Tabii, tabii. Her şeyi. Yani bizde bir yüceltme var. Yani Sultan Hamit zamanı çok zor. Ve bunların da buluştuğu rahat buluşabilir yeri mason. Mason. O kadar. Ayrıca ayrıca şimdi bakmayın bugünlerde artık masonluk ayağa düştü. O dönemde o dönemde evvela inanç sahibi olacaksınız. Bir ikincisi mesleğinizde en yüksek mertebeye gelmiş olacaksınız. E bugün iki loca rekabet ediyor. Önüne geleni doldurmuşlar. Benim bazı tanıdıklarım var. Her biri birer abide-i cehalet. Ama orada benim de var, Murat'ın da var. Ama orada siz değilsiniz değil mi? Hayır, değilim. Allah'a şükür. Emekli kıraathanesi dönmüş. Kıraathanesi gibi emekli. Yani bir arkadaşlar şey diyor. İçki ucuz canım. Kadir sofrasından sonra diyor gidiyoruz diyor. Yani şimdi mason olmak. Mason olmak. Tamam. O dönemde de öyle. Mason olacak adam evvela inanç sahibi olacak. Şimdi masonlar inançsızdır veya Allahsızdır gibi bir takım propagandalar vardır da saçma sapan. Tabii şey gibi. Laleli'de Patrona Halil Hamamı vardır. Evet, evet. Şimdi vakanüvis doğruyu yazamıyor ama adamın sıfatından siz ne olduğunu anlıyorsunuz. Adam patrona. Amiral. Kimse hamam tının peşine takılıp da padişahı devirmeye gitmez ama ne yapsın tarih yazıcı. Şimdi amiral di. Boğaz Kuvvetleri Komutanıydı filan dese kelle gidecek. On tellak yaptı adama. Onun için şey hukuken de ifadesi pek kerli olmayan hamam tellalığı meslek. Şerefsiz meslek dediğimiz berberler de buna dahilmiş gibi olmasınlar. Gimiz gider yoksa o dönemde öyle. Şimdi bu Laleli'de edebiyat ve tarih fakültesi gibi bir binanın yanında bir levha. Ben ne zaman oradan geçsem gülerim. Patrona Halil bu bina bu hamamda tellallık yapmıştır.

Tell, tellaklı, tellaklı. İyi ki natır [Kahkaha] dememişler. Yani bu olacak laf mı bu söylenecek laf? Ama tarih kitapları böyle yazmıyor mu şimdi? Gayet tabii tarihe eleştirel gözle bakmak lazım. Tabi kapıcı başı, başını sarayın kapısını açıp kapı yan adam zannediyor. Saray Maraş alidir, o hala. Allah razı olsun, Allah rahmet eylesin. Uzun çarşılı olmasaydı şu teşkilat tarihlerini nereden öğrenecek? Ve hala onu beğenmeyenler var.

Peki, tekrar dönelim şimdi. Yine bir yerden bir yere böyle biz burada akıp gidiyoruz. Böle alakasız bir yerden girip alakasız bir yerden çıkıyoruz. Mustafa Kemal ile Enver ve Talat arasında, daha doğrusu İttihat ve Terakki'nin yönetimi arasında ciddi bir fikir ayrılığı var galiba, değil mi? Var. En başında da olan ama o zaman Mustafa Kemal çok da güçlü ve çok da onlar kadar önemli bir adam olmadığı için, o dönemde eee, çok daha alt düzeyde bir asker olduğu için o sırada bir şeyi yok, bir önemi yok. Ama 1919-20'den sonra Mustafa Kemal'in de güçlenmesiyle beraber bu fikir ayrılıkları giderek ortaya çıkmaya başlıyor ve sonuç vermeye başlıyor. Bu İttihat ve Terakki yargılamalar sonra Enver ve Talat başta olmak üzere ne yapıyor? Bu İttihat ve Terakki'ciler hepsinin bir yerlere dağıldığı bir süreç var.

Şimdi, şimdi İttihat ve Terakki'nin önde gelenleri evvela şunu belirtelim. Enver iki rütbe birden almıştır. Akranlarından iki rütbe öne geçmiş. Mirliva olunca Harbiye Nezareti'ne gelmiştir. Çünkü Merkezi Umumi üyesidir. Yani başkası düşünülmez zaten ve tasfiyeye girişmiştir. İttihat ve Terakki için önemli olan özellikle askerde mektepli olmaktır. Evet, eğitimli olacak, eğitimli olmaktır.

Şimdi Mustafa Kemal Teymen'liğinden Paşalığa kadar devamlı birliklerin başındadır. Baş, evet. Hak, tab, normaldir. O rütbe normal, normaldir. R. Şimdi Çanakkale, Çanakkale Kara Savaşları'nda Mustafa Kemal çok önemli hizmetler görmüştür. Mustafa Kemal'in Paşalığa terfii için nezaretinin saraya teklifi vardır. Sarayın tasdiki vardır. Harbiye Nezareti'ne iadesi vardır. Harbiye Nezareti'nin Mustafa Kemal'e tefhimi vardır. Bu da tabii bir süre alıyor, bir süre alıyor.

Şimdi bu bir talihi harp. Biz 1. Dünya Harbi'nde yenildik, savaşında yenildik. Yani İttihat ve Terakki yönetimde olan İttihat ve Terakki bu yenilginin mesulü sayıldı. Normaldir ama öyle oldu. Normal. Dolayısıyla ağır hakaretlere uğramamak amacı ile, yani gerekçe budur, harbe girmiş ve harbi yönetmiş olan kabinenin bir kısmı bir Alman denizaltısıyla Rusya üstünden bir kısmı Berlin'e, bir kısmı Moskova'ya gitmiştir.

Şimdi burada da ikiye ayrılıyor ittihatçılar. İngiliz emperyalizmine silahla karşı durmak isteyenler Rusya'da kalıyorlar. Fikir yoluyla, yani risaleler, gazeteler vesaireler yoluyla mücadele etmek isteyenler Berlin'e geçiyorlar. Ancak dikkat ederseniz Talat Paşa ve arkadaşları Berlin'de bir tütüncü dükkanı açmışlardır. Tütün ekmek vesaire filan satacaklar. Sonra bununla geçinecek ama dünya kadar para var. Para nereden? Örgütün parası, örgütün parası.

Hatta ben size bir örnek vereyim. İsmail Hakkı Paşa, Enver Paşa ve Talat Paşa'yı yemeğe çağırıyor. O tabii biri sadrazam, biri harbiye nazırı. Hayır, İstanbul'da savaşın son şeylerinde İstanbul'da. Bu iki paşa yarım kilo bir beyaz un bulmuş. Onunla da bir takım şeyler yaptırmış. Sofraya oturunca Talat Paşa ve Enver Paşa'nın dikkati bunun üstünde yoğunlaşıyor ve sofradan kalkıyorlar. Karaborsa un aldı diye. O unu nereden buldun diye. Çünkü millet o kötü ekmeği yerken biz bunu yemeyiz diyorlar. İttihatçılık budur. Ve her ikisi birden sofradan kalktığı gibi İsmail Hakkı Paşa'nın da aleyhinde birtakım işlemleri başlatmışlardır. Adam yemeğe çağırdı, pişman oldu. Yani hayır, yemeğe çağırsın normal. Halk ne yiyorsa onu yiyecekler ve bu ayıp bir şey değil. Savaştaız ama bu has unu nereden buldun? İkisi birden bunu sormuşlar. Düşünebiliyor musunuz?

Şey, Faruk Rıfkı Atay, "Ateş ve Güneş"te bizim ordunun destanını yazmıştır. Ama bir başka destan "Zeytindağı"dır. Of of, o bir Türkçe şaheserdir. Bir de, bir de Türkçe şaheserdir. O da bir Ahmet kısmı vardır ya, Ahmed'ini arayan bir anne kısmı. Tab, tab. Şimdi bu Cemal Paşa'nın bir nevi ne olduğunu bize anlatır. Bir ikincisi, ordu savaştan dönmektedir. Birtakım yaralılar, şunlar, bunlar. Filan. Bir anne istasyonda koşmaktadır. Yani benim Ahmed'i gördünüz mü? Ve orada F. şeyi söyler. "Ahmetler bizim Ahmetlerimiz çölü kanıyla çölü suladığımız Ahmetler." Hangi Ahmet? Şöyle bir tanım cümle. Bu anneye diyor, "Oğlunu kumarda kaybettiğimizi nasıl söyleyeceğiz? Nasıl söyleyeceğiz?" Muazzam bir Türkçe şaheser. Tabii, tabii.

Şimdi orada bir takım şeyler vardır. Yani İttihat ve Terakki'nin de eleştirisi vardır. Mesela Cemal Paşa Halide Edip'i Şam'a çağırmıştır. Bir kız okulu açtıracak. Nasıl bir eğitim görecektir filan. Halide Edip bunları soracak. Yolda Bahattin Şakir'le karşılaşırlar. Şey olarak Falih Rıfkı, Bahattin Şakir'le Halide Edip'i bir tanıştırır. Bahattin Şakir sonra Falih Rıfkı'ya der ki, "Sana teessüf ederim." Neden? "Bana bir fahişenin elini sıktın." der. Halide Edip de aynı şekilde, "Sana teessüf ederim. Neden bana bir katilin elini sıktırdın?" Bu eleştiri de vardır kendi içinde. Yani şimdi hakikaten bizim ordumuz, bizim ordumuz Kanal Harekatı. Cemal Paşa bir hayaller içindedir. Çünkü İngilizler demir yolu döşemişler. O demir yolu üstünde ağır gidip geliyor, gidip geliyor. Bir de sular buz gibi sular gürül gürül akıyor. Bizse çölü yürüyerek geçiyoruz. Çölü yürüyerek geçtik. Peki karşıya nasıl geçeceğiz? Botlarla, şeylerle, kabak üstüne kurulmuş sallarla. Her bu kadar çocukça düşünce olur mu?

Şey, Enver Paşa yine Falih Rıfkı anlatıyor. Enver Paşa orduyu ziyarete gelir. Ağaç altında hava çok sıcak. Ağaç altında gölgede buz gibi sularla yemekler yenir. Ama Paşa masanın başında oturmaktadır. Yine askeri kıyafeti üstünde. Hava 50 derece. Oturmaktadır ve böyle konuşmalara katılmaktadır vesaire. Yemiyor, oruçlu. Çünkü Erol abi, herhalde onların içerisindeki arasında en dindarı en var. Evet, inanılmaz tuhaftır. Evet.

Peki, bunlar kaçtılar, Almanya'ya gittiler. Evet. Tütüncü dükkanında kaldık. Evet. Şimdi işte Bahattin Şakir, Talat Paşa filan. Bunlar geçiniyorlar. Yalnız Ermeni komiteciler bunların izini sürüyor. Hatta Talat Paşa katiliyle göz göze geldiği zaman ona yalnız tebessüm etmiştir. Üstünde silah yok. Katil de Talat Paşa'yı gözlüyor. Niye silah yok? Çünkü ittihatçılardan hep silah var. Şimdi artık bunlar Almanya'da medeni bir ülkedeler ya. Fatih, orada bir tuhaflık var. Şimdi mesela Talat Paşa, birkaç Cemal Azmi Beyler falan. Bunlar Hardenberg Terası, Berlin'de 12 numarada bir büyük daire kiralamışlar. Biri tütüncü, eşleri yanlarında değil mi? Yanında. Hepsi birden kalıyor. Bunlar Hayri yanım, rahmetli Hayri yanım çok yakından tanımış. Eşini, Paşa'nın tabii. Tabii. Şimdi biri bahçıvanlık yapıyor. Mesela bunlar Merkezi Umumi üyesi, eski devlet adamı. Biri tutun satıyor, biri bilmem ne yapıyor falan. Fakat o da benim çözemediğim bir şey var. Posta memuru, sadrazam, tütüncü, tütüncü. Giysi olabilir. Şimdi o da çözemediğim bir şey var. Orada hepsinin bir kod adı var. T. Paşa'nın ismi Ali Sai Bey. Sai Bey. Fakat keşke getirseydim. Enver Paşa Ali Bey. Ali Bey. Hepsi isim şey. Birisi Cücük galiba. Şimdi ben de bunlar böyle kod adları var diyor ki, bunlar şimdi kod adları da yazıyor. Her Sai Bey altında parantez içinde Enver Talat Paşa. Tam salaklık. Tam salaklık. Bir de daha komiği var. E katalog gönderecekler. Arkalarında adreslerde kod adları yazılı. Fakat öte kendi fotoğraflarını bastırmışlar. Ben burada böyleyim.

Peki, ben hanım'a sorardım. Çok fakirdik. Ben Mücavir herimi sattım. Çok. Çünkü çok zengin bir aileden geliyor. O Mücavir halimi sattım ama diyordu, "İşte kalmadı paramız." E diyorum, "Dünya kadar para var." Orada yazışmalarından belli. Bilmem kaç, bilmem kaç milyon Mark şuna yolladık, şuraya şuna yolladık. Aa dedi, "O teşkilatın parası." Ne oldu o paralar? Sonra teşkilatın parası o dedi. "O paralar ne oldu?" Yok oldu gitti o para. Me, "O paralar bence Kara Kemal'in paralarına kilitlendi ki banka-ı Osmanî'nin de paraları onun içindedir." Kara Kemal'in paralarına İstiklal Mahkemesi el koydu ama yani bu paralar Hayri Hanım'ın söylediği teşkilatın parası o. Tabii, bizim değil.

Peki, Talat öldürüldü. Talat öldürüldü. Mahkeme, mahkeme Talat diye bir Tehliryan. Solomon Tehliryan. Şimdi mahkemede beraat ediyor. Bu o zaman Türkiye'de görev yapmış Alman generaller ayağa kalkıyorlar. "Bu ayıp Alman adaletine yakışmazdı." Niye beraat ediyor? Şimdi, şimdi mahkeme katilin savunmasını haklı buluyor. Kız kardeşi, annesi vesaireleri filan ağır tahrik kabul ediyor ve beraatine karar veriyor. Ama o şeydir, operasyon Nemesis diye. Bu Ermeni partilerinin bir toplu suikast operasyonudur. Tabii, tabii. Cemal Azmi Beyler, şey, peş peşe öldürülmüş. Tabii, tabii, tabii. Ve büyük paralar dönmüş. Döndüğü gibi şimdi bakın, dinliyorum. Şimdi bakın, Ermeni lobisinin Türkiye üzerindeki çalışmaları. "Armenia" diye onların yıllık bir araştırma dergisi var. Bayağı dergi. Yani abi binlerce internet sitesi, çeşitli çeşitli kitapları var filan. Biliyorsunuz, çok iyi yapıyorlar. Tabii, tabii. Bilimsel çalışma. İki, çeşitli şeylere ayrılıyor. Mesela ben Fransız bilimsel çalışma tarzını şey yaparım. Bütün üstünden tek noktaya odaklanmak. Anglosakson araştırma yöntemi ise den çoğula gitmek. Devamlı batının bilimsel araştırmalarını gözden geçirirseniz ayrıntı içinde boğarlar adamı ve ne dediği de belli değildir. Mesela ben İttihat ve Terakki hakkında yapılan çalışmaları okudum. Hepsi zayıf. Bilmiyorlar, kaynaklara da hakim değiller.

Şimdi abi şeyden çıkalım isterseniz. Bu tarihçileri eleştirmekten. Biz kendi tarih. Talat Almanya'ya kaçtı. Diğerlerine bakıyorsun, biri Tiflis'e gidiyor. Evet. Biri Tacikistan'da öldürülüyor. Yani nereye dağılmış? Niçin? Kurtuluş mücadelesinin bir parçası olmak için kalmamışlar. Bu kadar vatansever adamları. Tabii, bir defa ki kim sokmuyor? Milli mücadele sınırları içine girmez zaten. Mustafa Kemal Paşa da almaz zaten. Girmez. Şimdi ikincisi şu. Enver ve Cemal mesela Gürcistan'ı iflas, şey, ihya çalışmaları. Enver'in asıl Orta Asya'yı şey yapma meselesi. İttihat ve Terakki için Orta Asya, büyük Turan ülkesi. Büyük Turan ülkesi. Zaten 1914 sonrası siyasal düşüncede gelişme bu. Türkçülük ve büyük Turan meselesi. İttihat'ta anasırcı bitmiş. Büyük Turan neresi? Hazar Denizi'nin kuzeyinden Çin'de bütün Orta Asya'yı kaplayan. Özbekistan, Kazakistan, hepsi. Şu anda size verdiler. Ne yaparsınız? Burada bolca at yetiştirmek ve bolca buğday yetiştirmek. Koyun, koyun, pamuk üretimi var. Petrol var. Ama petrol var. Petrol var. Yeni yeni yeni yeni çıktı. O birtakım büyük cinayetler de o petrol için işlendi zaten. Orta Asya petrolleri var. Hatta şimdi Amerika'nın o şeyde ne işi var Orta Asya'da? Dikkat ederseniz hep petrol olan sahalar. Petrol olan sahalar. Birtakım suriş ve dağdağa, o zamanki deyimle olayların çıkması, çıkarılması meselesi.

Şimdi bizim Kurtuluş Savaşı'nda Cemal Paşa Afganistan'a kadar gidiyor. Tabii, tabii. Hatta Cemal Paşa'yı konuşmuştuk daha önce de. Ermeniler değil, Rus gizli servisi öldürmüştür. Yani artık o. Müsaade ederseniz ben bir şey göstermek istiyorum. Şimdi bunlar bana yakın bir zamanda geldi. Bunlar Cemal Paşa'nın o yıllarda yazdığı mektuplar. Bu hepsi kendi el yazısı. Evet. Şeyleri. Evet. Tuhaf bir şey var. Bütün faaliyeti Enver kapmış zaten. Fani düşmüşler. Enver Paşa olsa da Ruslara yakın gibi. Cemal Paşa'nın bütün şeyi Rus nüfuzu altındaki bölgelerde ayrı bir devlet kurmak ve Avrupa'daki temsilcilerden silah, bilmem ne falan istiyor. Para topladım diyor, şey yapın diyor ve b. Cemal Paşa'yı Ermenilerin öldürdüğüne inanmıyorum. Gerçi o şekilde bir iki şey yapıldı ama bir belge ortaya konamadı. Ama bu belgeler gösteriyor ki bunlardan mutlaka Rus istihbaratı haberdardır. Ortadan kaldırdılar ama öldürenler Ermeni'dir. O ayrı. Tetik, tetik Ermeni'dir. Ama tabii, tabii, tabii. Ve Cemal Paşa cinayetinin o şeyin Nemesis operasyonuna dahil olup olmadığı konusunda ben şüpheliyim. Evet, evet. Ben belgeleri dah. Peki, Cemal Paşa Rusya tarafından öldürüldü. Evet. Şey, Enver'in akıbeti. Enver biliyorsunuz e, bence ölümü bir nevi intihar. Evet. Kaç yaşında o zaman? 41 mi, 42 miş? 41. İntihar. Çünkü makinanın üstüne yalın kılıç gidiyor. Hangi olay oldu? Çıkıyor. Kızılordu birlikleri geliyor. Bolşevik birlikler sıkıştırınca. Yani onda tabii çok başka şey. Enver ne yapıyor orada? Peki, o sırada ordu konmuş. Ordu tabii, tabii. Komutan çok küçük bir ordu gerçi ama e Tacikistan Rusları çıkartacak oradan. Tacikistan Rusları çıkartacak ve orada bir Türk imparator, Türk devleti kuracak. Türk devleti. Evet. Amaç bir yandan da Kurtuluş Savaşı sırasında elindeki birliklerle hazır beklediği ve Mustafa Kemal'in savaşı kaybetme olasılığının çıkması halinde. Birliği yok. Birliği yok. Kendisi. Kendisi. Tabii. Şimdi Enver tarih olasılıklar üstünde durmaz. Ancak bizim sezdiğimiz şu. Enver girerse mutlaka bir ikilik meydana gelecek. Kesin. Çünkü Enver Paşa'nın da değerini bilen birtakım şeyler var. Mustafa Kemal Paşa'nın ve o sırada ittihatçılar hala güçlüdür. Güçlü. Tabii. Şimdi İttihat ve Terakki'nin ne zaman ortadan kalktığına geleceğiz birazdan. Ama şu Enver deyince aklıma bir şey geliyor. Sarıkamış. Sarıkamış. Evet. Şimdi Sarıkamış'ta kaç askerimizi kaybettiğimiz bir muamma. Yani 90.000 ile 20.000 arasında değişen çeşitli rakamlar. Kurmay açıkladı, 33.000 dedi. 33.000. Evet. Genelkurmay açıkladı onu. Son. Enver Paşa'nın Sarıkamış'ı. 3 kişi de olsa önemli, önemli. Tabii. Yani şimdi ittihatçıların ben maceraperest anından falan vururken siz karşı çıkıyorsunuz ama baktığınız zaman yaptıkları her şeyde bir rezalet var. Yani bir tane de doğru düzgün işleri yok ittihatçıların. Şimdi yani şunu ya ittihatçılar helal olsun şunu da yaptılar. Vallahi başardılar. Yok böyle bir şey. Sarıkamış buradan biri değil mi? Ş. Şimdi arz edeyim. Rus ordusu, Rus ordusu tabii e şeyi ateşleyen bizim donanmanın Sivastopol'u bombardıman etmesidir. Bombardıman. Dolayısıyla kuzeyden hudut bulunduğumuz Rusya'nın bize taarruzu doğaldır. Bu taarruzu durdurmak güneydeki birlikler kuzeye çekilmiştir. Yazlık elbiselerle. Yani savaşmadan veya savaşın ağır koşulları içinde. Mesela Hafız İsmail Hakkı Paşa, Hafız Hakkı Paşa'nın ölümü ha hastalık. Nedeni çok büyük hatası var. M. Onun da çok büyük hatası var. Strateji hataları. İşte Mustafa Kemal'in büyüklüğü burada çıkıyor ortaya. Mustafa Kemal tek adımını sağlam basmadan öbürünü kaldırmıyor katiyen. Her hareketinde gördüm ben bunu. Yani Çankaya belgelerini inceledim. Mustafa Kemal en küçük kağıt parçasını atmamış ve arşive geçirmiş. Korkunç bir arşivci. Bir defa ittihatçılar da öyle merak etme. Tabii. İttihatçılar, İttihat ve Terakki malzemeleri bu artık yenilgiden sonra kapanın elinde kalmış. Son Bahattin Şakir Bey'in evrakı damadı tarafından ilk Milliyet, yani Mahmut Soydan'ın sahibi olduğu Milliyet. Bahattin Şakir Bey'in bıraktığı evraka göre İttihat ve Terakki başlığı Sarıkamış'ta kalmıştık. Sarıkamış rezaleti değil mi? Sarıkamış. Gayet tabii. Strateji bakımından, yani harp bilgisi, harp yönetimi bakımından hakikaten bir rezaletti ve Enver'in dönüşü apayrı bir rezalet. Ancak bu Osmanlı tarihinde örtülü bir sayfa olarak kalmıştır. Yalnız Enver çok acıyla karar veren, çok acele hareket eden ama stratejisi Mustafa Kemal kadar kuvvetli olmayan bir komutan. Biraz tez canlı, biraz maceraperest, ani ani her iş. Ani işte yok. Kanun yap, kanun diyor. Dediği anında yapılacak. Kazım Karabekir o milli istihbarat müdürü iken, genel şey, ordu istihbarat müdürü iken tuttuğu birtakım notlar var. Enver'i anlatıyor. İmkanı nasıl imkan dahiline sokalım diyor. Kazım Karabekir'in İttihat ve Terakki içindeki fonksiyonu. İttihatçı Kazım Karabekir. İttihatçı her subay gibi. Ancak Kazım Karabekir milli mücadelede ikili oynadı derler. Hayır. Bir taraftan ittihatçı yemini etmiş. O çok önemli. O yemini anlatsanız, o enteresan bir şey. Nasıl o yemin? Şimdi ittihatçı yemini ikiye ayrılıyor. Bunlardan meşrutiyetin iadesinden önce son öncekini okudum. Ev. Ondan sonraki, onları okumadık. Ondan sonraki daha şey yapılmış. Toplumun refahına, partinin başarısına vesaire vesaire çalışacağına dair din ve namusu üstüne yemin ediyor. Bu ittihatçı yemini. Hatta kendisine şunlarla şunlarla şunlarla karşılaşacaksın diyor. Ölüm en büyük şey bu. Buraya ölebilir misin? O da ölür diyor. İttihatçı yemini bu. Bir taraftan da milli mücadeleye bağlı. Onun için Kazım Karabekir Paşa ikili oynadı. Hayır. Önemli olan her vatansever gibi vatanın müdafaasını koşuyor. Ama bir taraftan da ittihatçı. Atatürk'ün çevresinde kimler var? İttihatçı. Hepsi. Kurtuluş Savaşı. Hepsi. Hepsi. Şimdi Atatürk hariç hepsi. Mustafa Kemal hariç hepsi. Atatürk de ittihatçı ama onlar kadro ittihatçı var. Değil. Ama ittihatçılığın ne olduğunu biliyor. Tabii. O yemin etmiş midir? Atatürk. Atatürk herhalde İttihat ve Terakki'ye katıldığına göre yemini etti. Etti. Ondan sonra da vazgeçmiş. Kimler ittihatçı? Yanındakilerden hepsi. Dediğiniz zaman şimdi İsmet İnönü. İsmet İnönü. Tabii, tabii. Delege. Delege. Ne düşünüyorsun? Hepsi. Celal Bayar. Hepsi. Hepsi. Ama Celal Bayar asker değil, sivil. Sivil. Şimdi Mustafa Kemal'in konumu apayrı. Mustafa Kemal buradan Samsun'a hareket ettiği zaman bir takım planları var. Özellikle Mondros Mütarekesi'nin iki maddesi bizim belimizi bükmüş. 7 ve 24 maddeler. Nedir o maddeler? Maddeler şu. Bir tanesi galipler stratejik önemi haiz yerleri işgal hakkına sahiptirler. Neresi olursa, neresi aklının. Aklının neresi keserse. İkincisi suriş ve dağdağa çıkan bölgelere müdahale hakkına sahiptirler. Zaten bütün korku, bütün çekince bundandır. İstanbul hükümetlerini ele aldığımız zaman Damat Ferit hükümeti ile Anadolu arasında savaş başlar. Ondan önce savaş yok. Damat Ferit'in ben şeyini inceledim. Hatta bu konuda bir yazım vardır benim. Bu Bilgi Üniversitesi'nin edebi, şey, tarih dergisinde, inkılap tarihi dergisinde. İşgal kuvvetlerinin beyannamesi ile Dürrizade'nin fetvaları birbirinin aynıdır, örtüşür. Yani "Ben bunu yazdık, derdi yazdık, verdik." derdi. Evet. O zaman siz dini işgal kuvvetlerinin emrine veriyorsunuz. Bu nasıl oluyor? Şimdi bana bazı, afedersiniz, adam bir eşek zaten. Dav, tek. Dünyadan haberi yok. Adam Atilla İlhan'ın bir sözü var. Her hükümet başka bir ülkede ya bir Damat Ferit ya bir Enver bu olur diyor. Enver Paşa'yı bundan tenzil etmek lazım ama Damat Ferit bulacağı muhakkak. Şimdi peki. Şimdi mesela aptallıkla hainlik sonuçta aynı sonucu verdiği zaman aynı şey değil mi? Aynı şey. Tabii, tabii, tabii. Zaten nasıl anlatayım? Mustafa Kemal Anadolu'ya giderken Samsun'a görevi şu. Bazı yerlerde işgale karşı direnme başlamıştır. Hatta Ahmet Emin Efendi, makinalı tüfek Üsteğmeni Samsun'da kendisine bağlı askerlerle beraber dağa çıkmıştır. Çünkü orada bir Pontus meselesi var. İşte bunları yatıştırmak. Onlardan da yakında özür dileyeceğin herhalde değil mi? Herkesce zaten. Geçenlerde bir gazetede çıktı. Bundan sonra sıra Süryaniler özür dilemek. Türk aşına çıktı. Evet. Rum'dan da özür dilemek gereki. Yani önü var. Hepsi bir özür dile. Bizans'tan falan da. Bizans'tan, Romen'den falan özür dile falan filan. Şimdi Alpan adına tabii Alpaslan. Mustafa Kemal'in aklında başka şey vardır. Çünkü Amasya Bildirisi tam bir ihtilal beyannamesi. Şimdi Erzurum Kongresi'nin Heyet-i Temsiliye çok önemlidir. Hatta kongre katılanlar itiraz etmişlerdir. Sivas'ta yeniden bir kongreye ne gerek? Gerek var diye. Oysa ki Sivas Kongresi Anadolu ve Rumeli'yi içine alır. Bir tanesinde Ermenilik ve Rumluk söz konusu edildiği halde öbüründe yalnız düşman zikredilmiştir. Bu kim olursa olsun. Ondan sonra Heyet-i Temsiliye meclisin açılışına kadar hükümet etmiş. İstanbul'un kararları İzmit'ten öteye gitmiyor zaten. Ve 4 devre-i intihabiye Meclis-i Mebusan. Yani bu şununla Ali Rıza Paşa hükümeti Anadolu'yu anlamak istemiş. Yani ne istiyor bunlar? Ne için şey yap? Salih Paşa'yı göndermiş. Salih Paşa bunları dinlemiş. Kendisi birtakım şartlar ileri sürmüş. 6 tane protokol imzalanmıştır. Yani bunun 5 tanesi esasa müteallik. Bir tanesi işlerliği sağlamak için. Yani katiyen ittihatçılık şey yapılmayacak. Hükümetin işlerine müdahale edilmeyecek vesaire vesaire. Bunun karşılığında da hükümet Meclis-i Mebusan açacak. Onlar da Meclis-i Mebusan diyorlar. Hep, hep ittihatçı gelenektir bu. İstanbul'a gönderilenleri Anadolu hükümeti adına Mustafa Kemal, Rauf Bey, Bekir Sami Bey imzalamışlar. Anadolu'da kalanları Salih Paşa imzalamış. Meclis açılmış. 4 devre-i intihabiye 1 meclis açılmış. Ne zamanki Ahd-i Milli beyannamesi okunmuş. Bu İngilizlerin dikkatini çekmiş. Bizim Milli Misak dediğimiz beyanname Ahd-i Milli'dir. Onun doğrusu Misak-ı Milli. Misak-ı Milli. O zaman meclise gelmişler demişler ki, "Filanca, falancayı, falancayı istiyoruz." İstanbul'da. İstanbul'da şey meclis zaten çalışmalarını durdurmuş. Durdurmak şeyini de talebini de Rıza Nur şey yapıyor. Son konuşma Rıza Nur'a ait. Yani bütün bunlar yaşanmıştır. Rauf Bey'i filan istiyorlar. Malta'ya götürmek üzere. Meclis-i Mebusan diyor ki, "Bize bir kağıt verirseniz şey, oradaki binbaşı da yani görevli, vereyim, imzalayayım diyor. Onun için bir şey yok ki." Ve hakikaten Rauf Bey'i alıp gidiyorlar. Rauf Abay, Ray. Anadolu'da şu Büyük Millet Meclisi'nin açılışı. İstanbul'dan tahliye-i nefs ile gelebilen. Tabir çok enteresan. Yani canını kurtararak buraya gelenler. Belediye seçimlerinin usulüne uygun iki üç üye ve meclis oluşturulmuş. Türkiye Büyük Millet Meclisi. Büyük Millet Meclisi. O zaman enteresan bir şey. Türkiye sözü yok. Tabii, tabii. Lafı ilk orada geçmiyor mu? O ilk defa Türkiye yok abi. İlk mecliste ilk mecliste Büyük Millet Meclisi, Türkiye yok. Değil mi? Türkiye sonra koymuş. O mühürlerde falan gördüm mü? Başka Türkiye yok. Tabii. Büyük Millet Meclisi. Önce yani Meclis-i Mebusan'dan Büyük Millet Meclisi'ne geçiş oluyor. Evet. Ondan sonra belki resmi yazışmalarda belki vardır ama yani o şeylerde yok. Türkiye'si yok. Evet. Meclis-i Milli diye geçiyor zaten. Meclis-i Milli. Şimdi bu doğrudan doğruya hükümet ediyor. Peki ilk hükümette ittihatçı ağırlığı ne? Meclisin %90'ı ittihatçı. Hepsi ittihatçı. Hepsi ittihatçı. Yani İttihat ve Terakki başta da söyledim. Hakikaten bir ruh. Nedir? Zulme mukavemet. Peki İttihat ve Terakki tasfiye oluyor mu? Son ne zaman oluyor? 1926'da Mustafa Kemal'le İzmir'de düzenlenen bir suikast teşebbüsü var. İttihatçılar mı Mustafa Kemal'i öldürmek istiyorlar? İttihatçılar var. İttihatçı olmayan da var. Mesela ben Yahya Kaptan. İttihat ve Terakki operasyonu değil. Tamam. Değil. Tamamen değil. Ama sonra oradan hepsi ittihatçılar oradan çıkıyor. Çünkü son bağış şey. Gayet tabii. Ziya Hurşit ittihatçı değil. Ama Şükrü Bey, bilmem Abidin Bey filan ittihatçı. Bunlar Hafız Mehmet Bey, Trabzon mebusu. Evet. İttihatçı. İzmir Valisi kim o sırada? Efendim? İzmir Valisi kim o sırada? Kazım Dirlik. Eski İzmir Valisi. Rahmi Bey mesela o da şeydendir. Tabii, tabii. Ama İzmir'in kralı değil. Suikast. Tabii. Suikast girişimi sırasında Kazım Dirlik. Kazım Dirlik. Rahmi Bey Rusya'da o sırada. Tabii. Eee haber alınmış. Biri ihbar etmiş. O mavnacı bilmem ne. Evet. Çok isabetli değilmiş filan. Şimdi ben yargılamaları büyük bir dikkatle gözden geçirdim. Hatta meclisin o şeyinden de yararlandım arşivinden de yararlandım. Hiçbir ittihatçı ve veya ittihatçı sempatizanı arkadaşını ele vermez. Kuraldır bu. Kendi ölür, arkadaşını ele vermez. Oysa ki Ziya Hurşit mahkemede, "Abidin Bey, sen parayı vermedin mi?" diyor. "Şükrü Bey, sen silahları getirmedin mi?" diyor. Ziya Hurşit şeyci değil mi? İttihatçı değil mi? Ziya Hurşit ittihatçı değil. Yani kaydına rastlayamadık ama İttihat ve Terakki sempatizan olduğu muhakkak. Çünkü babası ittihatçı Kadı Hurşit Efendi. Ama yemin etmemiş. Yemin etmemiş. Yemin etmemiş. Şimdi yemin çok önemli. O ittihatçı. Tabii. Bilimsel kitaplarda bile İzmir suikastı diye geçiyor. Oysa ki fiil sonuçlanmamış. Ancak bu bir girişim. Hatta girişimden de biraz daha geride fikir belki. O silahlar milah bulunduğuna göre ama bir patlamış silah yok. Hayır, hayır, hayır. Şimdi çeşitli kitaplar görüyorum. Atatürk'e 41 suikast diyor. Adam yeni bir kitap çıkmış. 41 suikast. 41 kere öldürüldü demektir. Yahu yani bu kadar Türkçeyi bilmemek olur mu? Bu suikast girişimidir. Doğrudan doğruya bilimsel kitaplarda da İzmir suikastı diyor. Halbuki bu yanlış. Suikast girişimidir. Şimdi as İzmir komplosu falan gibi bir şey demek olabilir. Olabilir. Şimdi biraz evvel de sözünü ettim. Bunun 9 celsesinde bakmışlar ki birtakım adamların dahli var ama fiilen işbirliği yok. Yani fer'i asli iştirak veya maddi asli iştirak gibi. 9 celsede bunlar ayrılmış ve Ankara'da siyasi dava olarak görülmüş. Yani Erol abi suikast girişimi bahanesiyle İttihat ve Terakki'nin temizlik operasyonu kaldırılmıştır. Ondan sonra 19. Peki İttihat ve Terakki neye muhalif? O sırada Mustafa Kemal'e niye muhalif? Mustafa Kemal'e. Şimdi bir takım şeyleri diktatör buluyorlar. Hatta Mustafa. Şimdi Allah aşkına. Kendi kanunu yoksa yapalım diyenler. Mustafa Kemal'in nesini? İttihat. Bir de şu var. İttihatçı şi bana sorarsın. Atatürk'ün yaptığı en işi işlerden biri olmuş. O zaman bu İttihat ve Terakki'yi orada ortadan kaldırmak. Bir şekilde kalsalardı bugün Mustafa Kemal, Mustafa Kemal. İttihat ve Terakki'nin nasıl çalıştığını biliyor. Biliyor. O yüzden yap mutlaka kendisine kendisine bir şey olacak. Çünkü yetki. Şimdi İttihat ve Terakki için Mustafa Kemal İstanbul'a niye gelmedi? Tabii. İttihat ve Terakki için Mustafa Kemal herhangi bir Osmanlı'dır. E Paşa, tamam, zaferi kazandın. Aferin. Şimdi sen geri çekil. İktidarı yeniden biz alalım. Meselesi var mı böyle? Ya böyle bir şey olur mu ya? Ya memleketi batırmış adamların bir daha iktidar talebinde bulunması kadar da abuk sabuk bir şey olabilir mi? İktidar. Atatürk iyi yapmış. Tabii. İktidar bir sultan gelindir verilir mi? Şimdi Demokrat Parti devrildi. Başarısızlara verilir. Yani Demokrat Parti devrildi. Yerine Adalet Partisi kuruldu. E tamam. Siz çoğunluğu sağladınız. İktidarı şimdi bize verin. Hatta Celal Bayar'ın da iddiası buydu. Demirel için. Bizim su müdürü filan deyip duruyor. Öyle ha. İktidar verilir mi? Dolayısıyla dolayısıyla güya Mustafa Kemal'i ortadan kaldırmak. Böylece iktidarı ele geçirmek. Var. İzmir suikastine kadar teşebbüs. Suikast teşebbüsüne kadar bir şey var. Var tabii. Mustafa Kemal bunun farkında zaten. Eline sağlık. İyi yapmış. Farkında. Ben Kazım Karabekir Paşa için tutulan fişleri gördüm. Ben Faruk Bey. Müşterek dostumuz. Çok komik di. Fatih. Onlar yazmışlar. Paşa hazretleri küçük kelimeleriyle sabah 9'da evden çıkıp fırına kadar gidip yarım fırçalı alıp devlet hanelerine döndüler. Her an takip altındalar. Beşte refikaları ile beraber çıktılar. Belki de yaranmak için yapıyorlar. Bilmiyoruz ama hepsi takip altında. Tabii. Şimdi gen onlara Faruk Hoca'ya rahmetli kim vermişti biliyor musunuz? Uğur Mumcu hediye getir. Evet, evet. Kendi söyledi zaten. Bana da göster bak dedi. Fiş. Herhalde bu dedi. Şimdi orada not var. Paşa hazretleri refikaları ile çıktılar. Parkı dolaştılar. Döndüler. Bilgi veriliyor. O sırada Kazım Karabekir Ankara'da mı? Hayır. İstanbul'da. Menkü gözden düşmüş. Gözden düşmüş. Şimdi hatta şeyi vardır Paşa'nın hanımı Timsal Hanımefendi anlatır. Uzak bir yere gittikleri vakit zavallı polis işte parası yok. Bu tramvaya falan biniyorlar. Beşmiş oğlum bilmem ne Paşa'ya gidiyoruz oraya. Gel demiş yemesin diye. Ve mesela geldikleri vakit de paket oluyor eve dönüyorlar. Polis arkalarında. Al bakayım çocuğum diyor. Adam nasıl takip edeceksin? Ev kadar taş şunlar boş biliyor. Ben Kazım Karabekir Paşa'yı gördüm. Yani o zaman ilkokul öğrencisi falandım. Kaç peki? Karabekir Paşa da Kurtuluş Savaşı'nın önemli, çok önemli, önemli isimlerinden bir tanesi. Yani ilk başlatan mücadelenin ilk fişeğini atan adam diyebiliriz. Ondan daha önemlisi Erzurum'a gittiği vakit tutuklandı. Tutuklandı. Sonra bitti zaten. Her şey başından bitti. Niye böyle bir fikir ayrılığı oluşuyor da diye? Ne oluyor da Atatürk? Şimdi fikir ayrılığı şu. Kazım Karabekir'in ifadesine göre araya bir takım adamlar giriyor diyor ki, "Her büyük komutanın arasına girdiği gibi birtakım çıkar çevreleri de sızdılar Paşa'ya." Kim bunlar? Çeşitli adamlar. Biliniyor mu isimler? E yani o zamanki ricali içinde bunları saymak mümkün. T. Bunlar yani Paşa rütbesinde falan değil. Daha böyle küçük iş adamı falan da var. İşte şimdi Mahmut Soydan mesela şey olarak, si mebusu. Sivil. Şimdi Kazım Karabekir gözden düşmüş vaziyette evinde ama takibe memur. Hatta Kazım Karabekir zaman zaman Soydan Milliyet Gazetesi'nde bir takım perdeci namuslu küçük küçük yazılar yazıyor. Eski Milliyet. Eski yazı. Eski Milliyet. Yani Mahmut Soydan'ın kendi çıkardığı. Bu arada Ali Fuat Paşa'ya çatıyor. Cebesoy. Ali Fuat Cebesoy ne yaptı ki filan gibi küçümser bir. Ali Fuat Cebesoy cevap vermiyor. Karabekir'e geliyor sıra. Erzurum mebusları Paşa'yı alet etmişlerdi filan diye. Kazım Karabekir elinden kalem düşmeyen bir adam. Mektup 1, mektup 2, mektup 3, mektup 4. Gazetelere. Şimdi o zamanki gazeteler tabii Mustafa Kemal'in tarafını tutan yazılarla dolu. Normal. O normal. Normal. 8 mektup yazmış. Bunlardan 6 tanesi gazetelerde kısmen yer almış. Yedisi bir gazetede. Sekizincisi hiçbirisi koymamış. Bunlar Atatürk aleyhine mektuplar. Atatürk aleyhine. Kazım Karabekir'in bir takım açıklamaları var. Mesela mektubun birincisinde diyor ki, "Ben Mustafa Kemal Paşa'yı tutuklamamın sebebi şu şu şu gerekçeler." Kendisinin de nezarete Harbiye Nezareti'ne yazısı zaten yayınlanmıştır. Harp Tarihi Vesikaları Dergisi'nde yayınlanmıştır. "Daha düne kadar memleketin yarısına komuta eden bir komutan." Evet. "Nasıl tutuklar?" diyor. Erol abi, bir şey söyleyeceğim. Değerli izleyiciler, programı izlemiyorsunuz. Yarısında açıyorsunuz, dinlemiyorsunuz. Tuvalete gidiyorsunuz, mutfağa gidiyorsunuz, çay kahve tost yapıyorsunuz. Sonra mesaj atıyorsunuz. Diyorsunuz ki, "Biz böyle biliyorduk." Mesela bir dostumuz diyor ki, "Mustafa Kemal delege değil miydi?" Biz ona delege diyoruz. Delege olduğu, Trablus delegesi olduğu burada söylendi. Ne olur dinleyin. Dönüp dönüp başa bütün bunlara cevap vermeniz mümkün değil. Edirne, Edirne'den delege oldu. Edirne'den. İsmet Paşa. İsmet. Evet. Devam edelim. Şimdi Kazım Karabekir Paşa için bir takım şeyler başlıyor. Diyor ki, "Paşa hazretleri, buna cevap vereceksin. Ne veya şarkılı ibret yazacaksın. Ne milli mücadelede yaptıklarını yap, anlatsa daha faydalı işler yapar." O zaman Kazım Karabekir'in "İstiklal Harbimizin Esasları" diye kitabı var. Sinan'la anlaşmış. Sinan Matbaası ile. Sinan Matbaası'nın yeri vilayetin tam karşısında köşede. İzzettin Han'ın yanındaydı. İzzettin Han'ın Mithat Paşa'nın da orası istimlak edildi, açıldı. Sinan Umur'la anlaşıyor ki anlaşıyor. Şey oluyor. Basıldı değil mi? Bas. Son iki forması eksik. Son iki forması eksik. Şimdi kitabı Kılıç Ali başkanlığında bir heyet alıyor, geliyor, topluyor, alıp götürüyor. Topkapı'da yakıyor. Ancak Kazım Karabekir Paşa ki bir fotokopisi bizde. Bizde. Faruk Bey vermiştir. Bazı notlar koymuş. İstiklal Harbi'nin müsveddesi bütünüyle elimizde. İstiklal Harbimizin Esasları bütünüyle elimizde. Ama son iki forması basılmamış. Son iki formayı bulup tamamladı Faruk Bey. Tamamladı ve kitabı bütün olarak yayınladı. Ne zaman? Eee, daha yeni. Yaklaşık 6-7 senelik meseledir. Şimdi yani eski baskısıyla son baskısında bir fark var. O zaman hayır. Yok. Aynısı. Aynısı. Ancak o zaman çıktı zaten. Aslı esas. Tamamı daha önce yasaktı. O tabii ama basılmıştı. Bir Fatih. O geçenlerde gördüğün o yeni baskı diye berbat edilmiş şekil. Okuş 60'ta yayınlanan o kazık. Onu diyorum. Sonra bir de geçenlerde bastılar ya bir iki ay önce. Yok dediğim 1960'ta yayınlanan bahsediyor. O da eksiktir. O. Şimdi Tahsin Demiray çıkarttı. Hatta bir de müdafaayı da yayınladı kitap olarak. Evet. Onun savunması. Evet. Çünkü "İstiklal Harbimiz" yayınlandığı zaman toplatıldı. İsmet Paşa İnönü şeydi, başvekil de toplatıldı. Bir sene sonra Tahsin Bey o sırada milletvekili seçildi. Aleyhindeki dava durdu. Sonra Tahsin Bey milletvekilliğinden ayrılır ayrılmaz dava başladı ve serbest bırakıldı. Kitap. Şimdi son olarak yine bu bankanın bastığı iki ciltlik berbat etmişler kitap. "İstiklal Harbimiz" var. Bir kepazelik orada. Onun hakkında şey yapıyor. Demti Bankası var. Evet. Bir kepazelik. Çünkü ilk bölümde tarihi yazanlar yapana sadık kalmazsa anlatılan nal olur diyor ve kendisi anlatıyor. Ben diyor dört bölümde bunu ele alıyorum. Birincisi işte mütarekeden İzmir'in işgaline, İzmir'in işgalinden Erzurum Kongresi'ne filan filan. Ve o şeyden yeni baskıda bunlar yok. Fatih meselede biliyor musun? Bir güruh çıktı ortaya. Evet. Bunlar yayını hazırlama güruhu. Evet. Yahu neden? Çünkü beşer onar bin dolar para kaldırıyorlar. Herhalde. Herhalde. Günah ama daha önce çıkmış her şeyi mükemmel bir kitabı alıyorlar. Yayını hazırlıyoruz diyorlar. Yahu 20 sene önce çıkmış kitabın nesini hazırlıyorsun? Tabii verirsin operatöre dizel, basarsın. Ve bu kitapların içine ediyor. Belki Türkçesini biraz bugüne uyarlayın. İçinde anlaşılmıyor falan gereksiz. Ayrıca ama şimdi mesela senin kitap. Senin kitabı ben vereyim birine. Hadi anlasın. Şimdi yalnız bir de şu var. O belgeleri Türkçeye çeviremem. Bugünkü Türkçe karşılamıyor onları. Bugünkü kelime. Tabii, tabii. Muhakkak ama yani alıyorlar bir romanı yayına hazırlıyorlar. Romanı berbat ediyorlar. Şimdi daha kötüsü ona belge yazamaz. Belge. Biliyorum ben. Belge. Hiç yorum yapmadım o kitapta ama şimdi bazen şey. Bugünkü Türkçesi yazılabilir. Ama Fatih ben bunu erbabı için. Tabii. O önemli bir kay. Normal kitaptan bahset. Popüler kitap değil. Popüler yazarken tabii ki öyle yaz. Tabii, tabii, tabii. Şimdi ama her şeyi yapıyorlar. Yani gayet tabii. Gayet tabii. Refik Halid'in bilmem nenin romanından ne istersin? Bunlar Türkçenin zibidi. Tabii, tabii, tabii. Falih Rıfkı'yı Türkçeye uyarlamış yayını hazırlayan. Ya herkes bir şey yayına hazırlıyor. Mervat ediyorlar kitapları. Ayrıca Rauf Bey'in hatta sana bir teşekkür var. Bir şey çıkartmışlar. "Sultan Mehmet Reşad'ın ve Halef'in Sarayında Gördüklerim." Yayın hazırlayanlar "Sultan Mehmet Halife'nin Sarayında Gördüklerim." Çüş! Benim de adımı koymuşlar. Koymuşlar. Yani haklısın. Bazılarına da ancak çüş denir. Çünkü hakikaten öyle. Yani hakikaten bir yayına hazırlama güruhu, çetesi var Türkiye'de. Şimdi o "İstiklal Harbimiz" İstiklal Harbimiz tamamlayan Rauf Bey'in bir mektubu var. Konuya açıklık getiriyor. Yeni baskı yok mu? Yeni baskıda yok. Buyur. İzmir suikastine dönelim bir isterseniz. İzmir suikastine dönelim. Suikast girişimine yine bizim Osman Selim Kocahanoğlu Atatürk'e kurulan pusu diye ömrünü buna vakfetti. Bu var mı oldu? A yok yok. Ömrünü buna vakfetti. Cavit Bey, İsmail Can Bolat yazışması. Bunlar İstiklal Mahkemeleri'nde o. İzmir davası hep konuşulup bulunamayan mektuplar. İşte dudağımızı uç belgeler bunlar. Bir tavan arasından buldum. Allah Allah. 60 küsür mektup. Göstereyim mi şöyle? Gim. Bunlar bunlar tarih ya. Cavit Bey bunu yayınlayacağım. Buna bu sene içinde herhalde çıkacak. Cavit Bey ile İsmail Can Bolat'ın o meşhur mektupları buldu. İstiklal harbinde. İstiklal mahkemelerinde. Bulamıştı. Hayır. İkisi de asıldı. İkisi de asıldı. Peki mektuplara bakarsak asılma adil bir karar mıymış? Hayır. Şikayet var. Yönetimden iddia eden inanılmaz şikayet var. Fakat vuralım, ölelim şey yapalım diye bir şey yok. Benim kanaatimce. Şimdi Cavit Bey suçlu mu? Hayır. Suçsuz mu? Yine hayır. Hayır. Yahu işte onu demek istiyorum. Aynı bir sonraki kadro bir önceki kadroyu tasfiye. Hadise budur. Evet. Normaldir abi. Bir devletin kuruluşunda bunlar normal değil mi? Tabii, tabii. Normal. Şimdi Cavit. Bu kimin yazısı? Ha bu Lütfi Fikri'nin yazısı. Bizde de var bir şeyler. Biliriz. Ç. Bir şey mi sizde? Şimdi Cavit çok zengin bir ittihatçı. Zenginliği de Duyun-ı Umumiye Nazırlığı'ndan ileri geliyor. 1000 lira maaş alıyor ve otomobili var. O dönemde tahsis edilmiş. Hatta o şiarın defteri bir para. O zaman tabii 1 büyük para. Bilir bilmez her şey yanmaz. Cavit Bey hakkında şiarın defteri diye. Cavit Bey biliyorsunuz 50 yaşında baba olmuş. Şimdi buna halk arasında buldumcuk filan derler. Oturmuş işte üç defa banyo yaptın, iki defa süt emdin, ağladın, güldün vesaire. Bu arada Rauf Bey ile Karabekir'in de adı geçiyor. Dizin an nedir bu? Meğerse ziyarete gelmişler de bunu kucaklarına almışlar. Defteri. Şimdi bu Cavit Bey için söylenecek laf mı canım? Cavit Bey'in çok daha önemli bir takım şeyleri var. Mesela Cavit Bey'in yayınladığı bir dergi vardır. "Ulûm-ı İktisadiye ve İçtimaiye Mecmuası." Dönemine göre çok ileri bir mecmua. Cavit Bey'in "İlmi İktisat" diye lise öğrencilerinden tutun mütehassısları kadar yazdığı birtakım kitaplar var. Ya o nesil çok tuhaf. Her devlet idare ediyorlar, savaşıyorlar. Bir de deli gibi yazmış. Hepsi yazıyor. Tabii, tabii. Erol abi şeyi biliyor. Kazım Karabekir'in evi. Kazım Paşa'nın a devlet aşı, devlet arşı yazmışlar ama bir de okumuş da yazmışlar. Gayet tabii. On binlerce.

Ev, abi, inanılmaz bir bilgi var hepsinde. Şimdi bana Faruk Bey anlattı, yine o da Eşen dinlemiş. Kazım Kiri görmemiş. Evet, damadı, damadı eşinden. Faruk Bey'in bize yardımları çok oldu. Allah rahmet eylesin, Allah rahmet eylesin. Ben Şah Baba'da yayınladığım Atatürk'ün Samsun'a gidiş evrakını ondan almıştım. Şimdi söyleyeyim, evet, evet, doğru. Çünkü Erzurum'da o görevi devrediyor, işte tutuklanıyor. Kazım Paşa, paşam, evrak alayım diyor. Buyurun diyor. Mustafa Kemal evrakı yolluyor. Bütün Samsun evrakı, Sultan Vahdettin şeyin falan bütün evrakı Kazım Paşa'nın arşivinden çıktı. Kazım K ve bunlar da onlara 50 sene ama muşambaları sarıp toprağa. Mesela bunu ben hiç söylemedim şimdiye kadar. Herkes bana sordu bu Samsun evrakı nereden çıktı diye. Profesör Kazım, Faruk Öz, Öz Kazım Karabekir. Ondan aldı ben o evrakı. Tesisat profesörüyüm. Bey, şey, Faruk Bey teknik üniteden istifade etti. Tabii, tabii. Allah rahmet eylesin, Allah rahmet eylesin. Ve tatlı bir adamdı. Kızına yani. İzmir suikasti, İttihat ve Terakki'nin son kalıntılarının temizlenmesidir. Temizlenmesidir. Zaten Ankara'da görülen siyasi davada İttihat Terakki yargılanmıştır. Yani evet. İttihat Terakki buradan giderken Katibi mesuller ne kadar para aldılar? Bu arada deprem olmuş. Onu bir hat söyleyeyim. Ege Denizi'nde 5.2 büyüklüğünde. Tekirdağ ve Edirne'den hissedilmiş. Can kaybı var mı acaba? Yok, yok. Bir hasar rapor edilmiş. Bir hasar henüz yok. Merkez üssü Ege Denizi'nin neresinde tam bilemiyorum. 5.2 bilgi zaten söz ediliyordu. Öyle bir depremden söz ediliyordu. Payların kırılması mı? Neyse, can kaybı yoksa mesele yok zaten. Denizde olmuş. He, orası hep s. Tabi, tabi. Ney? Evet.

Şimdi Ankara İstiklal Mahkemesi'nde İttihat ve Terakki yargılanmıştır. İçini cıcığını çıkarmışlar İttihat Terakki'nin. Ve Nazım Bey, Doktor Nazım Bey, Ardan mebusu Hilmi Bey, Cavit Bey orada asılmıştır. Cavit Bey'in hazin bir hikayesi vardır. Daha önce de sözünü ettik. Cavit Bey elinden kalem düşmeyen bir adamdır. Hapishanede de karısına bir takım mektuplar yazıyor. Alian, devamlı işte bugün şu oldu da şunu yedim de başım ağrıdı da yattım da filan günlük raporlar halinde ve parasını verip gönderiyor. 26 Temmuz'da infaz gerçekleşmiştir. Cavit Bey asıldı. Ölüm raporunu da Fahri Cevit vermiştir. Mlat Bey'in babası. Evet. Cavit Bey asılmıştır. Cavit Bey'in geriye kalan gözlüğü, kalemi, elbiseleri ve açılmamış mektupları bütünüyle Aliye Hanım'a verilmiştir. Açılmamış mektup derken Cavit Bey'e şey Ali Hanım'a gönderilen ama Ali Hanım'ın eline ulaşmayan. Yalnız Ali Hanım da enteresandır. Ali Hanım'ın ilk kocası oğlu Burhan Efendi. Burhan Efendi ev. Şimdi hanedan reisi olan Osman Ertuğrul Şehzade Osman Ertuğrul Efendi Ali Hanım'ın oğludur. Öyle mi? Osman Efendi Ali Hanım'ın oldu bilmiyordum ben. Şiar Bey ile üvey kardeş, kardeş. Tabii. Fakat Şiar Bey'i tanıştırırken validemin oğlu diye tanıştırır ve Aliye Hanım kayınpederi deviren grubun mal nazla evlenmiş. Evet. Burhan Efendi. Evet. Cavit Bey. Şşt. Evet. İlginç. Cavit. Peki.

Şimdi bir takım yazarlar falan da yazıyorlar bunu. Kimileri işte sizin aydın diye tabir ettiğiniz, benim okumuş dediğim yazarların Ergenekon'la bugün yargı konusu olan Ergenekon'la İttihat ve Terakki arasında bir benzerlik, bir bağlantı. Yok, yok, yok. Size bir şey söyleyeyim. İttihat Terakki için birinci planda gelen şey vatandır. Zaten alınlarında da vatan yazar. O çeteye çıkmıştır adam. Burada yaşasın hürriyet vatan yazar. İkinci İttihat Terakki kimsenin tek kuruşuna tenezzül etmemiştir. Peki bu bahsettiğiniz paralar nereden geliyor? İttihat Terakki bu milyonlarca marktan söz ettiniz az önce. Bağış. Bir dakika. Milyonlarca markı eski mark düşün. Eski mark. Yani o enflasyon. Evet, evet, evet. Ayrıca İttihat Terakki'ye yapılan birtakım bağışlar var. İttihat Terakki'ye. İttihat Terakki'ye aidat var mesela. Her merkezi umumi vilayetlerde heyeti merkeziye kulüp idare heyetleri. Yani silsile bu. Bu. Şimdi kulüp idari heyeti gelirinin yarısını kendisine alıkoyuyor. Yarısını heyet heyeti idareye. İldeki heyeti merkeziye oluyor. Heyeti merkeziye bütün gelirlerini topluyor. Yarısını alıkoyuyor. Yarısını merkezi umumiye gönderiyor. Harcamalar ortamı. Ama bunun tek kuruşuna dokunamazsınız. Tek kuruşuna. Peki mesela böylesi, şimdi böyle güçlü örgütler. Evet. Tarihte çeşitli ülkelerde var. Kimileri uluslararası oluyor, kimisi yerel kalıyor. Şimdi mesela ev, Türkiye'de de böyle bir örgütün baktığınız zaman eğer dediğiniz kadar yaygın ve güçlüyse, özellikle belli alanlarda da belli kurumlarda da bir kök saldıysa devam etmiş olması mümkün değil midir? Devam etmesi elbet arzu edilirdi. Elbet arzu edilirdi. Ama asıldılar. Asıldılar ve şey yapıldı. Yani bir nevi temizlik hareketine girişildi. İttihat Terakki adı. Hepsi asıldı mı? Asıldı. Hepsi. Lider kadrosu. Lider kadrosunun hepsi asıldı. Bir iki istisna vardı. Rahmi Beyler falan filan onlar kalmıştı mesela. İzmir davası var tabii, tabii. İzmir'de o çok mühim. İstiklal. Onu şey yapsanız aslında tabii. Şimdi paşaların yargılandığı dava İzmir'in İstiklal Mahkemesi. Cavit Bey, şey Rauf Bey'in Paris'ten gönderdiği bir mektup vardır. Kazım Özalp. Kazım Özalp Meclis Başkanı. Milletvekillerini hangi hakla tutukluyorsun diyor. Bir ikincisi Cumhuriyet artık müesseseleriyle oturmuş. İstiklal Mahkemesi hadi şey döneminde Kurtuluş Savaşı döneminde bunu anlıyoruz. Fevkalade hal mahkemeleridir. Ama Cumhuriyet kurulmuş. Cumhuriyetin yargı sistemi ortada. Peki İstiklal Mahkemesi. İşte bunun cevabını veremiyoruz. Ama Cumhuriyet kurulmuş. Cumhuriyet daha üç sene olsun. Gelerin kurulur. Sebebi de asker kaçaklar, kaçaklar. Tabii, tabii. Mütareke döneminde veya Kurtuluş Savaşı'nda çok önemli. Çünkü bizim dünya, dünya savaşı ile Kurtuluş Savaşı'nı birbirinden kesin bir çizgiyle ayırmak mümkün değildir. Hatta birincisi ikincisinin maddi şartlarını çok ağır şekle sokmuştur. Evet. Yok ile savaşıyorsunuz. Evet. Dolayısıyla o İstiklal Mahkemeleri mutlaka şart. Ama Cumhuriyet ilan edildikten sonra artık Cumhuriyetin kendi kanunları var. Kendi yasaları var. O yasalara göre mahkemeye verilir, cezalandırılır vesaire. İstiklal Mahkemesi'nin kararlarının temyizi yoktur. Şimdi idam kararını verir. Akşama asarlar. İsmail Canbolat mıydı? 10 seneye mahkum olan hangisiydi? İsmail Canbolat ve Halis Turgut. Bunları depoya almışlar. Orada dinleniyorlar. Tesadüfler. İsmail Canbolat, Halis Turgut oturuyor. E sigarasını yakmaya ulaşıyor. O sırada da İsmail Canbolat bunu görmüş. Elinde sigarası yakmak için yanına geliyor. İkisi de onar sene hapse mahkum olmuşlar. O sırada mübaşir bağırıyor. Karara itiraz eden var mı? Halis Turgut diyor ki, ben bu vebali boynumda taşıyamam. İsmail C, ben de bu vebali. Bu ikisi birden giriyorlar, çıkıyorlar. İdam, idam geliyor, idam geliyor. O akşam asıldılar. Yalnız İzmir Mahkemesi de bir mahkemenin basılması hadisesi falan vardır. Şimdi o subaylar, subaylar sivil kıyafetle gelmişler. Paşaların yargılandığı davayı sivil kıyafette subaylar basıyor. P abi, ateş açılmış mı havaya? O davada. Hayır. Ne diye basıyor? Subaylar paşaları yargılayamazsınız diye. Hay, hay. Sivil kıyafetle geliyorlar, oturuyorlar, dinliyorlar ve Kazım Karabekir'i selam diyorlar. Ama bir de şu var. Yani orada paşalara mahkumiyet gelirse silahı çekecekler herhalde. Herhalde. O çok önemli. Hatta Mustafa Kemal Ali Fuat Cebesoy'un bize anlattığına göre, yani hatıralarından edindiğimiz bilgiye göre, paşaları senin için affettim diyor. Kime diyor? Ali Fuat Cebesoy. Şimdi Mustafa Kemal'in bunu söylemesi enteresan. Peki İstiklal Mahkemesi kararlarını vicdanından alır diyorsun. Senin için telefonun öbür ucunda da Mustafa Kemal var. Mahkeme heyetinin telefonu. Tabii, tabii. Şimdi Mustafa Kemal bunu yapmaya mecburdu bence. Bence de mecburdu. Evet, mecburdu. Çünkü eski bir binayı olduğu gibi yıkarsınız. Yerine sağlam bir binaya. Hele bir de o binanın içerisinde böyle bir takım abuk subuk metro köşeleri müşterileri varsa tabii. Bir de tamiri yenisinden daha zordur ya. Erol abi şu beni hatırlayınız getirdin mi? Ha ya Fatih çok sen gelmeden konuşuyordun böyle bir komedi olimpiyatı. Ondan haberim yok. Bak şimdi gelmemiş. Bana tezgah kurmuşsunuz. Mesele şu, 10 yıl yaklaşıyor. Nutuk. Tabii, onu sözü vardır Atatürk'ün. Ben ay, Atatürk'ün el yazısı değil. Onun el yazısı değil. Göstereceğim burada. Şimdi Mustafa Kemal işte bugün, yarın, bugün, yarın filan. Nihayet bir gün sofra erken dağılıyor. Cevat Abbas'a otur diyor. Mustafa Kemal'in bir özelliği de dikte ettirmesi. Hem geziniyor hem Cevat Abbas'a dikte ettiriyor. Ertesi gün Hasan Rıza Soyak. Ben bunu Hasan Rıza Bey'den dinledim. O özel kalem müdürü müydü? Hasan Rıza özel kalem müdürü ve 4. şube müdür vekili. Hikmet Bayur genel sekreter. 4. şube müdür vekili. 4. şube istihbarat vesaire. Hayır, hayır. Cumhurbaşkanlığı yazışmalar vesaire. Hasan Rıza da genel şey. Hikmet Bayur da genel sekreter. Ben bunu Hikmet Bayur'a da söyledim de cevap vermedi. Güldü yalnız. Şimdi Hasan Rıza Bey geliyor. Ertesi gün sabah. Lin. Hah gel. Çocuk diyor. Al şunu temiz et diyor. Şeye yazdırdığını Cevat Abbas'a. Cevat Abbas'a yazdırdı. Hasan Rıza Bey'i alıyor. Tam giderken Hikmet Bayur gidiyor. Dur diyor. Bu çocuk da okusun diyor. Hikmet Bayur okuyor. Okuduktan sonra diyor ki, yani bu millet seni unutmayacak ki. Beni hatırlayınız diyorsun. Senden ve bütün medeni alemden dileğim şudur. Bu dediklerim gerçekleştiği gün beni hatırlayın. Hikmet Bayur bunun üstünde ısrar ediyor. Hatta o sırada diyor ki, yine Milli Mücadele dönemindeki gibi çalışırsan, bunlar olmayacak işler değil. Yoksa şimdiki gibi sofradan kalk, yatağa git, yataktan kalk sofraya gel. Hasan Rıza Bey, gözlerimi kapadım bir kıyamet kopacak şimdi dedim diyor. Hikmet Bayur bunu Atatürk'e mi söylüyor? Evet. Gözlerimi kapadım. Samimi. Onar gayet sert konuşulmuş. Hasan Rıza Bey, gözlerimi kapadım diyor. Şimdi bir kıyamet kopacak diye düşünüyorum. Açtım diyor. Atatürk tebessüm ediyor. Diyor ki, bana dedi ki, aldırma çocuk heyecanlandı demiş. Şimdi Hasan Rıza Bey dedi ki, bana Hikmet Bayur sağır dedi. Ben de parantez içinde Hikmet Bayur sağır yazdım. Bunu kontrol etmesi için Hikmet Bayur'a verdim. Verdikten sonra da bu aklıma geldi. Ertesi sabah nasıl oldu? Şimdi Hikmet Bey'in karşısına çıktım. Büyük bir mahcubiyet içinde ne yapacağımı bilemiyorum. Adama sağır yazmışsınız. Orada Hikmet Bayur gayet mültefit. Çok severdim ben. Hikmet Ataköy'de otururdum. Okudum dedi. Doğru dedi. Yalnız bir iki şey var. Onu düzelttim dedi. Sağ olun beyefendi, var olun filan fan. Ben aldıktan sonra hemen o bölüme baktım. Sağırın üstünü çizmiş. Ağır işitir yazmış. Şimdi burada şey yapmak istediğim şu. Bu belge Atatürk'ün el yazısı değil. Cevat Abbas'ın el yazısı. Bir, iki, bu kalkmıştır. Buradan artık bunu kullanamazsınız. Ama şu bir okuyalım. Bu söylediklerim hakikat olduğu gün senden ve bütün medeni beşeriyetten dileğim şudur. Beni hatırlayınız. Arada böyle. Sonra işte Türk milleti ebediyete akıp giden her 10 senede diye gidiyor. O aradaki cümle bu. Hatta şunu bir gösterelim efendim. Burayı şey yapabilirsek arkadaşlar. Şu beni hatırlayınız çizilmiştir üstü çizilmiş. Atatürk yazısı değil. Evet. Fakat her tarafta bu Atatürk'ün yazısı. Erzurum Lisesi'ndeki Erzurum Kongre binasının içinde Atatürk'ün el yazısı diye gösteriliyor. Bu olacak şey bu. Birçok birliklere şeylere falan dağıtıldı. Genelkurmay şeylerinde var. Bunu Cemal Kutay. Bu aslında kimin el yazısı? Cevat Abbas'ın. Cevat Abbas yazısı. Hikayesi de şu. Bütün yıl Nutuk. Onun yazısı zaten atmış. 10 yıl. Nutuk Atatürk'ün yazısı değildir. Tabii, tabii. Hiç kendi yazısı olan bölüm yok mu? Düzeltme. Hayır. Hatta eski Nutuk. Asıl Nutuk'ta da yoktur yazıyor. Ben bunu siyah. Asıl Nutuk derken nasıl? Asıl Nutuk bildiğimiz Nutuk var ya. Evet. O söylüyor. Birbirleri yazıyor. Onun fotokopileri, klipler yazıyor. Yani oturup kendi yazmıyor. Söylüyor, yazıyorlar. Şimdi Hasan'ın iki ayrı baskısı olduğu doğru mudur? Çok baskısı var. Ok. Yani farklı var, var. Biri mebuslar için basılan. Hayır, içeriğini kastediyorsun. İçeriği. Erol Yılmaz Alasın da onu anlatayım ben. Tamam. Şimdi İlkin şunu açıklamalıyım ki klişesi neşredilen müsvedde ki el yazısı bazı yerlerde ifade edildiği gibi Atatürk'ün değil. Yukarıda söylediğim gibi Cevat Abbas Gürer indir. Şey yaptı bunu. Değil mi? Cemal Kutay dağıttı. Onu. Şimdi Cemal Kutay o sırada Hakimiyet-i Milliye yahut Ulus gazetesinde muhabir. Muhabir. Şeyin köşkün muhabiri. Gelir diyor. Hasan Rıza Bey çöp tenekelerini karıştırır gider diyor. Bunu da Hasan Rıza Bey yazdıktan sonra buruşturup atmış çöp. O almış bunu. 60.000 tane bastı ve Milli Eğitim Bakanlığı'na sattı Cemal Kutay. Cemal Kutay bazı okulların duvarlarında hala Atatürk'ün el yazısı diye vardır. E bu ayıba artık bir son vermek lazım. Şimdi Mustafa diye bir film var. Maalesef ben de izledim. Gittiniz mi? İzledim. Şimdi yanlışı neresinden düzelteceksin? Yi Mustafa Kemal'e karşı bu yapılmaz. İftira atılır ama böyle atılmaz. Şimdi Hasan Rıza Bey'e sordum ben. Beyefendi dedim. Mustafa Kemal tonlarca içermiş de hiçbir şey olmadığı gibi kalkar yürür gider. Kim söylüyor bunları? Oğlum dedi. Beyefendi hep öyle diyor. Yan iki kadeh içerdi. Biz aldır koltuklar götürürdü dedi. Dayanamıyor mu? Hayır, dayanamıyor. Ve genellikle tek kadeh içermiş. O da sofra olmadığı akşamlar onu da içmiyor zaten. Bir oturdun bir büyük içer, iki büyük içer falan. Hayır efendim. Ama böyle kabul etmiyor işte. E o da var. İki kadeh ama çok da hasta zaten. Bir sürü hastalığı var onun. O da var yani. Peki yalnız mıymış hakikaten Atatürk? Yalnız değil. Şimdi etrafında bir yen arkadaşı var tabii. Ancak Atatürk bir yere indiği zaman herkes doluşur tabii. Mustafa Kemal'i görmek için. Atatürk bundan sıkılıyor. Bir şey de diyemiyor ama arkadaşları mutat zevat saraya gelip gidiyorlar. Bir gün Hasan Rıza'ya dert yanmış. Birer de oynuyormuş. Hasan Rıza da Kızılay'dan geliyor. Ne var ne yok demiş. İşte iyilik beyefendi. Hava şöyle böyle. Ah demiş. Ben de böyle çıkıp caddeleri serbestçe dolaşabilsem. İşte yalnız ama yapamıyor. Yalnız değil ya. Yalnız olmak başka bir şey ama. Şimdi etrafına doluş. Abi çok yakın bir dostu yok ama o düzeye geldiği zaman kimin çok yakın dostu olur. Tabii, tabii. Evet. Ancak eski arkadaşları var. Mesela Nuri Conker. Ben şeyi hatırlarım. Erdal Bey'le konuştum. Salih Bozak falan dostu arkadaşı değil mi? Dostu değil midir? Yakın değil. Caferleri. Ama dostlar aynı zamanda. Gayet tabii. Bütün sırlarını bil. Ama ya dost, bir kanka gibi o yok. Pek büyük bölümü zaten asılmış. Ben şeye Erdal Bey'in bir konuşmasını dinledim. Çocukluğuna. Rauf Orbay dostu değil miydi? Rauf Bey Atatürk'ün dostu. Tabii dostu. Ama sonra açılıyor araları. Tabii. Çünkü orada bir iktidar mücadelesi başlayınca. Bir de kimse kendi köyünde peygamber olmaz diye güzel bir yapı vardı. Yani şimdi ya bizim Mustafa iken birdenbire o Cumhurbaşkanı olup da sen aşağıda veya devletin kurucu unsuru olup da sen aşağıda kalınca bir çekememezlik bir şey başlıyor. Yalnız kalıyorsun. Yeter ki ediyorlar ya hain oluyorlar. Böyle oluyor. Tabii, tabii. Bütün devrim hikayelerinde bunlar var. Tabii. Şimdi yalnızlık. Yani normal. O normal. Tabii. Belli bir yalnızlık elbette var. Tabii. Bir de Atatürk herhangi bir adam değil. Mesela çok da bunalıma düşmüş şu manada. Latife Hanım biraz fazla eziyet etmiş Atatürk'e değil mi? Hasan Rıza Bey anlatırdı. Hı? Yani eşinin fevkaladeliğini unutuyor. Zat. Herkes. Hanım. Herkesin yanında bar. Mustafa. Kadınlar da böyledir ama kadın. Hayır. Yani el de böyle Ege'den meeden alırsan böyle. Devlet idare etmekten zor birisi dinliyor, dinlemiyor galiba. Öyledir. Devlet idare. Hanım em. Tabii. Çok zordur. Hele Latife Hanım gibi. Şimdi Latife Hanım döneminin çok ay bir aydın kadın. Üç dil biliyor. Batıda eğitim görmüş falan filan. Ama bir yandan da sert ve ters bir kadın. Yani. Of hem de nasıl sert mi? Yoksa çok genç kiminle evlendiğinin farkında mı değil? Farkında değil. Farkında değil bence. Farkında değil. Eşinin fevkaladeliğini unutuyor. Avucunu almaya çalışıyor tabii. Onun için Mustafa Kemal bir erkek. Evet. Erkek. O kadar ama Mustafa Kemal bu. Yani bütün kadınlar hayran. Herkes hayran. Peki Mustafa Kemal'de niye gitmiş onu almış? Fikriye aşıkken niye onla evleniyor? Ah ah. Şemi aşka meyleder pervane veş divanesi demiş değil mi? Pervane de ışığın etrafında uçar ve ışıkta yakar kendini. Hep öyle değil miyiz? Yani şey olarak. Şimdi Erol abi, Fikriye ile nikahı var mıdır Mustafa Kemal'in? Bence olması lazım değil mi? Evet. Ama imam nikahı. Kurtuluş Savaşı'ndan önce. Ama medeni nikah yok zaten. Nikah yok. Nikah yok. Çünkü Fikriye Hanım'ın hazin bir şeyi var. Alınmaması mesela çok onur kırıcı. Ona tahammül edemememiz zaten. Evet. Bir de şey var. Mustafa Kemal'in bir düğünde gelinle dans ederken çekilmiş bir resmi var. Şimdi şimdi o yaver yardımcıları birtakım subaylar var. Mesela birini çağırıyorlar. Mustafa Kemal çağırıyor diye. O hanımın babası da milli mücadele kahramanı. Koymuş silah beline gelmiş. Mustafa Kemal'e benim kızıma böyle yaptılar. Mustafa Kemal bunu haber alınca çağırıyor hemen ve hemen evleneceksin diyor. Diyor. AB o şekilde hemen Mustafa Kemal'le bu konuda şaka edilmez. Şey anlattı rahmetli Muzaffer abi. Tanırsın sen de çok iyi bilirsin. Salih Bozok'un oğlu Muzaffer Bozok. Bu Florya Köşkü'nde Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nde. Bunlar daha genç 15-16 yaşlarında falan. Şeyin Afet Hanım'ın kız kardeşiyle bunlar şeyde oynuyorlarmış kumsalda sahilde. Paşa Doğu oturuyor şeyde. O bir balkon gibi bir yer. Veranda gibi bir şey vardı ya oranın. Ev oturuyoruz dedi. Fazla ileri gittik dedi. İşte mıncıklamak başlamışlar ama oyun. Şeytan bakmış bakmış. Size ahlaksızlar diye elinde bir baston bunlara bir dayak. Evet, evet. Kız. İzinsiz damis yona hafta izni yok. Damon o da gitsin oraya kız okuluna. Kız okuluna. Tabii bir sopa yedik dedi bastonla. Şey vardır Mustafa Kemal şeylerde çok çok şeydir. Saat 2'yi çeyrek geçti neredeyse. Hemen hemen ne çabuk geçti. 15 dakika sonra geçen haftanın rekorunu kıracak. Kırmak üzereyiz. İttihat Terakki'nin esasına girmedik. Fırkalar dönemi, partileşme dönemi. O çok önemli. Niye önemli? Şu manada. Merkezi umumi üyeleri. Kameramanlar bile gülüyor bizim bu yeni başlıyor olmamız durumuna. Merkezi umumi üyeleri milletvekili veya bakan olamazlar. Hı hı. Olamazlar. Ama bunlardan çok daha yetkilidir. Çok enteresan bir şey. T. Şimdi İttihat Terakki'nin C. Talat, Enver falan bunlar merkezi umumi üyesi değil mi? Merkezi umumi üyesi. Bakan olduğu zaman merkezi umumi bırakıyor. Bırakıyor. T. T. Bugüne partilerle benzer baktığınız zaman. T. T. Şimdi mesele şu. Cemiyet döneminde İttihat Terakki'nin çeşitli aşamaları var. Jön Türk'lük dönemi, meşrutiyetin iadesinden sonra cemiyet dönemi, 1329 yani 1913. Sonra fırkalar dönemi, partileşme. Yani evet. Partileşme dönemi. Şimdi fırka döneminde merkez umumi toplanıyor. 5 kişi, 7 kişi, 9 kişi kaç kişiyse gizli oyla bir başkan seçiyorlar. O başkan yalnız o oturumu yönetiyor ve o oturumun başkanı bir belge genel başkan. Kolektif liderlik gibi. Tabii, tabii. Bir yere bir belge imzalanıp gönderilecek yine gizli oyla kimin imzalayacağı karar veriliyor. Çünkü bakarsınız merkezi umumi antetli imzalarda bir takım değişmeler fark. Fırkalar döneminde ise başkan ve genel sekreter önemli. İşte o zaman siyasi bir parti oldu. Ama yine K genel başkan tarafından. Talat Paşa tarafından. Talat Paşa yine kapakta nizamnamenin kapağında Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti yazıyor. Evet. O çok enteresan. Peki şeyde, pardon özür dilerim. Bir şey soracağım. Sen ararken is komik bir. Evet, evet. Halide Edip demin bahsi geçti. Elini sıktığı için bana niye bu kadının elini sıktıran falan. Halide Edip'in fonksiyonları ne o dönemde? Halide Edip bir yandan mandacı. Bir yandan. Hayır, hayır. Halide Edip İttihat Terakki döneminde sonra terk. Çok iyi bir yazar. Evet. Yazar. Milli Mücadele'nin başlangıç döneminde o kadar çaresiz ki durum. İşte batılıların Türk mucizesi dedikleri hareket. O bizim Anadolu hareketi. Çok çaresiz bir durum. Hiç olmazsa ya Amerikan ya İngiliz mandası olalım da bu ızdıraptan bu esaretten kurtulalım diyorlar. Ama her İttihat Terakki içinde bu görüşü benimseyen var mı? Var tabii. Var tabii. Bir kısım. Halide Hanım Cavit Bey'e çok fazla yakın. Evet. Çok çok fazla yakın. Derken dedikodu kıvamına geldi bu. Hayır, o şekilde değil. O da o şekilde bir yakın. Öyle mi? Mektuplar. Ha sevgilisi. Yani sevgilisi diyemem belki ama metresi. Hayır, hayır, hayır. O şekil hissi. AB bir karşılıklı bir hayranlık var. Bende bazı ç mektup hissi olabilir. Hissi olabilir. Çünkü Cavit Bey, Cavit olabilir. Hat döneminin çok aydın bir adamı. Ekonomiyi biliyor. Ama Halide dedim o zaman. Adnan Bey değil mi? Hayır, Salih Zeki Bey. Beyek Beyler. Hatta onun bir mektubu var. O diyor siz diyor Beyoğlu'nda madamlar da matbazallerle eğlenirken biz diyor Beyrut'ta bu işte bu Ermeni şeyleri zavallı çocuklarla okul açmakla meşgulüz diyor. Halide Salih. O zamanki imzası. Döneminin aydın bir kadını. Yazarı daha doğrusu. Hele o Ateşten Gömlek Sakarya ordumuza hitap ediyor. Dur yani. Ordu Sakarya'yı başarmış. İstanbul'a geliyor. Ali Kemal hala kasisler diye yazıyor. Ama ben de Ali Kemal'e bir mektubu var. Çok enteresandır. Şimdi Londra Belediye reisi olan Boris Johnson'ın büyükannesi bahsediyor. Re Cavit Bey'e yazmış. Para istiyor olabilir. Zaten ben bir kitap yapmak istiyorum. Ben de çok gazeteci mektubu var. İttihat Terakki'ye yazılmış. İki sene önce Sultan de bu ittihatçı namussuzlar diye yazanlar. Aman diyor o canavarı nasıl demediniz? Maşallah basınımız böyledir. Gazetecilik değişmiyor. Gazeteciler değişmiyor. Merkezi umumi bu değil mi? Evet. Merkezi umumi bu. En korkunç ambulans bir zamanlar Türkiye'de tabii. Şu İttihat ve Terakki'nin merkezi umuminin polit büro. Tabii. Polit büro. İki bir mektup. O mektup dediği gibi Adil Bey, Hacı Adil Bey imzalamış. O gizli oyla başkan seçilmiş. Efendim bu 1326 1910'da onda Selanik mebusu Rahmi Beyefendi diye yazılmış. Şu İzmir Valisi İzmir Rahmi Bey. Şimdi muhterem kardeşimiz buna. Kardeş, kardeş diye yazıyorlar. Kardeş esas odur. Elif'le yazıyorlar kardeş diye. Kardeş diye çoğul kardeş diye yazmıyor. Evet. Şimdi şey şu. Diyorlar ki Selanik gayrimüslim nüfus çok arttı. Burada seçim olursa biz ayvayı yedik, kazanamayız. Şimdi diyor orada diyor zenginlerden biraz para toplasak. Bunu diyor merkezi umumiye gönderelim. Anadolu'dan biraz Müslüman gönderelim ki diyor seçimi kazanalım. Seçimi kazanalım. O zaman başlamış bu şey. Selanik o zaman batıya açılan pencere. Pencere tabii. Ve yani oy taşıyan imparatorluğun galiba en entelektüel kentlerinden bir tanesi. Tabii, tabii. Zaten İstanbul o zaman. Peki İttihat Terakki Sabetayistlerin rolü var mı? Sabetayistler var ama önemli fonksiyonu olduğunu zannetmiyorum. Çünkü İttihat Terakki'nin yine Sinan Akşin'in tasnifi ile Türk olmak, aydın olmak, okullu olmak gibi bir takım şeyleri vardır. Halbuki Türk olmak biraz fazladır. E Türk değil, Arnavut da var tabii. Ama sonraki hükümet 1917 programında T. Çerkez ağırlığı var mıdır? İstihbarat. Çerkez istihbarat hala öyle. Şeyh Teşkilat-ı Mahsusa. Çerkez. Çerkez. Tabii. Niçin? Şimdi Çerkezlerin sadakatine hakikaten inanılmış. Çerkezleri de ikiye ayırmak lazım. Milli mücadelede de bunu gördük. Yunan'ın yardımını diyenlerle milli mücadelenin taraftarı olanlar farklıdır. Mesela Rauf Bey Çerkez Abaza'dır. Eyüp Sabri Bey, pardon Bekir Sami Bey Çerkez'dir. Evet. Ama bunlar milli mücadelenin yanındadır. Efendim bu şeyin hiç üzerinde mesela durulmadı. İşgal yıllarında milli mücadelenin galiba tam yılını unuttum. Bu Gönen tarafında bir çiz devleti kurulmuş. Tabii, tabii. Balıkesir. Balıkesir o tarafta ama Marmara'ya yakın. Sahil taraflarında. O Kuş Cenneti falan oralar. Manyas. Manyas. Pardon, pardon. Manyas. Bir resmen bir Çerkez devleti kurulmuş ve bu devletin kurucularının görev alan alanların hepsi 50'lik listeye dahil ediliyor. Sonra mesela hiçbir tarihçi bu düz yan ordusundan yardım istemişlerdir. O nizamnameleri var bende. O Çerkes şeyinin. Evet, evet. Var. Yayınlasın da şunları ya ya ya. Mesela şey var. Şey de enteresan. Hani biz hep anlatılan okullarda falan işte Yunanlılar 15 Mayıs 1919'da İzmir'i işgal etti. Kurtuluş Savaşı'yla çıkarıldılar. Tamam da adamlar o da devlet kurmuşlar. Sonra tabii, tabii, tabii. Bir küçük Asya devleti değil. Resmi devlet kurulmuş. Bunun ordusunun üniforması var, şeysi var. Murat, bitirelim mi ufak ufak? Geçen hafta rekorunu hemen hemen kırdık. Saat 230'a geliyor programımız. 4 saattir aşağı sürmüyor. Bu da 4 saat 25 dakika. Erol abi, çok teşekkür ediyoruz. Rica ederim. Ne demeka bir araya geleceğiz. Yani bu program çünkü konuk bulmakta da zorlanıyoruz biz açıkçası. Ben yalnız bir şey rica edeceğim. Kaç kere yırttın abi? İttihat Terakki yazısı. 7. Artık yazsın. Tabii, yazsın. Hayır ya artık daha doğrusu bastır. Şimdi basılıyor. Sen yazmayınca neler yazılıyor. Basılıyor. Çünkü artık bir de şunu da söyleyeyim bakın. Ben tanıdığım için bu okumuş tesini. Şimdi siz bunları söylediniz ya. Şu kitap kötü, yanlış yapı diyeceklerdir ki hepsi işte onlara danışmıyorlar, onlara indirme yapmıyorlar. O yüzden diyeceklerdir. Onu da hemen bir açıklığa kavuşturalım. Hayır, biz de onlara diyoruz ki mal meydanda. Erol Bey'in vakti mi var? Hiç vakti mi var? Şeyi mi var? Erol abi, kaç kitabın var? Biraz var işte. Kaç tane var? Vallahi hiç saymadım ama İttihat Terakki'ye ait ne varsa var. Var. 30.000 var mı? Yok, o kadar yok. O nerede? 30.000 yalnız taşındığı vakit 8 kamyon. Evet, evet, evet. Hatta o çevredekiler demişler kütüphanemi taşındı. Kütüphane taşındı. Şimdi tabii o kitaplar benden sonra ne olacak? Bu herkesin derdi. Benden sonra tufan demişti. Hiç ben de düşünmüyorum. E işte yani ben o bağış kitapların sonunu gördüm de sakın talan ediliyor. Talan, talan, talan. Sakın hepimiz gördük bu aşık. Evet, evet, evet. Sakın. O şimdi şey meselesi var. Yani bunları bir yere vermek ve artık bizden sonraki neslin de bunu devam ettirmesi. Şimdi bakın İttihat Terakki yakın döneme damgasını vurmuş. Hatta o dönemle özdeşleşmiş bir İttihat Terakki enstitümüz yok. Neyimiz var ki? O inkılap tarihi dersleri var. Allah razı olsun. Bir tane şey Sabahattin Selek yazmış da şöyle etrafı şey atası kapalı. Hala doğduğunuz araştırma yapamazsınız. Resmen açık da bir araştırma yapamazsınız. Şimdi inkılap tarihinin okutulması mecburi üniversitelerimizde. Enver Ziya Bey'in her biri ayrı bir kopyası. Evet. Ayrı bir kopyası. Bakın gelmeye başlayan mailleri söyleyeyim. Saat 6.40'a servise binip işe gideceğim. Daha ne zaman bitecek? Çok faydalıymış. Geleceğim ama beni uykusuz bıraktınız. Yine de çok teşekkürler uykusuz bıraktığınız için çok teşekkürler. Artık böyle olmaya başladı. Erol abi, nasıl olsa yine bir gün oturacağız, yine bunu konuşacağız. Çünkü biz bu programı Murat'la inşallah yıllarca yaparız diye düşündüm. Şimdi şu Talat Paşa üstünde bir konuşmak lazım. Talat Paşa. Bu kitabı bir şeye yatırmak. Vallahi şimdi bak Erol abi. Şimdi sana bir şey diyeceğim. Bu adam kadar ben dünyada daha ters, daha lanet bir adam görmedim. Şimdi bu kitapla ilgili diyorum ki Murat, bak ben kitabımın reklamını yapmam. Ben kitabım için TEV. Ha görgüsüz müyüm? Hay, hay. Onlar kapı kapı dolaşıp başkaları gibi. Şimdi konuşturma. Şimdi başkalarından sana ne? Yani bunun okunması, bilinmesi, anlaşılması lazım. Şimdi size bir kitap. Sen bunu satmak için yazmadın ki. Sen bunu belge olsun diye yazdın. Ben hiçbir kitabı satmak için yazmadım. Çünkü Türkiye'de kitaptan para kazanıldığını inanmam. Evet. Tabii. Yani sen D misin? Milyon dolar kazandılar ya. O nasıl kazanılıyor? Hayır, şey ya neydi şu Çılgın Türkler. O başka. Ba. Yok canım. Vatandaşlar aldı ya. Milyon sattı. Binlercesine tabii. Tabii ya. Vatandaşlara çok aldı. Yapma. Herkes müesseseler aldı, dağıttı. Dağıttılar ama milyon dolar kazanıldı. Şimdi ben para kazanıyor. Efendim telif hakkından telif hakkından stopaj yerine vergi konsun. Ben gerçek dirac doğum Türkiye. Şimdi ben size s ucuz aş omanı yazıyor. Çıktığı gün 20 baskı. Niye? Her 2000 tane basıyor. Her 100 tane kapağa bir baskı numarası veriyor. İlk gün bakıyor. Bir de imzalıyor. Oluyor 20 baskı. Hadi bir telif hakkı konsun göreyim öyle baskıları. Ve 300.000 satan, 400.000 satan kitaplar. Vallahi benim eşimin kitabı. İstisnalar var tabii. İstisnalar var. Efendi kitabı var. İstisnalar var. Orhan Pamuk. Tabii ki. Efendi. Orhan Pamuk. Ama senin Osmanlı'da seks Şah Baba. İstisnalar var. Şah Baba hala satıyor. Tabii, tabii. Şah Baba önemli bir kitap. O tek adam gibi oldu. O gidecek. O artık sonsuza kadar basılacak. Yani inkılaptan o gidecek. Ben size başka bir kitap gösterecektim. Değil mi Paşa? Cemal Paşa. Türk Tarih Kurumu basmış bu. Evet. Başka bir rezalet de muhafaza çamur gibi. Ayrı bir rezalet. Hamur. E bundan hiç sık. Ş. Kitabı zam. Bundan çok daha iyi kağıda bastı. 3000 tanesi imha et. İmha ettirdin adamları zar. Bunu Mustafa Turan diye biri kontrol etmiş. Şimdi Erol abi şunu verdi. Bir göstereyim. Vş. Yani der. Bir de arkadaki fotoğraflara bakar mısın? Bu tarih kurumuş. Bu tarih kurumu cildi berbat. Fotoğrafları berbat. Her tarafı çamur gibi. Yani Türk Tarih Kurumu bunu basar mı ya? İçindeki bilgi yanlışları. Yani biraz kaliteli basar insan şunu. Allah aşkına. Bunlar işte yani yıllarca söyleyeyim. Yani bu sene sonra bu kitabın rengi atar. 5 sene sonra bütün cildi atar. Kalmaz biter. Y böyle kitapların biraz kaliteli basılması lazım. Y ya yalnız yani tarih grubunun baskıları iyiydi. Ben ilk defa böyle bir baskı gördüm ya. Kötü. Ben hatta korsan mı zannettim ilk gördüğümde. Baks yandan resim uzamış. Bilgisayarda resmi taramışlar. Nasıl taradılarsa hangi beceriksiz yaptıysa şunu. Arkadaşlar yapabilirsek ya. Uzamış resim. Evet. Uzamış. Deforme olmuş resim. Bir yerde Cemal Paşa 3 metre gözüküyor. Evet. Y yani hiç sıkılmaz mı? İşte Ali 1 yapacak ya bu. Bu Ali zamanında çık. Ali'den mi zamanında mı? Şimdi yok, yok. Yeni okuyor. Yeni yeni. Ali kitabı. Türkiye'de en iyi bilenler bir içeriğini bilir de belki şeyi bilmez. 2008 yeni 60 milyon fiyat koymuşlar. Şey yapsalar paramı geri verseler vereceğim. Kitabı iki kitabı geri vermek istiyorum. Biri Yayınları. İkincisi Meşrutiyet'in il. Keşke. Bunlar dışında kütüphanen hoşlanmadığın kitap varsa. Eskil. Ben alı. Şey var. Şey var. Bir tane yeni yayınlandı. Zaman. İkinci Meşrutiyet. Yapmışlar. İç. Bunun da yanlışını izah mümkün değil. İzah mümkün. Millet bunu alacak ve referans kitap okuyacak. Danışma kurulu kim? Bu danışma kurulu yok da bunda şey var. Alev Alatlı, Ahmet Herhal, Şükrü Han oldu filan filan. Herkes var. Yani şuna üzülüyorum ben. Türkiye'de her şeyin zabıtası var. İlk resimde resim altı yanlış. He. Tabii. Daha kırmızı kalemle yazmış altına. Tabii, tabii. İlk fotoğrafta resim altı not. Evet. Ya olacak şey değil canım. Hadi kapatalım programı. Biz devam edelim. Sonra yalnız bir şey söyleyeyim. Türkiye'de her şeyin zabıtası var. Belediye zabıtası, ahlak zabıtası, deniz bilimin zabıtası yok. E bunlardan nasıl kurtulacağız? Efendim yazınız. Hayır, yazsan da kar etmiyor. Şimdi nasıl olsa çalarlar sizden de. Ben İstiklal Harbimiz için bir yazı yazdım. 14 sayfa. 14 sayfa koyacak dergi yok. Evet. Dergi yok. Şu anda çok enteresan. Akademik yok. Neler gösterdim orada? Peyam ve Sabah gazeteleri birleşmiştir. Ali Kemal'i ve şeyi. Peyam Tire Sabah diye yazarız biz. Bunların bütün kitaplarda Peyam-ı Sabah. Peyam-ı Sabah. Peyam-ı Sabah. Evet. Anlamı farklı maalesef. Hiç sıkılmaz mısınız? Hiç sıkılmaz. Evet. Değerler bir tarih sohbetinin daha sonuna geldik. Bazen tarih konuşuyoruz, bazen bugüne geliyoruz, bazen tarihin de eskisine gidiyoruz. E her şeyden bahsediyoruz. Haftaya da yine eee burada olacağız. Haftaya kime alacağımız konusu çok net değil. Biraz Murat'la bu konuda kafa patlatıp imale fikir etmemiz gerekiyor. Niye derseniz, biraz acaba diyoruz bir cumhuriyetin kuruluş dönemlerine tek partiden çok partiye geçiş ve belki oradaki karanlıkta kalan noktalar mı aydınlatalım? Yoksa diyoruz ki daha vakit var, erken oraya gelmek için tekrar bir geri mi dönsek o günlere mi baksak diyoruz? Yoksa diyoruz ki biraz tarihte çıkıp biraz da başka yönler mi? Ama haftaya merak etmeyin yine burada ilginç bir konukla sabaha kadar sizlerle olacağız. Cuma akşamı da bizim Yusuf hocayla baş. Bu arada Murat Bardakçı da biliyorsunuz cuma akşamları artık Tarihin Arka Odası'nı yapmaya başladı tekrar ve Tarihin Arka Odası'nı bu haftadan itibaren Profesör Yusuf Halaçoğlu ile beraber hazırlayacaklar. Dah doğrusu sevgili Bardakçı hazırlayacak. Yusuf Halaçoğlu da programda Murat'ın yanında yorumlara yer alacak. Niye edersiniz? Türkiye'de iyi bilim adamları var ama iyi anlatabilen bilim adamı ya da iyi anlatabilen tarihçi ya da iyi anlatabilen entelektüel sayısı pek az. Yusuf Halaçoğlu hem iyi bir bilim adamı hem de iyi anlattığı için burada Murat'ın yanında o da tarihle ilgili yorumlarını yapacak. Ama Pazar akşamları da biz yine burada uzun uzun konuşmaya devam edeceğiz. Yalnız yakında çok sıkışacak. Fatih Gerçek entelektüel bitiyor. Bitmez. Bitmez. Yok, var. Var. Yani gizli kalmış var. Adı bilinen ortalıkta gezenler boş olduğunu hepimiz biliyoruz. Sen de biliyorsun, ben de biliyorum. Çoğunluğu palavra. Yoksa çok doğru düzgün adamlar var Türkiye'de. İnsan iyi çıkıyor. Çıkmıyorlar ama biz onları herhalde burada zaman zaman konuk edebiliriz. İşte bugün sevgili Erol Şah abimiz buradaydı. Çok pek çoğunuz tanımıyorsunuz belki. Tabii ki Türkiye'deki aklı başında entelektüellerin hepsi çok tanıdığı, çok sevdiği bir isim ama kamuoyuna çok mal olmuş bir çıkmıyor. İki nereye çıksın? Yani magazin programına çıkıp mı konuşsun? Nerede konuşsun? Türkiye'de bunları konuşabileceğimiz televizyon programında da pek yok. Bu programa da gösterdiğiniz ilgiye teşekkür ediyoruz. Her zaman bu meşhur reyting listelerinde izlenenler, dinlenenler arasında yer alıyor. Şaşırtıcı bir biçimde nasıl oluyorsa demek ki Türkiye öyle gösterildiği kadar da boş, kötü bir ülke ya da bir te izleyicisine sahip değil. Haftaya tekrar görüşmek üzere hoşça kalın efendim. İyi akşamlar. Tek tek. Tek.