📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Özlem Gürses ile Sözcü Ana Haber 11 Ocak

SÖZCÜ Televizyonu1:52:11

Transcription

Bir günü yokmadan yan yanayız bizeler. Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber. Kurtuluş yok tek başına ya hiçbirimiz.

Buraya gelirken yağmur yağıyor. Yağdıkça yağıyor. Biliyorsunuz yağmur duğası diye bir şey var. AK Partililer yağmur yağmasın doğasındalar. Tayyip Bey dua ediyor. Yağmur yağmasın Ankara susuz kalsın. İstanbul susuz kalsın.

Yağmur yağdı, şemsiyeler açıldı. Denizliliği yağış durdurmadı. Meydan doldu, taştı. CHP lideri Özgür Özer, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Ankara'daki su sıkıntısı üzerinden Mansur Yavaş hedef almasına sağanak yağmur altında Denizli mitinginden karşılık verdi.

Bir ülkeyi 23 yıl yöneteceksin. Son 50 yılın en kurak yazından medup buradan bunlar yıpranır ben iktidar olurum diyeceksin. Tayyip Bey, kuraklık umacak zihniyete geldiysen acınacak haldesin. Rahmet de yağacak, oylar da yağacak. Bu iktidar gidecek.

Emekliler gündemindeydi. CHP liderinin asgari ücret önerisini yineledi.

Denizli'deki emekliler şemsiyesini aşağı yukarı sallasın göreyim emeklileri 20.000 lirayı kabul eden var mı? Emekliye neler neler ettin. 42.000 L alacak kişiye 20.000 L teklif ediyorsun. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında 39.000 L olacaktır. Sonra eski yerine 1,5 asgari ücrete çıkacak. Emeklisine hürmet etmeyenin bu memlekette görecek günü yoktur. Özgür Özel erken seçim talebiyle seslendi Erdoğan'a.

Tayyip Bey, Denizli'de yüz binler sandık istiyor. Hala daha kaçacak mısın? Partinin genel başkanı olarak yeminle söylüyorum AK Partiliye, MHP'liye biz sizin düşmanınız değiliz. Sizin dostunuzuz. AK Parti'nin kara düzeninde ilk kez artık marketlerde tarihi geçmiş gıdalar fırsat reyonu diye utanç reyonlarında satılıyor. Kendisine %300, asgari ücretliye %20. Bu düzeni değiştirmeye var mısınız?

Bir kez daha İBB yargılamaları için canlı yayın çağrısı yaptı Bodri Meydan resiyle. Kendine güveniyorsan, Ekrem Başkandan korkmuyorsan, Hodri meydan, tutuksuz yargılama, televizyondan canlı yayın. Çatlasan da, patlasan da Ekrem İmamoğlu karşına çıkacak, seni yenecek, Cumhurbaşkanı olacaktır.

Denizli'den yükselen CHP'nin liderinin sesi böyle. Bir de CHP'lilerin yani CHP milletvekillerinin meclis nöbetinden yükselen sesi var. Ne demek istiyorum? 48 saattir CHP'li milletvekilleri kendilerini Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin o turuncu koltuklu genel kurul salonuna şuraya kitlemiş durumdalar. Oradan çıkmıyorlar. Neden bunu yapıyorlar? Çünkü yarın sabah yeni genel kurul gündemi başladığında yani yeni hafta ve genel kurul açıldığında görüşülecek olan ilk yasa tasarısı iktidarın önerdiği emekli maaşlarının en düşük versiyonunun 20.000'ye sabitlenmesi önerisi. Buna karşı çıkıyor CHP. Çok olduğu için değil az olduğu için. Diyor ki yani sadece 5 milyon emeklinin sorununu kağıt üstünde çözermiş gibi gözüken bu yoksullukta eşitleme senaryosuna biz karşıyız. Emekliler tamamı birden kök ücret düzenlemesi üzerinden yeniden ele alınmalı ve rakamlar asgari ücret seviyesine çıkartılmalı.

Emekliler insan onuruna yakışır bir emekli aylığı alsın diye mecliste nöbetteyiz.

4. günümüzdeyiz. Asgari ücretin altında bir emekli maaşını kabul etmemiz mümkün değildir. 2002 yılında iktidar olduğunda emekli maaşları 1,5 asgere ücretli.

Emekli geçim derdinde %12.19'luk zamla o derdine derman bulamadı. AK Parti en düşük emekli aylığını 20.000 liraya çıkaran kanun teklifini meclise sundu. Enflasyon kadar artsaydı 19.000 L olacaktı. AK Parti'nin 1.000 liralık artışına karşı CHP mecliste nöbetti.

Perşembe komisyona gelecek. En düşük emekli zammı sadece 1.000 L. Yani Kızılay'da iki yarım ekmek döner alabiliyor emekli. Ama utanmadan, sıkılmadan bunu marif etmiş gibi getiriyorlar.

CHP emekli maaşlarına Seyan Enzam için Meclisi 724 terk etmeme nöbeti tutarken Saadet Partisi lideri Mahmut Arıkan, Ankara'da kira ödeyemediği için otelde kalan emeklileri ziyaret etti.

Otelde mi kalıyorsunuz?

Evet 34 aydır buradayım. Maalesef kiralar çok yüksek. söylemiş. Adı zam. Hiç memnun değil yani.

23 sene önce en düşük emekli maaşı asgari ücretin %50 fazlası idi. Bugün en düşük emekli maaşı asgari ücretin %40 aşağısı.

Hiçbir şey yapılmasaydı bugün asgari ücret 42.000 L olurdu.

Okum içine girmek lazım. Öyle koltuğa geçip oturmak değil de ne bileyim lüksomobilleri gezmek yerine pazara girin. Esnafın içine girin.

Emekli maaşını 20.000 L yaptık diye müjdeli habermiş gibi söylüyorlar. CHP genel kurul nöbetine ara vermiyor. Perşembe günü en düşük emekli aylığının 20.000'e çıkarılmasını öngören teklif mecliste görüşülmeye başlanacak. Hala AKP grubundan, partiden hiçbir ses yok.

Şu anda aramızda olmayan, size sahip çıkmayan AK Parti grubunu affetmeyin. Emekliler, yoksullar, işsizler, asgari ücretler, tokmak sizin elinizde. İktarın kafasına bu tokmağı vurun. Şimdi beraber bir hesap yapalım. Türkiye İstatistik Kurumu kimilerine göre öyle. Kimilerine göre Tayyip Bey'i üzmeme istatistik kurumu. Şimdi bu TÜİK biliyorsunuz enflasyon rakamlarını açıklıyor. Ne sizin mutfakta yaşadığınız, ne pazarda şahit olduğunuz hiçbiriyle alakası yok açıklanan enflasyon rakamlarının. Ama olsun yine de veri kabul etmek zorundayız. Zaten bütün maaşlar da buna göre güncelleniyor. Biliyorsunuz aynı TÜK kişi başına düşen yıllık toplam geliri de açıklıyor. TWK'e göre kişi başına yılda 17.000 dolar kazanıyoruz. Kişi başına yılda 17.000 dolar kazanıyoruz. Diyeceksiniz ki iyi para. TL'ye çevirdiğinizde daha da iyi para. 731.000 kazanıyoruz yılda. Bunu 12'ye bölelim. Yani kişi başına ortalama kazancarla 61 milyar TL arasında bir şey olduğunu iddia ediyor. TÜK siz gerçekten böyle bir ortalama ücreti eve sokmayı başarabiliyor musunuz? Tek kişi olarak bir kere önce bu bunu düşünmek lazım. Tabii dolar kurunu Çin seddinin arkasında sürekli tutan bir ekonomik akıl ve yönetim var. Bir sebebi bu. Ama tarıma baktığınızda yani şu istatistikler üzerinden bile tarım sektörüne baktığınızda tarımdaki içler acısı, alarm halini saklayabilecek hiçbir veri yok. Tarımda kişi başına düşen yıllık gelir 3.000 dolara kadar gerilemiş vaziyette. İşte onu ödenle dünyanın en verimli topraklarını ekemiyor artık Türk çiftçisi. Milli gelir 17.000 dolar civarında. Tarımda kırsalda 3504.000 dolar civarında. Kurdu kuzuya teslim etmiş bir haldeyiz. 17.000 000 Türkiye'de kişi başı milli gelir yani ülkenin ekonomik performansını ve halkın refahını ölçmek için kullanılan temel gösterge.

TÜİK'e göre 2025 yılında milli gelir aylık 1416 dolar yani 60.819 lirası. Bu rakam vatandaşların yaşam standardını anlamak adına kritik bir referans noktası. Ama Türkiye'de kırsala gidildikçe milli gelir buhar oluyor.

Köylünün, çiftçinin kıymetini, değerini, verdiği mücadeleyi bilemezsek ortalama şu anda tarımda çalışan çiftçi ve köylünün yaş ortalaması 59. Böyle devam ederse tarımda 5 sene sonra çalışan genç bulamayacağız. Tarımla geçinen milyonlarca insanın yıllık geliri 17.000 dolara değil 5.000 dolara bile yaklaşamıyor. Uzmanlara göre kırsalın milli geliri 3.000 ila 3.500 dolar arasında değişiyor. Yani tarımla geçinenlerin yıllık kazancı 150.000 lirayı geçmiyor. Kişi başı milli gelirle çiftçinin kazandığı arasında en az 14.000 dolar fark oluşuyor.

Enflasyonun düşmanı nedir? gıdadır. Bizden ürünü 5 liraya alıp size 75 liraya satarsalar, üretici bu işten para kazanmazsa, köylü çiftçi bu işten para kazanmazsa, tüketici de faiş fiyatla soyulursa bu tabloyu her geçen gün ağırlaşarak daha fazla hissedeceğiz. TÜİK'e göre tarım Türkiye'nin en düşük gelirli sektörü haline geldi. 2025'te en düşük yıllık ortalama gelir 37.000 lirayla tarım sektöründe elde edildi. Böylece aylık 19.000 liraya denk gelen tarımdaki ortalama gelir 2025'te 22.000 L olan asgari ücretin bile altında kaldı.

Milli gelirden tarıma ayrılan payı isterseniz 10 kart artırın. Bizim ürünümüzün hak ettiğimiz değeri biz aramazsak bu aradaki vurgun ve talan kara borsa tekelcilik tüketiciyi de soyarsa gün gelir tarımda çalışacak yeni genç arkadaşlar bulamayabiliriz.

Uzmanlara göre bu gidişat durmazsa kalıcı bir çöküş yaşanacak ve bu çöküş sadece çiftçinin değil sofra kuran herkesin sorunu olacak. oldu zaten. O gün geldi. Ziraat Mühendisi beyefendi oldukça iyimser bir eee gelecek prospektisinde kehanetinde bulunmuş ama oradayız zaten. Genç çiftçi filan diye bir şey yok. Gençlerin tamamı tarım arazilerini ve alanlarını terk ettiler. Kimsenin çiftçilik yapmak istediği falan yok. Bir tek ben bir Sencer Çolakoğlu'nu ki o da zaten herhalde 50'li yaşlarında eee görüyorum. Besici bir çiftçi olarak. Onun dışında Allah'a emanet Türkiye'nin güzelim toprakları zaten. O nedenle de 2025'in zam şampiyonlarının tamamı tarımdan geldi. Bakın şöyle bir bakalım. Balık %50,9 zamlanmış. Kuru meyveler %48,6. Alkolsüz içecekler %46,6. Kahvaltılık tarı ürünleri %46,3. Ekmek %43.1. Ki bu izinle izinle sadece zamlanabilen bir ürün. Biliyorsunuz bakanlık onayına bağlı ekmek. Başka türlü hiçbir şekilde zamlanamıyor. Taze meyvenin kendisi işte tarım konuşuyoruz %40,5. Meyve suları %40,94. Margarin, tereyağı değil margarin %41,9, reçel bal %42,1 oranında zamlanmış durumda. Öyle enteresan bir dönem ki ekonomide işçi perişan, işsiz zaten bitik vaziyette. eee gençlerin tamamı istihdam dışında neredeyse. Milyonlarca ev genci sorunumuz var malumunuz. Asgari ücretliler ayın sonunu nasıl getireceğiz diye kara kara düşünüyor. E emeklinin durumunu işte zaten CHP'nin meclis nöbetindeki vekiller anlatıyor. E peki işveren inanın onlar da mutsuz geçinemiyorlar. Marabuma gidiyorum. Kasabıma gidiyorum. Ben severim kendi alışverişimi yapmayı. Yanımdaki şoförümden utanıyorum. Rakamlar korkunç.

Ben geçinemiyorum gerçekten. Tabii. Yani arzu ettiğime kıyasla ben geçinemiyorum.

Türkiye'de hayat pahalılığı ve enflasyon her kesimi etkisi altına almaya başladı. şikayet etmeye iş ve cemiyet dünyasının ünlü isimleri de dahil oldu.

İşin işinden çıkamadığım durumlar oluyor.

Dar gelilinin geçim mücadelesi sürerken milyar dolarlık servetlere sahip iş insanları ve sosyetenin önde gelen simalarından gelen pahalılık çıkışları dikkat çekti. Son isim cemiyet hayatının tanınmış simalarından Ender Mermerci. Evine gelen doğalgaz faturalarını görünce şaşkınlık yaşadığını belirtti. Sanki fabrika işletiliyormuş gibi yüksek geldiğini dile getirdi.

Benim evime gelen gaz parasını, elektrik parasını, su parasını size söylesem şaşarsınız. Sanki fabrika işletiyoruz.

Bugün bu şartlarda 20.000 lirayla geçinebilir miyiz?

Geçinemez.

Durumun sadece faturalarla sınırlı kalmadığını, çalışanlarına karşı da vicdani bir yük hissettiğini söyledi.

Marabuma gidiyorum, kasabıma gidiyorum. Ben severim kendi alışverişimi yapmayı. Yanımdaki şoförümden utanıyorum. Rakamlar korkunç. in bu çıkışı akıllara geçtiğimiz günlerde benzer bir sitemde bulunan iş insanı Ali Sabancı'yı getirdi. Yaklaşık 1 milyar dolarlık kişisel servete sahip olan Sabancıda arzu ettiği standartlara kıyasla geçinemediğini söylemişti. Milyarderlerin bile geçimden dert yanması ekonomide gelinen son noktayı özetledi.

Ben geçinemiyorum gerçekten. Tabii yani arzu ettiğime kıyasla ben geçinemiyorum. Biz de emeğe saygı gösterelim efendim. Ender Mermerci ile yapılmış olan bu özel röportajın sevgili dostum, meslektaşım, magazin gazetecisi Samet Aday'a ait olduğunu hatırlatalım. Rütüp kuralları gereği biz bazı logoları belirlemek durumundayız ama kendisi aslında sosyal medyada Gece Muhabiri adlı bir sayfanın sahibi ve yöneticisi ve röportaj da onun röportajı. Dolayısıyla buradan emeğine saygı göstermiş olalım. Bir selam gönderelim. Şimdi Ender Mermerci'nin söylediği şey aslında çok mantıklı. Ender Hanım diyor ki yani bana gelen doğalgaz faturalarını gördüğüm zaman diyor ben kendi çalışanlarım adına utanıyorum. Çünkü büyük ihtimalle 20.000 veya bunun üzerinde toplam bir elektrik su işte doğalgaz faturası ödüyor Ender Hanım. Bir yalıda oturduğunu ya da villada oturduğunu düşünürsek kendi çalışanları işte ancak o seviyede asgari ücret alıyorlar. Ülke bu noktaya geldi ve dolayısıyla hem işveren en azından alım gücünde geriye gitti. Ha işçi çalışan sabit gelirli onların hali zaten içler acısı. Bir de vergi adaletsizliği var ki evlere şenlik. Bunu da konuşacağız elbette. Hem çok değerli bir vergi uzmanı dostumuz aynı zamanda Sözcü Gazetesi'nin köşe yazarı ve son olarak da Cumhuriyet Halk Partisi'nin parti meclisi üyesi sevgili Ozan Bingöl benimle beraber. Ozan Bey iyi akşamlar. Kolay gelsin. Arkaya dizmişsiniz. Kontrolsüz güç, obez devlet, kara para aklama, siyasetten beslenenler. Ya bunları zaten yan yana okuduğumuzda sizin anlatacağınız her şey bir cümlede toplanıyor bana sorarsanız. Hatta ben cümle için de kullanayım. Kara, para ve aklanması üzerinden siyasetin finansmanını sağlayanlar kontrolsüz bir güçle obez bir devlet mi yarattılar? Öyle mi oldu?

Çok çok doğru. Özlem Hanım iyi akşamlar, iyi yayınlar diliyorum. Şimdi biraz önce haberi izlerken gerçekten çok enteresan bu kitaplardan bir tanesinde şöyle bir cümle kurmuştum ben. Herkesin bir derdi var. Kiminin ekmeği bayat, kiminin pırlantası küçük demiştik. Ama geldiğimiz noktada mevcut iktidarı öyle bir hale getirdi ki artık en zengin diye işte kamuoyunda tanıdığımız insanların da derdi vatandaşla aynı hale geldi. Şimdi bakın yine biraz önce söylediğiniz gibi vicdanen sorumluluk duyanlar, vicdanen bu anlamda duyarsız kalmayanlar yani evet ben alabiliyorum ama bu paralarla, bu alım gücüyle, bu hayat pahalılığıyla nasıl geçinilebiliyorun derdine düşüyorlar. Burası önemli. Şimdi ben bugün bir veri paylaştım Özlem Hanım. Buradan ilk kez bu yayında söylemiş olayım. Bakın Dünya Gıda Enflasyonunda 2025 yılını yeni bitirdik. Dünya Gıda Enflasyonunda yani dünyadaki ligde bu ligdeki yerimiz 5. sıra. Gıda enflasyonunda tüm dünya ülkelerinde ilk beşteyiz. 5. sıradayız. Üstümüzdeki ülkelerden iki tanesini söylüyorum. Malavi, Haiti altınızda iki tane ülke söylüyorum. Arjantin Burundi.

Buyurun.

Yani düşünebiliyor musunuz? Bir bakar mısınız? Olacak şey değil yani. Ardahan bizde, Tekirdağ bizde, Çukurova bizde. Etrafımız denizlerle çevrili. Muş ovası bizde, Akdeniz kıyısı, turunç tarlaları bizde, çaylıklar, güzelim Karadeniz, Yemyeşil bizde. Yani akıl alır bir şey değil. Şu söylediğiniz veri çok doğru Özlem Hanım. Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede vatandaşın yarısından çoğu balık yiyemez halde. E şimdi Konya Ovası var, Çukurova var. Ovalarımız, tarım ürünlerimiz yani Anadolu tahıl ambarı dediğimiz yerde vatandaşın tarım ve hayvancılıktan baktığımızda yani gıdaya, temel gıda maddelerine ulaşılabilir, erişilebilir olması ortadan kalkmış durumda. Bakın son 5 yılda Sözcü Gazetesi'e hafta başında yazdığım bir yazıdan örnek vermek istiyorum. Son 5 yılda yani 2020 Ocak 2025 Aralık'ta Özlem Hanım asgari ücret %783 artarken %783 artarken bu ülkede margarin bile %207 artmış. Bu ülkede balık %020 artmış. Kira %134 artmış. E kuzu eti %1320 artmış. Bu bir yoksullaştırmadır. Yani sizin geliriniz bu kadar artmıyorsa gelirinizin üzerinde temelde gıda ve barınmaya harcarken bu iki temel kalemdeki artış gelirinizden fazlaysa bu tamamen bir yoksullaştırmadır. Dönüp baktığınızda mevcut iktidar açıklama yaptığında Özlem Hanım sosyal yardımlarla övünüyor. Yani sosyal yardımlarla övünürken de bunu gerçekten bir övünç kaynağı olarak söylüyor. Yani mevcut iktidarın yoksulluğu bitirme gibi bir derdi yok. Yoksulluğu yönetme gibi bir derdi var maalesef. O açıdan bir uygulanan ekonomik politikalarına ya da maliye politikalarına ya da vergi politikalarına baktığınız zaman herhangi bir adaleti tesis etme gibi bir gayesi gayesinin, amacının olmadığını görüyoruz. E şimdi biraz önce söylediğim noktadan devam edeyim isterseniz. E biz, hep sizinle de yaptığımız programlarda hep şunu söyledik. Siz bu ülkede geliri adil dağıtmak istiyorsanız vergiyi adil toplamak zorundasınız. Yani biraz önce iş insanlarının ya da belki kendi serveti kendisine yetecek insanların bu açıdan kaygılanması şunu şunu da gösteriyor. Biz yıllardır şunu söyledik. Gelir dağılımı adaletsizliği yani sınırsızca kazanıp sorumsuzca harcayanlar ile sınırlı kazanıp sadece ve sadece zorunlu ihtiyaçları için harcayanlar arasındaki makas bu kadar açıldıkça toplumdaki huzur ve barış sürdürülebilir olmaktan çıkar. Sizin paranızın olması önemli değil. Toplumun büyük bir bölümü mutsuz olduğu zaman siz de mutsuz olursunuz. O yüzden aslında bu biraz da onun yansıması ama siz ekonomi yönetimine bugün baksak Özlem Hanım işine gelen verileri ekonomi yönetimi alıp paylaşıyor. Yani sanki ülke güllük gülistanlık. Mesela bir örnek vereyim. Hem bunu Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz yapıyor hem Sayın Mehmet Şimşek ara ara yapıyor. Mesela örneklerden bir tanesi şu: 21 çeyrektir büyüyoruz. Türkiye ekonomisi 21 çeyrektir büyüyor. Tamam. Gerçekten bir Türk vatandaşı olarak biz de bu ülkenin vatandaşı olarak büyümeden aslında bu büyüme bizi mutlu eder ama şu şerhi düşerek büyüme önemli ama asıl önemlisi bölüşmedir diyoruz. Yıllardır bunu söylüyoruz. O zaman bir yurttaş olarak ben şunu soruyorum. 21 çeyrektir büyüyen Türkiye ekonomisinde asgari ücretlerinin payını verin. Emeklinin payını verin. Dar gelirlerin payını verin o zaman ya. O emekliye 1.000 L arttırdım. 1.000 L arttırabildiniz. 1.000 L 1062 lira neredeyse. Bu kadar e nerede o zaman büyüyen ekonomide emeklinin payı?

Önemli sorular. Yarınki köşenizde, yarınki köşenizde bunu mu yazacaksınız? Bir son cümle rica edeyim. Ozan Bingöl.

Öz Hanım yarın i köşemizde tambur yoksulluktaki eşitlenmeyi ve bununla birlikte vergi adaletsizliğini aslında bordroluların milyonlarca çalışanın 2026'da fazladan ne kadar vergi ödeyeceğini fazladan ki uygulanan mevzuatın yanlış uygulanmasından kaynaklı onu yazdık. Ama son olarak şunu söylemek istiyorum. Küçük bir azınlığın mutluluğu, büyük bir çoğunluğun yoksulluğu pahasına sürdürülmeyecektir.

Çok teşekkür ediyorum efendim. Sözlü gazetesi yazarı Ozan Bingöl ve aynı zamanda yorumcumuz ve CHP parti meclisi üyesi Ozan Bingöl benimle birlikteydi. İyi akşamlar dileyerek kendisini uğurladım. Ne dedi? emekli çok ciddi sıkıntıda dedi. 1062 sadece verebildiler dedi. İşte o yüzden CHP meclisteki nöbetine devam ediyor ve işte o yüzden Saadet Partisi az önce sosyal medya hesaplarından bir video paylaştı. Videonun adı Emekli Şef. İzleyelim.

En gerçekçi hayatta kalma yarışması Emekli Şef başlıyor. Şeflerimizin 20.000 ile ay sonuna kadar hangi tabakları çıkaracağını hep birlikte izleyeceğiz.

40 yıllık emeğin karşılığı bu tezgaha sığdı. Bugünkü spesyalim sabır aşı. Ana malzemesi yarım kuru soğan, garnitürü bayat ekmek. Kalan 29 günün menüsü ise meçhul.

Bugünkü imza yemeğim hayalet köfte. İçinde et yok. Sadece kasabın önünden geçerken aldığım kokusu var. Yanına da Allah nasip eder de çeşmeden akarsa su.

Pazar yerinde akşam vakitlerinde arta kalan malzemelerden akşamüstü sürprizi hazırladım şefim. Protein değeri düşük efendime söyleyeyim hayatta kalma değeri yüksek. Süre 30 gün malzeme kısıtlı. Jüri hep aynı. Bu yaşananlar yapay zekanın değil iktidarın bir ürünüdür. İyi seyirler. Enflasyona ezdirmedik ve ezdirmeyeceğiz.

Şimdi diyeceksiniz ki Erzem Hanım bunlar yapay zeka yok o sondakiler gerçek tabii. Yani Cevdret Yılmaz olsun, Mehmet Şimşek olsun işte Çalışma Bakanı olsun, Ömer Bolot olsun falan onlar gerçek kişiler. Ha emekli şef rolünde gördüğünüz insanlar. Onlar tabii bir roldeler ama gerçekleri, hakikati anlatıyorlar. Yine de ikna olmadıysanız sizi gerçek bir görüntüye götüreyim isterseniz. Bakın İstanbul Sultan Beyli'ye gidiyoruz şimdi. Fotoğrafı arkamda gördünüz. Evet. tıklım tıklım bir mağaza görüntüsü. Tıklım tıklım bir mağaza görüntüsü. Kadınlar özellikle sabah erken saatlerde kuyruğa girmişler. Bir indirim duyurusu yapılmış. İndirim duyurusu da şu: Yarı fiyatına, Allah aşkına bu mağazada yarı fiyatına ne satılıyor olabilir ki? Ne kadar ev hanımı, çalışan hanım vesaire, emekçi hanım varsa hepsi sabah körü kuyruğa girmişler. Abiye kıyafet satılıyor bu mağazada. Yavaş yavaş yavaş yavaş yavaş yavaş.

İndirim haberi yayıldı. Kalabalık mağaza önünde toplandı. Açılış saati gelince içeri girmek isteyenler arasında izliham yaşandı. Hayır oğlum yavaş.

İstanbul'un Sultangazi ilçesinde bir giyim mağazasının açılışı kısa süreli kaosa neden oldu. 3 Uğur Mumcu Mahallesi Muhsin Yazıcıoğlu Caddesi'e açılan mağaza ilk güne özel yarı fiyat kampanyasını duyurdu. Günler öncesinden yapılan duyurunun ardından sabahın erken saatlerinde mağaza önünde uzun kuyruklar oluştu.

Kapıların açılması ile birlikte içeri girmek isteyenler birbirleriyle yarıştı. Yoğunluk zaman arttı. İzdiham görüntüleri kameraya işte böyle yansıdı.

Şu ana kadar memleketteydik. Türkiye'nin gündemine bakıyorduk. Şimdi isterseniz ufak ufak sınır dışına doğru çıkalım. İran'da çok sıcak saatler yaşanıyor. Ama ne yaşanıyor bilmiyoruz. Çünkü İran gerçekten büyük bir abluk altında. İnternet kapalı. Kim bilir kaçıncı gündeyiz? Protestoların 15. günündeyiz. internet yasağının zannediyorum 4 5 günündeyiz. Dolayısıyla sağlıklı bir bilgiye ulaşmak çok da mümkün değil. Ama şunu biliyoruz. İran Başsavcılığı sokağa çıkan her protestocuyu Allah'ın düşmanı ilan etti. Bu şu demek. her türlü rejim işte efendim cezai müeyyide hatta idam çağrısı bile yapılıyor şu anda İran tarafında basın İsrail tarafının dikkatle izlediğini yazıyor. Trump vurup vurmamak konusunda bir türlü karar veremediğini söylüyor ve ne yazık ki İran'dan gelen ölü sayıları kaygıları artırıyor. İran'da ekonomik krizle başlayıp rejim karşıtı isyana dönüşen protestolar 15. gününde Tahran, Neşet ve İsfahan başta olmak üzere birçok kentte halk internet kesintisine ve güvenlik güçlerinin sert müdahalesine rağmen geri adım atmıyor. Tahran yönetimi ise olayları bastırmak için hukuku bir silah olarak kullanmaya başladı. Yargı erki protestocuları Allah'ın düşmanı sayılan muharebe suçuyla itham etti. Bu suçlamanın İran yasalarındaki karşılığı ise çok açık. idam ya da el ve ayakların kesilmesi. Krizin bir ucunda ise Washington var. ABD Başkanı Trump İran özgürlüğü arıyor. Yardıma hazırız." diyerek Tahran'a göz dağ verdi. Wall Street Journal'a göre Trump İran'a yönelik olası bir askeri saldırı ve hava harekatı seçenekleri hakkında briefing bile aldı. ABD basını Washington'ın İran'ın nükleer tesislerine ve askeri üstlerine yönelik planları görüştüğünü yazdı. Yine iddialara göre ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile İsrail Başbakanı Netanyaho'nun cumartesi günü bir telefon görüşmesi gerçekleştirdikleri ve bu görüşme sonrasında ABD'nin İran'a yönelik olası bir operasyonu ihtimaline karşı İsrail'in üst düzey alarma geçtiği öne sürüldü.

Öte yandan bölgeden gelen ölüm haberleri çelişkili. İnsan hakları örgütleri ölü sayısının 200'e yaklaştığını duyursa da muhalif kaynaklar son 48 saatte 2000 kişinin öldürüldüğü gibi teyide muhtaç bir iddiayı dillendiriyor. Ülkede gözaltına alınanların sayısı da 2500 aşmış durumda.

Gerçekten İran halkı için son derece zor günler. Bir yandan hayatta kalmaya çalışıyorlar. Bir yandan varsa bir dertleri, protestoları bunu hayata geçirip İran'da bir şeylerin değişmesini sağlamaya çalışıyorlar. Bir yandan da tabii ki aslında tırnak içinde oyuna gelmemeye çalışıyorlar. Tahmin edebileceğiniz üzere dünyanın bütün istihbarat örgütleri şu anda İran'da bir çıkar çatışması altında. Amerika'nın yüksek yararı başka bir şey talep ediyor. İsrail farklı bir şeyin hayalini kuruyor. İran'ın içinde farklı klikler var. Rıza Pehlevi yeniden ortaya çıktı. Ben geleyim her şeyi düzelteyim diyor. Bayraklar değişiyor. Arada kalan hem ekonomik sıkıntının altında ezilen hem de geleceği ile ilgili gerçekten bir belirsizlik iklimi yaşayan milyonlarca İran vatandaşı. süreci yakın takip eden meslektaşlarımdan biri Lyon'da Taha Kermani'ye döneceğim hemen. Taha. İyi akşamlar. Gerçekten de öncelikle sizinle ve halkınızla dayanışma içinde olduğumu bir kez daha ifade ederek başlamak isterim. İran son derece zor zamanlar. İran defalarca bu sıcak geceleri ve günleri yaşadı. Her seferinde mollalar rejimi kalıcı oldu. Bu sefer sence farklı bir şey olur mu ve niye olsun ve olduğunda İran halkının lehine mi olur sence?

A çok teşekkür ederim dayanışmanız için. Öncelikle bu bildiğimiz tek bir şey varsa eğer İran'da sık sık yaşanan hadiselerin birisidir bu sokak protestoları. kısaca bu protestolarla e bir önceki protestolarla arasındaki farkı ve benzerlikleri maddemetle kısaca özetlemek istiyorum. Öncelikle ortak noktası, rejimin, e, değişmeyen, karşılık vermesi, sert müdahalesi ve internet kısıtlamaları. Aslında internet kısıtlamaları özellikle Müahsemini olaylarından sonra bizim, hayatımızın bir parçası haline geldi. Şu an itibariyle 60 saate aşkındır. İran'dan sağlıklı bir bilgi almak mümkün değil internet kısıtlamalarından dolayı. Bu sadece internet tıklamaları da değil. canlandırmanız için söylemek istiyorum. sabah 8'den, akşam 6'ya kadar telefon görüntüleri, cep telefon bağlantıları sağlanabiliyor. Ondan sonra yani protestoların yoğun yaşandığı saatlerde, cep telefonunun normal bağlantıları dahi imkansız hale geliyor İran'da. İnternet tamamen kısıtlı ve böyle bir belirsizlik içerisindeyiz. Ama bu protestoları bir önceki protestolarla ayıran en önemli noktalardan birisi aslında 12 günlük İran İsrail Savaşı'nda toplum yönetimi bir test etti desek yeridir. Neydi o test? Türk medyasında da sürekli bu dillendirildi. İran toplumu e gerek savaşın vermiş olduğu şoktan dolayı gerekse yönetime belki de son bir şans vermesiyle dolayı sokağa çıkmadı. Biliyorsunuzdur Netanyahu'nun farklı çıkışları vardı halkı sokağa çağırmasıyla birlikte. Bu savaş döneminde rutin olan psikolojik savaşın bir parçası da olmuş olabilirdi ama netice itibariyle İran halkı sokağa çıkmadı ve sükunetini tüm memnuniyetsizliğine rağmen korudu. Ama o süreden o 12 gün savaştan bu tarafa yönetimde herhangi bir reform belirtisine şahit olmadık. E nitekim idamlar hız kesmeden artarak devam etti. siyasi aktivistlere yönelik baskılar devam etti. Basın özgürlüğünden bahsetmek dahi mümkün değil İran'da. Bu yönde herhangi bir açılımla ilgili ümit var edebilecek bir adımlar atılmadı. Ekonomik sıkıntılar katlanarak devam etti. yolsuzluklarla ilgili mücadele sözü çokça verildi ama net somut bir adım yönetim tarafından atılmadı. Dolayısıyla bugün İran toplumu çokça tüm politik yolların kapalı olduğundan dolayı çözümü, çareyi sokakta aramıştır. Doğrudur. Ama bu sefer daha önce sanki hiç denenmemiş yol kalmadığı kanaatine varmıştır İran halkı ve sokakta canı bahasına direnmeye devam ediyor. Görüntü, manzara pek net değil ne yazık ki. çok çelişkili iddialar var. İnsan hakları örgütleri teyit ettiğini iddia ettikleri 200'e yakın bir ölünün olduğunu görüyoruz. Özellikle bugün sabahtan dikkatimi çeken bir husus var. Cumhur belki birazdan ona gelir de Cumhurbaşkanı Pezeşkiya'nın da konuşmasından bir az da olsa bir beklenti vardı. belki olayı anladığına dair bir mesaj versin yönetimin temsilcisi olur. Ne yazık ki Hamene'nin aynı kullandığı sert dili e devam etti ve itirazları resmiyete tanımasıyla ilgili biz herhangi bir umut atfeden cümle duymadık. Cumhurbaşkanı Pezişkyan'ın ağzında.

Peki o zaman son olarak şunu sorayım. Daha kısa bir yanıt rica ediyorum ama bu işin sonu Amerika'nın bir müdahalesine ya da İsrail'in bir müdahalesine varacak gibi hissediyor musun?

Kesinlikle hiç bu kadar yakın olmadı buna ne yazık ki İran. Ama şu cümleyi ifade etmeme müsaade ediniz lütfen. dışarıdan bakılınca özellikle Türkiye'de Amerika'ya karşı duyguları da haklı olarak hele ki İsrail gibi bir soykırımcı devlet varken bu empatinin zorlaştığının farkındayım. İran İslam Cumhuriyeti'nin özellikle Türkiye'de çok etkili bir propaganda olduğunu da bir kenara not etmek lazım. Ama İran halkının şu anda bir çaresinin olmadığı ve Amerika'nın saldırmasının İran halkı tarafından bir seçim olmadığını da bir kenara not etmek lazım. Biz bunu mecbur bırakmış durumdayız ne yazık ki.

Çok iyi anlıyorum. İşte ben de tam olarak bunu söylüyorum. O yüzden bütün dayanışma duygularımız aslında kendi özgürlüğü için mücadele veren İran halkıyla diyorum. Yoksa bir tarafta bir monarşik rejim, bir tarafta emperyalist hedeflerin peşinde koşan bir eşkıyalık, diğer tarafta da sürekli olarak insanları bastıran, baskılayan, sansürleyen bir molla rejimi neredeyse Bermuda şeytan üçgeninin ortasında. Perspatorluğu'nun kadim halkı. İnsan üzülüyor gerçekten de. Daha çok teşekkür ediyorum Lyon'a. Kolaylıklar diliyoruz. E ve tabii ki ta Kermani gibi nitelikli meslektaşlarımla İran'ı konuşmaya sözcü televizyonun her kuşağında devam edeceğiz. Şimdi radikalizm tabii dünyanın her köşesinde aslına bakarsanız deyim yerinde ise cinayet işliyor. Kadın, çoluk, çocuk falan hiçbirini de göz önüne almadan yapıyor bu vahşeti. Türkiye'de Yalova'da tam da yeni yıl mutluluğu döneminde korkunç bir katliam yaşandı. ışid örgütü üyesi olduğunu anladığımız bir grup insan üç polisimizi şehit etti. Dönüp baktığımızda Yalova'da IŞİD'in yapılanması böylelikle bir kez daha deşifre edildi. Aslında anladık ki güvenlik güçleri, istihbarat bürokrasisi çoktan bu işin takibindeymiş ama demek ki aralarda zafiyetler yaşanmış. Bugün ise ortaya çıkan bir başka rapor sadece Yalova'da değil Türkiye'deki IŞİD yapılanmasını ortaya koyuyor.

Yalova'daki IŞİD saldırısının ardından hazırlanan iddianame terör örgütünün Türkiye'ye nasıl yayıldığını ortaya koydu. İddianamede 24 kentte IŞİD terör örgütü yanlısı olarak faaliyet gösteren toplam 97 dernek mescit ve medrese tespit edildiği bilgisi yer aldı. Suriye İç Savaşı'nda silahlı örgüt olarak ortaya çıktı. IŞİD Türkiye'yi sınır kapılarını açmaya zorladı. Aksi halde İstanbul ve Ankara'ya saldırı yapılacağını söyleyerek tehdit etmişti. Takvim yaprakları 11 Mayıs 2023'ü gösterdiğinde IŞİD Türkiye'deki ilk eylemini Hatay Reyhanlı'da yaptı. İki ayrı patlamada 53 kişi hayatını kaybetti. 143 kişi de yaralandı. Katliamdan 4 ay sonra Elkaide bağlantılı ışdırıyı üstlendi. Türkiye 9 Eylül'de Bakanlar Kurulu kararıyla IŞİD'i terör örgütü ilan etti. Yıllar içerisinde Türkiye'deki silahlı eylemlerine devam etti IŞİD. 10 Ekim 2015'te Ankaragında Emek Barış Demokrasi mitingi sırasında intihar saldırısı düzenlendi. 103 kişi hayatını kaybederken 500'den fazla kişi yaralandı. IŞİD bir sene sonra yani 2016 takvim yılında dört farklı silahlı saldırı düzenledi. O saldırılarda yüzlerce kişi hayatını kaybetti. Son olarak 29 Aralık 2025'te üç polisin şehit olduğu 9 emniyet görevlisinin de yaralandığı terör eylemini yaptığı IŞİD o operasyonda da 6ı IŞİD'le öldürüldü.

Tekbir Allahu ekber.

Terör eyleminin ardından Yalova Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma kapsamında iddianame hazırlandı. İddianamedeki bilgiler cihatçı yapının Türkiye'deki faaliyetlerini ayna tuttu. İddianamede yer alan bilgilere göre 24'ü Yalova olmak üzere Türkiye'de IŞİD yanlısı toplam 97 dernek, kitapevi, mescit ve medrese tespit edildiği bildirildi. Soruşturma söz konusu derneklere kadar uzanır mı? Cevabı henüz belirsiz. Başsavcılığın incelemeleri sürüyor.

Dünyanın sürekli kanayan kriz merkezleri var. En önemli iki merkez işte deminden beri haberlerini yaptığımız, bizim de zaman zaman aslında iz düşümlerini yaşadığımız Ortadoğu. Ortadoğu'da harita değişiyor. Kuzey Afrika üzerinden Ortadoğu'ya şöyle baktığınız zaman bakın her köşeden alevler, yeni cepheler, katliamlar, ölümler, cinayetler geliyor. Bir diğer kriz merkezi, dünyanın yarası bir türlü kapanmayan hiç şüphesiz ki Latin Amerika coğrafyası. Amerika kocaman bir kıta ve onun alt tarafında Latin Amerika'da gene bir türlü bitmeyen operasyonlar, darbeler, yoksulluk, sefalet, hırsızlık, kendi halkını soyan yönetimler hepsini yaşamaya devam ediyoruz. Veneyela'ya gidelim. Maduro yakalandı. Hatta hakim karşısına da çıktı ilk duruşmada. Şu an itibariyle eşi Silya ile birlikte New York'ta Brooklyn bölgesinde metropolitan gözaltı merkezinde tutunmaya devam ediyor. Oradan dünyaya bir de mesaj göndermiş. Oğlu aracılığıyla sağlığım iyi. inşallah ülkeme döneceğim ben suçlu değilim filan diye. Hatırlayacaksınız bir gece yarısı operasyonuyla 30 dakika içerisinde bu adam ve karısı derdest edildi. Toplandı bir gemiye konuldu. Amerika Birleşik Devletleri'ne New York'a getirildi. Gözaltı merkezine atıldı. O arada Venezuela'da yönetim değişti. Rodriguez yemin etti. Maduro'nun oğlu yemin etti. yeni yönetim göreve başladı bile. Şimdi anlaşılıyor ki o hepimizin şok geçirdiği bütün bu operasyon 30 dakikada nasıl hayata geçirilebildi sorusuna merakla cevap aradığı o olay sırasında Amerikan askeri güçleri Karakas'taki güvenlik muhafızları üzerinde daha önce de bir kez kullanılmış olan korkunç bir yeni silahı denemiş. 3 Ocak'taki müdahalenin detayları günüzüne çıkıyor. Maduro'nun yakalandığı operasyonda görev yapan Venezuelalı askerler, ABD'nin daha önce hiç görülmemiş bir teknoloji kullandığını iddia etti. Askerlerin anlatımına göre önce tüm radarlar kapandı. Ardından gökyüzü ihalarla doldu. Ancak asıl şok Sonic silah olduğu düşünülen yoğun bir ses dalgasıyla yaşandı. Bir Venezuelalı asker o anları hepimizin burnu kanadı, bazılarımız kan kustu, yere yıldık ve hareket edemedik." diye anlattı. Benzer silahların ABD ve Sırbistan'daki protestolarda kullanıldığı iddia edilmişti. Askeri harekat bitti. Şimdi sıra Petrol Harekatında. ABD Başkanı Trump, Venezuela'nın petrol gelirlerini koruma altına alan bir kararname imzaladı. Amacı bu paranın ABD kontrolündeki yeni Venezuela'nın inşasında kullanılması. Trump, "Venezuela halkını seviyorum ve ülkeyi yeniden zengin yapacağız." dedi. Ekonomik planın mimarı ise ABD Hazine Bakanı Scott Besent. Besent gelecek hafta Venezuela'ya yönelik bazı yaptırımların kaldırılabileceği sinyalini verdi. Ayrıca IMF'de dondurulmuş 5 milyar dolarlık varlığın da serbest bırakılması gündemde. Denizlerde ise hareketlilik var. ABD ablukasından kaçmaya çalışan altı petrol tanki limanlara geri dönerken bazı gemilere ABD tarafından el konuldu. Diplomasi cephesinde ise yıllar sonra bir ilk yaşanıyor. 2019'da kapatılan ABD büyükelçiliğinin yeniden açılması için bir heyet Karakasta. Ancak sokaklar hala tehlikeli. ABD vatandaşlarına derhal ülkeyi terk edin çağrısı yapıldı. Venezuela Dışişleri Bakanı ise "Ülkede durum sakin." diyerek uyarıya tepki gösterdi.

Bütün bunlar niye yaşandı? Petrol için. Trump hükümeti diyor ki, "Venezuela'daki" diyor, petrol yatakları diyor, petrol rezervleri diyor, şu anki petrol çıktısından çok daha fazla potansiyeli olan rezervler toplamı. Bu petrol diyor bana lazım. Ben Amerika'ya maga getirdim. Yani ağır sanayiyi geri döndürmek istiyorum. İşsizliği çözmek istiyorum ve petrol bazlı sanayiyi yeniden hayata geçirmek istiyorum. Aynı zamanda petrol dolar dengesini yeniden kurgulamak istiyorum. daha fazla petrol çıkartmalısınız diyor. O nedenle de aslında Venezuela'nın seneler önce verdiği bu rezervlerin tamamı kamundur kararına karşı çıktı biliyorsunuz. Ve bütün şimdi o rafineriler yani daha doğrusu petrol yatakları Amerikalı şirketlere açıldı. İşte bu toplantı fotoğrafı. O toplantı fotoğrafı. Ortada Amerikan Başkanı Trump'ı görüyorsunuz. Dün yaşandı bu toplantı. Etrafındaki kadınlı erkekli kişiler ise Amerikan petrol şirketlerinin üst düzey yöneticileri, yönetim kurulu başkanları, CEO'ları Trump topladı. Dedi ki, "Venezuela artık sizindir beyler, bayanlar" dedi. "Dilediğiniz petrolü dilediğiniz miktarda çıkartabilirsiniz." Onlar da dediler ki, "İyi de öyle kolay değil. Çünkü Venezuelya petrolünün özellikleri çok farklı. Ağır bir petrol bu. bunları sıvılaştırarak hatlar boyunca, borular boyunca Amerika coğrafyasına taşımak zorundayız. Çok ciddi altyapı yatırımları gerektiriyor. Yani bir kez daha anlıyoruz ki Trump yönetimi böyle bir heyecanla ayağa kalktı ama kendisinin çok büyük alkış beklediği petrol yöneticileri, petrol şirketi yöneticileri beyefendinin heyecanına pek de katılamamış gözüküyorlar. Yani eğri oturup doğru konuşup şöyle bir hesap kitap yaptıklarında evdeki hesap çarşıya pek uymamış gözüküyor. Bizde de mi acaba benzer bir durum var? Neden derseniz şimdi biz de biliyorsunuz son dönemde özellikle seçim dönemlerinde hep doğalgaz ve petrol müjdeleri alıyoruz. Bundan ancak gururlanabilir bir Türk vatandaşı. Tabii ki heyecanla bekliyoruz. Türkiye'mizin maden rezervlerini de Türk şirketlerimiz tabii ki de işletsinler. Halkımıza sunsunlar. Hatta böylece daha ucuz enerjiye sahip olalım. Ama öyle olmadı. Doğalgaz faturalarına bakıyorsun, yükseliyor. Elektrik faturalarına bakıyorsun bir başka yöntem bulunuyor. Orada da enerji fiyatları artıyor. İyi de neden bu konuyu son dönemde kendine dert edinen, tweet üstüne tweet atan bir milletvekili, İyi Parti'den Balıkesir Milletvekili Operatör Doktor Turhan Çemez benimle. Turhan Bey iyi akşamlar. Bilmiyorum size yakınsa.

İyi akşamlar, iyi yayınlar diliyorum. ediyorum. Yakın zamanda faturanız geldi mi? Ben her zamankinden daha fazla ödedim. Hem doğalgazda hem elektrikte. Demek ki faturalarımız zamlanmış. E peki biz doğalgaz bulduk, petrol bulduk. Niye bunun sonuçları bir çıktı olarak, indirim olarak bize yansımıyor?

Petrolü buldukça petrole zam geliyor. Doğalgazı buldukça doğalgaza zam geliyor. Ben biraz da siyasi kimliğimin ötesinde bilim adamı kimliğimle olaylara bir başka türlü bakmayı kendine özellikle tarz edinmiş birisiyim. Biraz geri dönüp baktım Özlem Hanım bakın Ocak 23 ile Mayıs 25 arası 2,5 yıllık yaklaşık dönemde dünyada doğalgaz fiyatları %32 düşmüş. Türkiye'de ne olmuş? Türkiye'de tam %74 artmış. Bunun birçok sebebi var. Bir tanesi ülkenin ağır bir borç yükü içerisinde olması ve iktidarın bütün bunları vatandaşın cebine göz dikerek kapama çabası. Ama bir başka sebep daha var. Hatırlayacaksınız geçen genel seçimlerin hemen öncesinde gözünüz aydı açın pencereleri artık bundan sonra doğalgazımızı bulduk. Her şey bedava dendi ve bir yıl doğalgaz verildi vatandaşa. Hiç itirazım yok daha çok verilsin ama bunun faturasını zam olarak milletin sırtına yüklemesinler. O dönemde tam 43 milyar liralık bir fatura ortaya çıktı. 6.4 milyar metre³ doğalgaz karşılığında. Ve nihayetinde biz bunu zam olarak gördük. Peki sonra ne oldu? Sayın Erdoğan dedi ki 1 trilyon dolarlık doğalgaz bulduk Karadeniz'de. Biz de alkışladık. Ne güzel artık zengin olduk. Evlerde, iş yerlerinde, konutlarda her yerde doğalgazımız ucuz olacak diye sevindik. Ve 29 Mayıs, bakın tarihini de veriyorum, 29 Mayıs günü Osmangazi platformu İstanbul'dan geçti. Sayın Erdoğan bu platformu uğurladı. Gözünüz aydı. Dünyanın en büyük platformlarından bir tanesi 1 trilyon dolarlık doğalgazımızı çıkartmak için yola çıktı." dedi. Şimdi ben bu platformu araştırdım. Birazcık bir dakika izin verirseniz bu platformu anlatayım size. Vatandaşlarımızın bilmesi lazım. Bu platform tam 31 yaşında. Daha önceden

Güney Kore'de yapılmış. Ham petrol tankeri olarak yapılmış. Uzun yıllar kullanıldıktan sonra artık kullanılamaz hale gelmiş. Bunu modifiye etmişler ve yüzer üretim, depolama, boşaltma gemisi haline getirmişler. Bu gemi Brezilya'ya çalışırken 2015 yılında büyük bir patlama yaşamış ve çok sayıda insan ölmüş gemide gaz kaçağı sebebiyle. Ve daha sonra bu gemi oradan çekilerek Singapur'da 24 metrelik son kısmı kesilmiş. Orası tahrip olduğu için revize edilmiş ve 10 yıl pazarda bekletilmiş satılmak için. Nihayet biz talip olmuşuz gemiye. Bu hasarlı gemiye. Tamir oldu alalım demişiz ve Karadeniz'den buradan gaz çıkartacak diye uğurlamışız.

Bakın Sayın Erdoğan bu gemiyi uğurlayalı artık bir yıla yaklaşıyor. Ortada ne gemi var, ne 1 trilyon dolarlık doğalgaz var, ne de bize ulaşmış pencerelerimizi açabilecek kadar doğalgazımız var. Ve hiç durmadan doğalgaza zam geliyor. Bakın o gemiyi Karadeniz'e gönderdikten sonra Sayın Erdoğan tarihini de veriyorum. 2 Temmuz 2025'te doğalgaza %24.6 zam gelmiş. Doğalgaz bulduk, hemen ardından zam geliyor. Hadi gözünüz aydın. Bir daha doğalgaz bulduk, bir zam daha geliyor. Gemileri gönderdik. Merak etmeyin. Çıkacak gene zam geliyor.

Bu arada bu arada toplumun belki gözünden kaçtı ama eminim siz biliyorsunuzdur. Parlamentodan bir yasa geçti. Bu yasayla biz dedik ki çok itiraz ettik İyi Parti olarak. Bu yasayla biz dedik ki aslında devletin bürokratları doğalgaz almayı bilmez. Bu işi en iyi Sayın Erdoğan bilir. Bütün yetkiyi Erdoğan'a verdik. Siz biliyor musunuz? Şu anda doğalgaz ihalelerine girmek, doğalgaz alım satım işlerini yürütmek bütün yetki Sayın Erdoğan'ın elinde ve Sayın Erdoğan'ın tamamen kendi kontrolünde. Zaten onun için dedi ki uluslararası piyasalardan doğalgaz almak gazoz almaya benzemez dedi. Böyle bir ifade de kullandı.

Ama yine de aldık bu arada uluslararası piyasalardan LNG Amerika'dan LNG ticaretimizi %60 oranında artırdık. Hemen uzatmadan kısaca onu da söyleyeceğim. Teşekkür ederim. Onun için zaten hatırlattım buna. Eylül 25 Trump'la görüştü Sayın Erdoğan ve o zaman hep eleştirdik sizin programlarınızda. Doğalgaz alımı niye LNG ta Amerikalılardan getiriliyor bizim ülkemize? Bakın hemen yanımızda Azerbaycan var, Rusya var. Akdeniz'den efendim Kuzey Afrika ülkeleri var. Hayır, Erdoğan böyle karar verdi. Çünkü o fotoğrafın verilmesi gerekiyordu. Nihayetinde biz Amerika'dan LNG almaya başladık. Sonra bunlar Amerika'dan yükleniyor likit gaz şeklinde. Türkiye'de tekrar doğalgaza döndürülüyor.

Şimdi beni alarme eden neydi? Sözcü Gazetesinin vermiş olduğu rakamlar. Çok önemli bir haber yaptı gazeteniz. Bunun üzerine dünya piyasalarında güvenilir kuruluşların açıklamış olduğu rakamlara baktım. Şimdi sizin de gazetenizde teyit edildiği üzere 2024 aralığına göre 2025 aralığında tam %61 LNG alımını arttırmışız Amerika'dan. Soru önergesi verdik. Kaç para? Cevap yok. Bilmiyoruz. Ne kadar alacaksınız bilmiyoruz. 70 milyar metreküp olduğu söyleniyor. Göreceğiz önümüzdeki günlerde. Tabiatıyla Türkiye'nin enerji bağımlılığı son derece önemli. Bu kadar zengin bir coğrafyada kötü yönetim sebebiyle maalesef bunun faturasını halkımız ödüyor. Bu rakamların hepsi analiz edilmiş, doğrulanmış rakamlar.

Özlem Hanım çok teşekkür ediyoruz. İyi Parti Balıkesir Milletvekili Sayın Turhan Çömes benimle birlikteydi. Enerji meselesini konuştuk. Kendisini uğurluyorum. Yarın yeni hafta başlıyor mecliste. Kolaylıklar ve başarılar diliyorum. Bir sonraki haberim öğretmen haberimiz olacak arkadaşlar. Hemen hatırlatayım ama önce motorine yine zam bilgisine bakalım. Madem Turhan Çömez söyledi o zaman müjdeyi de ben vereyim efendim. Yarın gece yarısından itibaren motorine 1,08 şeklinde bir zam gelecek. Mevcut fiyat listesinde benzinin litre fiyatı 54.04, 04 motorinin litre fiyatı 54.78'di. Bu zamla beraber salı sabahından itibaren motorini Türkiye'de birçok yerde 56.57 seviyesinde almaya başlayacaksınız. Bu da işte bir müjdeli zam haberi daha.

Öğretmenler hem atama bekliyorlar hem güçlükle geçinebiliyorlar. Biliyorsunuz hem atamalarına hem de yer değiştirmelerine ilişkin yeni bir yönetmelik. Turhan Çömez anlattı ya. Yeni yönetmelikler sürekli gündemde. İşte onlardan biri. Bu yönetmeliğe göre 16 Haziran 2023 tarihinden sonra göreve başlayan, kamuda hizmet eden öğretmenler için zorunlu çalışma süresi 3 yıla indiriliyor. Gene öğretmenler için aynı okulda çalışma süresi de 12 yılla kısıtlanıyor.

Bana Kel Mahmut derler. Bu saçları 25 yıllık öğretmenlik hayatımda döktüm. Milli Eğitim Bakanlığı resmen açıkladı. Aynı okulda 12 yıldan fazla öğretmenlik yapılmayacak. Bugün benim öğretmenliğimin son günü. Yeni düzenleme resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. Öğretmenlerin atama ve yer değiştirme yönetmeliğinde değişikliğe gidildi. Düzenlemede yer alan 28. maddeyle öğretmenlerin aynı eğitim kurumunda azami çalışma sürelerine sınırlama getirildi. Yeni düzenlemeye göre bir öğretmen aynı okulda en fazla 12 yıl görev yapabilecek. 30 Eylül itibariyle bu süreyi dolduran tüm öğretmenlerin yerleri değiştirilecek. Tayin süreci her yıl ders bitiminden sonraki 2 ay içerisinde tamamlanacak. Öğretmenler hizmet puanlarına göre istedikleri okulları tercih edebilecek. Ama hayal sizin için devam ediyor. Şimdi benden sonra gelecek olan öğretmeninizi iyi dinleyin.

Peki tercih yapamayanlara ne olacak? Tercihine yerleşemeyenler ya da başvuru yapamayan öğretmenler valilik tarafından ihtiyaç duyulan okul gruplarına resen atanacak. Aydına. Öğretmenliğe yeni adım atanlar için de düzenlemeler yapıldı. 16 Haziran 2023 tarihinden sonra göreve başlayan kadrolu öğretmenler için zorunlu çalışma süresi 3 yıl olarak sabitlendi. Koşullar ne olursa olsun mutlaka okula devam edin.

Hiç mi bir iyi haberiniz yok Özlem Hanım? Var olmaz olur mu? Her bültenimizde mutlaka bir iyi haber bulmaya çalışıyoruz ve buluyoruz da. Çünkü yaşam öyle bir şeydir. Sürekli kendinizi yeniden yeşerttiğiniz, mucizeler yaşadığınız bir süreç. Onlardan birine götüreceğiz şimdi sizi. Türkiye'nin en tatlı, en zarif, en kendi gibi, soyadı gibi asil genç kadınlarından birine Elif Asil'in hikayesine. Elif'e 3 yıl önce lenf kanseri tanısı kondu. Uzun bir mücadeleden sonra kanseri yendi. Sonra bir daha tanı aldı. Yine yendi. Bir daha. Yine yendi. Elif'tan beş kez iyileşti ve şimdi gerçekten de tertemiz, iyileşmiş bir genç kadın olarak hikayesine devam ediyor. Ankara'da arkadaşlarım Barış Yalın Kılınç ve Hüseyin Fındık Elif'e misafir oldular. Bu kuşağa Elif'in o ışıl ışıl parlayan asil gözlerindeki bakışla bitirmek istiyoruz.

İkizleyenlerim. Eee bu da diğer ablamdan olan yeğenlerim. Zaten dökülecekti. Saçımı kestik ve böyle bir komik bir karikatürle anılaştırdık. Zaten amaçla başımıza gelen bir şeyi, bir olayı iyi bir şekilde anımsamak. Hastaneden çıktım doktor bana dedi ki, "Hiçbir şeyin yok senin. Kurcalama artık." Hiçbir sorun olmadan bir sonuç aldım. Yani ameliyat bölgelerin de dahil olmak üzere, diğer ameliyat bölgeleri dahil olmak üzere hiçbir şey yok. Gözlerinde ışıltı, yüzünde tebessüm, içinde heyecan ve asla bitmeyen umut. Tedavi süreci boyunca hem farkındalık yaratmak hem de motivasyonunu toplamak için açtığı sosyal medya hesabından bu sözlerle duyurduğu lenf kanserini yendiğini şimdi ise pek çok kişiye umut oluyor. Şu anda hiçbir ilaç vesaire bir şey kullanmıyorum. Kazandınız. Çok şükür. Evet. Yani zorlu bir savaştı ama buraya kadar geleceğinden emindim. İyileşmiş bir genç olarak diğer küçük kardeşlerime örnek olmaya çalışıyorum diyelim.

Elif Asil 22 yaşında. O gerçek bir şampiyon. Kanserle 3 yıldır mücadele ediyor. Beş kez nüksetti ama her seferinde kanseri yendi. Onun sırrıysa hiç pes etmemek ve umudunu kaybetmemek. Basketbol, işte atletizm, cross yapmaya başlamıştım. Bir dönem halk oyunlarına başlamıştım. Badminton oynadım. Futbol oynadım. Futbol da iddialıyımdır. Aslında hayat bence bir yarış. O yüzden kazanmak da var, kaybetmek de. Ama kaybettikten sonra ikinci bir şansın olduğuna da inanmak lazım bence. Spora olan düşkünlüğü, kitaplara olan merakı ve sosyal medyada başlattığı aktivizmi birleşti. Hastalıkla mücadele sırasında eli daha da güçlendi. Hiçbir seferinde de tekrar oluyor ya da bir umutsuzluk yoktu içimde. Y daha doğrusu kendimi sosyal medyaya verdikten sonra kemoterapi günlerimi eğlenceli hale getirdim. Renk renk oyuncaklar, çiçekler, hediyeler tuttuğu takım da odasının en güzel köşesinde renkli dünyasını, evini sözcü televizyonunu açtı Elif. Doktor derdime bu çare. Ona doyamıyorum yaz bir reçete. Elif ikinci kez doğdum diyor. Kanser yendikten sonra dedim ki tamam ben artık ikinci kez doğmuş oluyorum. İnsanlar dünyaya bir kez gelirken ben aslında iki kez geldim. O yüzden bir şeylere daha fazla anlam katmaya başladım. Daha sonraki gelen sorunlara ben kanseri gendim. Bundan sonra bu sorunlar beni yıkamaz düşüncesi vardı bende. Bir nevi kendime olgunlaştırarak aslında kolaylaştırdım. 22 yaşındaki Elif hayallerini gerçekleştirmek için heyecanlı. Her zaman söylüyorum karavanla gezmeyi çok istiyorum. Karavanla gezmek şu an en büyük isteğim diyebilirim. Çünkü 3 sene boyunca 4 do arasındaydım. Karavan'a bindiniz. İlk nereye gideceksiniz? Gözümün alabileceği kadar yeşil bir yer benim için çok iyi olurdu aslında. Elif gerçekten kendisi kadar soyadı kadar asil hikayesini bizimle paylaştı. Kısacık bir ara yeni hikayelerim var 19'da.

Alfemo yenilendi. E niye duyurmuyoruz şöyle havalı havalı? Anneciğim nasıl yemek odası? Nasıl koltuklarım? İnsan hiç kalkmak istemiyor değil mi? Atacan sen gene mi buradasın evladım? E haklı çocuk. Ben de güzel yaptım odayı. Şimdiun yeni dünyasıyla siz de hayatınızı yenileyin. Sözcü gazetesinden muhteşem yeni yıl hediyesi. Ressam Nevzat Çevik'in orijinali Harbi Askeri Müzesinde bulunan yağlı boya tablolarından oluşan dört takvim 4 gün boyunca sözcü okurlarıyla buluşuyor. Pırıl pırıl kuş kağıda basılı takvimleri evinize, iş yerinize gururl. Yarın Sözcüyle birlikte ücretsiz. Kaçırmayın, mutlaka alın. Geleceğin belirsizleştiği dünyada güveni yeniden tanımlamanın zamanı geldi. Mafra sigortayla yeni bir döneme hoş geldin. Sigortanın sadece başına bir şey geldiğinde değil, yeni bir adım atarken de var olduğunu bildiğin bir döneme. Yeni bir eve taşınırken, sadece yola çıkarken veya yeni bir maceraya atılırken biz harekete geçmen, cesaret etmen, güvenle ilerleyebilmen için varız. Her adımın da yanındayız. Mafre Sigorta.

Tekrar merhaba. Saatlerimiz artık 19'u gösteriyor. Ben Özlem Gürses Sözcü televizyonunda ana haberin ikinci kuşağına başlıyoruz. Anlatacaklarımız var, dinleteceklerimiz var, anlamaya çalışacaklarımız var. Hepsi sadece sizin için teyitli bilgiler ve canlı bağlantılarla ikinci kuşağımıza hazırız. Efendim, DEM Parti'den SDG uyarısı geldi. Çok ilginç şeyler oluyor. Suriye'de Halep'te Amerika Birleşik Devletleri yükselen çatışma iklimine destek vermedi. Şam yönetimi geri adım atmadı ve SDG o bölgeyi terk etmek durumunda kaldı. Bunun adına ateşkes deniyor ama SDG yönetimine kulak verdiğimizde durumdan çok da memnun değiller ve her an yeniden tetiklenebilecek bir şiddet iklimi orada kol gezmeye devam ediyor. Denarti uyardı. dedi ki bu şiddet dursun. Ateşkes değil eşitlik istiyoruz dedi. Suriye'de olup biten her şey bir kelebek etkisiyle Ankara'yı etkiliyor. Ankara'yı vuruyor. Neden? Çünkü Ankara'da bir terörsüz Türkiye süreci yürütülmeye çalışılıyor en azından MHP erki tarafından. Dolayısıyla Dem Parti'nin haberi ve onun içindeki söylemler çok önemli. Birlikte tartışacağız.

Saadettin Saran ilk kupasını aldı. Dün Süper Kupa finalinde Fenerbahçe Galatasaray'ı 2-0'lık bir skorla yendi. Saadettin Sara'nın sevinci görülmeye değerdi. Az önce de ikinci videosu geldi. Çünkü aynı zamanda kadın basketbol kupasıı da yine Fenerbahçe kazandı. Kadınlarda da böylece ikinci kupa Fenerbahçe'ye gitmiş oldu.

Okullar tatil olacak mı? Herkes bunu merak ediyor. Üstelik çocuğu okulda olan ve olmayan herkes. Çünkü biz de ona göre İstanbul'da 16 milyonluk kentte sabah trafiğini ayarlayacağız. Servislerle mi yola çıkacağız yoksa kapatılmış bir takvim, okul takvimiyle mi haftaya başlayacağız? Biz de merak ediyoruz. Gözümüz kulağımız hem tüm valiliklerde hem de AKOM'da olacak. AKOM'dan aynı zamanda bir canlı bağlantı da yapacağız.

2026 ekonomi gündemiyle başladı. Malumunuz enflasyon rakamları açıklandı. %0,89. Arkasından zaten içler acısı bir asgari ücret zammı derken emekliye 20.000 vermeye çalışan bir iktidar aklı. Son golü vergiden yedik. Büyük gol yedik yalnız. Hani bir karikatür var ya öyle böyle yemedik ama çok yedik. Şöyle yedik, böyle yedik. Ne yedik? Ne yedik vergide? Şöyle ki vergi dilimini yükseltmedi Sayın Cumhurbaşkanı. Kendi açıkladıkları enflasyon oranlarında dahi yükseltmedi. Yani eşittir daha az maaş, daha çok vergi.

Aynı işi yapıyorsunuz, aynı maaşı alıyorsunuz ama ay geçtikçe elinize geçen para azalıyor. Zam mı geri alındı, maaş mı düştü? Hayır. Cevap bordroda gizli. Vergi dilimi. Maaşlar artmıyor ama ödenen vergi her ay biraz daha artıyor. Uzmanlara göre sorun vergi oranında değil vergi dilimlerinde. Çünkü ilk dilim dar. Çalışan çok çabuk üst vergiye geçiyor. Gelir vergisinde ilk dilim %15. Yani maaşınızdan kesilen verginin en düşüğü. Ama bu dilim yıllardır enflasyona göre yeterince artırılmıyor. Sonuç maaşlı çalışan yıl bitmeden %20 sonra %27 vergi ödemeye başlıyor. Örnek vermek gerekirse aylık 50.000 L net maaş alan bir çalışan yılda yaklaşık 158.000 L gelir vergisi ödüyor. Eğer ilk vergi dilimi olması gerektiği gibi geniş tutulmuş olsaydı ödediği vergi 142.000 L olacaktı. Yani cebinde 16.000 L daha fazla kalacaktı. Sosyal Güvenlik Uzmanı Özgür Erdursun'a göre vergi usul kanununda bir kural var ama tam uygulanmıyor. Kanuna göre vergi dilimleri her yıl yeniden değerlendirme oranı kadar artırılmalı. Yani enflasyon varsa vergi dilimi de genişlemeli. Ama olmuyor. Dilim dar tutuluyor. Faturası yine çalışana kesiliyor. Tam da bunu yazmış Ozan Bingöl. E Cumhuriyet Halk Partisi parti meclisi üyesi ve Sözcü Gazetesi köşe yazarı ve yorumcusu Ozan Hoca'nın hemen baktım ne yazmış diye. Manşetler geldi finalde göstereceğim. Bordroluya gizli vergi zammı işte tam olarak bunu anlatıyoruz. Zaten maaşlarınızı almaya başladığınızda ve yıl sonunda sizden nasıl bir gelir vergisi kesintisi yapıldığını hesap ettiğinizde siz de anlayacaksınız ki birileri sizin gelirinizden, kazancınızdan bir bölümü daha hazineye veya nereyeyse artık aktarmış. Bu tabii şu demek. Bir yandan her şey zamlanıyor. Gıda enflasyonunda Ozan hoca söyledi. Dünya beşincisiyiz. Önümüzde arkamızda adını zor söyleyebildiğimiz imkansız coğrafyaların ülkeleri var. Bir de biz anlı şanlı yüzyılını geride bırakmış Türkiye Cumhuriyeti lahmacun endeksi diye bir şey var. Bu zamları anlamak için ve özellikle gıda enflasyonunu anlamak için şu lahmacun yapmak için bazı malzemeler lazım ya. Soğan, maydanoz, kıyma en önemlisi. E hamur için gerekli olan malzemeler. E tabii ki baharatı vesairesi. Bunlar ne kadar zamlandı? Bunu ölçüyor. Anlayacağınız şu anda lahmacun endeksinde de yine Türkiye Şampiyonlar Ligi'nde. Eskiden bir tane daha derdik. Şimdi önce menüye sonra cüzdana bakıyoruz. Çünkü lahmacun artık sadece bir sokak lezzeti değil. Resmen bir ekonomi göstergesi. Research İstanbul'un yayımladığı lahmacun endeksi bir yılda fiyatların %32 arttığını gösteriyor. Yani lahmacun resmi enflasyonu bile sollamış durumda.

Ortalama bir lahmacun fiyatı yani 150 liradan aşağı olmaması gerekiyor. Bazen bize de tepkiler geliyor lahmacunlar niye yüksek diye. Ama biz yani her gelen müşteriye de tek anlatıyoruz bunları. Gün geçtikçe bizim aslında maliyetlerimiz artıyor. Eti her gün zam geliyor, sebzesine geliyor. Yani mesele sadece pahalı olması değil, neden ucuz olduğunun da sorulması gerekiyor. Türkiye genelinde ortalama lahmacun fiyatı 136 lira. İstanbul'un bazı semtlerinde iki lahmacun yemek isteğinin cebinden 1000 lirayı aşan bir para çıkabiliyor. Lahmacunun başkenti Adana bile artık pahalı. Tek lahmacun 293 L. Evde yaparız da ucuza gelir diyenler için de tablo pek iç açıcı değil. Lahmacun artık evde bile ucuz değil. Bir porsiyon ev yapımı lahmacunun maliyeti sadece bir ayda %13 arttı. Yani lahmacunun içindeki her şey zamlı. Sadece hamuru değil. Dana kıyma bir ay içinde aldı başını gitti. Kasapta kilosu 700 liradan aralanıyor. Sivri biber de öyle. %82 artış var. Pazarda 100 lirayı geçti. Soğan %59 artarken domates 28, maydanoz da %55 arttı. Kasım 2025'te 40 lira olan tek porsiyon ev yapımı lahmacun aralıkta 45.4 liraya çıktı. Ama evde de dışarıda da söz konusu olan tek şey maliyet. 150 lira aşağısında olan lahmacunları gerçekten hani vatandaşlarımız, müşterilerimiz bunları bir sorgulasınlar. Güvendiklerim marka dışına çıkmamalarını tavsiye ediyorum kendilerine. Yoksa maliyetin altından kalkamam zaten diyorsun. Kesinlikle kalkamayız. Yani biz de zam yapmak istemiyoruz. Biz de istiyoruz ki vatandaşlarımız güzel lahmacun ve uygun fiyatta yesinler. Ama şu an öyle bir şey mümkünat. Ustamız doğru söylüyor. 150'nin altında yediğiniz süre çok büyük ihtimalle plastik falan olması gerek. Çünkü yani rakamlar ortada. Buyurun tekrar şöyle bir hesaba bakalım. Kıyma, dana kıyma %12 artmış ki en az artanlardan biri. Ama zaten o kadar pahalı ki %12 arttığında neredeyse %100 artmış gibi bir etki yaratıyor. Sivri biber mesela %82 artmış. Sürekli haberini yapıyorduk geçen sene. Zam, şampiyon, sivri biber. Olacak şey mi? Yani terumu konuşuyoruz bakın geçen bir saattir ve inanılmaz bir rakam. Soğan %59 artmış. Neydi Yiğit? Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana. Bu şiire geri döndük. Domates %28 artmış. Bir domates ülkesi Türkiye. Buna rağmen maydanoz %55 artmış. Rakamlar bunlar. İşte belki de bu yüzden CHP yani Cumhuriyet Halk Partisi bütün mitinglerinde ekonomi konuşuyor. Artık en baştan itibaren aslında ekonomi uyarıları yapıyordu. Yakında ekonomideki çözüm önerilerini de dinlemeye başlarız diye umuyoruz. Çünkü bir de parti programı hazırladılar. Biliyorsunuz CHP lideri Özgür Özel bugün Denizli'deydi. Oradan da yine emekliye, memura, çalışana mesaj gönderdi. Yan yanayız.

Kurtuluş yok tek başına ya. Hep beraber kurtuluş yok tek başına ya. Hiçbirimiz. Buraya gelirken yağmur yağıyor. Yağdıkça yağıyor. Biliyorsunuz yağmur duğası diye bir şey var. AK Partililer yağmur yağmasın doğasındalar. Tayyip Bey dua ediyor. Yağmur yağmasın. Ankara susuz kalsın. İstanbul susuz kalsın. Yağmur yağdı. Şemsiyeler açıldı. Denizliliği yağış durdurmadı. Meydan doldu taştı. CHP lideri Özgür Özer, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Ankara'daki su sıkıntısı üzerinden Mansur Yavaş hedef almasına sağanak yağmur altında Denizli mitinginden karşılık verdi. Bir ülkeyi 23 yıl yöneteceksin. Son 50 yılın en kurak yazından mede dumup buradan bunlar yıpranır ben iktidar olurum diyeceksin. Tayyip Bey, kuraklık umacak zihniyete geldiysen acınacak haldesin. Rahmet de yağacak, oylar da yağacak. Bu iktidar gidecek. Emekliler gündemindeydi. CHP liderinin asgari ücret önerisini yineledi. Denizli'deki emekliler şemsiyesini aşağı yukarı sallasın göreyim emeklileri 20.000 lirayı kabul eden var mı? emekliye neler neler ettin. 42.000 L alacak kişiye 20.000 L teklif ediyorsun. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında 39.000 L olacaktır. Sonra eski yerine 1,5 asgari ücrete çıkacak. Emeklisine hürmet etmeyenin bu memlekette görecek günü yoktur. Özgür Özel erken seçim talebiyle seslendi Erdoğan'a. Tayyip Bey, Denizli'de yüz binler sandık istiyor. Hala daha kaçacak mısın? Partinin genel başkanı olarak yeminle söylüyorum AK Partiliye, MHP'liye biz sizin düşmanınız değiliz. Sizin dostunuz. AK Parti'nin kara düzeninde ilk kez artık marketlerde tarihi geçmiş gıdalar fırsat reyonu diye utanç reyonlarında satılıyor. Kendisine %300, asgari ücretliye %20. Bu düzeni değiştirmeye var mısınız? Bir kez daha İBB yargılamaları için canlı yayın çağrısı yaptı Bodri Meydan resiyle. Kendine güveniyorsan, Ekrem Başkandan korkmuyorsan, Hodri meydan, tutuksuz yargılama, televizyondan canlı yayın. Çatlasan da, patlasan da Ekrem İmamoğlu karşına çıkacak, seni yenecek, Cumhurbaşkanı olacaktır.

Evet, CHP'nin mesajları böyle. Dönelim efendim terörsüz Türkiye sürecine. Önemli bir süreç. 2024 yılının Ekim ayında Sayın Bahçeli'nin DEM Parti eş genel başkanlarının elini sıkmasıyla başlayan süreç şimdilerde Suriye topraklarındaki iz düşümleriyle biraz yarsa da devam etmeye çalışıyor. Şimdi DEM Parti süreci ilk baştan itibaren MHP yönetimi ile birlikte omuzlanmış götürüyordu. Fakat önce Erdoğan'ın sessizliği ve temkinli bakışı arkasından Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın sürekli gündeme getirdiği uyarıları derken Suriye topraklarından gelen SDG ile ilgili Şam yönetimi arasındaki gerginlik ve çatışma iklimi süreçte gedikler açtı açık söylemek gerekirse ve şimdilerde temkinli bir iyimserlikle hala terörsüz Türkiye sürecine baksak da yine de özellikle Dem Parti'nin verdiği mesajlar son derece sert. DEM Parti eş genel başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan Halep'teki gelişmeleri yorumladılar bugün. Ve mesajı aslında AK Parti'ye, AK Parti'nin kabinesindeki Dışişleri bakanına sanki gönderdiler. Dediler ki bu bir çözüm değil. Çözüm SDG'nin yöneticilerini mesela Mazlum Adli'yi Ankara'ya davet edip birlikte meseleleri konuşmak. Bilemiyorum sizce böyle bir şey mümkün mü? Milli Savunma Bakanlığı'na seslenmek istiyorum. Gerilimi tırmandıran söylemlerden derhal vazgeçin. Suriye hakkında kurulan her sorumsuz cümle bomba ve mermi olarak geri dönüyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın ya güç görecekler ya da güç tehdidi şeklindeki ifadeleri diplomasinin değil çatışmanın siyaset dilidir. İki eş genel başkan iki bakanı hedef aldı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'la Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler'e seslendiler. Demarti liderleri Halep'te yaşanan gelişmeler sebebiyle kamera karşısındaydı. Halep'te varılan ateşkesi olumlu buluyoruz. Bugün Halep Ortadoğu'nun ortasında çalan bir yangın alarmı gibidir. Den Parti Türkiye Suriye'de diyaloğun tarafında olmalıdır. dedi. İktidar kanadından gelen açıklamaları çok sert dille eleştirdi. Tuncar Bakırhan Hakan Fidan'a art arda sorular yöneltti. Soruyoruz. Siz bir diplomat mısınız yoksa asker misiniz? Siz diplomasi koridorlarında mı yoksa Şara'nın yönettiği operasyon odasından mı konuşuyorsunuz? Karar verin. Eğer diplomatsanız diplomatlığınızı yapın. Türkiye'de iktidar ve devlet Suriye'deki çatışmanın değil diyaloğun tarafında olmalıdır. Diyaloğun kapılarının açılabilmesi için görev ve sorumluluk üstlenmelidir. Çözüm belli dedi Parti. SDG yöneticilerini Ankara'ya davet edin çağrısı yaptı iktidara. Çözüm mümkündür ve ortadadır. Ne yapmak lazım? SEDG yöneticilerini Ankara'ya davet edin. Bir masada oturun, görüşün, konuşun. çözüm birlikte arayın ama görüyoruz ki bazıları bunun yerine gerçekten çözüm yerine gerilimi sürdürmek istiyor. Güvenlik kaynaklarına göre terör örgütü PKK'nın SDG üzerindeki baskısı Suriye'de siyasi bir uzlaşı zeminine zarar veriyor. Öbür taraftan yine kaynaklara göre Halep'te yaşananlar terörsüz Türkiye sürecini sekteye uğratmayacak. Şimdi gözler hem atılacak adımlarda hem de karşılıklı açıklamaların evrileceği süreçte. Türkiye'de bir iklim var. Adadan gelen mesajlar var. Buna bire bir direnen akıl var. Demek ki başka yerden başka talimatlar geliyor. Başka duruş var. Veya ikili oynanma söz konusu bize. Bu dil aslında İmralı'dan yükselen barış iradesini Suriye sahasında bastırma girişimidir. Halep'te çözümü baltalarsak Ankara'daki çözümü de baltalarız niyeti var burada. Bu tehlikeli oyunu herkes görmeli. SDG'nin teröre ve ayrılıkçılığa artık veda etmesi gerekmektedir.

İki ayrı grup, iki ayrı söylem. Den Parti diyor ki, "Halep'te çözümü baskılarsak Ankara'daki çözüm sürecini de baskılarız hesabı yapılıyor." demek ki diyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da diyor ki, "Halep'te" diyor, "artık bir seçimin eşiğine gelmiştir SDG yönetimi." Biz de diyoruz ki Halep'te son durum ne? Çünkü bir el sıkıştıkları fotoğrafı görüyoruz. Sonra dönüyoruz dakikalar içerisinde Halep'ten yükselen alevleri, çatışma seslerini haber yapıyoruz. Gidelim Halep'e. Sorunun yanıtını birlikte arayalım. İşte Halep'te son durum. Suriye'nin Halep kentinde günlerdir süren gerilim ve çatışma uluslararası diplomasi trafiği ile son buldu. Şam'daki YN yönetim ile YPG'nin omurgasının oluşturduğu SDG arasındaki içe taşımalar ABD'nin arabuluculuğuyla varılan ateşkesle sonuçlandı. Suriye resmi haber ajansı Sana SDG unsurlarını taşıyan son otobüs kafilesinin de Şeyh Maksut Mahallesinden ayrıldığını duyurdu. İddialara göre 2011 yılından bu yana Halep'te SDG'nin silahlı gücü kalmadı. Anlaşmayı SDG'li Mazlum Abdi de doğruladı. Abdi, "Uluslararası tarafların arabulucu bir anlaşmaya vardık." dedi. Plana göre siviller ve yaralılar güvenli bir şekilde Suriye'nin kuzeydoğusuna nakledildi. Bu süreçte diplomasi trafiği de yoğundu. ABD temsilcisi Tomb Barak Şam'da Suriye Geçiş Hükümeti Cumhurbaşkanı Ahmet Şara ile görüşerek itidal çağrısı yaptı. Türkiye güvenlik kaynakları ise SDG içinde bir bölünme yaşandığına dikkat çekti. Mazum Abdi ve İlham Ahmet gibi isimlerin uzaşmaya yanaştığını ancak bazı grupların çatışmayı seçtiği belirtildi. Ayrıca Türkiye operasyonda Türk sihalarının kullanıldığı iddiasını ise kesin bir dille yalanladı. Ve Halep'te yeni dönem. Halep Valisi Azam Elgarip endişe sayfası kapandı. Halep artık güvenli diyerek kentte devlet otoritesinin tamamen sağlandığını ilan etti. En az 140.000 kişinin yerinden olduğu çatışmaların ardından şimdi hedef kapalı olan havalimanını açmak ve hayatı normale döndürmek. Suriye'nin kuzeyinde bu gelişmeler yaşanırken orta kesimlerde de ABD'nin IŞİD operasyonları hız kesmedi. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı Sentom Palmira kentindeki terör hücrelerini havadan vurdu. Geçen ay 2 ABD askerinin hayatını kaybettiği saldırıya misilleme yapan Amerikan ordusu teröristlerin peşini bırakmayacağız. mesajı verdi.

Amerikan ordusu teröristleri mi kovalıyor yoksa başka bir şey mi hedefliyor? Anlamak zor. Çünkü dönüyoruz, dolaşıyoruz. Bütün bu kriz merkezlerinde Latin Amerika olsun, Ortadoğu olsun tünelin ucunda her seferinde petrole çıkıyoruz. Türker Ertürk emekli amiral aynı fikirde ve diyor ki bir sonraki vurulacak coğrafya da yine petrole ilişkin olacaktır. Allah. Suriye'de herkes Halep ve İdlib'e odaklanmışken emekli amiral Türker Ertürk sahadaki resmi ortaya koydu. Ertürk'e göre şu an yapılan operasyon sınırlı hedefli bir temizlik harekatı. Amaç batıdaki son kaleyi yıkıp buradaki güçleri Fırat'ın dolusuna sürmek. Bir plan yapmışlar. Hedefe adım adım ilerlemeye çalışıyorlar. Mahdut edip de operasyon başlıyor. Bunu bitirecekler. Batıdaki kaleyi yok edecekler. Hepsini Fırat'ın doğusuna itecekler. Peki batıdaki kale yıkıldıktan sonra rota nereye çevrilecek? Ertürk ikinci aşamada hedefin kuzeydeki SDG yoğunluklu bölgeler değil güneydeki Rakka ve Değrizor olduğuna dikkat çekti. Çünkü bu bölgedeki demografik yapı YPG'nin omurgasını oluşturduğu SDG için yumuşak bir karın oluşturuyor. Buradaki güneydeki birlikler genelde güneyde Arap ve Kürtlerden müteşekkil SDG birlikleri hassas. Ne demek hassas? Yani bir şekilde oradan Arap aşiretleri ayrılırsa oradakilere problem yaratabilir. İşte operasyonun kilit noktası da burası. Ertürk güneydeki Arap aşiretlerini yapıdan koparak SDG'yi içeriden çökertmeyi hedefleyen bir strateji izlediğini belirtiyor. Bu hamlenin ödülü ise bölgenin zengin yeraltı kaynakları. Çünkü bu aynı zamanda Arap aşiretlerini de hareketlendireceğini, kopmalara neden olabileceğini düşünüyorlar. Ve özellikle müteakiben Rakka ve Değrizor bölgeleri, buralar aynı zamanda petrol bölgeleri. Buralara da operasyon yapmaya çalışıyor. Peki bu kapsamlı ve adım adım ilerleyen planın arkasındaki siyasi akıl kim? Ertürk bu sürecin sadece sahadaki grupların değil Ankara ve Şam arasındaki koordinasyon olduğunu vurguluyor. Şam ile Ankara arasında bir eş güdüm var. Bu mahdut hedefli operasyon bu eş güdümün ürünü.

Şimdi genellikle bu ülkelere baktığımızda bir ortak özellik daha var. Yöneten sınıf çok zengin, halklar çok fakir. İran'da da durum aynı. Yani mğalar rejim olduğu için hani çok fazla sanki ekonomiden anlamazlar, ekonomi bilmezler gibi hissediyor insan. Ama bugün Sözcü televizyonun da genel müdürü olan aynı zamanda Sözcü Gazetesi köşe yazarı Güney Öztürk, Hamaney ve ailesiyle ilgili öyle bir yazı kaleme aldı ki ben açıkçası gözlerime inanamadım. Çünkü görünmez bir kasada Haman ve ailesinin 95 milyar dolarlık vakıf, otomobil piyasası, gizli hesaplar ve gölge liderlerden oluşan bir ekonomik ağı varmış aslında. İzleyin siz de duyduklarınıza inanamayacaksınız. İran'da protestolar her geçen gün büyüyor. 91 milyonluk ülkede halkın %60'ı bugün sofraya ne koyacağız derdinde. Resmi enflasyon %48, gerçek enflasyon %87, asgari ücretin 110 dolara yaklaşık 4.700 lirasına, emekli maaşının 100 dolara yani yaklaşık 4.300 Türk lirasına düştüğü ülkede halk görünmez bir kasadan bahsediyor. İddialara göre o kasanın sahibi dini lider Ali Hamany. Hamane'in serveti seçilmiş hükümetin bütçesinden değil, SETA adlı dev bir vakıftan geliyor. Uluslararası Haber Ajansı Reuters'a göre bu vakfın değeri tam 95 milyar dolar. Halkın mülklerine el koyarak büyüyen bu yapı petrolden Telekom'a kadar her yerde. Hesapları denetlenmiyor. Meclisten bağımsız ve sadece Haman'e bağlı. Ancak servet sadece vakıfla sınırlı değil. Bir de oğullar ve kızlar var. Haman'in ikinci oğlu Müçteba Hamane resmi bir unvanı yok ama ona gölge lider deniyor. İddialara göre kişisel serveti 3 milyar doların üzerinde. Parasını İran'da değil Dubai, Venezuela ve Afrika bankalarında tutuyor. Sadece altın ve elmas varlığının 300 milyon dolar olduğu konuşuluyor. Diğer oğullar Mesut ve Messyam Hamane ise ticaretin kalbinde. İran'da lüks sayılan Renault markasının tek yetkili distribütörü bu iki kardeş. Mesut'un Avrupa bankalarında 400 milyon dolar olduğu öne sürülüyor. Otomobil satışından aldıkları komisyonlarla milyonlarca dolarlık bir serveti yönetiyorlar. Ve kızlar Büşra ve Hüda Hamaney. Büşra'nın 100 milyon dolarlık serveti var. Küçük kız Hüda ise Tahran elitlerine hizmet veren bir güzellik salonunun sahibi. Mücevher tutkusuyla bilinen Hüda'nın serveti de ablası gibi 100 milyon dolarla ifade ediliyor. Aile damatlar ve yeğenlerle daha da genişliyor. Devlet televizyonunun ihanelerinden büyük teknoloji şirketlerinin İran temsilciliğine kadar her yerde Haman eyalisinin imzası var.

Peki şeye ne oldu ya? Bir lokma bir hırkaya değil mi? Ne paralar, ne servetler neler neler. Dehşetle okumuştum yazıyı. Haber de gerçekten inanılmaz. Vay hane vay diyeceği geliyor insanın gerçekten şu haberi izlediği zaman. Şimdi efendim Türkiye'nin sıcak adresine dönelim. Bebek otele. Bebek otel günlerdir soruşturma kapsamında aranıyor. İçeriden çok enteresan bulgular çıkıyor. Başsavcılığa ifade veren ve bebek otel dosyası kapsamında yargılanan isimler ifadelerinde inanılmaz ayrıntılar aktarıyor. Dün yeni bir dalga gelmişti. O dalgadan sonra oyuncu Can Yaman serbest bırakıldı. Başka isimler ise hala gözaltında.

Bu espor başarılı olduğum için yolladılar. mesela. Tamam. Biz de seni neler, ben de seni nelerle tanıyorum anlatayım mı? Survivor'da ilk hafta elenmişti. Uyuşturucu soruşturmasında gözaltına alındı. Maalesef böyle başarısız bir sonuç getirdi bana. 8 Ekim'de başlayan ünlülere yönelik uyuşturucu soruşturması genişledi. Birkaç isim üzerinden yürütülen soruşturma onlarca ünlüye uzandı. Ünlülerin uğrak noktası Bebek otel soruşturmanın merkezi haline geldi. 5. dalga operasyonda bebek otelinde aralarında olduğu mekana jandarma baskını yapıldı. Selen Görgüzelle Can Yaman'ın da aralarında olduğu 7 kişi gözaltına alındı. Ağzınızın suyu filan akarsa şey yapmayın. Yani kadın erkek Can Yaman. İtalya'da geniş hayran kitlesine sahip olan Yaman İstanbul Beşiktaş'taki bir gece kulübünden gözaltına alındı. İfadesinin ardından serbest bırakıldı. İtalyan basını Yaman'ın gözaltına alınmasını Türkiye'deki gözaltı sonrası İtalyan hayranlar endişeli başlığıyla manşete taşıdı. İtalyan basının aktardığına göre haberin yayılmasının ardından sosyal medya platformlarında çok sayıda İtalyan hayran Yaman'a destek veren paylaşımlar yaptı. Bazı hayran hesapları Yaman'a yönlendirilen iddialara temkinli yaklaşılması gerektiğini savunurken oyuncunun masumiyet kareninesinin altını çizdi. Ben hain değilim. Yine aynı operasyon kapsamında oyuncu Selen Görgüzel, Ayşe Sağlam, Nilfer Batur Tokgöz ve Ceren Alper de gözaltına alındı. Dört isim hala gözaltında. Şüphelilere uyuşturucu kullanma, kullanılmasını kolaylaştırma, fuhuş ve fuhuşa aracılık etme suçlamaları yöneltiliyor.

Neyse ben sizi gerçek bir rol modele götüreyim efendim. Milli kadın futbolcumuz Aycan Yanaç. Kendisini tanımıyorsanız hemen tanıyın. Bakın böyle şahane bir kadın sporcu. Işıl Işıl. Yanında da Neymar Junior bütün dünyanın takipçisi olduğu bir özel röportaj yapmış Ayçan Neymar'la. Nerede? Santos'ta ve çok güzel görüntüler çekmiş. Hadi o keyifli anlara götüreyim sizi. Dünyanın en çok bonservis bedeli ödenen oyuncusuyla bir araya geldi. Dev buluşma sosyal medyada büyük ilgi gördü. Milli futbolcu Aycan Yanaç, Türkiye onu katıldığı Survivor yarışmasıyla tanıdı. Kısa sürede sosyal medyada milyonlarca takipçiye ulaştı. Umarım tuzludur. Abrigado. Sizlere. Yanaç, Barcelona, Paris Saint-Germain ve Elh Hilal formaları giyen 222 milyon euro bonservis bedeli rekoru kıran, şimdilerde ise Santos forması giyen Brezilyalı süperstar Neymar Junior'la bir araya geldi. Brezilya'ya ayak basan yanaç ilk olarak oyuncunun antrenmanını izledi. Brezilya'ya eli boş gitmek olmazdı. Aycan Yanaç dünyaca ünlü futbolcuya baklava ikramında bulundu. Brezilyalı süperstar Real Madrid'de forma giyen milli oyuncu Arda Güler'in dünyadaki en iyi orta saha oyuncusu olduğunu söyledi. Neymar Yanaç'ın Türk Milli Takımı ve Fenerbahçe formasını imzaladı. Aycan Yanaç son olarak Neymar'ın forma giydiği karşılaşmayı tribünde takip etme fırsatı buldu. Görüntüler kısa sürede viral olurken Milli Oyuncu böyle videoların devamının geleceğini belirtti. Videoyu beğenmeye, like atmayı unutmayın. Bir sonraki video acaba kimle gelecek? Çok tatlı. Ayc'a bir like da ben gönderiyorum. Şahane bir röportaj olmuş. Kıskandım vallahi. Keşke böyle tatlı ponçik haberler yapabilsek size. Aa bir tane var. Fenerbahçeliler dünden beri kupa sevinci yaşıyorlar. Üstelik biraz evvel ikinci kupa sevincini de sevinçlerini eklediler. Dün malumunuz Süper Kupanın final maçı vardı İstanbul'da Fenerbahçe'nin stadyumunda. Hava koşulları nedeniyle erken bir saate çekilmişti maç. Eee sarı lacivertli camia 2-0'lık skorla kupayı evine götürdü. Kim bilir en çok sevinen kimdir diye merak ediyorsanız tabii ki seçilmiş son kulüp başkanı Saadettin Sarandı. Bir görelim mi efendim videosunu? Saadettin Saran'ı. Evet. Fenerbahçe. Süper Kupayı Fenerbahçe kazandı. Sahadaki oyun ligin ikinci yarısı için fikir oluşturdu. ikinci yarı çok farklı bir Fener Galatasaray mücadelesi izleyeceğiz gibime geliyor. Türk futbolunun iki çınarı, iki domino taşı Galatasaray ve Fenerbahçe Turkcell Süper Kupa finalinde karşı karşıya geldi. Sarı lacivertliler sahadan 2-0'lık skorla galip ayrıldı ve kupayı 4. kez müzesine götürdü. Maçın ertesi günü deneyimli isim sözcü spor yazarı Ermen Toroğlu ilk hafta sonu programı sunucusu Simge Fıstıkoğlu'nun konuğuydu. Toroğlu Fenerbahçe'nin maçı hak ettiğini ve transferlerde başarılı hamleler yaptığını söyledi. Bunun şampiyonluk yarışında etkili olacağını ifade etti. %100 hakeden kazandı. Fenerbahçe çok nokta transferler yaptı. Yani tebrik etmek lazım. Toroğlu ligdeki 3 puanlık farkın geride olmasına rağmen sarı lacivertli ekibin nehin olduğunu belirtti. Aradaki 3 puan farkın olması Galatasaray açısından dezavantaj. Niye? Farkın en az 89 puan olması lazımdı. Bu farkın yani ilk yarıdaki oynanan maçlara göre Fenerbahçe'nin aldığı puan Galatasaray'a göre daha iyi. Ünlü yorumcu sarı kırmızılı cepheyi de yorumladı. Galatasaray'ın Osimensiz planı olmadığını söyledi. Osimen varsa Galatasaray var. Osimen yoksa Galatasaray yok. Bunun da sorumlusu Okan Burukturum. O sakatlandı mı ne yapacaksınız? Sırtına binmiş gidiyorsunuz. Toroğlu ligin ikinci yarısında rekabetin artacağını belirtti. Şampiyonluk yarışında beklentiyi üst seviyeye çıkardı. İkinci yarı çok farklı bir Fener Galatasaray mücadelesi izleyeceğiz gibime geliyor. Yani bu seyir açısından iyi olacak. Bizim açımızdan iyi olacak. Yoksa Galatasaray alıp götürüyordu.

Bir son dakika haberim var efendim. Şu anda Saadettin Sara'nın lay diye bağırması gibi. 24 milyon öğrenci yok. O kadar yoktur İstanbul'da. Daha azdır tabii ki. Neyse milyonlarca öğrenci evde timsah dansı yapıyorlar. Çünkü İstanbul valiliğinden karar geldi. Yarın İstanbul'da eğitime bir gün kar tatili arası verildi. İstanbul Valiliğinin sosyal medya hesabından haber şöyle duyuruluyor. İyi tatiller çocuklar. İstanbul genelinde 1201 yani 12 Ocak 2026 Pazartesi günü meteorolojik verilere göre beklenen olumsuz hava şartları nedeniyle resmi özel tüm okullar, halk eğitim merkezleri, olgunlaşma enstitüleri, özel eğitim kursları, motorlu taşıt sürücü kursları, muhtelif kurslar, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri, resmi okullardaki yetiştirme kursları, yüz yüze eğitim faaliyetlerine in tamamına bir gün süreyle ara verilmiştir. diyor. E niye böyle diyor? Niye böyle diyor valilik? Hemen dönelim. Ali Selim Yamanlı'dan son dakika gelişmesinin ayrıntılarını alalım. Kendisi çünkü şu anda AKOM'da yani afet koordinasyon merkezinde. Vallahi zaten bir afet yaşıyor gibiydik. Ne yalan söyleyeyim Aliselim. Geçtiğimiz akşam havalar, hava koşulları nedeniyle çatılar uçtu. İnsanlar yoğun bakımda şu anda kazalar, arabalar birbirine girdi. Doğru karar bence de valilikten geldi. Ama valiliğin kararından bağımsız İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin afet koordinasyon merkezinin de hazırlıkları vardır diye düşünüyorum. Nedir o hazırlıklar? Evet Özlem Gürse sizin de belirttiğiniz gibi Afet ve Koordinasyon Merkezinin hazırlıklarını çok kısa anlatalım biz. Sadık Karakuloğlu beraber, kameraman arkadaşımla beraber biz gün boyu Sarıyer Sahilien yayınlarımızı gerçekleştirmiştik. Çok yoğun bir şekilde yağmur yağışının olduğunu gözlemledik. Yerlerde su birikintilerinin olduğunu gözlemledik. Ben çok kısa çekileyim. Sadık Karakuloğlu size ekranları göstersin. Şimdi Akam Akam'un verilerine göre akşam saatlerinden itibaren Balkanlar üzerinden gelen soğuk hava dalgasının özellikle Marmara bölgesinde etkili olacağı belirtiliyor. Bu geceden itibaren yağışların karla karışık yağmur ve yüksek bölgelerde ise kar şeklinde olması bekleniyor. Yarın sabah yani son dakika gelişmesiyle sizin de aktardığınız gibi okulların tatil olduğu sabah altı sularında İstanbul genelinde havanın 0 derecenin altına düşmesi bekleniyor ve yer kuvvetli kar yağışının görülmesini AKOM yetkilileri bize söylüyor. Tabii bundan sonraki süreçte ne olacak? Salı sabah ne olacak? Sabah saatlerinde kar yağışının devam etmesi bekleniyor ve kar yağışı nedeniyle de çeşitli.

Yollarda, viyadüklerde, köprülerde bir buzlanma bekleniyor. Bu buzlanma yönelikte, bu buzlanmanın eee olmamasına yönelik de tuzlar ve solüsyonlar çeşitli yerlere koyulmuş durumda. Afet ve koordinasyon merkezi yetkilileri vatandaşların tedbirli ve hazırlıklı e olmasını söylüyor. Bakın şu anda da %42'lik bir eee trafik yoğunluğu var. Şu anda insanlar, vatandaşlar yetkililerin çağrılarına uymuş gözüküyorlar. Ana erterler açık gözüküyor. Çok azıcık bir eee 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nde girişinde bir e trafik olduğunu gözlemliyorum. Onun haricinde genel olarak İstanbul'un ana ertellerine baktığımızda herhangi bir sorun, herhangi bir trafik yoğunluğunun yaşanmadığını söyleyelim. Özlem Gürsez, İstanbul Valiliği de pazartesi sabahı yani yarın sabah okulların tatil edildiğini duyurdu.

Çok teşekkür ediyorum Ali Selim Yamanlı'ya. Uğurkarakullukçu.com'dan son hazırlıkların ve trafik yoğunluğunun görüntülerini aktardık. Kolaylıklar arkadaşlar. Gece boyunca orada olağanüstü koşullar oluşursa tabii ki yine de Sözcü televizyonu teyitli bilgileri ilk paylaşan ekran olmaya devam edecek. Ali Selim Yamanlı'yı uğurladım ama tabii bu koşullar, meteorolojik uyarılar aslında günlerdir devam ediyor. 48 saattir İstanbul'da bir uyarı vardı. Hatta tam da bu nedenle dün Süper Kupa finali oynanması beklenen saatten 2 saat geriye çekildi. 20.30'da oynanacaktı maç. 18.45'e çekildi. Neden? Futbolcular uçmasın diye. Gerçekten inanılmaz bir eee rüzgar vardı İstanbul'da. Fakat rüzgar değil, yağmur vurdu stadyuma ve hatta damga vurdu stadyuma. Çünkü meğerse Fenerbahçe yönetimi yağmur ihtimaline karşı on binlerce yağmurluk üretmiş. Bir bölümü sarı, bir bölümü lacivert olacak şekilde ve yağmur damlaları düştükçe yağmurluklar dağıtıldı. Statta inanılmaz görüntüler oluştu.

Bu ne ya? Yaptı vallahi. >> Süper kupayı Fenerbahçe kazandı. Maçtan çok sarı kırmızılı tribündeki yağmurluklar konuşuldu. >> Birer tane poşet vermişler. Şeyde uçuyor böyle poşetler. Sahanın ortasında uçuyor. >> Boğazın zıt kardeşleri Galatasaray ve Fenerbahçe Turkcell Süper Kupa finalinde karşı karşıya geldi. Sahadan 2-0'lık skorla galip ayrılan sarı lacivertliler kupayı 4. kez müzesine götürdü. Böylelikle 11 yıllık Süper Kupa hasreti de bitmiş oldu. Kritik maç öncesinde Meteoroloji Genel Müdürlüğü şiddetli fırtına ve sağanak uyarısı yaptı. Hatta Türkiye Futbol Federasyonu maçın saatini dahi değiştirdi. Kulüplerde uyarıya karşı taraftarları için ayrılan bölümlere yağmurluklar bıraktı. Tartışmalar da tam burada başladı. Fenerbahçe yönetimi yağmurlukları bölmelerin birine sarı birine lacivert denk gelecek şekilde ayarladı. Tribünleri dolduran sarı lacivertli taraftarlar görsel şölen oluşturdu. Kalitesinden de memnunlardı. >> Kesten beklerdim amma onu senden. >> Ancak sarı kırmızılı kısımda durum farklıydı. Her bir kişi için kırmızı yağmurluk bırakıldı. Kalitesi ise iyi değildi. Maça giden Galatasaraylı taraftarlar yağmurlukları poşet olarak adlandırdı. >> Adamlar ne güzel koordine olmuş. Sarı lacivert, sarı lacivert. Bize birer tane poşet vermişler. Şeyde uçuyor böyle poşetler. Sahanın ortasında uçuyor. Bu kadar rezillik olamaz. >> Tartışmalar sosyal medyaya daha iyi taşındı. Taraftarlar kendi aralarında kalite kıyaslaması yaptı. Hatta evinde maç izleyen bir Galatasaray taraftarı uçup sahaya giden yağmurlu sakatlanan bir futbolcu sandı. >> Biri yakıyor orada. Bak hakem oynatıyor. Devam ediyor. >> Yatmıyor. Yatmıyor. Rüzgardan poşet ol. >> Poşet poşeti >> poşet. Poşet. >> Sözcü spor yazarı Erman Toroğlu da tartışmayı yorumladı. Galatasaray taraftarına dağıtılan yağmurlukları poşet olarak nitelendirdi. >> Fenerbahçe yönetimi tribünlerde Allah dedim ya bu sarı lacivert nasıl oldu yani bir taraf sarı bir taraf lacivert. Paraya kıymışlar çok güzel bir şekilde yağmurlu kalmışlar. Onun fotoğrafı varsa getirin. Yağmurlu kalmışlar. Galatasaraylılara da poşet değmişler ama poşette ne var bilmiyorum. Şimdi bu yağmurluk meselesi de şöyleymiş. Gazeteci Talha Arslan bir özel haber yapmış bu konuyla ilgili olarak. Meğer Fenerbahçe bu final için 35.000 yağmurluk, 35.000 küçük bayrak ve 1000 adet büyük bayrağı çok önceden sipariş etmiş ve hazırlatmış. Hatta bunun bütçesi 15.250.000 tutuyormuş. Maliyetin tamamını da Fenerbahçe Başkanı bizzat Saadettin Saran tarafından karşılanmış. Fikir ve organizasyon ise yani böyle yapalım abi deyip bunu organize eden kişi ise Adem Köz imiş. Talha Arslan'ın haberinden özel bilgileri aktarmış olayım size.

Efendim bu kuşağa DEM Parti'nin SDG uyarısıyla başlamıştık. Hakan Fidan ve Dem Parti eş genel başkanları arasında Suriye'de çözüm sabote mi edilmeye çalışılıyor tartışması var. Bunu ayrıntılı bir şekilde aktardık. Yarın meclis açıldığında komisyon artık eee miadını tamamladı ama çözüm süreci ile ilgili nasıl bir takvim çalışacak onu göreceğiz zaten. Saadettin Saran ilk kupasını aldı demiştik. İkincisini de biraz evvel aldı. Kadın basketbol takımı kadın liginin şampiyonu oldu az önce. Okullar tatil olacak mı? Bu sorunun yanıtını vereceğiz demiştik. Verdik. Valilikten, İstanbul Valiliğinden bir açıklama geldi ve İstanbul'da yarın bir gün boyunca eğitime ara verildiği anonsunu duyurdu İstanbul Valiliği. Bu tabii birçok kişiyi mutlu etti ama beni ve herkesi mutsuz eden bir haber var sırada. 27 yaşında şehir plancısı pırıl pırıl bir evlat. O rüzgarın en sert estiği dakikalarda işindeki toplantıdan çıkmış eve yürüyor. Ama şimdi ne yazık ki hastanede yaşam mücadelesi veriyor. >> Demir tabelanın altında kaldı. Ağır yaralanan kadın yaşam mücadelesi vermeye başladı. 8 Ocak Perşembe günü Megaent İstanbul'da fırtına etkili oldu. Çatılar uçtu. Ağaçlar yerinden söküldü. Denizdeki tekneler bir bir alabora oldu. Burası da fırtınanın etkili olduğu yerlerden Beyoğlu ilçesi. Şehir planlayıcısı bir kadın öğlen molasında arkadaşlarıyla birlikte yemeğe gitti. Dönüş yolundayken önündeki demir tabela fırtına nedeniyle aniden üzerine devrildi. 27 yaşındaki kadın ağırlığın altında kaldı. Arkadaşları önce tabelayı kaldırdı. Ardından hızla ambulansa haber verdi. Ağır yaralanan kadın ilk müdahale sonrasında hastaneye götürüldü. Beyin kanaması geçirdiği ve vücudunda kırıklar oluştuğu belirlenen kadın acil olarak ameliyata alındı. O yoğun bakımda yaşam mücadelesi verirken polis olayla ilgili soruşturma başlattı. Gerçekten çok üzücü. Ailesine sabırlar diliyorum. İnşallah evlatlarının sağlık haberini alsınlar. Takipçisi olacağım. Gerçekten çok merak ettim, endişe ettim. Umuyorum hızla iyileşir. Genç bir beden, yaşamın mucizesi tükenmez diyelim ve iyi haber beklediğimizi bir kez daha ifade edelim. Sadece insanlar değil, tabii ki bütün canlı varlığına aslında zarar veren bir afetin içinden geçiyoruz. Ağaçlar devriliyor, çatılar uçuyor, yollar çöküyor. >> Duvarlar yıkıldı. Merkez 4 >> yol çöktü. Sağanak ve fırtına günlük yaşamı olumsuz etkiledi. Of of of of of. Meteoroloji Genel Müdürlüğü uyardı. Balkanlardan gelen soğuk hava dalgası yurda giriş yaptı. >> Uyarıların yapıldığı illerden biri olan Bursa'da fırtına etkili oldu. Sokakta yürümek dahi zorlaştı. Araba yatağı mahallesindeki bir otoparkın 5 metrelik duvarı esintiye daha fazla dayanamadı. Büyük bir gürültüyle çöktü. Demir kapıyı kapatmamla bu duvarın çökmesi küt diye bir oldu. >> Savaş alanına dönen mahalleyi belediye ekipleri temizledi. Araçların hava koşullarının normale dönmesiyle duvarın altından çıkarılacağı öğrenildi. Burası da Edirne. Medrese Alibey Mahallesi'ndeki bir binanın istinat duvarı sağanak ve fırtına nedeniyle çöktü. Yıkım sonrasında iki evin balkonunda hasar oluştu. Olayda ölen ya da yaralanan olmazken bölgede inceleme yapan ekipler iki bloklu binayı tahliye etti. >> Zaten etkilenen yapının malikleri de şu anda tahliyesi sağlandı >> ve İstanbul Bahçelievler sağanak nedeniyle yol çöktü. Park halindeki bir aracın tekerlekleri çukura saplandı. Bölgeye giden ekipler çevrede güvenlik önlemi aldı. Araç saplandığı yerden çıkarıldı.

Evet, bu şu anda afetin verdiği zarar. Bir de ekonomik bir çöküş var. Onu da 2025'teki bazı rakamlardan anlıyoruz. Batık krediler. Ne demek batık kredi biliyorsunuz? Yani geri dönüşü yapılamayan, ödenemeyen krediler. Milyonlarca vatandaşımız 2025'te borcu borçla ödemeye çalışmış. Peki ne olmuş? Yeni borçlar oluşmuş. Takipteki kredilerde tarihi sıçrama yaşandı. Türkiye bankacılık sektöründe batık krediler 2025'te rekor artış gösterdi. 2024 sonunda 287.5 milyar lira olan tahsil edilemeyen kredi tutarı 2025 sonunda 595.2 milyar liraya çıkarak bir yılda %107 artış kaydetti. Bu artış son 10 yılın en sert yükselişi oldu. >> Ben tek kişiyim. Benim gelirim, maaşım bana yetiyor. Kredi kartına da lüzum kalmıyor. >> Hiç borcunuz var mı? >> Var. >> Var. >> Nasıl ödüyorsunuz borcunuzu? >> Hiç ödemiyorum. Durdurdum bankalara çünkü ödeme şansım da yok. >> Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun verilerine göre vatandaş ve KOBİ borç krizi derinleşiyor. Ticari ve diğer kredilerde batık kalacaklar neredeyse ikiye katlanarak 176.7 milyar liradan 352.5 5 milyar liraya yükseldi. Tüketici kredilerindeki batık tutar 57 milyar liradan 117.5 milyar liraya çıktı. Bireysel kredi kartlarında batık borçlar %132 ile 3 haneli artış gösterdi. 53.8 milyar liradan 125.2 milyar liraya fırladı. Uzmanlar yüksek faizler ve parasal sıkılaşmanın tasarrufları eritip ödeme güçlüğünü artırdığını belirtiyor. Hal böyle olunca da kredi kartı borçları da hızla büyüyor. >> Kredi kartı kullanıyor musunuz? >> Kredi kartım var ama şu anda kullanamıyorum çünkü tamamen eee sıfırın altında. >> Ekside mi? >> Ekside tabii ki. >> Nasıl ödeyeceksiniz? >> Bilemiyorum. >> Kaç aydır ödeyemiyorsunuz? >> 3 aydır ödeyemiyorum. Bugün yarın şey gelir. Eve gelir. >> Kredi çekmeyi düşünüyor musunuz borcu ödemek için? >> Hayır. Neyle verecekler bana ki? >> 17 milyon maaşla bana kredi verirler mi? Vermezler.

Gerçekten film gibi hayatlar diyeceğim ama öyle zaten. Görüyorsunuz işte yoksullukla mücadele, hayatta kalmaya çabası falan derken hani dizisi çekilecek insan hikayelerini ekranlarınıza taşıyoruz. Diziler artık İstanbul'da öyle kafanıza göre çekilemiyor bu arada onu da söyleyeyim. Şöyle ki eskiden İstanbul bir doğal plato gibiydi bütün prodüktörler, yapımcılar için her köşede bir dizi çekimine denk gelebilirdiniz. Düne kadar, dünden itibaren yeni bir düzenleme geldi İstanbul'a. Eee, artık mahallelinin yine mi çekim isyanı nedeniyle İstanbul'daki dizi ve çekimlerle ilgili olarak yeni bir dönem başladı. ın 911.2011 tarihinde tekrar görülmesine karar verilmiştir. >> Yaşasın adalet. >> İstanbul artık set ayrılmıyor, bölge bölge ayrılıyor. Yeni uygulamayla şehir üç ana çekim bölgesine bölündü. Saatler net, araç sayısı belli, başvuru süresi kuralına bağlandı. Amaç hem setlerin işi kolaylaşsın hem de şehir hayatı aksamadan devam etsin. Yağmuru, karı, fırtınasıyla her şeyi topa tutar, savaş meydanına çevirir. >> Yeni düzenlemeye göre İstanbul trafik ve nüfus yoğunluğuna bakılarak üçe ayrıldı. >> Piknik tüp kılıklı herif. >> Birinci bölgede en fazla 7 büyük araç olacak. İkinci bölgede araç sayısı biraz daha fazla. 11 büyük araca kadar izin var. Çekimler kışın gece 12'ye yazın da 1'e kadar sürebilecek. 3ün bölgede ise araç sayısı sınırı yok. Saatler daha esnek. >> Bu düzenleme en çok her hafta milyonları ekran başına kilitleyen Türk dizilerini ilgilendiriyor. Mesela Kızılcık Şerbeti, Eşref Rüya, Kıskanmak Dizleri. Artık bu dizilerin çekimleri daha planlı, daha kontrollü olacak. Aynı anda aynı insanlar aynı hareketi yapacaklar. >> Yeni sistemle birlikte çekimden 24 saat önce çevrede yaşayanlar bilgilendirilecek. Yani sabah işe giderken bu yol niye kapalı sürprizi yok. Set var, saat var, bilgi var. >> Güzel. >> Oğlum ben sabahtan beri kime konuşuyorum? Ha? >> Özetle İstanbul setlere kapanmıyor, kurala giriyor. Yeni uygulamayla diziler çekilmeye devam edecek. Şehirde yaşamaya. Sana bir daha o herifle görüşmeyeceksin demedim mi ben? >> Hapse mi girseydin? >> Girerim girmem. >> Bu ne bencillik ya?

Büyük güçlükle çekiliyor tabii bu filmler. Hani bir laf vardır hayatım film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti diye. Biliyor musunuz o doğruymuş? Haberi tüylerim diken diken olarak okudum. Benim zaten büyük bir ölüm korkum var. Bir de bu haberi okuyunca iyice tetiklendi. Bu cümle var ya hayatın bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti cümlesi. Meğer bu pis değilmiş. Bilim insanları ölüm anında beynin tam olarak bunu yaşadığını tespit etmiş. Kalp duruyor, ekran kararıyor sanıyorduk ama bilim hayır diyor. O son 30 saniyede beyin bize hayatımızın en güzel filmini izletiyor olabilir. 2023 yılında yapılan bir araştırma ölümün o kadar da ani ve karanlık olamayabileceğini gösterdi. Epilepsi tedavisi gören 87 yaşındaki bir hastanın beyin dalgaları izlenirken hasta beklenmedik bir kalp krizi geçirdi. Acı tesadüf bilim dünyasına tarihi bir veri sundu. Cihazlar kalbin durmasından hemen önce ve sonraki 30 saniyelik süreçte beynin hala aktif olduğunu kaydetti. Araştırmaya göre beyin hatırlama ve rüya görme merkezlerini çalıştırmaya devam etti. Uzmanlara göre zihin o son yolculukta bizi korkutmak yerine eski güzel anıları tekrar canlandırıyor. Neyse en azından sadece güzel anıları tekrar canlandırıyormuş. Yani artık nelere seviniyoruz gene de her türlü çok ürpertici bir bilgi.

Efendim yarın Sözcü Gazetesi ve Korkusuz Gazetesi'nin manşetlerinde sıra. Ana sayfalara bir bakalım isterseniz. Sözcü'de geciken adalet adalet değildir. Sözüyle iddianame beklerken koğuş kıdemlisi oldu. Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin'in oğlu Yağız. Yağız Tekin Ali Macit'e konuştu. Annem 7 aydır tutuklu. Koğuştaki en kıdemli ikinci kişi ama hala suçunu bilmiyor. Adalet bekliyor. Yani kendisinden önce birçok kadın eee şüpheli isim tahliye edilmiş ama o 7 aydır orada kalmaya devam ediyor. Ali Mançit'in özel haberi Sözcü'nün de manşeti. Tabii ki Denizli mitinginden CHP'nin ve Özgür Özel'in açıklamaları var. E ve aşağı tarafta da yine emeklinin sıkıntıları, kamulaştırma kararıyla istediği toprak için Milas Asli Hukuk Mahkemesi'ne gidecek olan iki şirketin Akbelen eee aslında hikayesi. Bütün bunları sözcüde bulabilirsiniz. Ozan Bingöl'ün geçen hafta başladığı köşe yazısıyla birlikte Korkusuz ise yine emeklileri manşetine çekmiş. Emekliler iktidara rest çekti. Sefaletin hesabını sandıkta soracağız. 20.000 000 lira ancak kefen parası olur diyor emeklilerimiz. Ayıptır, günahtır, yazıktır deniyor. AK Partili Bahçelievler Belediyesi zabıtasının gücü garibana yetti. Sokakta bal kabağı satan teyzenin ürünlerine el konuldu. İnanılmaz bir haber. Bunları da yine korkusuzun 1inci sayfasında bulacaksınız.

Kapatırken. Annelere babalara üzücü. Kara kara düşünüyorlar. İş yerleri açık. Ne olacak bu çocuklar diye ama çocuklara müjdeli haber. İstanbul Valisi Davut Güld'den geliyor efendim. İstanbul'da eğitime bir gün kar tatili arası iyi tatiller çocuklar. Hepsini birden valiliğe mi göndersek evlatlarına? Ama ne yapsın? Valilik haklı yani. Hava koşulları ortada. İstanbul genelinde 12 Ocak 2026 Pazartesi günü meteorolojik verilere göre beklenen olumsuz hava şartları nedeniyle bütün her şeyi sayıyor. Bütün özel rehabilitasyon merkezleri de dahil olmak üzere eğitime bir gün süreyle ara verilmiştir. Aa bir dakika güzel bir haber. Bir dakika. Ayrıca kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan gazi, malul gazi engelli hamile ve 8 yaşından küçük çocuğu bulunan kadın personelde idari izinli sayılacaktır." diyor. Tamam şimdi oldu. En azından annelerin bir bölümü de çocuklarıyla birlikte yarın evde olacaklardır. Biz ise yine işimizin başında. Burası Sözcü televizyonu haberi haberciler yapar. Ben ekran nöbetimi bir başka haberciye sevgili Özge Uzun'a bırakıyorum. Filtresiz 30 dakikayla karşınızda olacak. Beni özlerseniz, Barış'ı özlerseniz, Barışa Özlemle Cuma akşamı ben yeniden karşınızdayım. Umutlu bir hafta olsun efendim. Hoşça kalın.