📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Mutsuzluk ve Depresyon Üzerine

Altay Cem MERİÇ50:11

Transcription

Fenerbahçe maçı kazanınca mutsuzluk ve depresyon üzerine yayınlayayım. Şaka. Eee, bir süredir bu konu hakkında konuşmayı düşünüyordum zaten. Eee, bu David Burns'ın İyi Hissetmek kitabını eee, burada inceleyecektik. Zaten kafamda vardı. Kitabın üzerinden, eee, gitmeyeceğim. Eee, ama kitaptan haberdar olun. Bence güzel bir kitap. Zaten çok okunuyor. Eee, normal insanlara da faydalıdır. Yani sadece işte bende depresyon yok vesaire gibi düşünmekten ziyade, eee, pek çok insanı mutsuz eden, bazı tekrarlayan özellikler var. E bunlara işaret eden eee güzel bir kitap olduğu kanaatindeyim.

Kitabın girişinde işte bilimsel başarısından vesaire bahsediliyor. Yani bu kitap üzerinden yapılmış çalışmalar var. Atıyorum işte yani çalışmaların karşı çalışmaları var mı yok mu? E o kadar detaylı bakmadım ama işte mesela SSRI dediğimiz bugün en sık yazılan antidepresan ilaçlarla eşit etki düzeyinde olduğunu eee hem tedavi edicilikte hem tedaviden sonra eee işte nüks etmesinde hastalığın eee başarılı olduğuna dair vesaire makaleler eee içerisinde atıflar yapılmış. Eee burada çok kalmak eee çok önemli değil bizim açımızdan.

Yani, eee, mutluluk ve mutsuzluk dediğimiz şeyler eee, salt bilim içerisine sıkıştırılabilir durumlar değil. Eee, felsefi ve kuramsal boyutundan videonun sonuna doğru biraz daha bahsedeceğim. Ya burada konuştuğumuz konuları ben bu kitabın şablonunu verimli buluyorum. Yani kendime konuşma açısından şablonunu şey yaptım, aldım. E, ama konuyu daha geniş ve daha detaylı farklı örneklerle, gündelik hayattan örneklerle ele almaya çalışacağım. Eee insanların hayatına faydası olabileceğini zannediyorum. Eee pek çok insanın da böyle bir durumdan muzdarip olduğuna kaniyim. O yüzden eee konuyu incelemek faydalı olacak. Yaklaşık olarak 56 sayfa not almışım ki bu e bir saate yakın konuşacağımız anlamına geliyor sanıyorum.

Şimdi eee burada çok kısaca sadece girizgah yapacağım. Videonun sonunda daha uzun konuşacağım. Bu kitabın e aslında temel aldığı bir e psikoterapi kuramı var. Ne işte bilişsel davranışçı terapi dediğimiz ki benim oldukça faydalı, verimli eee eski bilgelikle İslam'la da oldukça uyumlu bulduğum eee ve eee bu modern çağın işte natüralist ezberlerinin ya da ne bileyim Freudien Kuram'ın safsatalarının dışında eee insan hayatıyla da bağdaşır bulduğum bir kuram. E temel şeyi şu söylemi eee depresyon ya da mutsuzluk. İnsanın kendisini mutsuz hissetmesi olgusal bir durum değildir. Yani olgusaldan maksat ne? Eee işte çoğu insanın zannettiği gibi işte hayat şartlarından kaynaklanan eee ya da eee işte etrafındaki insanların kötü olmasından kaynaklanan işte çocukluk travmalarından kaynaklanan kişinin elinde olmayan sebeplerin sonucu değildir. Daha ziyade algısaldır. Algıdan maksat şu eee bu durumu, içinde bulunduğu durumu ki o durum iyi olmayabilir gerçekten. Eee bunu algılama biçimiyle alakalıdır ve insan bunu değiştirebilir. Yani burada sorumluluk eee kişidedir. Eee mutsuz olan insandadır. Bu eee modern psikiyatrinin ya da Instagram'ın dayatıyor olduğunun dışında. Tabii modern psikiyatri derken bu kuram modern bir kuram ve kullanılıyor. Şu an aktif tedavide de sanıyorum Türkiye'de de dünyada en sık kullanılan kuram budur. Fakat işte başka şeyler genellikle öğretiliyor okullarda.

Bu neyi sağlıyor? Yani sizin kendinizi merkeze almanız ve olayları algılama biçiminiz üzerinden eee mutsuzluğunuzu ya da depresyonunuzu yorumluyor olmanız birincisi olayın sorumlusu olarak kendinizi görmenizi sağlıyor. Yani bu kendinize yüklenme gibi değil ama değiştirilebilir bir durum. Ben e başka bir şekilde aynı ortamın içinde bulunsaydım belki mutsuz olmayacaktım gibi bir düşünceyle hayatınızın değiştirme sorumluluğunu kendi üstünüze almanızı sağlıyor. Eee bu aslında önemli bir şey. Yani siz büyük oranda, e Instagram psikiyatrisi ya da işte modern kuramları işte Freuden kuramı vesaire dinlerken sürekli şunu düşünüyorsunuz. Mutsuzluğumun kaynağı etrafımdaki insanlar. İşte mutsuzluğumun kaynağı, işte bir travma, çocukluk travmalarım vesaire. Yani ben bu işin sorumlusu değilim. Sorumlu sürekli başkası. Aslında standart hayattaki gözlemlerinizde düşündüğünüzde böyle düşünen insanların eee pek çok konuda başarısızlığa mahkum olduğunu fark edersiniz. Yani sorumluluğu sürekli başkasına atıp kendisini bir mağdur olarak görüp kendisine acıyan, eee, işte kendi kaderine üzülen insanlar ortaya çıkıyor bu bakış açısıyla ki bu çok doğru değil işin aslı. Eee, çünkü ne kadar kötü durupta olursanız olun, tabii bu çok absürt örneklere gidebilir ama standart normal bir insan için söylüyorum. Baktığınızda sizden daha kötü insanlar var ve bunların büyük bir kısmı depresyonda değiller. Belki bir kısmı sizden daha mutlu. Yani eee bu konunun algısal boyutunu göstermesi açısından yeterli. Eğer böyle olmasaydı olgusal yani vakadaki durumu sizden kötü olan herkesin sizden daha fazla mutsuz olması gerekirdi. Ama böyle değil. Yani bu hayatta müşahede edilen bir şey.

Ve kitabın eee ve bu kuramın diğer bir şeyi hisleri çarpıtılmış düşüncelerin sonuçları olarak görmesi. Bunu biz Yülesules Bayot'un İrade Terbiyesi kitabında da ben anlatmıştım. Yani duygu dediğimiz şeyin ne olduğunu kavramak önemlidir. Yani siz muhakkak bir şeyler hissediyorsunuz. Yani mutsuz hissetmiyorsunuz demiyorum. Mutsuz hissediyorsunuz. Ama burada mutsuz hissetmek ya da e depresif hissetmek eee bir sebep mi sonuç mu? Bu kuramda merkeze alınan şey sizin eee kararlarınız yani zihni kararlarınız, olayları algılama biçimleriniz, olaylara koyduğunuz etiketler, yaptığınız yorumlar duygularınızı şekillendiriyor. Aslında kuramın merkezinde bu var. E belki başındaki bilişsel vurgusu da bundan. Yani aynı olayı eee farklı zihinsel kodlarla okuduğunuzda eee farklı duygular uyandırıyor ve duygular sizin kararlarınızın sonuçları. O yüzden kararları değiştirdiğinizde olaylara bakış açılarınız değiştiğinde eee duygularınız da değişiyor ki bu yani bilimsel olarak da gösterilebiliyor. Nasıl söyleyeyim? E mesela bu terapiyi yapıyorsun. Hiçbir şey yapmıyorsun. Yani adama duygu enjekte etmiyorsun. Fikirlerini, bakış açısını değiştiriyorsun ve gerçekten sonuçta gözlenebilir bir şekilde e depresyonun düzeldiğini hatta beyinde mesela bozukluklar, depresyonda bazı bulgular olur. Eee yani makineye bağladığınızda gerçekten beyninde bozulmalar varmış şey oluşur depresyonda. Bunların da düzeldiğini görüyorsunuz. Yani sadece bakış açısını değiştirerek adamın maddesinin, duygusunun değiştiğini görüyorsunuz. Bu eee aslında eski felsefelerle çok uyumlu. Eee kadim bilgelikle uyumlu. E ben, e psikiyatrinin de büyük oranda, eee, insan tecrübesiyle uyumlu olduğunu düşünüyorum.

Tabii burada bütün konuştuğumuz bu şeyler, eee, mizaçla alakalı. Yani insanların mizaçları farklı farklı. Eee, konuşacağımız konuların hepsi genel konular olduğu için her mizaçta her şekliyle, bütün haliyle görünebilir olmak gibi durumu yok. Yani böyle bir şey konuşma yapmak da mümkün değil zaten insan psikolojisine dair. Çünkü insan bir işte ne bileyim kaya gibi, taş gibi eee her yerde tekrar eden özelliklere sahip değil. Ama genel geçer, eee özellikle de benim kendi müşahemle de uyumlu olduğunu düşündüğüm şeylerden bahsedeceğim. Bu konuştuğumuz şeylerin doğru olduğundan büyük oranda emin gibiyim. Eee hatta çok merkezi görünüyorlar bana insanın mutluluğuna ve mutsuzluğuna dair çok merkezi görünüyorlar. Belki merkezilik oranı değişebilir. Başka şeyleri daha eee atlıyor olabilirim. Ama bu anlattığım şeylerin doğru olduğuna büyük oranda kanıyım. Çünkü çok uzun zamandır gözlediğim şeyler bunlar.

Evet. Eee, şimdi, e burada bir olay var. Herhangi bir olay ve mutsuz eee kişi var. Yani mutsuz kişi e aynı olayla karşılaştığında herkes eşit derecede mutsuz olmuyor. Eee burada belli başlı kalıplar olduğu kanaatinde Burns'un de eee yaptığı bir tasnif benim hoşuma gidiyor. Aynı olayla karşılaşıldığında sizi daha fazla mutsuz eden bazı özellikler var. Bazı bilişsel kararlar var. Bu bilişsel kararların üzerine gittiğinizde aslında ya da gitmeye karar verdiğinizde ki daha zor olan bence bu. Yani psikiyatrik hastalıkların çok büyük bir kısmında sorunu bulmak e çok zor değildir. Daha zor olan çözümü uygulamaktır. Yani obsesyonda da böyledir. Eee ilaç gerektiren e durumlarda ilacı kullanmaya devam ettirmek daha zordur hastayı. İlacın gerektiğine karar vermek değil. O yüzden psikiyatrik hastalıklarda bunun kararını vermek ve uygulamaya geçmek daha zordur tespit etmekten.

Şimdi birincisi eee bu insanı mutsuz eden hususlardan birincisi ya hep ya hiç mantığında olmak. Bu doğru bir tespit. Yani şöyle, eee, yahıp Yahç mantığında şöyle bir durum oluyor. Mesela bir ben sahne hayal ettireyim size. Siz hayal edin. Eee, eril dilden falan kaynaklanmıyor bu tarz videolar gördüğüm için şey oluyor. Mesela bir düğün ortamı ve ufak bir, eee, terslik ve çok mutsuz olan bir gelin. Şimdi bir düğün ortamında ufak bir pürüz olmama ihtimali yok neredeyse. Yani, eee, herhangi bir düğün ortamı binlerce bileşenden oluşan bir şey ve bu bileşenlerin muhakkak birkaç tanesinde olumsuzluk olması beklenir. Fakat yüksek beklenti ve kusursuzluk isteği ve bunu çok hayal etmek en ufak pürüzde sizi daha kırılgan yapıyor. Daha çok şey yapıyorsunuz. Berbat oldu her şey. Hiçbir şey istediğim gibi olmadı. Bak bu çok mutsuz edici bir şey ve kesinlikle olacak. Bak bu tarz eee aksiliğin düğünün de ortaya çıkmadığı ya da herhangi bir eee önem verdiği organizasyonda ortaya çıkmayan bir insan yoktur. Ama bu sizi mutsuz edecek. Çünkü böyle bakıyorsunuz. Yani orada beklenti çok yükseliyor. İşte benim hayallerimdeki şey bu. Bütün şeyim bu. Bir kere yaşayacağım falan diye düşündüğünüz anda normal insanların kat fazlası mutsuz oluyorsunuz. Çünkü ilk bakışta olaya koyduğunuz şablon bozuk.

Bir diğeri aşırı genelleme. Bu kişisel ilişkilerde çok sık gözlenen bir şey. Yani aşırı genelleme. Mesela olumsuz bir olay var. Olumsuz bir olay aslında bir tane olay ama olumsuz olayları genelleyerek alıyorsunuz. Yani insan ilişkilerinde de böyledir. Yani normal işte e 10 kere karşılaştığında üç kere sinirlenen, 5 kere eee normal tepki veren, iki kere de çok iyi tepki veren bir insanı gördüğünüzde üçe fokuslanıp genellemeyi yaptığınızda aslında hayatınızda gördüğünüz pencere siyahlaşmaya başlıyor. Oysa hayat siyah ve beyaz değil. Fakat aşırı ve olumsuz genelliyorsanız sizin için hayat oldukça siyah görünmeye başlıyor. Her şey kötü görünmeye başlıyor. Yani gözünüzde hayatınızdaki o eee ilişki tipleri hep bozuk. Eee dışarıdaki insanlar çok kötü. Eee ve her şeyin böyle mağduru sizmişsiniz gibi bir kafaya giriyorsunuz. Bu da insanı oldukça mutsuz eden bir şey.

E zihinsel filtre diye yaklaşık aynı şeyi şey yapmış. Yani zihinsel filtrede şu e yaklaşık olarak yani bir insandan 10 davranış görüyorsunuz. Gene iki tanesi kötü fakat zihniniz 8 işte altı normal iki iyiye değil de iki tane kötüye fokuslanıyor. Yani kötü örnek seçiyorsunuz. Aslında bunların bütün bilişsel bozukluklar da böyledir. Yani burada işte bilişsel davranış terapinin anlattığı şey sadece depresyon özelinde insanların nasıl bozuk düşündüğü değil. Aslında bunlar bozuk düşünmenin genel biçimleridir. Yani mesela biz oryantalizmi anlatıyoruz. Oryantalizmi anlatırken ne diyoruz? İşte Ortadoğu deyip kötü örneklemlere fokuslanıyorsun ve senin gözünde kötü bir imaj oluşuyor. Bu gayet doğal. Çünkü kötü örneklere fokuslanıyorsun. E tabii ki yani kişisel ilişkilerde de böyle kötü örneklere fokuslandığın şeyi kötü görürsün. Etrafındaki bütün insanlar sana kötü görünmeye başlar ve bir anda sen orada ortada mağdur olan eee kendisine acınılması gereken işte her şeye tahammül ettiğini zanneden bir insana dönüşürsün. Yani kendi yazdığın dramanın oyuncusu olursun. Ama aslında dünya çoğunlukla böyle değildir. Olumsuzu seçtiğin sürece her şey sana olumsuz görünür.

Bir diğeri insan bu kadar olumsuz eee genellemeyi, olumsuz eee seçimi yaptıktan sonra ve kendisini o mağduriyet rolüne alıştırdıktan sonra ya aslında bu bir sarmal yani ve buna da kani olduktan sonra insanlar kolay kolay fikir değiştirmek istemezler. Yani bir şeye kani olduklarında, kendilerini mağdur hissettiklerinde ki bu mağduriyet onlardan sorumluluğu da alıyor. Yani çok konforlu bir şey aslında. Sorumlu değilsin etraftaki kötülüklerden. Etrafındaki insanlar sorumlu. Hep olumlu örnekleri tevil etmeye başlar. Yani görmezden gelmek ister. Mesela işte iki tane e olumsuza fokuslandı ve onu genelledi demiştik ya. 6 tane de normal davranış, iki tane de iyi davranış vardı. Bu iyi davranışlar hatırlatılsa ya görmemeye çalışır ya da tevil etmeye çalışır. Çünkü kendisini tasdik etmesi gerekiyor. Bu o işte kara resmi teyit ettikçe teyit eder. Şimdi ikili insan ilişkilerinde böyle bir profil şuna dönüşür. Böyle bir kara delik var orada. Yani her olumsuz davranışın genellendiği, her olumlu davranışın da görmezden gelindiği ya da tevil edildiği bir kara delik oluşur. İnsanlar ikilili ilişkilerde bu kara deliğe iyilik atarak yorulmak istemezler bir noktadan sonra. Yani size yaklaşan bir insan eee iyi bir şey yapıp o kara delikte öğütüleceğini bildiği şeyler için emek harcamak istemez. Bir noktadan sonra böyle insanlar yalnızlaşmaya başlarlar. Bu mutsuzluklarını katmerler. eee, kendini doğrulayan bir kehanet ortaya çıkarır. Yani her şeyi olumsuz görüp işte olumlu olan hiçbir şey görmeme veya çok az görme veya tevil etme sonucunda o yalnızlaşır ve yalnızlaştıktan sonra şu his oluşur. Yani daha insanlar da etrafında onu terk etmeye başlayınca ben zaten biliyordum böyle olduğunu. Yani şey gibi düşünür. Evet, teyit edildim. Doğru. Yani benim kanaatim haklı. Eee, gerçekten etrafım çok kötü olduğu için ben mutsuzum. Oysa bu kendini doğrulayan bir kehanet. Öyle olduğu için daha da kötüye gitmeye başlar. Bu böyle bir sarmal gibi devam eder.

Bir diğer sebebi sonucu sonuca çok atlamak. Yani zihin okumak, falcılık yapmak. Mesela ya bu hepsi aynı profilde olmak zorunda değil. Bir de şunu söyleyeyim. Yani bu tarz şeylerde, konuşmalarda benim en nefret ettiğim şey Instagram'da da gördüğüm işte bu konuşmadan sonra da olacak. Bu konuşmalar şöyle dinleniyor. Hatta dini vaazlar da böyle dinlenir. Böyle dinlemeyin abi. Yani ahlaki veya işte insani hayatınızı daha iyi iyiye götürecek bir konuşma, bir şey dinlediğinizde bunu şöyle addetmeyin yani. Evet bu şuna gidiyor. Yani mesela Prebaganer Kur'an okuyucuları da öyle okur. Ayeti okur şey yapar işte bu falancaları kastediyor. Bu falancalara gitti. İşte onları Allah kınadı. Bu filancalara gitti. Bu falancalara gitti. Bu şuna gitti. Öyle değil bu. Bu insanlar kendilerini düzeltmek için dinlemeliler. Yani kendi kendin için dinle. Çünkü hepimizin yani benim de dahil bunun içinde yaptığımız şeyler muhtemelen var. Şu konuştuğumuz konular içinde. Kur'an'da da öyle. Yani Kur'an'da mesela kendi nefsini okuman gerekir normalde. Eee bendeki eee şeyleri bulayım diye. Eee normalde ahlaki vaazların veya şeylerin tamamı böyle yapılmalı. O yüzden buradan eee başkasına dis çıkarmak çok mantıklı olmaz.

Bu mesela sonuca atlamaktan maksadı şu işte zihin okumak ya da falcılık yapmak. Mesela yine olgusal değil, algısal diyoruz ya. Mesela zihin okumaktan maksat şu. İşte bir olay oldu. Mesela birisine selam verdin. Duymadı mı? Selam vermedi. Sana cevap vermedi. Şimdi muhtemel çok fazla cevap var aslında. Yani duymamış olabilir, zihni çok dağınık olabilir, işte görmemiş olabilir vesaire vesaire vesaire. Ne bileyim adam seni sevmiyor da olabilir ama şöyle mesela beni aşağılamaya mı çalışıyor? Şey zihin okuyup en olumsuza doğru yormak. Yani bu bu mesela insanı mutsuz eder. Bak olgu sabit aslında ya. Selam verdiğinde selam almayan bir insan. Herkes yüzlerce kere karşılaşıyor bundan. Ama bazı insan bunu algı olarak sürekli kendisini mutsuz edecek biçimde alır. Veya işte falcılık yapmak mesela işte ne bileyim telefon ettim dönmedi. Demek ki beni aşağılıyor, beni küçük görüyor, beni önemsemiyor, benden bilmem ne filan. Yani bu çok sık karşılaşılan şeyler bunlar. Yani beni sevmiyor veya işte e kendini bir halt sanmaya başladı. Ya bu bu sürekli aslında ortada bir olgu var. Telefon ettin ve adam açmadı. Bu kadar. Yemek de olabilir, çok namüsait bir zaman da olabilir. Ne bileyim yazı yazıyor olabilir, video çekiyor olabilir, başka bir şey olabilir. Yani burada namüsait ortamda olma ihtimali çok daha yüksekken sen bunu kafanda kurarak bakit bir olguyu çok daha kompleks seni aşağılayan, vücudunu kıran, bilmem ne bir hale çeviriyorsun ve bunu sen yapıyorsun. Zihninde yapıyorsun. Yani büyük oranda takdir görse mesela şahıs takdiri de olumsuzlayabilir yani veya küçültebilir takdir beklerken, sonuç odaklıyken.

Sonra duygu egemen yaşamak demiş kitapta bunu vurgulamış ki ben buna oldukça katılıyorum. Hatta bu Yunan'dan da getirebiliriz burayı ki burayı felsefeye boğmak istemiyorum. Ben bu konuda net katılıyorum buna. Yani hayatı duygu odaklı yaşamak genel olarak insanları mutlu eden bir şey değil. ve ciddi oranda mutsuz da ettiği kanaatindeyim hayatı duygu odaklı yaşamanın. Ve genelde şöyle oluyor. Tam olarak cümle şeyi şu: "Ben mutsuz hissediyorum. O halde, eee, mutsuzum veya birileri beni mutsuz ediyor gibi." Duyguyu merkeze alıp duyguyu düşünceye hakim kılmak. Yani az önce anlattığım şey mesela telefonu işte açmadı cümlesi bak bir basit bir olgu. Bunu mesela korteks düzeyinde ele aldığında aslında oldukça makul bir açıklama. Yani duymamış olabilir, şu olabilir, bu olabilir falan filan. Eee, duygu kökenli aldığında bir sürü yatırım yapıyorsun ve sen duygu merkezli yaşamayı esas aldığında bu mantıklı açıklamaların hepsi boşmuş gibi geliyor veya gücü azalıyor. Aslında o mantıklı açıklamalar seni rahatlatan şeyler. ve sinirleniyor. Mesela mantıklı açıklamaya da sinirlenir. Bir ileri şeyde ona mantıklı bir açıklama getirilmesi eee kendisinin teyit edilmesini bozuyormuş gibi sinirleniyor. Tam olarak şu cümleyi kurmuş mesela kitapta. Bunu tırnak içine almışım. Duygulara göre akıl yürütme neredeyse bütün depresyonlarda merkezdedir. Ve çoğunlukla bu bu tarz durumlarda şöyle bir şey oluyor. Bu zihin okuma şeyiyle de ilişkili. Yazın başkalarının düşüncelerini bilmiyorsun. Yani bildiğin bir tane şey var. Değiştirebileceğin de bir tane şey var. Kendi düşüncelerin. Yani başkası odaklı olmak bu meselelerde çok problemli. Daha da ileride biraz daha açacağım bunu ama yani insanın şunu yaşarken fark etmesi gerekiyor. Bence bu hayatın merkezinde insanın başarılı olması, mutlu hissetmesi, kendisi olabilmesi açısından en önemli şey bu. Başkalarının kanaatlerini önemsememek açısından. Ya bir tane kişinin tam düşüncelerini biliyorsun. Onu bile tam anlamak zor. Yani kendi düşüncelerinin bile kökenlerini, kaynaklarını fark etmek zor. Ve değiştirebileceğin eee ya da bu kudrete haiz olduğun bir tane insan var. Yani diğerleri hakkında en fazla temennide bulunabilirsin. Değişmelerini ümit ederek nasihatte bulunabilirsin vesaire. O yüzden e burada merkeze kendini almak her zaman avantajlı bir pozisyon.

E etiketleme e yaklaşık olarak olumsuz genellemeyle benzer bir şey. Yani mesela bir şahıs işte kaba konuştu ile cümlesi ile eee kaba bir insandır cümlesi aynı değildir. İkincisi özcüdür. Yani özüne şey yapar davranışta kalmaz. Yani bu adam işte sinirlendi bana. Bu bir bak mesela bu bir durumdur. Durumun sebebi tespit edilebilir. Mesela neden sinirleniyor bu adam? Eee böyle olaylara sinirlenmesinin sebebi ne? Eee sinirlenmesi değiştirilebilir mi? Bu özcü yaklaşım. Özcü değil bu ama bir kere sinirlendi. Bu sinirli bir adamdır. Bu sinirli bir adamdır cümlesi hiçbir çözüm şeyi yok. Yani çözüme dair hiçbir umudu olmayan bir cümle. Çünkü o adam öyle bir adamdır. Eee ve belli bir yerden sonra olayları değerlendirmenizi de bozar. Yani sinirlendi cümlesinde sebep araştırırsınız. Ama sinirli bir adam zaten her şeye sinirlenen bir adam. Yani olayı incelemene gerek yok. Bende kusur var mı? Bende değiştirilebilir bir şey var mı? Yine sorumluluğu tamamen karşıya atan bir şeydir etiket ve bu yüzden de yaygın yapılır.

Evet. Eee kişiselleştirme. Ya bu bu burada şöyle bir şey oluyor bir de eee onu da şey yapalım. Ya bu depresyon neden sarmal gibidir biliyor musunuz? Yani bir böyle bir bütün çoğu psikiyatrik hastalık böyledir zaten. Böyle bir sarmal gibi devam eder. Artarak devam eder. Kırmazsanız kendi kendini besler sürekli. Ya bir olay oluyor mesela bak bu kötü olumsuz şeyleri yapıyor, kuruyor kafasında vesaire. Sonra mutsuz oluyor. E mutsuz olduğu zaman işte ne bileyim mesela yatıyor işte atıyorum işte müzik dinliyor filan ya böyle bir aktiviteden uzaklaşıyor. Yani iş yapmak istemiyor. İşin içerisine dönmek istemiyor. Bu daha derinleştiriyor durumu. Olumsuz hisler daha da derinleşiyor. Sonra mesela daha başarısız olmaya başlıyor. Yani mesela bu olayın ilkinin başarısızlık olduğunu düşün. yatağa yatıyor, çalışmak istemiyor, bilmem ne yapmıyor. İşte daha derinleşiyor duygusu, daha başarısız oluyor. Daha derin, daha başarısız olunca tekrar daha yani aynı yatakta devam ediyor. Daha da eee aktiviteden kaçınıyor mesela. Sonra daha fazla başarısızlık. İnsanlar da ondan vazgeçmeye başlıyor. Daha derin başarısızlıklar oluyor. Tekrar tekrar sarmak. Bunun çözümü işte mesela bu yüzden eskilerin de böyle çok sık söylediği işte meşguliyet şeyi burada faydalı oluyor işte. Yani meşguliyetin depresyonu veya işte ben yaşlılardan çok duyarım ya bizim depresyona girecek vaktimiz yoktu diye. Bu çok doğru yani. Çünkü bu bu sarmalin içerisine girecek fırsatı yok adamın. meşguliyet insanı bu tarz düşüncelerden alıkoyduğu için sorunun giderek derinleşmesini engelliyor. Meşguliyet, aktivite, ne bileyim işte bir çalışma, bir spor faaliyeti filan böyle şeylerin alıkoymasının sebebi bu aslında. Sadece daha kötüye gitmenizi engellemesi bile yetiyor.

Ve bir diğer şey sonuca odaklanmak. Sürece değil. Yani aslında modern çağda eee depresyonun eskiye nazaran daha yaygın en azından bence olmasının sebebi bu. Ben çoğu zaman konferanslarımda falan söylüyorum. Ya bana kalırsa 1300 yılında yaşayan ortalama bir insanın mutluluk düzeyi bugünkünden daha yüksektir. Benim kanaatim. Çünkü bu çağ sonuç bir çağdır. Yani sonuç gösterilebilir, eee, bir şey olması, e, ve hedeflenene ulaşılması ya da hedeflenene yaklaşılması gibi bir mantığı var. Süreç o kadar önemli değil. Yani, eee, empirisizm özellikle bugün bıçağın hakim felsefesidir. Sonuç odaklıdır. Eee, bugün de işler öyledir. Yani bu yüzden, eee, mesela şunu düşünür liberal mantıkta yani kapital mantıkta şu düşünülür. Ya biz sonuç odaklıyız. Tamam bu mutsuz oldu. E yani mutsuz oldu, başarısız oldu. E elendi gitti. Tamam. E yani gitsin elendi yani. Veya işte evrimselde bakabilirsin. Yani bu gitti tamam sonuç alamıyor. Sonuç alamadıkça daha mutsuz oluyor. Daha mutsuz oldukça daha başarısız oluyor ama gidiyor ya. Ama giden sen olabilirsin veya çocuğun olabilir. Yani o yüzden süreç odaklı olmak insanı daha fazla mutlu eder. E o yüzden bizim mesela sık yaptığım vurgulardan birisi budur. Yani bilmek güzeldir, bizatihi güzeldir. Bir sonucu olmasa da güzeldir. Diploması olmasa da güzeldir. İnsanlar okumasa da güzeldir. Dinlemeseler de güzeldir. Bilmek güzeldir. Bak bilmek güzeldir cümlesi tamamen aslında sürece atıf yapan bir iş. Sonuçta ne kadar bilmek yok yani. Nicel bir sonucu yok bunun. Eee veya çalışmak keyiflidir. Eee satmak ya da izlenmek mesela bak bu bunlar hep beklenti oluşturan şeylerdir ve beklenti mutsuz eder. Yani çok beklersen çok mutsuz olursun. Bu şöyle anlaşılıyor yani beklentinin olmasın çalışma işte hedef koyma filan bu değil ama maksat hedef olmamalı. Maksat süreç olmalı. Yani insan eee hayatın içerisinde bir halden ibaret değil. Yani bir şu andan ibaret değiliz. bir akışın içindeyiz. Yani akışa e sempatiyle hoşlukla bakabilmeyi bilmek lazım. Geçmişe güzellikle bakabilmeyi mesela depresif insanların çok bariz bir özelliği bu. Geçmişe sürekli olumsuz atfetme. Sürekli o zaten kötü şablonların içerisine sıkıştırma ve akışı sürekli kötü görme. Akışı kötü görüyor işte hali zaten kötü görüyor. Ya bu çok kötü bir tablo. O yüzden eee bu da varmış, bunu da yaşadık, bu da böyleymiş. Bu çok daha iyi bir bakış açısı. Yani akışa yönelik olduğunda sonuç çünkü genellikle hayal ve pür beklentidir. Yani sadece beklenti ve hayalden ibarettir. Aynen şey gibi, eee, başta verdiğimiz düğün örneğindeki gibi yani hayalime uydu mu uymadı mı? Uymadı. Mutsuz olmalıyım filan gibi.

Ve saldırı ve eleştiriye maruz kalmak. Şimdi eee bu genellikle birçok insanı şey yapıyor yani kırılgan olduğu için mutsuz ediyor. Hatta eee bize de çok yazıyorlar. Abi işte nasıl şey yapıyorsun? Ben tahammül edemiyorum filan diye. Ya kendim üzerinden örnek vereceğim. Burada pek çoğunda şeyin var mı? Burada mesela iyi olduğumu zannediyorum. Şimdi şöyle abi sen eleştiriliyorsun mesela. Çok kırılgan insanlar var gerçekten. Biz şeye girerdik. Kadın da stajaydım ben hatırlıyorum. Eee üniversitedeyken ya mesela işte giriyor hocayla hocanın şeyine sınava. Hoca şey demiş sadece bunu hatırlıyorum ya. Bu diyaloğu hatırlıyorum. Hocam ya biraz daha çalışsaydın hani demiş bir arkadaşımıza. bana işte böyle dedi, beni aşağılıyor, işte beni çok utandım işte çok mahcup oldum, bana böyle dediği için kırıldım filan. Aynı şeyde biz çok çalışamamıştık. Kaldım zaten ben o kadın doğum stajında. Yani bir şeyden dolayı çalışamamıştım. Şey yapmıştık. Hoca çok erkek öğrencileri daha fazla aşağılar hocalar. E biz de hani yanındaki arkadaşlarım da çalışıyormuştu. Biliyorduk şey aldık, ses kaydı aldık. Yani komik şey olur diye. Hoca öyle aşağıladı ki bizi şey boyunca, sözlü boyunca işte bana şey filan demişti yani bayağı böyle bayağı dalga geçtiler filan hocalar. Ondan sonra bıraktılar zaten. Ses kaydı aldık, çıktık ve 5 dakika sonra kahkaha atıyorduk ya onu dinleyip zaten gülmek için almıştık ses kaydını. Şimdi burada iki motivasyonun eleştiriyle bakın gene olguyla bir alakası yok. Mevzuyu nasıl algıladığınızla alakalı, beklentinizle alakalı vesaire. Eee ve bu e linçler de böyledir mesela. Sosyal medya linçleri vesaire. Ya odak noktası ne ki? Yani şimdi buradaki problem şu. Eleştirilmenin çok kırıcı olması sizin odak noktanızla alakalı. Yani odak noktanız ne? İşte insanlar beni beğensin. Evet. Eleştiri kırar. Yani kalabalık bir grup sizi eleştirdiğinde bu duygularınızı kırar. Eee ama otak bu olmamalı işte. Yani zaten problem o. Yani insanlar beni beğensin hiç iyi bir pozisyon değil. Yani birincisi sizin kendiniz olmanızı engeller. İnsanların kanaatlerine göre şekil almaya başlarsınız. Ya da işte ne bileyim başarılı, zeki veya bilgili olmak mı? Addedilmek mi? Böyle sayılmak mı? Ya böyle sayılmaksa derdiniz evet eleştiri çok kırar. Eee ama böyle olmamalı zaten. Yani bu bir sonuç. konuyu kötü algılıyor olmanız eee başka insanları fazla önemsiyor olmanızdan kaynaklanıyor. Bu da aslında niyetlerinizin çok iyi olmamasından kaynaklanıyor sureten yani. Çünkü insan eee hedeflerini kendisi için koyduğunda, kendisi için çalıştığında ki burada en başından beri belki 4 yıldır sürekli tavsiye ettiğim şey bu. kendisi için çalıştığında cezası ve ödülü kendisinde olur. Yani ödül mesela işte insanlar şey de fazla da ödül biçebilirler. Bu böyle olmadığında gurur duymanızı engelleyecek şey de budur. Yani hani siz olmadığınız bir şeysinizdir ve insanlar öyleymişsiniz gibi davranıyor. Bakın çoğu insan buna kapılır. Bunun büyüsüne kapılır. Yani eee atıyorum işte onu olmadığı derecede bilgili zannederler. Olmadığı derecede zeki zanneder insanlar. Dışarıdan bakınca suret yani bir imajdan ibarettir. O övgü geldiğinde kendisinin de ona aldanmasının sebebi dış odaklı olması. Çünkü o eleştiri geldiğinde de kendisini ona aldaracak. Yani insanlar ona aptal dediğinde aptal olduğunu düşünerek üzülüyor ve aptal olduğunu düşünüklerini düşündüğü için üzülüyor. Çok övüdüklerinde de öyle olduğunu düşündüğü için üzülüyor. Ya burada ödülün ve cezanın kendinde olması, kendine eksikliğin sürekli kendine odaklanman aslında bakın bu kadim bilgelikte o kadar şey ki yani işte hadis olarak belki sıhhati şey değil ama işte men alime nefsehu işte nefsini bilen e işte veya işte delfoide önce kendini bil demelerinin sebebi bu. Yani sen merkezdesin çünkü başkalarının sözleriyle kendin hakkındaki algının değişmemesi lazım. Dışarısının seni senden daha iyi tahlil edebilmesi imkanı oldukça düşük.

Evet. Eee, şimdi eleştiride şöyle bir durum olur. Yani konuyu eleştiriyi alırken şuna dikkat etmek lazım. Yani birincisi eleştirilerin çok büyük bir kısmında eee eleştiren insan duygusunu boşaltır. Önce bunu bunları ayıklamak lazım. Yani eee eleştirilerin içerisinde doğruluk payı olabilir. Yani haklılık payı olanlar olur. Ne bileyim işte o olayda hata etmiş olabilirsiniz. Yani sizde bir özellik olmaz da o olayda gerçekten hata etmişsinizdir. Ve çok büyük bir oranda da şu olur. Eleştiren insanlar kendi duygularını boşaltırlar. Yani ne bileyim işte falan bir konudan sinirlenmişlerdir. Orada denk getirirler. Ne bileyim işte bir şeyden hırslanmışlardır. Eee işte kıskanmışlardır veya ne bileyim gerçekten sevmiyorlardır sizi. Ya bu bunu ayırt ettiğiniz zaman aslında eleştirilerin, sağlıklı, makul eleştirilerin oldukça dar bir gruptan geldiğini fark edersiniz ve onlara fokuslanıp onlardan işte kendinizi düzeltmeye çalışırsınız. Yoksa insanların sizin üzerinizden yaptıkları duygu boşaltmalarını ciddiye aldığınız zaman eee bu size hem vakit kaybettirir hem mutsuz eder. Eee ve eleştirileri tasnif etmeyi eee empati yapmayı eleştirene empati yapmayı da anlamak lazım yani. Eee çünkü pek çok insan duygularını böyle boşaltır. Başkasını eleştirerek boşaltır.

A öfke oluşturan sebepleri kitapta tasnif etmiş. Burası hoşuma gitti benim. Aslında öfke büyük oranda haksızlık duygusundan kaynaklanan bir şeydir. Yani haksızlığa uğrama hissi. Bunun en başat atı bu. Çok iyi vurgulamamış bence kitapta ama haksızlık eee haksızlığa uğradığı hissi insanı bence en bariz öfkelendiren şeydir. Fakat buradaki eee şeyin yine böyle sağlıklı bir zeminde kalabilmesi için eee haklılığı kendinizin tespit ettiğinin farkında olmanız lazım. Yani hakkınız olduğunu zannettiğiniz her şey hakkınız olmayabilir. Ya çok kaba bir örnekle işte mesela bir patronun işçisinden abartılı bir tazim görmesi gerektiğine hakkı olduğunu düşünmesi ve görmediğinde sinirlenmesi. Şimdi böyle bir sahneyi yaşıyorsunuz ve iğreniyorsunuz böyle bir sahneden veya işte adam e bir trafik çelişmesine çevirmesine sen benim kim olduğumu biliyor musun diyor. Şe ve çok sinirleniyor adam bunu söylerken. Sen benim kim olduğumu biliyor musun derken çok sinirleniyor. Çünkü buna hakkı olduğunu zannediyor. Yani o pozisyonda buna hak ettiğini zannediyor ama hakkı değil. Yani o yüzden haklılık tespitlerinizin e benim buna hakkım var, ben bunu hak ediyorum, bu benim olmalı tespitlerinizin %100 doğru olmadığını bilmek gerekir. Elbette haksızlığa uğrayabilirsiniz ve öfke bu yüzden salt kötü bir duygu değildir. Eee iyi yönü olan bir duygudur. Ama eee haklılık tespitleriniz konusunda dikkatli olmanız gerekiyor. Eee öfkelerinizde. Eee ve çoğu zaman insan zannettiği kadar şeyi hak etmez. Yani bu konuda şeydir. Kendisine hüsnü zannı fazladır insanın.

İkincisi gene e kitapta neredeyse hiç bahsetmemiş bundan ama bu benim çok dikkat dikkatimi çeken bir şey. İnsan öfkelenme şey engellenme hissine öfke duyar. Bunun fıtri olduğunu zannediyorum. Yani bir şeyi yapacakken engelleniyormuş hissi insanda öfke oluşturuyor. Bununla ilgili böyle çok şeyim yok. Bir diğeri işte etiketleme ve canavarlaştırma. öfkeyi katmerleyen bir şeydir. Yani öfkenizin çok orantısı. Ya öfke işlevsel bir duygu değildir çoğu zaman. Yani nadirş haksızlığa uğradığınızda işlevsel bir duygudur ama çoğunlukla işlevsel ve sizi ileriye götüren bir duygu değildir. Bu yüzden abartılı ve taşan öfkenin kontrol edilmesi normalde nefis terbiyesindendir. Yani etiketleme ve canavarlaştırma. Yani bir adama ben öfkeleniyorum çünkü o bilmem ne bilmem nedir. Oradaki doldurduğunuz her şey aslında olaydan çıkıp sizin konuyu bir şahsa götürmeniz, o şahsı etiketlemeniz ve sürekli haklı olduğunuzu zannediyor olmanıza sebep veriyor. Eee herkesin sık yaptığı hatalardandır.

İşte zihin okuma yine üzüntünün sebeplerinden birisi gibi. Yani zihin okuma ne? bana şöyle yaptı çünkü şöyle olduğunu düşünüyor oradaki zihin okuma yani siz dolduruyorsunuz altını basit bir olay var. Hatta kitapta hoşuma giden bir örnek vardı ya işte adam garson bardağını doldurmamış ve buna çok öfkelenmiş. Sebebi işte beni önemsemiyor, beni önemsemedi. Adam yerine koymadı filan. zihin okumalarla kendi öfkenizi doldurursunuz ve büyük oranda da haklı olduğunuzu zannedersiniz öfkelendiğiniz her konuda.

Suçluluk hissi sık yani farklı mizaçlardan örnekler aslında bunlar. Suçluluk hissi iyi bir mutsuzluk kaynağı. Şimdi önce şunu ayırt etmek lazım. Suçlulukla pişmanlık aynı şey değildir. Yani pişmanlık pozitif bir histir. Yani sizi kendinizi değiştirmeye, duygularınızı yönetmeye çalışmaya, davranışlarınızı geliştirmeye filan yarar. Suçluluk böyle değildir. Suçluluk salt kendine dönük bir kınama pozisyonu. Hareketeci geçirici bir yönünün olmaması aslında ayırt edici özelliği. Sakınmak için insanlar farklı farklı refleksler geliştirirler. Yani suçluluk duygusu şöyle de olabilir. Yani bunun nasıl yerleştiği önemli. Mesela bir insan suçluluk duygusu hissetmesinde çok abartılı sorumlu olmayabilir. Veya işte nasıl diyeyim? Sorumludur ama bu sorumluluğunun belli başlı şeyleri olabilir. Gerekçe mesela atıyorum yani işte çocuksun ve baban, annen veya şey başkası çok suçluyor ve çok eleştiriyor. Mesela sende şöyle çocuk bu konularda kendini koruyamaz. Yani normalde siz suçlandığınızda ne yaparsınız? Ya ben suçlu değilim diye düşünürsünüz, şey yaparsınız ama insanlar yani anne babasını tanrı gibi görür çocukken ve söylediği zaman haklı hisseder. O yüzden çocuklara bu hissi vermemek çok önemlidir. Yani çocuklara suçluluk hissini alıştırmamak çok önemlidir. Çünkü çocuk suçlu olduğuna inanır. Yani sen saçmalayıp kendi psikolojinle çocuğu tenkit ederken çocuk gerçekten suçlu olduğuna inanır ve bu ona yerleşir. Yani atmak da zor yani nefis terbiyesi. İşte böyle şeyler için zaten yani hayata hepimiz belli başlı konularda daha dezavantajlı başlıyoruz. Ne bileyim işte yani kimisi daha fakir, kimisi daha zengin, kimisi daha zeki, kimisi daha aptal, kimisi duygusal olarak daha böyle stabil, kimisi daha nonstabil ortamlarda şey oluyor ve bunu düzeltmeye çalışıyorsun aslında. İmtihan dediğinde böyle bir şey yaklaşık.

Şimdi bunun çeşitli şeyleri var. Birincisi suçlanma korkusuyla hareketsiz kalır bazı insan. Yani bu onun kişiliğini öldürür. Hareketsiz kalıp ortama uyum sağlamak, başkalarının söylediğine uymak ki bunun sayesinde tenkit edilmemek. karar almamak yani hayatının ipini başkasına vermek ve bu mutsuzluk elbette ve yüzeyel arkadaşlıklara sebep olur. Bir diğeri de şöyle yapabilir mesela suçlanacağını düşünerek peşinen başkalarını suçlar. Yani ortada bir sorun çıkarsa suç bana kalmasın başkalarını suçlayayım. Ve problem çıktığında merkezde ben kalmayayım. suç başkasında olsun ve bu itici bir karaktere sebep olur. Yani durduk yere başkalarını sürekli suçlayan bir profile genelde sebep olur. Bu da yüzeysel arkadaşlıklara sebep olur. Ve ikisinin de ortak sonucu aslında şu. Yani yüzeysel arkadaşlıklar işte şey ve özgüven yıkımı yani özgüvensiz birey ortaya çıkar. Bu neye sebep olur bakıldığında bak devam ediyor sarman şeklinde çekici olmaz mesela. Yani bir albenisi olmaz özgüvensiz insanın işte saygı kaybı yük gibi addedilir belli bir noktadan sonra diğer insanlar tarafından sevgi dilenciliği yapar. Yani sevgi dilenciliği ya beni sevin, beni sevin, beni sevin. Her yerden bir sevgi beklentisi, sevgi isteği. Bu da insanlara itici gelir. Yani bu da mesela kötü bir sarmal. Yani neye ihtiyacın varsa aslında o verilmiyor gibi bir duruma düşersin. Sevgi dilenciliği yapar. sevgi dilenciliği yaptığı için itici olur. Daha az sevilir. Bu böyle bir yine aynı şekilde devam eder ve yalnızlık artışı ve total sonuçta onay bağımlılığı. Yani birileri beni onaylasın işte teyit etsinler, sevsinler, sevdiklerini söylesinler, beğensinler, beğendiklerini söylesinler. Yani bir onay bağımlılığı ortaya çıkarır aslında. Kendin olmaktan gittikçe uzaklaşıyorsun ki aslında az önce mesela linç kültüründe vesairede çok etkilenmekten bahsettiğimiz şey de biraz buna gidiyor. O yüzden onay bağımlılığı eee yani bence çok bu işlerde çok kötü noktaya gidildiğini gösteren bir şey. güçlü bir birey olmadığı, artık güçlü bir bireyin ortada kalmadığını gösteren bir aslında normalde nedir insanın tavırları? Ben yaptım çünkü böyle yapmak istiyorum. Ben yaptım çünkü böyle yapmayı doğru buluyorum. Ya da ben buyum. Ya bu onay bağımlı olmayan insanların genel şeyi budur aslında. Ben buyum mesela. Bizim şeyler böyledir. İşte Galatasaray muhabbeti yapma hocam falan işte ya da ne bileyim işte mizah yapma hocam ya. Bu böyle bir onay bağımlılığı içinde olman gerektiğini düşünüyor insanlar. Yok değilsin yani. Ben böyle bir insanım. Hani sen seçip istediğini alabilirsin ama ben böyle bir insanım ve senin için %30'umdan vazgeçmeyeceğim sen onayla diye. Bu önemli bir şey nokta. Yani, eee, bir karakterin gelişimi açısından önemli bir şey. İnsanın kendisini ifade edebilmesi, bir suretle insanların ortasında bulunmaması, kendisi olabilmesi yani gerçekten bir insan görmesi insanların. Ki benim

Muhammed Aleyhisselam'ın sünnetinde sahabede gördüğüm en bariz özelliklerden birisi bu. Suretleriyle yaşantıları farklı insanlar değiller. Yani şakalaşıyorlar, kendileri gibi davranıyorlar. Bir görüntünün arkasında değiller din namına insanlarla konuşurken. Bu önemli. Yani bir insanın insan görmesi önemlidir. Ve bu onay bağımlı işte sevilmeyince böyle bir dehşete düşme, onay alamayınca aşağılandığını zannetmek, onay alamayacağını düşündüğü konulara girmemeye çalışmak.

Evet. Ve tabii ki sonunda işte takdir alabileceği işler için ömrünü hebba etmek. Yani annem beni takdir etsin, insanlar beni takdir etsin, şunu yaparsam takdir görürüm gibi bir hevesle aslında bu çok böyle bir tam bir drama filmi şeyi gibi yani üzüntü üzüntü veren bir durum. Mesela biz bir de insanlara böyle merhametli olmayı da öğrenmek lazım. Yani biz de bunu çok yapamıyoruz. Her zaman da genelde ben kitle gibi insanlarla karşılaştığım için böyle oluyor ama birey insan gerçekten bir dramanın şeyidir yani. Tavırları işte ne bileyim mesela bu hali gördüğün zaman bu gülnesi bir hal değildir. Yani gülnesi ya da aşağılanası bir hal değildir. Bir dramadır yani. Elinden tutabiliyorsan tutmak gerekir, tutamıyorsan ne bileyim tutabilecek birine şey yapmak gerekir yani.

Evet. Ve iyi bir tavsiye olarak da şu eleştiri içinde haklılık payı bulmak demiş. Bu çok hoş bir iletişim tipi. Bizim de ihmal ettiğimiz bir şey. Yani birisi seni eleştiriyor ve sen yani birebir diyaloğu kastediyor burada. Yoksa her eleştirinin içerisinde haklılık payı var mıdır? İşte mesela kitlesel linçte hiç olmayabilir yani ama birebir diyalogta eleştiri içerisinde haklılık payı bulmak ve ondan başlamak iletişim kalitesini böyle nirvana yapıyor yani. Çünkü karşıdaki kişi dinlenildiğini anlıyor. Aslında eleştirilerin sürekli tırmanarak, kavgaların tırmanarak gitmesinin sebeplerinden birisi budur. Ya insan ne zaman bağırır biliyor musunuz? Normal konuştuğunda anlatamayacağını, normal konuştuğunda anlamayacağını, anlaşılmadığını düşündüğünde bağırır. E bu doğru değil tabii ki de genel olarak yani olayları tırmandıran hep budur. Anlaşılmayacağını düşünmek. Fakat bir eleştiri aldığında, eleştirinin bir kısmının anlaşıldığını düşündüğünde karşıdaki kişi aslında düzlem bayağı bir konuşmaya döner ve çok kaliteli bir iletişim ortaya çıkar. Yani doğru söylüyorsun şu kısımda haklısın ama şuraya katılmıyorum falan gibi bir giriş. Gerçekten muhteşem bir iletişim dili. E bu benim de yapmak için geliştireceğim, geliştirmeye çalışacağım şeylerden birisi. Yoksa ben genellikle yo ne alakası var tarzında konuşuyorum.

Evet. Şimdi, dedik ki bu konsept benim gözlemlerim var burada. Ve faydalı olduğunu zannediyorum. Bunların doğru olduğunu düşünüyorum gerçekten. Belki ileride etkisi ve bakış açım değişebilir ama bu konsept tedavi başarısı gösterilebilen bir şey. Şu açıdan önemli işte natüralizm dediğimiz insanın maddeden ibaret olduğu işte depresyondasın. Neden? Çünkü işte serotoninin az salgılanıyor. İşte kafanda şu görüntüler var. Gri cevherin böyle olmuş falan gibi bakışlardan bakışlarla uyumlu değil. Daha önemlisi onlara nazaran veya onlar kadar başarısı gösterilebilen bir şey. Ve oldukça bakın basit standart öneriler aslında. Bu açıdan birincisi bilişsel determinizm dediğimiz yani insan zihni ve psikolojisi determinizme tabidir. Determinizm nedensellik demek. Yani nesneyi attığın yere düştü. Bu determinizm sebebi budur ve her zaman atsan her zaman düşer. İnsan zihni in determinizmine çok muhalif veya aksi gösterilebilir yönleri var. Yani insan iradesi olan bir varlıktır önermesine büyük katkısı olacak bir şey ki bu açıdan felsefi yorumlanmasının yeterince yapılmadığı kanaatindeyim. Bu bu kuram yani yaklaşık çok böyle eski bir kuram da değil. Yani 30 yıldır falan çok daha yaygın uygulanması olan bir kuram. Bu anlamıyla ben, hem kadim felsefeyle hem İslam ile uyumlu buluyorum bunu.

Şu ana kadar konuştuklarımızla ilgili söyleyeceğiniz bir şey varsa buyurun. E, kitabı da okumanızı tavsiye ediyorum. Uygulayarak okuyun. Ben, şeyde de yani hastalarıma falan da önerdiğim bir kitap. Bibliyoterapi deniyor. Direkt kitabı uygulamanın bile bayağı bir tedavi başarısı var. Fakat tabii ki yani özellikle depresyon farklı şekillerde kendini gösterebilen bir hastalık. Yani intihar düşüncesiyle vesaireyle beraber olduğunda bu doktorsuz şey olmaz. Ama standart mutluluk seviyenizi yükseltmek için de bu konuştuğumuz şeylerin faydalı olduğu kanaatindeyim.

Abi ilaç tedavisi sizce doğru mu? Evet. Pek çok konuda ben etrafımdaki insanlara ilaç tavsiye ettiğim oluyor. Çünkü belli başlı durumlarda ya şimdi şöyle mesela bunu öneriyorsun veya terapiye git diyorsun. Fakat gerçekten psikiyatrik rahatsızlıklarda insanlar terapiye gitmeye de şey yapabiliyor, yüksünebiliyor. Mesela adam depresyonda gitmek istemiyor. Hiçbir şey yapmıyor, işe gitmek istemiyor. Yani böyle birine veya şunu uygula diyorsun, uygulamıyor. Riayet edesi gelmiyor. Yani ilacı da aslında devam ettirmek zor oluyor böyle insanlar ama ilaç gerektiren durumlar oluyor. Bunu görüyoruz genel olarak hayatımızda.

BDT'nin temelinde Stoan'ın yattığı doğru mu? Yani sadece Stoa'ya hamledilmez. Stoa'nın temelinde de kadim bilgelik yatıyor. Yani hani Sto kendiliğinden ortaya çıkmış bir görüş değil ama var. Evet. Yani kitabın girişinde zaten Epiktetus'a kendisi atıf yapıyor. Var. Evet. Yani Stoan'ın etkisi var. Ama Stoa zaten tek başına bir ortaya çıkmış bir şey değil. Yani ilaçlar üst düzey hastalıklar için gerekli ama yani onu zaten doktor karar veriyor ya. Kitaptaki yöntemi kendini ikna etme süreci zor. Evet, daha zor. Yani kitapta tabii muhtemelen birisiyle konuşmaktaki etkiyi vermeyebilir ama faydalı.

Yani genel olarak vesvese mutsuzluğa sebep midir? Ya şöyle, o iki yönlü şey var bunun. Obsesyonda genellikle depresyon birlikteliği daha sık görülür. Bunu yani iki yönden yorumlayabilirsiniz. Birincisi, obsesyon da depresyona sebep oluyor olabilir. Nasıl yani? Obsesif insanlar, hayatta daha zor şartlarda daha az başarılı olabilirler. Eğer obsesyonu yenmezlerse bu depresyona sebep olur belli bir süre sonra. Yani bu hastalıklar birbirini e genellikle besler. BDD temalı kitapların genel vurgusu yaklaşık böyle ya. Çok farklı farklı kitaplar konuşmayabiliriz depresyon konusunda. Bunu normalde böyle çekmem. Yani bir psikiyatri videosu olarak çeksem böyle çekmem ama insanlara faydası olacağını zannediyorum. Yani burada konuştuğun ufak bir şeyin pek çok insanın hayatında önemli noktalara temas edebilmesi mümkün oluyor. Ha bunun dışında sporu falan söyleyelim. Yani spor falan çok etkili. Depresyon tedavisine madem depresyon gibi bir başlık attık. Oldukça faydalı mutluluk düzeyini arttırmakta.

Sosyal medyanın depresyonda kayda değer bir etkisi var mı? Güzel bir soru bu. Bunda iyi oldu. Bak böyle güzel soru sorduğunuz zaman işte videolar daha kamil, daha düzgün oluyor. Sosyal medyanın direkt şu ya da bu demeyeceğim. Bence Twitter benim gözlemim olarak söylüyorum. Net bir şekilde mutsuz eden bir platform. Sosyal medyanın diğer platformları Twitter kadar kötü değil. Twitter ilginç bir yer ama şu net ekran süresi kesinlikle mutsuz edici bir şey. Mekanizması yaklaşık şöyle. Birincisi uyku şeyinizi bozuyor. Ekran uzun süre ekran maruziyeti yatmadan önce ekran maruziyeti. Mavi ekran şeyi uyku kalitenizi bozuyor. Yani mekanizması böyle çalışıyor. Uyku kalitenizi ve süresini bozuyor. Uyku kalitesi ve süresi de depresyonda oldukça etkili. Hem bilişsel faaliyetlerinizi bozuyor hem depresyon tetikliyor. O yüzden ekranı azaltmak oldukça mutlu edici bir şey. Bunu kısa bir süre bir hafta bıraksanız bile fark ediyorsunuz.

Ateizm ve benzeri izinlerin depresyona etkisi. Şey var bununla ilgili çalışmalar. Dini inanç net bir şekilde daha mutlu insan demek çalışmaları var bunun. Mutsuz ediyor. Dini inanç yokluğu insanı mutsuz ediyor. Bu çalışmalarla gösterilebilen yani makaleleri olan bir şey. Evet, onu da konuşalım. Gerçek bir Müslüman depresyona girmez. Gerçek bir Müslüman depresyona girer. E gayet girebilir, olabilir bir durumdur. Müslüman insandır. Obsesyon filan zaten çok yaygındır Müslümanlarda. Gerçek bir Müslümanın depresyona girmemesi için dini sadece şeyin nasıl diyeyim? Bir İsmet sıfatı masumun filan anlatıyor olması lazım. Yoksa şu da olabilir. Din diye bir şey var ve insanlar bunu yanlış anlatıyorlar ve insanlar obsesif oluyorlar. Yani din buna sebep bile olabilir. O yüzden Türkiye'de mesela din kaynaklı obsesyonlar çok yaygındır. Fıkıh algımızdan kaynaklı sahabe döneminde mesela bütün fıkıh şekli, biçimi obsesyon engellemek üzerine neredeyse kurulu. Fakat bugün obsesyon tetikler mesela bizim insanların zihnindeki fıkıh algısı. Ve bu yüzden kliniklerde çok yaygındır. Dindar insanlarda obsesyon.

Depresyonun tam olarak bir tanımı yapılmalı. Yani tam olarak tanımını yapmak şimdi insan duyguları için çok mümkün değil. Fakat genel kullanımda bir mutsuzluk hissi ve bu mutsuzluk hissinin ya bun tabii tanık kriterleri var. Çok uzun tanık kriterleri var ama çok kabaak yazabilirsin de çıkar aslında şeyde depresyon tanık kriterleri diye yazdığında. Ama çok daha önemli görünen sahada, pratikte, klinikte önemli görünen şey şu. İşlevselliği bozuyor olması. Yani işlevselliği bozuyor olmasından maksat şu. Mesela yazı yazıyors sen bir yazarsın yazamıyorsun mutsuz olduğun için. Ne bileyim işte çocuğunla ilgilenemiyorsun. İşine gidemiyorsun. Yani senin işlevselliğini bozmaya başladığında orada aslında bir patoloji müdahale edilmesi gereken bir durum olduğuna kanaat getirilir. Özellikle de ilaçla filan müdahalede bu önemsenir sahada. Yani yoksa işlevsel bir insan mutsuz hissedebilir. Bunun süresi önemli, sıklığı önemli. Tabii burada fizyolojik belirtiler falan da tanı kriterlerinde ele alınır. İşte uyku ritmindeki değişiklikler, uyuyamama ya da çok uyuma, farklı farklı görünür çünkü insanlarda gibi pek çok tanı kriteri var. Ama tanı kriterlerine bakabilirsiniz şeyden. Yani biz puantaj gibi yani işte şöyle bir skala buraya koyduk. Yani niye buraya koymadık? Niye buraya koymadık? Çok aslında net bir cevabı yok yani. Tamamız, kapatıyom. Hadi kendinize iyi bakın kardeşler. Selamünaleyküm. Yeah.