📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Tevhidin Kısımlara Ayrılması | Kitabu't Tevhid 1 | Halis Bayancuk Hoca

Halis Bayancuk Hoca51:39

Transcription

Euzü billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi rabbil alemin. Vessalatü vesselamü ala resulina Muhammedin ve alâ alihi ve sahbihi ecmain.

Emme b Allah azze ve celle nasip ederse yeni bir kitaba başlayacağız. Kitabut Tevhid başlayacağımız kitabın ismi. Şimdi normalde bir kitaba başlarken önce o kitabın müellifi hakkında bilgi verilir. Fakat ben zamanımız kıymetli olduğu için eee kitabın müellifi hakkında bilgi vermeyeceğim ama size bir ödev eee vereceğim. Okuma ödevi eee bu tevhit ve şirkin anlaşılmasında dört asıl kitabının girişinde eee hem kitabın müellifi olan Muhammed ibn Abdülvah rahmetullahi aleyhin hayatı hem de eee bu hayattan bu mücadele tarihinden alabileceğimiz derslerle ilgili bir bölüm var. Birinci okuma ödevimiz yani sorumlu olduğumuz yer orası.

İki bir kitap eee okuma ödevimiz olacak bu konuyla alakalı. O da tevhit imamı Muhammed ibn Abdülvehab hayatı, daveti ve hakkında yapılan iftiralar. Ebu Ömeyr Muhammedürki isimli bir yazarın kaleme almış olduğu Türkçe bir eee kitap. İlerleyen bir sonraki merhalede bir tane de Arapça kitap okuyacağız ama şu anki ödevimiz bu iki eee kitap. Onun için müellifin hayatıyla ilgili eee konuya hiç şey yapmıyorum. Hiç girmiyorum. eee vakti güzel kullanabilmek adına.

Şimdi kitabımızın ismi Kitabı Tevhid. Eee, tevhit kelimesi birçok müellifin kitabının ismi olarak kullandığı, eee, başlıklardan bir tanesidir. Mesela bunlardan bir tanesi İmam İbn Huzeyme hadis ehlinden. Onun da özellikle isim ve sıfat tevhidine eee, yoğunlaşmış olduğu kitabının adı Kitab-ı Tevhittir. Veya mesela İmam Buhari'nin sahihinde, sahihin en son bölümü Kitab-ı Tevhittir. Tevhitle ilgili bölümleri anlatır. Yine mesela Maturidi mezhebinin kurucusu Ebu Mansur el Maturidi, onun yazmış olduğu kitabın adı yani Maturidi mezhebinin asıllarını oluşturan kitabın adı Kitab-ı Tevhittir. Aynı şekilde yani ilk dönemlerden bu yana eee akait ilimlerini inceleyen metinlere tevhit isminin verilmesi bilinen yaygın olan kullanımlardan bir tanesidir.

Tevhit Arapçadan da bileceğiniz üzere eee vahhade fiilinin yani tefil kalıbından mastarıdır. Vahhade yvahhidu tevhid. Şimdi vahhahede ne demek? Eee Arapçada birledi demek. Yani kendinin haricindeki bir şeyi bir hale getirdiği eee demek. Ancak bu somut eee bir şeyden bahsetmekten ziyade bizim konuştuğumuz konuda itikadi anlamda birlemek, bir olmayı hak edeni bir olarak inanmak anlamında kullanıyoruz. Tevhit de bunun mastarı. tevhiden. Bu da bunun şey, bu da bunun mastarı.

Peki burada ne anlatılıyor bu ilimde? Yani kitabın e isminden de anlayacağınız üzere Allah'ın celle celalüu birlenmesi gereken konularda eee Allah'ın nasıl birleneceğini anlatan eee ilime tevhit ilmi eee diyoruz. Çünkü Allah'a ait olan bazı haklar var. Allah'a ait olan bazı sıfatlar var. Mümin kulun sorumluluğu bu sıfatlarda Allah'ı celle celalüü birlemektir. Bir de bunun bir ilmi lazım. Yani bize Allah hangi konularda birlenecek ve ne yaptığımız takdirde Allah'ı celle celalüü birleyeceğiz. İşte bize bunu anlatan o ilme de tevhit ilmi. Tevhit ilmi diyoruz.

Şimdi İslam alimleri eee ilk dönemlerden bu yana eee tevhidi üç kısma ayırmışlar. Yani Allah hakkında olması gereken itikadı üç kısma ayırmışlar. Bunlardan birincisi nedir? tevhidül uluhiye. İkincisi tevhidül rububiye. Üçüncüsü de tevhidül esmai ve sıfat. Eee, rububiyet tevhidi, uluhiyet tevhidi ve isim ve sıfat eee tevhidi.

Şimdi bunu peki niye böyle bir ayrıma gitmişler? Bunun sebebi ne? Böyle bir ayrıma gitmelerinin eee araştırma yöntemlerinden bir tanesi, akıl yürütme yöntemlerinden de bir tanesinin adı istikradır. İstikra ne demektir? İstikra şu demektir. Cüzi birtım delilleri yan yana koyuyorsunuz. Bir konu hakkında, bir konudan bahseden delilleri, cüzi delilleri, tikel delilleri yan yana koyuyorsunuz. Bunları yan yana koyduktan sonra bu sizde genel bir kanaat oluşturuyor. Külli bir kanaat oluşturuyor. İşte buna istikra eee diyoruz. Tekil örneklerden yola çıkarak bir sonuca ulaşmak, bir hükme varmak, bir yargıya, yargıya varmak buna istikra deniyor.

Şimdi İslam alimleri Kur'an-ı Kerim'de Allah'ın celle celalüu varlığına ve birliğine delalet eden nasları bir araya topladıkları zaman bakmışlar ki biz bunları üç başlık altında toplayabiliriz. Uluhiye tevhidi, rububiyet tevhidi, isim ve sıfat tevhidi.

Uluhiyet tevhidi ne demek? Uluhiyet tevhidinden kastettikleri şey şudur. Allah'ın celle celalü Allah'a yapılması gereken eylemlerde Allah'ı birlemek. E buna uluhiye tevhidi eee demişler. Allah'ın yapılması gereken, Allah'ın birlenmesi gereken eylemlere ne diyoruz? İbadet diyoruz. İfradullahi bil ibade. Allah'ı ibadette birlemek. Yani ibadeti yalnızca Allah'a yapmak. Hiçbir şeyi Allah'a ibadetinde ortak koşmamakullah. Allah'a kulluk ediniz ve hiçbir şeyi Allah'a ortak koşmayınız ayetinin Türkçesi gibi eee düşünün. İfradullahi bil ibadı ibadette birlemek.

Peki niye buna uluhiyet tevhidi demişler? Yani bu Allah'ı ibadette birlemeye. Çünkü demişler biz hem Arap lügatına baktığımızda hem de şeri kullanıma baktığımızda ilah kendisine ibadet edilendir. İlah kendisine ibadet edilendir. Haliyle Allah'a ibadet, ibadeti Allah'ta birlemek, ibadetin türleri gibi bütün konular ve mevzular hepsi nereye döner demişler. Hepsinin döndüğü yer uluhiyet tevhidir. Sebep çünkü ilah kendisine ibadet edilen demektir. Önce bunu lügata dayandırmışlar. Mesela İbnü'l Faris meşhur lügatçı der ki hemze, lam ve ha yani bu üç harfin yan yana gelmiş olduğu asıl teabbede demektir. İbadet ettiği demektir. Mesela cevheri der ki ilah ilahe demek abede ibadeten demektir. Yani ibadet ettiği, ibadet edilen ilah da mabud anlamındadır. Yani kendisine ibadet edilen anlamındadır. Diğer dilcilere baktığınızda da aynısını görürsünüz. Mesela İbn Manzur gibi Lisanül Arap'ta e elihe kökünün veya elehe kökünün hakikatte öz anlamında taabbut anlamında olduğunu ibadet etme anlamında olduğunu ve ilahın da ismi meful eee an kalıbında yani ismi meful kalıbında değil ismi meful anlamında kendisine ibadet edilen olduğunu söylemişler.

Peki Kur'an-ı Kerim geldiğinde Arapların bu gündelik kullanımını değiştirmiş mi? Değiştirmemiş. Kur'an-ı Kerim de ilahı kendisine ibadet edilen anlamında kullanmış. Şimdi biliyorsunuz dil ile şeriat arasındaki münasebet değişebiliyor. Şeriat geldiğinde insanoğluna son hitap Arapça oldu. Allah celle celalüu insanlara Arapça hitap etti. Bazen Arapların kullandığı kelimeyi olduğu gibi aldı. Hiçbir değişiklik yapmadan şeriatta da kullandı. Çok yaygın olan kelimelerin birçoğu böyledir. Bazen İslam ne yapmış oldu? Kelimeyi daralttı. Yani Arapların çok geniş anlamda kullandığı kelimeleri e İslam getirdiği daraltı mahsus bazı ibadetler için kullandı. Namazla zekat mesela işte namaza Araplar dua anlamı verirken İslam onu belli vakitlerde yapılan bir ibadet olarak isimlendirdi. Veya zekat umumen arınma ve artışa delalet ederken İslam onu getirdiği mali bir ibadetin ismi haline getirdi. Daralttı. Bazen de İslam ne yaptı? Bazen de İslam bir Arapların vermiş olduğu manayı çok çok daha genişletti. Daha geniş anlamlarda kullandı. Cihat eee kelimesinde olduğu gibi, cihat kavramında olduğu gibi Araplar bunu mücadele için kullanırken İslam bunu çeşitlendirdi, detaylandırdı. Dil ile yapılan davete, mal ile yapılan infağa, işte efendim kılıçla yapılan savaşa, bunların hepsine İslam e cihat demiş oldu. İlah meselesi 1. sınıfa giriyor. Yani İslam'ın geldiği, Arab'ın kullandığı anlamda aldığı ve İslam'ın kullandığı, Arab'ın kullandığı anlamda kullandığı anlama ilah diyoruz. Yani ibadet, eee, mabudiyet. Mesela Enbiya suresinde Allah celle celalüü ne diyor? La ilahe ill senden önce hiçbir peygamber göndermeyelim ki biz mutlaka ona şunu vahyetmişizdir. Benden başka hiçbir ilah yoktur. Pek güzel. La ilahe illa ene. Ne demek ya Rabbi? La ilahe illa ene. Benden başka ilah yoktur. Faudun. Bana ibadet edin. Değil mi? Fabudun. Buradan anlıyoruz ki benden başka ilah yokturun. Gündelik hayattaki karşılığı fabudundur. Allah'a celle celalüu ibadet edin. Allah'a celle celalüu kulluk edin. Bu aynı zamanda Kur'an'ın kendini tefsir edişine de bir örnektir. Yani lafzın bizzat kendisini tefsir etmesi lafzın manasına delet etmesinin örneklerinden bir tanesidir. Veya mesela diyelim ki Meryem suresinde Allah celle celalüu müşriklerle ilgili ne demişti? iz Onlar Allah'ın dışında ilahlar edindiler. Ne amaçla bu ilahları edindiler? Kendilerine izzet kaynağı olsun diye. Yani dünyada onlara izzet sunsun. Ahirette şefaatçi olsun. Onlara değer kalsın diye. Şimdi bir sonraki ayette Allah kıyamet sahnesine geçecek ve diyecek ki o ilah edindikleri onları inkar edecekler, reddedecekler. Şimdi biz ne bekliyoruz? Şunu bekliyoruz. Diyecek ki Allah, "Onlar onların ilah edinmelerini reddettiler. Ama öyle demiyor." Hayır. Asla. Onlar o ilah edindikleri onların ibadetlerini, tapınmalarını reddedecekler diyor Allah Azze ve Celle. Şimdi biz buradan anlıyoruz ki müşrikin Allah'ın dışında izzet kaynağı olsun diye ilah edinmesinin tefsiri Allah'ın dışında ibadet edeceği mercii araması kendine Allah'ın dışında kulluk edeceği birtım varlıkları eee edinmesidir. Bu da mesela yine Kur'an-ı Kerim'in Kur'an-ı Kerim'e tefsirine örneklerinden eee bir tanesidir.

Sünnette de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem uluhiyeti ibadet anlamında eee kullanmış. Tabii ben sünnette derken bunu şöyle anlayabilirsiniz. Zikredeceğim lafızlar bizzat peygamberimizin ağzından çıkmamış olabilir. Büyük ihtimalle bunlar mana ile rivayet. Yani o dönemdeki sahabe peygamberden duyduğunu tabiine tabiin de bize aktarırken eş anlamlı gördükleri kelimeleri bize naklettiler. Bu o dönemdeki rivayetlere baktığımız zaman manayla rivayet edeceklerinde ilah lafzının yerine eş anlamlı olarak ibadet lafzını kullandıklarını görüyoruz. Mesela örnek veriyorum. Buhari ile Müslim'in rivayet etmiş oldukları Peygamberimizin sallallahu aleyhi ve sellem Ebu Musa eleşari ile Muaz ibn Cebel'i Yemen'e gönderirken onlara bir emirde bulundu. Dedi ki siz ehli kitap olan bir kavme gidiyorsunuz. Doğru mu? Onlara ilahe illallah. Onları ilk çağırdığınız şey Allah'ı birlemek olsun dedi peygamberimiz. Yani Allah'tan başka ilah olmadığını ikrar etmek olsun. Dedi. Şimdi bunun bizim elimizde farklı şeyleri var. Farklı rivayetleri var. Manayla rivayetleri var. Sahihte varit olan. Mesela bunlardan bir tanesi nedir? İla en yuvahidullahe. Allah'ı birlemeye onları davet et. Burada anlıyoruz ki şeyin karşılığı eee la ilahe illallah'ın bir karşılığı da Allah'ı birlemektir. Yani manayla rivayet edenlerin o günkü sahabe ve tabiin dünyasının zihin dünyasında la ilahe illallah'ın bir anlamı da Allah'ı birlemektir. Başka ila ibadetillah onları Allah'a ibadete davet et. Yine anlıyoruz ki o günkü dönemin insanlarının zihin dünyasında la ilahe illallah'ın eş anlamlısı Allah'a şey etmektir. Eee Allah'a ibadet, Allah'a ibadet etmektir. Mesela bunun örneklerinden yine bir tanesi nedir? Buel islam alamsin. Yine Buhari ile Müslim'in İbn Ömer'den rivayet ettikleri eee İslam beş şey üzerine bina edilmiştir. İşte kelime-i şehadet ve dört farz dediğimiz namaz, zekat, oruç ve hac üzerine bina edilmiştir. Bu hadisin Müslim'deki bir lafzında şöyle ifade ediyor raviler bu hadisi bize naklederken. İslam alamin alallah Allah celle celalü birlemek üzerine bina edilmiştir. Bu bir lafız. Bir diğer lafız neah? Allah sadece Allah'a kulluk edilsin ve Allah'ın dışında ibadet edilenlerin tamamı da inkar edilsin. Bunun üzerine kurulmuştur. Yani La ilahe illallah'ın eee sahabe ve tabiin neslindeki eş anlamlılarından bir tanesi nedir? Onların zihin dünyasına yalnızca Allah'a kulluk edilsin ve Allah'ın dışında ibadet edilen her şey de reddedilsin. Yani tahutlar inkar, tahutlar inkar edilsin. Tevhidi bu şekilde, kelime-i şehadeti bu şekilde anlamışlar. İşte bu ve bunun gibi eee ibadetin ne olduğu, ibadetin yalnızca Allah'a yapılması gerektiği, Allah'a ibadet etmemizin sebepleri. Bunu inceleyen tevhidin dalına ne diyoruz? Tevhidül uluhiye. Eee diyoruz. Niçin buna tevhidül uluhiye demişler? İlah ibadet edilendir. Lügattaki ve şeriattaki karşılığını söyledik zaten.

İkincisi tevhid-i rububiyedir. Allah'ın celle celalüu rabliğini ve rabliğinin ahkamını inceleyen eee kısma buna da tevhid-ü rububiye eee diyoruz. Tevhidu arrububiye diyoruz. Yani ne demek bunun anlamı? Tevhit ilminde eee Allah'ın rububiyetine karşı görevlerimizin ne olduğunu bize anlatan, Allah'ın Rab olmasının ne anlama geldiğini bize izah eden o bölüme buna da tevhidir rububiye. Eee diyoruz.

Şimdi tevhid-i rububiye ne demek? Kastettikleri şey şudur. Tevhid-i rububiye demek eee Allah hakkında inanmamız gereken itikada tevhid-i rububiye diyoruz. Allah'a ait olan, sıfat olan, özellik olan ve bizim de inanmamız gereken eee şeylere tevhid-i rububiye diyoruz. Mesela ne gibi? Allah'ın yaratıcı olması, rızık verici olması, yaşatması, öldürmesi, eee alemin işlerini tedbir etmesi, alemin işlerini çekip çevirmesi, yağmuru yağdırması, rüzgarları estirmesi. Bunların hepsi tevhid-i rububiye kapsamındadır. Bunu nereden biliyoruz? Hem kelime anlamından bunu biliyoruz. Çünkü Rab terbiye ve tasarruf edendir. Çekip çevirendir. Eee, hem Arap lügatından bunu biliyoruz hem de Kur'an'daki kullanımlarında eee, rububiyetin izah edilmiş olduğu yerlerde kainatın işlerinin eee, tedbirinden bahsedildiğini görüyoruz. Mesela Araf suresinde ne diyor Allah? Değil mi? Sizin rabbiniz olan Allah kimdir? Gökleri ve yeri 6 günde yaratan, sonra arşa istiva eden. Gecenin peşinden gündüzü, gündüzün peşinden geceyi getiren. Ya peş peşe onları hiçbir ağırlıksız olmadan onları getiren, güneşi, ayı ve yıldızları emrine musahhar kılan, yaratmanın ve emretmenin kendisine ait olduğu alemlerin rabi olan Allah ne? Alemlerin rabbi olan Allah ne yücedir? Allah celle celalüu eğer bir yerde rububiyetini tefsir ediyorsa, eee, bize o rububiyetin genelde kainatın işlerini çekip çevirmek, yaratmak, rızık vermek, tedbir etmek olduğunu görüyoruz. Buna da rububiyet tevhidi diyoruz.

Bir de isim ve sıfat tevhidi dediğimiz eee, tevhit var. O ne demek? O da şu demek. Şimdi Allah Celle Celalüun birtım isimleri ve birtım sıfatları var. E Kur'an-ı Kerim'de bize haber verilen bu isim ve sıfatların ne olduğu ve bunlara karşı bizim sorumluluğumuzun ne olduğunu anlatan eee tevhidin ilgili kısmına isim ve sıfat tevhidi diyoruz. Bunun nereden alınmış? Bu mesela Kur'an-ı Kerim'de dört ayrı ayeti kerimede Allah azze ve celle diyor ki ve lillahil esmaül hüsna en güzel isimler Allah'a eee aittir. Ve akabinde de bir hüküm inşa ediyor bunun üzerine. Onlar ile Allah'a dua edin. Onlar ile Allah'a kulluk edin diyor Allah celle celalüüu. Şimdi biz buradan anlıyoruz ki Allah'ın bazı isimleri var Kur'an-ı Kerim'de bize haber verilen ve bu isimlere karşı bizim bazı sorumluluklarımız var. Bunlardan bir tanesi nedir? Bu isimlerle Allah'a dua etmek, bu isimlerle Allah'a kulluk etmektir. Şunu da anlıyoruz. Yani insanlar uluhiyette şirke düştükleri gibi, rububiyette şirke düştükleri gibi Allah'ın isim ve sıfatlarında sapma dediğimiz bir şey var. Değil mi? Onun isimlerinde sapanları da kendi hallerine bırakın. Yani onlardan yüz çevirin, onlarla ilgilenmeyin diyor. Demek ki eğer bize bir tevhit ilmi olmazsa Allah'ın isimlerini ve bu isimlere karşı sorumluluklarını bize öğretmezse ilhat dediğimiz şey başlıyor. İlhat meyl etmek demek yani sapmak eee demek Allah'ın isimlerinde sapma başlıyor. Allah'ın sıfatlarından kastımız ne? Mesela Kur'an-ı Kerim'de Allah celle cel Celalüu diyor ki ve lillahil meel en yüce sıfatlar en yüce mesel. Mesel sıfat demektir. En yücel mesel en yücel sıfat. Yüce sıfat Allah'a celle celalüü aittir. Yine o Buhari ile Müslim'in rivayet etmiş oldukları eee meşhur bir hadis-i şerif var. Eee bir sahabe var. Peygamberimizin eee seriyeyle görevlendirdiği, gönderdiği namaz kılarken sürekli farz eee Fatiha'dan sonra şey okuyor. İhlas suresini okuyor. Sahabe de şaşırıyor bunu. Gelip bunu peygamberimize soruyorlar. Yani böyle böyle bir durum oldu. Bize namaz kıldıran bu imam hep böyle şey okuyor. Eee, ihlas suresini okuyor. Peygamber aleyhisselatu vesselam ona sorunca on sorun niye böyle bir şey yapıyor? Diyor ki çünkü o şahıs bunu söylüyor. O sahabe sıfatür rahman. Çünkü o rahmanın sıfatıdır. Ve ben onu okumayı seviyorum. Yani Allah'ın sıfatlarını anlattığı için, Allah'ı tanıttığı için ben onu okumayı seviyorum. Peygamber de diyor ona haber verin. Allah da onu seviyor. Yani o Allah'ı sevip onun sıfatlarını zikretmeyi sevdiği için Allah da Celle Celalü onu seviyor. Buradan anlıyoruz ki işte Allah ahadtır, Allah samettir, doğmamıştır, doğrulmamıştır. Eee dediğimiz zaman hiçbir şey onun dengi değildir. Bunlar Allah'ın celle celalü sıfatlarıdır. Eee bu hadis-i şerifte isimlendirildiği gibi. Bir de bize bunu anlatan işte ilmin bu dalına da isim ve sıfat tevhidi diyoruz.

Peki soru şu. Ehli sünnet alimleri bu eee tevhidi kısımlara ayırdıkları zaman bunları birbirinden müstakil eee birbirinden ayrı şeyler olarak mı görüyorlar? Tamamen bağımsız. Bu soracağım soru önemli bir soru. Çünkü günümüzdeki birçok tartışmanın da şeyini oluşturuyor. Temelini oluşturuyor. Bu diyelim ki bir ehl sünnet alimi, uluhiyet, rububiyet ve isim ve sıfat tevhidi dediğinde bunlar tamamen birbirinden müstakil, tamamen birbirinden bağımsız, hiçbir şekilde birbirleriyle alakaları olmayan üç ayrı daldan mı bahsediyorlar? Yoksa her biri bir diğerinin temeli olan, her biri bir diğerinin gerektiricisi olan, her biri bir diğerinin illeti olan, birbiriyle tamamen içe geçmiş üç ayrı şeyden mi bahsediyorlar? Bu ikincisi. Yani ehli sünnetin yanında rububiyet, uluhiyet ve isim ve sıfattan bahsettiğimiz zaman bunlar aslında aynı zamanda her biri bir diğerinin temelidir. Her biri bir diğerinin illetidir. E bu şekilde olaya bakarlar. Mesela örnek veriyorum daha iyi anlaşılsın diye konu Bakara suresinin en e başında Allah azze ve celle bize ne diyor? Ey insanlar eee sizi ve sizden öncekileri yaratan Allah'a ne yapın? kulluk edin. Ona ibadet edin diyor. Şimdi ibadet etmek uluhiyet tevhidinin gereğidir. Yaratıcı olmak rububiyet tevhidinin eee gereğidir. Biz niye Allah'a ibadette birliyoruz? Niye uluhiyet tevhidi üzere Allah'a kulluk ediyoruz? Çünkü bizi yaratan Allah olduğu için. Yani o bizim rabbimiz olduğu için biz ona ibadet ediyoruz ve onu ilah olarak birliyoruz. Şey anlaşılıyor değil mi? Aradaki şey anlaşılıyor. Veya mesela örnek veriyorum. E daha iyi eee şey olsun diye. Eee ve ilahukum ilahu vahid. La ilahe illa hu rahman rahim. Sizin ilahınız yine Bakara suresinin tek bir ilahtır ve o rahman ve rahimdir. Tamam bizim ilahımız tek bir ilahtır. Rahman rahimdir. Ona kulluk edeceğiz. Onu anacağız. Onu seveceğiz. Ona rahbet edeceğiz. Güzel. Peki bunun gerekçesi ne? Değil mi? Ayet devam ediyor. Yerin ve göğün yaratılmasında eee Allah Celle Celalüu'nun böyle denizlerde o gemileri yürütmesinde rüzgarları bunlar hepsi neyin şeyi? Hepsi rububiyetin tecellileri. Doğru mu? Allah rüzgarı estirdiği için ben Allah'a namaz kılıyorum. Allah bana rızık verdiği için ben Allah'a secde ediyorum. Allah celle celalüu beni var ettiği için, yoktan var ettiği için ben Allah celle celalüye tevekkül, Allah celle celalüe tevekkül ediyorum. Şimdi bakın ne olmuş oldu aslında rububiyet tevhidi uluhiyet tevhidinin gerekçesi, uluhiyet tevhidinin kolaylaştırıcısı, kolaylaştırıcısı oldu. Ve mesela biraz önce bir ayet okuduk Araf suresinden. Ve lillahil husna biha en güzel isimler Allah'ındır. Onunla Allah'a dua edin dedi. Dua etmek hangi tevhidin kısmındandır? Uluhiyet tevhidinin değil mi? Çünkü ibadettir. Peki biz niye Allah'a dua ediyoruz? En güzel isimler onun olduğu için çağrılmaya en layık olan da isimler tevessül edilmeye en layık olan da alemlerin Rabbi olan Allah eee olmuş oluyor. Yani bizim o zaman şöyle de toparlayabiliriz aslında. Bizim inancımızda eee rububiyet tevhidiyile isim ve sıfat tevhidi itikadi boyutu marifet ve itikat boyutunu ifade ediyor. Yani benim Allah'la ilgili inanmam gereken, Allah'la ilgili celle celalüu bilmem gereken, Allah'la ilgili azze ve celle inanmam gereken bütün o şeylerin hepsini bu ikisi kapsıyor. İsim ve sıfat ile rububiyet tevhidi. Benim kulluğum, amellerim, eylemim, kastım ve talebim. Yani yüreğimdeki kasıt, rağbet, yöneliş, kulluk, azim, himmet. Bunların hepsinde ne kapsıyor? Uluhiye tevhidi. Uluhiyet tevhidi kapsı yok haliyle. Eee, bu birinci şeydi. Yani uluhiyet tevhidi, rububiyet tevhidi, isim ve sıfat tevhidi şöyledir. Birbirinden asla şey yapamaz, ayrılamaz. Birbirinin illeti, birbirinin gerekçesidir.

İkinci şeyi söylüyorum. Bir insanın eğer uluhiyet tevhidinde Allah'a şirk koşuyorsa, örnek veriyorum, sapmışsa bu onun rububiyet tevhidinde bir problem olduğundan dolayıdır. İsim ve sıfat tevhidinde bir problem olduğundan dolayıdır. Yani şöyle bir insan tasavvuru yoktur ehli sünnette. Rububiyet tevhidinde dört dörtlük iman etmiştir ama uluhiyet tevhidinde Allah'a şirk koşuyordur. Böyle bir insan eee şey olamaz. Böyle bir insan modeli olamaz. Uluhiyet tevhidindeki bütün sapmalar rububiyet tevhidi ve isim ve sıfat tevhidindeki sapmaların bir neticesidir. Yani oradaki eksiklik, oradaki zaaflar, oradaki cehalet insanın uluhiyet tevhidinde cehalete düşmesine sebebiyet verir. Örnek veriyorum mesela şimdi Mekke'li müşrikleri düşünün. Eee, misal olarak söylüyorum. Mekke'li müşrikleri düşünün. Mekke'li müşrikler eee Allah'tan başka bazı varlıklara dua ediyorlar. Onlardan izzet umuyorlar. Onlardan yardım talep ediyorlar. Bunların hepsi uluhiyet değil mi? Dua etmek, yalvarmak, yakarmak, beklemekle ilgili bir şey. Peki bu yalvardıkları insanlar kimler? Bu putlar, bu varlıklar kimler? Melekler. Melek olduklarına inanıyorlar. Veya kimler? Cinler. Değil mi? Cin olduklarına inanıyorlar. Veya kimler? Salih insanların ruhları değil mi? Peki niçin bunlara dua ediyorlar? Meleklerin Allah'ın kızları olduğuna inanıyorlar. Rububiyet tevhidi ile ilgili bir problem değil mi? Çünkü Allah'ın çocuk edinmeyeceği, Allah'ın bir eşinin olmayacağı hangi tevhidin kısmındandır? Rububiyet ve isim ve sıfat tevhidinin kısmındandır. Bak buradaki bir problem Allah'a çocuk nispet ettiklerinde doğal olarak uluhiyet tevhidindeki bir probleme sebebiyet veriyor. Onlara dua ediyorlar. Onlara aracılık kılıyorlar. Cinler mesela cinlere kulluk ettiklerini biliyoruz. Niye? Şimdi Kur'an-ı Kerim bize bunun gerekçesini anlatıyor. Asaffat suresinde değil mi? Allah'la cinler arasında bir nesep bağ kurdular. Şimdi siz birinin Allah'ın yakını olduğuna inandığınızda kalbiniz ona rağbet etmeye başlıyor. Çünkü Allah sizin gönlünüzde en yüce olduğu için ona yakın olan şeyler de sizin gönlünüzde bir şey oluşturuyorlar. Rabbet, umut, korku e oluşturuyorlar. Cinlere şey yapıyorlar, yöneliyorlar. Salih insanlar mesela salih insanlardan niye istiyorlar? Salih insanlardan istemelerin nedeni Allah'ın onların ruhlarını kutsadığına inanıyorlar. Değil mi? Yani Allah celle celalü onların ruhunu kutsadığına, onların ruhuna bazı tasarruf yetkisi verdiğine inanıyorlar. Mesela diyor ki adam, "Ruh, insan öldüğünde" diyor, "Ruh kından çekilmiş kılıç gibidir. Çünkü diyor, ruh cesetteyken ceset onun hapishanesidir." Yani ruhun hareket etmesine engel oluyor. Ceset ölünce ruh hapishaneden çıkmış, özgür kalmış bir insan gibi dilediği gibi hareket ediyor. Tasarruf etmek neyin konusudur? Tasarruf. Tasarrufta sınırlar. Mesela şimdi örnek veriyorum. Diyelim ki ben öldüren kimdir? Allah. Ama melekül mevut öldürüyor diyorsun. Öldüren kim? Allah. Ama melekül mev öldürüyor diyorsun. Çünkü o tasarruf yetkisini ona veren Allah. Bak tasarrufun yetkisi de yine rububiyet tevhidiyile alakalıdır. Amas şimdi desen ki halis beni öldürdü kafir oluyorsun. Melekül mevut beni öldürdü dediğinde muahit oluyorsun. Doğru mu? Aradaki fark ne? Yani öldürmeyi hakiki anlamda söylüyorum tabii sebebiyet anlamında değil. Öldürmeyi şeye nispet ettiğinde, insana nispet ettiğinde kafir oluyorsun. Çünkü yaşatan da öldüren de Allah'tır. Hatta işte Nemrut e veya İbrahim Aleyhisselam'la tartışan melik değil mi? Öldürmek suretiyle Allah'a kafa tuttu. Ben de öldürüyorum dedi gibi. Ama melekül mevut öldürüyor dediği zaman küfre düşmek bir tarafa meleklere iman babından Allah'a yakınlaşıyorsun. Çünkü ona o tasarruf yetkisini veren Allah. Tasarruf Allah'ın elinde olduğu için o yetkiyi de dilediğine verecek olan Allah. Mesela gayp bilgisi Allah'a aittir. Bu hangi itikadın konusudur? Rububiyet tevhidinin ve isim ve sıfat tevhid. Elalim isminin konusudur. Ama diyorsun ki Allah resullerden dilediğine dilediği kadarına gayp ilmini bildirebilir diyorsun. Çünkü bu yetki Allah'ın elinde olduğu için Allah bu yetkiden dilediğine dilediği kadar şey verebilir. Eee pay verebilir. Bu Allah Celle Celalüun bileceği onun tasarrufunda tasarrufunda olan bir şey. Şimdi onlar salih insanların ruhlarına dair tasarrufu Allah'ın vermediği bir tasarruf yetkisini onlara verince bu onları onlarla Allah'a şirk koşmak, darda kalınca istikasette bulunmak. onlara yalvarmaya, yakarmaya götürüyor. Bu dediğimi çok iyi anlamalıyız. Ehli sünnetin yanında uluhiyet tevhidindeki her sapmanın kaynağında rububiyet tevhidi, isim ve sıfat tevhidindeki sapma mutlaka şeydir. Mutlaka sapmanın eee bir şeyi vardır. Bir izi yani bir etkisi etkisi vardır. Bu şundan önemli belki diyebilirsiniz. Hani hoca bunu şimdi şu an niye anlattı bu kadar bize? Şunun için günümüzde bu konuda ehl sünnete itiraz edenlerin tamamı ehli sünnetin mezhebini yanlış anladıklarından ötürü itiraz itiraz yöneltiyorlar. Tam anlamadıkları için eee bu mezhebi şey yöneltiyorlar, itiraz yöneltiyorlar. Birazdan zaten bu şeyleri eee bu itirazlara da kısmen nasip olursa inşallah değineceğim.

Şimdi bu itirazlardan birincisi bu yapmış olduğumuz ayrıma yönelik bazı itirazlar var. Bunlardan birincisi tevhit lafzına yönelik eee bir itiraz e var. Tevhit lafzına yönelik. Şimdi diyorlar ki bu tevhit lafzı şeri bir lafız değil. Yani siz bunu bir ilmin ismi yaptınız. Şeri kitapların ismi haline getirdiniz. Ama diyorlar bu eee şeri bir lafız değil. Şeri bir lafız olmadığı için de kullanımı doğru değil. Eee diyorlar. Bu biraz özellikle son dönemlerde tevhidi, tevhit inanışını politik, siyasi bir inanış olarak kabul edenler var. Yani örnek veriyorum mesela ülkede diyelim Türkiye'yi düşünün. Eee işte Kürt milliyetçisi var, Türk milliyetçisi var, liberaler var, demokratlar var, değil mi? Komünistler var, sosyalistler var. Adam onların yanına bir politik ekip olarak tevhitçileri de ekliyor. Ehli tebi de tevhit. Yani bunu da sisteme muhalefet etmek için bir ideoloji gibi düşündüğü için bak Kur'an'da da yok zaten diyor. Bunlar bir şey uydurmuşlar. Eee tevhit gibi bir lafız uydurmuşlar diyor ve bu lafız üzerinden politik muhalefet politik muhalefette bulunuyorlar. Eee bu tabii bunun bir eee siyasetle bir alakası var bu konunun. Siyasetle alakası şu. Müşrikler tarih boyunca sürekli tevhit davetini politize etmek istemişler. Yani toplumsal bir muhalefet, ekonomik bir muhalefet, siyasi bir muhalefet gibi tasnif etmek istemişler. Çünkü dini bir muhalefet dediğiniz zaman din fıtri bir şey olduğundan herkesin dikkatini çekiyor. Ya bu adamlar Allah adına, din adına bize muhalefet ediyorlar dediğinizde herkesin fıtratında Allah'a tapınma, herkesin fıtratında dine ihtiyaç olduğu için herkes kulak kesiliyor. Ama siz dediğinizde bu adamlar politiktir, siyasi bir akımdır, bir ideolojidir dediğinizde adam sizi bir milliyetçiyle, bir komünistle, bir sosyalistle eşit şeye getiriyor. Bir liberalle sizi eşitlemiş oluyor. Ya bu çok eski bir şey. Bu yeni bir şey. Eee, yeni bir şey değil. Mesela şeye ne demişlerdi? Musa Aleyhisselam'la, eee, Harun Aleyhisselam'a, kavimlerine tevhit davetini getirdiklerinde ve tekel kibriya, büyüklük sizin olsun diye bu daveti getirdiniz dediler. Yani sizin bir şeyiniz var. Eee, bir amacınız var. Siyasi bir konum elde etmek için bu tevhit davetinden, büyüklük elde etmek için bu tevhit davetinden bahsediyorsunuz dediler. Yani bir nevi eee şeyi biraz böyle politize ettiler. Mesela peygamberimize geldiklerinde ne dediler? İstiyorsan dediler seni başımıza melik yapalım. İstiyorsan seni aramıza katalım. İstiyorsan sana malalım. Şimdi bu ne demektir aslında? Alt mesaj ney? Alt metin senin la ilahe illallah davetini getirmenin nedeni para elde etmek. Güzel kadın elde etmek, makam elde etmek buysa biz sana verelim zaten bunu. Eee dediler. Şimdi burada aslında konu peygamberi pazarlığa çekmekten daha ziyade toplumun gözünde peygamberin davetini politize etmek, dünyevi bir davetle eee eşitlemek. Şimdi günümüzde de tevhit davetine müşrikler bu gözle baktıkları için tevhidi de böyle şey gibi ideolojik bir şey gibi algılıyor. Oysa öyle değil. Tevhit şeri bir lafızdır. Peygamberin, peygamberin sahabesinin daha sonradan gelen eee ulemanın İslam inancını ifade etmek için kullandıkları bir lafızdır. Mesela bu İmam Müslim'de Cabir eee radıyallahu anh'ın bize nakletmiş olduğu peygamberimizin hac sıfatı var. En uzun elimizdeki peygamberimizin haccını bize anlatan rivayet Cabir'in rivayetidir. Cabir orada lebbeyk Allahümme lebbeyk dediğimiz o telbiyeyi ifade ederken peygamberimizin telbiye getiriş ile ilgili ne diyor? Fehlelle bhidi peygamberimiz tevhit ile telbiyede bulundu. Lebbeyk Allahümme lebbeyk dedi diyor. Bunu tevhit diye şey yapıyor. Bunu tevhit diye isimlendiriyor. Mesela biraz önce size eee iki tane hadisten bahsettim. Biri Buhari ile Müslim'in eee Ebu Said Hudri'den rivayet ettiği Muaz ibn Cebel'in Yemen'e gönderilmesi. Bir de Buhari ile Müslim'in Abdullah ibn Ömer'den naklettiği İslam'ın beş yi üzerine bina edildiği hadisi. Her ikisinde de la ilahe illallah kelimesinin manayla rivayetinde ne demişti? Allah'ın birlenmesi. Yani onları Allah'ı birlemeye ila en yüvahidullah Allah'ı birlemeye davet et. Veya İslam beş şey üzerine bina edilmiştir. Al en yüvhaallah. Allah birlensin eee diye. Tevhit Allah'ın birlenmesi şeri bir lafız olarak eee kullanılıyor. Mesela İmam Ahmed'in rivayet ettiği bir hadis var. Bazı eee sahabiler gelip peygamberimize bir soru soruyorlar. Diyorlar ki yani eee mesela babalarımız cahiliyede bir adakta bulundular. Adak adadılar. Bir kısmını yaptılar bir kısmını da yapamadılar. Öldüler. Şimdi biz İslam'da onların yerine onların cahiliyedeki adaklarını yapsak bu onlar yerine yerine gelebilir mi? Peygamber aleyhissalatu vesselam soruyu soran dedi ki ebuke senin babana gelince inhidi eğer tevhidi ikrar etmiş olsaydı dedi aleyhissalatu vesselam ve sen onun yerine tasadduk etseydin onun borçlarını ödeseydin babana faydası olurdu. Aleyhissalatu vesselam onun babasının müşrik oluşunu, İslam olmamış oluşunu ifade ederken neyi kelimesini kullandı? Tevhidin ikrar edilmesi. Akarra bir tevhidi dedi sallallahu aleyhi ve sellem. Bu genelde birinci şeyleri yani birinci itirazları bu yönde olmuş. Demişler ki eee bu lafız şeri bir lafız değil. Bu şeri bir lafızdır. Fakat kendileri bilmedikleri için eee kendi cehaletlerini bilmedikleri şeyin yok olduğunu düşünmüşler.

Şimdi ikinci itiraz da şudur. Bu özellikle günümüzde çok daha yaygın bir hale geldi ve artık siyasi politik bir boyut da kazanmış vaziyette. Şimdi diyorlar ki bu tevhidin üçe taksim edilmesi ilk defa İbn Teymiye ile başlamış bir şeydir. Birinci şey bu. Birinci iddia bu. İlk defa İbn Teymiye ile başlamış ve bir şeydir. Ve diyorlar ki bu daha sonra bu kitabın da yazarı olan Muhammed ibn Abdülvehab'ın elinde bir silaha dönüşmüştür. Tasavvuf ehlini katletmek, tasavvuf ehliyle savaşmak, tasavvufa düşmanlık etmenin gerekçesi haline getirilmiştir. Eee diyorlar. Niye peki? İşte bunu söylemelerinin bir nedeni de var. Çünkü diyorlar eee Muhammed ibn Abdülvahhab veya İbn Teymiye gibi alimler şöyle bir iddiaları var. Müşrikler rububiyet tevhidinde muvahhit idi. Uluhiyet tevhidinde Allah'a şirk koştular. eee diyorlar. Müşrikler rububiyet tevhidinde muvahhit idi. Fakat e uluhiyet tevhidinde yani ibadette, duada, istighasede Allah'a eee şirk koştular. Veya diyorlar ki diyorlar günümüzde de bir insan Allah'ın var olduğunu, bir olduğunu kabul etse de sadece ona dua etmediği müddetçe, sadece ona kulluk etmediği müddetçe İslam dinine giremez. Dört asıldaki o meseleyi özellikle zaten o kaideyi özellikle zikrederler. Bak Muhammed ibn Abdülhab açık bir şekilde eee bunu söylüyor. Eee diyorlar bu eee itiraz iki türlü bir hata üzerine bina edilmiş. Bir eee bu ayrımın ilk defa bunlarla başladığını söylemek zaten bir hata. Muhammed ibn Abdülvahb veya İbn Teymiye ile başladığını söylemek bir hata. İki bu konuda İbn Teymiye'nin ve ondan sonra gelip onu takip eden alimlerin mezhebinin tespit edilmesinde de bir hata eee var. Yani İbn Teymiye eee müşrikler rububiyet tevhidinde muvahhitti. Uluhiyet tevhidinde müşrik değil. Böyle bir şey söylemiyor. Mekke'li müşrikler rububiyet tevhidinin bazı cüzlerini kabul ediyorlardı. Ama bu onların İslam'a girmesi için yeterli değildi. Diyor. Yani bu onların rububiyet tevhidini kamil anlamda kabul ettikleri, orada hiçbir problemlerin olmadığı, sadece ve sadece uluhiyet tevhidinde şirke düştükleri eee anlamına gelen bir şey değil. Çünkü rububiyet tevhidinin kısımları var. Yaratmak gibi, rızık vermek gibi, kainata tasarruf etmek gibi, fayda vez gibi bir sürü Allah'ın yaratıcı olduğuna ve bunları verdiğine e dair ikrar anlamında evet bunları söylüyorlar. Ama bu onların rububiyet tevhidini tam kamil anlamıyla kabul ettikleri hiçbir eksiklik ve problem olmadan tevhit davetin rububiyet tevhidinde muvahhit oldukları anlamına eee gelmiyor. Kesinlikle İbn Teymiye'nin mezhebini yanlış tespit edince üzerine de yanlış birtım şeyler eee bina etmişler. Hükümler bina etmişler.

Şimdi vefat tarihi 387 olan eee İbn Batt eee isimli eee bir hadis ehlinden bir alim var. El Ibanetül Kubra diye bir şey var. El Ibanetül Kubra diye bir kitabı eee var. Mesela kitaptaki ifadeyi aynen okuyorum size. Eee yani İbn Teymiye'den yaklaşık 4 asır önce yaşamış bir alimden bahsediyoruz. Diyor kiş insanın Allah'a celle celalüü imanında itikat etmesi gereken, inanması gereken, vacip olan şey üç şeydir diyor. Yani imanın üç tane temel vacibi var. Üç tane temel rüknü var. Biri ne? Biridiyete anet yani Allah'ın varlığı demek. Allah'ın varlığına eee inanmasıdır. Ta ki Allah'ın varlığını inkar eden ilhat ve tatil ehlinden ayrılması için bunu yapması şeydir diyor. Bunu yapması gereklidir. Allah'ın uluhiyetine, vahdaniyetine inanacak ki diyor bu inanış onu Allah'ın varlığına inanan ama ibadette onu ortak koşan müşriklerden onu şey yapsın, onu ayırsın. Eee diyor veis üçüncüsü diyor ki Allah'ın kendisiyle vasıflanması gereken sıfatlarına inanması ne gibi? İlim gibi, kudret gibi Allah'ın kitabında kendini vasfettiği şeylere inanması da üçüncü olarak vaciptir. Şimdi İbn Batta ne yaptı? Önce eee Allah'ın rububiyeti dediğimiz varlığına işaret etti ki eee ateistlerden ayrılalım diye. Sonra Allah'ın vahdaniyetine işaret etti ki Allah'ın varlığını kabul edip ibadette onu ortak koşan müşriklerden ayrılalım diye. Sonra Allah'ın vasıflarını zikretti ki sıfatlarını zikretti ki Allah'ın varlığını kabul eden ama onu sıfatsız eee laaştıranlardan yani nufatu sıfat dediğimiz sıfatları nefyedenlerden ayrılalım diye. Demek ki bu ayrım İbn Teymiye'den çok önce bilinen bir şey. Eee, İbn Teymiye'den çok çok önce bilinen bir ayrım ve selef dönemine en yakın, eee, dönemlerde yani onlardan bir asır sonraki alimler istikrauca, e, böyle bir ayrıma gidilmesi gerektiğini anlamışlar.

Başka mesela kimi örnek verebiliriz? Eee, İbn Batt'dan hemen sonra vefat eden İbn Mende var. Yine hadis imamlarından. Onun da kitab-ı Tevhidi var. Vefat tarihi 395. Eee bu alim şimdi size şunu tavsiye edeceğim. Eee bu kitabın eee mektebetü şamileden de bakabilirsiniz. Bap isimlerini bir kontrol edin. Cilt cilt. Bir bölümde Allah'ın vahdaniyetine delet eden baplardan bahsediyor. Bir bölümde Allah'ın isim ve sıfatlarına delet eden baplardan bahsediyor. Bir bölümde Allah'ın celle celalü rububiyetine delet eden e şeylerden bahsediyor. Eee bablardan bahsediyor. Yani kitapta eee teorik olarak bir paragraf olarak eee tevhidi üç kısma ayırmasa da kitabın başlıklarında kitabı bölümlere ayırırken uluhiyet, rububiyet ve isim ve sıfat olarak eee kitabını şeye ayırmış. Başlıklara eee başlıklara ayırmış. Buna şey yapabilirsiniz. Daha ilginç olanını söyleyeyim size. Eee, bu cahil insanlar e bu ayrımı genelde İbn Teymiye'ye ve eee, Muhammed ibn Abdülvahb'a nispet ediyorlar. Fakat bu ayrım aslında eee, onların kendi mezheplerinden olan yani onların ifadesiyle selefi olmayan, Eşari ve Maturidi olan alimlerden de bazısında var. Yani onlar da bu istikra yaptıklarında, Kur'an-ı Kerim'e bu gözle baktıklarında onlar da benzer bir sonuca ulaşmışlar. Mesela bir tanesini söyleyeyim. Kitabut Tahrifat var. Çok meşhur. Eee, bu Kitabut tarifatta Curcani. Curcani normalde Hanefi alimlerinden vefat tarihi 816. Şimdi tevhidin tarifini yapacak tarifat kitabında. Bu ıstılahların eee tariflerindeki en temel kaynaklardan bir tanesi bu tarifat kitabı. Mesela diyor ki yani lügatta diyor tevhit ne demektir? Bir şeyin bir olduğuna hükmetmek onun bir olduğunu bilmektir. Bu lügattadır. Peki istilahta nedir? Ve fiilahi ehlil hakika. Hakikat ehlinin ıstılahında ise terminolojide ise şudur. Eee, yani insanların fehimlerinde tasavvur ettikleri her şeyden Allah'a tecit etmektir. Hani nakıslıklardan, eksikliklerden Allah'a tecit etmektir. Sonra da diyor ki devamında eşya tevhit üç şeydir. Tevhidi şimdi kısımlara ayıracak. Peki bu Allah'ın zatını tecridit ettiğimiz tevhidin kısımları nedir? Üç tanedir. Marifetullahi teala bir rububiye. Allah'ı rububiyet ile bilmektir. V ikrar bil vahdaniye Allah'ın vahdaniyetini yani uluhiyeti ikrar etmektir. Ve nefleten ve Allah'tan bütün nidleri, benzerleri, eşitli, eşleri, ortakların hepsini Allah'tan celle celalüu eee nefetmektir." diyor. Eee tarifat şeyinde, tahrifat kitabında. Eee, yani buna başka şeyler de verebiliriz. Başka birtım örnekler de verebiliriz. Eee, aynı şekilde. Eee, ama mesela neyi örnek verebilirim size? Örneğin Abdülfettah Ebu Gudde, bu da yani muasır, yakın dönem alimlerinden meşhur ilim talebesi ile ilgili kitabını muhtemelen biliyorsunuzdur. Bir hadisçi, Hanefi, Maturidi, e, bir alim. O da aynı şekilde tevhidi taksim ederken tevhidi üç kısma eee taksim ediyor. Yani bunun e selefilikle veya hadis ehli olmakla alakasının olmadığı, bunun tamamen nasların istikrasına dayalı olduğunu anlamamız için eee söylüyorum. Eee bunu yine mesela Zebidi'nin Tacul Arusu var. Bu da eee şey kitaplarından eee lügat kitaplarından. O da yine bu metodun yani Maturidi Eşari geleneğin alimlerinden e biri. Mesela o da tevhidu tevhidani diyor. Tevhid iki kısımdır. Tevhid-i rububiye ve tevhidül

İlahi. Rububiyet tevhidi ve ilahiyat, eee, uluhiyet tevhidi diye eee iki şeye ayırıyor. İki eee kısma ayırıyor aynı şekilde.

Şimdi burada bunun İbn Teymiye ile başlamadığını eee eğer anladıysak getirilen bir itiraz daha var. E bu konuyla alakalı önemli bir itiraz. Şimdi bunlar diyorlar ki: "Rububiyet uluhiyettir. Uluhiyet de rububiyettir." Yani rububiyet ile uluhiyet arasında hiçbir fark olmadığını, eee, rububiyetin uluhiyet, uluhiyetin rububiyet anlamında olduğunu eee söylüyorlar. Hâliyle diyorlar ki: "Bu ayrım yanlış bir ayrımdır." Yani rububiyet tevhidi, uluhiyet tevhidi yanlış bir ayrımdır.

Tabii bu yanlış neye dayalı? Bunu başta söyledim. Bunlar şöyle zannediyorlar. Hani İbn Teymiye'nin şöyle dediğini düşünüyorlar: "Müşrikler rububiyet tevhidinde dört dörtlük bir akide üzereydiler. Sadece uluhiyet tevhidinde saptılar." Oysa İbn Teymiye bunu söylemiyor. İbn Teymiye diyor ki: "Rububiyet tevhidinin bazı cüzlerini, e, bazı tecellilerini kabul ediyorlardı. Bunu ikrar ediyorlardı." Eee, diyor ama bu rububiyet tevhidinde tam anlamıyla, kâmil anlamıyla muvahit oldukları anlamına gelmiyor kesinlikle. Hatta uluhiyet tevhidindeki bütün halel, bütün problemin rububiyet tevhidindeki problemden kaynaklandığını eee zaten söylemiştik.

Mesela diyorlar ki bunlar: "E Allah celle celalühü ruhlar aleminde bizden söz alırken 'Elestü bi rabbikum' dedi. 'Ben sizin rabbiniz değil miyim?' dedi." Diyorlar. Eee, mesela "Elestü bi ilahikum" demedi. "Ben sizin ilahınız değil miyim?" demedi. Öldükten sonra kabre girdiğimizde diyorlar, hadis-i şerifte varit olduğu üzere melekler geldiğinde bize "Ve men ilahuke?" demiyorlar. "Sizin ilahınız kimdir?" demiyorlar. "Ve men rabbuke?" eee, diyorlar. Yani aslında söylemek istedikleri şey biraz da şu kısmen: "Yani bizi orada Allah'a olan itikadımızdan sorgulayacaklar. Allah'ın yarattığını, var olduğunu, bir olduğunu söylüyorsan tamamdır. Yani Allah'ın bizden istemiş olduğu şey budur." Eee, diyorlar. Böyle bir şeyleri var. Böyle bir eee yaklaşımları var.

Tabii bu yaklaşım yanlış bir yaklaşım. Neden dolayı bu yaklaşım yanlış bir yaklaşım? Şimdi birincisi, bu eee bir insanın rububiyet tevhidindeki bazı asılları kabul etmesi onun uluhiyet tevhidinde müşrik olmasına engel değildir. Bu İbn Teymiye'nin söylediği bir şey değil. Bu sahabe ile başlayan, tabiin neslinde de devam eden eee bir inanıştır. Bunu biz nereden biliyoruz? Çok aslında böyle nakil olarak konuşabileceğimiz bir konu ama ben Yusuf suresi 106. ayet ve o ilk dönemde bu ayet-i kerimeye yapılan tefsirlere baktığımızda İbn Teymiye'nin yaptığı bu ayrımı selef, sahabenin ve sahabeden ders alan birinci nesil tabiin müfessirlerinin hepsinde olduğunu eee görürüz.

Mesela Yusuf suresi 106. ayet-i kerimeden kastımız e hangisi? "Ve ma yu'minu billahi illâ ve hum müşrikûn." Onlar eee Allah'a şirk koşmadan iman etmezler diyor Allah azze ve celle. Şimdi Allah azze ve celle hem onlara iman nispet ediyor hem de onlara şirk nispet e ediyor. Ama diyor ki: "Onların imanları şirke bulaşmış bir e imandır." İman var. Neye iman ediyorlar peki bu adamlar? Neyi Allah'a ortak koşuyorlar? İman ettikleri şey Allah'ın rububiyeti. Yani yarattığını, rızık verdiğini eee kabul ediyorlar. Ama bununla beraber dua edeceklerinde yaratana ve rızık verene değil başkalarına dua ediyorlar. Umut edeceklerinde, korkacaklarında, seveceklerinde yaratana ve rızık verene değil, başka varlıklara bunu yapıyorlar.

Bunu mesela eee birkaç tane şey de okuyayım size. Eee selefte mesela Abdullah ibn Abbas'ın Yusuf suresi 106. ayet-i kerimeye yaptığı tefsiri okuyorum. Said ibn Cübeyr ondan naklediyor bunu. Öğrencisi diyor ki: "İbn Abbas onlara sorsan, onlara sorsan 'Kim yarattı yeri ve göğü?' E diyecekler ki: 'Allah.' 'Sizi kim yarattı?' 'Allah.' 'İman.' İşte bu onların imanıdır." diyor İbn Abbas. Ve bununla beraber onlar ne yapıyorlar? "Ondan başkasına ibadet ediyorlar." Şimdi İbn Abbas onlara hem ne nispet etti? İtikat nispet etti. Hem de ibadet nispet etmiş oldu. Demek ki bu sadece İbn Teymiye'nin yaptığı bir şey değildir. Yani rububiyet tevhidindeki bazı ikrarlarına selef "iman" diyor. Ama bununla beraber Allah'ın dışındaki ibadetlerine ne diyorlar? "Şirk" diyorlar ki zaten Kur'an-ı Kerim'in de bu konudaki hükmü açıktır.

Mesela İbn Abbas'ın öğrencisi Mücahit eee tabiinden ilk nesil müfessirlerinden. O da bu ayet-i kerimeyi tefsir ederken diyor ki: "İmanuhum. Y onların buradaki imanı ne? Neye Allah iman diyor onlarda?" "Onların diyor 'Allah bizi yaratır, rızık verir, işte bizi öldürür' sözleri imandır." diyor. Ama "onların ibadetteki şirkleriyle beraber bu bir şeydir. E imandır." Demek ki eee yani bir insanın rububiyet tevhidindeki bazı kabullerinden ötürü "bu rububiyette mümindir" dediğimizde kimsenin bilmediği, akla aykırı gelen, şeriata aykırı bir söz söylemiş olmuyoruz. Yusuf suresi 106. ayet de bunu ispat ediyor. Aynı şekilde ilk nesiller de bunu bu şekilde anlamışlar.

Mesela daha yine tabiinden bu ayet-i kerimeyi tefsir ederken diyor ki: "Telbiyetihim. Yani diyor şimdi onlara sen sorsan 'Kim yarattı?' 'Allah.' Hepsi tamam. Peki bu şirk ne? Şirkten Allah'ın kastettiği telbiyedeki şirk. 'Lebbeyk Allahümme lebbeyk. Lebbeyke la şerike leyk.' 'İlahi senin hiçbir ortağın yoktur.' Bir tane ortağın vardır. O da sen temlik. Hem ona sahipsin hem de ve melek. Onun sahip olduklarının da tamamına eee sahipsin." Yani aslında o putların müstakil olmadıklarını, Allah'ın mülkünde olduklarını, Allah'ın izniyle hareket ettiklerini ispat eden de bir şey bu.

Aynı zamanda mesela Katade bu ayet-i kerimeyi tefsir ederken diyor ki: "Sen onlardan hangisiyle karşılaşırsan karşılaşıyor. E Katade, onlar sana Allah'ın onları yarattığını, rızık verdiğini bunu söylerler. Ama bununla beraber onlar eee ibadetinde Allah'a ortak e şey yaparlar. İbadetinde Allah'a celle celalühü ortak koşarlar." Bunun gibi başka tabiinden de işte Ata gibi, Abdurrahman ibn Zeyd ibn Eslem gibi bu ayet-i kerimeleri tefsir edenler eee olmuş.

Mesela Ata ne demiş? Demiş ki: "Bu duayla ilgilidir demiş bu ayet-i kerime. Yani kasıt onlar diyor rahatlıktayken Allah'ı unuturlar. Neyi unuturlar? Dua etmeyi unuturlar. Ama başlarına bir musibet geldiğinde yalnızca ve yalnızca Allah'a eee Allah'a dua ederler. İşte o eee darlıktaki duaları iman, rahatlıktaki dua etmemeleri de şirk olarak eee kabul edilmiştir." diyor.

Demek ki buradan şunu anlayacağız. İbn Teymiye'nin yapmış olduğu bu tespit veya bu istikra bir taife ile savaşmak için, bir taifeyi İslam'ın dışına itmek için, kimseyi ötekileştirmek için uydurulmuş, eee, politize edilmiş bir inanış değildir. Kur'an ve sünnetten istikrarla, selefin yaptığı tefsirlerden istikrarla eee bazı insanların bazı kabullerinin onları şirke düşmeye engel olmadığı, Allah'ın yarattığı, rızık verdiğini kabul ettiğiniz zaman bununla beraber ibadette, uluhiyette Allah'a şirk koşuyorsanız bunun insanı dinden çıkarmaya engel olmadığına yönelik Kur'an, sünnet ve ilk nesillerin yaptığı tefsirlerden yapılmış olan eee bir çıkarımdır diyebiliriz.

Bununla ilgili detaylı zaten bilgiler ve örnekler, birtakım şüpheler. Onu da inşallah kitabımızı okuduğumuz zaman bap bap e hepsine temas etmeye çalışacağım imkan dahilinde veya bilgim dahilinde Allah'ın izniyle. Buraya kadar benim anlatamadığım eee bu mukaddime diyebileceğimiz derste bir yer veya sizin sormak istediğiniz bir yer var mıdır?