📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Selefilik İnancı Ne Söyler? İslam'da Selefilik ve Felsefi Altyapısı | Akın Karadeniz

Akın Karadeniz5:54

Transcription

[Müzik] gelelim selefiyyenin felsefi altyapısına. Selef kelime manası olarak ilk gelenler, selefiye ise ilk gelenlere tabi olanlar. Bu ilk gelenler yani sahabe, tabiun, sahabeye tabi olanlar, tebei tabiun, tabi tabi olanlar. Selefiye kendisini böyle tanımlıyor ve bu ilk üçe tabi olmayı şu ayete dayandırıyor. Tövbe suresi 100 ayeti kerime. Yani ayette ifade edilen, "İslam'ı ilk önce kabul eden Ensar ve muhacir ile onlara güzellikle tabi olanlardan Allah razı olmuştur, Allah onlar da Allah'tan razı olmuş." Bu ayeti kendilerine delil alıyorlar.

Hâlbuki bu ayeti kerimesi, kelimedeki baştaki ifade, "ilk önce İslam'ı kabul edenler" bu sabıkun evvel, hiç de öyle selefiyenin yorumladığı gibi değil. Bu sabıkun evvel ifadesi, yani ilk önce İslam'a girenler ifadesi, Hazreti Peygamber'in merkez teşkilatında yer alan sahabe-i kiramın önde gelenleri, ilk önce iman eden Ensar ve muhacir ve onlara tabi olan güzellikler tabi olanlar da o dönemde yaşayan diğer müslümanlardır.

Aslında selefiye şudur. Selefiye eşittir o dönem için Emevi alimleri. Yani ne Sahabe, ne Tabiin, aslında tebei tabiun alimleri, Emevi dönemi alimleridir.

Şunu özellikle belirtmek istiyorum ki, sahabe-i kiram yani Kur'an merkezli bir din anlayışını benimseyen ve bu din anlayışıyla hareket eden sahabe-i kiram tarihinden çekildikçe, artık hadise bakış açısı değiştirilmiş ve hadis adeta dinin merkezi haline, Kur'an devre dışı bırakılarak dinin merkezi haline getirilmişti.

Selefiye ile ilgili değerli ilahiyat hocalarımızdan bir iki alıntıyı sizinle paylaşmak istiyorum. Profesör Doktor Sıdık Korkmaz, Necmettin Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi, "Selefiliğe Karşı Hediyeler" tebliğinde, "Selefilik düşüncesi belli bir döneme tekrarı, o dönemin değiştirilmeden yaşanması, zaman içinde ortaya çıkan değişikliğe karşı duyulması ve bu değişiklikleri bidat olarak dışlamak." Yine Profesör Mehmet Zeki İşcan, Atatürk Üniversitesi'nde "Selefilik" kitabında, "Selef mezhebi sünnete tabi ve teslim olmayı esas alıp derinliğini incelemeden kaçınan, kitap ve sünnetin lafızlarını esas alan, kelam ilmini bırakıp esere yani sahabe, tabiun ve tebei tabiun görüşlerine tabi olmayı, istikamet üzere oluş kabul eden, her türlü değişime cephe alan, re'y yani akıl ve kıyasa dayalı görüşü inkar eden bir zihniyeti temsil etmektedir. Onlara göre hak ve hakikat adına ne olmuşsa geçmişte olmuştur, şimdide ve gelecekte hakikat aranmaz."

Evet, selefiler belirttiğimiz gibi dini hadise dayandırmak da, saf dışı bırakmayı şu üç önemli tezleri ile iddiaları ile başarmışlardır. Bunlar: Birincisi, "Biz Kur'an'ı anlayamayız." Ki Kur'an'da onca Kit ve Kur'an-ı Mübin gibi bu apaçık kitabın ayetleri, Kur'an'ın apaçık ayetleri gibi onlarca bu böyle ayet olmasına rağmen biz Kur'an'ı anlayamayız demişler ve şunu iddia etmişler. Hadisi okursanız, Kur'an zaten Kur'an'la ilgili bütün bilgiler hadisin içerisinde var. Hadisi okuyan zaten Kur'an'ın içindeki bilgilere de vakıf olur diye Kur'an'la irtibatı böylece kesmişler.

İkinci olarak, "Hadis de vahiydir, dolayısıyla hadis Kur'an'a eşittir." demişler. Ve buradan da yola çıkarak, ki bunların her birisi ayrı bir cinayettir, yani din adına bunları söylemek her birisi din adına çok büyük bir cinayettir. Bu ikinci maddeden de yola çıkarak demişler ki, "Hadisin hükümleri de farz ifade eder." Ve uydurduğu hadislerden İslam ümmetine farz hükümler çıkarmışlar. Zaten sünnet ve vahiy der tamamında yine hadisten çıkartıyorlar.

Hadis ayeti nesheder tezi ki başlı başına İslam dünyasına darbe vurmuş çok önemli bir tez. Yani hadis ayetin hükmünü iptal eder. İşte bu nesih tekniği ile Emeviler kendi dünya görüşüne uymaya, ayetleri uydurdukları zay uydurdukları hadislerle hükümlerini iptal edip kendi cahiliye if ve adetlerini İslam dünyasına dini bir unsur ve dini bir vecibe eymiş gibi yanlış.

Şunu hassasiyetle belirtmek istiyorum. Selefilik önce Emevi Devleti tarafından uygulanmış bir modeldir ve bu model içerisinde din adamları yetiştirmişler ve daha sonra kendi dünya görüşüne uygun dini bir teşkilatlı ve dini bir yapılanma ortaya çıkarmışlar. Yoksa şöyle bir şey yok. Yani önce bir dini akım ortaya çıkmış, bu dini akım dalga dalga insanlar arasında yayılmış ve neticesinde Emevi devleti kurulmuş. Böyle bir hadise yok. Mevcut Emevi Devleti kendi dünya görüşüne uygun dini bir sistem kuruyor. O sistemin içerisinde din adamları yetiştiriyor. O din adamlarıyla Diyanet Teşkilatı kuruyorlar ve o Diyanet teşkilatıyla kendi ideolojilerini adeta dine tescillenir. Yani haksızlıkların, hukuksuzlukların ve zulümlerini yetiştirdikleri din alimlerinin fetvalarına dayanıyorlar.