Transcription
Değerli dostlar, hepinize hayırlı akşamlar diliyorum. Concept Diggers kanalımıza hoş geldiniz. Daha önce söz verdiğim gibi, bugünkü konumuz savum, siyam. Kur'an-ı Kerim'in kavramıyla, geleneğin kavramıyla oruç konusunu işleyeceğiz. Kur'an-ı Kerim ne diyor? Gelenek nasıl bir ritüel oluşturmuş? Bunu biraz irdeleyelim, biraz konuşalım. Yani sizinle sohbet ederim, yani katkılarınızı istirham ediyorum, desteklerinizi istirham ediyorum. Eee, bu konular açıklığa kavuşsun, doğrusunu yapalım. Eee, atalarımız yanlışta devam etmiş diye biz devam etmek zorunda değiliz. Atalarımızın yaptığı yanlışları ayıklayın. Kur'an, akıl, bilim, hikmet gözlüğüyle bakalım olaylara. Yapmak istediğimiz budur yani, başka bir şey değil.
Hemen konuya girelim ve ilk sözü yine, eee, Allah subhanu ve Teala'nın Kadim kitabı, Kerim kitabı Kur'an-ı Kerim'e verelim. Değerli kardeşlerim, Kur'an-ı Kerim'de Bakara Suresi, genelde oruç, 183 ile 185 ayetler. Bu üç ayette oruç, eee, dediğimiz Kur'an-ı Kerim'in savm, siyam dediği, eee, ibadet ritüel, menasik tarif edilmiş. Biz buradan hareket edelim.
"Esteizü billah, Bismillah. Bakara 183: Ya eyne..." [Müzik] "...ey iman edenler! Ey iman ettiğini iddia edenler, iman ettiği iddiasında bulunanlar! İman ettiğiniz iddiasında bulunduğunuz kitaba gerçekten iman edin. Ya eyne, ey iman edenler, iman edin! Yani ben Allah'a inanıyorum, kitabına inanıyorum diyorsunuz ama %92'si hiç kitabını okumamış. Diğerleri de anlamaya çalışmamış. Atalar ne demişse ona inanmış. O zaman iman edelim. Gerçekten iman ettiğimizi iddia ediyorsak, gerçekten iman edelim ve Allah'ın, eee, kitabını, Allah subhanu ve Teala'nın Kerim kitabını öğrenelim, ne dediğini anlayalım, makasıdı kavrayalım. Makasıt ne demek? Ne kastettiği, ne kastettiği ayeti kelimelerle neyin neyin kastedildiğini anlamaya çalışalım. Aksi halde sınavı geçemeyiz. Ya eyz, ey iman edenler, kuam size sıyam yazıldı, kem sizden öncekilere yazıldığı gibi, ola ki ittika edersiniz, takvaya ulaşırsınız, müttaki olursunuz. Yani sır, işin esasında sır burada. Yani bütün menasik, nüsük derden, ritüellerden, ibadetlerden kasıt takvaya ulaşmaktır. Allahu Teala'nın rızasını kazanabilecek bir kıvama gelmektir. Bu simülasyon, hologram sınav evreninde, eee, yegane görevimiz budur. Bunu da kafamızdan sallama işlerle başaramayız. Böyle bir şeyi, Allah'a dinini, haşa, öğreterek bunu başaramayız. Allah'ın dinini öğrenerek başarabiliriz. Kur'an'ın dediğinin, eee, hakikatini, doğrusunu, hakkı batıldan ayırarak, Furkan, Kur'an-ı Kerim'in bir adı da Furkan, Furkan titizliğe ayıklamanın."
Evet, devam ediyoruz. Ne dedi ayeti kerime? "Ey iman edenler, siyam size yazıldı, sizden öncekilere yazıldığı gibi size de yazıldı, olak ki takvaya ulaşırsınız, müttaki olursunuz, ittika edersiniz, Allah'tan sakınırsınız, işi doğru yaparsınız. Önce doğru anlarsınız, sonra doğru yaparsınız."
Bakara 184. Hemen akabindeki ayeti kerime. "Eyam sayılı günler." Bu çok enteresan bir deyim, buna değineceğim. "İçinizden hastalar olursa, içinizden bir kimseler hasta olursa, ev ala seferin ya da yolculukta olursa, savaş için ya da herhangi bir meşru iş için yola çıkmış durumdaysa, müteakip geride kalan günlerde tutmak üzere siyam erteleyebilir." İşte burası, eee, Sünni atalarımızın yanlış çevirdiği, bilerek Kur'an'a ihanet ettikleri yer. "Ve alellezine ve onlara, onlar kimler? Yu takat getirirler." Oradaki hü muttasıl zamiri siyama gider. Siyama takat getirdiği halde, eee, onu yapmayanlara fidye. "Tamam, miskin bir yoksul doyumlu fidye düşer." "Bugün siyam gerekirdi, ben yapmadım, yapamadım, yapmadım. Yani işim ağırdı, yani bir takım gerekçelerle yapmadım. Zaten hasta olanı yukarıda gösterdi, hasta olanı seferde olanı zaten müteakip günlerde tutabilir, rahata kavuştuktan sonra. Ama burada ne diyor? O oruca gücü..." [Müzik] "...yeten, takat getirirler. Aline onların üzerine fid, miskin, miskin fakir demek. Tamam da yiyecek demek, fidye kurtulmalık demek. Madem ki sen oruç tutmak istemiyorsun, ondan kurtulmalık bir fakiri doyurmaktır."
Bugünkü deyimle söyledim. Bunu oruç, Kur'an siyam diyor. Ona değineceğim. Niye, eee, savum diyor, savum siyam. Savum tekil, ferdi olarak yapılan, eee, savum Allah'ın emrinin bu emrini yerine getirmek. Siyam ise toplu olarak yapılan demek. Toplu olarak oruç nasıl tutulur? İşte ona değineceğim. Yani ne demek isteniyor burada? Toplu olarak nasıl oruç tutulur? Hep Sünni gelenekler ki, işte orucun en büyük fazileti Allah'tan kendin başbaşasın, senin oruçlu olduğunu Allah'tan başka kimse bilmez. Dolayısıyla çok faziletli bir ibadettir. Orucun sevabını Allahu Teala ancak ben veririm demiş rivayetlere göre. Eee, şey hadis-i kutsiler göre. Hadis-i kudsi dendi mi bilin ki o uydurulmuş bir hadistir. Öyle bir şey yok. Yani kutsi hadis zaten Allah demiştir zaten Kur'an'dır yani ayettir yani. Eee, e savum siyam yapam, eğer bunu yapamıyorsan, siyam yapamıyorsan fakir doyur. O zaman diyor Allahu Teala. Bunu gizlemişler Sünni gelenek. Evet, bir fidye var ama bütün Ramazan orucunu tutan adam için, tamamını tutan adam için bayramdan önce tek bir tek bir kişiye bir fidye. Yani bir oruç tutan adama sadece Müslümana bir fidye düşüyor. Götürüyor işte 5 kişilik bir ailesi, 5 fidye veriyor. Tamam, bugünkü uygulama bu. Acaba Allah bunu mu söylüyor? Hayır. Bunu defalarca, eee, şey ettim. Gelişme bölümünde, eee, ben 3-4 sene bunun üzerinde durdum ve ilahiyatçılar da elimden, eee, fütur getirdi. Yani bunun yanlış olduğunu kabul ettiler. Çoğu bir kısmı da ısrar etti yanlışta. Eee, onu onu anlatacağım.
Bakara Suresi 185. 183, 4 okudum. Sıra 185'te. "Şahru Ramazan ellezi kur'an." Bu çok esasında en önemli yeri burası. "Ramazan şehri, Ramazan'da Kur'an indirilmiştir." Diyor. "Onda Kur'an indirilmiştir nerede? Şehri Ramazan'da." "Huden linnas, insanlara hidayet, doğru yolu göstermek üzere ve beina minel hud ve Furkan ve hidayeti ve furkanı, hakkı batıldan ayıran, doğruyu yanlıştan ayıran bütün şeyler ortaya koymak için açıklamak için." Kim açıklamış? Kur'an açıklamış. Ne zaman inmiş? Ramazan'da. Şehr Ramazan'da inmiş. Ne için inmiş? İnsanlara hidayet, doğru yolu göstermek için ve doğru yolun ne olduğunu açıklamak ve doğruyu yanlıştan ayıklamak için. "Kim ki bu şehre, bu şerr kelimesini aynen bırakıyorum, kim ki bu şehre, e gözleriyle şehadet ederse, aynel yakin gözleriyle görürse bu şehri, onu siyam yapsın." O şehri siyam yapsın. Ve burada da tekrarlanıyor. "Kim ki hastaysa ya da seferde ise, tamam, bunda sorun yok. Müteakip günler bu siyam yapabilir, erteleyebilir. Allah sizin için kolaylık diler, asla sizin için zorluk dilemez." Bakın, bunu da açıklayacağım. Ne zorluklar yapmışlar! "Bir gün yersen dayanamazsın, 60 gün tutacaksın ya! Siz Allah'ın yerine mi oturuyorsunuz kardeş? Allah bile böyle bir şey istememiş. Siz nasıl böyle bir kural koyuyorsunuz? Allah'ı dinini mi öğretiyorsunuz arkadaş? Nereden çıkardınız bir gün yiyen 60 gün tutacak? Nerede yazıyor? Artık aklı başında bütün ilahiyatçılar, ilahiyat profesörler bunun saçmalığını kabul ediyor. Mehmet Okuyan sorun yok kardeşim, 60 gün, 60 gün yahu der yalan, yahu yalan."
Evet, "Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez ve sonra o sayıyı tekemmül ettirin ve veah Allah'ı büyüklemek..." [Müzik] "...taşkın ol ki şükredersiniz Allah'a." Allah subhanu ve Teala'ya.
Evet, oruç diye bildiğimiz, Kur'an'da savum, siyam denilen ritüelin geçtiği ayetler bunlar. Çok açık, anlaşılmayacak bir şey yok. Ama anlaşılmayacak hale gelen bizim atalarımız getiren bizim atalarımız. Orada diyor, "O oruca gücü yetenler de fidye versin." diyor. Tutmuyorlar ama bunu şey etmişler. Kur'an-ı Kerim'i sansür etmişler. Utanmadan onu değiştirmişler. "Oruca gücü yetmeyenler fidye versin." Ya gücü yetmeyen. Allah bunu ister mi ya? Zaten gücü yetmeyenler düşmüştür. Nenem gelmiş 90 yaşına ya, bunla bu oruç tutmuyorsan fidye vereceksin. Nenemin parası mı var fidye verecek kardeş? Zaten gücü de yok, oruç tutacak gücü de yok. Ne yapmışlar? Kendilerini Allah'ın koltuğuna kendileri oturmuşlar. Allah'ın hükmünü beğenmemiş, orayı değiştirmişler, yeni bir hüküm koymuşlar. Onları detaylı açıklayacağım. Ya çok burada şey etmeyeyim. Yani maalesef Müslümanlar, Kur'an'ın savum, siyam kavramlarını iyi çalışıp özgün bir teoloji üretememe, ehli kitabı ve Zerdüştleri taklit edip kuru bir açlık orucu üretmişler. Bu muhteşem kavramlardan, savum, siyam kavramlarından bunu bunu anlamamışlar. Yani aç kalacaksın, akşama kadar. Akşam saldıracaksın, Allah ne verdiyse karnı şişirecek. Böyle bir gakkoş diplemesi de çizeceğim biraz sonra, merak etmeyin. Tıpkı salatta olduğu gibi. Salat'ı da böyle anlamamışlar, kuru bir patates çuvalı namazı, içi boş bir ritüele çevirmişler.
Bu ayetlerden benim kabaca anladığım şudur. Şimdi gakko dedim, onu bir anlatayım, biraz anekdot katayım, tatlı olsun sohbet. Ben Elazığlıyım, Elazığlılara gakko denir. Gakkoş'un Ramazan mesaisi başlıyor. İki gün oldu başladı. Yani çoğunluğu zaten işsiz, bütün Anadolu'da olduğu gibi boş boş Gazi Caddesi'nde volta atan gakkoş. Eğer esnaf ise Ramazan'da işleri rölantiye alır. Memur, işçi ise senelik iznini Ramazan'a denk getirir. Çalışsa da amirlerin adı konulmamış bir Ramazan hoşgörüsü ile dairede uyur, masaya başını koyar, uyur. Ben il müdürlüğü yaptım, yani 10, 10 yıl süresince üç şehirde biliyorum. Yani, yani ne yapacaksın? Ramazan mübarek gündür, işte kalbini de kırmak istemiyorsun, gidiyorsun ki uyuyor. Yani erkence mesaiyi terk eder. Mesela 5'te, akşam ezan okunuyorsa 4'te terk eder. Yani mesai 3.30'a, 3'te terk eder. Bu da hoşgörüyle karşılanır. Ya mübarek Ramazan, bırak gitsin falan. İnşaatlar bile durur, sokaklar ıssız kalır. Senede bir ay, yani 12'de biri böyle çalışmadan, üretmeden geçirir Anadolu. Niye? Oruç tutuyorum arkadaş. Ayrıca oruç tuttuğu için son derece sinirlidir. Yani o imsaka yakın birkaç saatte ben trafiğe çıkmam. İnanılmaz sinirlidir. Sana gelir, çarpar. Bir de sen de kavga eder. Aman Allah'ım! Yani ya oruç güya insanı ıslah etmek için konulmuş bir ibadet olduğu halde, tam tersi işlev görüyor. Yani gelir eve, bir de karısına böyle sinirli bir şekilde azarlar. "Ne pişirdin?" der. "Zıkkımın kökünü pişirdim." der. Karısı da "Ne getirdin ki ne pişireyim?" yani. Hepsi böyle değil tabii de. Efendimin, zaten çoğunluğu işsiz, sokaklarda aylak aylak dolaşır. Teravih, teravih. Başlayalım teravihte. En jet imam sorup soruşturulur, bulunur. Jet Mahmut vardı, 7 dakikada kıldırdı benim gençliğimde hatırlıyorum. Teravih kılınır, kılınmaz okeyin başına geçilir kahvehanede. Okey zaten fazla sofistike oyunlar bilmez. Mesela bir iş, satranç filan oynamaz gakkoş. Okey oynar. Yani okeyi biliyorsunuz. Eee, eğer beş vakit kılma adeti varsa, sahura kadar okey oynar. Tamam mı? Gece boyunca birçok yerde de şey, Ramazan'a has kumar oynarlar. Böyle araya işte mal, boru, falan, sigara falan koyarlar. İşte falan. En azından işte kola, mola, ne içmiş derse o yenilen verir. Yani bu da bir kumar. Meysir. Ramazan gecesi kumar oynanır. Yani çok acı bir şey. Öğlen geçer, gündüz geçer. İftar hazırlayan hanımı körolasıca her uyur. Eee, şey, pardon. Sahur yapıldıktan sonra eğer beş vakit kılma adeti varsa, sabah namazı gecenin zifir karanlığında kılınır. Bu gakko'nun suçu değil. Diyanet böyle yaptırıyor. Ve kafayı vurup yatar. Öğlen geçer, ikindi geçer. İftarı hazırlayan hanımı kör olasın. Herif kalk artık akşam ezan okunacak. Ezana, ezan derler Elazığ'da. Akşam ezanın ezeni okunacaktır bu uyarıyla gakkoş, cigara paketini hazırlar ve ezan okunur okunmaz bir tane tüttürür. Ya daha yemek yemeden. Ha bir bardak su içer. Hemen sigara tiryakileri öyle. Çünkü en çok zorlandığı şey sigaradır. Yani hep sorarsın ya, "Bak vallahi kardeş, yemek içmek zoruma gitmez. Ha bu cigara var ya, cigara benim öldürüyor." Yani sidik arasızdık. Allah ne verdiyse tıka basa karnını doyurur. Yayık gibi çalkalanan karnıyla teravih namazını kılıp okeyin başına geri döner ve akşam açtığı sigara paketi sahura kadar biter. O okey oynarken üst üste yakar yani sigarayı. Bu en tehlikesiz olan gakkoş durur. Sen sakın ola ki gündüz kazara sokakta olan gakkoş'un direksiyona geçmiş haline filan denk gelmeyesin. Hele iftara yakın, mazallah. Etme, eyleme. Kakkoş, sen gel günlük 2-3 lira, o zaman 2-3 liraymış. Bunu yazımda şimdi 180 lira, 180 lira. Bir fakire fidye, kurtulmalık ver ve şu orucu tutma. Ya normale dön. Hayat da normale dönsün. Ya bu nedir arkadaş ya? Senin tuttuğun orucun kime ne faydası var? Sana ne faydası var? İnsanlığa ne faydası var? Topluma ne faydası var?
Buradan gidelim. Şimdi ayetler okudum, Bakara 183-185'e kadar. Şimdi ayet yetmez arkadaş. Siz Kur'an yeter diyorsunuz. Hadi sizin hatırınıza bir de hadis okuyayım. Hadis mi istediniz? Ey Sünniler, dininizi hadis üzerine kurdunuz değil mi? Tamam, sizin dediğiniz olsun. Buyurun size hadis. Hem de kapı gibi hadis. Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbn Mace, Darimi, Ahmed bin Hanbel. Bu Sünni genelinin altı, Kur'an sonraki, eee, kaynağı. Bütün bunlardan onaylı bir hadis okuyacağım size. Metin tenkidi de yapmayacağım. Çünkü metinde çok absürt şeyler var. Yani tenkit yapmama bile gerek yok. "Bir gün oruç yemeğine 60 gün kefaret gibi şeyler var ki bu ne Kur'an'da ne sünnette yok böyle bir şey. Bu hadis metninin uydur, uydurulmuş yönü ya da başlangıçta belki de böyle tutuluyordu bilmiyorum." Yani İsrafil Balcı hocayı dinledim, bu da mümkün geldi bana. Yani oruç sonradan olgunlaşmış da olabilir. Yani başlangıçta Yahudilerin tuttuğu gibi tutuluyor da olabilir. Sonradan ayetlerle bu düzenlenmiş de olabilir. Yani İsrafil Balcı hocadan biraz böyle bir intiba edindim. Yani olduğu gibi doğru kabul edelim. Bu hadisi, Allah'ın Resulü, Nebi, aynen böyle yapmış olarak, neresinde bu, bu iş size böyle bir fakir gelse, götür, bunu çoluk çocuğunla yiyin, oruç tutmana falan gerek yok der misiniz? İşte Nebi Aleyhisselam diyor. Yani fakirleri hem aç bırakan bir düzen kurmuşsunuz hem onları oruç tutmaya zorluyorsunuz. Orucu siz orucu siz tutacaksınız, tutamıyorsan fakir doyuracak. Allah'ın kitabında Bakara 180 böyle buyuruyor. Demin söyledim, 4 senede üst üste üstünde durdum ama bu gelenekçiler kabul ettiremedim. Evet, hadisi okuyorum. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor. Bütün bunlar da Ebu Hüreyre'nin kafasının altından çıkıyor ama güzel. Yani ben hadisin o 60 gün dışındaki metnini, ne bir sorun görmüyorum. Yani bir ara Hazreti Peygamber Efendimizin yanında oturuyorduk diyor Ebu Hüreyre. Bir adam Hz. Peygambere gelerek, "Mahvoldum ya Resulallah!" dedi. Hz. Peygamber sordu, "Seni mahveden şey nedir?" Adam cevap verdi, "Ramazan'da oruçluyken eşimle ilişkide bulundum." Ben siyerci değilim. İsrafil Balcı Hoca diyor ki, başlangıçta 24 saatti oruç. 24 saat içinde yeme, içme ve cinsi ilişki yoktu. Dolayısıyla adam dayanamamış, gece karısıyla birlikte olmuş, gelmiş Nebi'ye, "Ben mahvoldum!" diyor. Bunun üzerine Resulullah dedi ki, "Köle azat edip hürriyetine kavuşturacak kadar maddi imkanın var mı?" diye sordu. Kendi kölesi de olabilir, başkasının kölesini de mükateb esini verip satın alıp, eee, hür bırakabilir diye sordu. Adam, "Hayır!" dedi. Hz. Peygamber, "Beş peş peşe 60 gün oruç tutabilir misin?" dedi. Adam, "Hayır, ben zaten bu felakete oruç yüzünden uğradım. Bir gün tutam, bir gün kendimi tutamadım. 60 gün nasıl tutayım?" dedi. Peygamberimiz buyurdu ki, "60 yoksulu doyuracak maddi imkanım var mı?" 60 fakir. Bak, bu kalıp bana mantıklı. Çünkü bu Kur'an'da da var. Karısını haksız yere boşayan, zıhar yapan, aynen böyle üç tane seçenek veriliyor. Ayrıca hataen, yanlışlıkla adam öldürene de yine aynen bu var ama oruçta yok. Yani ama başlangıçta olmuş olabilir. İsrafil Balcı hocaa dayanarak söylüyorum. Belki de başlangıçta oruçta da vardı. Çünkü Sünni gelenekte var hala. Sünni gelenekte bir gün oruç yediğin zaman 60 gün, 61 gün tutacaksın. Bir gün kaza, 60 gün de kefaret. Adam, "Hayır!" dedi. "60 fakiri de doyurama-" Aleyhisselam içi hurma dolu bir sepet getirildi. Peygamberimiz dedi ki, "Soru soran nerede?" Buyurdular. "Adam benim buradayım!" dedi. Peygamberimiz dedi ki, "Bunu al ve sadaka olarak dağıt." buyurdu. Adam dedi ki, "Ya vallahi ya Resulallah, bu Medine'de benden ve ailemden daha fakir yok ki. İnanın Medine'de benim ailemden daha muhtaç bir ev halkı yok." dedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz yan dişleri görünene kadar güldü. Sonra da, "Al bunu ailene yedir!" dedi. Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbn Mace, Darimi, Ahmed bin Hanbel. Kapı gibi hadis ya. Kaynaklara bak. Sadece Kur'an'da yazmıyor. Kur'an dışındaki en muhteber kaynaklarda var bu hadis. Peki bu Allah Resulünün bu merhametinin şu Sünnizm din versiyonu neresinde arkadaş ya? Neresinde bu? Bana söyler misiniz ya? Biraz sonra ben başımdan geçeni anlatacağım.
Evet, başlıyorum. 15-16 yaşlarındaydım. Ortaokul son veya lise 1'de eydim. Eylül veya Ekim aylarında denk gelen Ramazan. Oruçluyum. Sıcak bir gün. O yaşta pancarları, şeker pancarlarını römorka doldurmak ağır bir iştir. Doldurduk. Köyün asfaltında bekliyorduk. İkindiye doğru. Bu traktörü kullanan akranım, yaşıtım bir genç ile traktörde. Yurtbaşı Şeker. Benden daha biraz yaşlı olabilir. Şeker fabrikasına pancarları götüreceğiz, siloya boşaltacağını. Ne kadar ağır bir iş ve ben oruçluyum. Yani kaç yaşındayım? 15-16 yaşlarındayım, lise 1'de ve orta sondayım. Traktörcü arkadaş, onlar babası da kendisi de pek dindar bir insan değildi. Hapur orucunu yiyordu. Efendime söyleyeyim, ben ise o genç yaşta inanılmaz bir şekilde etkilendim. Yani onun oruç işinden de etkilendim. Gözüm döndü, gözlerim karardı. Oruca dayanamadım. Köyümüzün ortasındaki artezyen çeşmesinden kana kana su içtim, gittim, orucumu bozdum. Yani ve gidip evde, madem orucumu bozdum dedim, gidip böyle bir sepet vardır. Kediler girmesin diye üzerine bir taş kondur. Onun altında katık vardır, her şey vardır. Yani köyümüz bolluk. Yani annem koyar oraya. Gittim, orada kaymak, yoğurt, ne bulduysam yedim. E sonra gelip pancarları şeker fabrikasına götürdük. Yaklaşık 50 yıldır bile bile yediğim tek oruç budur. Yani başlayıp da yediğim. 20 yıl sonra bu orucun kefaretini tutmaya başladım. Denizli'deyim o zaman. 45 gün tuttum. İki ay tutlu, 60 gün tutulacak ya. Ramazan 15 gün kala Erbakan Hoca, Milli Görüş kuruluşlarını Nevşehir Dedeman Oteli'nde toplantıya çağırdı. Ben de Denizli Takva temsilcisiyim. Gitmek zorundayım. Gittim. O zaman orucumu yemek zorunda kaldım. Ya otelde nereden iftar, sahur bulayım? E, yani kefareti tamamlayamadım. Yaklaşık evet. Sonradan Kur'an'ı, İslam'ı daha iyi öğrenince böyle bir kefaretin olmadığını gördüm, rahatladım. Yoksa onu, yani başka bir gün 60 gün daha tutacaktım. Yani Sünnizm'e göre ben tekrar 60 gün üst üste oruç tutmam gerekiyor. Çünkü 60 günde bir gün yesen, tekrar 60 gün, tekrar tutacaksın. 60 daha tutarken bir gün yine dayanıp yesen, 60 daha tutacaksın. Yani bir gün için neredeyse işte 60, 60, 120. Hadi yedikten sonra artık tutmuyorsun ya. Bir 30 daha koy, 150 gün. Bir güne 150 gün oruç tutmak zorunda kalabilirsin. Yani, eee, eğer, eee, iki 60'ın son günlerinde bozarsan, bu 140 güne çıkacak. 16 yaşındaki bir çocuğun dayanamayıp orucunu sadece bir gün yediği için Allah subhanu ve Teala böyle gaddarca bir ceza takdir etmiş olabilir mi arkadaşlar ya? Ya insaf, merhamet edin ya! Hiç mi sizde merhamet yok? ATV'de beyaz sakallı bir hoca, hadi o cübbeli gillerden, İsmail Ağa'nın adamı diyor, oturduğunda taharet yaparken işini yaparken popo böyle şey gibi açılır, orayı yıkarken diyor, ayak kalktığında löp flüp diye içeriye su alır diyor, orucun gider. E, hadi onları boş ver, onlar tarikatçıları zaten hiç ciddiye almam. ATV'de beyaz sakallı bir hoca, yani şey, Sünni geleneğinin ehli sünnetin alimlerinden birisi, yani, eee, gelen dini sorulara cevap veriyor. Soru şu: "Oruçluyken taharet ettiğimizde, popomuzu yıkarken anüsümüze kaç damla su girerse oruç bozulur?" Ya adam, yani dakikalarca, yani 20 dakika, 30 dakika bunu anlattı ve işte Hanefi fıkhının kara kaplı kitaplarına açtı, baktı, inceledi. Üç damla kaçarsa oruç gider. Ya bu ne arkadaş ya? Ya bugünler bunu bolca paylaşıyorlar sosyal medyada. Bu tür eri arkadaşlar.
Şimdi işin ciddiyetine girelim. Oruç sözcüğü Selçuklular döneminde Farsçadan alınmış. Rük, Farsça, "ruze" günlük sözcüğünün Türkçedeki söylenişi olup, günlük anlamındadır. Oruç, Kur'an'da savum veya siyam olarak geçmektedir. Demin Bakara suresinin ilgili ayetlerini okudum. Farsça alınmış olan oruç, İngilizce "fast" kelimesi, Kur'an'ın savm, siyam kavramlarını karşılamaktan çok uzaktır. Bir kere bu noktayı koyalım. Tıpkı çünkü diyor, "Takva ulaşmanız için." diyor. Bu demin arz ettiğim gibi gakkoş'un orucu gibi, takvaya falan ulaştırmayan oruç. Namaz mesela, "Salat" diyor. Bu kesindir. Allah Allah, bunda hulf olması, yanlış olması mümkün değil. "Şüphesiz Salat, fahşa, aşırılıklardan ve her türlü kötülüklerden alıkoyar diyor, men eder diyor." Ama namaz men etmiyor. Demek ki Salat namaz değil. Demek sav, siyam şu tuttuğumuz oruç değil. He, bundan hareket, bundan hareketle söylüyorum. Yani evet, Farsçadan alınmış olan oruç, İngilizce "fast" kelimesi, Kur'an'ın savm, siyam kavramlarını karşılamaktan çok uzak dedik. Tıpkı namaz kelimesini Salat'ı karşılamaktan uzak olduğu gibi. Şimdi düşünün arkadaş ya! Dünyaya gelmiş geçmiş en muhteşem devrim, insan ahlak insan, sosyoloji insanı ve resul. Ayrıca Nebi, eee, ahlak timsali olan Muhammed Nebi'de tapınmak üzere kıl, çaput parçaları, sidik, sümükü şerif, siddiki şerif devşiren Sünni İsmi, çıkarı çıkara evrenin en muhteşem sosyo-ekonomik devrim manifestosu olan Allah'ın, eee, kelamı olan Kur'an'dan içi boş patates çuvalı rit, ritüel, rit ve akşama kadar hayatı durduran kuru bir açlık, susuzluk, cadde sokakta kan fışkı seline, cadde sokakları kan fışkı seline boğan bir kavurma festivali adına kurban koydukları siyah bir taşa tapınmak için birbirini ezen bir boğuşma, kadınla erkekli, hem de inanılır bir şey değil. Yani ben dört kere hacca gittim ve bu karataşı, Hacer-ül Esved'i öpmek için böyle birbirlerini böyle boğduk gördüm. Yani insanların, yani ihram denilen zaten iki parça bez de açılıyor, çırt çıplak kalanlar bile oluyor. Yani evet.
Şimdi bunu biraz gelişme bölümüne geçelim. Eee, bu dediklerimizi biraz daha, eee, detaylandırayım. İzin verirseniz biraz sohbet azıcık uzayacak. Yani evet. Eee, ayetleri okumuştum zaten, Bakara 184'lü oluyorlar. Demin söyledim, özür dilerim. Mesela koronavirüs pandemisi yaşadık birkaç sene önce. Ya bu sene oruç yerine bir fakir doyumlu fidye verelim dedim. Vücudumuz zayıf düşmesin. Allahu Teala böyle bir Bakara 184'lü bize dedim. Ama kim ya? Atalar dinine o kadar inanmışlar ki, yani Kur'an'a, Kur'an'a, eee, hiç itimat etmiyorlar. Oruçtan maksat fakirin halinden anlamak değil miydi? Hani öyle diyorsunuz. E, din tüccarı büyük bir panik içerisinde kaldı. İşsiz kalacak. Sakız orucu bozar mı, bozmaz mı diye saatlerce televizyonda laklak yapamayacak. Taharet alırken poposu iki damla su geçtiğinde oruç bozulur gibi öyle sofistike fetvalar veremeyecek. Oruç onun geçim kaynağı. Onun yerine de önerim var. Fidye. Ne kadar olacak? Fakirlere nasıl ulaştırılacak? En yakından mı başlanacak? Fidye miktarı zengin, zenginin hayat standardı üzerinden mi olacak? Yoksa Diyanet'in her sene yayınladığı bilmem kaç sağ buğday üzerinden, hurma, arpa üzerinden mi olacak? Bu sene 180 lira mesela açıkladı. 180 liraya ne gelir ki? Bir yemek bile yemesin. Bir oyun. Al size bir sürü geyik mevzu. Niye? Varsa yoksa oruç, abdest, namaz. Yani eğer maksadı geyik, bunun da geyiğini yapabilirsiniz. Yani fidyenin. Bu sizin daha, eee, bir sizin dininizin infakı yok mu? Zekatı yok mu? Fidyeniz yok mu? Adalet, ihsan, liyakat, adil sosyo-ekonomik, sosyo-ekonomik düzeni yok mu? Fakirleri doyurması yok mu? Salihâtı yok mu? Hasenâtı yok mu? Bankaya batmış zavallı tutsak, boyunlarını mesi yok mu arkadaş ya? Akrabayı, yoksulu, yetimi gözetmesi yok mu? Bu sene de zengin iftarlara gezmeyi ver, yoksul kapılarında fidye dağıtalım dedim. Hiç kimse dinlemedi. Ben yaptım ama bu sene oruç tutmadım, fidye verdim. Bakara 183 okumuştum. Şimdi dikkat edin. Bizim Farsça oruç dediğimiz, Kur'an'ın savm, siyam dediği şey bizden önce de varmış. Yani İslam'ın getirdiği yeni bir şey değil. Daha önceden süre gelen bir nefs eğitim metodolojisi. Allahu Teala, "Siz de yapın ama bunun amacı takvaya götüren bir araç olsun. Oruç amaç olmasın, açlık amaç olmasın. Size kuru bir açlık kalmasın." Yani hele İncil'de de vurgulandığı gibi, halkı aldatmaya yönelik bir dindarlık gösterisi olmasın. Bugün araçlar, eee, amaç haline getirilmiş, amaç kaybolmuştur. Şu oruçlu mübarek Ramazan günlerinde maalesef muhafazakar da ne insaf ölçüsü, ne adalet, ne rakibe karşı mertlik, ne kamu kul hakkına riayet, ne Kur'an'ın evrensel ilkelerine saygı, ne davranışsal bir arınma, ne sofrasına soğan ekmek koymakta bile zorlanan insanların haklarını savunma ve yahut Tamil miskin, fakiri doyurmaya teşvik etmez. Maun 3. Varsa yoksa artık takvaya değil, tam tersi istikamette halkın elinde ne varsa sömürmek için araçsallaştırılması lanet olası doymaz çukur ambarlarına doldurmak. Yoksa din, iman umurlarında değil. Ramazan gelince her şeye zam yapıyorlar. Kamu kul hakkı yiyip şişmiş olan, eee, bu dönemin muhafazakar zenginlerine, eee, bu sistem ayakta dursun diye destek yapanlara, Bakara 180'e göre oruç tutmanıza gerek yok. Gününe gün bir fakiri doyurun demekle iyi mi yapıyorum, kötü mü yapıyorum diye düşündüm. Böyle birkaç kişiye söyledim. Yok, sen niye oruç tutuyorsun? Y, ne yapalım? İşte oruçtan kaçış yok. Var dedim, Bakara 180 zaten. Namaz kılmıyorsun, efendime söyleyeyim, zamana uyumuşsun, her şeyi yapıyorsun, kamu kul hakkı hortumlanıyorsun. Ya orucu niye tutuyorsun ki dedim? Onun da kolayı var, git bir fakire 180 lira ver. Olur mu dedi? Olur dedim ya. Bakara 184 açtım, okudum. Eee, o çok sevindi. Yani oruçtan da kurtuldum dedi. E, bazı arkadaşlar bunu tenkit etti. Ya niye öyle söyledin? Bütün zenginler, efendime söyleyeyim, şey verir, fakir doyumlu bir fidye verir, oruçtan kurtulur. Ya tutmasın dedim. Onun orucunun topluma ne faydası var? Ya gidip akşam bir kuzu götürüyorum sana. Akşama kadar karnını ovala, ovala gitsin. Bir fakir doyursun dedim ya. İşte sen bir işe yarasın. Domuzdan bir kıl koparmak kardır. Yani kamu kul hortumlayan domuz yemek haram ya. Domuz yemek haram da domuz gibi kamu kulunu yemek haram değil mi arkadaş ya? E bunu, bu, bu orucu bozmuyor mu? Bu takvayı bozmuyor? Bu imanı bozmuyor mu ya? Yani bir damla popodan su geçince oruç gidiyor da kamu kul hortumlayan milyarlarca lira, bu oruçlarını, imanlarını, dinlerini bozmuyor mu ya? Arkadaş, eğer adı Müslüman olan bir ülkede Ramazan oruç ayında gıda fiyatları katlanarak artıyorsa, zenginler daha da fazla tıkandığı için fakirlerin yiyecekleri zamlanıyorsa, o iş Allah'ın emrettiği savm, siyam olmaktan çıkmıştır. Benim birkaç sene üst üste ısrarla uyguladığım Bakara 184'deki oruç yerine fakirlere birer fidye verilmesi, hele şu felaket ortamında, şu, eee, ekonomik kriz ortamında Allah'ın rızasına daha uygun olacağı yolundaki fikrim de hemen hemen kimse tarafından kabul görmeyip linç olma korkusuyla ondan da vazgeçtim. Ne haliniz varsa görün dedim. Ne yapayım? İyi niyetli arkadaşlar bile Bakara 184'de "açlık yok, açıklık yok" diyorlar. Özür dilerim, açıklık yok diyorlar. Birisi açıklık getirmesi lazım ya. Daha nasıl açıklık olsun arkadaş? Hım, açık dön baba dönelim. Rep rep dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz. Kim getirecek açıklık? Allah ile bizim aramızda yedek tanrılar mı var? Allah'ın ortakları mı var ki Allah'ın apaçık ayetlerine açıklık getirsin? Allah diyor ki, "Oruca gücü yettiği halde tutmayanlar bir fakir doyumlu fidye versin." Bu Sünnisi aklına yatmıyor. Sünnism'in uleması eşek yükle açıklık getirmiş. Taharet alırken üç damla su içer girince oruç bozulur. Al size açıklık. Efendim, ama Allah gibi akıl etmeleri mümkün değil tabii. Şimdi Sünnism'in ulemasına soruyorum. Adam diyor ki, "Hiçbir hastalığım yok, yolcu değilim, zayıf, güçsüz değilim ama oruç tutamıyorum, tutmak istemiyorum. Çatıda ya, çatıda bir çatı ustasıyım ve, eee, oruç bile dönüyor. Yani yıla, yıldan yıla o İsrafil Balcı diyor, o da yani onu Allah'ın Resulü halledecekti ama bir sene oruç tuttu, ondan sonra vefat etti diyor. Takvim öyle kaldı. Yani her seneyi dönüyor, döndü geldi ağustosa. Adamın çatı ustası çalışmasa, çoluk çocuğu aç kalacak. Çalışsa oruç tutamayacak. Yani kan beyn, güneş beyninde kaynıyor o çatıda biliyor musunuz? E, ne yapması lazım ya? Bu Bakara 184'e gidecek. Kendinden daha fakir birisine bir çatı ustasının yevmiyesi şu anda 3.000 liradır. En az gidecek kendinden daha bir fakire 180 lira verecek. 3 geri kalanı 3.000 lira. Geri kalanı gidip çoluk çocuğuyla afiyetle yiyecek, orucunu yiyecek kardeş. Bu kadar basit ya. Siz Allah'tan daha çok mu Allah'çısınız kardeşim? Allah bu, bu, bu kolaylığı sağlıyor. Bakara 184'lü Allah'ın ayetini sansür ediyorsunuz. Nihayet oruç kişiyle Allah arasında değil mi? Bir tenhada orucunuzu yeseniz, bunu hangi din otoritesi engelleyebilir ki? O zaman Allah yerine siz cevap verin. Oruç tutmak istemeyen, mesela koronavirüs tehlikesinden dolayı ya da işte çatı ustası, veya böbrekler susuz kalacak diye tahlilde doktor söylemiş, bundan korkarak oruç tutmak istemiyor. Mesela çatıda güneşin altında çalışacak olan bir insan. Allah Zül Celal bir fakiri doyurmasını öneriyor. Bundan daha mükemmel bir şey olabilir mi? Geçen yıldan beri Allah'ın ayetinin sansür edilmesine vicdanım el vermediği için Bakara 184'lü, eee, si üzerinde kafa patlatıyorum. Sünni diyor ki, "Ne yani, parası olanlar fakire parasını verip oruçtan kurtulsun mu?" Oysa ayette, "Oruç tutarsa hem oruç tutar hem fidye verilirse onlar için çok daha iyi olur." buyuruyor. Böyle bir seçenek de var. Versin yani hem oruç tutsun hem versin. Ellerini tutan mı var? Hem fidye versin hem orucunu tutsunlar. Ama din, iman, Allah'ı vicdanı olmayan kapitalist münafık muhafazakar, akşam karnı bir kuzu yiyecek kadar doldurup yayık gibi çalkalanan midesiyle ertesi gün oflaya puflaya oruç tutmasını tutmasının Allah'a topluma kendisine ne faydası var? Versin bir fitriye fakire, kurtulsun oruç tutmaktan. Benim görüşüm bu. Zaten fidye demek kurtulmalık demek ya. Kardeşim, zaten oruç fakiri doyurmak değil mi? Oruç, oruçtan amaç fakirin halinden anlamak değil mi? Bir hadis uydurmuşlar, "Allah oruçlunun gibi kokan ağzının kokusunu çok seviyormuş." Ben de dedim ki, "Hayır, Allah fakirin evinin önünde infak yaparken verdiğin görüntüyü çok sever. Sen en güzel parfümleri koklarken Allah niye senin gibi pis kokunu, ağız kokusunu sevsin ki?" Böle şeyler uydurmuşlar. Bilhassa ağır iş yapanlar, hafif de olsa hasta olanlar, zaten muaf, rahatsızlığı olanlar, oruç tutmakta zorlananlar, münafıklar, kapitalist muhafazakarlar, 30 günlük doyumuluk masrafını fakirlere verip oruç tutmayabilir. Çünkü onlar da oruç tutuyorlar. Yani bu ülkenin büyük bir kısmı oruç tutuyor ama yani hepsi mümin mi zannediyorsunuz? Onlara böyle bir kolaylık verin ya. Bırakın fakir dursunlar arkadaş ya. Ne oluyor size? Kur'an'ın 184, Bakara 84'ü dayanarak yani, bunu çok fazla uzatmak istiyorum çünkü çok konu uzadı. Yüzlerce senedir Allah'a din, din öğretmişler. Ayeti tahrif edip "gücü yetenler" ifadesini "gücü yetmeyenler" olarak çevirmişler. Bu yüzden Bakara 184'lü, "Oruca gücü yettiği halde tutmayanlar günlük bir fakir doyumlu fidye versinler" manası bu ayetin. Özellikle yaşı ilerlemiş kimseler ve ibadet ve diyabetliler, şeker hastaları için böbrekleri, böbreklerin gün boyu susuz kalması son derece sakıncalı, tehlikelidir. Bu sene oruç yerine bir fakir doyumlu fidye verilmesini öneriyordu. Eee, şey, pandemi günlerinde. Oruçtan Maksat fakirin halinden anlamak değil mi? Memlekette fakirlik ve açlık sınırının altında yaşayan milyonlar var. Din tüccarı büyük bir panik içinde işsiz kalacak, sakız orucu bozar mı diye saatlerce televizyonda laklak yapamayacak. İşte bundan dolayı karı çıkıyorlar. Allah'ın dinini sansür ediyorlar.
Arkadaşlar, bu ritüeller, yani Kur'an-ı Kerim'in savm, siyam dediği, namaz, bugün namaz diye bildiğimiz Farsça namaz dediğimiz ibadetin karşılığında da Salat dediği değerli kardeşlerim, özetle birkaç cümleyle hemen bağlayayım, çok uzattı. Eee, bunların toplumsal bir yönü var. Onun için savum, eee, olan orucun Arapça karşılığı, Kur'an-ı Kerim'deki kavram karşılığı savım. Ama bunun siyam olarak, eee, geçtiği ayetlere ne diyeceksiniz? Demek ki siyam toplumsal olarak uygulanan, toplumsal olarak uygulanan, toplanılıyor gibi dünyevi işlerden kendini çekip Kur'an'a yoğunlaşmak, sosyal dayanışmaya yoğunlaşmak, fakirlerin karnını doyurmak, onların muhtaçları gözetmek, gözetmek için bir faaliyet organize etmemizi istiyor Allahu Teala. Niye çevirdik bunu kuru bir açlığa çevirdik ya? Bırakın Allah aşkına ya! Ya şu halimize bir bakın ya! Bunu anlatmaya çalıştım. Sürç lisan ettik, affola. Allah'a emanet olun, hoşça kalın. Bir dahaki sefere buluşmak üzere.