Transcription
Şimdi, selamlar. Konumuz nebinin tarihselliği, Resulün evrenselliği. Yani Kur'an tarihsel midir, evrensel midir? Bir de şöyle bir şey tartışma söz konusu olmuş eski alimler tarafından: Allah aşkın mıdır, işk midir diye. Buna benzer bir konudur. Yani bu soru, sorular yanlış oluyor zaten. Bazen sorular yanlış oluyor.
Şimdi Kur'an hem evrenseldir. Evrensel ayetler zaten içerir, hem tarihsel ayetler içerir. Dolayısıyla ne tarihseldir diyebiliriz, ne de evrenseldir diyebiliriz. İkisinden de konular var içerisinde. Çünkü o güne has ayetler de var, evrensel olan her zamana ait ayetler de olacaktır. Hoca çok uzun bir yazı yazdı. Bakalım bunu bitirebilecek miyiz? Buyur hocam.
Euzu billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Nebi tarihselliği, Resul evrenselliği temsil eder. Son zamanlarda Nebi ve Resul'ün arasında bulunan farkları düşünürken aklımıza takılan farklardan biri de nebi kavramının kullanıldığı yerlerde özel ve dar konular, Resul kavramının kullanıldığı yerlerde ise genel ve evrensel konuların işlendiğini görüyoruz. Gerçekten bu çok enteresan, çok önemli bir yani. Hocam, bizim nebinin tarihselliği, Resulün evrenselliği derken bu konuya çok tartışılan bir konudur. Biz bu konuya bir usul, bir sistem getiriyoruz. Tabii bu Kur'an'ın önümüze koymuş olduğu ayetlerle hikmetle bunu ortaya koyuyoruz. Kendi kafamızdan, kendiliğimizden uydurduğumuz bir şey asla değildir.
Şimdi ayetlerde örneklerini göreceğiz. Yani nebi kavramının kullanıldığı ayetlerde nebinin kendi yerel hayatı, özel durumu, hataları, hanımları, ailesi veya sadece ona iman eden müminlerin hataları, Medine'de yaşayan insanların ve olayların konu edildiğini görüyoruz. Bu çok önemli. O kadar yüce Allah öyle bir sistem yerleştirmiş ki, fakat bu sistemin üzerinde durulmamış. Kur'an üzerinde durulmadığı için, kavramlar üzerinde düşünülmediği için, müzakere edilmediğinden dolayı Kur'an'daki Nebi kavramı neye yarar? Nebi kavramı niye Yüce Allah koymuş? Resul kavramını niye koymuş? Niye bazı ayetlerde nübüvvet geçiyor, Nebi geçiyor? Bazı ayetlerde Resul? Asla bunlar üzerinde şimdiye kadar düşünülmemiş. Şimdiye kadar ben bu konu gibi bu konudan kitaplarda asla ne Şiilerin kaynaklarında ne Sünnilerin kaynaklarında bir yazıya, bir araştırmaya, bir incelemeye asla rastlamamıştım. Zaten biraz önce söylediğin gibi Nebi ve Resul arasındaki farkı bulamayınca insanlar yanlış bir yere itikat evrilmesi olmuş zaten.
Nebi'nin vahide ortaklığı, yani ortaklığı, yani o da hüküm koyabilir manası vermiştir. Bir tek kelimeye indirerek peygamber kelimesine bu yöne doğru çekmişler. Nebi ve Resul'ü ayırmış olsalardı, Kur'an neden bazı ayetlerde Nebi diye başlıyor, bazı ayetlerde Resul diye başlıyor? İşte bu ayrımı en iyi Allah yapmış zaten. Resul hitabıyla başlayan ayetlerin hepsi evrenseldir. Nebi ile başlayan ayetlerin birçoğu tarihseldir. İşte bunu ayırmak önemliydi. Evet, Nebi, Nebi kelimesinin kullanıldığı bütün yerler tarihseldir, hocam, bölgeseldir. Resul kavramının kullanıldığı yerlerde evrensellik vardır.
Bir daha okuyorum. Yani nebi kavramının kullanıldığı ayetlerde nebinin kendi yerel hayatı, özel durumu, hataları, hanımları, ailesi veya sadece ona iman eden müminlerin hataları, Medine'de yaşayan insanların ve olayların konu edildiğini görüyoruz. Bu çok önemli. Resul kavramının kullanıldığı ayetlerde ise genel, külli, evrensel, zamanları ve coğrafyaları aşan bir kitabın var olduğunu, yani tüm insanları ilgilendiren davet, emir, yasak ve öğütlerin olduğunu görüyoruz. Resul bağlamında kullanılan kavramların da evrensel olduğunu görüyoruz. Mesela itaat gibi, kerim gibi, aziz gibi, davet gibi, isyan gibi, ihanet gibi. Enteresan. Dolayısıyla bu yönüyle Nebi tarihselliği, yani sadece kendi döneminde yaşanan sorunları temsil eden dar bir makam ve mertebe ile ilgili bir kavram iken, Resul bütün insanları ilgilendiren bir misyona sahip olduğunu görüyoruz.
Kur'an'da bulunan Nebi kavramı, ister tekil olsun, ister tekil olsun, ister çoğul olsun, hepsi tarihseldir. Yani nebi kavramının geçtiği ayetlerden ders çıkarılır ve onlardan ibret alınır. Fakat üzerlerine din ve hüküm bina edilemez. O kadar önemli bir mesele ki, yani tarihsellik konusu. Tarihsel olan bir konu üzerine asla hüküm bina edilemez. Onlardan ders çıkarılır, ibret alınır. İnşallah bunun misalleri vereceğim. Nasıl ibret alınır, ders çıkarılır.
Bu kısaca söylersek şöyle diyelim. Yani Resul eşittir Vahiy demektir zaten. Biz vahiye de, Kitaba da Resul diyebiliyoruz. Yani bunu öyle anlamak daha doğru olur. Yani hayır ama hocam, Nebi, Nebi ile alakalı ayetler de tahdir. Yani bu ayrı bir konu tabii ki. Yok yok, yani vahiy bizi ilgilendiren şey olan durum. Resul dediğimiz zaman vahiy diyoruz ona biz. Aynı zamanda Kur'an da, Kur'an da Resul diyoruz biz. Yani bağlayıcı olan odur. Nebi ile ilgili kitap ayetlerinde ittiba vardır. Yani tabi olmak o an isim vardır. Yine tarihseldir.
Yani nebi kavramının tekil olarak geçtiği ayetler: Nebi, Ali İmran 68, Maide 81, Araf 157, 158, Enfal 64, 65, 70, Tevbe 61, 73, 117, Ahzab 1, 6, 13, 28, 30, 32, 38, 45, 50, 53, 56, 59, Hücurat 2, Mümtehine 12, Talak 1, Tahrim 1, 3, 8, 9. Nebi kavramının çoğul olarak geçtiği ayetler: Nebiyyü, Nebi olarak geçtiği ayetler: Bakara 36, Ali İmran 84, Maide 44. Nebiyyine olarak, Nebiyyine olarak geçen ayetler: Bakara 61, 117, 213, Ali İmran 21, 80, 81, Nisa 69, 163, İsra 55, Meryem 58, 58, Ahzab 7, 40, Zümer 69, Zümer 69.
Şimdi konuyla alakalı ayetlere bir göz atalım. Şimdi hocam, ayetlere bakıyoruz. Ey Nebi... [Müzik] Buam müminlerin kadınlarına dış örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınmaları ve incitilmiş olmaları. [Müzik] Merhamet edendir. 59. ayet. Bu ayet o günün ahlak, gelenek ve şartlarında inmiş olan, yani sadece Medine halkının yaşamış olduğu sorunla ilgili bir durumdan bahsetmektedir. Mesela yukarıdaki ayetin, yukarıdaki ayetin evrensellikle hiçbir ilgisi yoktur. Çünkü artık bugün aynı şartların, dünyanın başka yerinde kadınlara karşı böyle rahatsız edici ve eziyet verici durumların yaşatılması imkansızdır. Ama Medine'de böyle bir sorun vardı. Böyle bir sorun vardı Medine'de. Kadınlar evlerde lab olmadık olmadığı için kadınlar Medine'nin dışında abdestleri bozmaya gidiyorlardı ve Medine'de yani cinsel hayat, cinsel hayat zina o kadar gelişmişti ki, gençler gelip kadınları rahatsız ediyorlardı. Allah onlara öyle bir öneride bulunuyor. Tamamen bu ayet, Ey Nebi, ey Nebi'nin hanımlarına, kızlarına, müminlerin hanımlarına şöyledir. Bu tamamen Medine ile ilgili bir durumdur. Bundan dolayı Allah, Yüce Allah o ayette "Ya eyyühen Nebi" diye başlıyor. "Ya eyyü Resul" değil. Dolayısıyla ayet tamamen tarihseldir. Çünkü devletlerin kanunu ve hukuki düzenlemeleri, adalet mekanizması buna fırsat vermeyecektir. Ama Medine'de böyle bir mekanizma, böyle bir sistem yoktu. Çok ilginçtir. Nebi Aleyhisselam'ın yaşadığı Medine'nin sosyal hayatında böyle bir sorun vardı. Bu sorunun tüm insanlığı ilgilendirdiğini söylemek doğru değildir. Yani artık günümüzde kadınlar dışarı çıktığı zaman Medine'deki gibi insanlar tarafından rahatsız edilmiyor. Evet. Yani bu olay Risalet misyonunun alanına girmiyor. Tamamen Medine ve çevresinin yerel hayatını, yani gelenek ve davranışlarını anlatıyor.
Mesela hocam, başka bir ayet. İnnallahe ve melaikete yusallune alennebiy. Allah ve melekleri Nebi'ye salat ederler. Ya eyyühellezine amenu, ey iman edenler, sallu aleyhi ve sellimu teslima. Siz de ona tam bir teslimiyetle ona destek olun, ona yardım edin anlamındadır. Evet, bu ayette Medine'de, bu da Ahzab 56. ayet. Bu ayette Medine'de yaşayan iman edenlerin Nebi Aleyhisselam'a destek olmalarını, onu yalnız bırakmamalarını, nübüvvet makamı ve şerefini korumalarını istemektedir. Yani ayetin konusu ve kitap bağlamı Nebi Aleyhisselam'ın döneminde yaşayan müminlerdir. Dolayısıyla artık bugün Şii ve Sünnilerin anladığı gibi Muhammed'e salavat getirmekle asla bir ilgisi yoktur. Tamamen o zamanda yaşayan, Nebi döneminde Medine'de yaşayan müminlerin Nebi'ye destek olmalarını, yalnız bırakmamaları ile ilgilidir. Çünkü daha önceki ayetlerle sonraki ayetler incelendiği zaman bu mananın ortaya çıktığı görülecektir. Yani Muhammed'e salavat getirmek diye bir şey yoktur. Tamamen nübüvvet makam ve mertebesinin korunması, desteklenmesi, muhafaza edilmesi ile ilgili bir ayettir. Ama ayeti nasıl evirip çevirmişler, anlamsız bir meal vermişler. Böyle bir şey olamaz.
Hocam, başka bir ayet. Şimdi şu ayet, şu ayet evrensel olabilir mi? Şimdi ayet okuyacağız. Devam ediyor. Ey iman edenler, siz bir yemeğe çağrılmadıkça zamanını gözetin. Nebi'nin evlerine girmeyin, girmeyin. Ancak davet edildiğiniz vakit girin. Yemeği yediğinizde hemen dağılın, sohbete dalmayın. Çünkü bu hareketiniz Nebi'yi üzmekte, fakat o size bunu söylemekten utanmaktadır. Allah hakkı söylemekten utanmaz. Ahzab 53. Evet hocam. Evet, benim misafirlerim geldiği için biraz kalktım, onlarla ilgilendim. Konuya şey edemedim. Siz konu başka zaman yapabiliriz. Devam edin o zaman. Şu an sorun yok. Yani başka zaman da yapabiliriz hocam, önemli değil. Misafirleri bekletmeyelim. Çünkü uzun sürebilir. Gitti, gitti, gitti mi? Tamam.
Bu ayette de sadece Nebi'nin evlerine giren ve gece geç saatlere kadar kalarak Nebi'yi rahatsız eden müminlere hitap edilmektedir. Bu emir o zaman yaşayan insanları ilgilendirmektedir. Zaten ayette geçen "bu hareketiniz Nebi'yi üzmekte, fakat o size bunu söylemekten utanmaktadır" cümlesi, bu işin risaletle ilgili olmadığını, özel bir durumun kastedildiğini göstermektedir. Yoksa genel bir sorun ve risaletle ilgili bir durum olsaydı, Nebi bunu söylemekten utanmazdı, fazladır. Yani onu duyurmak ve ilan etmek zorunda kalırdı. Dolayısıyla şimdi hocam, çok enteresan. O kadar enteresan, o kadar mükemmel bir sistem koymuş ki, Resul'ün evleri olmaz. Çünkü Resul evrensel, çok kapsamlı, genel bir kelimedir. Resul dediğiniz gibi Kur'an'a eşit bir konuma sahiptir. Ama burada Nebi'nin evlerine girmiyor. Allah orada Nebi kavramını kullanıyor. Çünkü orada evler var. Dolayısıyla Nebi'nin evleri tarihseldir kardeşim, tarihseldir, yereldir, bölgeseldir, evrensellikle hiçbir alakası yoktur. Ama bundan, şöyle bir ders çıkarırım. Nasıl bir ders çıkarırım? Şimdi Şii din adamlarını, imamlarını yüceltir, Nebi'lerin, Resullerin üzerine çıkartırlar. Sünni din adamları da sahabilerin masum olduğunu söylerler. Yani sanki böyle günahsızlar mış gibi. Ama arkadaş, Allah'tan korkun. Ben şu ayetten şöyle bir ders çıkarıyorum. Siz sahabiler gökteki yıldızlar gibidir diyorsunuz ama sahabiler Nebi'nin evlerine giriyorlar, yiyorlar, içiyorlar, Nebi'yi rahatsız ediyorlar. Nebi belki iki üç sefer giriyor içeri, onların eğlendiklerini, yediklerini, içtiklerini görünce gidip geliyor ve Nebi'nin üzüldüğünü, Nebi'nin üzüldüğünü, rahatsız olduğunu bile anlamıyorlar. Bunlar nasıl gökteki yıldızlar diyorsunuz da Nebi'yi bu şekilde rahatsız ediyorlar, üzüyorlar? Yani oturduğu yerden kalkmasını bile bezemeye adamlar. Demek ki lakayıt yapıyorlar, hoşlarına gidiyor. İçinde, içinde bazıları, hepsi öyle değil, bazıları. Bu bazıları gerçekten yapmış olduğu hareketler Nebi'yi üzmüş, Nebi'yi rahatsız etmiş. Fakat Nebi enteresan, mükemmel ahlak ve edebi, mükemmel bir edebe sahip olduğundan dolayı utancından dolayı onlara "Yeter artık, geç oldu, evlerinize gidin" diyemiyor. Bu iş bu şekilde. Bir Nebi var. Ama onların dinlerine, onların kaynaklarına baktığımız zaman herkese lanet okuyan, herkese işte eee söven, herkese bağırıp çağıran, kaba bir Nebi olduğunu görüyoruz. Enteresan. Yani Kur'an'daki Nebi ile, Kur'an'daki Nebi ve Resul ile kaynaklardaki onların algılarında Nebi ve Resul birbirinden çok farklı şeylerdir.
Hocam, başka bir ayet. Nebi'nin tarihselliği ortaya [Müzik] [Müzik] koyan. Yeryüzünde ağır basınca kadar hiçbir Nebi'ye esirleri bulunması yakışmaz. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz. Halbuki Allah sizin için ahireti istiyor. Allah azizdir, hakimdir. Enfal 67. ayet. Bu ayet Nebi ve iman edenlerin zaaf ve hatalarını anlatmaktadır. İman edenler savaştan önce mallarına konmak için karşı tarafın askerlerini öldürme yerine esir almaların hesabını yapmaları gerekir. Şimdi burada savaştan önce sahabiler şöyle bir şeye karar kılıyorlar ki, ya biz bu Mekke müşrikleri zengindir, malları mülkleri vardır, bunları esir alalım. Sonra esir aldıktan sonra mal karşılığında bunları bırakalım. Halbuki savaşın amacı galip gelmektir. Savaşın amacı karşı tarafın, düşmanın kökünü kesmektir. Böyle bir hesap yaptıklarından dolayı Allah onları uyarıyor. Böyle bir şey. Ondan sonra Yüce Allah der ki: "Ey Nebi, ey Nebi, elinizdeki esire de ki: Eğer Allah kalplerinizde hayır olduğunu bilirse, şirki bırakıp İslam'ı kabul ederseniz, sizden alınandan, fideden daha hayırlısını size verir ve sizi bağışlar. Çünkü Allah günahları bağışlayan, merhamet edendir." Enfal 70. "Ey Nebi" diye başlayan yukarıdaki ayetlerin tümü tarihseldir ve sadece Nebi Aleyhisselam'ın yaşadığı zaman dilimini ilgilendirmektedir. Yani Medine'de cereyan eden bir savaşı ve o savaşla ilgili olayları ele almaktadır. Çünkü neden, neden bu ayet tarihseldir, evrensel olamaz? Şundan dolayı, çünkü dünyada savaş şartları, silahları, imkanları, kanunları, kuralları ve anlaşmaları sürekli değişmekte ve İslam toplumu bu şartlara ve hükümlere riayet etmek ve ayak uydurmak zorundadır.
Hocam, şimdi neden bu tarihseldir? Bundan sonra Nebi kelimesi kullanmış. Bugünkü savaş şartları, esirler hakkında yapılacak olan muameleler, yani kurallar, dünya Birleşmiş Milletler tarafından alınır ve İslam devletleri, İslam devletleri bu şartlara, bu kurallara uymak zorundadır. Bundan dolayı bu ayet tarihseldir. Dolayısıyla esirlerle ilgili Nebi'ye ve iman edenlere yapılan uyarılar geçerliliğini kaybetmiştir. Hocam, orada zaten ayette devamında şey etmedim de, yani fidye alarak veya almayarak serbest bırakacaklarını söylüyor. Yani fidye alma şartını da kaldırıyor oradan. Yani fidye de bırakmaları gerektiğini, esirleri söylüyor. Yani illa fidye karşılığında değil. Evet.
Hocam, başka bir ayet. Tevbe Suresi 113. ayeti okuyorum. Hocam, bu tamamen tarihseldir. Bundan dolayı ayet diye başlıyor. Cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra, tamamen Medine ile ilgili bir durum. Akraba dahi olsalar, müşrikler için af dilemek ne Nebi'ye ne de iman edenlere yakışmaz. Bu ayette Nebi ile iman edenler, müşrik akrabalarına dua ettiklerinden dolayı Allah tarafından uyarılıyor. Yani hitap bağlamı özel bir hareket ve dar bir insan topluluğunu ilgilidir. Ancak bundan iman edenler de ders çıkarabilirler. Ders çıkarabilirler. Yani tarihsel, bölgesel olan ayetlerden ders çıkarılır, ibret alınır. Ama bunlar, bunların üzerine hüküm bina edilemez. Bunlar evrensel olamazlar. Dolayısıyla, dolayısıyla biz bu meseleye tarihsellik, evrensellik meselesine bir usul, bir sistem getiriyoruz. Yani Kur'an'da, Kur'an'da Mekke'de inen bütün sureler evrenseldir. Mekke'de inen bütün sureler evrenseldir. Ama Medine'de inen surelerin, surelerin, surelerin içinde evrensel olan ayetler de vardır, tarihsel olan ayetler de var. Demek ki hocam, tarihsellik, yerellik, bölgesellik Medine'de inen ayetlerle ilgilidir. Mekke'de inen ayetler şirk, tevhit, güzel ahlak, insan hakları, adalet, zulüm yapmamakla ilgili olduklarından dolayı Mekke'de inen bütün sureler, bütün sureler evrenseldir, geneldir, külli bir anlam taşır. Ama Medine'de inen sureler içinde evrensel olanları da vardır, tarihsel olanları da vardır. Yani bu, bunun sistemi Yüce Allah bu sistemi bu şekilde Kur'an'a yerleştirmiş. Evet.
Hocam, şimdi Enfal Suresi 117. ayeti okuyorum. And olsun ki Allah bir grubun kalpleri eğilmeye yüz tuttuktan sonra Nebi'yi ve zor zamanda ona uyan muhacirlerle ensarı affetti. Sonra da onların tövbelerini kabul etti. Çünkü o onlara karşı çok şefkatli, çok merhametlidir. Enfal 117. Yukarıdaki ayet Müslümanlardan hata eden az bir grup hakkında nazil olmuş demek. Hocam bu, yani Ensar, muhacirin hakkında Allah, Nebi'yi, muhacirleri ve ensarı bazı hareketlerinden dolayı onları affetti, tövbelerini kabul etti. Demek ki buradan hocam, o kadar mükemmel ki, o kadar mükemmel ki, demek ki burada Nebi, muhacir ve Ensar, muhacirlerden ve ensardan bir grup hata ediyor. Allah da tövbe ediyorlar. Allah onların tövbelerini kabul ediyor. Ayet bunu anlatıyor. Mükemmel, muhteşem bir şeydir. Yani Kur'an'da neden Nebi kavramı kullanmış, neden Resul kavramı kullanmış? Gerçekten üzerinde son derece derinlemesine, derinlemesine geniş bir şekilde araştırma yapmak gerekiyor. Mesela şu ayetlere bir bakalım hocam. Şimdi şu ayetlere bir bakalım. Ya ey Nebi, ey Ey Nebi eşlerine şöyle söyle. Hocam, ey Nebi, burada eş, Nebi'nin hanımları, yani şeye girdiğinden dolayı Yüce Allah Nebi kavramını kullanıyor. Yani burada Kur'an'ın ne kadar sistemli bir kitap olduğunu anlayacağız. Kur'an'da konulan kavramların, kelimelerin ne kadar muhteşem olduğunu, yüksek bir akıl tarafından oraya konduğunu, rastgele olmadıklarını, Kur'an'ın, Kur'an'ın Allah tarafından indirildiğini, bunu bir beşerin ortaya koyamayacağını anlamamız lazım. Eğer biz bu sistemi anlatırken bunları anlamıyorsak, eee denemesi olar, Kur'an'ı bilmiyoruz demektir. Bizim bunları anlatmamız en büyük sebebi bu kavramların yerli yerince ortaya konması, akla gelmesi gerekir. O kadar önemli. Bu hangi ayet? Ahzab'daki ayeti mi? Ey Nebi'nin hanımları diye mi okuduğun ayet o muydu? Evet hocam, o. Evet, o ayetle eş deme bari. Ey Nebi'nin hanımları da diyemezsin. Nebi'nin kadınları, yani toplumsal kadınlara hitap ediyor. Yani eşler. E, y hocam. Hocam şöyle bir şey var orada. Şöyle bir incelik var. Şimdi ilk ayet şöyle başlar: "Ya eyyühen Nebi" dedikten sonra. Şimdi ben ayeti okuyorum. "Ey Nebi, eşlerine söyle." "Ezvec" eş anlamına geliyor. Yani "söyle". Tam. "Eğer dünya dirliğini ve süsünü, refahını istiyorsanız, gelin size boşanma bedelleri vereyim de sizi güzellikle salı vereyim." Bu Ahzab 28. Şimdi ayet eşlerle devam ediyor, hanımlarıyla devam ediyor. Dikkat hocam. Ben 33'ler, 34'ler genel, genele geliyor. Gelecek. O ayetler de gelecek. Onları [Müzik] söylediler. "Eğer Allah'ı ve Resulü..." gene eşlere hitap devam ediyor, hanımlarına devam ediyor. "Eğer Allah'ı ve Resulü istiyorsanız, ahiret yurdunu istiyorsanız, bilin ki Allah içinizden güzel davranan için büyük bir mükafat hazırlamıştır." Ahzab 29. Ahzab 28, 29 Nebi'nin hanımları, eşleriyle alakalıdır. Ama 30. ayete gelince diyor ki: "Ya Nebi..." burada artık "ezvec" gidiyor, "nisâ" geliyor. Neden hocam? Kur'an o kadar enteresan bir sistemi. Bunu anlasınlar diye buraya değindim ben. Yani ayrımını yapalım biz. Çünkü orada konuşurken kırıt mayın, mıtm. Nebi'nin özel eşlerine bunu söylemiyor. Yani bir genel konu. Ya Kur'an o kadar muhteşem ki hocam, Nebi'nin hanımlarını, Nebi'nin hanımları hakkında fuhuş, muhu kelimesini koymuyor. Öyle bir şey yok. Şimdi o zaman şöyle ayrım şöyle olacak: 28, 29. ayetlerde Nebi'nin eşleri, Nebi'nin hanımlarıdır. Burada asla bir kırıtmak, bir fuhşiyattan bahsetmiyor. Ama ondan sonra 30. ayette diyor ki: "Ya Nebi..." "He, yis Nebi ezvec" arasında fark var kardeşim. 28, 29. ayette "ezvec", Nebi'nin hanımları, eşleridir. Ama 30. ayetten sonra gelen Nebi'nin koruması altında olan kadınlardır. İlahi, ilahi öğretiye sığınan kadınlar. Yani o mekanlara, o bölgeye Nebi'nin taraftarları. Bunlar. Yok hocam, Nebi'nin, Nebi'nin koruması altında olanlar. Koruma taraftar. Yani o orada kalanlar. İşte hocam, Nebi'nin, Nebi'nin korumasında, hanesinde olanlardır. Bunlar çünkü Ehlibeyt diye geçiyor ilerideki ayette. Ehlibeyt. Y, ilahi öğreti diyebiliriz. Beyt'e de Mescid, mescidin evan, mescidi aynı değil mi? Mekan aynı mekan. Yani o bölgede olanlar. Buyur. Evet. "Ya en Nebi, ey Nebi'nin nâları, ey Nebi'nin kadınları." Bu sefer kadınlar geliyor, eşler gidiyor. Kadınlar geliyor. "Sizden herhangi birisi apaçık bir fuhuş, bir ahlaksızlık yaparsa, ona azap iki kat verilir." Bu Allah'a göre kolaydır. Yani az bir zaman dilimi olsa dahi. Kur'an'ın Nebi Aleyhisselam'ın hatalarını, aile hayatını ve Medine'de yaşayan sorunları görmezlikten gelmesini bekleyemeyiz. Hocam, bu da enteresan. Bu şeyi bitireyim cümleyi. Ondan sonra bir şey söyleyeceğim. Aslında görevinin başında ve özel hayatında olan diplomat aynı kişi olmakla birlikte, aslında görevinin başında evinde ve özel hayatında olan diplomat aynı kişi olmakla birlikte konumu ve misyonu farklıdır. İş başında, mesai saatlerinde resmi olan bir diplomatın görevi ve sorumluluğu ile evinde ve özel hayatında olan diplomatın görev ve sorumluluğu birbirinden farklı özellikler taşır. Hatta görev başında olan bir memura yapılacak hakaret ve saygısızlık ile mesai dışında ve özel hayatındaki bir memura yapılacak hakaret ve saygısızlığın kanundaki karşılığı bir değildir. Dolayısıyla görev başında devleti temsil eden bir memurun gayrimeşru hareket yapması ve görevini kötüye kullanması da kabul edilemez bir suçtur.
Hocam, burada bir şey söyleyeceğim. Şimdi Allah, Yüce Allah biz bölgesel, tarihsel diyoruz. Mesela Nebi'nin geçtiği ayetlerde, yani evrensel olan bir kelam, bir mesaj içine Allah bu ayetler niye koydu? Niye koydu? Çünkü insanlar, insanlar Nebi Aleyhisselam'dan sonra gelen insanlar, Nebi'nin o zaman iman eden müminlerin hayatlarının nasıl olduğunu insanlar merak eder. Acaba Nebi Aleyhisselam özel hayatında, sivil hayatında, Medine'deki insanlar nasıl yaşadılar? Nasıl bir hayat sürdüler? Savaşlar nasıldı? Hareketler nasıldı? Ahlakları nasıldı? Vahiye karşı nasıl bir konum sergilediler? İnsanlar bunun bilinmesini istediklerinden dolayı Allah, tarihsel, bölgesel, yerel olmasına rağmen Nebi'nin 10 yıllık hayatını Medine'deki 10 yıllık hayatını görmezlikten gelmedi ve bunu bizim önümüze koydu. Yani Kur'an o kadar bereketli bir kitaptır ki, Nebi'nin de hayatını anlatmaya kafidir. Resul'ün de hayatını anlatmaya, Risalet misyonunu anlatmaya kafi olan bereketli bir kitaptır. Zaten Allah diyor ki: "Bu kitap daha kapsamlı indirilmiş olduğunu söylüyor." Bakara Suresi, e 66 mıydı? Manevi? Evet hocam, o yerlerde, o 104'lerde, 166, 105'ler dedir. Evet, 106 pardon. Nee, daha kapsamlı geldiği ortada. Önceki kitaplar bu kadar kapsamlı değil. Çünkü Nebi'ye hem Nebi'nin 10 yıllık hayatından bize bilgi veriyor, hem Nebi'ye, hem bize de diğer e Musa'dan, İsa'dan, Nuh'tan, İbrahim'den de kıssaları, onların da nasıl yaşattıkları ve ne başlarına geldiklerini ve sonuçları ne olduğunu, onlar, onların hayatlarında parça parça kesitler bizlere anlatıyor. Neze de yani işte nasıl yaşanılmış tarihinden beri inanan insanlar üzerinde bir örneklik ortaya koyuyor. Nebi de haberdar ol, biz de haberdar oluyoruz. Nebi'nin yaşamından da en son sonraki nesillere haber vermiş oluyor kitap. Evet. Tabii birer Nebi olan Süleyman, Yakup, İshak, Davut gibi Nebilerden söz ederken son gönderilen Nebi'den bahsetmemesi, onun hayatını, sosyal hayatını ortaya koymaması zaten düşünülemez. Gerçekten de böyledir. Allah daha önceki Nebilerin hayatlarını anlatırken son Nebi'nin hayatını, sivil hayatını, özel hayatını niye anlatmasın ki? Evet. Hangi yönden bakarsak bakalım, Nebi ile Resul'ün arasında birçok farklar olduğu bir gerçektir. Yani Yüce Allah'ın kadim Resullerin ve Nebilerin hayat mücadelelerini geniş şekilde anlatmasının sebebi insanlara ders vermek içindir. Nebiler hakkında insanların meraklarını gidermek içindir. Dolayısıyla Nebi Aleyhisselam'ın Medine'de yaşadığı yerel ve bölgesel hayatın Kur'an'da yer alması garipsenecek bir şey değildir. İnsanlar sadece Resul'ün Risalet misyonuna ait bilgilerle yetinmek istemezler. Nebi'nin resmi olmayan özel hayatını da merak ederler. Dolayısıyla Yüce Allah hem Resullerin tebliğ ve tevhit mücadelesini hem de özel beşeri zaaf ve hatalarını ele almıştır. Mesela daha önce hocam, bu konuyu işlemişti aslında. Eşlerinden birine gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi o sözü başkalarına haber verip, Allah da bunu Nebi'ye haber verince, Nebi bir kısmını bildirmiş, bir kısmından vazgeçmişti. Aslında Alim ve Habir olan bu Nebi'ye haber verince demek daha doğru olur. Sen de okurken hocam, ayeti düzeltmemişsin. Yani sen de Allah haber verdi diyorsun. Allah ortaya çıkardı bunu haberi. Olandan haberi aldı. O aynen, aynen, aynen, aynen. Nebi bunu ona haber verince, eşi: "Bunu sana kim bildirdi?" dedi. Nebi: "Bilen her şeyden haberdar olan bana haber verdi" dedi. Tahrim iç. Yukarıdaki ayet Nebi ve hanımları arasında geçen özel bir konuya temas ettiği için sadece Nebi ibaresinin kullanıldığını görüyoruz. Tamamen o günkü yerel, bölgesel geleneklerle alakalı olayla alakalı anlatılıyor.
Mesela hocam, başka bir ayet. Yine o münafıklardan, o Nebi her söyleneni dinleyen bir kulaktır diyerek Nebi'yi incitenler de vardır. De ki: "O sizin için bir hayır kulağıdır. Çünkü o Allah'a iman eder, müminlere güvenir ve o sizden iman edenler için de bir rahmettir. Allah Resulü'ne eziyet edenler için mutlaka elem verici bir azap vardır." Tevbe 61. Dikkat edilirse yine belli bir grup hakkında, yani Nebi döneminde yaşayan münafıklar hakkında ayetin nazil olduğunu görüyoruz. Ayette bir incelik daha vardır. Şöyle ki: Nebi için "sizden iman edenler için o bir rahmettir" derken, Enbiya Suresi 107. ayette misyon olarak Resul'ün bütün insanlara rahmet olduğu vurgulanıyor. Hocam, Nebi, çok enteresan bir incelik var burada. Nebi kendi döneminde yaşayan insanlara rahmet olarak gösterilirken, Resul "rahmeten lil alemin", seni bütün alemlere, bütün insanlara rahmet olarak gönderdik. Demek ki Nebi kendi döneminde yaşayan insanlara rahmet iken, Resul bütün insanlara rahmet olarak gösterilmiş. Çünkü Resul'ün hem beşer Resul anlamı vardır, hem de kitap Resul anlamı vardır. O kadar enteresan, o kadar önemli ki. Evet.
Evet. Yani Nebi zaten genelde Nebi başlangıç ayetlerin çoğunluğu da ikaz edilmiş ayetlerdir. Yani ikaz edilen ayetleri ya kendisi ya arkadaşları ya eşleri ikaz edilmiş ayetler. Bir kısmını okudu, değindi zaten. Resul ikaz edilmez. Çünkü Vahiy eşittir demektir zaten Resul. Evet. Yani şöyle diyebiliyor hocam, Nebi hata yaptıktan sonra ikaz edilmiş. Resul hata yapmadan ikaz edilmiştir. Nebi'nin tarihselliği, Resul'ün evrenselliği emeli temsil ettiğini misallerle görelim. Mesela hocam, Yüce Allah der ki: Ali İmran 161. ayette: "Nef b kesbet k nefsin kesebet." Bir Nebi'nin emanete ihanet etmesi mümkün değildir. Kim emanete, devlet malına ihanet ederse, kıyamet günü ihanet ettiği şeyin günahı boynunda ası olarak gelir. Sonra herkese asla haksızlığa uğratılması, kazandığı tam olarak verilir. Siyer kitapların yazdığına göre Bedir Savaşı'nda elde edilen ganimetlerin paylaşımı sırasında kayıp bir eşya için münafıkların "herhalde Muhammed almıştır" demeleri üzerine bu ayetin indiği söylenir. Ayette görüldüğü gibi bazı münafıkların Nebi Aleyhisselam hakkındaki dedikodularına cevap veriliyor. Hocam, bu tamamen tarihsel, yerel, bölgesel. Bu ayet evrensel olamaz ki. Bu ayetten nasıl bir hüküm çıkaracaksınız kardeşim? Böyle bir şey olur mu? Evet. Yani ayet yine yerel, yine Medine'ye, yani tarihsel bir olaya değinmekte, dar bir alan ve özel bir durum hakkında bilgi vermektedir.
Mesela hocam, Yüce Allah der ki: "Ey iman edenler, seslerinizi Nebi'nin sesini üstüne yükseltmeyin. Birbirinizle bağırdığınız gibi Nebi'ye yüksek sesle bağırmayın. Yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir." Hücurat 1, 1. ayette "Allah ve Resulünün önüne geçmeyin" derken, ikinci ayette "seslerinizi Nebi'nin sesini üzerine yükseltmeyin" buyurmaktadır. Nebi'nin sesi Medine'nin sınırları içinde kalan, Nebi'nin sesi Medine'nin sınırları içinde kalan, onun yaşadığı özel hayattaki konuşmasından başka bir şey değildir. Sadece kendi döneminde yaşayan arkadaşlarına Nebi'nin şahsına saygısızlık yapmamalarını öğütlemektedir. Zaten resullere hitap olan, yani Resul bağlamında kullanılan evrensel kavramlar hayata hakim olmazsa, diğer ibadetlerin hiçbir önemi kalmıyor. Dinde esas olan Resullerin evrenselliği, Nebi'nin tarihselliği değil. Çünkü Nebi'nin tarihselliği 10 yıllık gibi dar bir zaman dilimini içine alırken, Resul'ün evrenselliği ve misyonu kıyamet gününe kadar devam edecektir. Nebi'nin tarihselliği, Resul'ün ise evrenselliği temsil ettiğini tam olarak anlayabilmek için Kur'an'da var olan Nebi kavramları üzerinde durmak gerekiyor. İnşallah daha sonra Resul'ün evrenselliği ile ilgili yazılarımız da gelecektir. Sorunları çözme ve müracaat edilecek merci Nebi değil, ayetlerde her zaman Resul olarak gösterilir. Ayetlerde Nebi'ye değil, Resullere davet vardır.
Hocam, şimdi ben burada iki ayet aldım. Sonra Nebi'den sonra gene Resul, Resul'ün evrenselliği ile ilgili de ayetlere değineceğiz. Ama şimdi Resul'ün evrenselliği ile alakalı iki tane örnek verelim. Bir ve ne kadar enteresan hocam ya. "Onlara geliniz, Allah'ın indirdiğine geliniz, yani Resul'e geliniz." Hocam burada beşer Resul ile Vahiy arasında bir farkın olmadığını görüyoruz. "Babalarımız üzerinde bulduğumuz yol ve biz derler, hiçbir şey bilmiyor idiler, hidayeti bulmamış idiler ise o zaman ne olacak?" Maide 104. Çünkü son Nebi, çünkü son Nebi vefat etmiştir. Nebi'nin hayatı, makam ve mertebesi, yani konumu ve tarihselliği temsil ediyor. Fakat Kur'an Resul misyonuyla din ve hüküm olarak kıyamet gününe kadar baki kalacaktır. Bu önemli konuyu anlamayı bize bağışlayan Yüce Allah'a sonsuz hamdolsun. Her ümmet için bir Resul varken, hocam, çok enteresan. Her ümmet için bir Resul varken, her ümmet için bir Nebi yoktur. "Ve li küllü ümmetin resul." Ve "küllü resul". Her ümmetin bir Resulü vardır. Onlara Resul geldiği zaman, onların Resulü geldiği zaman, aralarında adaletle hükmedilir ve onlara asla zulmedilmez. Yunus 47.
Şimdi içinde Nebi kavramı bulunan diğer ayetlere bakalım. "Ey Nebi, ey Nebi, Enfal 64. Ey Nebi, Allah sana ve sana uyan müminlere yeter." "Allah sana ve sana tabi olan müminlere yeter." Şimdi hocam 65'i de okuyacağım, ondan sonra birlikte değerlendireceğiz. "Ve lekad kef." "Ey Nebi, müminleri savaşa teşvik et. Eğer sizden sabırlı 20 kişi bulunursa, 200'e galip gelirler. Eğer sizden 100 kişi bulunursa, kafirlerden 1000 kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir topluluktur." Enfal 65. "Ey Nebi" diye başlayan yukarıdaki iki ayet savaşla ilgili nazil olmuşlardır. Yani tamamen Nebi Aleyhisselam'ın yaşadığı zamanı ilgilendirmektedir. Müminlerin savaşa teşvik edilmesiyle ilgili olarak Nebi lafzının kullanılmasının sebebi şudur hocam: Kur'an'da savaşla ilgili olduğundan dolayı Yüce Allah "Ey Nebi" kavramını kullanır. Allah neden "Ey Nebi" kavramını kullanıyor? Vahiy haricinde Nebi kendisine ait sözlerle orduyu harekete geçirip ilgili savaşın ne kadar önemli ve hayati birde sahip olduğunu kendine ait sözlerle anlatacaktır. Yani ordunun komutanı olarak sözünün gücüyle otoritesini ortaya koyacak, ordunun savaş kabiliyetine, stratejik ve psikolojik katkıda bulunacaktır. Orada Nebi orduyu savaşa teşvik edecek, kendi sözleriyle hitap edeceğinden dolayı Yüce Allah Nebi kavramını kullanıyor. Hocam, iş, yani Kur'an'daki sistem ince bir ayar ve hassas bir sisteme sahiptir. Çok ince bir ayar vardır Kur'an'da, çok mükemmel bir sistem vardır. Çünkü savaşta ordunun moral ve motivasyonu için komutanın taktik ve cesareti çok önemlidir. İşte bu yüzden ayetler tarihsel oldukları için ayetlerde "Ey Resul" değil, "Ey Nebi" diye hitap edilmektedir. Zaten bu iki ayetten önceki ayetin meali şöyledir: "Ve Allah onların kalplerini birleştirmemişti. Sen ey Nebi, yeryüzünde bulunan her şeyi infak etseydin yine de onların gönüllerini birleştiremezsin." İndirilen Tevhit sistemi dejenere edildiği, yani Kur'an bir kenara atılıp din rivayetlerin üzerine inşa edildiği için artık İslami bir fetihten ve kutsal bir cihattan bahsetmek mümkün değildir. Savaşın farz kılınması savunma amaçlı ve zalimlerin zulmünü engellemek içindir. Zaten Yüce Allah der ki: "Evet, uğradıklarında dolayı Allah iman edenlere savaş izni vermiştir." Ve "İnnallahe alâ n kadir." Allah müminlere yardım etmeye kadirdir. Yani hocam, Allah Resulü'nün vefatından sonra, Allah Resulü'nün vefatından sonra kutsal bir savaştan söz edilemez. Nebi'nin içinde bulunduğu savaş ayrıdır. Çünkü o aynı zamanda bir Resul misyonuna sahiptir. Ama Resul Aleyhisselam'dan sonra, özellikle Emevilerle başlayan süreçte ve günümüze kadar artık kutsal bir savaştan, kutsal bir savaştan Kur'an'da var olan Nebi ve Resullerin savaşı gibi bir savaştan söz etmek mümkün değildir. Çünkü burada vahiy temsil edilmiyor. Vahiye dayanan Allah'ın dinine dayanan bir inanç, bir inanç ve fikir olmadığından dolayı yapılacak olan savaş da Yüce Allah'ın dinini, İslam'ı, Kur'an'a asla temsil etmez. Evet. Yoksa Kur'an dininin ve ahlakının olmadığı bir dünyada Allah yolunda kutsal bir savaştan ve cihattan söz edilemez. Dolayısıyla "Ey Nebi" diye başlayan ayetlerin hepsi tarihseldir. Yani sadece Nebi Aleyhisselam'ın yaşadığı Medine dönemini ve çevresini ilgilendirir.
Mesela hocam, başka bir ayet. Bu ayet çok önemlidir. Kur'an'da bu ayetten iki yerde var. Tevbe Suresi 73, Tahrim 79, Tahrim 9. "Ya eyyen Nebi, k." "Ey Nebi, kafirlere ve münafıklara karşı cihat et. Onlara karşı sert davran. Onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü bir varış yeridir." "Ya eyy Nebi, kim Cehennem? Ey Nebi, kafirlere ve münafıklara karşı cihat et. Onlara karşı sert davran. Onların varacakları yer cehennemdir. O gidilecek yer ne kadar kötü bir yerdir." Yukarıdaki iki ayet tarihsel olmak durumundadır hocam. Özellikle bu iki ayet tarihsel olmak durumundadır. Neden? Çünkü münafıkları sadece Allah biliyor ve Nebi Aleyhisselam'ın vefatından sonra artık hiç kimse bir başkasını nifakla suçlama hakkına sahip değildir. Ama Medine'de münafıklar ciddi bir güce sahiptiler. Yani tehlikeleri, tehlikeleri toplumu tehdit edebilecek bir seviyedeydi. Bak hocam, ne kadar enteresan. Hatta bir ayette hocam der ki: "Sen öyle münafıklar vardı ki, sen bile onları bilemezsin. Onları biz biliriz." Dolayısıyla Nebi Aleyhisselam'dan sonra artık vahiy kesildikten sonra kimin münafık olduğunu bilmediğimizden dolayı artık bu kim münafık, bilmediğimizden dolayı bu iki ayet tamamen tarihsel olmak durumundadır.
Yine hocam, başka bir ayet. "Ey Nebi, ey Nebi, it it Allah'a karşı bilinçli ol. Kafir ve münafıklara itaat etme." "İnah." "Ey Nebi, Allah'tan, Allah'a karşı bilinçli ol. Kafirlere ve münafıklara itaat etme. Elbette Allah her şeyi bilmekte ve yerli yerinde yapmaktadır." Nübüvvet, nübüvvet. Bu Ahzab 1. ayeti hocam. Nübüvvet, Resul olan kişinin özel hayatını temsil ettiği için bu ayette "Ey Resul" diye değil, "Ey Nebi" diye hitap edilmiştir. Bunun sebebi, görevi sadece indiren vahiyi tebliğ eden Allah Resulü'nün kafir ve münafıklara itaat etmesinin imkansızlığından kaynaklanmaktadır. Çok enteresan. O kadar enteresan, hassas bir düzen var var ki Kur'an'da. Ayette Allah'a karşı bilinçli ol, kafir ve münafıklara itaat etme geçtiğinden dolayı Allah "Ya eyyü Resul" dememiş, "Ya eyyühen Nebi" kavramını kullanmış. Çünkü Nebi özel hayatında Allah'a karşı hata eder. Ama Resul masum, hatasız olduğundan dolayı ayet "Ya eyyühen Nebi" diye başlıyor. "Ya eyyü Resul" diye başlamıyor. Yani Allah Nebi'ye özel hayatıyla hitap ettiği için "Ya eyyühen Nebi" der. Vahiyle alakalı, tebliğle alakalı hitap ettiği zaman "Ya eyyü Resul" der. Mesela Maide 67. ayette Yüce Allah "Ya eyyü, ey Resul, rabbinden indirilene tebliğ et." Orada Allah "Ya eyy Resul" derken, Nebi'nin özel hayatıyla ilgili hareketlerde, olaylarda "ey Nebi" kını kullanır. Kur'an o kadar muhteşemdir, o kadar enteresan bir sisteme sahip. Evet, evet, evet. Yani Resul'ün kafir ve münafıklara itaat etmesi mümkün değildir. Fakat Nebi, Resul olan kişinin özel hayatını temsil ettiği için kafir ve münafıklara karşı az da olsa meyletme ihtimali olabilir. İşte bundan dolayı ayet "Ey Nebi" diyerek başlamaktadır. İkinci ayet, ikincisi ayet "Ey Resul" diye hitap etmiş olsaydı, Resul vahiy ile ilgili aynı düzleme sahip olduğu için vahiy hakkında bir şüphe ortaya çıkarmış olurdu. Dolayısıyla kafir ve münafıklara itaat etme ihtimali Resul hakkında mümkün, mümkün olmadığı için ayetin "Ey Resul" diye başlaması anlamsız olurdu. Evet, evet.
Hocam, şimdi burada enteresan bir ayet var. Bu ayet Talak 1. ayet. Bu boşanmadan bahsediyor. "Diy" ayet başlıyor. Ben manasını okuyacağım bunun tarihsel olduğunu burada inşallah açıklamamız göreceğiz. "Nebi kadınları boşayacağını da onların iddetlerini gözeterek boşayın ve iddeti kayın rabbiniz olan Allah'tan korkun. Apaçık bir hayasızlık yapmaları hali bir yana, onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilemezsin, olur ki Allah bundan sonra bir durum ortaya çıkarır." Talak 1. Boşanma ile ilgili olan bu ayetin "Ey Nebi" diye başlamasının sebebi, Medine'de yaşayan Nebi ile müminlere o günkü nikah kurallarını ve hükmünü ortaya koymaktadır. Ayetin sonunda bulunan "bilemezsin, olur ki Allah bundan sonra bir durum ortaya çıkarır" cümlesi, nikahla ilgili kural ve kaidelerin değişkenliğini işaret etmektedir. Yoksa ayetin kıyamete kadar, kıyamet gününe kadar sürecek bir hüküm ortaya koyması mümkün değildir. Çünkü insanlar çoğalmakta, evlilik hukuku, erkek ile kadın arasında oluşacak olayların çeşitliliği ve adli sistem 20-30 ayet veya 5-10 maddeyle çözülemez. Her ülkenin ve toplumun ahlak, kültür, medeniyet, örfüne göre hukuk adamları evlilik ve boşanma ile ilgili kanun ve hüküm maddelerini değiştirebilirler. Sosyal düzen ve evlilik hayatı ile ilgili düzenlemeler, sorunlar ve geçimsizlikler meydana geldikçe güncellenmeye, yeni kural ve kanunlara ihtiyaç olacaktır. Dolayısıyla aile hukuku, boşanma ve eşlerin arasındaki ilişkiler 3-4 sayfa, 15-20 ayetle sınırlandırılacak ve çözülebilecek bir mesele değildir. Belki bu konuda yüzlerce, binlerce sayfalık kanun maddeleri gerekecek bir meseledir. İşte onun için ayet "Ey Resul" değil, "Ey Nebi" diye başlıyor. Enteresan bir şey. Evet.
Yani nübüvvet makam ve mertebesine, risalet misyonuna sahip bulunuyordu. Fakat ayetlerde Nebi ve Resul kavramlarını kullanmasının mutlaka birçok neden ve hikmeti vardır. Zira Yüce Allah hiçbir zaman abes bir şey yapmaz. Kur'an'da Nebi kavramını kullanmakla Yüce Allah son Nebi'nin yaşamış olduğu tarihi ve insanları da muhatap olmuş. Medine halkının yaşamış olduğu ekonomik, sosyal, aile, gelenek ve kültür. Kıyamet gününe kadar gelecek.
İnsanların kültür ve geleneklerinden birçok yönden farklılık arz etmektedir. Bundan dolayı Arapların gelenekleri, adetleri, yaşamış oldukları hayatı evrensel yapıp bütün insanların Medine hayatına, onların genellikler adetlerine mahkum etmek yani bunu, hocam şöyle bir şey söyleyeyim yani insanların bu geleneklere, Arapların adetlerine, geleneklerine mahkum edilmesi de mümkün değildir. Asla tutmaz. Yani son derece, yani diktatörler de geçseler, diktatörler de geçseler bunu zorla da yapmış olsalar, yani diyelim ki bütün insanları hadislerde ortaya konulan hayata mahkum etmeye çalış çalışsalar bile bunun altından kalkamaz. Zaten hocam Suudi Arabistan'a baktığımız zaman son zamanlarda artık evrensel davranmaya başlamıştır. Yani düşünebiliyor musunuz ki Suudi Arabistan bu yıl o kadar absürt bir hareket ortaya koydu ki dünya güzellik yarışmasına bir kızı bile gönderdi. Dolayısıyla yani yerel, bölgesel olan Arapların adet ve geleneklerine bütün insanları, bütün zamanların insanlarına mahkum etme, o hayatı yaşamaya sürüklemek, Arapların adetlerini insanların önüne koymak, "Böyle olacaksınız, böyle yaşayacaksınız, böyle iman edeceksiniz" demek, hocam mümkün değil. Bu zorla da başarılmaz, zorla da yerine getirilemez.
İşte Yüce Allah az bir zaman dilimi ve az bir nüfusa sahip olduğu halde Medine ve çevresinde yaşayan nebinin özel ve sosyal hayatını, Allah'a karşı olan hatalarını, ailesi olan ilişkilerini ve müminlerin sorunlarını anarak onları da muhatap almıştır. Kur'an'a baktığımızda ayetlerde Nebi'ye ayrılan yer ile Resul'e ayrılan yer arasında büyük bir açık olduğunu görüyoruz. Yani genellikle Resul ve mesaj ön planda tutulmuştur. Kur'an mübarek bir kitap olduğu için bereketi gereği hem Nebi Aleyhisselam döneminde yaşayan insanların sorunlarını ele almış hem de Resul kavramını kullanarak kıyamet gününe kadar gelecek insanların inanç, ibadet ve ahlaki sorunlarını kayıt altına almıştır. Yani Kur'an hem din, hem güzel ahlak, hem hidayet, hem merhamet, hem öğüt olarak kıyamet gününe kadar gelecek tüm insanlara yeterli bir kitaptır. Dolayısıyla Nebi Aleyhisselam'ın Medine'de yaşanan bazı mahalli ve özel sorunlara parmak basması, Kur'an'ın özelliğinden ve bereketinden hiçbir şey kaybettirmez. Yani Kur'an kadim tarihte yaşayan birçok Nebi ve kavimden söz ederken Nebi Aleyhisselam'ın yaşamış olduğu zaman ve zemini ihmal etmesini bekleyemeyiz. Veya Nebi Aleyhisselam'ın yaşamış olduğu çevrenin yerel sorunları ile kıyamet gününe kadar gelecek olan insanların sorunları aynı değildir. Halbuki Kur'an Allah'a davet, itaat, isyan, hidayet, rahmet, aydınlık, sırat-ı müstakim, helal ve haram kılma, istihza, iman, küfür, hak, mübin, tebliğ, kitap, tilavet, ittifak, kerim, aziz, hakem olma, tebyin, karanlıklardan aydınlığa çıkarma, verdiğini almaya sakladığı şeyden kaçınma, üsve-i hasene gibi birçok kavramı Resul bağlamında kullanmıştır. Evrensel kavramlardan sadece iman, iman kavramı iki ayette Nebi bağlamında kullanmıştır. Hocam çok enteresan, evrensel olan kavramlar hep Resul bağlamında kullanılmış. Sadece iman kavramı Bakara 177, Maide 81 ayette Nebi bağlamında kullanmış. Ben bunu inceledim, ben bunu inceledim hocam. Hatta zannediyorum sizinle de istişare etmiştik bu konuyu, sizinle de bu konuyu konuşmuştuk. Neden Bakara 177 ayet ile Maide 81 ayette Nebi kavramı kullanılmış? Muhataplar, muhataplar yerel ve bölgesel olduğu için tarihsel Medine'de yaşayan Yahudiler olduğundan dolayı Allah bu iki ayette imanla birlikte Nebi'yi koymuş. Ayette diyor ki: "O Yahudiler Allah'a ve Nebi'ye iman etmiş olsalardı." Muhataplar Yahudiler olduğundan dolayı Allah olan Nebi kavramını kullanmış. Çünkü muhataplar yerel, bölgesel, tarihsel olduklarından dolayı aynı. Hocam Bakara suresinde de Yahudilere seslenme var. Orada da hitap bağlamı Yahudiler olduğundan dolayı imanla birlikte aslında iman evrensel bir kavram olduğu halde Nebi ile birlikte iman kavramı kullanmıştır. Evet, Sayın hocam, buyurun. Konuştuk, saatin üzerine. Burada Yahudilerin Nebi'yi kabullenmemeleri var. Yani Nebi olduğunu kabullenmiyor. Mesele ondan kaynaklanıyor. Nebi'ye iman, yani Nebi'ye inanmalarını istiyor. Yani evet, sistemi biliyor Yahudiler fakat bunu Nebi olarak kabul etmiyorlar. Elçilerin biliyorlar fakat Muhammed Aleyhisselam'ı Nebi olarak kabul etmiyorlar. Onun için Nebi'ye iman etmeleri, yani inanmaları gerektiğini söylüyor onlara. Evet, evet hocam. Çünkü nübüvvet var ya hocam, nübüvvet kavramı Yahudiler, Yahudilerden uzak bir kavram değil. Onların kitaplarında, onların kitaplarında Tevrat'ta birçok Nebi anlatıldığından dolayı son Nebi'nin ahlak ve karakterini de bildiğinden dolayı ikisinin arasında bir paralellik kurabilirler. Yani Nebi olan Muhammed Aleyhisselam'ı anlamaları, bilmeleri, tanımaları gerekirdi. Yani Nebi kavramı Medine ve çevresinde, yani Nebi kavramı, Nebi kavramı Medine ve çevresinde cereyan eden hadise ve kişiler bağlamında kullanmıştır. Bu konuda şu ayet çok önemlidir hocam, çok enteresan. Der ki Yüce Allah: "İnnâ a'taynâke'l-kevser." Aslında Muhammed Aleyhisselam Resul'dür. Ama bu ayette Allah neden "Nebi" demiş de "Resul" dememiş? Çünkü buradaki ayet bağlamı da Yahudiler olduğundan dolayı Allah bu ayette Nebi kavramını kullanmış. "İnsanların İbrahim'e en yakın olanı, inanç ve ahlak bakımından İbrahim'e en yakın olanı ona tabi olanlar, şu Nebi, şu Nebi ve iman edenlerdir." Şu Nebi aslında Resul'dür ama hitap bağlamı Yahudiler olduğundan dolayı Yüce Allah Nebi kavramını kullanıyor. Çünkü bölgesel, yerel bir halka seslenme vardır. Ali İmran 68. Halbuki Nebi Aleyhisselam'ın aynı zamanda Resul misyonuna sahiptir. Yani hem Nebi hem de Resul'dür. Fakat ayetin hitap bağlamı Medine'de yaşayan Yahudiler olduğu için Resul değil, Nebi kavramı kullanmıştır. Evrensel kavramlar Resul bağlamında kullanılmasının sebebi, Medine'de yaşayan son Nebi'den sonra onu, onu kitap, Resul'ün yani Kur'an'ın temsil etmesidir. Yani Nebi Medine'de vefat etmiştir. Nübüvvet Medine'de kalmıştır. Nebi vefat etmiştir, nübüvvet kurumu Medine'de kapanmış ve kapısına kilit vurulmuştur. Fakat Resul'den kalan tek mesaj olan kitap, Resul kıyamet gününe kadar aydınlık saçmaya ve hidayet vermeye devam edecektir. Yüce Allah bu önemli noktaları ve ayrımı akıl ve tefekkür sahipleri için Nebi ve Resul kavramlarının içine yerleştirmek suretiyle vahyin hikmet ve sistemini apaçık olarak ortaya koymuştur. Yani Nebi Aleyhisselam bağlamında kullanılan ayetlerin tarihsel olması Kur'an için bir daralma ve eksiklik meydana getirmez. Kur'an'a baktığımızda Resul kavramının kullanıldığı yerlerde evrensel bir davetin olduğunu ve geniş bir misyonun bulunduğunu görüyoruz. Nebi kavramının kullanıldığı yerlerde Medine'nin dar alanı, Nebi'nin ve çağdaşı olan müminler, Yahudi ve Hristiyanların dini ve özel hayatları varsa, Resul kelimesinin kullanıldığı yerlerde ise bir genişlik, evrensellik, tüm insanlık ve bütün bir dünya mevcuttur. Bunun en büyük sebebi nübüvvet makamının Medine'de son bulduğu ve orada kaldığı ile ilgilidir. Yani artık Nebi'nin hanımlarıyla evlenmesinden, evlerine girilmesinden rahatsız edilmesinden söz edilemez. Fakat risalet iki anlamda ve makamda kıyamet gününe kadar devam etmektedir. Bir, kitap Resul. Kıyamet gününe kadar kendisine itaat ve ittiba edenleri, ona bağlı olanları ve ona hicret edenleri aydınlatmaya devam edecektir. İşte bundan dolayı Resul bağlamında kullanılan birçok evrensel kavram ve geniş görevler Nebi bağlamında değil, Resul bağlamında kullanmıştır. İki, kimlikleri belli olmadan sadece Kur'an okuyan ve yalnız vahiye davet eden isimsiz Resuller. Hocam şimdi bu Resul kavramının evrensel olmasının sebebinin, sebebini anlatacağız. Bir de kitaba bağlı olanlar, kendilerine vahiy inmeyen kitaba bağlı olan Resuller vardır. Şimdi Resul'ün evrenselliği bağlantısında bir iki tane örnek verip dersimize son vereceğiz. Yüce Allah der ki: "Zümre zümre cehenneme girecek olanlar cehennemin yanına gelirler, kapılar açılır. Onlara derler ki: 'Sizin içinizden size Resuller gelmedi mi?'" Hocam çok enteresan, buradaki "Resul"ün elif lam takısı olarak yok olarak gelmiş. Yani kıyamet gününe kadar kitaba bağlı resullerin bilinmez, ismi meşhur resullerin geleceğini ortaya koyuyor. Burada Nebiler demez, Kur'an'da bu sistemde hep Resul ve Rusul kelimeleri kullanılır. "Sizin içinizden size Resuller gelmedi mi? Rabbinizin ayetlerini size tilavet eden, size aktaran Resuller gelmedi mi? Şu anda gireceğiniz cehenneme karşı sizi uyaran Resuller gelmedi mi?" Hocam küfür kıyamet gününe kadar süreceğine göre kıyamet gününe kadar kitaba bağlı meç, isimleri belli olmayan Resuller gelecektir. Başka bir ayet, demin okuduğum ayet Zümer 71 ayetti. Şimdi 35'e uğradınız. "Size Resuller gelir de, Resuller gelir de size ayetlerimizi tilavet ederlerse, kıssa ederlerse, anlatırsa, bunun üzerine kim bilinç sahibi olursa, onlara iman ederse, kendisini ıslah ederse, onlara korku yoktur. Hem dünya hayatında müreffeh olurlar, hiçbir zaman mahzun olmayacaklardır." Dolayısıyla hocam, burada şöyle bir şey söyleyeyim. Diyelim daha birçok hocam şey var, birçok şey var ama herhalde zamanımızı doldurduk. Ben konunun da anlaşıldığını zannediyorum. Konunun da anlaşıldığını zannediyorum. Yani burada beşer Resul ile kitap Resul arasında fark yoktur. Nübüvvet tamamen tarihseldir, tarihselliği temsil eder. Risalet evrenselliği temsil eder. Hem de hocam çok enteresan bir şey var. Resul bağlamında kullanılan birçok kavram Nebi bağlamında kullanılmaz. Yani bu tabii ki bu konuları daha geniş bir çerçevede ele almak ve üzerinde düşünmek, müzakere etmek gerekmektedir diyorum. Teşekkür ediyorum, hoşça kalın.