Transcription
Hayırlı sabahlar arkadaşlar. Elhamdülillahi rabbil alemin vessalatu vesselamu ala rasulina Muhammedin ve alihi ve sahihi. Yasin suresi tefsirine başlıyoruz sizlerle beraber. Rabbim İnşallah tamamına erdirmeyi ve Kur'an-ı Kerim'i bu şekilde İnşallah sonuna kadar, en azından işte yaptığımız üzere her sureden bir bölüm okumak suretiyle de olsa tamamlamayı nasip etsin. Hepimizin işlerine kolaylıklar, zorluklarına kolaylıklar, sıkıntılarını ferahlıklar nasip etsin Rabbim. Böylece kendi kelamını anlamaya daha böyle doktoru bir zihinle, daha elverişli ortamlarda hepimiz için Efendim ferahlıkla, kolaylıkla daha derinine nüfuz ederek anlama,selleştirmeyi diliyoruz ve bu temenni ile başlıyoruz.
Efendim, Elmalı Hamdi Yazır'dan Yasin suresi tefsirini okumaya başlıyoruz. "Yasin suresi Mekkidir" diyor Elmalılı merhum. Kufide 83 ayet manasında, 82 ayettir. Bu Kur'an-ı Kerim'in surelerinin ayet sayılarıyla ilgili farklı ekollerin farklı yorumları var; bilhassa işte besmelenin o sureden bir ayet sayılıp sayılmayacağı ile alakalı olarak değişiyor. Kelimeleri 727'dir, harfleri 3000'dir fazlası. Mim ve nun harfleridir; yani her ayetin sonundaki harfleri söylüyor. Çünkü o bir şiirsellik, bir edebi değer katıyor metne ve çok çeşitli isimleri var. Bunlardan bir kaç tanesini zikrediyor Elmalılı Hamdi Yazır; işte el atı, ye, Evet denilmiş. Efendim, meşhuru kalbul Kur'an, Kur'an'ın kalbi denilmiş. Alusiden nakledildiğine göre Ebu Nasreddiği ibanede Hasen diyerek Hz. Aişe'den şöyle tahric eylemiş, müşerru demiş ki: Hazreti Ayşe, yani Resulullah buyurdu: "Kur'an'da bir sure vardır ki, indallah Azime yatırır." Yani Kur'an-ı Kerim'deki bu sure Allah katında Azime ismiyle, yani büyük azametli ismiyle ya dolunur sahibi de inanın Allah Şerif yağı. Yani bu sureye sahip olan da Allah katında Şerif sıfatını hak eder. Sahibi, bu sahibi kelimesi üzerinde birazcık duracağız. Bir surenin sahibi olmak ne demek? Sahibi kıyamet günü Rebia ve Mudar'dan daha çokları hakkında şefaat eder. Bunlar çok kalabalık, çok büyük iki Arap kabilesi. Yani bu sureye sahip olan kıyamet gününde Rebia ve Mudar kabilelerinde yaşayan insan sayısınca insandan daha fazlası için, yani çok sayıda insan için şefaat etme hakkı verilir bu sureye sahip olana. O Yasin suresidir diyor Elmalı. Burada sahip olmayı açıklamamış. Yani bir sureye sahip olmak ne demektir, onu söylemiyor bize. Ben kendi anladığım kadarını söyleyeyim; bir defa ezberleyen, çok sık okuyan. Yani sürekli o sureyi okumakla bilinen, mesela bazıları öyle bilinir. Benim bir ahbabamın kayınvalidesi, ben tanımamıştım ama mesela o hanımı rahmetli oldu. Çok Ayetel Kürsi okumasıyla anlatmıştı bize gelini. Yani bazı insanlar bazı sureleri çok çok okurlar, bazı duaları çok çok okurlar; dillerine pelesenk olmuştur. İşte Allahualem. Yani benim şeyimi söylüyorum, fikrimi söylüyorum. Bir sureye sahip olmak, o sureyi çok çok okumak, ezberlemek, çok çok okumak ve elbette ki içindeki yani manasıyla amil olmak. Bu manayı bilmek şart değil arkadaşlar. Bazı insanlar vardır, bizim halkımızın içinde çok vardır. Bunlar özellikle sufiler arasında da çok bulunurlar; bilmez yani Kur'an-ı Kerim'i bilmez mi, ali ne tefsirini bilmez. Fakat onun ahlakını böyle adeta babadan oğula geçer bir yolla, Alevi bir yolla, öyle içselleştirilmiş, öyle detaylarına kadar Efendim hayatına sindirmiştir ki hani baktığınızda Kur'an'dır. Bu anlamda onun muhtevasıyla da Efendim onun muhtevasını da temsil eden, öyle diyelim duruşuyla, hayatıyla, ahlakıyla onun muhtevasını temsil eden ama ağırlıklı olarak ezberleyen ve çok okuyan diye düşünüyorum. Hatta Yasin suresinin işte birazdan birkaç rivayet zikredecek Elmalılı Hamdi Yazır.
Bu arada bir parantez açalım; surelerin faziletleri ile ilgili hadislerin pek çoğu zayıf hadislerdir arkadaşlar. Fakat biliyorsunuz hadis usulü okuyanlar çok iyi bilirler ki terğib ve terhib konularında zayıf da olsa bir hadisle amel edilir. Ne demek terğib ve terhib? Bir zaten aslında biz zaten iyi olan bir amele teşvik etmek ve bizatihi şer olan, kötü olan bir amelden de sakındırmak demek. Yani diyelim ki işte namaz kılmayı teşvik etmek üzere bir zayıf hadis varsa, bak uydurma demiyorum arkadaşlar şu; bu dersi dinleyenler yani oturup Elmalılı Hamdi Yazır okuyorsak uydurmayla yani mevzu hadisle zayıf hadis arasındaki farkı bilmemiz lazım arkadaşlar. Çok ayıp olur. Bunlara bakalım, okuyalım İnşallah. En azından meşhur yani çok hadis çeşidi var. Benim de şimdi sorsanız şu hadis çeşidi Moana ne demek, müselsel ne demek işte bilemeyebilirim tam kelimesi kelimesine ama en azından ahat ne demek, mütevatir ne demek, sahih ne demek, zayıf ne demek, mevzu ne demek; yani bu ana terimleri bilmemiz lazım. Bunları ansiklopediden de bakabilirsiniz, çok böyle özet bir hadis usulü de okuyabilirsiniz. Hadis usulü okumanızı ee hararetle tavsiye ederim; bilhassa günümüzde bu peygamberimizin hadislerine karşı bir güvensizlik, itimatsızlık ve işte bunların hepsi uydurma gibi Efendim bir karalama kampanyasının olduğu ve peygambere teslimiyetin, peygamberden daha doğrusu şöyle arkadaşlar, peygamberden bir şeyler öğrenme şansımızın elimizden alındığı bir çağda, Peygamberimizden bize kadar gelen rivayetlerin hangi teknik süzgeçlerden geçtiğini bilmemiz bizim için, biraz dini ilimlerle ilgilenenler için yani büyük bir önemi haiz. Bu bakımdan bir hadis usulü okumanızı da tavsiye ederim ve çağımıza en yakın yazılanlar sizin için okunması en kolay olacak olanlardır. Şimdi tekrar edeyim; mevzu değil mevzu, çünkü uydurma demek. Peygamberimiz hiç söylemediği halde böyle bir söz, hiçbir kaynakta geçmediği halde Peygamberimiz söyledi diye uydurulmuş olan sözler demek. Bunlar hiçbir konuda bunlara itibar edilmez. Bir de zayıf hadis var. Zayıf hadis de arkadaşlar küçük bir illetinden dolayı sahih olma niteliğini yitirmiş, ya mesela ravileri arasında tanınmayan biri var. Çünkü bütün raviler hadis tarihinde bir süzgeçten geçirilmiş, cerh ve tadil ilmi denilen, başka bir medeniyette olmayan, sadece İslam medeniyetine mahsus; yani tarihi rivayetler, rivayetlere adı karışan kişilerin bir kişiden alıntı yapacağınız zaman hem hafızası hem de ahlak ve karakterin açısından süzgeçten geçirilmesi demek. Cerh ve tadil ilminin kriterlerine göre biraz meşgul bulunan, şüpheli [Müzik] hadisler, surelerin faziletleri ile ilgili hadisler, yani daha çok böyle faziletli amellerle ilgili hadisler biraz böyle ağırlıklı olarak zayıf hadisler arasından çıkar ve bunları uygulamamızda, yapmamızda bir sakınca yoktur. Dediğim gibi bir Allah korusun Efendim bir uydurma rivayet değilse, peygamberin asla söylemediği bir şey ona isnat ediliyor değilse. Şimdi bunlardan birkaç ya burada tabii hadisler değerlendirilmemiş, Elmalının bir özelliği de o biliyorsunuz yani hadisleri aktarıyor çoğu zaman kaynak bile vermiyor. Hadisleri değerlendirmemiş ama kendisi bir alimdir, fakihtir. Aynı zamanda fakihiler öyle kolay kolay hadis rivayet etmezler arkadaşlar muhaddisler gibi. O rivayet ettiğine göre yani kitabını aldığına göre rivayet etmiyor. Tabii rivayet edilmiş ve ona kadar gelmiş, o kitabını aldığına göre ben ona itibar ediyorum doğrusunu isterseniz. Ve şimdi bunları okuduğumuzda, bu hadisleri okuduğumuzda hepimizin içinde bir Yasin Suresi'ne sahip olma, yani ezberleme ve çok okuma, mümkün olsa her akşam okuma isteği uyanacak ister istemez. Şimdi ne diyor? Rasulullah, Said Bin Mensur, Mansur ile Beyhakî dahi Hasan bin Atiyeden galiba bu, çünkü fotokopi getirdim yanında biraz karanlık çıkmış, tahric eylemişlerdir ki Resulullah şöyle buyurmuş: "Yasin suresine Tevrat'ta Muamme denilir." Kuşatıcı, umumdan geliyor arkadaşlar, kuşatıcı. Sahibine dünya ve ahiret hayrını tahmin eyler, görüyor musunuz? Yani dünya ve ahirette ne kadar hayır varsa sahibine onların hepsini kuşatacak bir şey kazandırır, bir mevki kazandırır Yasin suresi diyor ve ondan dünya ve ahiret nimetlerine karşı mehmetlerini, affedersiniz, ve ondan dünya ve ahiret mihnetlerine karşı korur. Yani Mihnet zorluk demek, dünya ve ahiretin zorluklarına da sahibini korumak için karşı koyar Yasin suresi. Yani kim Yasin'e sahip olursa dünya ve ahiretin bütün nimetlerine sahip olmuş olur ve dünya ve ahiretin bütün zorluklarına karşı da bir kuvvet kazanmış olur ve dünya ve ahiret korkularını def eder Yasin suresi, sahip olduğu kişiden. Buna Müdafii Kadaiye dahi denilir. Yani insanın isteklerinin, hacetlerinin, olmasını istediği şeylerin müdafaacısı denir sahibinden. Her fenalığı def eder, her hayırlı haceti ona hazır eyler, ona hazırlar. Bu işte Efendimizden gelen bir rivayet.
Arkadaşlar şimdi böyle hiç olmazsa kendinize bir hedef koyup işte şu kadar süre içerisinde Yasin suresini ezberlemeliyim diye içinizden geçtiğini buradan duyar gibi oluyorum, kilometrelerce öteden. Mal Mafi Bey, Hakiki demiştir ki bunda Süleyman Bin Defa'dan Muhammed Bin Abdurrahman Bin Teferrüt eyledin. O ise münkerdir. Yani bir zayıflık var bu rivayette, bir işte az önce söylediğim gibi bir kusur var. Bununla beraber Hatip dahi Enes'ten neslini tahriciye eylemiştir. Yani bakın bu da bir zayıf hadisi kuvvetlendirme yoludur. Bir rivayet zayıf fakat başka sağlam bir rivayette birebir benzeri geçiyor. Dolayısıyla o zayıf rivayeti de efendim desteklemiş oluyor, sahih olarak merve'yidir ki Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Kur'an'ın kalbidir" buyurmuştur Yasin suresini ve bu onun isimlerinden biridir. At dolunmuştur; yani hem Peygamberimizin isimlerinden birisidir. Bir başka hadis gelecek biraz sonra. Yasin Suresi, Yasin kelimesi, o ayet Hüccet-ül Hüsna. İmam Gazali buna bir vecih olmak üzere bu surede haşr, neşr, ebla ve ahsen vecih üzerine takrir edilmiş olduğunu, yani bu surenin özelliklerini anlatırken İmam Gazali haşir ve neşrin yani dirilme ve bir araya toplanma, kıyamet gününde Mahşer meydanında bir araya toplanma konusunun ebla ve ahsen yani en güzel, en veli, en etkileyici tarzda anlatıldığını. Ha şu neşri itiraf da imanın kalbin mesafesinde bulunduğunu; yani insanın dirilişi ve Allah'ın huzuruna toplanmaya iman etmesinin bütün iman konularının da kalbi, asıl noktası olduğunu söylemiştir. Biliyorsunuz arkadaşlar, bunu hep yeri geldikçe tekrar ediyoruz; demek ki bunu da Gazali'den öğrenmişiz de kendi ifademiz gibi söyleyip duruyormuşuz. İnanç konuları içerisinde insanların tabii ki Allah'a iman başta gelir ama Allah'a imanı çoğu kişi, çok çok çok çok az insan hariç bütün insanlık tarihi içerisinde çoğu kişi bir yaratıcıya iman etmiştir; hem de eşsiz tek bir yaratıcıya iman etmiştir. Putlar, peki putperestlikler, şirk inançları nedir diyeceksiniz; onlar sadece arkadaşlar Allah ile aralarında bir aracı olarak görülmüştür. Asıl inkar ettikleri insanların ve peygamberlerin mücadele ettikleri husus ahirete inanç ilgili şey imandır. Çünkü yeri geldiğince dediğim gibi hep tekrar ettiğimiz üzere inanıp ahirete inanmadığınızda Allah inancını fonksiyonel olmaktan çıkarırsınız; sadece yaratan ve sizin işte teşekkür ettiğiniz, minnettar olduğunuz hala daha gücü elinde bulundurduğu için, yaratma gücüne sahip olduğu için, yoktan var etme gücüne sahip olduğu için birtakım dilek ve temennilerde bulunduğunuz ama sizi hesaba çekmeyecek bir sorgulama ve sorumluluk duygusu taşımadığınız. Çünkü ahiret yoksa eğer bir ödül ve ceza yerinin olmadığı, dolayısıyla sizden bir beklentilerinin ve peygamber göndermesinin de anlamsız olduğu, böyle minnettarlık duygularıyla dolu olacağımız bir yaratıcıya insanların büyük bir kısmı iman etmiştir. Asıl red ahiret konusundadır veyahut da asıl imanın bizim hayatımızda işlevsel olmasını engelleyen kısım ahirete inancın zayıf olması veyahut da çok sık hatırlanmamasıdır; yani zayıf olmasa bile hiç çiçeksiz. Şüphesiz ahirete inansa bile insanlar bizim mesela işte sosyolog arkadaşlarımızın ısrarla üzerinde durdukları yeni bir tabir var; örtük sekülerleşme deniyor. Yani Müslümanların da sekülerleştiği, dünyevileştiği, dünyevi dünyanın onlar için Kur'an-ı Kerim'de söylenenin tam tersine en mühim tek hedef haline geldiği söyleniyor. Bu tartışmaların temelinde de yine ahiretin yeterince hatırlanmaması, hedef olmaktan çıkması, ahiretteki başarının bu hayattaki varlığımızın nihai hedefi olmaktan çıkması yatıyor. Dolayısıyla peygamberlere iman edenlerin de ahiret inancı onların nasıl diyelim dindarlıklarının düzeyini belirliyor. İman etmeyenler de en çok bu noktada karşı çıkıyorlar. Dolayısıyla Gazali diyor ki; işte haşir meselesi yani diriliş ve ahiret meselesi imanın kalbi olduğu gibi bu konudan detaylı bir şekilde ve etkili bir şekilde bahseden bu surede Kur'an'ın kalbidir demiş, böyle bir Efendim yorum yapmış. İmam Razi ile bunu beğenmiştir. Keşifte şöyle denmiştir; bir şeyin kalbi onun lütfü ve aslıdır, asıl özüdür manası. Yani kalbin dışındakiler onun mukaddematından veya mütemmimatından sayılır. Yani bir konunun, bir kitabın kalbi asıl o kitapta veya o konuda anlatılmak istenendir, asıl özdür. O bölümün yani o kalp diyeceğimiz bölümün dışında kalanlar ya onu tamamlayan teferruattır olan teferruatıdır veyahut da bizi ona hazırlayan öncüllerdir, mukaddimattır. Bu sureye kalp tesmiyesinde de yani kalp diye isimlendirilmesi, Kur'an'ın kalbi denmesinde de işareti nebeviye, Fatiha'ya Ummül Kitab tesviyesinde söylediğimiz vecih olsa gerekir; yani Fatiha'ya Ummül Kitab denmesinde yaptığımız yorum burada da geçerlidir diyor. Doğrusunu isterseniz oraya bakmadım, tekrar bakılabilir. Yani peygamberler göndermek ve kitaplar indirmekten maksat kulları meatta gaye-i kemallerine irşadtır. Bakın bir cümleyle bütün dinlerin varoluş sebebini açıklıyor bize burada merhum Elmalı. Tekrar okuyayım ki dikkatleriniz çekilmiş olsun: "Peygamberler göndermek ve kitaplar indirmekten maksat," Allah niçin peygamberler gönderdi, niçin kitaplar indirdi? "Kulların, insanları meatta gaye-i kemallerine irşadtır." Me'ad diriliş demek arkadaşlar, bize vaad olunan ikinci hayatın, asıl hayatımız demek. O asıl hayatta varabileceğimiz kemal noktasının zirvesine bizi irşad edebilmek için Allah Teala bize peygamberler ve kitaplar göndermiştir. Yani ben de şimdi biraz daha açıklayayım şunu; demek istiyor: Biz biliyorsunuz dünyaya gelirken arkadaşlar hepimiz her birimiz tabii ki kendi çapımızda değişken, kişiye özel olmak üzere bir kemal potansiyeliyle dünyaya geliyoruz. Bakın potansiyelin altını çiziyorum. Yani biz dünyaya mükemmel varlıklar olarak gelmiyoruz; mükemmel olma imkanı barındıran, kendi bünyesinin kendi varlığında mükemmele ulaşma potansiyeli barındıran varlıklar olarak geliyoruz. Allah Teala bu potansiyeli bize vermiş olmakla yetinmiyor, aynı zamanda bu potansiyeli manevi anlamda dünyadaki o potansiyeli nasıl tamamlayacağız? Yani biz nasıl bir meslek sahibi oluruz, zekamızı nasıl en üst düzeye çıkarırız? İşte nasıl en etkin şekilde eserler ortaya koyarız? Bunları dünyayı, dünya işleri bunlar bunları bize bırakıyor, aklımıza bırakıyor. Bunları kendimiz bulabiliriz, kendimiz gerçekleştirebiliriz bunları ama manevi açıdan yani doğrudan gözlemleyemediğimiz iç dünyamızı, ruhumuzu, ahlakımızı nasıl mükemmelleştireceğiz? Bu konuda deneme yanılma yapmaya da fazla vaktimiz yok çünkü hakikaten bir bakın insan hayatına, yetişkin olup bu konunun önemini anladıktan sonra ile yaşlılık ve acizlik dönemi arasında arkadaşlar birkaç on yıl var yani ve onun da işte neredeyse yarısı tam hayatının en meşgul olduğunuz iş güç vakti, çoluk çocuğa karışıyorsunuz işte bir hayat sorumluluklarınız artıyor, uyku var, dinlenme var, çalışma var, kazanma var derken sizin ve bizim kendi kemalimiz için ayıracağımız vakit hakikaten çok çok kısa yani ve Cenab-ı Hak bize büyük bir yardım yapıyor, bizi deneme yanılmadan ve hani zaman kaybedip başarısızlığa mahkum olmaktan kurtarıyor. Peygamberler ve kitaplar göndererek ruhumuzu nasıl kemale erdireceğimizi ve öbür dünyadaki var oluşumuzda yani dirilişimizde o mükemmel seviyeyi nasıl yakalayacağımızı, oradaki en kusursuz, en varabileceğimiz en üst düzeydeki hayatı nasıl gerçekleştireceğimizi bize anlatıyor. O kemal ise şimdi "peygamberler göndermek ve kitaplar indirmekten maksat kulların me'atta gaye-i kemallerine irşadtır." O kemal ise burada zikrolundan tahakkuk ve tahalluk ile olur. Yani bu bu kitapta zikredilen, gönderdiği kitaplarda zikredilen şeyleri gerçekleştirmen lazım ve ve onunla tahalluk etmen lazım. Tahalluk ahlaklanmak demek, yani kendi ahlakın haline getirmen lazım. Tahalluk, bir ahlakillah, Efendimizin de ifade ettiği üzere: "Allah'ın ahlakıyla ahlaklanınız" diyor ki sırat-ı müstakime suluk tabir olunur. Yani bu kemale erme yolu da sırat-ı müstakime girme ve orada ilerleme demek. Bu sure de işte onu beyanına dairdir; yani insan nasıl bu kemale erecek, hangi yola girmesi lazım, nasıl devam etmesi lazım. O gördünüz mü? Şimdi başta anlatılan bu sureye sahip olan şöyle şöyle olur demesi Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem nasıl yerini oturdu; yani surenin muhtevası. Çünkü insanın var ucundaki efendim gayesine, varoluş gayesine yani bu dünyaya niçin gönderildi, burada ne yapması gerekiyor insanın, bunu yapmasına yardım edecek en üst düzeyde kendini gerçekleştirip o mükemmel potansiyelini gerçekleştirmesine yardım edecek hakikatlerin anlatıldığı bir sure. Bundan Gazali'nin haşri tahsis etmesinin sebebi anlaşılmış oluyor; yani surenin içinde pek çok konu ele alınmasına rağmen ağırlıklı olarak Gazali'nin dirilişi, dirilişin bu surede anlatılması bu sebebi anlaşılmış oluyor. Biz de bunu şöyle ifade etmek isteriz demiş merhum Elmalı ve iki nokta üst üste koymuş. "Kalp hayati heyecanın bir menşei olduğu gibi bu surede sırrı bahsine bir heyecanı dini ifade ettiği için kalbi Kur'an tesmiye edilmiştir" demek olur. Şimdi buradaki heyecan arkadaşlar bizim günlük dilde tabii anlam değişikliğine uğramış, 100 yıl önceki bir değil ama biliyorsunuz maalesef bunu da tercüme etmemiz gerekiyor. Kalp hayati heyecanın bir menşei, yani hayatın harekete, hayatın hareketi kalbime bağlı biliyorsunuz işte film Allah'tan filmlerden biliyoruz ama aranızda hekimler varsa onlar gerçek hayatta da biliyorlar işte o kalp masajı sırasında kalbin böyle pıt diye böyle pıt diye attığı an onların sevindikleri an, o kalp masajını yapanların sevindikleri an. Niye? Çünkü işte kalp tekrar harekete geçti ve kalp harekete geçince hayata geri döndü hasta. Ne demektir? Kalp hayati heyecanın bir menşei olduğu gibi, hayatın harekete geçmesinin, hayatın ayağa kalkmasının, hayatın akışının bir menşei olduğu gibi kalp, bu surede sırrı bas ile yani içerisinde dirilmenin sırrını barındırdığı için işte bu yüzden ölüler okunuyor arkadaşlar Yasin suresi. Dirilmenin sırrını içinde barındırdığı için bir heyecanla dini yani insanı dini açıdan heyecan, harekete geçiriyor; ölü olan kalbini, manevi kalbini, ölü olan manevi kalbini harekete geçiriyor. İçerisindeki kıyamet sahneleri, diriliş sahneleri anlatılan cennet ve cehennem sahneleri insandaki o manevi kalbi harekete geçirdiği için Kur'an'a, Kur'an'ın kalbi diye isimlendirilmiş. Yine bu hikmete mebli olsa gerektir ki sahih haberlerde de bu surenin yani sahih haberler yine sahih rivayetler, Efendimizden bize kadar gelen sahih rivayetler demek oluyor. Bu surenin mevta'ya okunması hakkında emir dahi varid olmuştur. Ezcümle İbni Eser'den şöyle tahric eder: "Buyurdu ki: 'İkra onu yani Yasin'i mevtanızın yanında okuyun.'" Yani Yasini burada mevtadan murat hali iktizarda, ölmek üzere bulunanlardır deniliyor. Yani bu ölüler üzerine Yasin okumaktan mı bahsediyor Peygamberimiz? Affedersiniz, bir çay içeyim. Ölülere üzerine Yasin okumaktan mı bahsediyor, ölmüş olanlar üzerine mi yoksa hali nezide yani can çekişenler üzerine mi? Bundan murat yani buradaki işte mevtadan murat hali ihtisarda yani ölmek üzere bulunanlardır deniliyor. Kalbi demiştir ki Elmalı indallah bunun sırrı şu olsa gerektir; yani Allah bilir ama diyor bunun yani hikmeti nedir? Ölmek üzere olanlara Yasin okunması, bu sureyi kelime usulü iman ilminin ümmühatasını yani imanının esasları ilminin ana noktalarını, nübüvvet keyfiyeti, davet ahvali, ümmetlerin durumu, ef'ali ibadetin Allah Teala'ya istinadı, ispatı Tevhid, nefy zıt, emaratı saa haşrı gibi mesela hepsini takrir ve beyan ile meşhurdur. Yani bu surede iman esasları tamamı zikredilir. Belki de bu sebeple ölmek üzere olanlara bu sure okunarak onlara tekrar iyi bir iman telkini yapılmış oluyor diyor. Tabii anlayanlar için bu yani surenin muhtevasını anlayanlar için oluyor. İman esasları çerçevesinde saydıklarını açıklayalım; yani neymiş? İman ilminin ümmühatı, ana noktaları, ana konuları; nübüvvet, peygamberlik keyfiyeti, davet. Yani insanlar nasıl hakka davet edilecek, ahval-i ümmetlerin durumu ne oldu peygamberler karşısında, ef'ali ibadetin Allah Teala'ya istinadı, insanların yaptığı işlerin Allah Teala'ya dayandırılması, Allah'ın huzuruna vardırılması, o bağın kurulması yani Allah ile alakası, ispatı Tevhid, Allah'ın birliğinin ispatı, nefy zıt yani zıttın nefy edilmesi, emaratı saa kıyametin alametleri, haşrı iade diriliş ve tekrar Allah'ın huzuruna döndürülüş gibi mesail-i mutederenin, muteber konuların hepsi, muteber iman konularının hepsini takrir ve beyan ile meşhurdur bu sure. İbni söyledikleri şu hadiste bunu Tevhid eder: "Herhangi bir meclisin başucunda Yasin okunursa her halde Allah ona kolaylık verir." Böyle de bir rivayet var. Dolayısıyla buradan anlaşılıyor ki ölülerinize Yasin okuyunuz demek ölmüş gitmiş olanlara değil, can çekişenlere demektir diyorlar. Bununla beraber müteahhirinden bazıları, müteahhirin ve mütekaddimini de hatırlamamız lazım; neydi bunlar arkadaşlar? Mütekaddimin, Peygamber Efendimize daha yakın olan ilk nesil alimler, müteahhirin ise onlardan sonra gelen, daha sonraki alimler. Müteahhirin yani bu sonraki alimlerden bazıları hadisi zahiriyle amel eylemiş yani böyle yorum yapmamışlar; bu şu demektir dememişler. Zahirinde ne diyor? İkra bakayım da yanlış bir şey söylemeyeyim ve daha komik yani: "Yasin'i ölülerinize okuyunuz" diyor Peygamber Efendimiz, bunu böyle anlarız demişler, öldükten sonra okunur demişler. Bazısı da kabrinin başında okunmasına sahip olumlu olmuştur. İbni Adi vesairenin rivayet ettiği şu haber de bunu teyit ederler: "Her kim anasının, babasının veya bunlardan birinin kabrini her cuma ziyaret eder de yanlarında Yasin okursa her harfinin adedince ona mağfiret edilir." Bu babda daha diğer eserler de zikredilmiş, yani daha pek çok rivayet de var diyor.
Şimdi benim kanaatim arkadaşlar hadislerde, tabii hadislerde, hadis rivayetlerinde geçen her kelimenin pek bizzat Peygamber Efendimiz tarafından o şekilde söylendiği de kesin değildir. Çünkü manaileri rivayet diye de bir şey var; yani Peygamberimizin söylediklerini birebir aynı kelimelerle değil de muhteva olarak aktaran hadislerde var. Dolayısıyla ben hadis uzmanı değilim, hiçbir şeyin uzmanı değilim. Bu arada onu da belirtmiş olayım efendim. Bu hadis hani böyle bir manaileri rivayet midir, lafzi bir rivayet midir onu ayırt edecek kriterlerim yok. Fakat sahih bir rivayet bize kadar gelmiş olan sahih bir rivayetin benim acizane kanaatim arkadaşlar muhtemel bulunduğu bütün rivayetleri doğru kabul etmek, bütün yorumları yani doğru kabul etmek ve her birini yapanın da boşuna hareket etmiş olmayacağını kabul etmekten yanayım ben. Yani ilk kura o önünde mevta, Yasin'i ölülerinizin yanında okuyunuz hadis-i şerifi var elimizde. Bu acaba öldükten sonra mı, kabirlerinin başında mı, can çekişirken mi, ölüm yoluna girdiklerinde mi? Hepsini muhtemelense bu hadisi onun anlamda dağıtmasına gerek olmadığını düşünüyorum; yani hem can çekişirken hem öldükten sonra diyelim üzerinden yüzyıllar geçmiş olan ölülerimize hem de işte yeni defnettiğimiz ölülerimize, kabirlerine giderek Yasin okumakla ilgili daha bu rivayet pekiştiren başka pek çok rivayetle birlikte Efendimizden bize kadar gelen bilgiler var. Dolayısıyla buna bu konuda yani zihnimizi ve kalbimizi bulandırmaya gerek olmadığını düşünüyorum. Burada başka rivayetleri de aktarmış Elmalılı Hamdi Yazır fakat sonunda da paragrafın sonunda da şunu diyerek bağlamış konuyu: "Fakat diyor unutmamak lazım gelir ki Kur'an ölüler için değil, diriler için nazil olmuştur." Yani okunur Yasin, okunur ölülere, okunur ölmek üzere olanlara ama bilelim ki Kur'an ölüler için değil, diriler için nazil olmuştur. Mehmet Akif'in de biliyorsunuz çok bilinen meşhur bir beyti var bununla ilgili. Yani bu suretle, bu surenin yukarıda söylediğimiz receli sureyi hatırın hatırasına olan münasebeti de bir kat daha etmiş oluyor, bir kat daha açıklanmış oluyor. Fatır suresinin son bölümüyle alakası da bu şekilde kurulmuş oluyor dedikten sonra Yasin'in ayetlerini o ilk 12 ayete Efendim almış Elmalı ve onun tefsirine geçiyoruz. Biz de efendim geçelim, vaktimiz kaldığı kadarıyla şöyle şöyle yapalım, buradan devam ediyoruz. Birinci ayet, Yasin, Allah tamamına ermeyi nasip etsin İnşallah arkadaşlar, hem de sahibi Yasin olmayı da nasip etsin, ona da niyet edelim İnşallah. Bir insan arkadaşlar Yasin suresini ezberlese 6 sayfadır Yasin suresi. Hızlı okuyuşta bazıları tabii bu hızlı okuyuşu çok hızlı, çok çok hızlı okuyuş olarak yapıyorlar, onu ben hiçbir zaman anlayabilmiş değilim. Yani ben hafızım mesela bir cüzü oturuyoruz işte bir diyelim hatim okunacak, ben daha cüzün 6-7 sayfalarındayken yanımdaki cüzü bitirmiş oluyor. Bu çok makbul bir okuyuş değildir artık yani o kadar hızlı okuyor ki kelimeler telaffuz edilmiyor, kelimeler çıkmıyor ağzından, yorulup şeklinde bir şey okunuyor geldi. Bunun makbul bir şeyi olmadığını söyleyeyim arkadaşlar size. En hızlı okuyuşla bir sayfanın bir dakikanın altına inmemesi gerekir; yani bir cüzün 20 dakikadan daha hızlı bir şekilde okunması durumunda orada bir kıraattan söz edilemez. Arkadaşlar, ben namaza duruyorum daha Malikiye mi diyeyim diyemeden arkadaş birinci rekatı bitirmiş oluyor. Beni tabii orada da yani nefsimin bana kurduğu tuzağında farkındayım; yani sen kendi namazınla ilgilensene, sana ne yanındakinin namazından? Ama bu şekilde okumanın arkadaşlar bir kıraat olmadığını, en azından yani tırnak içinde muhtevasıyla gereken anlamını illa Efendim bir kıraat olmadığını belirtmiş olayım. Şimdi birer dakikadan 6 dakika eder, hadi çok çok hızlı okudunuz diyelim 5 dakika eder, biraz daha yavaş okudunuz diyelim 10 dakikaya eder. Şöyle de ezberlemişseniz arkadaşlar ezbere bir sureyi okumak için illa oturup işte kıbleye karşı dönmeniz veya işte ne bileyim oturup böyle her işi bırakıp okumanız da şart değil. Örgünüzü örerken, bulaşığınızı yıkarken, mutfağınızı toplarken, yemeğinizi yaparken, sofranızı kurarken, toplarken okuyabilirsiniz. Dolayısıyla bu sahibi Yasin olmak yani böyle Yasin suresini ezberleyip onu böyle hayatımızda çok çok okuduğumuz bir sure haline getirmek şu en başta bize vaat edilen dünya ahiretin bütün nimetlerini, bütün hayırlarını, dünya ve ahiretin bütün minnetlerine karşı da bir kalkan, bir koruyucu olur demişti Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Böyle bir niyete de girersek İnşallah içinde bulunduğumuz güzel zamanlar hürmetine Rabbimize yardım eder ve belki aramızdan birileri gerçekleştirse bile bunu diğer yani ben mesela en azından vesile olacağım için İnşallah böyle hatırlatmalarla onun sevabından bir payda bize de düşecektir diye düşünüyorum, umuyorum yani. Yasin ekserin kavlice Halil ve sibeveyn tasrihleri gibi surenin ismidir, bazılarınca kasemdir. Yani şimdi biliyorsunuz huruf-u mukattaata, bu sure başlarındaki alfabetik harfler bir kesim bir anlam ilişkim bakın yanlış cümle kuracaktım hemen durdum, kesin bir anlamı yoktur değil. Elmalılı Hamdi Yazır merhum bu sure başlarındaki harfler için diyor ki: "Anlamsız olduklarından değil, o kadar çok anlam içermektedirler ki bir anlam onlara tayin edilememiştir." Diyor çünkü Kur'an'da anlamsız bir ayet yakıştırılamaz. Yani epeyce bir ayet Kur'an-ı Kerim'de ondan fazla ayet bu şekilde sure başlığındaki huruf-u mukattaadan oluşuyor. Allah Teala Efendim haşa abesle iştigalden mütenidir; yani Allah Teala için böyle boş ve anlamsız işler yapmak düşünülemez, söylenemez. Dolayısıyla da böyle ayetler indirdiğine göre Kur'an-ı Kerim'de bunlarda çok sırlı, çok geniş, çok kapsamlı anlamlar vardır. Fakat bu çok anlamlılığından ötürü tek bir anlama indirgenemez diyor Elmalılı Hamdi Yazır. Efendim, o huruf-u mukattaa meselesini Bakara suresinin başında geniş geniş anlatmıştı. Elif Lam Mim'de biz de orada söylemiştik fakat kısaca hatırlayalım arkadaşlar; çok çeşitli yorumlar yapılıyor. İşte Elif Allah, Mim Muhammed, Elif Allah, Lam Cebrail, Muhammed, Elif Lam Mim için böyle yorumlar yapılıyor mesela. Yasin işte biraz sonra söyleyeceğimiz Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ismi olduğu veya ey insan, Yasin ey insan anlamına geldiğini söyleyen yorumlar var. Fakat benim bütün o klasik yorumları içerisinde en çok beğendiğim arkadaşlar bu huruf-u mukattaata Rabbimizin bizlere bakın bu kelam sizin kullandığınız işte ya ve sin gibi bildiğiniz tanıdığınız ve lisanınızın ham maddesini teşkil eden harflerden oluşuyor. Bu Kur'an'
Söylerim işte anne babalar emri bil maruf. Ne yani yapacaklar veyahut da işte çocuklarını namaz kılmaya alıştıracaklar? Arkadaşlar, en zor dininin en zor öğretildiği hususlardan bir tanesidir namaz; yani istikrar gerektirdiği için, süreklilik gerektirdiği için, hani böyle yılda bir defa, haftada bir defa, bir defa falan olmadığı için. Ne yapacağız çocuk? Bakın, Efendimiz bile Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu namaz ibadetine alıştırmak için 4 yıl tahsis etmiş, yani bize tarif etmiş; 6 yaşından 10 yaşına kadar. Bu büyük, çok büyük bir süre, bir tek alışkanlığı kazandırmak için. Dolayısıyla bu süre içerisinde ve sonrasında da, çünkü işte yeri geldikçe hep söylüyoruz, Taha suresinin o meşhur ayeti indiği zaman ve Nur ehl-i konuda çok ısrarlı ol, çok da müdavim ol emri indiği zaman Peygamber Efendimiz evli kızı Hz. Fatıma'yı bile sabah namazına çağırmak için gitmiş; yani telefon yok, bir şey yok, yani kapısına kadar gidiyor her sabah namaza çağırmak için. Dolayısıyla bunu, bu sürekli yapacağımız şeyden bıktırmamak nasıl olacak? Yani sürekli namaza kaldıracağız işte, ama bıkmayacaklar işte. Sürekli bazı doğruları hatırlatacağız, bazı yanlışlardan sakındıracağız ama işte dinleyecekler bizi yani. Bu bakımdan orada da çok söylediğim şeydir; efendim kendimizi yenileyeceğiz her seferinde. Aynı cümlelerle, aynı şey, ses tonuyla, aynı şekilde yapmayacağız; farklı farklı yollar bulacağız. Ve biz üretemeyebiliriz bu farklılığı her zaman; başkalarından da yardım alacağız yani. Bu Elif Lam Mim, Taha, Yasin gibi başlangıçlar müşriklerin dikkatini böyle; ne oluyor burada, ne deniyor diye arkasından gelen metne çekiyor efendim. Bazılarınca Allah kelamı, Allah Teala'nın kelamını açtığı bir müftahı kelamdır demişler. Afedersiniz, geriden alayım; bazıları kasemdir demiş, yemindir yani; Allah yemin ederek başlıyor demişler. Allah Teala'nın esmasındandır diyenler var. Yasin Allah'ın isimlerindendir diyenler var. Bazılarında da Allah Teala'nın kelamını açtığı bir müftahı kelam, kelamı açan bir anahtardır demişler. El-Bakara suresinin evvelinde Elif Lam Mim'de verilen tavsiyelerde; burada da caridir verdiğimiz o oradaki açıklama genel bir açıklama olarak. Burada da geçerlidir, yalnız burada hususi olarak şu iki rivayet vardır; Yasin'e mahsus olmak üzere birisi iklime tarikatıyla İbni Abbas'tan Merve olduğu üzere, ya insan demek olmasıdır onu az önce söyledim. Birisi de Said Bin Cübbe'den Merve olduğu üzere peygamberlerin bir ismi olmasıdır; yani Yasin kelimesinin Peygamberimizin bir ismi olması da yorumlarda geçiyor. Hemen arkasından inneke leminel mürselin hitabının gelmesi de buraya çok uygun, bu yoruma çok uygun. Yasin, yani ey Muhammed, inneke leminel mürselin, sen mutlaka gönderilen peygamberlerdensin ifadesinin gelmesi bu kitaba bunu andırır. Şifa-i Şerif tezkiresinde bulunduğu üzere Nakkaş Aleyhisselatu vesselam'dan benim Kur'an'da yedi ismim vardır diye bir rivayet var; Muhammed, Ahmet, Yasin, Taha, Müddessir, Müzzemmil, Abdullah diye rivayet eylemiştir tefsir-i hakaik sahibi Süleymi vasiyetinden ve Cafer bin Muhammed'ten. Yasin, ya efendi demek olduğu da hikaye edilmiştir. Ondan sonra arkadaşlar bazı kıraat farklılıklarına temas ediyor; Yasin vel kuranil hakim birinci ayeti bu şekilde tamamlıyor. Bu vel Kur'an, afedersiniz, Yasin zaten 1 ayet, 2 ayete geçiyor. Ben Kur'anil hakim ve Kur'an ile hakim de vav kasem içindir. Yalnız Yasin'de yemin manası bulunduğuna göre atıf için olmasını dahi tecvit edenler olmuştur; yani Yasin'e yemin dersek, yukarıdaki yorumlardan birisi oydu. O zaman vel kuranil hakim atıftır, o yemini atıftır demişler dilimizde. Ayrıca bir yemin harfi bulunmadığından birçok yerlerde kasemi hakkı için diyerek ifade ediyoruz ki; şöyle demek olur: iki nokta üst üste, Yasin hem Kur'an'ı hakim hakkı için. Aslında kelime anlamı Kur'an-ı Hakime, yani hakim olan Kur'an'a yemin olsun ki, o çok hikmetli Kur'an'a yemin olsun ki. Hakim Rabbimizin isimlerinden biriyken burada Kur'an'ın bir sıfatı olmuş oluyor, ona da dikkatinizi çekiyorum. Hikmet sahibi demek, hakim, hikmetli, hikmet söyleyen, hikmet sahibi yahut çok hakim ve muhkem, yani çok sağlam, çok hani içinde hiçbir boşluk bulunmayan, hiçbir zayıf noktası bulunmayan anlamında gelir ki Kur'an hakkında hepsi de sadıktır, hepsi de geçerlidir. İnneke leminel mürselin, emin ol ki sen hiç şüphesiz risaletle gönderilen peygamberlerdensin. Eee çalışanlarımıza bırakmak lazım, hiç şüphesiz aklına zerre kadar kuşku gelmesin, kimse tereddüt etmesin ki Kur'an-ı Hakime yemin ederiz ki sen efendim gönderilen peygamberlerdensin. Bu kadar kuvvetli tekit, yani niye bu kadar kuvvetli vurgu var ise muhatabın şiddetle münkir olduğu makamına yakışır; yani karşımızdaki muhatap bir konuda konuyu çok inkar ediyorsa, çok şiddetle karşı çıkıyorsa, o zaman biz şiddetle vurgu ifadeleri kullanırız. Onun için burada muhatap yani peygamberin kendisi olduğu halde, çünkü inneke diye Peygamberimize hitap ediyor olan tebliğde bu derece tehlikede ne lüzum vardı diye bir sual sorulabilir. Burası çok önemli bir nokta arkadaşlar ve sanırım haftaya kalacak. Peygamberimiz kendi peygamberliğinden şüphe mi ediyordu efendim? Yani Yasin'e kadar gelmiş, hani başlarda acaba ben deliriyor muyum falan dediği olmuş ama ilk vahiyle karşılaştığında, yani kaçıncı sure bu şimdi, buraya kadar geldi mi yani? O tereddüt veyahut da insanın kendi konumunu kendisine bu kadar vurgulu bir şekilde sık sık hatırlatılmasına, hatırlamasına kendisinin ihtiyacı mı var? Bu konuyu inşallah konuşmaya haftaya devam edelim. Böyle meraklı bir noktada bırakayım ki efendim takipçilerimiz konuyu bağlamakta sıkıntı çekmesinler. Allah'a emanet olun, hepinize hayırlı günler diliyorum. Yasin sahibi, Yasin olmanızı istememesiyle.