📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Kur'anda Siyam ve Savm Kavramı & Ali AYDIN

Ahmet Ali Yıldırım1:00:39

Transcription

Selamlar Dostlar. Bugünkü işleyeceğimiz konu, "siyam" yani karşılığında oruç dediğimiz kelimedir, söylenen kelimedir. Arkasından zaman olursa, "hac" konusuna girdiniz, zaman olursa "beyt" konusuna girmiş olacağız.

Siyam konusu Türkiye'de kalmış. Her ay, her yılın bir ayı oruç tutuluyor ve bu dönerli bir takvim olarak işliyor. Dönerli bir takvim işlememesi gerekiyor. Çünkü sıcak zamanlarda ayet bahsediyor, kavurucu sıcak şehrinde yani bahsediyor. Fakat bizler takım, eee, dönerli takım olduğu zaman zamanlar, vakitler, haram aylar hepsi değişiyor. Değişmemesi gereken şeyler değişiyor. Ayların yani yerlerini de oynattılar dedikleri işte şu anda o duruma düştük. Yani siyam belli bir paragrafta, belli bir yerde geçer. Bakara Suresi 183 ila 188'e dahildir. V ile başlıyor, çünkü o ayet ona da girmemiz lazım. O zaman unutma, çünkü konunun devamı demektir. Ve diğer başka 3-4 surede de yine "saum" ve "siyam" var. Onları da işlemiş olacağız ve konu bakalım bizi nereye getiriyor. Ben daha önce bu konuyla ilgili bir video var zaten burada yüklü YouTube'da. Ali Hoca ile beraber yapmadık, ben tek başıma bir arkadaş eşliğinde yapmıştık. Şimdi Ali Hocamla beraber çalışmalarımızı değerlendirerek siyam konusuna girmiş olalım. Buyur hocam.

Euzu billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Tabii Hocam, bu programımızda "sıyam"la alakalı olsun, "hac"la alakalı olsun, "el-beyt" kavramıyla alakalı olsun anlattıklarımız %100 doğru olduğunu iddia etmiyoruz. Biz Kur'an üzerinde düşünerek, yoğunlaşarak, tezekkür ederek bu gibi önemli konuları ortaya çıkardık. Yani inşallah ileri ileriki zamanlarda arkadaşların içinde bu konuda araştırma yapanlar, müzakere yapanlar bu konuyu, bu konuları bizden daha ileri bir seviyeye götürecekler. Bunda asla şüphe yoktur. Dolayısıyla biz Kur'an'dan bunu anlıyoruz, Kur'an'ın bağlam ve bütününden, Kur'an'ın hikmetinden bunu anlıyoruz. Yani itiraz eden arkadaşlara da bu konularda, yani "bizim söylediğimiz doğrudur" demiyoruz, iddia etmiyoruz.

Evet, siyam şöyle bir şey diyeyim ben ilave edeyim. Evet hocam, buyur. Biz bir gelenekten bunları koparmış oluyoruz, belli bir seviyeye getirmiş oluyoruz. Şimdi biz gelenekten kopmak çok kolay bir şey değildir. Gelenekten koparak ayetlere yanlış mana verildiği yerlere işaret ediyoruz. Bizim de yanlışlarımız çıkabilir ki tabii ki, insanız biz. Çünkü Kur'an o kadar evrilmiş, çevrilmiş ki neticede %100'ünü bulmak belki de tesadüfen olur veya Allah nasip ederse olur. Yani tabii ki eksiklerimiz çıkabilir ama bir ileri seviyeye getirmiş oluyoruz olayları. Buyur.

Evet, bu gelenekten koparma, gelenekten kopma önemli bir şey. Bu "Son Şövalyeler" diye bir film var hocam. O filmde ben bir cümle oradan şey yaptım. "Son Şövalyeler" filminde bir çocuk diyor ki: "Değişebilen biri, değişebilen biri örnek alınmalı, yargılanmalı." Dolayısıyla, dolayısıyla bu hurafelerden, bu geleneksel yalanlardan kurtulabilen ne mutlu onlara, selam olsun diyor.

Evet, siyam Kur'an'da bulunan "şehr" kelimesine baktığımızda 30 gün olan takvim ayını değil, iklim ve mevsimle ilgili olan Ramazan dolunayını, yani gökteki ayı kastettiğini görüyor. Şii ve Sünni dünyası Kur'an'da geçen dini günleri hicri takvime göre yerine getiriyorlar. Halbuki Kur'an'ın indiği zaman ve zeminde, yani Nebi Aleyhisselam'ın yaşadığı Mekke ve Medine'de kesinlikle takvim mevcut değildi. Hicri takvim Ömer'in hilafeti döneminde, hicretten 17 yıl sonra, Miladi 639'da toplanan bir meclis tarafından, Ali'nin önerisiyle, 4 halife olan Ali'nin önerisiyle hicretin gerçekleştiği yıl bir kabul edilerek oluşturulmuştur. Halbuki Nebi Aleyhisselam 632 yılında vefat etmiştir. Demek oluyor ki Nebi Aleyhisselam'ın yaşadığı dönemde, yani Kur'an'ın indiği zaman, hicri takvim diye bir şey yoktu. Peki takvimin ve ayların bulunmadığı bir coğrafyada nasıl olur da Kur'an'dan takvime bağlı bir ay adı ve 30 gün oruç çıkarılabilir? Şimdi bunun hatalı olduğunu, yanlış olduğunu göreceğiz. Tabii Ömer'in hilafeti döneminde konulan hicri takvim güneş takvimine göre sürekli olarak 10 gün geriye doğru kaydığı için Ramazan şehri, Ramazan şehri en sıcak, yani kavurucu sıcaklık anlamına geldiği halde en soğuk aylar olan Ocak ve Şubat tutuluyor. Halbuki Kur'an'ın tanımına göre Ramazan şehri Temmuz veya Ağustos ayının dolunayına denk geliyor. Bu konuda en önemli mesele şudur: Bakara Suresi 185. ayette Yüce Allah, tabii "sıyam" kelimesinin hangi anlama geldiğini ileride göreceğiz. "Sıyam" kelimesi hangi anlama geliyor? "Sizden kim o şehre, Ramazan dolunayına şahit olursa, onu savm etsin" buyrulmaktadır. Kur'an'da bulunan "şehide" kelimeleri gözle şahit olma anlamına gelmektedir. Yani "sizden kim o şehre şahit olursa" demek, çocuk, genç, ihtiyar, dağda, çölde, bayırda, ovada, tarlada tek başına olan, cahil, ümmi, kadın, herkes tarafından görülebilen anlamına gelmektedir. Kimsenin kimseye onu sorma ihtiyacı yoktur.

Sayın hocam, çok enteresan orada "minkum" onu söylüyor. "Minkum" halkın bütün kesimlerini içine alan bir kelimedir. Herkes orada dolunay ayını görür. Üç gün veyahut da dört gün mevsimlere göre değişir. Yani şahitlik edilmesi bir konu gerektiriyor. Yani şahitlik ya gözle ya bir eminlik, yani kalp ile mutmain olmak, yani gözle görmek, yani şahitlik icra eden bir anlam var burada. Yani...

Evet hocam, şahitlik genellikle Kur'an'a baktığımız zaman şahitlik gözle görülen bir şey. Çünkü gözle görmediği zaman insan emin olamıyor. Gözle görecek. Bir de şöyle bir şey var hocam, gözle görmek için, yani herhangi bir ortamda bulunmak da şart değil. İsterse dağda olsun, isterse ovada olsun, isterse tarlada olsun, evde olsun, nerede olursa olsun dolunayı görmek mümkündür. Bakara 185. ayette geçen "şehr" Ramazan'ın Temmuz veya Ağustos ayının dolunay anlamına geldiğinden şüpheniz olmasın. Ayrıca dünyanın birçok ülkesinde güneş aynı zaman diliminde doğup batmaz veya aynı zamanda yaz yaşanmaz. Bir ülke yazı yaşarken diğer ülke kışı yaşar. Yani her coğrafyanın sıcak günleriyle soğuk günleri farklı bir zamanda olabiliyor. Dolayısıyla kuzeydeki ülkelerin en sıcak günleri farklı bir zamanda, güney ülkelerin en sıcak günleri farklı bir zamanda oluyor. Aslında Bakara Suresi'nin 184. ayetinde bulunan "Ey Hocam, bu da çok önemli! Ey sayılı günler" ibaresi bize her şeyi açıklıyor. Şimdi bu "eyyamen mud" ifadesi Bakara 184. ayetten başka üç yerde daha geçmektedir. Şimdi bunlara bakacağız. Üçe daha geçiyor bu "eyyam mud"in, yani bu "eyyam mud"in aynı ifade, aynı kelime, aynı kavram nasıl değişik? Burada nasıl bir ay oluyor? Burada nasıl bir ay oluyor? Enteresan bir şey yani, çok ilginç bir şey.

Ya aynı şey, aynı şey ifade eder kardeşim. Hocam, bir hacla ilgili şimdi bu hacla ilgili ayette Yüce Allah der ki: "Tak sayılı günlerde, fi eyyamin ma'dudatin, Allah'a takvalı olmak isteyenler için, bilinçli olmak isteyenler için kim iki gün içinde acele edip Mina'dan Mekke'ye (parantez içinde Mina'dan Mekke'ye) dönmek isterse ona herhangi bir günah yoktur. Dönüşü geciktirenler için de herhangi bir günah yoktur. Allah'a karşı takvalı olun ve bilin ki hepiniz yalnızca Allah'ın huzurunda toplanacaksınız." Hocam, çok ilginç. Burada yani Mina günlerine, Mina günlerine tabii orada iki gün veyahut da üç gün beklerler. Standart olarak üç gün beklerler. Bekleyenler çünkü buradaki böyle anlamışlar, üç gün. Bu doğru bir anlayış. Bakara 203. ayeti açıp bakacak arkadaşlar. Bu ayetten dolayı isteyen hacılar Mekke'ye gelmeden önce veya üç gün Mina'da beklerler. Hiçbir hacı günden fazla Mina'da beklemez kelimesinden dolayı. Yani bu ayette geçen "ey sayılı günler" ifadesini herkes üç gün olarak anlamıştır. Herkes üç gün olarak anlamıştır ve uygulama da bu şekilde gelmiştir. Bu bir. İkincisi, Yahudiler hakkında hocam. Yahudiler hakkında Yüce Allah der ki: [Müzik] "Evet, kitaptan kendilerine bir pay verilenleri görmedin mi? Aralarında hükmetmesi için Allah'ın kitabına çağrılıyor da sonra içlerinden bir grup dönüp yüz çeviriyor. Gerekçeleri ise onların 'sadece bize, sadece sayılı günlerde ateş dokunacaktır' demeliydi." Uydurdukları şeyler dilleri hakkında kendilerini aldatmıştır. Hocam, bu çok, bu cümleyle alakalı bir şey söyleyeceğim ondan sonra ayete döneceğim. Çünkü bu son vahyin tarihindeki gelen din adamlarını da, Şii ve Sünni din adamlarını da ilgilendiriyor. Enteresan bir [Müzik] cümledir. "Dinlerinde iftira ettikleri şeyler onları Allah'ın yolundan uzaklaştırmıştır." Onlara kesinlikle, ona katılıyorum. Ya hocam, ya bugün iftira ettiklerinden dolayı hakikate ulaşmaları mümkün değil. Bunu geçen konuşmamızda söyledik. Hele maaşı da bu halkın vergilerini alan insanların ağzından doğru söz çıkmaz. Din adamı, çünkü bundan sonra da hocam, gerçekten de Kur'an'dan yüz çevirdikleri, Allah onlara vahyin, hakkın kapılarını ve pencereleri tamamen kapatmıştır. Artık onlar asla akıllarını kullanamaz. Asla doğruya hidayete dönemezler. Kur'an'ı ezberden yutar bile doğruyu bulamazlar artık. Yani bulamazlar. Hocam, burada Yahudilerin, Yahudilerin yani bizde belli sayılı günlerde demeleri üç veyahut da dört gün olarak çeviriler de öyle hocam. Zaten diye çevirmişler. Bu bize bir başka şeyi de andırıyor. Yeri gelmişken onu da söyleyelim. Hani Ehli Sünnet görüşünde şöyle bir şey var ya, insanlar cehenneme girecekler, her insan cehenneme girecek ayetlerden zaten atlarından çıkamadı. İnsan ayetlerden onu öyle anlamışlar. Zaten günahlara kadar yanıp çıkacaklar diye bir görüş yok mu? Zaten bu oradan gelen bir görüştür. Allah bunu kabul etmiyor zaten. Müslüman adamın cehennemde ne işi var bile düğüm taktır. Yani kesinlikle. Yani bunu, bu görüş, onların dediği bu görüş, "sayılı günler, biz dörde bir dokunur" olsa olsa. Hocam, bunu rivayetlerde, bunu rivayetlerden alıyorlar. Ama bu görüş, bu fikir, bu inanç Yahudi inancıdır. Yahudi, Yahudi inancıdır. Aynen öyle. Şimdi bu okuduğum hocam, iki ayet, iki ayet, Ali İmran 23 ve 24. ayetleri, onların numaralarını da bilmiş olalım. "Sayılı günler" ifadesi Bakara 80. ayette yine Yahudiler hakkında geçmektedir. Yine diğer yerlerde "eyyam mud", "sayılı günler" ifadesi birkaç gün olurken, Ramazan şehrinde olan "sıyam"la ilgili "eyyam mud", "sayılı günler" nasıl 30 gün oluyor kardeşim? Diğer yerlerde "eyyam mud" 3-4 gün oluyor da, 2-3-4 gün oluyor da, Ramazan'la alakalı 184. ayette geçeni nasıl 30 gün oluyor? Aynı ifade, aynı sayıları ifade etmek zorundadır. Aynı ifade, aynı manayı ifade etmek zorundadır. Aynı manaya gelmek zorundadır. Birisine 3 gün, birisine iki gün, birisine 30 gün veremezsiniz. "Eyyam mud" 3-4 gün. Evet, evet. Önemine binaen yine hatırlatalım. Kur'an'ın indirildiği zaman ve zeminde takvim diye bir şey yok. Yani insanların şahit olacakları 30 günlük bir aydan söz edilemez. Ayrıca herkes 30 günlük bir aya şahit olamaz. Fakat alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah, kitabında Ramazan şehrine, dolunayına öyle bir açıklama ve tanımlama getirmiş ki, bunu ihtiyar olan, çocuk, genç, dul, ümmi olan, tek başına yaşayan, çölde, dağda, bayırda, yaylada olan, takvim ve saati bulunmayan, yaz kış değişmeyen, yağmurluk, karlı, kapalı, bulutlu havada bulunan, sadece gözle görülür bir kolaylıkla anlaşılabilen, yani herkes, bütün insanlar, hiç kimsenin kimseye sorma ihtiyacında olmayacağı bir şekilde ortaya koymuş. Bu kadar net. Bu yüzden "şehr-i Ramazan" demiş, Ramazan dolunayı. Dolayısıyla hiçbir bilimsel açıklamaya ihtiyaç duyulmayan bu açıklama, "şehr-i sizden kim sizden o şehre şahit olursa onu savm etsin" yani sadece pencerenin açılıp bakılması ile görülebilen bir geceyi din adamları halen anlamıyorsa, bu açık ifadeyi kabul etmiyorlarsa, bu ilahi vahyi görmezlikten geliyorlarsa, İsa bile bile hakaret ediyorlarsa, insanlara bir ay oruç tutturuyorlar. İsa, Kur'an'ın ayetine aykırı hareket ettiklerinden dolayı büyük bir sorumluluk ve vebal altına girer.

Hocam, aslında mesela tek tek gitsek belki daha iyi gidebiliriz de mesela "siyam" sizden önceki ümmetlere öngörüldüğü gibi farz diyebiliriz ona. Önemli değil. Farz olduğu gibi size de farz kılındı. Niye farz kılındı? "Siyam" bize "umulur ki takvaya ulaşırsınız" diye ayet konuyu ortaya koyuyor. Demek ki biz bir şey yapacağız, "sıyam" yapacağız veya "saum" yapacağız, bizim olmamızı sağlayacak bir şey yapmış olacağız. Ayet bunu başından koyuyor zaten ortaya. Doğru mu? Doğru. İkinci ayete geliyoruz, 184. Konu bağlamındaki ikinci ayet. "Ey 'amendudat' diyor, sizden 'sayılı günler' diyor. Kafadan koyuyor zaten. Kim hastaysa, seferde ise, yolcu ise vesaire ise yapamadığı günler tutamadığı da yok orada kelimede. Siz Arapça biliyorsunuz zaten, tutamadığı diye bir şey yok kelimede. Yapamadığı günler, diğer günler yaparlar. Diğer günler o sayıyı tamamlarlar" yani diyor. Mesela, yani diyelim ki bir iştedir, güçtedir, o an "sıyam" yapma. Karşılıklı yapılır. "Sıyam" zaten tek yapılır. Her ikisini de ortaya koyuyor zaten. Konuda zaten "saum" da var, "siyam" da var. Yani takvaya ulaşmak için yapamadığı bu çalışmayı, yani Kur'an'dan çalışmak ve Allah'ı tanıma faaliyeti, Allah ne dedi bunu anlama faaliyetidir. Zaten konunun arkasına doğru 186'ya gittiğimiz zaman bunu veriyor zaten neti de. Takvaya ulaşmak için. Şimdi seferde olan, yolcu olan, hasta olan yapamadığı günlerde sayesinde diğer gün yapar sayısınca diyor. Bakın, aylar demiyor orada. Orada da gün sayısınca diyor. Doğru mu hocam? Evet. Şimdi geliyoruz 185'e. İşte "şehr-i Ramazan fil Kur'an". Onun açıklaması. Hoca başladı zaten şehrin ne olduğunu, işte Ramazan'ın takvimi vesairesinin açıklamasını yaptı. Peki bu "şehr-i Ramazan" Kur'an ne dedi? Sonunda "Kur'an indirildi" o [Müzik] zamanda. Yani insanlar, ben zannediyorum ki bu ayetleri almışım. Eğer ayetleri almadı, tabii Kur'an açıp Kur'an'dan onları aktarırız. Evet, buyur hocam. O şimdi 185'e ya zaten 183'ü ortaya koyduk biz. Orada "söyle varsa söyle". 184, 185'i. Bu Kur'an indirildi diyor. O zamanda diyor. Niye indirildi? Şimdi sebebini de açıklıyor zaten. Yani, yani "sıyam" aslında "sıyam", "sıyam" Kur'an'la ilgili bir şey. Onu açıkla inşallah. "Sıyam", "sıyam" Kur'an'la alakalı, Kur'an'la ilgili bir şeydir. Yani hocam şunu da söyleyelim. Bu halk, yani bir gelenekten kaldı. Kur'an, yani "sıyam" Kur'an'la ilgili olduğunu biliyorsun. Ramazan ayında hatimler indirilir, mukabele yapılır, bir Kur'an çalışması yapılır. Ama tabii ki nasıl yapıldığını görüyoruz işte. Anlayarak değil. Mukabele, karşılıklı dersleşmek. İşte bak mukabele odur. Karşılıklı dersleşmek. "Sıyam" da odur. Karşılıklı dersleşmek. Zaten ders yapmak, yani okuduğun anlam değil. "Sıyam" karşılıklı dersleşmek. Zaten "saum" da tekil. O müsait değil. Evin uzakta vesaire. Tekil de "saum" var. Yani Kur'an'dan çalışmak var. Zaten "saum", "saum" tekildir. "Siyam" tekildir. "Siyam" çoğul. "Saum"un çoğuludur. "Saum"un çoğuludur. Zaten Kur'an Ramazan "siyam" için neden "sayılı birkaç gün" demiştir? Bir ay içerisinde gökteki ayın birtakım evreleri vardır. Ayın tamamen görünmediği bir zaman dilimi mevcuttur. Ay o zaman diliminde güneşe çok yakın olduğu için güneş ışığından dolayı görünmüyor. Daha sonraki günlerde ay yavaş yavaş belirgin hale geliyor. Demek ki "şehr" belirgin hale gelmek oluyor. Belirgin bir şeyin belirgin halini ortaya koyuyor. İyice belirgin hale gelip dolunay halini alıyor. Şimdi "şehr" kelimesini de ben söylemekten şeye diyorum, yine söyleyeyim. Anlamı, kadının doğum halinin son evresi demektir. Yani ne demek? Belirgin hale gelmesi. Bir şeyin belirgin hal. Mesela bizim Türkçede "şehir içi" deriz. Mesela "şehir içi", "şehir içi" bu "şehr" kelimesinden gelir. Şöhretli yerden gelir. Şöhretli yerlere "şehr" deniyor. Şimdi dolunay şöhretli bir zamandır, en şöhretli olduğu zamandır. "Şehir içi" bir semtin en belirgin yeridir. Yani belirgin kelimesine gidiyor kelime. Yani en belirgin olduğu zaman demek oluyor. Evet, buyur. O zaman en yoğun, en kalabalık olduğu, yani gözle görülme... Evet, en kalabalık olan yere "şehir" diyoruz. Yani en belirgin olan yer, yani herkes tarafından belli, herkes tarafından belli şöhretli yeri. Yani en şöhretli yeri. Evet. Bu daha sonraki günlerde ay yine kararmaya başlıyor ve tekrar görünmez oluyor. Yani dolunay bazen 3 gün, bazen de 4 gün oluyor ve 7'den 70'e kadar herkes bunu gözleriyle şahit oluyor. Dolayısıyla aynen Bakara 185. ayette geçtiği gibi gerçekleşiyor. Sonuç olarak Ramazan kavurucu sıcaklık anlamına gelmektedir. Ramazan kelimesi kavurucu sıcaklık anlamına gelmektedir. Kur'an'a göre kışın yapılan "saum"un bir anlamı yoktur. "Saum"un yapıldığı mevsim Ağustos veya Temmuz ayının dolunayında olacaktır. Yani hicri takvim de aynen miladi takvim gibi sabit bir takvimdir. Onu nasıl dönerli hale getirdiklerini araştırmak gerekir. "Siyam" daha önceki ümmetlere yazıldığı gibi sayılı günlerdir. "Eyyam-ı mud" sayılı günlerin bir ay değil, üç gün olduğunu yine Kur'an'dan öğreniyoruz. Evet, Bakara 203. ayet. Yukarıdaki ayetin devamında "eyyam-ı mud", sayılı günlerin üç gün, yani dolunay anlamına geldiğini görüyoruz. Dördüncüsü, Yüce Allah "saum" ve "siyam" anlatırken "Allah sizin için kolaylık ister, yani sizin için zorluk istemez" buyuruyor. Fakat Hocam, biz gene Bakara 183. ayete geleceğiz. [Müzik] İnşallah. Evet, "Allah sizin için kolaylık ister, yani sizin için zorluk istemez." Bakara 185. buyurduğu halde insanların bir ay boyunca susuz ve aç kalmalarını istemez. Şimdi burada Allah hem de "sıyam" dediği halde insanlara, bu insanlar içinde hasta vardır, şeker hastaları vardır, ne bileyim her türlü hastalığa müptela olanlar vardır. Siz bu insanlara bir de tabii, ümmi insanlar bunu farz olarak dayattığı zaman, gerekli bir şey olarak dayattığı zaman insanlar hasta bile olsalar ibadet olduğundan dolayı belki kurtuluşuna vesile olacağından dolayı insanlar hasta bir şekilde bunu yerine getirmeye çalışıyorlar. Kardeşim, Yüce Allah "saum"un daha önceki ümmetlere yazıldığı şekil bize yazıldığını haber veriyor. Peki daha önceki ümmetlerde "saum" nasıl olduğunu bir görelim. Hocam, bu çok önemli, bu çok önemli. Şimdi biz Yüce Allah diyor ki: "Ey iman edenler, size sıyam yazıldı, yasalaştı. Sizden öncekilere yasalaştığı gibi yasa olarak yazıldığı gibi bilinçli olasınız." Peki bizden önceki ümmetlere nasıl yazılmış? Onu bir görelim. Meryem Suresi 26. ayet hocam. Evet, tek bir tane ayet buluyoruz bizden önceki ümmetlere uygulanmış. Evet, burada Yüce Allah Meryem'e diyor ki: "Ye, iç, gözün aydın [Müzik] olsun. Beşer, herhangi birini görürsen, ben adadım Rahman olan Allah'a adadım." Burada tekil olduğu için Meryem olduğu için "saum" ama "siyam" olduğu zaman çoğunluk tarafından yapılan bir şeydir. Burada Meryem tek başına olduğu için "saum" kelimesi gelmiştir. "Ben Rahmana 'saum' adadım." Peki ne yapacak? İnsanlarla, bugün beşeri yönden, dünyalık yönden, maddi yönden, geçici yönden heveslerle şeyle alakalı konuşmamayı adadım. Demek ki burada "saum" daha derinlikli, daha manevi, daha yoğunlaşma, vahiye yoğunlaşma, Allah'a yoğunlaşma, Allah'la iletişim ve diyaloğu arttırma, ziyadeleştirme. Ki "saum", "saum" nedir? "Saum" eğer bir insan "saum" yapacaksa, bu Ramazan şehrinde Kur'an'la baş başa kalacak. Malane, malane işleri bırakmış olacak. Tabii İsrailiyat var, Şabat denilen günler var. İşte hiçbir iş yapmayacaklar. Allah'a kulluk görevlerini yerine getirecekler. İbadet, yani diyelim ev yapıyorlar. Onlar Şabat günleri. Buyur hocam.

Şimdi bu "saum" bir insan tek başına "saum" yapacağı zaman, yani dünyevi işlerden, dünyalık lardan biraz uzaklaşacak, onları bir kenara bırakacak, oturacak bir evde. İşte buna "itikaf" deniliyor. Bir mescitte, o mescide gidecek, orada "siyam" yapacak. Evde kendi başına "saum" yapacak. Ama mescide gidip arkadaşlarla, yani aynı fikirde, aynı inanca sahip, vahiy ehli, muvahhidlerle oturup müzakere yapacak, hüccetleşme yapacak, Kur'an üzerinde düşünecekler, tefekkür edecekler, Kur'an'a yoğunlaşacaklar, Kur'an'da Allah'ın amacını öğrenecekler. Hocam, bir şey söyleyeceğim burada. Arkadaşlar, bir ibadet, belki ilerisinde de bu var ama belki yoktur. Bir ibadet, bir inanç, bir ibadet, bir uygulama, bir ritüel, ne derseniz deyin, ne olursa olsun, eğer sizi bilince yönlendirmiyor, farkındalığa yönlendirmiyor, Allah'ı bilmeye, Allah'ı takdir etmeye götürmüyorsa, Allah'ın elçilerini öğretmiyorsa, dinin, imanın, din ve imanın, Hanif İslam'ın, ihlasın hangi anlama geldiğini size öğretmiyorsa, onu yapmayın kardeşim, onu yapmayın. Burada bir sorun vardır. Bunda bir sorun vardır. Bu Allah tarafından gelmemiştir. Allah tarafından, Allah tarafından abes, boş, insanlara bir şey öğretmeyen bir şey gelmez. Şekilselik bir şey olmaz yani. İnsan dedim ya daha önce hep deklare ediyoruz. İnsanlık yararına, doğa yararına, kainattaki şeylerin yararına değilse, bu Allah'ın emrettiği şey değildir, olamaz, olamaz. Şimdi hocam, bir şey söyleyeceğim burada devam edeceğim. Şimdi arkadaşlar, sizin asırlardan beri, asırlardan beri 14 asırdan beri tuttuğunuz oruç. Şimdi biz topluma bakıyoruz, toplum içinde yaşıyoruz. Toplumun din adamlarına bakıyoruz, ilahiyatçıların bakıyoruz, Kur'an'dan konuştum zannedenlere bakıyoruz. Arkadaşlar, Kur'an'ı bilmiyor. Kur'an'ın farkında değil. Kur'an'ın kavramlarının farkında değil. Kur'an'ın hikmetinden farkında değil. Bağlam ve bütünlüğünü bilmiyor. Allah'ın huzuruna çıkacak adam, prof olmuş. Allah'ın huzuruna çıkacak, Kur'an'dan haberi yok. Din adamlarının Kur'an'dan haberi yok. Allah'tan haberleri yok. İslam'ın hangi anlama geldiğini, ihlasın hangi anlama geldiğini, takvanın, ibadetin, vallahi ibadetin hangi anlama geldiğini bilmiyor. Kardeşim, bunları sorgulayın. Bunların ibadetlerini, iman kitaplarını sorgulayın. Bu doğru bir yol değildir. Bu doğru bir yol değil. Demek ki hocam, "saum" yemek ve içmekten uzak kalmak değil, insanı meşgul eden dünyalık şeylerden uzaklaşıp vahyin üzerinde düşünme, vahyin üzerinde düşünme ve vahiyle baş başa kalmak anlamına gelmektedir. Zaten ayette "ye, is" diyor ona, değil mi? Aynen. Yalnız orada burada bir ifade var, insanların kafasını karıştıran bu ifade. Ve ve bu hocam, bu ifade ve ve için başta "bude siyah iplikle siyah iplikle beyaz iplik size göre belli oluncaya kadar yiyin, için." Şimdi orada "e kadar" olduğu için sanki o zamana kadar yiyin, için, ondan sonra oruç tutun anlamına geliyor. Yok, burada o... Evet, hocam, buyur hocam. Oradaki iplik yok. Orada biliyorsun "hayt" kelimesi. Sanki yaşamla ilgili bir kelimedir. Yani "hayt" kelimesi iplik var. Hocam, iplik var. Abdullah yok ki orada. Yok orada "hablullah" geçiyor. "Habl" ayrı bir şeydir. "Habl" himaye demektir. Hocam, "habl" kelimesi Ali İmran Suresi 103. ayette geçer. Orada Allah'ın himayesi anlamına gelir. Allah'ın himayesine sığının. Oradaki "ib" değil zaten. Allah'ın himayesi demek. Niye şunu söyleyeyim hocam? "Habl" kelimesi, "itisam" kelimesi mesela Ali İmran'da geçer. Yüce Allah der ki: "Nasıl inkar edersiniz Allah'ın ayetleri size tilavet edildiği halde, içinizde Allah'ın Resulü de vardır. Kim Allah'ın himayesine sığınırsa, kim Allah'a sığınırsa, ile sırat-ı müstakim, sırat-ı müstakime hidayet edilmiş olur." Dolayısıyla hocam, bu "habl" kelimesi, Ali İmran 103. ayette bulunan "billahi", Allah'ın ipine sarılın değil, Allah'ın himayesine sığının. Şimdi bu Bakara 187. ayette geçen "hayt" kelimesi hocam, "hayt", "hayt" kelimesi bütün Araplara, Araplara gidildiği zaman kime sorarsanız sorun, "hayt" kelimesi normal bildiğimiz maddi iplik anlamına geliyor. Ya şey, pardon. Burada "fecir", "hayt" aslında ipliktir ama burada "fecir"deki, "fecir"i karanlıkla hocam, şudur. Yani "fecr"e bakılır, gündüzün aydınlığı, e gecenin aydınlığı gidecek, gündüzün aydınlığı gelecek. Kur'an buna eğer "fecr" demeseydi başka simgesel manalar arayabilirdik ama burada "fecr"in siyah ipliği ile beyaz ipliğinin birbirinden ayrılması dediğinden dolayı bunu biliyoruz. Evet, sayın hocam, buyur. Tamam hocam. Şimdi "sıyam" demek, "sıyam" demek tamamen Allah tarafından indirilen Kur'an'la ilgili bir şeydir. "Şehr-i [Müzik] Ramadan" ve mesele bu kardeşim. "Şehr-i Ramadan" insanlar için bir hidayet olan, onları hidayet yoluna götüren, yani hakkı batıldan ayıran apaçık delilleri ihtiva eden Kur'an'ın indirildiği aydır. Şerdir, o zamanda, o zamanda, o zamanda indi. Evet, o belirgin zamanda. Şimdi ay veremezsin oraya bir diye. Ha, hayır, ay, ay değil, şey, özür diliyorum, "şehr" belirgin zamanda indi. Hocam, yani o şehirde, o dolunayda indi. Şimdi şöyle söyleyeyim. Demek ki bütün mesele nedir? Bütün mesele Kur'an'dır. Kur'an'ın öğrenilmesi, Kur'an'la rehabilite olmak, Kur'an'la tedavi olmak, Kur'an'la sorunların çözülmesi, Kur'an'ın şuuruna, ahlakına varmaktır. Her şey, hocam, bütün, yani imanda da, ibadetlerde de her şey, her şey geliyor. Kur'an'ın ortaya koymuş olduğu ahlaki seviyeye gelmek, ahlakı yakalamaktır. Yoksa eğer Kur'an'ın ortaya koyduğu ilim, hikmet, ahlak yakalanmıyor sa, orada bir sorun var. Orada bir sorun var. Orada hayır, zaten bizi neye yönlendiriyor? Allah, Kur'an'a yönlendirmiyor mu? Kur'an'a yönlendiriyor demiyor mu ki hak ile batıl burada ayırt edebilirsiniz. Onu sizi hidayete doğru yola, sırat-ı müstakime getirir, çıkarır demiyor mu? Zaten ilk indirdiği ayette de "Oku" dememiş miydi bize? Demişti. Aynen. Burada da ne yapıyor? Tekrar bozulmuş bir topluma tekrar bir hatırlatma yapıyor. Kur'an'la bunları anlamanızı aşarsınız, o kavurucu sıcak sizi belirgin hale gelmiş ol, kavurucu durumdan kurtulmuş olursunuz. Yani hak yolu bulursunuz, akıllı olursunuz, akif yani bilgili olursunuz. Yani gibi devam ediyor. Sen herhalde notlarına devam edeceksin yine bırakıyorum sana.

Din adamları ne kadar yüceltir, yüceltsin derse yüceltsin. Eğer bir imanda ve ibadette, bir uygulamada ve ritüelde Allah bilinci, Kur'an, Allah hakkıyla takdir edemediler, bilemediler. Eğer Allah bilinmiyorsa, Allah takdir edilmiyorsa, Kur'an bilinmiyorsa, Kur'an'ın ahlakına sahip insanlar olmuyorlar. İsa bile bile hakaret ediyorlar. O iman ve ibadeti din adamları tarafından ne kadar yüceltilir, yüceltilen sorgulama altına alınacak ve insanların zihinlerinde bir şüphe meydana gelmesi gerekiyor. Bunda bir sorun var kardeşim. Bunda bir sorun var. Dolayısıyla "siyam" dediğimiz zaman, hocam, "saum" dediğimiz zaman tamamen Allah tarafından indirilen Kur'an'la ilgili bir şeydir. "Şehr-i [Müzik] Ramadan" ve mesele bu kardeşim. "Şehr-i Ramadan" insanlar için bir hidayet olan, onları hidayet yoluna götüren, yani hakkı batıldan ayıran apaçık delilleri ihtiva eden Kur'an'ın indirildiği aydı esasında. Hocam, bir şey söyleyeceğim burada. Bu Bakara 185. ayet esasında. Bunlar Ramazan'da mukabele adında bir şey yapıyorlar. Mukabele. Oturup birisi Kur'an okuyor, ekler dinliyorlar ama yanlış kardeşim, yanlış. Onun Arapçasını okuyup geçemezsiniz. Ha Çince okumuşsun. Allah'a yemin olsun ki, Allah'a yemin olsun ki, burada nasıl isterse hakaret telakki etsinler, ne telakki ederlerse etsinler, sizin Ramazan'a, sizin Ramazan'da manasını düşünmeden, manasını merak etmeden, hangi anlama geldiğini bilmeden Arapça olarak okuduğunuz Kur'an'ın, Çince okumuşsunuz, Japonca okumuşsunuz, hangi dilden, hiç değişen bir şey yoktur kardeş. Onun bir anlamı yok. Yok ya. Allah böyle şeylere değer vermez. Bunda sevap yok. Arapça okunan Kur'an'da sevap yok. Ama hocam, onların dinleri batıl, hurafe, şirk dinleri demiş ki, okunan Arapça okunan her harfe Allah 10 sevap verir. Allah güya Nebi Aleyhisselam demiş, iftira ediyorlar. Ben Elif Lam Mim bir harf demiyorum. Elif bir harftir, Lam bir harftir. Yani bir insan hocam, inanca bak. Onu Arapça seslendirmeye. İnsanlar bu yüzden nereye otobüse biniyoruz, dolmuşa biniyoruz, nerede gitsek kadınlar almışlar. Hocam, özellikle bu batıl, şirk, bu batıl, şirk, şeytanların dini en çok kadınların üzerinde sirayet ediyor. En çok buna müptela olan, en çok kandırdıkları, aldattıkları duygusal bakımından yoğun, duygusallığa sahip olan kadınların üzerine bu tuzak kurulmuş. Her tarafta hocam, bu Yasin kitapları var ya hocam, bu Yasin dua kitapları, peynir ekmek gibi satıyor ya. Allah'tan korkun, Allah'tan korkun. Diyanet nasıl hesap vereceksin? Diyanet, prof'lar, ilahiyatçılar, Allah'a nasıl hesap vereceksiniz? İnsanlar Kur'an'ı bilmeden, Kur'an'da tek bir kelimenin manasını bilmeden, öyle imamlar, öyle din adamları var ki, Kur'an'ın tek Arapça bir metninin bir kelimesinin manasını bilmiyor. Siz Allah'a nasıl hesap vereceksiniz? Bir ayeti okuyup da manasını veremeyecek binlerce din adamı vardır. Allah'tan korkun ya. Böyle bir yol olur mu? Böyle bir inanç olur mu? Böyle bir sizin ne ibadetlerinize, ne imanınıza, hiçbir şeyinize hayır yok. Allah'tan korkun. Kur'an'dan tek kelime bilmeyen bu, ümmi halk, Kur'an'dan tek bir kelimenin manasını bilmiyor ya. Sürekli Arapça, sürekli Arapça, sürekli metin, sürekli metin, sevap kazandığını sanıyor ve bununla cennete gireceğini zannediyor. Yazıklar olsun size, yazıklar olsun sizin dininize, imanınıza, irfanınıza, vicdanınıza. Yazık. Böyle bir din, böyle bir anlayış olabilir mi ya? Evet hocam, heyecanlandın, dönelim genine ayetlere dönelim. Çok konuşacak, çok şey var. Milyonlarca, 1400 seneden beri ümmi insan Allah'ın bu muhteşem kitabını bilmeden Allah'ın huzuruna çıkıyor. Hocam, şimdi gerçekten hani Nebi'ye diyor ya Allah, "Sen kendini helak edeceksin, onlar iman etmediler diye." Evet, aynen aynen aynen. Gerçekten biz de sıkılıyoruz. Yani ben, yani bu ümmi halka değil, yani böyle kitaplarla yoğrulmuş, hani Kur'an'ın hafızları, tefsir yapanlarla muhatap olduğumuz zaman üzülüyorum. Gerçekten o zaman sistem demek ki otomatik işliyor. Yani bu işten geçinme oldukları için, Allah adına yalan söyledikleri için, bundan sonra kalpleri mühürlenmiş, hakikati göremezler. İşte onların gözleri var, görmezler. Kulakları vardır, sağırdır, ağırlık vardır. Onlara duymazlar. Aslında duyuyorlar ama anlamıyorlar. Yani o kadar uyarılarım var, mesela şeylerimiz var. Yazık oluyor bu topluma ve hala böyle gidiyoruz. Böyle gelmiş, böyle gidiyor. Düzelecek mi gibi de gözükmüyor. Ve böyle hak ettiğimiz rezil rüsva, toplumsal genel üzerinden konuşuyorum, hal üzerine yaşayacağız zaten. Yani hocam, belki, belki Mekke müşriklerinin mazeretleri, belki Mekke müşriklerinin mazeretleri bu Şii ve Sünni din adamlarının mazeretlerinden daha kuvvetli. Yani olduğu halde, çünkü Kur'an mesela bir anda Kur'an gibi bir kitap geldi. Mekke müşriklerine atalarına, yani son derece dinlerine bağlılar. Buna rağmen hocam, biz nasıl kendimizi parçalamayalım? Buna rağmen Enbiya Suresi'nin sondan ikinci sayfasında, yani 80'lerdeki, bunu Mekke müşrikleri, 10.000 nüfusluk, 15.000 nüfusluk Mekke'ye Allah söylüyor, "Sizin, size ve Allah'ın yanında yanı sıra peşi sıra kulluk ettiklerinize, siz ve kulluk ettikleriniz hepiniz cehennem odunusunuz" ayetini indiriyor. Mekke müşrikleri, İbrahim Aleyhisselam, İbrahim Aleyhisselam buyuruyor, "Size ve kulluk ettiklerinize yuh olsun! Akıl kullanmaz mısınız?" Yine hocam, siz hatırlattınız, Allah razı olsun. Yüce Allah buyurur ki, Nebi Aleyhisselam, "Onlar bu kitaba iman etmeyecekler diye sen kendini helak mı edeceksin?" Acı bir durum, manzara acı durum. Yüce Allah için ne kadar önemli olduğunu ve hayati bir değere sahip bulunduğunu anlattıktan sonra ümmetin akıl ve zihnini ondan uzaklaştıracak bir şeyi emretmiş olabilir mi? Dolayısıyla Yüce Allah insanlar için Kur'an'ın önemini ortaya koyduktan sonra onlara, "Haydi, bu önemi iyice anlamanız ve takvaya ulaşmanız için 10 kilometre maraton koşun" buyurmaz. Aynen buna benzer. Allah Kur'an'ın önemini anlatacak, Kur'an'ın müzakeresini anlatacak, yani batıl ile şirkin arasını nasıl ayırdığını anlatacak, ondan sonra diyecek ki, "Haydi 10 kilometre koşun ki bunu anlayasınız." Ya kardeşim, olur mu böyle bir şey yani? Allah bunu attıktan sonra oruç tutun der mi yani? Ya hocam, oruç da gene namaz gibi, farz tarafından gelen bir kelimedir zaten. Tamam mı? O zaman oruçla şmak olması lazım. "Siyam" çünkü karşılıklı yapılan bir şeydir. "Oruçla şmak" kelimesi girmesi lazım. Aynen, aynen. Bravo. Şimdi bu eskiler, hani "benim babam senin babanı döver" şeyi var ya algısı var ya? Ben, benim peygamberim seninkinden güçsüz. Yani biz güya peygamber arasında ayrım yapmayız. Olur ya mesela zaten Mısır fethedildiğinde, orada tabii medeniyet var. Gene ben, gene hocam, kusura bakma, ben gene bu peygamber kelimesine bir şerh koyuyorum. Evet, buyur. Tamam, peygamber, şey, Nebi yarıştırması diyelim. Mesela Mısır fethediliyor, medeniyet orada. Tabii Yahudiler var. Diyorlar ki, "İşte Muhammed Aleyhisselam işte Allah'ın elçisidir falan, şudur budur, mucizesi var mı?" diyorlar. Onlar tabii soruyorlar, bakıyorlar, yok. Tamam mı? Yoksa olur mu ya? Bütün eski, eski nebilerde mucize var, Allah'ın ellerinde. Sizinki nasıl yok diyorlar? Mesela bizinkiler geliyorlar, işte Miraç'ı uyduruyorlar, Miraç mucizesini uyduruyorlar ve uydur babam uydur. İşte Yahudilerden de Musa Aleyhisselam, onlar inandığı de katıyorlar işin içerisine. Neyse, o hikayeleri özetle geçiyorum. Yani Nebi yarıştırması da yapılmış burada. Şimdi Yahudilik ve Hristiyanlıkta da "siyam", yani bu oruç tutmak var ama onlar balık yiyorlar, hayvan eti ve sütlerini, peynirlerini falan yemiyorlar. O dönemlerde çorba içiyorlar, balık da yiyebiliyor. Ona "oruç" diyorlar. Oruç tuttuğunu söylüyorlar. 45 gün yani böyle bir perhiz durumları var. Hristiyanlarda var bu. Bu yakın tarihte zaten bu Avrupa tarafında bir kiliseye gittiğimde, bir Türkçe bilen bir din adamıyla sohbet etmiştik, yani tevafuk oldu. Neyse, uzun iken yine ayetlerin üzerinden biz açıklamamız bitirelim. "Siyam" ancak bitiririz gibime geliyor. Sen neresinde geldin konunun hocam? Yani Kur'an, Kur'an'a yönlendiriyor bizi dedin orada. Evet. Yani, yani Kur'an'ın anlaşılmasıyla oruç tutmak birbiriyle uyumlu görünmüyor. Bir daha tekrar ediyorum. Kur'an'ın anlaşılması ile anlaşılması gerektiği ile oruç tutmak birbiriyle uyumlu görülmüyor. Ya oruç takvaya ulaştırıyor mu seni? Oruç bilince ulaştırıyor mu? Oruç tutan adam, ulaşmadığı belli. Hocam zaten ulaştırmadan koyuyor onu zaten. Oraya başka ayetlere bakalım. Bu sıralamanın dışındaki ayetlere. "Siyam", "hac" ayet ayetlere geleceğiz. O ayette hangi anlama geldiğini zaten göreceğiz. O zaman hızlı gidelim o zaman. Çünkü s, bilmiyorum 187'yi de açıklamamız lazım. 188 de ayetin devamıdır. Bakın, "yemeyin, içmeyin." 188. ayette geliyor. "Yiyin." Hepsinde "yiyin, için" geliyor. Yemeğin yoktur orada. Bakın, niye yemeğimiz? 188'de izah ediyor. Evet. Zaten Kur'an'ın anlaşılmasında ve yaşanmasında orucun hiçbir faydası olmamıştır. Geleneksel dinde var olan bütün ibadet ve uygulamaları sorgulamak gerekir. Kur'an'a dikkatli bir şekilde baktığımızda başta ibadet olmak üzere, "salat", "takva", "ihlas", "ihsan", "saum", "hac", "hidayet", "sırat-ı müstakim" gibi birçok kavramın Kur'an'ın anlaşılması ile ilgili olduğunu görüyoruz. Her şey Kur'an'la değer kazanır. Kur'an'ın ilmi ve ahlakı, yani hikmeti olmadan Yüce Allah gerektiği gibi takdir edilemez. Evet, Kur'an bilinmeden din, iman ve İslam bilinemez. Kur'an'ın bağlam ve bütünlüğü olmadan İbrahim, Musa, İsa ve Muhammed Aleyhisselam bilinemez. Kur'an'ın ilmi olmadan Allah resullerin iman ve mücadeleleri idrak edilemez. Sözün özü, Kur'an olmadan Yüce Allah'tan din ve imandan söz edilemez. Dolayısıyla Kur'an'da var olan bir kavram insanları Kur'an'a götürmüyorsa, ortada büyük bir sorun var demektir. Yani namaz, oruç, hac ve ömre gibi uygulama insanları bilince ve şuura değil de taklit ve cehalete sevk ediyorsa, çok düşünmek gerekiyor. Yani bunları Kur'an'ın bağlam ve bütünlüğü içinde yeniden yorumlamak gerekir. Bir düşünmek gerekiyor. Ümmet olarak neden Kur'an cahiliye, ibadet olarak bildiğimiz şeyler neden bize huzur ve mutluluk, güven ve istikrar vermiyor? İbadet olarak bildiğimiz bütün uygulamalar neden bizi Kur'an'dan uzaklaştırıyor? Şu dünya hayatında Kur'an'ın ilim ve ahlakından daha değerli bir şey var mıdır? Bakara 183. ayette "sıyam" takvaya ulaştırdığı haber veriliyor. Evet, "ey 'amendudat'". Demek ki "siyam", "siyam" getirisi, "siyam" insanlığa kazandırdığı bilinç takvadır. Ey bilinçli olacaksınız. Yani "siyam" yaptığınız zaman bilinçli hale geleceksiniz. Peki bir olayda eğer müzakere olmadan, diyalog olmadan, tebliğ olmadan, bir araya gelmeden, hüccetleşme olmadan, tartışmadan, konuşmadan nasıl bilinç gerçekleşecek? Nasıl olacak bu iş? "Siyam" oruç tutmak insanı bilinçli yapar mı kardeşim? Bir düşünün. Bir düşünün. Oruç tutmanın insanlara vermiş olduğu herhangi bir bilinç var mı? Zerre kadar. Zerre kadar. Halbuki Kur'an'dan başka hiçbir şey insanları takvaya ulaştıramaz, bilince ulaştıramaz. İnsana güzel ahlak ve ihlası, hak ve hidayete ulaşmanın ulaşmanın da tek yolu Kur'an'dır.

O halde saum, saum tek başına Kur'an'a yoğunlaşma anlamına gelirken, sıyam toplu şekilde yoğunlaşma anlamına gelmektedir. Hocam, burada bir şey söyleyeceğim. Burada siyam hangi anlama geldiğini en güzel ortaya koyan ayetlerden bir tanesi Nisa 92 ayet. Nisa 92 ayet. Bu ayette Yüce Allah, hata olarak, kaza olarak bir müminin bir mümini öldürmesinin mümkün olmadığını anlatır. Yüce Allah der ki, Nisa Suresi 92 ayette, "Şim cümlemize geleceğiz. Şim yukarıdaki maddeleri bulamayan Türkçesini okuyabilirim ama Es konumuz geldi. Aki şeyleri bulamayan yani fidye, hata olarak adam öldüren fidye olarak, diyet olarak imkanı yoksa veyahut da bir köle azat edemeyecek diyor ki, femen lem yecid kim yukarıdaki maddeleri bulamıyorsa ne yapacak? Ekonomisi yok, ekonomisi yok. Yani ekonomisi yok. Cezayı vermeye parasal ceza verecek gücü yok."

Buyur. Aynen, aynen hocam. Şer iki şer siyam yapacak. M m arka arkaya. Tövbet minallah. Allah'tan yani tövbesinin kabul edilmesi için. Hocam, şimdi kaza olarak adam öldüren birisi iki ay oruç tutacak diye koymuşlar. Mem, kardeşim, Allah'tan korkun. Bir hata olarak adam öldüren iki ay oruç tuttuğu zaman ne kazanacak, ne elde edecek? Şöyle bir şey geldi aklıma hocam. Evet hocam. Bizi yaratan Allah değil mi? Evet. Kazalığımızı da gönderen odur. O zaman şu anda hatalı adam öldürene iki ay oruç tutsanız bunu insanoğlunu bzd kabul ediyor mu, etmiyor mu demek? Yaratanın vicdanı kabul etmiyor bunu. Öyle ya. Evet, kabul eder mi bunu? Tabii. Ama bu kişi ıslah olsa, ıslah eğitimi alsa, hatasını gerçekten benimsediğini anlasa, Allah'tan özür dilese, yani ıslah terbiye, Allah'ı tanıma faaliyeti diyoruz biz bu sama. Tabii. Yani tamam mı? Takvaya, bilince ulaşmak eğitimle olacak. Yine bu, bunun ıslah evleri var. Mesela bu siyam, Bakara 196 versiyonları da var hadisinde. Onu işleriz. Zında, bak burada hasta olanlara siyam yaptırmıyorlar. Orada hasta olanlara siyam yaptırıyorlar. Yani oruç tutuyor. Bu Nisa 92 ayette ne yapılacak siyam? Hocam, kasasında, geçenlerde gene söyledik. Kur'an'da var olan konuların, kavramların pratik hayatta karşılığı var. Hepsinin hayatta karşılığı var. Sosyal, içtimai hayatta. Bunun da rehabilitasyon merkezleri var hocam. Siyam merkezleri kurulacak. Siyam merkezleri. Adam herhangi bir suç, hangi suçu işlemişse işlesin. Yani insanlara karşı ufak hatalar diyelim veya bu bir hata olarak adam öldürme. Bu hesaba çekilecek bir kurul olacak. Yani uzmanlardan, uzmanlardan, yetkililerden, psikologlardan bir kurul olacak. Bu adam hesaba çekilecek. Bu adam, bu adama siyam yaptırılacak. Bu adamın yetişmiş olduğu aile, yetişmiş olduğu çevrenin nasıl bir, nasıl bir çevrede, nasıl bir ailede, nasıl bir akıl ve fikirle, nasıl bir inançla, nasıl bir eğitimle bu adam siyam yaptıracak? İki şer, iki dolunay peş peşe. Bu adam hesaba çekilecek. Bu adam rehabilite edilecek. Bu adam tedavi edilecek. Bu adam oruç tutmayacak kardeşim. Tabii bu şeyi de izah et o zaman. Eşini boşayan kişi de iki şer siyam yapacak. Eşinle buluşmadan önce. Hocam, o da aynı. Bak bunu da yazmışım. Evet, evet.

O halde saum tek başına Kur'an'a yoğunlaşma anlamına gelirken, siyam toplu şekilde yoğunlaşma anlamına gelmektedir. Buna bağlı olarak Zihar kefaretinin, hocam, buna bağlı olarak Zihar kefaretinin mücadele 4 ve hatalı bir şekilde ölüme sebep olan kefaret de iki ay oruç değil, iki dolunay, yani altı gün rehabilitasyon merkezinden geçecektir. Bunlar hocam, siyam geçen yerlerde Ramazan, Ramazan şehri hariç. Ramazan şehri neden önemli? Çünkü o genel bir siyamdır, genel bir saklar. Sıcakların olduğu zaman senin vakitlerde yapılacak bir şeyden bahsediyor Allah. Genel olarak işi gücü olmayanlar, işi gücü olanlar diğer günlere yapacak o çalışmayı. Ama diğer suç işleyen herkese var siyam veya tabii. Tabii bu siyam, bu Ramazan şehrinde geçen siyam hariç, öteki siyam geçen yerlerde hep dikkat et. Hocam, bir hata oluşmuş. Bir hatanın arkasından siyam geliyor. Burada bir kaza olmuş. Bu rehabilite edilecek, tedavi edilecek. Bu adamın sorunu çözecek. Bugün Avrupa ve Amerika, hocam, rehabilitasyon merkezleri var. İnsanlar toplanıyorlar, çeşitli psikolojik, ruhi bunalımda olanları ne yapıyorlar? Konuşuyorlar, konuşuyorlar, konuşarak, anlatarak, ikna ederek fıtratları, fıtratları doğru işleten ülkeler gelişmiş ülkeler. Aslında vahyin demek istediğini anlamışlar. Yani vahiyi okumadan, çünkü fıtratımızda yüklüdür bu vahiy. Evet. Hatta hocam, bir şey söyleyeyim. Neden Meryem? Neden Meryem? Allah'ın selamı üzerinde olsun. Neden Meryem ki? Neden saum yaptı? En doğrusunu Allah bilir. Belki de "keşke bundan önce ölseydim ve unutulup gitseydim" dediğinden dolayı da saum yapmış olabilir. Burada da bir hata var gibi. Dolayısıyla Kur'an'a baktığımız zaman, hata, hata, iman edenlerin hata yaptıkları yerde siyam ortaya çıkıyor. Burada o zaman bir tedavi yöntemidir bu. Çok mükemmel bir. Keşke bugün bütün şehirlerde, İstanbul'da, Ankara'da, Elazığ'da, bütün şehirlerde rehabilitasyon merkezleri olsaydı. Yani bunalımda olanlar, bir çıkmazın içinde olanlar, maddi manevi sorunlar, onlar bunlara gelseydi, müracaat etseydi, parasız bir şekilde oturacaklar, onlarla konuşacaklar. Hem dini sorunları, aile, ailevi sorunları kim yapsak onları rehabilite. Adam onları rehabilite yapacak adam yok işte. Siyam budur hocam ya. Siyam budur ya. Evet, devam et hocam. Buyur. Yani onların ahlaki ve psikolojik durumları incelenecek, incelenecek ve rehabilite edilecekler. Yoksa oruç tutmalarının hiçbir faydası olmayacaktır. Siyam, Ramazan dolunayında, yani Temmuz veya Ağustos ayının dol dolunayında, diğer zamanlarda ayrı olarak, hem bireysel hem de toplu olarak mescitlerde itikaf, Kur'an ile yoğunlaşma anlamına gelmiş olamaz mı diye arkadaşlara şey yapıyoruz. Arkadaşlar, üzer düşünsün. Hocam, ben bu kadar notlar almışım. Hocam, sizin eklemek istediğiniz bir şey varsa şimdi mescitlerde siyam, sa mescitlerin iki anlamlı geldiğini görüyoruz arkadaşlar. Mescitler, arı duru Allah'ın emirlerinin kabul edildiği yerlerdir. Bu ev de olabiliyor, bir bahçe de olabiliyor, yani tarlada da olabiliyor. Bir mekansal bir yer de olabiliyor. Mescit kelimesinin anlamı buraya geliyor. E Akif demek, Akif olmak, Vakıf olmaktan geliyor zaten. Yani bir şeye eğilmek, önemsemek, önem vermek, üzerine durmak, örnek bilgi sahibi olmak olarak geliyor. 187 çok fazla değin demedik. Orada da yeğin içtim var zaten. Bu sıyam nereye kadar tamamlayacağım? Sa, saum da sıyam da ayetin içerisinde geçiyor. 188'de "ve" ile başlar ayet. "Ve" ile başlayan ayet konusu öncesi devam ediyor demektir. Yemeyin, içmeyin, insanların mallarını haksız yere yemeyin. Yani yememek, içmemek orada geliyor zaten. Ben daha önce de alan konuştuğumuzda bu oruç tutmayı, yani hangi kelimeden çıkardılar ki ben anlamıyorum onu dediğimde, burada sihamı, siyama oruç verilince fez kadar tamamlayın. Hatta orada akşama değil ki geceye tamamlayın diye de var zaten. İler, yani ley gecedir. Niye Allah gece dedi de akşam demedi? Akşam kelimesi var, gece kelimesi var. Allah bunları bilin kullan. İşa kelimesi, işa kelimesi akşamdır. Ley kelimesi gecedir. Evet, aynen, evet. Bu kullanılıyor Kur'an-ı Kerim'de. Çünkü ne dedim ya, daha önce de bir sohbetimiz var. Benim bir tek başına yaptığım sohbet var siyam ile ilgili. Buam burada bitiriyoruz. Hocamın ilave edecekleri var mı bilmiyorum. Buyur hocam. Yok hocam, teşekkür ederim. Benden bu kadar. Allah razı olsun. Pek hayırlı günler diliyoruz.