Transcription
Hoş geldin Beyza, nasılsın?
İyiyim, teşekkür ederim. Siz nasılsınız?
Ben de iyiyim, teşekkür ederim. Haftan nasıldı?
Güzel, yanımda bir hafta geçirdim. Sakindi, okula gittim geldim, öyle ödevlerle falan uğraştım. Çok dışarı çıkmadım, bu şekildeydi.
Ha, iyi yapmışsın. Yatağında kalmak. Havalar da soğudu zaten, dengesiz bir hava durumu var.
Evet, kesinlikle. Hava çok kapalı oluyor, insanın dışarı çıkası gelmiyor. Olmadan uyanmak çok zor oluyor.
Aynen öyle, ben de çok zorlanıyorum. Onda çok kötü, o sıcacık yatağından çıkmak.
Evet, kesinlikle. Yani çok az bir güneş olsa severim. Normalde kapalı havayı da erken uyanmayı sevmiyorum. Kapalı hava geç, sonra çıkayım dışarı falan.
Aynen öyle, onu severim de kapalı havada erken kalkmak zor. Gece insan.
Aynen öyle, çok. Bir de havalar da soğuyunca daha da zor oluyor.
Sen yani?
Evet, kesinlikle. Şimdi en son geçen hafta ben sana bir ev ödevi vermiştim, hatırlıyor musun?
Eee, böyle yalnız hissettiren ve yalnız hissettirmeyen insanları yazacak. Yaptık mı onu?
Yaptım. Peki, mesela nasıl yorumlarsınız?
Eee, aslında o kadar da yalnız olmadığımı fark ettim. Sağ olsun, etrafımdaki insanlar, ailem hiç yalnız hissettirmiyorlar.
Eee, şükür ettim aslında. Bir yandan eee, bazı insanların nasıl davrandığını vesaire daha çok incelemiş oldum.
Evet, bu şekilde ama bana farkındalık kazandırdığını düşünüyorum.
Evet, çünkü şey oluyor zaten, somutlaştırma çok önemli oluyor hayatımda. Mesela diyoruz ki, hani yalnız hissediyorum, mutsuz hissediyorum diyoruz ama hani onu görmüyoruz. O duygusal içimizde var.
Onu görmemizi sağlayan şeyler olduğunda aslında daha net fark ediyoruz bazı şeyleri. Yalnızlık aslında sadece fiziksel değil, çok.
Bunu fark ettim. Öyle ki yalnızlıkla yalnız hissetmek aynı şey değilmiş.
Aynen öyle, aynen öyle. Bunu anlamış oldum.
Eee, geçen hafta kuzeninden bahsetmiştik. Bana kuzenini anlatmıştın, onunla ilgili sorunlarından vesaire hissettiklerinden.
Eee, şimdi bu hafta da şöyle bir giriş yapmak istiyorum. Eee, aile ilişkilerinden biraz daha devam etmek istiyorum. Şimdi aile apartmanında kalıyorsunuz.
Evet. Hani aile apartmanının zorlukları zaten dizilere bile konu olmuş bir şey.
Yani daha böyle başka sorunlar oluyor mu? Mesela daha kötü veya iyi?
Yani kötü olmak zorunda değil, iyi ol. Genel olarak bizim apartmandan bahsedebilir misin?
En üst kattan başla. Bizim apartman aslında bayağı bir daire var, 15-20'ye yakın bir daire var.
Evet, bizim apartmanda sadece 5 be kız kardeş var. 4'e düştü, 15 tarih.
Yani sizin hal mi kalıyor?
Yok, hayır işte sadece beş. Bizim akrabamız. Yani aslında tamamen akrabalara aitmiş, satıp gitmişler.
Yani annemin ailesi, bir dayım var. Eşini çok severim, çok iyi anlaşırız. O da yanımızda kalıyor.
Teyzelerim genel olarak en küçüğü en üst katımızda kalır mesela. O çok aşırı heyecanlıdır, çok patavatsız.
Aklına gelen her şeyi söyler ve bir yüksek uçlarda yaşar duygularını. Bazen beni çok yorar onun o heyecanı, o hayatı hızlı yaşama isteği.
Beni bazen çok yoruyor, ben çünkü biraz hayatı yavaş yaşayanım.
Onun dışında bir alt katta oturan teyzem zaten şu an ailesi. Geçen hafta yeterince bahsettiğimiz düşünüyorum.
Evet, çok hoşlanmıyorum onların ailesinden. Sonra biz oturuyoruz. En küçük teyzem var, dünya tatlısı. Çok iyi anlaşırız, çok arkadaş canlısı.
Çok iyi anlaşıyorum, gerçekten çok seviyorum onu. Umarım böyle devam eder, inşallah.
Çocukları küçük zaten, ben yani 38 yaşında falan. Çok küçük, genç.
Evet, teyzen yaşlı değil, teyzem genç. Çok iyi anlaşıyoruz onunla.
Sonra çok büyük bir teyzem var. O da biraz böyle tam hanım gibi falan.
Evet, tam olarak öyle. Aşırı titiz, bence hastalık derecesinde.
İnanılmaz. Siz böyle tam hanım ağ modunda tatlı insanlar ama hani kötülük yok. Biraz bencillik varsa vardır, o kadar.
Eee, dayımın eşi, onu da çok severim. Dayımlar oturuyor. Dayım eee, iş gereği ara sıra gidip geliyor.
Bir hafta Elazığ'da oluyor, bir hafta Bingöl'de. İşte Elazığ'ın ilçelerinde vesaire oluyor. Yengemle daha çok takılıyoruz o yüzden.
Bir de hani ikimiz de cinsiyet olarak aynı cins olduğumuz için çok daha iyi anlaşıyoruz. Dayımla da iyi anlaşırız ama yengen böyle biraz daha arkadaş canlısı.
Bu en küçük teyzem, o da küçüktür. O da 40 yaşında falan, çok iyi anlaşıyoruz onlarla. Maşallah.
Başka teyzelerim de var, aylar var. Maşallah.
Sen teyze çok.
Evet, yedi kız kardeş, tane de erkek var. Maşallah, bayağı büyük.
Var mı dede, babaanne, anneanne?
Ama annem e ben 8. sınıftayken vefat ettim. İnşallah e annemin babasını hiç görmedim. Annem bana arken vefat etmiş.
Gözlerim ona benziyor.
Evet, hiç görmedim ben onu. Kalp krizinden ölmüş. Ondan sonra babaannem de ben 10. sınıftayken falan vefat etti. O da kalp krizi geçirmişti.
3 ay falan yoğun bakımda kalmıştı. Bir dedem daha var, onunla görüşmüyoruz.
Yani görüşme sebebiniz ne?
Eee, hoşlanmıyorum ondan. Aslında görüşüyorduk bu zaman. Babanın babası oluyor, değil mi?
Evet, babanın babası oluyor. Biraz bu üstüne konuşabiliriz bu hafta.
Olur, tabii ki. Travmam benim ya.
Evet, eee, babamın babasına yani babaanneme ölene kadar.
Ya aslında biz çocukken eee, onların bizim yazlığımız var ama yazlık o tarafta kalorifer vesaire olmadığı için yaz aylarında orada kalıyorlar.
Biz de oraya gidiyormuşuz. Bahçemiz çok büyük, kayısı bahçesi. İşte kayısı işleriyle falan uğraşıyordu.
Çocukken ben çok hayal meyal hatırlıyorum, oraya gidip kalıyorduk. Sonra bir süre sonra onlara merkezde bir ev açıldı.
Onlar kışın bizlerde kalıyorlardı orada. Bir amcam var, bir de burada bir amcam var.
Yani bu kadar kardeşler işte bir ay bizde kalıyormuş, bir ay o amcamda. Ben hani bizde kaldıkları dönemi çok net hatırlamıyorum ama bahçeye gidip kaldığımızı, yazlığa gidip kaldığımızı net hatırlıyorum.
Yani eee, sonra merkezde bir ev açıldı, onlar kışın kalsın diye. Yazın yine bahçede, kışın merkezdeki evde kalıyorlardı.
Biz her hafta sonu böyle döngü şeklinde bazen birlikte giderdik oraya. Gidip işte onların yemeği, işte ihtiyaçları falan karşılanmıştı.
Babaannem çok yaşlıydı. Yani dedem de çok yaşlıydı, 31 yaşında var sanırım. Son 90 küsürdü, bayağı fazla.
Aynen, 98 yaşında. Çünkü eee, babaannem yaşlıydı, dizleri falan ağrıyordu. Böyle çok bir şey yapamıyordu.
Biz gidip onların ihtiyaçlarını karşılıyorduk. Haklı bir insan, babaannemi çok severdin.
Ya çok saftı gerçekten. Sonra babaannem vefat etti. Dedem eee, artık o ev kapandı.
Bahçeye de gidip kalmıyor, yalnız başına korktuğunu söyledi oradaki amcamla.
Biz de böyle 15 gün bize, 15 gün orada kalmaya başladı. 2 yıl falan bu böyle sürdü.
Dedem biraz zor bir insan, gerçekten çok zor bir insan. Ben mesela biz bayramları orada bahçede geçirirdik.
Buradaki amcam İstanbul'da, bir amcam var. O da oraya gelirdi. Hani asla huzurlu bir ortam yaratmaz ve huzursuzluk çıkarmak için ekstra çalıyormuş gibi.
Ü kardeşin y anlaşmasını istemiyorum, idareden bekleniyor bilmiyorum. Sürekli mesela bütün bayramlarımız bizim böyle bir huzursuzluk kavgayla geçer, dedem yüzünden.
Babamlar çok üzülür tabii. Zaten şey, hani çocukken de babamlar çok ilgilenmiş.
Babamlar 8 yaşından sonra köyde yaşıyorlarmış. O zaman 8 yaşından sonra ü kardeş ayrılmışlar köyden merkeze yerleşmişler.
Kendi çabalarıyla okumuşlar, işlere kurmuşlar. Yani kendi çabalarıyla a kurmuşlar. Çok böyle baba-oğul ilişkileri yoktur bu süreçte.
Böyle dedem bir süre sonra artık kötüleşmeye başladı, hastalandı vesaire. E Alzheimer hastası, yani Alzheimer başlangıcı aslında.
Ya ben çok Alzheimer düşünmüyorum, her tanı koydum. Bana düştü, hastanede tanık olundu mu?
Alzheimer başlangıcı tanısı konuldu. Sonra kalımı şey oldu, konuyu olduğu düzey tısı konuldu.
İşte bizde Covid geçirdi, çıktı. Maşallah e hastanede kaldı böyle 3 hafta kadar yoğun bakımda kaldı, Covid atlattı.
Ondan sonra böyle iyice kültürleşmeye başladı. Yani anlam veremediğimiz gerçekten davranışlar sergilemeye başladı.
Kışın ortasında mesela biz, bizim misafir odamızda o kalırdı. Bize geldiği zaman camı açar, dua okurdu falan.
Böyle gecenin ortasında perdeyi açardı. İşte annemin su verdiği bardağı götürüp tuvalette yıkamaya çalışırdı.
Tuvalet fırçalarıyla falan, saçma sapan hareketleri vardı. Ama biz şey, hani Alzheimer başlangığı olduğu için biz bundan dolayı olduğunu düşünüyoruz.
Daha sonra böyle artık camı açıp dua etmeleri Kuran başladı. Biz anlam veremiyoruz, ne yaptığını.
Bir gün amcamlar işte, çok kötü olduğu bir zamanda amcamlar bize gelecekler.
Evet, amcamlar bize gelecekler. Dönemde dersaneye gidi, Senem, Ersite, annem, T ablan.
Yok, kız kardeş, ok yardım gim sanaç.
İyi düşün, deden hiç iyi değil dedi. Sakın eve gelme.
Anne ne oldu falan diyorum. Dedi ki kapat, baban gelecek, bir şey yok.
Ben duramadım, tabii ki kalktım, eve gittim. Dedem işte böyle camı açmış falan, soyunmuş yarı çıplak bir şekilde.
Saçma sapan hareketler sayıyor. Allah'tan, yani gerçekten aile apartmanında oturmamı şükrettiğim tek konulardan biridir.
Belki de teyzemi çağırmış, elişleri çağırmış. Annem sonra babam gelmiş falan.
Onlar ağlamışlar. Yani tuvalete gidiyor, camın önüne geliyor, annemi çağırıyor. Böyle şeyler yine bu hastalığına vuruluyor.
Yani hasta diye yapıyor, diyorlar. Akşam yengen geldi, annemin o sözü asla aklından çıkmıyor.
Mutfaktayız, meyve falan hazırlıyordu sanırım annem. Ben yengen, ben masanın başındayım, onlar tezgahın başındalar.
Annem şey dedi, yenge dedi, bu adamın hareketleri normal değil.
Anneme seslenir, bu adamın hareketleri normal değil. Bugün bunu yapan yarın gerçekten farklı bir şey gibi bir şey.
Hissetmiş aslında ya da yani o halde annemi yanına çağırıp şey diyor, hani annem, bu hiç söylemedi bize.
Yengeme söylerken duydum, Fatma gel, seninle işimiz var diyor.
Ann, ya aslında amacın ne olduğu bariz. E daha sonra yengen gittiler.
Akşam annem zaten yanına yaklaşmaya korkuyor. Akşam babam dedemin yanında oturuyor.
Oturma odasında dedemin odası böyle, şurada bizim odamızın kapısı, koridorun sonunda sağda da annemin odası.
Annemlerin odası yan yana ama bir koridor var arada. Bir dönemeç var, böyle yan yana.
Bizim odamızın karşısında annem çağırıyor, şey diyor, Fatma, sen de bahçeye gideceğiz, bahçede işimiz var.
Bir şey söylüyor, annem de diyor ki, ben gelmek istemiyorum, babanın yanına.
Gerçekten babam da bir şey diyemiyor. Hani adam da şok geçiriyor.
Ben ona da hak veriyorum. Yani daha sonra annemden telefonu istiyor.
Telefonunu getir diyor, şarja tak diyor. Annem telefonunu şarja takarken işte bahçeye giderim falan diyor.
Böyle saçma sapan şeyler söylüyor. Sonra gece uyuyorlar.
Babam gece kalkıyor, yla gidiyor. Orada, yani koridorun sonundan dönüyorsun mutfağa.
Yani biraz daha uzak, yap adasından daha uzak.
Tetkik diyor, e oradan da dedeme ilaç götürecek. Dedeme ilaç götürmek için kalkıyor.
Dedem o arada kalkıp annemin yanına gidiyor, yatak odasına.
Eee, dedem Türkçe konuşuyor. Yani Türkçe de konuşuyor, Kürtçe de konuşuyor ama annem anlamıyor.
Annem yataktayken bir şey söylüyor, annem de kalkıp odadan kovuyor.
Sonra babam geliyor, babam ne söylediğini duyuyor. Babam Türkçe biliyor.
Babam ne söylediğini duyuyor, bağır çağır odadan dışarı çıkarıyor.
Kardeşim ben hiç duymadım seslerini, gerçekten hiç duymadım.
Bağır çağır odasından çıkarıp işte belalar okuyor. Ben ne yapacağım senin elinde falan deyip odasına yatırıyor.
Sonra annem sabah namaza kalkıyor, mutfağa gidip su içiyor.
Annemin yanına geliyor, işte yaklaşıp dokunmaya falan çalışıyor.
Eee, annem çılık atıyor. Hatta bu Büşra falan, annenin sesini duymuş, gece annem çığlık atıyor.
Ondan sonra babam geliyor, yine yine sıra babam amcamı arıyor.
Artık diyor ki buradaki amca, ben bu adamı görmek istemiyorum.
Gelin bu adamı alım, garip şekilde gülüyor. Yani komik değil, ya yürüşü benim ak çık.
Gerçekten buna gülmesi beni çok rahatsız etmişti. Amcamı çok severim ama hala böyle ona karşı şey midir?
Gerçekten B güldün mü? Hani o hep aklımın köşesinde kalacak.
Sonra sabah oldu, hiçbir şeyden haberimiz yok. Ben yani hiç duymadım gece ne olduğunu.
Sabah erken saat 8 falan, babam işe gideceğim dedi. Babam da yani ne işin var, iş evde kıyamet kopuyor.
Var işim var, işe gitmem gerekiyor diyor annem. Ben kalktım, onların sesini duyunca yanlarına gittim.
Annem dedi ki yanımdan ayrılma, yanımda durdum. Babam çıkacak, mutfağın önündeyiz.
Annem ve ben yan yanayız. Dedem odasından çıktı, ben annemin yanındayım.
Yanımızda da bir kapı var, başka bir odaya geçiş. Orada tesbihini unutmuş.
Dedem tesbih çek, Sürek dedi ki, tespihi verir misin?
Ben böyle eğildim, hani odanın içine girdim gibi oldu. Eğildim, o ara anneme kaş göz yapıyor.
Annem bağırmaya başladı. Ben arkamda döndüm, sap sar olmuş.
Zaten annem bağırmaya başladı. Ben istemiyorum, at ben gitme falan dedi babama.
Sonra babam gitti. Yani amcamı falan aradı, yengemle gelecek işte.
Gerçekten gitmem lazım dedim, hani yengem gelecek. Biz onları bekledik.
Sonra ben annemi aldım, yatak odasına geçtim. Kapıyı kilitledik.
Artık şeyiz, kendi evimizde kapıları kilitleyip otur. O raddeye geldik.
En son işte annem dedi ki, ben duşa gireceğim, benim yanımda dur.
Yatak odasında duşta, yatak odası. İki kere geldi, kapıyı tıklattı.
Ben ilkinde açmadım, kapıyı açmaya korktum. Kapıyı açmadım.
Ne oldu dedim, benim sesimi duyunca gitti. Bir daha geldi, bir daha ne var?
Ne istiyorsun dedim, annene bir şey söyleyecektim dedi, gitti.
Üçüncü Sena yanımdı, kız kardeş çıktı. Artık böyle bir itekledi, onu çit dedi.
Ne istiyorsun dedi, bu böyle bir kendine geldi. Sen niye bana öyle yapıyorsun falan yaptı böyle.
Sonra arkasını döktü, gitti. Sonra engel, abi falan işte.
Ne zaman olmuştu bu? İşte 3 sene oldu, 3 sene, 3 buçuk sene.
Bundan sonra mesela annem falan terapi aldı mı?
Ya da siz? Annem terapi aldı, ben hiç almadım. Bundan ötürü mü aldı?
Yok, annem terapi alıyordu zaten. Hı hı, annem terapi alıyordu.
Annem sinir hastası, panik hata var. Hı hı, terapi alıyordu, sinir krizleri geçiriyordu.
Eee, bayağı bir terapi aldı. Eee, sonra bu olaydan sonra da almaya başladı.
Biz ilk depremden dolayı zannediyorduk. Yani bu şeyi hani harat.
Evet, depremden dolayı pikata alay zannediyorduk. Sonra bu olay oldu.
Bunun üzerine biraz terapi almaya başladı. Bir yerden sonra artık terapiye bıraktı.
Gitmek istemediğini söyledi. Yani gitmek istemediğini söylemedi de ilaç kullanmak istemiyordu artık.
Yani doktoru tam azaltma aşamasına gelmişti, ilaçları artık bırakacaktı.
En son ilacı bittiğinde, yani tek bir ilacı kalmıştı. Onu da düşük dozda alıyordu ama bence bir iki seans daha gitmesi gerekiyordu.
Git diyorum, gitmek istemiyorum. Söyle şey diyorum, tekrar B ilaca başlayacak.
Ben ilaç kullanmak istemiyorum. Evet, ya ilaç kullanmak ya çok daha iyi. Rabbime şükürler olsun, çok şükür.
Ama ben bu konuşabileceğini düşünmüyorum. Ya psikolog tedavi sağlıyor, psikiyatri tedavi sağlıyor, sadece ilaç tedavisi.
Psikiyatri tedavi sağlıyor, evet. Bu durum çok zor. Bir de yani sizin için de çok zor, annenizin böyle bir şey yaşadığını görmek.
Yani mesela sen ne hissettin bundan sonra? O gördüklerin karşısında yaşadıkların, duydukların?
Ya, ya beni en çok yıkan şu an o adama bakıyorlar. Buradaki amcam da bakıyor, oradaki amcam da bakıyor.
Ve şu an annem suçlu. Yani iğrenç, iğrenç insan var ya, gerçekten.
Buradaki amcamla yen, gerçekten hiçbir şey demiyor. Allah razı olsun, yani bunun için Allah razı olsun denir mi bilmiyorum ama kadın haklı.
Zaten annemi hep haklı görüyorlar buradaki amcamlar ama bir yerden sonra artık o adamla biz 3 gün aynı evde kaldık.
Biz evimizde kalıyorduk ama annem evi bırakıp çıkmak istemiyordu. O adama ben teyzemde kalıyordum, kız kardeşlerimle.
Ya korkunç bir haftaydı, gerçekten korkunç bir haftaydı. Rabbim daha kötülerini yaşatmasın, hiç kimseye yaşatmasın böyle bir şeyi.
Sonra huzur evine yatırdılar bu adamı. Sonra yengem oradaki yengen, sözde Müslüman ya, hocasına soruyor, hocası olmaz diyor.
Sonra ya bu olaylar olduğu zaman anneme destek olan kadın, annemin yanında ya, ona da aynı şeyleri söyledim.
Annemin destek olan kadın huzur evine yatırıldıktan sonra bir süre sonra benim vicdanım rahat değil.
Vicdan işim artık, yani senin vicdan anneme. Tabii canım.
Sonra işte huzur evine yatırıldı, çıkarıldı. A boyunca [ __ ] kalı birer son geliyor.
Fatma, sen de bakmaz mısın? Fatma, bak eskisi gibi değil. Fatma, bak düzeldi.
Ben anneme hep diyordum ki, anne bak sakın kabul etme. Bir gün işte bu kayısı bahçesi, bahçeye gidiyorlar.
Annem babam bu olaydan sonra mı?
Evet, huzur evine yatırıldı, huzur evinden çıkarıldı. İki ay yemlerde kaldı.
Eee, yoldan geçerken annem diyor ki, babanı da al. Buradan geçerken bize götürelim.
Ya ben gerçekten annem çok yüce gönüllülük etmiş. Bilmiyorum, kıyamam kişiye yapamaz.
Babam alıyor, hiçbir şey yok, gidiyor. Sonra gidiyorlar, üçü tekler.
Zaten bu yüzden sırf hani ortada bir şey yokken bile annem bir şey yapmaya başladı.
Artık ben bu adamın ismini bile duymak istemiyorum. Sırf bu yüzden bile babanızdan boşanabilirim.
Getirdi ki, yani Allah'a şükürler olsun da bu zamana kadar hiç aralara hiçbir problem yokken gitmişler.
O gün e işte böyle sınava 2 ay falan vardı o zaman. [Müzik]
Üniversites bahçede, babam aşağı tarlaya iniyor. Annemin yanına gelip annemden özür diliyor.
Hadi gel içeri gidelim diyor. Sonra annem bağırıyor, bayılıyor.
Sonra babam tarladan sesini duyup geliyor. Sonra annem dayımı falan arıyor.
Gel beni götür, ben artık boşanacağım, gideceğim. Dayan falan, nasıl çözü?
Sonra amcam, amcam geliyor oradaki amcam gelip anneme diyor ki, sen niye babamı rzb ediyorsun?
Herkese bu da denilecek şey değil yani. Ve şu an yani bütün sorun bu söylediklerin üzerine.
Bütün sorunu annem deymiş gibi davranabiliyorum. Ya gitsin versinler.
Ya bilmiyorum, inşallah cezasını çekerler, çekerler, çekerler de çekerler. İnşallah görürüm.
Yani çekikler, ben çocuklarımdan çıkmasın ama.
E bir de bizim ülkemizde e namus denen şey çok önemli. Biliyorsun zaten hepimiz Türkiye'de yaşıyoruz.
Ve yani bir kadına böyle bir şey yapılırken eee karşı tarafı haklı görebilmek, haklı çıkarabilmek çok kötü.
As k hakı göre görmeseler bile, ya haksız olduğunun farkında, haklı çıkarmıyorlar.
Ama haklı olana da haksız diyemezsiniz.
Evet, aynen öyle. Yani annen sinir krizi, yani sinir krizleri geçirdiğini söyledim, panik hata var.
Ki ailesi biliyordur. Yani amcan da bu durumları nasıl senin annenin hakkını yiyebilirler ki?
Annen buna rağmen kabul etmiş, götürelim demiş. Hani ya baş, şu an dede nerede peki?
Yani şu an dedem işte 3 ay burada kalıyor. Oradaki amcamda 3 ay.
Oradaki amcam en son evde. Yani annem, kıyamam ya. Düğünleri oldu onların, kuzenin amcamın kızı, nişana falan.
Annem gelmedi, nişana davet etti. Ü kız kardeş, gittik biz. Sonra düğüne gittik, kınaya gittik.
Hiçbir şey yoktu düğüne gittik. Düğünde annem, o kadar üzüldüm ki, bildiğim böyle çiçeğin arkasında falan saklanıyordu, o görmesin diye.
Dur, duralım.
Evet, duralım. Gel, suyun var mı?
Tamam, ama şu an ak getiririz.
Tamam, düşünebilirsin. Rahat, konuyu kapatalım istersen. Bir tık kötü oldu, beraber şey yapalım.
İyi şeyler hatırlayalım. Şimdi ailenle çekirdek yaşadığın iyi anlar olabilir. Pikniklere gidersiniz mesela, ile çıkmışsınız ya da kuzenlerin olabilir.
Mesela var mı ilk gelen bir şey var mı aklına?
Yok ya, ama böyle çok man ettiğim bir şey. Yetiştiri iş tarzımı çocukken çok beğenmezdim ama şu an şey diyorum, Allah'ım, inanış gereği şükürler olsun diyorum.
Çünkü biz küçükken babam mesela hep böyle bize dini hikayeler anlatıyor falan.
Bu arada çok söylerdim, gerçekten bunun konusu çok açay çalı. Ben de söyledim, gerçekten hani böyle babam bize küçükken hep hikayeler anlatırdı.
Annem gelip böyle uyumadan bize dualar falan okurdu. Ne güzel o anları, o kadar huzurlu.
Böyle dünyanın en huzurlu anı olarak hatırlıyorum. Çok güzel ya, bence güzel.
Evet ya, ki zaten günümüzde çocuk yetiştirmek çok zor.
Evet, ben de küçükken mesela kendimden biraz, hani senin gibi, ben de çok hoşuma gitmiyordu.
Hani bazı durumlar gördüm ama büyüdükçe, insanları tanıdıkça, çevrem mesela genişledikçe diyorum ki, şükürler olsun.
İyi ki benim gibi, yani sahip olduğum gibi baba ve anne beni yetiştirmiş kesin.
Çünkü gerçekten insanların kalbine kötülük katıran eylemiş. Yani böyle çok saf insanlar var kesinlikle.
Yani anlam veremiyorum, diyorum ki bir insan bunu nasıl düşünür ya diyorum.
Yani nasıl yapabilir? Ya da nasıl vicdan kar, kötü olunuz, nasıl kar?
Aynen öyle, yani gerçekten şükür sevbe. Bence kesinlikle.
Ve insanın yaşı ilerleyince fark ediyor.
Evet, zaten anlamıyorsun. Hani çocukken hep şeyin, hani benim istediğim olsun diye aileyle sürekli çatışma içindesin.
A vesaire. Ama büyüyünce hani artık belirli bir olgunluğa erişip bir yerden sonra artık hani her insan istemez belki ama çocuk yetiştirebilirsin zaman.
Ya da çocuk yetiştirme düşüncesi aklına geldiği zaman şey diyorsun, gerçekten iyi ki ki bu şekilde yetiştirilmiş.
İyi ki böyle bir insan.
Aynen öyle. Bir de şey oluyor zaten, belli bir yaşa kadar mesela aile düşman kesiyorsun.
Arkadaş çevren böyle senin şeyin oluyor. Hani önce ailen o oluyor.
Aynen öyle, sonra hani ailenden biraz daha büyüyorsun ve hani uzaklaşıyorsun, üniversiteye vesaire gidiyorsun.
Ya sonra aslında onların değerini daha iyi anıyorsun.
Kesin. Ve işte bilmiyorum ama birçoğumuz yine anlamıyor.
Bu arada ben de hani bazısı üniversiteyi uzaklaşmaya kaçış noktası olarak görüyor.
Şükürler olsun ki eee, kaçış noktası olarak görebileceğimiz ailelerde yetiştirmiş.
Ay ay, çok şükür. Yani gerçekten ki ben mesela hani dönem bitsin de artık bir an önce eve gideyim diye gün sayıyorum.
Gerçekten ben senenin yarısını orada geçiriyorum. Ailemin yanında geçiriyorum.
Arkadaşlar sürekli, yeter artık gitme. Sürekli gidince de çok kalıyorum.
Sen şey mi yapıyorsun, devamsızlık haklarını saklı orada korsun?
Full devam, sadece devam.
Hızlık haklarında şey gidiyorum.
Z, çok iyi yapıyorsun. İyi geliyorsa sana.
Evet, iyi geliyor. Bazen şey oluyorum, ya ben bu konuda biraz zorlanıyorum aslında.
Hani buraya alışıyorum, iki ay boyunca müthiş geçiyor her şey.
Bizi altal giriyorsun falan. Son işte bir ay kala, dönemin bitmesine bir ay kala buraya dönüyorum.
İki hafta boyunca oraya gidince buradaki düzenim tamamen bozulmuş oluyor.
Evet, oraya alıştım. Artık buraya alışma süreci bana o kadar ağır geliyor ki.
Çok zor geliyor böyle döndükten sonra buraya.
Bana da çok zor geliyor, özellikle evin bir düzeni oluyor.
Sonuç olarak annen her şeyi yapıyor vesaire.
Ya da sen yapıyorsun, yani fark etmiyor. Kalmak zor.
Evet, buraya geliyorsun, her şey sana ait. Ya o bana çok koyuyor.
Yani çamaş, şey de değil ya. Akrabalar falan var ya.
Mesela bir iş düş, birer şak şak. Hall olsun, iyi olu.
Hastaneye gideceğim, beni hastaneye bırakır en basitinden.
Aynen öyle, daha rahat. Ya da baba, ben sabah şur bakır mısın falan?
Burada öyle bir şey yok. İstanbul'da gerçekten farklı akıyor hayat.
Yani bambaşka. Ben burada geçen zamanı asla anlamıyorum.
Evet, ya çok hızlı geçiyor. Aslında şey, bir yerde okudum. Sosyal [Müzik] medya şey diyordu.
Kadın söylüyordu, aslında okudum değil, günler aslında çok yavaş geçerken, yıllar çok hızlı geçiyor.
Ger ö dönü bakınca. Ben İstanbul'a ilk geldiğimi çok net hatırlıyorum. Üzerinden 2 buçuk yıl geçmiş ama günler çok yavaş geçiyor.
Ama bakınca günler de çok hızlı geçiyor. Anlamıyorsun, nasıl geçti zaman? Çok hızlı geçiyor zaman.
Gerçekten ben de dediğim gibi 4 yıl önce geldim İstanbul'a. Ben ya ailemin o beni bıraktığı anı, o anki hislerimi.
Ya mesela valizimi boşaltıyorum, diyorum ki annem de bunu dizmiş, dik ağlamaya başlıyorum vesaire. Çok çok zordu benim için.
Yani evet ya, ben yeşil fasulyeden hiç hoşlanmam, hiç hoşlanmam.
Ve annem yaptığı zaman annemle kavga ederdim. Bir de tam böyle ergenlik zamanları, şehir dışına tutmadan önce.
Anne ben yeşil fasulye yemiyorum, bilmiyor musun? Niye yapıyorsun bunu falan diye böyle eve gidip kavga ederdim.
Küserdim, yemek yemezdim. Sonra gecenin bir yarısı kalkıp dolabın içine, bir şeyler yerdim.
Böyle kavga ederdim kadınla, kadına eziyet ediyordum. Bir yazık.
Sonra y geldiğim gün, bir yemekhane, yemekte yeşil fasulye var. Ben yeşil fasulyenin başında ağlıyorum falan diye.
Öyle zorlanmıştı bayağı ya, zor ya.
Ya bir de ben mesela, sen de öylesin sanırım. Daha önce ben hiç ailemden ayrılmamıştım.
Yani o yaşa kadar mesela beni ailem, hani arkadaşıma kalmaya bile yollamazdı.
Yani ben öyle bir AET göndermez, hala göndermez.
Aynen öyle, hala bile göndermezler. Beni çok ak var.
Bu arada şu an o kadar, o zaman bakınca kızı yiyordum. Ama şu an çok aklım var, kime güvenip göks.
Aynen öyle. Şu an benim çocuğum olsa, hiçbir gö vermem. Ben okula nasıl yollayacağım çocuğu?
Yazık günah yani dışarısı kötülük kaymıyor, hak gerçekten.
Dışarısı çok kötü, insanlar çok kötü, tehlikeli.
Yani bilmiyorum, çok haklı. Zaten annem hep bana şey derdi, sen de derdi, benden daha kötü olacaksın, beter olacaksın.
Bak, hani çocuk.
Evet, koruma açısından tabii ki de. Sen daha korumacı sın falan derdi.
Ben de yok, ben senin gibi olmayacağım vesaire derdim ama öyleyim.
Yani öyleyim, gerçekten öyleyim, maalesef ki.
Ya mesela bizim bir hocamız şey demişti, çocuklarınıza sınırlar dahilinde özgürlük tanıyın.
Mesela hep ben aklıma bunu getiriyorum ama bu o kadar zor bir şey ki.
Evet, mesela o sınırlar. Çünkü hani tamam, senin çocuğun o sınırları ihlal etmiyor olabilir.
Sen ihlal etmiyor olabilirsin ama dışarıdaki güçler onu ihlal ediyor.
Evet, ediyor. Yani sen ona bir sınır çizdin ama o sınıra dahil olabileceği var.
Var, yani nasıl olacak bu? Çok zor, zor.
Ve bir de mesela ben hani bu kadar aileme bağlıyken, kendimi aşıp dışarı çıkmak ve ailemin buna izin vermesi o kadar büyük bir şeydi ki benim gözümde.
Ben şey derdim, ben İstanbul'a gideceğim, göreceksiniz siz derdim.
Buraya geldim, ağla ağla, kaşa kaşa Elazığ'a gidiyorum.
Yani ama hani şey yapıyorum, bak yaptım ama pişmansın. Ne oldu falan yapıyorum.
Böyle kendime o sınırları ihlal etmek. Aslında ailem de bana bir sınır koymuştu.
Evet, ben o sınırı ihlal ettim ama onların sözüne dönüyorum yine.
Aynen öyle. Benim ailem hiç istemiyordu İstanbul.
Ben böyle son akşam, hani artık bitti tercih liste bitecek.
Ben babamlar uyuyor, annemle babam uyuyacak. Ben odada, baba İstanbul'u yatsam mı acaba ya falan demiştim.
Ki yazdığım üniversiteler de şey, İstanbul Okon Üniversitesi, İstanbul Maltepe Üniversitesi.
Yani böyle saç, affedersin.
Evet, öyle Mısır bızık üniversiteler.
Yani evet, evet en iyisi medeniyet.
Evet, en iyisi medeniyetli. Gerçekten son medeniyeti yazmıştım.
Çok şükür ki, iyi ki gelmiş diyorum. Şu an iyi ki İstanbul'dayım diyorum ama ilk başta çok zorlanmıştı.
Gerçekten her konuda ben ilk iki sene çok zorlandım, açıkçası. Ne yalan söyleyeyim.
Bir de ilk senem benim böyle yarım yamalak, ikinci sınıfta birinci sınıf gibiydim ben.
Sen ilk senen deprem zamanı.
Evet, evet, evet. Bir dönem geldim. Of, rahat bir seneyi öyle yatarak geçirdim.
Yani evet, öyleydi benim. Eme denk gelmişti deprem zamanı, ilk senem pandemi.
Ben de zaten ilk sene 23 ay toplasan kaldım İstanbul'da. Full şey geri.
Sen ilk sene üniversitede okumuşsun, öyle.
Oldu ama şöyle, deprem zamanında ben geldim, ay kaldım burada.
Hani o dönemi de sadece 2 ay yaşamamış gibi oldum. Hani bir dönemde bir dönemi yarım yaşamın.
Evet, aynen bir dönemi yarım yaşadım, geldim.
Yani çok eğlenceliydi. O deprem zamanında arkadaşımla anlaşıp gelmiştik, güzeldi yani.
Öyle, ben zaten hep şey diyordum, 3. sınıftayken geçen yıl, geçen sene ben bu yıl ya başladım üniversiteye falan diyordum.
Yani öyleydi cidden. Ben şu an ikinci sınıftayım. Ben bir sene geriden geliyorum.
His olarak gerçekten duygusal olarak bir sene geriden geliyormuşum gibi hissediyorum seni.
Daha var bir sene.
Evet, güzel. Ama bence senin iyi yanları da var, kötü yanları da var.
Söyleyemeyeceğim, çok zorlandım. Alışırken bayağı zorlandım.
Alışmak zor oluyor, olaylar alışmak zor oluyor.
Maalesef, o zaman bu seansımız sonuna doğru yaklaştık gibi.
Yani ilk başta biraz üzü açıkçası, yani ağlam vesaire.
Yani umarım kendini kötü hissettirmemek.
Evet, e seansımız özeti. İlk başta dedenden bahsettik zaten.
Evet, annenden vesaire bahsettik. Sonrasında da aslında biraz gündelik hayatımızdan bahsettik.
Evet, daha iyi hoş oldu gündelik hayatım.
Eee, o zaman bir dahaki hafta görüşmek üzere Beyza, kendine dikkat et.