Transcription
Reşad: Öğretmenimiz Catherine. Yeni çeviride sayfa 573.
Catherine: Eğer yeni çeviriniz yoksa 415.
Bismillahirrahmanirrahim. (72:19) Tanrı’nın kulu yalnızca O’nu savunduğu zaman, ona muhalefet etmek için neredeyse hepsi tek vücut oldular.
[72:20] De ki, “Ben sadece Rabbime taparım; ben asla O’nun yanına hiçbir put yerleştirmem.”
[72:21] De ki, “Ben size bir zarar verme yahut size rehberlik etme gücüne sahip değilim.”
[72:22] De ki, “Hiç kimse beni Tanrı’dan koruyamaz, O’ndan başka bir sığınak da bulamam.
[72:23] “Ben Tanrı’nın bildirilerini ve mesajlarını iletiyorum.” Kim Tanrı’ya ve O’nun elçisine itaatsizlik ederse, içinde ebedi kalacağı Cehennem ateşini üzerine çeker.
[72:24] Kendilerini gözleyen şeyi gördüklerinde, gerçekten kimin güç olarak daha zayıf olduğunu ve sayı olarak daha az olduğunu öğrenecekler.
[72:25] De ki, “Size söz verilen yakında mı olacak yoksa Rabbim onu bir süreliğine erteleyecek mi bilmiyorum.”
[72:26] O, geleceği Bilendir; O, geleceği kimseye vahyetmez.
[72:27] Sadece seçtiği bir elçiye, geçmişten ve gelecekten özel haberler vahyeder.
[72:28] Bu, onların, Rablerinin mesajlarını iletmiş olduklarını ortaya çıkarmak içindir. O onların sahip olduğu şeylerin tamamen farkındadır. O, her şeyin sayısını saymıştır.
Ayet 19 "Tanrı’nın kulu yalnızca O’nu savunduğu zaman, ona muhalefet etmek için neredeyse hepsi tek vücut oldular." Tanrı’nın tüm kulları aynı şeyi söylediler ve aynı şeyi söylerler. “Yalnızca Tanrı’ya tapın.” Asla insanların kendisine tapmasını, kendisini takip etmesini, kendi yaptıkları gibi yapmalarını, kendi konuştukları konuşmalarını istemediler. Sadece “Yalnızca Tanrı’ya tapın.” dediler. O’nun yanında hiçbir puta değil.
İnsanların mesajdan rahatsız olmalarının nedeni... Biz nedenini biliyoruz, ama bu cümleden rahatsız olduğu görünen insanlarla karşılaşmak hala karmaşıktır. İnandığımız şeyi ve inandığımız bu cümleyi söylediğimizde hepimizin bu duruma şaşıran aileleri, eski arkadaşları ve meslektaşları var. Kuran’da ayetler vardır ve özellikle onlardan biri der ki “Tanrı tek başına anıldığında inanmayanların kalbi nefretle daralır.” Ve bunun olduğunu görebilirsiniz. İnsanlar daralır. Gerçek anlamda neredeyse daha küçülürler. Ve yollarına çıkan şey egodur. O buradadır. Çok basit bir şey olan yalnızca Tanrı fikri, kontrolü elinde tutmak, anlamak, bilmek, ipleri ellerinde tutmak zorunda hisseden birçok insan için çok korkunçtur. Buna ek olarak bu mesajı söyleyen kişi kendileri gibi biriyse, birçok insan için bu bir bahane ve mesajdan kaçmanın kolay yoludur. Yine ego meydana çıkar ve “Neden bu insan, bu benden farklı değil, bu insan benden daha iyi değil. Onları dinlemek zorunda değilim.” der. Ve bu nedenle mesaj reddedilir.
Bizler yeterince şanslıyız. Ve demek istediğim, çok fazlasıyla şanslıyız. Kendi adıma konuşacak olursam neden burada, Tucson’da olmak için seçildiğimi bilmiyorum. Nasıl geldiğimi biliyorum. Şu hikayeyle bağlantı kurabilirim... Ama birçoğumuz anlatabileceğimiz aynı hikayeye sahibiz. Neden olduğunu biliyorum. Bu ebedi mucizenin gözlerimizin önünde açığa çıkmaya devam ettiği bu yerde olacak kadar şanslıyım.
Reşad bize geçen gün bize Tanrı’nın son 10 yıldır bizim derilerimizi kalınlaştırdığını söyledi. Ve eğer biz her seferinde duvardaki inanılmaz sayılardan veya Abdullah'ın bize bugün açıkladığı şeylerden bayılmaz veya bilincimizi kaybetmezek... Yalnızca burada oturuyorduk ve başımızı onayladık, bazılarımız ağlamaklı oldu ama bilinçli kaldık ve ‘bu aynı şeyin biraz daha fazlası.''dedik. Ve bugün evime "Sayılarla ne yaparsak yapalım 19’un katı olacaklar" diyerek gittim. Ve bu kodun karmaşıklığı o kadar mükemmel ki bizler tarafından anlaşılamaz. Ve bu nedenle parça parça verildi. Ve bizler bu prizmanın bir parçasını veya başka bir parçasının bulunmasında yer alacak kadar şanslıyız.
Mesaj, yalnızca Tanrı’ya tapmaktır. Bu noktada oldukça seslidir/açıktır. Yalnızca Tanrı’ya tapmak olan en temel ifadeyi dinlemek istemeyen insanları anlamak neredeyse imkansızdır. Tanrı’nın kulları mesajı taşırlar. Yalnızca Rabbime tapacağım. O’nun yanına başka putlar yerleştirmeyeceğim. Ve her zaman,''Ben de sizler gibi bir insanım. Bana tapmayın'' derler ve insan olduklarını vurgularlar. Sizlere zarar verecek veya rehberlik edecek güce sahip değilim. Hiç kimse beni Tanrı’dan koruyamaz, O’ndan başka bir sığınak da bulamam. Ben de sizler gibi biri insanım. İnsanüstü iddialarda bulunmuyorum, bir sihrim yok.
Tanrı’nın kullarına özel bilgiler ve özel kanıt verildiği için saldırı veya tehdide daha fazla maruz kalırlar ve onların sorumlulukları bu fırsata sahip olmayan veya seçilmemiş olan bizlerden çok daha fazladır. Ve ayrıca Tanrı’nın kulları… Reşad harika bir örnektir. Kurandaki diğerleri de öyle onlar da daha az incitilebilinir çünkü Tanrı bu insanları korur. Ve Kuran boyunca gördüğümüz Musa, İsa, hepsi… İlyas, Yahya Tek bir mesajı taşıdıkları sürece Tanrı tarafından korunmuşlardır ve bir elçi olduklarından daha fazlasını asla iddia etmemişlerdir. Yani insancıllar sürekli insanlara acırlar (?) ve daralırlar ve hala mesaja ve elçiye, bu Musa, Nuh, Reşad veya ben veya siz olsam da "Sizler insanlarsınız. Özel hiçbir şey getirmediniz ve hiçbir mucize göremiyorum." (derler) Bu Tanrı'nın kontrolünde olan bir "ayıklama" sürecidir ve bu tarz hiç değişmeyecektir.
Ayet 23 “Ben Tanrı’nın bildirilerini ve mesajlarını iletiyorum.” Kim Tanrı’ya ve O’nun elçisine itaatsizlik ederse, içinde ebedi kalacağı Cehennem ateşini üzerine çeker. Affedilmeyecek tek günah putperestliktir. Tek... Tanrı birçok şansımız olduğu konusunda çok nettir. Yaşadığımız süre boyunca tövbe etme ve Tanrı’ya dönme ve Tanrı’nın yolunda olma şansına sahibiz. Tanrı’dan başka herhangi bir şeye, herhangi birine taptığımızda Tanrı bunu asla bağışlamayacaktır. Bu, bir insan tarafından, bir elçi tarafından yapılan bir tehdit değildir. Bu Yüceler Yücesi Tanrı’dandır. Her zaman Kuran'dandır. Kuran’da elçilerin ağzından bir alıntı ayetle veya bir anlatımın tarifi. Cehennem putperestlerin gideceği yerdir.
“Kendilerini gözleyen şeyi gördüklerinde, gerçekten kimin güç olarak daha zayıf olduğunu ve sayı olarak daha az olduğunu öğrenecekler.” Çok geçtir. Bir kere gördün mü, artık çok geçtir... Bir melek bütün o muhteşemliğiyle gönderilirse ki biz de bilincimizi her hafta kaybetmemiş olsak, hiçbirine ihtiyacımız olmayacak. Öğrendiğiniz zaman çok geç olacak.
Geçen gün Reşat insanların ölüm anında nereye gideceklerini bildikleri durumu hakkında konuşuyordu. Ve insanların "Geri dönmeme izin ver, bana ikinci bir şans ver, ne yapmam gerektiğini şu an anladım" demeleri için çok geçtir. Hayır, geri dönecek olsak bile aynı şeyi yapardık. Aynı şeye dönerdik. İlk geldiğimiz yerdeki aynı unutkan zihin… Ve 'kimin güç olarak daha zayıf olduğunu ve sayı olarak daha az olduğu' ifadesi… Bizler azınlığın azınlığın azınlığı olduğunu biliyoruz. Yani cennete gitmeyi hak kazanan azınlığın içindeki tünel kadar uzun(?) bu kodun içinde olduğu gibi Ayna görüntüsü gibi görünüyor. O az sayıdaki Arafta kalmayı başarabilen insanlar bile.. eğer Arafta ayak tırnaklarından asılıyor olsan bile, başarmışsındır. Bu azınlıktaki insanlar daha güçlü olanlardır ve sayı olarak güçlüdür. Gerçek dünyada saydığınızda ne kadar az görünseler de...
[72:25] De ki, “Size söz verilen yakında mı olacak yoksa Rabbim onu bir süreliğine erteleyecek mi bilmiyorum.”
[72:26] O, geleceği Bilendir; O, geleceği kimseye vahyetmez. Yine ayet 22’deki gerçekte olduğu gibi tüm elçiler insanoğludur. Onlar Tanrı değildir. Yalnızca Tanrı geçmişi ve geleceği bilir.
Sahip olduğumuz şeylerin tarihini okuyoruz. Tarih kitapları okuyup tarihi bildiğimizi düşünüyoruz. Bahse girerim Ahirette tarihin gerçekten ne olduğunu öğrendiğimizde ve tarihin belirli bir döneminde gerçekleşen- çok şey bildiğimizi sandığımız dönemler hakkındaki tüm detayları gördüğümüzde her şeyin tamamen farklı ve aynı zamanda tekerrürden ibaret olduğunu göreceğiz. Geçen hafta bunları okurken insanoğlunun ne istediği konusunda hiçbir fikri olmadığını okudum. İnsanoğlu geleceği bilmez. İsa gelecekte ne olacağını bilmez. İsa şu an neler olduğunu bilmiyor. Bizler, onların kim olduğunu biliyoruz Nuh, İsa, Musa ve bizden önce giden hepsini. Bu odada oturanlar. Onları iyi biliyoruz. Bütün parçalara sahibiz ve haftaya sayı olarak daha fazla olacak(?). Ve demek istediğim bizler daha fazlasına sahibiz. Bizlerin sorumluluğu ne kadar fazladır. (?) Ne kadar çok ve az araştırmak zorundayız. Demek istediğim bu inkar edilemez kanıttır. Dokunulabilir, incelenebilir, doğrulanabilir... Daha önce gelmiş olan tüm mucizelere sahibiz. Nuh'tan sonra olanları biz biliyoruz ama o bilmiyor. Musa'dan sonra olanları biz biliyoruz ama o bilmiyor. İnsanoğlu bildiğini zannettiği şeyi bilmiyor. Bunu kendi güvenliği için uyduruyor. Uyduruyor. Ve geleceği okumak tamamen aptalcadır. Kesinlikle aptalcadır.
72:27 Sadece seçtiği bir elçiye, geçmişten ve gelecekten özel haberler vahyeder. Reşad'ın kendi deneyiminin yanı sıra diğer bir örnek Yusuf'un geleceği bilmesidir. O, babasına, annesine ve kardeşlerinin gelecekte ona secde edeceklerini açıklamıştı. Ve o, bunun kuyudaki ve hapishanedeki yaşadıklarından sonra bile olacağını biliyordu. Musa'nın annesine, onun kurtarılacağı ve ona ne olacağı hakkında bilgi verilmişti. Bunlar Tanrı'nın çok özel elçilerine vermiş olduğu testler, hükümlerdir. Bunlar mesajı ulaştıracak ve birçok gariplikle karşılacak olan Tanrı' tarafından seçilen kişilerden tüm şüpheyi kaldırır. Ve inananlar kendilerinden şüphe duyduklarında iç görü kazanmalarını ve bu bilgiyle (şüphelerini) ortadan kaldırmalarını sağlar. Yusuf insanlara bunun olacağını, önünde secde edeceklerini bildiğini haber verdiğinde zihinlerinde "Tanrı'ya şükür bizi öldürmeyecek" demelerinden çok daha fazlası olmalı. Bu insanlar Yusuf'un Tanrı tarafından seçildiğini anlamış olmalılar. Ve bu Yusuf için planın bir parçasıdır.
Tanrı bizlere 28. (ayette) özel haberler ve özel bilgiler vermesinin nedenini elçilerin Rablerinin mesajını ilettiklerini ve bunu doğru bir biçimde yaptıklarını ortaya çıkarmak olarak belirtmiştir. O, onlara iletmesi için ne verdiğinin tamamen farkındadır. Ve o herşeyin sayısını saymıştır. Bu zaten yapılmıştır. Her şeyin sayısını saymak bana her zaman Abdullah'ın ağaçlar ve yapraklar hakkındaki konuşmasını ve ağaç ve yaprakların sayısını saymakla ilgili verdiği örneği düşündürür. Ve en azından benim için etkileyiciydi. Bir ağaçtaki yaprakları saymak ve ağaçları saymak çok uzun zaman alır. Yalnızca bir ağacı sayma noktasında bile kayboldu. Her neyse... Konuştuğumuz her şeyi kulaklarımızla duyuyoruz. Gözlerimizle görüyoruz. Ve bütün bunlar zamanından önce dizayn edilmiştir. Söyleyeceğimiz sözcükleri seçtiğimizi düşünüyoruz. Ama biz seçmiyoruz. Bunlar bizim hayatımız için bir dizayndır ve hepimiz için yeterli olması için testlerdir. Elçi, kendisine verilmiş olan kanıt nedeniyle hepimizden daha büyük bir sorumluluğa sahiptir. Ve bu dehşete düşürücü ve korkunç olabilir. Tabi ki elçi yalnızca Allah tarafından desteklendiğini bilmediği sürece... (Anlaşılmıyor) Bu şekilde olduğunu hayal edebiliyorum.
Bu bölümü bitirmeden önce sizlerle elçiler ve Tanrı'nın hizmetkarları hakkında şunu paylaşmak istiyorum. Birinin sözlerine ve elçi hakkında şakalar yapmaya çalıştığına kulak misafiri olmuştum. Onların en sevdiği söylem Tanrı dünyayı o kadar çok seviyor ki tek oğlunu gönderdi. Bir kurul göndermedi. (şeklindedir.) Yanından geçerken titrediğimi ve 'Oo.. evet, öyle yaptı. Bir kurul gönderdi' diye düşündüğümü hatırlıyorum. Büyük bir elçiler ve daha fazla gelecek olan hizmetkarlar kurulu... (Anlaşılmıyor) Ve bunu sizinle paylaşmayı düşündüm çünkü kurul olmadığını düşünen birçok insan var. Tek başına olan çok büyük bir kurul var. Bundan dolayı..(anlaşılmıyor) Yorum veya sorunuz var mı? Umarım... (Anlaşılmıyor) O farklı. Bu sayfalar yeni çeviriden. Hepimizde var. Dağıtmak için yeterince kopyası yok. Sizin kullandığınız kitap en sonuncusu. Bu nedenle çok yakın bir zamanda yayınacak ve 1400 yıl içinde doğru Kuran insan elinde ilk defa olmuş olacak. Bu nedenle kitap gelene kadar birkaç sayfayı kullanmayı tercih ediyoruz. Başka biriyle paylaşmak isteyebilirsiniz. (Anlaşılmıyor) Hayır, kesinlikle öyle değil. Aynı şeyi söylüyor. "Yalnızca Tanrı'ya tapın" diyor. (Anlaşılmıyor)
Reşad: Bu uzun bir hikaye. Ama bu ayetleri açıkladığımızda doğrulanıyor. Niçin buradayız? Niçin buradayız? Niçin burada olduğumuzu bilmek istiyor.
Bir kadın: Yalnızca Tanrı'ya tapmak için. Evet... (anlaşılmıyor)
Kadın: Ben her zaman böyleyim.
Reşad: MaşaAllah...
Reşad: MaşaAllah... Buradayız çünkü belki de Cennet'te toplumdayken bir suç işledik. Şeytan'ın tarafını tutmaya karar verdik. Şeytan Tanrı'nın yanında bir tanrı olmak istedi. Ve bizler buna karşı çıkmadık. Tanrı'nın yanında iyi, doğru bir duruş sergileyemedik. Bu nedenle tövbe etmeli, fikrimizi değiştirmeli ve Tanrı'nın yanında başka hiçbir şeyin herhangi bir şey yapma gücüne sahip olmadığını bilerek Tanrı'nın mutlak otoritesine geri dönmeliyiz. Bu, Tanrı'nın mutlak otositesidir. Muhammed'in, İsa'nın, Meryem'in, azizlerin bir şeyler yapabileceğini düşünen insanlar aynı tuzağın içindedirler. Onlar aynı suçu işlemektedirler. Dosdoğru cehenneme gidecekler. Yalnızca bunu değiştirdiğimizde ve yalnızca Tanrı'ya taptığımızda kurtulabiliriz.. Yalnızca Tanrı'ya tapmak, yalnızca Tanrı'nın bir şey yapma gücüne sahip olmasını bilmek demek. Tanrı'nın işe alan ve işten çıkaran olduğunu bilmek, kaç dolar kazanacağınıza karar veren tek kişi Tanrı'dır. Bunu bilmelisiniz. Patronunuzun sizi işe aldığını veya işten çıkardığını, sizin için bir şeyler sağladığını düşünürseniz aynı tuzağa düşersiniz. Yani bunun için buradayız.
24. ayete gitmek istiyorum. [72:24] Kendilerini gözleyen şeyi gördüklerinde, gerçekten kimin güç olarak daha zayıf olduğunu ve sayı olarak daha az olduğunu öğrenecekler. Çünkü... Tucson'daki yarım milyon insan içerisinden yaklaşık 50 insan yalnızca Tanrı'ya tapmak için bu camiye geliyor. Yani bu şehirde yarım milyon insan arasından yaklaşık 50 kişi olarak görünüyoruz. Belki buranın dışarısında Yahudilik, Hristiyanlık veya hiçbir şey adı altında yalnızca Tanrı'ya tapan 50 kişi daha olabilir. Ama yalnızca Tanrı'nın tüm güce sahip olduğuna inanırlar. Yani yarım milyon içerisinde 100 kişi. Bu küçük bir kısım gibi görünür. Ama bedeninizle etrafta gezindiğinizde bu görünendir. Bu Catherine Robinson derler. Ama gerçekte onun nasıl göründüğünü, ne kadar boyutta olduğunu görmezler. 17. suredeki ayetten şunu öğreniyoruz. Ahiretteki farklılıklar buradakinden çok daha büyüktür. İman ve Getut'un arasındaki fark 4 feet'tir. Ama ahirette farklılıklar çok daha büyük olacaktır. Sure 17... Yani sizin gerçek boyutunuz Phoenix şehri kadar büyüktür mesela. Etrafta dolandığınızda bu boyutu görürsünüz. Yalnızca Tanrı'ya tapmayanların boyutu aslında küçülür. Aslında ruhları bir kedi boyutunda olacak kadar küçülür. Yani her biri boyutları Phoenix şehri kadar olan 100 insan ve gerçekten zayıf ve sayıca az olan yarım milyon karınca... Kim sayıca daha az ve güç olarak daha zayıf? Bir adam ve bir milyon karınca, hangisi gerçekten daha güçlüdür? Çoğunluk nerededir? Bir insanda mı yoksa bir milyon karınca da mı? Bu Camiden çıktığınızda bazen bir milyon karınca görürsünüz. Bugün onları gördünüz mü? Yani çoğunluk nerededir? Bunun anlamı budur. Çünkü onları neyin beklediğini gördüklerinde.. Çünkü şu anda onlar göremiyorlar, bizler kendimizi göremiyoruz. Yalnızca bedenlerimizi görebiliyoruz.
Catherine: Kadın: (Anlaşılmıyor)
Reşad: Ahirette her şey görünür hale gelecek. Sizler gizlenmiş kraliçeler olarak etrafta geziyorsunuz. Etrafta gezdiğinizde insanlar sizin boyutunuzu bilmiyorlar. Sizin gerçekte kim olduğunuzu bilmiyorlar. Bu çok eğlenceli çünkü gizli hizmetlere, korumalara ihtiyacınız yok. Markete gidebilir ve elmanızı, etinizi, yumurtanızı alabilirsiniz.
Kadın: Gizli hizmet edenlerimiz var.
Reşad: Evet, gizli hizmetleriniz var. En iyi gizli servis. Gizli servis yapıyorlar.
Adam: (Anlaşılmıyor)
Reşad: Çünkü onlar inananları ve inanmayanları düşünürsen.. Kaç tane inanan var, kaç tane inanmayan var sayıları hesaplıyorlar. O terimle söz konusu olduğunda bile, büyük bir kimliğin ve küçük kimliğin olduğunda, büyük kimlik çoğunluktadır. Bir insan ve bir milyon karınca karşılaştırıldığında bir insan çoğunluk anlamına gelir.
Adam: (Cehennemde 19 Melek olmasının az göründüğüyle ilgili konuşuyor)
Reşad: 19 onların düşündüğü gibi meleklerin sayısı değildir.
Edip: Cehennemdeki Melekler. Cehennemin Melekleri vardır.
Reşad: Bilmiyorum. Onun sorumluluğunda yalnızca bir Melek var gibi görünüyor. Adı Malik'tir. Kuran'da isminden Malik olarak bahsedilir.
Edip: Belki onların başıdır.
Reşad: Bunu nasıl bilebilirsin? Spekülasyon yapma/tahmini konuşma.
Edip: Kuran'da bazı Melekler, üçten fazla...
Reşad: Üçten fazla. Nerede?
Edip: Onlar dediler. 'Galu...'
Reşad: Evet. (Anlaşılmıyor)
Reşad: Hayır, öyle değil. Nerede? Cehennem söz konusu olduğunda yalnızca bir Melek, yalnızca bir melek vardır. Adı Malik'tir.
Reşad: Şimdi... 'Galu' nerededir?
Reşad: (Arapça 67:8) 67. sure.
Adam: (Anlaşılmıyor)
Reşad: Hayır, hayır, hayır. O çoğul. (Anlaşılmıyor)
Reşad: Bu gizemli kalmıştır. Tanrı kaç tane olduğunu.. sistemin tam olarak ne olduğunun detaylarını açıklamamıştır. (67:8) Şimdi, bu Melekler Cehennemin dışında mı, içinde mi? Cehennemle ilgilenen Malik'tir. Onlar diyecekler ki 'Malik, Rabbin işimizi bitirsin.' O da 'Siz sonsuza dek kalıyorsunuz' diyecek. (43:77) (Anlaşılmıyor)
Reşad: Hayır fakat burada görüyorsun, cehennemle bağlantılı değil. Ayetin sonunda diyor ki 'Kimse onların sayısını bilmez.' Ama bu... Bu genel bir ifadedir. Ayrıca başında (74:31 ) Ve ma cealna ashaben nari illa melaiketen ve.. der. ''Ashabun nar'' nedir? Melaike, Melekler. 'Ashabun nar' kimdir? 'Ashabun nar' ne anlama gelir? Cehennemdeki yoldaşları, Cehennemin muhafızları, Cehennemin sahipleri, Cehennemdeki arkadaşlar... Buradaki ifadeden ne olduğunu bilmiyoruz. O hala gizemlidir. Çünkü her şey bir zamanı vardır. Ve görünen o ki Tanrı Cehennemdeki ayarlamanın nasıl olduğunu içinde bulunduğumuz zamanda bizim bilmemizi istememiştir.
Edip: Meleklerin sayısı bizler için mucizeyi oluşturmuştur.
Reşad: Olabilir. Ama bu Kuran'ın söylediği değildir.
Edip: Ayeti okuduğunda bunu anlarsın.
Reşad: Hayır, ama... Şu an biliyorsun ki bu sayılar... Kuran'daki tüm harfler isabetli bir şekilde yerleştirilmiştir. Cehennemin muhafızlarının 19 olduğunu söylemez. Genel bir ifade kullanır.
Edip: Onların sayısından bahseder.
Reşad: Evet, Bu numara 'Aleyha'. 'Üzerinde' olan sayı.
Adam: Üzerinde, üzerinde...
Reşad: Neyin üzerinde.
Adam: Sakar'ın üzerinde.
Reşad: Doğru.
Adam: Sakar bir cezadır.
Reşad: O cehennem midir? Bilmiyoruz. O burada da olabilir.
Adam: Ama 'Ashabun nar'
Reşad: Diğer ayet.
Adam: Diğer ayet açıklıyor. O Cehennem olmalıdır.
Reşad: Hayır. Öyle bir tarif yoktur. Kesin bir ifade vardır. Ashabun nar, Cehennemin yoldaşlarını melekler yaptık. Bu genel bir ifadedir. 19 Melek demez. Bunu söylemez. 'Aleyha tis ati aşer' der. Üzerinde 19 var der.
Reşad: 19 ne?
Edip: (Anlaşılmıyor) Cehennemdeki melekler der ve onların sayısı, onların sayısı inkarcılar için testtir der.
Reşad: Ama sonunda der ki onların sayısını kimse bilmez.
Edip: Kimse Tanrı'nın askerlerini bilemez der. Askerlerinin sayısını demez. Güçlerini, kalitelerini, onların...
Reşad: Belki de Tanrı 19 muhafız olduğuna inanmanı istiyor. (Anlaşılmıyor)... alakalı değil. Görünüşe göre bu uygun bir kanıt değil.(?) (Anlaşılmıyor)
Reşad: Evet. Bu 'Öldüğünüzde iki melek gelip size Tanrın kim, peygamberin kim, ne yaptın diye soracak' diyen bir hadistir. Daha sonra onlar sizi dövecekler, bu nedenle yedinci yeryüzüne gideceksiniz ve (anlaşılmıyor). Bu bir hadistir. Evet, mezarda. Her tür hikayeleri vardır. Başka sorusu olan var mı?
Adam: (Anlaşılmıyor)
Reşad: Evet. Yeni çeviride tümünü saydık. Her şey matematiğe dayanıyor.
Kadın: (Anlaşılmıyor)
Reşad: Her ikisi de doğrudur. Çünkü eski çeviride daha geneldi, yeni çeviride daha özel. Çünkü bu 27. surede, 72 surede Tanrı, bu surenin bizim çağımızla- Mescid Tucson'la ilgili olduğuna dair daha fazla kanıt verdi.
Edip: Son çeviri doğru. (Önceki çeviride tekil olan bir yerin şimdi çoğul olduğundan, aslında tekil olmasının doğru olduğundan bahsediyor)
Reşad: Evet, ama ikisi de doğru. Sayılar hakkında konuşmak, size bir düşünceyi iletmek istiyorum. Çünkü bizler gelişmiş bir yeryüzünde olduğumuzu düşünüyoruz ve dünyadaki her şey teknolojik olarak gelişmiş ve her şey... Ama şimdiye kadar %7'den az insan bu Dünyaya geldi. Adem'den şimdiye kadar. Şimdiden Dünyanın sonuna kadar insanların %93'ü (gelecek). Yani bizler... Dünya hala yolun başında ve bizler ilk neslin içindeyiz. Şimdiden 200 yıl sonrası insanları için, bizler mağara çağındayız. Mağara insanları. Yani... Bunu bir düşünün. Mesaj... Bizler insanlığın çok erken tarihlerindeyiz. Mesaj birleştirilecek ve insanların çoğunluğuna iletilecek. Bütün bu geçmiş ve Hristiyanlıkta olan saçmalıklar, üçleme, İsa'ya Tanrı'nın oğlu denmesi ve bütün bu saçmalıklar, Ve Yahudilikte olanlar, Rabbi Kushner ve onun söyledikleri, İslam'da meydana gelen saçmalıklar... Bütün bunlar diğerlerine nazaran çok kısa bir zamanda meydana geliyor. Ve çok küçük sayıda bir insanı içeriyor. Ama yeni nesliller aydınlanmış. Onlar isyankar, ailelerini dinlemiyorlar. Düşünme özgürlüğüne sahipler. Ve gördüğünüz gibi fiziksel delille desteklenmiş kanıtı görecekler. Ve Şeytan gerçekten bozguna uğramış olacak. Şeytan bozguna uğramaya mukadderdir. Yani şuradaki duvarda görmüş olduğunuz fiziksel delille desteklenmiş kanıt, duvarda Kuran'daki her bir ayeti görüyorsunuz. Fiziksel delil... Ve bu Dünyadaki insanların %93'üne iletilecek. Bunun üzerine düşünün. "Bütün bu saçmalıklara bir sürü insan dahil oldu" diyen bir çok insan olacaktır.
Adam: (Anlaşılmıyor)
Reşad: Üzgünüm, bu kısmı kaçırdım.
Adam: (Anlaşılmıyor)
Reşad: Bu İncil'de İsa'ya 'Dünyanın sonu ne zaman?' dediklerinde 'Bilmiyorum' dediği zaman bir anlam taşımaktadır. (Anlaşılmıyor) Ve Muhammed'e de soruluyor, bu aynı zamanda Kuran'da da var. 'Dünyanın sonu ne zaman' dendiğinde 'Bilmiyorum' diyor. Ama Tanrı bizim bilmemizi istedi. Bu neslin. Bu nedenle bir ek (appendix) oluşturacağım. Dünyanın sonu ile ilgili bir ek. Eklerden biri 'Dünyanın sonu' şeklinde isimlendirilecek ve Dünyanın sonuyla ilgili yeterli kanıt sağlayacak. Bizler Dünyanın 2280'de sona ereceğini matematiksel kodla biliyoruz. Ve bu Tanrı'nın bizlere, bu nesle vermiş olduğu bir şeydir. (Anlaşılmıyor)
72:25 De ki 'Size söz verilen şey yakında mı olacak veya Rabbim onu bir süreliğine erteliyor mu bilmiyorum' Bu inkarcıların cezalandırılacağını söylüyor. Ne zaman bilmiyorum. Bu inkarcılaradır. Hayır, hayır, hayır... Burası içindir.
Edip: Muhammed'e 'Bilmiyorum' dedirtiyor.
Reşad: Bu suredeki hiçbirşey Muhammed için değildir. Bunu bilmelisin.
Edip: 72:25 Kul in edri e karibun ma tuadune em yec'alu lehu rabbi emeda. Bu ayet bu insanın Dünyanın sonunu bilmediğini açıklıyor.
Reşad: Dünyanın sonuyla ilgili değil. Burayla ilgili. Bu Dünyayla ilgili.
Reşad: Bu surede Muhammed'i kasteden hiçbir şey yoktur. Eğer buradaki dipnotlara bakarsanız Reşad'ın ebced değerini, Halife'nin ebced değerini ve sure numarasını ve ayet numarası, 28'i eklerseniz 19'un katını elde edersiniz. Ve ayrıca bu sure en fazla -Reşada- içeren suredir. 4 tane. Ve bu benim kişisel görüşüm değildir. Eğer benim kişisel görüşüm olsaydı yanlış olurdu (?) Bu benim kendi görüşüm değil.
Edip: (Anlaşılmıyor)
Reşad: Yani neden bunun Muhammed olduğunu söylüyorsun? Bunu keşfeden sendin. 72:27 İlla menirteda min resulin- 'Yalnızca seçtiği bir elçiye' diyor. İlla menirteda min resulin. Bu ifadenin ebced değerini hesapladığınızda o 1919'dur. Ve Edip Yüksel bunu keşfeden kişidir. Ve bunlar matematiksel kanıtlar demetidir. Bu... Utanmaktan korkuyorum çünkü.. Ta ki siz bunu tecrübe etmiş olana kadar utanmaya çekiniyorum. Utanmayı, çekinmeyi, alçakgönüllü olmayı göze alamam. İnşaat Mühendisiyken İnşaat Mühendisiyim demek alçakgönüllülük değildir. Doğruyu söylediğinde bu kibir değildir. Ama bütün bu sure, içindeki hiçbir şey Muhammed Peygamberle ilgili değildir. Başka bir çok yerler olabilir ama bu sure değildir. Demek istediğim matematiksel kanıt çok yoğundur. Yeni çevirideki eklerde ve dipnotlarda görebilirsiniz. Bunu sizlere söylediğimde ya gerçekten çok çok kötü bir insanımdır ya da gerçekten Tanrı'nın elçisiyimdir. Çünkü hiçkimse Tanrı'ya karşı yalanlar uyduramaz. Onları Tanrı'ya atfedemez. Alçakca bir tarzda. Eğer gerçekten Yargı Gününde Tanrı'yla yüzleşeceğini düşünmeyen tam bir inkarcı değilse.. Yani.. Seçiminizi yapın. Burada iki uç vardır. Ya Tanrı'dan bilgi aldığını söyleyen çok kötü bir insan ya da Tanrı'nın doğru elçisi. Ve şartlarımıza göre yargılama yapabiliriz. Yani Tanrı bize ayırt etmemiz için akıl vermiştir. Bu konuda çok utandırmayacak bir sorusu olan var mı?
Bir adam: (Anlaşılmıyor)
Reşad: Bu kişi gerçekten hiç birşey bilmiyordur. Matematiksel kodun ne olduğunu bilmek kişi için önkoşuldur. Kodu bilmeyen insan hiçbir şey anlayamaz. Yüz yıl önce doğmuş bir insan gibidir. Bu nedenle matematiksel kod birçok şeyi anlamak için gereklidir.
Bir adam: (Anlaşılmıyor)
Reşad: Hayır, birçok ''gul''(ilan et) Muhammed için değildir. Bir sürü ''gul'' senin içindir. "Kul huvallahu ehad" Muhammed için değildir, sizin içindir. "Kul euzu birabbin nas" Muhammed için değildir, sizin içindir. ''Kul''lerin büyük bir çoğunluğu aslında Muhammed için değildir. Kuran'daki birçok ''kul'(ilan et)' Kuran'ın kendisi içindir. "İlan et" 3:31 Kul in kuntum tuhibbunallahe fettebiuni yuhbibkumullahu.. "De ki: Eğer Tanrı'yı seviyorsanız beni takip edin. Tanrı sizi sevecektir." Bu konuşan Kuran'dır. 'Kuran'ı takip ederseniz Tanrı sizi sevecektir.' der. Eğer Tanrı'yı seviyorsanız Tanrı'nın sözlerini takip edersiniz, insan sözünü değil. Bu ifadelerin nerede Muhammed'e seslendiğini bilmiyorum. Çünkü öyle değil.. Eğer görebilirseniz çok nettir. ''Kul'' lerin birçoğu 'De ki' demek. 'Kul', 'De ki' anlamına gelir. Kuran'daki 'Kul'ların çoğu Muhammed Peygamber için değildir. Ve Kuran'daki gelecekte olacak birçok şey vardır. Muhammed Peygamber zamanında değil. Ve bazıları açık bir şekilde ''gelecek zaman'da ifade edilmiş. Yani Kuran tüm zamanlar için geçerlidir. Tamam, 73. sureye geçelim mi?
Kathryn: 73. Sure- Örtülmüş En Lütufkâr, En Merhametli olan Tanrı’nın adıyla
[73:1] Ey örtülmüş olan!
[73:2] Az bir kısmı hariç gece boyunca tefekkür et.
[73:3] Yarısında veya biraz daha azında.
[73:4] Veya biraz daha fazlasında. Ve Kuran’ı baştan sona oku.
[73:5] Biz sana ağır bir mesaj vereceğiz.
[73:6] Gece tefekkürü daha etkilidir ve daha doğru olandır.
[73:7] Diğer işler için gün boyunca bolca vaktin var.
[73:8] Rabbinin adını, O’na daha da ve daha da yaklaşmak için an.
[73:9] Doğunun ve batının Rabbi; O’nun yanında başka bir tanrı yoktur. Savunucun olarak O’nu seçmelisin.
[73:10] Onların sözleri karşısında kararlı kal ve onlardan nazik bir şekilde yüz çevir.
[73:11] Ve bırak cömertçe nimetlendirilmiş olan o reddedicilerin hakkından Ben geleyim; sen sadece onlara biraz zaman ver.
[73:12] Biz şiddetli cezalara ve Cehenneme sahibiz.
[73:13] Yutulabilmesi zor bir yiyeceğe ve acı veren azaba.
[73:14] Yerin ve dağların sarsılacağı ve dağların ağırlığı olmayan bir yığına dönüşeceği gün gelecek.
[73:15] Tıpkı Firavun’a bir elçi gönderdiğimiz gibi size de bir elçi gönderdik.
[73:16] Firavun elçiye itaatsizlik etti ve sonuç olarak onu şiddetli bir şekilde cezalandırdık.
[73:17] Eğer inkâr ederseniz, yeni doğan bebekleri saçları ağarmış yapan çok korkunç bir günden nasıl kurtulabilirsiniz?
[73:18] Gök ondan dolayı paramparça olacak. O’nun vaadi gerçektir.
[73:19] Bu bir hatırlatıcıdır; her kim irade kullanırsa, Rabbine giden yolu seçsin.
[73:20] Rabbin, senin gecenin üçte ikisi veya yarısı yahut üçte biri boyunca tefekkür ettiğini biliyor ve seninle birlikte iman etmiş olanların bir kısmı da bunu yapıyor. Geceyi de gündüzü de Tanrı dizayn etmiştir ve O sizin bunu her zaman yapamayacağınızı bilir. O sizi affetti. Bunun yerine, Kuran’dan ne okuyabilirseniz onu okuyun. O, bazılarınızın hasta olabileceğini, kimilerinin Tanrı’nın rızıklarından aramak için seyahat ediyor olabileceğini ve diğerlerinin de Tanrı uğruna çaba sarf ediyor olabileceğini bilir. Ondan ne okuyabilirseniz onu okuyun ve iletişim dualarını (Namazı) yerine getirin, zorunlu bağışı (Zekâtı) verin ve Tanrı’ya bir doğruluk borcu verin. Ruhlarınız adına önden ne gönderirseniz, onu Tanrı katında çok daha iyi ve cömertçe ödüllendirilmiş olarak bulacaksınız. Ve Tanrı’ya bağışlanma için yalvarın. Tanrı Bağışlayıcıdır, En Merhametli Olandır.
Bu surenin adı 'Örtülmüş' 'Örtülmüş' veya 'Kaplanmış' bizim için havadan, mesela sert hava koşullarından bir koruma olabilir. Ya da bizleri körleştiren ya da sağırlaştıran bir bariyer veya örtü olabilir. Bunu aklınızda tutarak 1 ila 7. ayetlere bakın. Gece bizlerin dinlenmesi için dizayn edilmiştir. Gece boyunca genellikle dikkat dağıtıcı şeyler olmaz. Bu, büyük olasılıkla Dünyanın uyandığı, hızlanmaya başladığı ve gün batımından önce her saatte 300 mil yükseldiği gün boyunca olduğu gibi olmaz. Bu, bizim için Allah'la (geçirilen) özel bir zamandır. Kendi bedenimizin ve zihnimizin rahatladığı bir zamandır. Yaşamımızda huzur ve boşluk vardır...
Reşad: (Anlaşılmıyor) Onları birbirinden ayır.
Kadın: Yalnızca yüksek sesle okuyor.
Reşad: (Anlaşılmıyor) Kitabı uzağa koyun.
Reşad: Afedersiniz. Evet..
Kathryn: Ve Tanrı burada Kuran okuyarak, tefekkür ederek geçirdiğimiz tüm zamanların bizim kendi iyiliğimiz için olduğunu söylüyor. Tanrı'nın bunları yapmamıza ihtiyacı yoktur. Tanrı'nın bunlara ihtiyacı yoktur. Ve O bize bir şans vermekte, meşgul olduğumuz günler boyunca O'nunla zaman geçirme fırsatlarından yararlanmak için bizlere rehberlik etmektedir. Örneğin 8. ayette , rehberliğin sebebi, günün rızıklarının olanakları için çalışıyoruz, gece olunca dinleniyoruz. Tanrı'nın bilincinde olarak, günün 24 saatinde, her bir dakikasında Tanrımızın adını anmak bizim amacımız. Böylece vücudumuzdaki her hücre, düşündüğümüz her şey Allah ile olacaktır. Elhamdülillah.. Subhanallah.. Fırsatını bulduğumuz her an, yüksek sesle, nerede olursak olalım... Bu konuda olaganüstü ilginç bulduğum şey bunun zihninde bir alışkanlığı haline geldiğinde ki bunun ne zaman olduğunu bilmiyorum. Bazen bazı kişiler ne söylediğimi soruyorlar. Ama bunun çok nadir olduğunu söyleyebilirim. Burada çok az sayıda insan bana ne söylediğimi soruyor. Çok az insan ilgili. Bütün çeklerimin üzerine 'Bismillah' yazdım. Günün 24 saatinde ne yapıyor olursak olalım, ne zaman yapıyor olursak olalım Tanrı'yı hatırlamak için yaptığım bir çok şey..
9. ayet "Savunucun olarak O'nu seçmelisin. O'nun yanında bir Tanrı yoktur." Hiçkimse veya hiçbir şey, hiçbir şey yapamaz ve biz bunu bilmiyorsak Tanrı'yı bilmiyoruz demektir. Eğer Tanrı'nın her şeyi yaptığını bilmezsek ve bu nedenle akla uygun ve mantıksal olarak her türlü yardımda, her türlü rehberlikte, her türlü anlayışta ona başvurmazsak bir yerlerde küfre düşeriz. Ve eğer Tanrı'nın her şeyi yaptığını anlamaya çalışmazsak asla geri dönemeyebiliriz. Parmağımızı ateşe sokmakla alakalı hutbeyle ilgili yine kafanız karışmaması için.. ve ben bunu iki yıl önce 1987'de duymuştum. Ben uzaktaydım ve Reşad'a hutbeyi kayda almasını rica ettim. Ve o (hutbeyi) verdi. Muhteşem bir hutbeydi. Ama Reşad'ın ilk defa parmağını ateşe atmakla ilgili konuştuğunu ve ateşin bizim için, hizmetimize yaratıldığını duydum. Yemek yapmak için kullanabiliriz. İfade sanırım şu şekildeydi '' iyi bir öğün için pişmiş lezzetli bir biftek veya onun içine parmağımızı uzatıp yakabiliriz.. Tanrı ateşi, yiyeceği, sinir sistemimizi yaratmıştır. Ama nasıl ve hangi yolda kullanacağımız bizim özgür irademizdir. Eğer bir metefor olarak kullanırsak, yanmayı seçmiş olabiliriz(?) Tanrı'nın her şeyi yaptığını bilmek zorundayız. Herhangi bir şeye ihtiyacımız olduğunda, herhangi bir şey için birinden istemediğimizde, herhangi birinden gelen herhangi bir şeyin Tanrı'dan geldiğini kendi iyiliğimiz için bilmemiz gerekir. Hatırlatıcılar, testler, rızıklar... Ne olursa olsun. Duymak istemediğiniz bir yorum, bir eleştiri Tanrı'dan gelmektedir. Tanrı seni düzeltiyor, düşünmenizi istiyor. Belki yapılan eleştiriyle kendinizi düzeltmenizi değil ama Tanrı'nın her şeyi yaptığını yeniden düşünmenizi istiyor.
10. ayet "Onların sözleri karşısında kararlı kal ve onlardan nazik bir şekilde yüz çevir." Tanrı diyor ki, eğer biz Tanrı'nın her şeyi yaptığını biliyorsak bocalamayız. Ve bu inanç.. Ne duyarsak duyalım. Ayrıca diğerlerini yargılamayız. Kimin başarıp başaramayacağını bilmemiz mümkün değildir. Söyleyeceğimiz şeyin karşımıza çıkan kişi için dönüm noktası olup olmayacağınız bilemeyiz. Ve inançlarımızla sürekli olarak kararlı olmalıyız. Diğer insanlara nasıl davrandığımız konusunda sürekli uyarılmalıyız. Onları yargılamamalı, kötü davranmamalıyız, onları zorlamamalıyız ve sinirlenmemeliyiz. Ve yine iki yıl öncesine, Reşad'ın verdiği muhteşem hutbeye döneceğim. Çünkü orada 'Size, burada oturan herkese adıyla seslenmişti, kendisi de dahil. Eğer herhangi biri veya herhangi bir şey için sinirlenirsek Tanrı'yla mücadele ediyoruz, itiraz ediyoruz anlamına gelir. Şu an çok basittir. Buna nasıl inandığımı anlatabilirim. Geçen gün oğlumla caddede bisiklet sürerken yalnızca (??), birisi yolunu kesti, Tucson'da insanların nasıl araba kullandığını biliyorsunuz. Birisi onun önünden milimlerle geçti ve o, arabamızdan onlara bağırdı. Onlara ''aptal'' diye bağırdı. Direksiyonu (?) kontrolünü korumaya çalışıyordu. Ve ben 'Bunu Tanrı yaptı' dedim. Bu insana bağırmamalısın. Bu insan aptaldır ve biz bu olay üzerinde iki gündür çalışıyoruz. Dedi ki..(Anlaşılmıyor) Esasen Tanrı'ya itiraz etmiyorum sadece ben..(?) Sinirlendiğinde bununla ilgili düşünmelisin. Ve Tanrı'nın bize söylediği şekilde yaşamak için reddedeceğimiz insanlar için de geçerlidir. (?) Onlara karşı zihnimizle, şüphelerimizle, sözlerimizle, davranışlarımızla sinirlenmemeliyiz. Kendi inancımızdan dolayı kararlı olmalıyız. Burada sorusu olan var mı?
Bir adam: (Anlaşılmıyor)
Reşad: Sana neden vurdu?
Adam: (Anlaşılmıyor)
Reşad: Bunun üzerine gitmeli ve bu kişiyi kışkırtan şeyin ne olduğunu ve senin onu kışkırtacak ne yaptığını bulmalısın. Hikayenin ortasından başladın. Birisi geldi yüzüme yumruk attı. Değil mi? Bu hikayenin ortasıdır. Sonundadır. (Anlaşılmıyor)
Reşad: Fakat bu yumruk dalaşı bir şeyin sonucudur. Nedir bunun kaynağı? Durduk yere yumruk dalaşına girilmez. (Anlaşılmıyor)
Reşad: Biri bana yumruk attığında, ben bu kişiye sinirlenmeyeceğim ve onu kışkırttığım için kendime kızacağım. Bunun nasıl olduğunu sorardım. Onu bu kadar sinirlendirecek ne yaptığımı bulmalıyım. İslama göre eğer birini rahatsız ederseniz/kızdırırsanız ve ya canını yakarsanız bir günah işlemiş olursunuz. Yani bu kişiyi bir şekilde çok incitmiş olabilirsin ve böylelikle gelip yüzüne yumruk atmış. Günah işlersin ve bunun karşılığını ödersin. Yani olan şeye itiraz etmemelisin. Anladın mı?
Reşad: Evet...
Adam: (Anlaşılmıyor)
Reşad: Nasıl seni rahatsız etti? Senden hoşlanmıyorum çünkü sen İranlısın mı?
Adam: Hayır.
Reşad: Örneğin, ne söyledi? Birisi 'Senden hoşlanmıyorum çünkü sen Humeyni taraftarısın.' (mı dedi?)
Adam: (Anlaşılmıyor)
Reşad: Birisi sana 'Senden hoşlanmıyorum çünkü sen Humeyni taraftarısın.' dedi. Bu durumda onun aptal bir insan olduğunu bilirsin. Sana yarglı davranıyordur. Bu yolda yürürken bir köpeğin sana havlaması gibi bir şeydir. Bu durumda ne yaparsın?
Birisi: (Anlaşılmıyor)
Reşad: Hayır, öyle değil. Yalnızca bu insanın söylediklerini dikkate alma. Kavgaya girişme.
Kathryn: Ama ayrıca aileye karşı olan öfkeden, kendini ve aileni korumadan bahsetmiştin. Bu farklı bir durumdur. Hakkın var. Tanrı kendimizi korumamızı söylüyor. İlk olarak öfkelenme hakkımız yok. Kendimizi koruma hakkımız var.
Reşad: Sure 42 Haklarımızı savunmamızı söyler.
Bi adam: (Anlaşılmıyor)
Reşad: Sana vurduğu aşamaya gelmemek daha iyidir. Onları göz ardı ederdim. Aslında daha fazla güç gerektirir. Tahrik olmamak daha büyük güç gerektirir ve (?)yapmamak güç gerektirir münferid olarak düşünüyorum çünkü.. Sam bunun gibi bir durum içinde kalmıştı ve eğer Sam'in yerinde olsaydım testten geçemezdim, yüzüne vururdum. O daha güçlüydü. O doğru olanı yaptı. Karşı çıkamadım.
Bir kadın: (Anlaşılmıyor)
Reşad: Geçen gün birisi onu aşağılamıştı veya buna benzer bir şey. (Anlaşılmıyor)
Reşad: Ayrıntıları hatırlayamıyorum ama kendini kontrol etmek çok şey ifade eder. Bunları göz ardı etmek... Yumruk dalaşına girmemeniz lazım. Yalnızca göz ardı edin. Tahrik olmaktansa kendinizi frenlemek daha fazla güç gerektirir. Eğer yürüyüp giderseniz ve göz ardı ederseniz daha büyük bir insan olursunuz.
Reşad: Evet, evet... Kuran haklarınızı savunma hakkına sahip olduğunuzu söyler. Eğer biri sizin yüzünüze yumruk atarsa ve siz de ona yumruk atarsanız bu sizin hakkınızdır. Ama Tanrı der ki kendinizi frenleyebilirseniz bu daha iyidir, daha güçlü olursunuz.
Reşad: Evet, tabi ki.. Kendini savunma her zaman makul.
Bir adam: Bazen ailem bana dövüşmenin yanlış olduğunu söylüyor..(Anlaşılmıyor)
Reşad: Bunu yapmanın daha fazla güç gerektirdiğini anladınız mı? Hamid...
Hamid: (Anlaşılmıyor)
Kadın: Bu egondur.
Reşad: Beynin tarafından işaretlenmiştir. Sen Tanrı'yla birliktesin. Sana bir şey olmaz. Kazanan olacaksın. Tanrı'nın adamı olduğunda kazanan olacaksın. Endişe etme.
Adam: (Anlaşılmıyor)
Reşad: Belki Kathryn 'kızgınlık' kelimesi yerine 'üzüntü' veya 'hayal kırıklığı' kelimesini kullanmalıydı. Çünkü üzgün veya depresif hale gelmezsin, bu karşı çıkmaktır. Mutluluk, Tanrı'ya adanmaktır. Mutluluk, Tanrı'ya teslimiyettir. Bunların tersi karşı çıkmaktır. Eğer üzgünsen karşı çıkıyorsun anlamına gelir. Bu nedenle belki 'kızgınlık' doğru bir kelime değildir.
Bir adam: (Anlaşılmıyor)
Reşad: Evet, kesinlikle... 3:134 ''kazıminel gayza'' Öfkelerini bastıranlar. İnananların karakteristik özelliklerinden biri öfke bastırıcı olmalarıdır. Hayatı anlamaktır. Kuran'ı okuduğunuzda ve Tanrı'nın mesajını okuduğunuzda hayatın ne anlama geldiğini anlarsınız. Ve birilerinin söyledikleri nedeniyle kızgın olmaya veya yumruk dalaşına girmeye değmeyeceğini anlarsınız. Özellikle bu aptalca bir şeyse... Kesinlikle kendinizi korumak zorundasınız. Ama eğer kaçınırsanız, affedip unutursanız daha güçlü hale gelirsiniz. Kathryn'e dönelim. Bu sureyi bitirebiliriz.
Kathryn: Devam edelim.
Reşad: Ayrıca ilk birkaç ayet hakkında bir yorum yapabilir miyim? İki dakika daha... Gecenin ne olduğunu anlamanızı istiyorum. Kurani gece gün batımıyla başlar. Yani gece boyunca tefekkür edin dediğinde, yarısında veya azında... Gün batımında namaz kıldığınızda Tanrı'yı hatırlarsınız. Gece (Yatsı) namaz kıldığınızda, uyumadan önce Tanrı'nın adını andığınızda... Şafak namazına kalktığınızda orada gecenin yarısını zaten kaplamış olursunuz. Çünkü mesela şu an gece gün batımıyla saat 7'de başlamaktadır. Saat 9'da yatsı namazını kılarsınız. Saat 4'te veya 5'te şafak namazı için kalkarsınız. Yani 9'dan 5'e kadar gecenin iyi bir kısmını kaplarsınız. Kurani gece, Tevrat'taki gece, tüm kutsal kitaplarda gece gün batımıyla başlar. Ve gün, güneşin doğumuyla başlar. Yani gece ortalama 12 saattir. Bu sizlere asla şafak namazını kaçırmamanız gerektiğini söyler. Fecr namazını... Çok şaşırtıcı bir şekilde birçok yeri ziyaret ettim ve insanların yarısının veya daha fazlasının şafak namazını kılmadığını görünce şaşırdım. Kendinize adil davranmıyorsunuz. Görüyorsunuz, Göksel Topluluktayken kalabalığın içine karıştık. Yeniden kalabalığa karışmak istemeyiz. Aynı hatayı tekrar yapmak istemezsiniz. İnsanlar Tanrı'ya karşı o kadar ihmalkardır ki az bir şey yaptığımızda çok şey yaptığımızı zannederiz. Çünkü onlarla karşılaştırıldığında gün içinde namaz kıldığınızda çok şey yapmış olursunuz. Ama kalabalığın içinde kaybolmayın ve yaptıklarınızı Dünya'daki olanlarla ölçmeyin. Çünkü Dünya tamamen Tanrı'ya karşı ihmalkardır. Ve bu size büyük bir adım attığınızı ve çok şey yaptığınızı düşündürür. Bu benim bir sonraki haftamın hutbesi olacak. Kalabalıklarla sürüklenmeyin. İnşallah... Bir sonraki hafta... İnşallah...
Reşad: Evet.
Bir adam: (Anlaşılmıyor)
Reşad: Putperestlik.
Adam: (Anlaşılmıyor)
Reşad: Evet. Her şey affedilebilirdir, cinayet affedilebilirdir. Çalmak, yalan söylemek, dolandırmak... Bütün bunlar affedilebilirdir. Bir insan putperest olarak öldüğünde putperestlik (affedilebilir) değildir.
Adam: (Anlaşılmıyor)
Reşad: Evet. Tövbe ederek tüm kaydını silebilirsin. Tövbe etmek tahtanızı tamamen temizler. Yeni doğmuş bebek gibi olursunuz.
Reşad: Evet.
Bir kadın: (Anlaşılmıyor)
Reşad: Hayır, o sensin ..(?)
Kadın: (Anlaşılmıyor)
Reşad: Evet. Yine bilinen
Bir hata. Bu gerçekten... (?) nadiren hariç gece boyunca tefekkür et. Battaniyenize sarıldığınızda örtülmüş olursunuz.
Kadın: (Anlaşılmıyor)
Reşad: Evet.
Kadın: (Anlaşılmıyor)
Reşad: Fecr namazı... Bunun için zorlu bir yoldan geçiyorsunuz. Ama her gece ve her fecr'de Kuran okumanızı tavsiye ederim.
Kadın: (Anlaşılmıyor)
Reşad: Hayır, hayır, bu zamanı kapsarsınız. Namaz, yalnızca namazı kıldığınız zaman değildir. Bekleme zamanı da ayrıca Tanrı'yı anmadır. Saate bakarsınız ve inşaallah yatsıyı 10 dakikaya kadar kılacağınızı söylersiniz.
Kadın: (Anlaşılmıyor)
Reşad: Doğru... Doğru... Kesinlikle evet. Evet.
Reşad: Bu nedenle 5 vakit namaz bu kadar önemlidir. Çünkü yalnızca birkaç dakika değildir. Yalnızca yaptığınız birkaç dakika değildir. Tamam... Ayet 20'ye dönelim.
Kathryn: Ayet 20?
Reşad: Pardon, nerede kaldıysan.
Kathryn: Ayet 11. Ve bırak cömertçe nimetlendirilmiş olan o reddedicilerin hakkından Ben geleyim; sen sadece onlara biraz zaman ver. [73:12] Biz şiddetli cezalara ve Cehenneme sahibiz. [73:13] Yutulabilmesi zor bir yiyeceğe ve acı veren azaba. Akla gelen şey, onlara yeterince ip verilecek ve kendilerini asacaklar. Ya geçecekler ya da inkar edecekler. Tanrı'nın onlara verdiği testi ya geçecekler ya da başarısız olacaklar. Tanrı'nın onlara diğer insanlara olduğu kadar fazla şans verdiğini bilmek. Tanrı kimin geçeceğini kimin geçemeyeceğini bilir. O en iyi Dizayn Edicidir. Bizler kendimiz için endişelenmeliyiz. Ve bu 10. ayetle ve diğer insanlara nasıl davranmamız gerektiğiyle ilişkilidir. Tanrı, mesajı reddedenlerle ilgilenecektir. [73:14] Yerin ve dağların sarsılacağı ve dağların ağırlığı olmayan bir yığına dönüşeceği gün gelecek. Diriliş günü veya Yargı günü ile ilgili başka ifadeler de vardır ki o zaman yeryüzü şeklini değiştirecektir. Yeryüzü ve dağlar bizim algımıza göre her şeyden daha katı görünmektedir. Bu nedenle bu Tanrı'nın ne olacağını bir cümleyle anlatırken kullandığı çok güzel bir metafordur. Yeryüzünün için erimiş lavlarla kaplıdır. Katı olan hiçbir şey yoktur. Yakın zamanda ben de bir hastalık geçirdim ki o, dokunduğumuz, kokladığımız, hissettiğimiz, yaşamımızın parçası olan katı yeryüzünü, katı Dünya'yı tahrif etti. Ve bu Dünya illüzyonunu sildi. Ve bu çok ilginç bir deneyimdi çünkü batıyormuş gibi hissediyorsunuz. Ve onu tarif etmek için düşünebileceğim tek yol korkunçtu aynı zamanda. Astronotların uzayda neler hissettiğini hayal edebilirim. Ve bir yerlerle bağlantı kurmanın yolu vardı.
Reşad: Demek ki senin ruhun çok hızlı büyüyor.
Kathryn: Umarım, gerçekten umarım, umutsuzca umarım.
Reşad: Yerçekimsiz gibisin.
Kathryn: Emin değilim ..(?) Her durumda bu, ne olacağına dair çok güzel bir metafor. Ve bu yeryüzünün bir illüzyon olduğunu, bu yaşamın geçici bir oyun olduğunu ve yalnızca Tanrı'nın merhameti nedeniyle kurulduğunu hatırlatıyor. O, bize başka bir şans verdi. Biz ilkinde batırdık. Biz ilkinde batırdık. Bunun 'belki'si yok. Biz sana bir elçi gönderdik. Biz Firavun'a da elçi gönderdik. O, itaatsizlik etti ve biz onu şiddetli bir şekilde cezalandırdık. [73:17] Eğer inkâr ederseniz, yeni doğan bebekleri saçları ağarmış yapan çok korkunç bir günden nasıl kurtulabilirsiniz? Hastalığın ismini bilmiyorum ama çok az rastlanan bir hastalık var. Sanırım Rabbi Kushner'in oğlunda bu hastalık vardı. Hastalığın tıbbi ismini bilmiyorum. Küçük çocuklar hala genç yaştayken yaşlanıyorlar. Bu çok nadir görülen bir hastalık. Kuran inerken bu hastalık var mıydı bilmiyorum. Ama bu da ayrıca Diriliş gününde yaşamımızın bize nasıl görüneceği ile ilgili çok güzel bir metafor. Bir saat, bir dakika yaşamış gibi olacağız.
Reşad: İngilizce'de de '' korkup beyaza dönmüş'' deniyor. Neden bilmiyorum.
Kathryn: Kesinlikle..
Reşad: Ne oluyor?
Kathryn: Progeria (erken yaşlanma hastalığı)
Reşad: Bu sadece bir atasözü..
Kathryn: Gerçek olan bunun olacak olmasıdır. Ama bu ayrıca hayatımızın kısalığıyla ilgili bir metafordur. [73:18] Gök ondan dolayı paramparça olacak. O’nun vaadi gerçektir. Garanti. Her zaman oradadır. Yerleşiktir. [73:19] Bu bir hatırlatıcıdır; her kim irade kullanırsa, Rabbine giden yolu seçsin. İnsanoğlu tam özgürlüğe sahiptir. Bu, insanın ızdırabıdır, ve insan için lütuftur ve bir kurtuluş umududur. Eğer yalnızca Allah'ı seçersek Tanrı her zaman bizimle olur. Eğer seçmezsek ve insanın eğilimi .., eğilimimiz kendimize tapmaktır(?). Bu son kale. Çok çocuğumuz olduğunda, paramız, ünümüz olduğunda kendimize döneriz. Yani bu sürekli dengeyi sağlayan eylemdir. Eğer yalnızca Allah'ı seçerseniz en dar yol sizi ona düşmekten kurtaracaktır. Ve yine birisinin bana iki defa '' yazıklar olsun'' dediğini hatırlıyorum. Bana yazıklar olsun. Bu benim ikinci seferimdi ve bu utanç bana aittir. Eğer bu sefer doğru bir şekilde anlamazsam.
Ayet 20... Rabbin, senin gecenin üçte ikisi veya yarısı yahut üçte biri boyunca tefekkür ettiğini biliyor. O sizin bunu her zaman yapamayacağınızı bilir. Ve O sizi affetti. Bizi Tanrı yaptı. Bizim limitlerimizin ne olduğunu bilir. Belirli zaman uyumamız gerektiğini bilir. Ve tüm yaşamımız boyunca bütün gece boyunca uyumadan, Kuran okuyarak ve tefekkür halinde kalamayız. Bu nedenle merhametli bir biçimde bizi karşılar ve ne kadar okuyabiliyorsanız onu yapın der. Ve bu sayede hastalık için izin verir, seyahat için izin verir ve bu hayatın gereklilikleri için izin verir. Sürekli bizlere 24 saat Tanrı'nın farkında olmamız gerektiğini hatırlatır. Burada bir ayet var, ayetin bir parçasında 'Ondan ne okuyabilirseniz onu okuyun ve iletişim dualarını (Namazı) yerine getirin' diyor. Kuran'da iletişim duaları (namazdan) bahsedilme şekli herkes onu biliyormuş gibidir. Çünkü Kuran indirildiği zamanlarda herkes bunu yapıyordu. Yani bu yaygın bir uygulamaydı. (?) yaygın bir uygulamaydı. Ve bu nedenle bizler Salatın (Namazın) tarifini ve detayını Kuran'da göremeyiz. Zorunlu bağışı (Zekatı) verin ve Tanrı'ya bir doğruluk borcu verin. Ruhlarınız adına önden ne gönderirseniz, onu Tanrı katında çok daha iyi ve cömertçe ödüllendirilmiş olarak bulacaksınız. Bu Reşad'ın hakkında konuştuğu PRA (Emeklilik sonrası hesap) tır. Ve bu emeklilik sonrası hesabımızla ne yaptığımızla ilgili muhteşem bir gerçeğe dayalı anlama yoludur. Bizler burada 1'e 10 alırız dostlar. Garanti edilmiştir. 1'e 10 alırız. Çok fazla şey yapmaya ihtiyacımız yoktur. Çok fazla doğruluk... Yalnızca Tanrı. Ve ruhlarımız büyür ve genişler. Ne kadar büyük olduğuyla ilgili bile bir fikrimiz yok. Reşad bize ‘sabah uyandığında ilk iş olarak Bismillah demediğin için 10 dolar park cezası’ gibi sayılar verdiğinde bu gerçektir, bu bir şaka değil. Demek istediğim büyük darbe almış oluruz çünkü bu hepimizle ilgili (??) ama bu gerçektir. Yani yine 24 saat Tanrı bilincinde olmak hedefimizdir. Doğruluk ve Tanrı'nın bizden yapmamızı istediği Kuran'ın talimatlarına göre yaşamak... Tanrı'nın izniyle bu sayede hiçbir park cezası ödemek zorunda kalmayız "Ve Tanrı’ya bağışlanma için yalvarın. Tanrı Bağışlayıcıdır, En Merhametli Olandır." Her gün ve bugüne kadar Tanrı'nın O'nu çağırdığımızı bildiğini söyleriz. Bu cümlenin içerisinde bir şart yoktur. Bir şart yoktur. Eğer mavi elbiseni giydiğinde ve öğleden sonra beş dakika onu anarsan hiçbir şart yoktur. Tanrı yalnızca O'nu ananları duyar. Bu şartsızdır. Bu, En Merhametli olan Tanrı'dır. O, her zaman bizim için oradadır. İhtiyacımız olan her şey O'nun çevresinde dolanmaktır. (O'nunla olmaktır) Ben burada bitireceğim.
Reşad: Tanrı seni korusun. Muhteşem bir iş MaşaAllah..
Bir kadın: (Anlaşılmıyor)
Reşad: Ruhum yemiyor.
Kadın: Evet...
Kadın: (Anlaşılmıyor)
Reşad: Bu, uzun zaman sonra Fecr namazını kaçırmak alakalı olmalı. Tanrı, her zaman yapamayacağınızı söyler. Belki ayda bir Fecri kaçırırsınız. Ama gerçekten bu minimumdur. Şafak namazı da dahil olmak üzere 5 vakit namaz, Şafak namazını kılmak sizin için çok önemlidir. Alarmınızı kurmalı, kalkmalısınız. Şu an bunu sabah 5.15'ten önce yapmalısınız. Birçoğu terk eder çünkü o gittikçe uzuyor. Ve sizler terk edenler olmak istemezsiniz.
Kadın: (Anlaşılmıyor)
Reşad: 5:15... 5:15'ten önce.
Kadın: (Anlaşılmıyor)
Reşad: Bu yorgun olduğunuz, çok yorgun olduğunuz anlamına gelir. Yorgun olduğunuz için Fecr namazına kalkamadınız. Ekstra çaba harcarsınız.
Reşad: Evet... sayahat edersiniz ve zamanınız karışır. New York'a seyahat ettiniz. Gece 12'de oradan ayrıldınız, buraya geldiniz ve şafak New York saatiyle 2'deydi. Yani uyumak için 2 saat. Büyük olasılıkla o gün fecri kaçırırsınız.
Kadın: (Anlaşılmıyor)
Reşad: Hayır hayır. İş dediniz. İşinizi yapıyorsunuz. Belki işinizden dolayı yorgunsunuz. Belki gün boyunca, sabah 3'e kadar kazı yaptınız. O gece Fecr boyunca uyuma ihtimaliniz var. Tanrı'nın hükümlerinin peşinde seyahat etmek iş yapmak anlamına gelir. Siz iş yapıyoruz.
Bence burada durmalıyız. Haftaya öğretmenimiz Dr. Sabahi. Yani Farsça çevirinin ne söylediğini göreceğiz. Amir babanla oturabilir ve ona biraz bilgi verebilirsiniz. Dr. Sabahi sure 74, 75, 76'yı ele alacak. Bu nedenle yeni çevirinizi yanınıza alın. Unutmayın. Bugün doğum günleri için birçok Fatiha okumamız gerekiyor. Lydia, Annie, Douglas... Dördüncü kim?
Kadın: Lydia... Amir...
Reşad: Bakın Amiri unuttum. Amir'i nasıl unutabilirim.
Reşad: Amir bu odadaki en önemli kişi.
Kadın: Neden?
Reşad: Neden mi? Neden olduğunu sen açıkla.
Reşad: Amir'i nasıl unutabilirim. Tamam... Amir, Annie, Douglas ve Lydia'ya güzel bir yıl geçirmeleri için Fatiha okuyacağız. Gelecek yıl ve bundan sonra gelecek her yılın daha iyi olması için... Durumların yalnızca daha iyiye gitmesi inananların özellikleridir. İnananlar için durumlar daha iyiye gider. Her gelen gün geçen günden daha iyidir. Ayrıca Mehvesh'e Fatiha okuduğumda belki kısa zamanda İran'a gider ve ona başarı diliyoruz ve Tanrı ona güzel bir seyahat nasip eder inşallah. Tanrı el-Fatiha okuduğumuzda bizi asla geri çevirmez. Ve Kathryn onun saklanmasına(?) neden olan hastalıktan bahsetti.
Kathryn: Bu doğru...
Reşad: Yani bizler, Tanrı bizi "İyyâke na'budu Ve iyyâke neste'în" demeye yönlendiyor. Yalnızca O'na tapıyoruz ve onu iyileştirmesini istiyoruz. Ve herbirinizin en içten dilekleri, ayrıca bunları Tanrı'dan istemelisiniz. Tanrı, ona yalvardığınızda sizi sever. Ve Fatiha okumadan önce 'Bekaret' isimli eki bitirdiğimi hatırlatmak istiyorum. Ve o 'İnananların oğulları ve kızlarına ısrarla öğretilmeli ve kendi mutlulukları için kendilerini eşleri, evlenecekleri kişiler için saklamalılar' şeklinde başlıyor. Yani tüm ebeveynlere bu sayfanın kopyasını almaları için sesleniyorum. Sadece bir sayfa. Alın ve çocuklarınıza iletin. Belki sizler için utanç verici bir konu olabilir ama bu çok önemli bir konudur. Ve bu sayfaları istemek, almak ve çocuklarınızla okumak için hiçbir zaman çok erken değildir, hiçbir zaman çok geç değildir. Ve şimdi tüm ihtiyaçlarımız için el-Fatiha. Tanrı'ya dönelim ve el-Fatiha okuyalım.
Bismillahirrahmanirrahim Elhamdulillâhi rabbil'alemin Errahmânir'rahim Mâliki yevmiddin İyyâke na'budu Ve iyyâke neste'în İhdinessirâtal mustakîm Sirâtallezine en'amte aleyhim Ğayrilmağdûbi aleyhim ve leddâllîn
Bitirmeden önce yalnızca iki dakika sure 54'teki birkaç ayetle ilgili bir şeyler hatırlatmak istiyorum. O der ki sizi mutlu eden Tanrı'dır. Mutluluğunuzu ya da üzüntünüzü kontrol eden O'dur. Tanrı size üzüntü vermez. Bizler kendimizi üzgün hale getiririz. Ama Tanrı mutluluğumuzu ve üzüntümüzü kontrol eder. Arapçası "Ve ennehu huve edhake ve ebkâ" Güldüren de ağlatan da O'dur. (Arapçası) Servetinizi, zenginliğinizi kontrol eden O'dur. Sizi zengin veya fakir yapan O'dur. Yani bunu hatırlayın. Tanrı sizi mutluluğunuzu ve neşenizi kontrol eden, zenginliğinizi kontrol eden Tek Varlıktır. Ki bu eğer Tanrı'nın yasalarını takip ederseniz mükemmel bir hayatı, mükemmel mutluluğu garantilemeniz anlamına gelir. Tebrikler... Tanrı sizi korusun.