Transcription
Abiler, 3. Ahmet zamanı bir tane kale var; kalede 3.500 tane Osmanlı askeri var, kaleyi savunuyor. 3. Ahmet zamanı, Yunus Voyvoda saldırıyor bu kaleye, 3 gün boyunca top yağmuruna tutuyor kaleyi. Daha sonra 3500 askerle beraber kaleyi Osmanlı'dan alıyor Voyvoda.
Kaleyi aldıktan sonra düşük rütbeli askerleri kazığa oturtuyor ki; Kazıklı Voyvoda ismini duymuşsunuzdur, oradan geliyor. Üst rütbelileri de şişe takıp, çevirip, askerleriyle beraber yiyorlar. İnsan eti yiyorlar Turgay abi. Bunun bir üstünden, son nokta vahşetinden bahsedebilir misiniz? Bunun bir tık üstünü konuşabilir misiniz? Ne kadar ciddi bir zulüm.
Bir de bunun zıt örneği var; Kanuni Sultan Süleyman zamanında, Kanuni Sultan Süleyman sefere gidiyor, padişah otağı var, otağını bir yere kuracaklar, tam otağı kurulacakken bir bakıyorlar Sinan, otağı kuracakları yerde bir karınca yuvası var. Karınca yuvası olunca dönemin kadısı Suud Efendi'ye küçük bir pusula gönderiyor. Orada öyle, işleri sürekli dönemin kadısından haberli yapıyorlar Ömer. Bir pusula gönderiyor ve pusulada şöyle yazıyor: "Otağımın çadırını karıncalar basınca, bir mahsuru var mıdır, karıncayı kırınca?" Ebu Suud'tan cevap geliyor: "Yarın hakkın divanına varınca, Süleyman'dan hakkın alır karınca" diye. Böyle bir pusula gelince, karıncalar incinmesin diye bir padişah otağını, dünyanın dörtte üçüne hükümran olan bir Sultan, Kanuni Sultan Süleyman, bırak o dizilerdeki martavalları, esası budur. Kanuni Sultan Süleyman, bir karıncayı incitmemek için otağın yerini değiştirtiyor.
Bir köşede insanları şişe takıp yiyebilecek bir mide mevcutken Mert, öteki köşede karınca incitmeyen bir insan mevcut. Peki bu aradaki uçurum nasıl böyle oluyor Turgay abi? Bizde, 'Ene' diye gizli bir anahtar var abi, bugünkü dersimiz bu. Enaniyet de deniyor Gökhan, ene diye de biliniyor. Gökhan ne demek ene? Ben demek. Bizde benlik mevcut, bunun kötü kullanımı insan eti yedirtebilecek kadar bir vahşete sürüklerken Fatih, iyi kullanımı bir Kanuni Sultan Süleyman örneğine insanı sürükleyebiliyor. Bu enenin anahtarı mevcut.
Bakın, mesele daha da ince aslında, Resulullah (s.a.v) zamanında, Peygamber Aleyhisselam'a en çok çile çektiren insan kimdi Aydın? Ebu Cehil idi değil mi? Ebu Cehil, Efendimiz'le (s.a.v) çok uğraşmış ve şu an belki cehennemin en dibindeki adamlardan biri, doğru mudur Turgay abi? Resulullah'ın (s.a.v) sürekli tebliğiyle uğraşmış mı Ali abi? Uğraşmış, peki soruyorum; Ebu Cehil'in sıfatı nedir? Ebu Cehil kafir midir? Yani direkt Allah'ı inkar eden, yoksa Ebu Cehil münafık mıdır? Müslüman gibi gözüküp, Müslüman olmayan, yoksa Ebu Cehil müşrik midir? Allah'a ortak koşan, hangisidir Gökhan? Müşriktir. Yani, işin garip kısmına bak, Ebu Cehil bir Allah var diyor, otomatikman inkar etmiyor, o ayrı. Diyor ki: "Bir Allah vardır, ama bana sağlığı bu put verir. Bir Allah vardır, ama bebek istersem bu puta giderim." diyor. "Bir Allah vardır, rızık istersem, bir de rızık Tanrısı var, ona giderim." diyor. Evet, "Bir Allah vardır ama huzur istersem huzur Tanrısı var, ona giderim" diyor. Günümüzde, bir Allah var diyen insanlar, Rezzak olarak patronunu belliyorsa, Ebu Cehil'den farkı ne? Hani Şafi Allah'tı, neden o doktoru Allah'tan daha çok övüyorsun? Neden bu doktor olmasaydı asla şifa bulamazdım diyorsun? Hani Rezzak olan Allah'tı, hani Vedud olan, sevme ve sevilmeyi yaratan Allah'tı, neden bu kız olmazsa asla yapamam, diyorsun? Bakın, çok ince bir mesele var, bugün konu çok fena. Ben bu işleri ilk öğrendiğim gün dedim ki: 'Bu Ebu Cehil denen adam kafirdir herhalde, Allah'ı inkar ediyordur' diyordum, etmiyormuş. Bir Allah var, ama Allah'ın icraat-ı sübhanesini, esmasını, sıfatlarını putlara veriyor. Düşünebiliyor musun olayı?
Resulullah (s.a.v) kaç yaşında peygamber oluyor Gökhan? 40 yaşında nübüvvete eriyor, doğru mudur? 40 yaşında peygamberliği iniyor. Peki bir soru daha soracağım, namaz ne zaman farz oluyor bize Yunus? Miraç'ta, kaç yıl sonra? 11 yıl sonra takriben. Bir şey soracağım, 40 yaşında bir nübüvvet geldi mi? Namaz ne zaman farz oldu; 11 yıl sonra. 11 yıl boyunca ne yapmışlar abi? Bize nasıl öğretildi? Allah'ını, Rabbini bildiğin an dua ile başlanmalı, namazla başlanmalı, ibadetle başlanmalı. Ben diyorum ki, namaz bile 11 yıl sonra başlamış, ne ile başlamışlar, 11 yıl ne yapmışlar? Maarifetullah denen, nasıl bir Allah'a iman ediyorum, inandığım Allah'ın özellikleri, vasıfları nelerdir, Allah'ın icraat-ı sübhanesi nedir, bilmezsem ben de Ebu Cehil gibi Allah'ın sıfat ve esmalarını tutup putlara verebilir miyim? Resulullah (s.a.v), bunun endişesiyle 11 yıl boyunca iman hakikatleri dersleri vermiş ve demiş ki: "Sizin inandığınız, medet beklediğiniz putlar bunları vermeye muktedir değildir. Bütün bunların üzerinde sadece bir Rab vardır. La ilahe illallah" demiş. Allah var diyoruz değil mi biz de? Sağlık, probleme geçince neden doktor veriyor sağlığı, orayı anlayamadım. Bir Allah var diyoruz, değil mi abi? Bu rızık mevzu olunca, neden patron Allah'ın önüne geçiyor? Nasıl oluyor o iş? İşte bugün ana konu burası. Bizler, nasıl bir Allah'a iman etmemiz noktasında problem yaşadığımızdan, mesele baştan kopuyor. Yani bu ene denen olay, Maarifetullah ilmiyle, yani nasıl bir Allah'a iman ediyorum, ilmiyle birleşirse Burak abi, cennetin kapılarını açacakken, Maarifetullah ilminden uzaklaşırsa, cehennemin dibine kadar adamı götürebiliyor Turgay abi.
Enenin kötü kullanımını bugüne kadar hep konuştuk. Ben bugün, iyi kullanımını anlatacağım aslında. Mesela ne derler halk arasında; 'ya enaniyet yapma' derler, nefsine yenilme derler. Doğru mu abi? Enaniyet nasıl başlıyor? Önce egoistlikle başlıyor Ali abi, birinci kademe, ne oluyor? Bütün meselelerde kendi menfaatini düşünür, bir aslan payı varsa, aslan payı benim olsun ister. Bu ne oluyor abi; egoist oluyor. Egoisti beslemeye devam ettikçe, bir üst basamağa çıkıyor; Egosantrizm. Duydun mu hiç daha önce, Ersin Kral? Psikolojik bir bozukluk bu. Bütün meselelerde mutlaka adının karışmasını ister, kendiyle ilişkili olmayan hiçbir meseleye tahammül edemez. Enenin, yani benliğin kötü kullanımının ikinci basamağı, etrafınızda görmüşsünüzdür. Mesela Egosantrik insanın örneği nedir? Sen dersin ki: 'Ya geçen Adana'da baraja gitmiştim, mutlaka atlanması lazım.' 'Ben de gitmiştim' der. Dersin ki: 'Geçen su içmiştim.' 'Aa, halamın kızı da içiyor o sudan' der. Dersin ki: 'Geçenlerde paraşütle atladım.' 'Ay benim eltim de atladı.' Yani mutlaka katacak, kendisinin çeşnisi olmayan hiçbir meseleye tahammül edemiyor Burak abi. Egosantrizm, beslenmeye devam ettikten sonra ciddi tehlikeli bir üst kademeye çıkıyor. Ne oluyor abi? Narsist oluyor, yani kişinin kendisine tapması demek Yunus. Narsizm, kendine tapma dediğimiz ciddi bir problem, narsist insanlar her daim ilgi odakta olmak isterler. Eğer insanların odağından düşerlerse, kendilerini jiletlemekten çekinmezler ilgiyi tekrar çekmek için. İnsanların odağından düşerlerse, hap atıp intihar etmekten çekinmezler tekrar ilgi odağı olmak için. Gündemden düşerlerse, aklınıza gelebilecek kendilerine zarar verebilecek bütün hadiseleri yapabilirler. Amaç ne? Bütün dünyanın, onların merkezinde dönmesi lazımdır, yani ene denen bir anahtar var ya, kainatın kapılarını açan bu enenin kötü kullanımında, egoist, egosantrist, narsizim gibi akıl almaz basamakları var Turgay abi. Bunlar yine biraz gözle görülebilir hadiseler. Hani bir insana bakarsın Gökhan, biraz bu meselelere vakıfsan çözersin, bu arkadaşın, ego noktasında biraz problemi var, diyebilirsin. Ama gizli ene diye bir olay var Turgay abi, yani bu bu meselenin sıkıntılı noktası. Gizli enaniyetteki insanın dış kalıbına baktığında Turgay abi, muazzam bir Müslüman görürsün. Hatta mükemmel sünnetleri olan, sarığı, cübbesi, sakalı. Bunlar dahi eksik olmaz. Yani dışına baktığında bir problem göremezsin Gökhan, ama içini öyle kurt yiyordur ki, hiçim diyerek, kendisini en yüksek makama çıkarmaya çalışıyordur. Anladın mı olayı? Buna gizli enaniyet deniyor. Bu yüzden insanlar, helal dairede kalınma zorunluğu ve şartı ile, fıtri olmak zorundalardır. Kendi iç sesleri olmayan işleri yansıtmak, birer gizli enaniyettir.
Konuyu baştan alıyorum, bizim kainata gelişimizin birinci amacı; dua, ibadet, namaz değil. Maarifetullah denen, Allah'ı tanıma ilmi. Gökhan, burada problem var mı? Peki biz Maarifetullah denen Allah'ı tanımayı nasıl yapacağız Yunus? Bütün kainatta Allah'ın esması mevcut, Cenab-ı Allah'ın esmalarını okuyarak, ben nasıl bir Allah'a iman ediyorum, bunu tanıyacağız. Mesela Yunus, ben sana içimden gelse bir tane gül uzatıp versem, içimden geldi ama sen de dedin ki: 'Mehmet abi, verdiğin bu gülde 33 tane diken var, boyu 37 santim, 73 tane çelenk var, rengi kırmızı, altı da yeşil' desen, ne yaparım? Bir daha sana gül verirsem adam değilim. Niye? Ben gülü onun için mi uzattım ona Gökhan? Ne demek gülü uzatmak, seni seviyorum demek. Peki şimdi bütün kainattaki güllere bak, demek ki; Rabbin seni daha çok seviyor. Anladın mı Esma okumak ne demek? Kainata gelişimizin birinci amacı neydi Yunus? Maarifetullah. Peki bunu nasıl yapacağız; esma-i ilahiyeyi okuyarak. Esma-i ilahiyeyi okumaya yarayan araca da; ''Ene'' deniyor abiler. Şu dakikaya kadar enaniyetin kötü huylusunu anlattım, bundan sonra hiçbir yerde duyamayacağınız enaniyetin olumlu kullanım alanına geçiyoruz. Lütfen, çok dikkatle dersi dinlemenizi önemle rica ediyorum. Ene, ene ne demekti kardeşim? Ben demek değil mi? Menfi kullanımları zihninde oturdu, problem yok, olumlu kullanmak da Allah'ı tanıtıyormuş, bakalım o nasıl olacak? Künuz-u mahviye olan, yani gizli hazine olan esma-i ilahiyenin anahtarı olduğu gibi, demek ki ene neymiş abi, bir anahtar değil mi? Anahtarsa Turgay abi, kapının arkasında bizim görmediğimiz bir şeyler vardır ve o görmediğimiz şeyleri çözdürür. Eskiden Ali abi, sinemada böyle negatifler vardı, negatiflere ışık vururlardı, duvarda yansırdı, bildiniz mi? İşte o ışığı vurdurup bu kainattaki bütün olayların arkasında Allah'ın esmasını okumamıza yarayan şeye, ene deniyor abi. Ene, künuz-u mahviye olan esma-i ilahiyenin anahtarı olduğu gibi, kainatın tılsım-ı muğlagının, yani kainatta çözülemeyen gizemlerin dahi anahtarı olarak bir muamma-i mülşkül kuşağıdır, bir tılsım-ı hayret fezadır. Yani ene böyle bizim bildiğimiz gibi, ya enaniyet yap, öyle değil, enaniyet dediğin olay, hayret verici bir olaydır, diyor bak, birazdan gireceğiz. O ene, mahiyetinin bilinmesiyle, yani ben bu eneyi nasıl kullanırım, sabahtan beri Allah'ı tanımak için kullanılır diyorsun, işte o kullanım şeklinin bilinmesiyle o garip muamma ve acayip tılsım olan ene açılır ve kainat tılsımını ve alemin vücubun kuruzunu dahi açar.
Şimdi derinlere giriyoruz, çok dikkat edin, sani-i hakim, ne demek Gökhan? Her şeyi sanatla yaratan Allah. İnsanın eline emanet olarak rububiyetinin sıfat ve şûnâtının hakikatlerini gösterecek, tanıttıracak işaret ve numuneleri cami bir ene vermiş. Ta ki o ene, bir vahid-i kıyas olsun. Şimdi konuya giriyoruz, vahid-i kıyasî ne demek abi? Vahidi kıyas; kıyaslama birimi demek. Şimdi lütfen dikkatleri verin, normalde şuna 1 metre diyelim 30 cm'e, normalde 1 metrenin hakikati var mıdır Gökhan? Yani öyle bir metre ki, kainatta doğduğunda, o bir metre öyle yaratılmış, var mıdır? Yoktur. Ne olmuş, niye bu bir metre? İnsanlar işlerini rahat yapsın, bir kıyaslama birimi olsun diye buna bir isim veriyorlar ve diyorlar ki; biz buna 1 metre diyelim, işlerimiz kolay görülsün, doğru mu Turgay abi? Peki abi, normalde 1 kilo diye bir şey var mı? Yok, peki neden buna bir kilo diyoruz? Buna 1 kilo demezsek ortak bir dil oluşturamayız ve ben 75 kg, Turgay abi 100 kilo mu, 90 kilo mu buradan iyi etli gözüküyor, ne olduğu birbirlerine çok karışır. Cümlem çok önemli, dikkat edin, kıyaslamadan tanıyamazsın. Bunu kıyaslayacağım ki, Mehmet'in üstündeki kumaş kaç metre, ölçebileyim, bununla kıyaslayacağım ki, Mehmet kaç kilo tanıyabileyim, doğru mu? Enaniyetle kıyaslayacağım ki, Allah'ı tanıyabileyim. Nasıl? Şimdi dikkatli dinle, ben görmek nedir bilmeseydim, Allah da, ben gören bir yaratıcıyım deseydi Kemal, anlayabilir miydim? Enaniyet nasıl kullanıldı anladın mı? Allah diyor ki, ben işiten bir yaratıcıyım, ben işitmek nedir bilmiyorum, anlayabilir miydim abi Allah nasıl işitiyor? Anlayamazdım. Kaan abi, bende acıkma diye bir şey yok, Allah da diyor ki; ben Rezzak'ım, anlama ihtimalim var mı Turgay abi? İmkanı yok. Ben hastalanmıyorum abi, düşün, hiç hastalanmıyorum, Allah da diyor ki; senin yaratıcın Şafi'dir, hiç anlama ihtimalim var mı Resul? Demek ki; ene denen benlik duygusu, Allah'ın özelliklerini tanımamda başrol oynuyor. Çok önemli burası, mesela şurayı benim evim düşünün, nasıl bu evi, bu haneyi ben Mehmet idare edip yürütüyorum, işte Allah da kainatı o şekilde idare edip yürütüyor. Ben bütün bunları, ene denen gizli anahtar vesilesiyle tanıyabiliyorum.
Bak şimdi Turgay abi, seni biraz yorayım mı, bir ayağa kalksana sana zahmet. Turgay abicim ayağa sen mi kalktın? Nereden öğrendin? Bir insanın, kendisinin ayağa kalkabilmesi için, kainattaki karbon döngüsünün %1 oranını koruması şart, doğru mu? Çünkü; kalkma eylemi olunca kainat yerle yeksan olur. Azot döngüsünün, aynı oranda oksijen döngüsünün, Dünya'nın kendi ekseninde 1670 km, Güneş ekseninde 108.000 km, 400 milyar Samanyolu galaksisi, hangi kas grubunu kullanmayı bilmeyen, hangi kemik yapısını kullanmayı bilmeyen, hangisinin iletimi ne, o hücreleri besleme, bir insanın şu eli ben kaldırdım demesi için, bütün bu saydığım sistemlere de hakim olmak zorunda. Madem bu sistemlere hakim değilsin, sen kalkmayı istedin, Allah da o eylemi yarattı. Allah'ın bu eylemi yaratabileceğini nasıl anladım? Ene vasıtası ile anladım.
Bakın çok önemli, bir örnek daha geliyor, lütfen dikkati verin, mesele çok mühim. Şimdi şu elimde bir ayna olsa, Gökhan dikkatin burada değil mi? Bu da Güneş, ben aynaya desem ki, yahu ayna, sende biraz ışık var gibi, doğru olur değil mi? Peki aynanın kendi yapısında mı ışık vardır, yoksa Güneş kaynaklı mıdır? Güneş, doğru mu? Güneşi kessem ayna ne olur, mahvolur. Peki bu aynaya güneş değe değe biraz ısı da verdi mi? Verdi, peki aynanın kendi özelliği mi ısınması, yoksa Güneş olduğu için mi aynayı ısıtıyordur? Güneş olduğundan bu özellikleri alması gibi, Allah'ın külli iradesini ana trafo gibi düşünün, her biri bizlere cüz'i irade yayılıyor. Allah görüyor, bize de o şekilde gösteriyor, Allah duyuyor, bize de o şekilde duyuruyor. Madem kainatta her şeyin idaresi Allah'ın elinde, ve bizlerin enaniyeti Allah'ı tanımak için verilmiş, madem esas Rezzak O'dur, bir gün bir patron size çıkıp gelse, dese ki, düzgün yap şu işlerini, senin patronun benim, rızkını ben veriyorum, ne olur? Selamun aleyküm. Sen bir gün çıkıp desen ki, yahu şu sevdiğim kız var ya, bu olmadan asla yaşayamam desen, halbuki, bütün bunların idaresi Allah'ın elindeyken senin yaptığın ne olur? Madem her şeyin iradesi ve idaresi Cenab-ı Allah'ın elindedir, insan şöyle demeli Turgay abi: "Kesik elimi bile gözlerimin önünde ispat olsun diye diken Allah'ım, affet gönlüm yarıldığında başka cerrahlara gittiğim için." Allah rızası için El-Fatiha.