Transcription
Günaydın, hoş geldiniz. Çok teşekkür ediyorum. Bu sabah da benimle birlikte olduğunuz, evlerinize, iş yerlerinize konuk ettiğiniz, benim çalışma odama misafir geldiğiniz ama en çok bu yayın boyunca mümkün olduğunca ön yargılarınızdan kurtularak sadece ülke için konuşmaya hazır şekilde burada bulunduğunuz için sağ olun, var olun.
Dünyanın neresinden katılıyorsanız bu yayına ve bulunduğunuz yerde insanlar birbirlerine hangi dilden günaydın diyorsa o dilden günaydın dediğimi varsayın lütfen. Rojbaş, Parilis Good Morning, Kun Morgan Bonjur, Bonjorno, Dobriotro, Cin Dobre, Yoregelt, Homenta, Selamünaleyküm, Kalimera, Sabah Elayır, Boreda, Habari, Dilam, Şvi, Obisa, Dogi Tanan, Nihao, Boynosias, Aloha ne diyorsanız. Günaydın.
Yayının başladığını sosyal medyada ufacık bir paylaşımla duyurur. Diğer dostları da davet ederseniz çok sevinirim.
Aslında bugünkü yayının başlığı "Bugün Gözaltına Alınacak İsimler" diye olacaktı ama sonrasında çalınanların açıklanamayacağını düşünüp böyle bir şey yapmak zorunda hissettim kendimi. Dün sabah yayında biliyorsunuz bir 67 saat önce olmuş diyerek duyurmuştum. Tiyatro sanatçısı, oyuncu, yönetmen, e aynı zamanda eee İzmir şehir tiyatrolarının başındaki isim Levent Üzümcü gözaltına alındığını duyurmuştu sosyal medya hesabından. Dün akşam yine avukat Uğur Poyraz eşliğinde adli kontrol şartıyla salındığını öğrendik. Ev hapsi verilmiş. Ev hapsinin yanında bir de yurt dışına çıkış yasağı verilmiş. Herhalde Levent'in evden çıkmadan yurt dışına çıkabileceğini düşünüyorlar. Öyle bir ihtimal de olabilir. Yapar çünkü öyle cevval bir olandır.
Fakat sabah daha yayın hazırlığı devam ederken ahbap soruşturması kapsamında bu kez Oğuzhan Uğur'un alındığını öğrendik. İşte mevzular açık mikrofon biliyorsunuz. eee toplumun yine böyle hani çok yapılan programlarını dikkatle izlediği YouTuber YouTuberlardan YouTuberlardan bir tanesi. Eee ve onun gözaltına alındığını gördük. İki gün önce yaptığı paylaşım Haluk Levent'le ilgili yaptığı paylaşımı konuşuyordu insanlar bu arada işte çok pişmanım hepinizden özür diliyorum falan. Pelin Batu da aynı şekilde bir açıklama yapmıştı. Eee işte devletin kurumlarına güveneceğim artık hangi kurumlardan söz ediyor bilmiyorum. Herhalde hani Devlet Malzeme Ofisi falan olsa gerek. Bilemedim yani ne olduğunu tam olarak kestiremediğim devlet kurumlarından söz ediyor. Ama Oğuzhan Uğur bu soruşturma kapsamında evinde bir arama yapılarak gözaltına alındığı duyuruldu.
Her gün yeni bir gözaltı haberiyle kalkıyoruz, başlıyoruz hayata. İşte ya geceden olmuş oluyor ya sabaha bekliyorlar. Bir gün önce yine biliyorsunuz uyuşturucu soruşturması vardı. Yani öyle olduğunu tahmin ediyoruz. Ne olduğunu da çok fazla bilebilme şansımız yok. Kamuoyunun yakından tanıdığı ünlüler. Böyle bir kalıp var. O kalıptaki insanlar alınmıştı. Onlardan bir grubu serbest bırakıldı. Dört hakkında tutuklama verilmişti. Bir tanesi daha salındı. Üç kişi tutuklandı falan. Bir çetele çıkartmaya çalıştım dün. Eee, baştan söyleyeyim başarısız oldu çetele. Çünkü bir yerden sonra şu noktada kopuyorsunuz. Alınanlarla salınanlar arasında o kadar ilginç bir dengesizlik var ki mesela alınanların içinden çıkanları aslında hesapladığınızda içeride kaç kişi kaldığını hesaplamış olduğunuzu düşünüyorsunuz. Hayır. Yeni operasyonlarla o soruşturmalara isimler eklendiği için bir süre sonra bütün denge şaşıyor ve diyorsunuz ki ya yani en son listeyi bulabilirsek onun üzerinden görelim. İlk kimin alındığını unutsak da unutmasak da hayatımızda bir şey değişmeyecek.
Bakın mesela bütün bunlar yaşanırken biz bunları konuşurken yani o alındı, bu salındı bilmem ne denilirken Emel Hoca Doçent Doktor Emel Memiş Mektep Mülki'nin Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin hocalarından, başarılı hocalarından bir tanesidir kendisi. NATO zirvesi öncesi biliyorsunuz potansiyel suçlu olarak gözaltına alınmıştı. Onun dün avukatları tarafından tutukluluğuna yapılan itiraz reddedildi. Red gerekçesi, red yani red çıkmasına gerek yok. Cezaevlerinde bugün gazetelerden bir tanesinde var. "Bütün ülke bir nezarethaneye döndü" diye. Hangisi hatırlamıyorum ama birinin başlıklarından bir tanesi o. Burada cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlü sayısından söz etmiş ve demiştik ki bu normalde olması gerekenin neredeyse %50 üzerine çıkıldığı. Demek ki kapasite sorunu değil bu. Sadece tutukluluğun bir istisna olarak uygulanmasından vazgeçilmesi. Yani gözaltına almak üzere yapılan işlemlerde soruşturmada eğer bilgisine, ifadesine başvurulacaksa bu insanları çağırdığında gelirlerse cezaevlerini de doldurmamış olabilirsin ve dolayısıyla da hani en azından o kapasiteyi zorlamazsın. Ya amaç buysa, ya amaç o kapasiteyi zorlamaksa sonuna kadar bütün toplumun gözüne soka soka sen de gelebilirsin demekse parmak sallamaksa her sabah bugün yapılanın bunun dışında bir şey olmadığını hepimiz görüyoruz.
Şimdi o uyuşturucu, uyuşturucu soruşturması Mehmet Akif Ersoy özelinde İstanbul'da yaşanan fuşturucu soruşturması bir de o vardı biliyorsunuz. Onlar eşliğinde alınanlar, salınanlar. İki otobüs geliyor, bir otobüs gidiyor. Sonra 3 otobüs daha geliyor. 4 otobüs çıkıyor. Bu arada siz kim gitti, kim kaldı bilemiyorsunuz. Aileler, yakınlar, herkes bekliyor. NATO zirvesi öncesinde gözaltına alınan insanlar var ve adli tatil başlamadan önce o insanların salı verilmeleri için avukatları can hıraç bir şekilde çalışıyorlar. Şu ana kadar bir adım atılabilmiş değil. Bunun gerekçesi yani o insanların devletin nezaretinde kalmalarının gerçekten kim için faydası olduğunu düşünmemiz gerekiyor. Çünkü devlet dediğimiz mekanizma, organizasyon burada sürekli konuştuğumuz aslında insanların iyiliği için ve yine onların fikirleri alınarak bir araya getirilmiş bir bütündür. Yani siz eğer fikrinizle devlet yönetimine katkıda bulunamıyorsanız mesela bunun en basit örneği oy vermektir gidip eğer bulunamıyorsanız zaten devletin yönetiminde söz sahibi değilsiniz ve siz doğrudan tek kişinin işte bir ailenin, bir zümrenin kontrolü altındasınız demektir. E burada yurttaşlara sorulsa mesela yani önümüzdeki 40 günlük adli tatil içinde bu insanların içeride tutulmasının kime ne faydası var diye insanlar ne anlatacak mesela ne olacak Emel Hoca çıksa Emel Memiş'i salsan Bayer Manuf'u tekrar mı organize edecek Kızıl Kmerleri mi toplayacak bir araya getirecek bu insanları içeri atanlar da biliyorlar bunu. Dolayısıyla da bu toplumdaki adalet duygusundaki o kırıklığı körüklemek dışında hiçbir işe yaramıyor aslında. Bakıldığında işin tavsatılması, dışarıdan bakıldığında yapılanlara artık güvenin iyice azalması. Bunu nerede görüyoruz? Örneğini biliyor musunuz? Ne zaman bir büyük operasyon yapılsa adalet bakanı çıkıp konuşmak zorunda kalıyor. Adalet bakanı çıkıp konuşmak zorunda kalıyor. Dün de konuştu. Neden? Çünkü insanların kafasında Haluk Levent operasyonuyla ilgili olarak akıllara yatmayan bir şeyler vardı. Çıktı kendince toparlamaya başladı. Dün sabah burada da konuştuk. Giderek iş doğrudan böyle 0 numara dolandırıcılığa doğru gidiyor ve onu bile savunmak zorunda kalıyor. O operasyonun neden yapıldığını. Oysa devlet dediğin organizasyon mesela en ağrı, en tehlikelisi. Bütün dünyada demokrasi kavramı içinde en çok düşünüleni, en çok tartışılanı. Devlet dediğin organizasyon yurttaşların özgür iradeleriyle silah kullanma yetkisi verdiği organizasyondur. Bir düşünün kolluk kuvvetleri dışında silah taşıma yetkisine sahip olan kim? Açıkta silahla gezebilecek kimse var mı? Tanıdığınız gezemezsiniz. Bu yetki verilir. Çünkü aynı zamanda koruma görevini de ifade eder. O koruma görevinin yerine getirilebilmesi için kolluk kuvveti suçluyla mücadele eder, yakalar. Ondan sonrası adli mekanizmanın işidir. Şimdi bizde arası da kopmuş durumda.
Şunu açık yüreklilikle sorayım size. Operasyonlara katılan polislerden kaç tanesi mesela yapılanın gerçekten hukuki bir şey olduğunu düşünüyorum. Elbette böyle bir istatistik bulunamayacak. Böyle bir şey toparlamak mümkün değil. Kime soracaksınız? Hangi polis özgür iradesiyle buna cevap verebilecek? Böyle bir imkan yok. Ama hepimiz çok iyi biliyoruz ki etrafımızda işte tanıdıklarımız, bildiklerimiz mahallede komşularımız. Bu insanlara sorsanız onların da şüpheleri var. Ama bir yandan devlet denilen mekanizma buna insanları ikna etmeye çalışıyordu eskiden. Şu anda onunla da uğraşmıyor. Bu böyledir diyor sadece. Bu böyledir. Gözaltına alınabilirsin, salınabilirsin. Eee, ev hapsi artı yurt dışı yasağı verebilirim sana. Tam ben evden çıkamazsam yurt dışına nasıl çıkacağım? Sana güvenmiyorum. Çıkabilirsin. Onu da verdim. O yüzden bunu da söyleyebiliyorlar. Sana bakın dün Ekrem İmamoğlu'nun hem sosyal medya hesabına hem YouTube hesabına el konuldu. Gerekçe kamu güvenliğini bozmak. Ya 20 aydır içeride olan bir insan senin kamu güvenliğini nasıl bozabilir? Ne yapabilir mesela? Yani içeriden ilettiği fikirlerle toplumsal hayatın kırılmasına mı yol açabilir? Ya İmralı'da sen pazarlık yapıyorsun, görüşmeler yapıyorsun. Adama siyaset koordinatörlüğü görevi unvanı teklif ediliyor ve o bozmuyor. Ekrem İmamoğlu'nun sözleri bozuyor. Öyle mi? Bu devlet dediğimiz organizasyonun yapısına ilişkin olarak yurttaş da şüphe uyandırmayı geçti. Artık bu hiçbir şekilde güvenmeme duygusunu getiriyor beraberinde.
Bakın birlikte hareket eden insanları görüyorsunuz. Yani şöyle bir yönetmen çerçevesi yaptığını düşünün. Yaptığınızı düşünün. Kamera böyle gezerken pan yapmak denir ona. Böyle kaydırırken bir anda lak diye bir kare yakalıyor. Aa o karede mesela Kemal Kılıçdaroğluyla Erdoğan yan yana duruyor. Bu fiziken mümkün olmayabilir diye düşünüyorsunuz. Yook fiilen mümkün. Şu anda aynı fikrin etrafında organize olmuş insanlar. Ve bunu söyleyen Kemal Kılıçdaroğlu çıkıp diyor ki mesela bugünün Özgür Özel yönetimini bakın yurt dışına çıkan FETÖ'cülerin hangileri destekliyor? Ya böyle bir bakış olacaksa eğer FETÖ'cülerin hangilerini sen desteklettin diye sorduklarında ne cevap vereceksin? Daha 15 Temmuz'u analı iki gün olmadı mı? Bugün ayın 17'si. İki gün önce ya biz devlet kadrolarının içinde bu nasıl palazlandı diye Abdülkadir Selv'nin en az 15 kat büyüdüler yazısıyla paylaştım. E o zaman siz aynı düzleme gelmiş olmuyor musunuz? Bugün aynı adaletsizliği savunan insandır Kemal Kılıçdaroğlu. Onunla birlikte gezinen bütün butlancılar, kendini bir şey zanneden insanların tamamı aynı noktaya gelindi. Sorum şu ve en acısı da bu. bana kalırsa ya toplumun bütünü diyelim ki aynı noktaya geldi. Herkes dedi ki bir gün sabah kalktı yani işte o gün yine birileri alınmış eee Levent salınmış ev hapsi yurt dışına çıkış yasağı ikisinden birini yapabilir çünkü güvenmiyor devlet ona. Levent alınmış, Oğuzhan Uğur alınmış falan filan. Toplum bir anda bir şey oluyor böyle duruyor herkes ve hep beraber diyoruz ki yüksek sesle evet Erdoğan haklıdır. Biz bu saatten sonra adaletin emrine gireceğiz. Hangi adaletin? Cezaevleri dolu. Herkes senin gibi düşünüyor. Ne yapacaksın? İçeriden insanları salmaya mı başlayacaksın? Ya da şöyle bir hayat mı planlıyorsun? Onlar orada dursun. Biz burada mutlu yaşayalım. Böyle bir hayat mümkün değil ki. Böyle bir hayatın insanlar tarafından benimsenmesi imkan dışı ve ısrarla topluma bu dayatılıyor. 25 sene boyunca her şekilde şunu anlatan bir iktidarla, bir liderle karşı karşıyayız. Biz kimin hayatına karıştık? Ya benim hayatıma karıştın kardeşim. Şu anda halihazırda insanların hayatına karışıyorsun sen. İnsanların hayatına karışıyorsun ve bunu reddedecek bir şeyin yokken ikna etmeye çalışıyorsun. ikna edemediğini cezaevine atıyorsun. Nereye kadar? 430.000 kişi. Kabaca 430.000 kişi cezaevinde. Ya nereye kadar? Mesela ilk milyonu balyalayıp lastik mi takacaksınız üstüne? Kimin işine yarayacak ki bu?
Ekonomide dün bütçe rakamları açıklandı. Ya görüyorsunuz işte. Bakın 6 aylık dönemde sadece bu kadarı kalsın aklınızda. Kalanını sallayın. 6 aylık dönemde 1,5 trilyon faiz ödemesi yapıldı ya. 1,5 trilyon. Ya bu senin benim cebimden giden para kardeşim. Bir devlet neden borcunun faizini öder? Niye faiz öder? Niye faizle para alır? Bana bunu söyle. Bir ekonomide hep söylenir. Başkasının parasıyla yapılan yatırım en tatlı yatırımdır. Çünkü kendi paranı, sermayeni riske atmazsın. başkasının parasıyla harekete geçersin. İki, o para daha sıcaktır zaten. Fakat bunun ödeme zamanı geldiğinde eğer üretip onun karşılığında bir şey çıkartamadıysan ortaya o senin hanene olduğu gibi borç olarak geçer. Biz bugün gelecek kuşakların tamamını da borçlu olarak doğmaya zorluyoruz. Ve böyle bir ortamın içinde insanlar deniyor ki ekonomimizde düzelme var. Dezenflasyon süreci kesintisiz devam ediyor. Çünkü diyorlar ki bütçemiz aynı zamanda fazla verdi. Ya bütçe nasıl fazla verdi? Sosyal yardımların tamamından kısıyorsun. Yatırım yok. Hiçbir yere hiçbir yere kaynak ayırmıyorsun. Ama devleti devlet diye kendini tanımlayan insanların şatafatında en ufak bir düşüş yok. Mesela NATO zirvesinin Türkiye Cumhuriyeti'ne maliyeti ne kadardır? Bu tartışılabilecek mi bu ülkede? Ama devlet olmanın gerekliliğidir bu. Biz sadece 11 milyar lira harcanan o pist değişimi işte Etimeskut havalimanıan falan filan bahsediyoruz. Ankara'da sağa sola çakılan panolardan. O panoları biri yaptı biri söktü. İkisinden de para kazanıldı. Biz maliyetini biliyor muyuz? Bütçeye nasıl yansıyacak bu? Ne kalemi olarak? Mesela Amerika Birleşik Devletleri iki ülkeyle birlikte Dünya Avrupası düzenlediği için eşek yüküyle para kazandı. Dünya Kupası'ndan seyirci geliri ayrı, aralara su molası diye sokuşturduğu, Trump denen tüccarın soktuğu o eee reklam arası ayrı. Eee onun dışında işte bu bütün maçlar sırasında gösterilen ünlüler, onların üzerinden kazanılan paralar ayrı. Ya o bir para kazandı ama şunu unutmayın. Sonuçta bir organizasyon vardı ortada ve bir getirisi var. Türkiye'ye getirisi nedir? F35'leri alacağız. Lan parasını ödedik zaten onun. alabilmek için bir tur daha takla attık. Başka ne oldu? Yani biri söylesin bize. Bakın bütçe dengesi böyle yapılır. Buradan fazla verdim. Öbür taraftan faiz dışı çok fazla para ödemişiz falan filan hikayesiyle olmaz bu. Bütçe dengesini böyle yapmak zorundasın. Üretimin yok ki senin. Türkiye'nin şu anda en nitelikli üretimi ne biliyor musunuz? Tutuklu. Türkiye çok nitelikli tutuklu üretiyor. İnanılmaz. Üniversite mezunu. Hatta pek çoğu yüksek lisans yapmış, kamuoyunda tanınan ve eee yaşama katkısı olan insanlar. En nitelikli tutuklular bizde. İhraç edebilsek inanın paraya para demeyiz. Akar akar dolar taşar artık ülke. Sadece nitelikli tutuklu üretebildiğin bir sistemden bahsediyorsun ve bunun için de çarkını çevirebilmek için her gün yeni gözaltılar yaşanıyor bu ülkede. Niye ya?
Haluk Levent olayından örnek alalım. Alın yani işte hani Emel Hoca'yı, Emel Memiş'i içeride tutmakla övünen devletimiz Haluk Levent olayının içindeki dün de burada konuştuğumuz pek çok detayı her gün okudukça daha çok asap bozan mesela savunma şirketleri üzerinden konuşalım. Bugün gazete pencerede gaz şuradan bakalım. Gazete pencere olması lazım. Evet. Gazete pencerede eee 25 senedir 25 senedir eee 99 depreminden sonra aslında Gölcük depreminden sonra bir şekilde yardımsever olmuş ve o günden bugüne kadar toplumsal hayata müdahil olmuş bir aileden bahsediliyor. Şazi Enver Kutlu çiftinden iç dünyasının tanıdığı insanlardan bir tanesi bu. Ama mesela o şeyi okuduğunuzda ifadeleri, eee, tanık ifadelerini, şikayetçi ifadeleri, müşteki ifadelerini falan okuduğunuzda görüyorsunuz ki ya para veren insanların pek çoğu savunma sanayinden para kazanmış. Savunma sanayinde de öyle böyle paralar kazanmamış ya. Milyar dolarlar kazanmış. Çatır çatır milyonlar sıkmışlar. 8 milyon dolar verdim diyeni var. 8 verdim. İki tane de daire verdim diyeni var. 8 + 2 + Ankara Kazanda bir arsa Holosco artı bir miktar para veren var. Ama bütün bu insanların parasal kaynağını hiç kimse sorgulamıyor. Türkiye savunma şirketleri üzerinden büyüyor denildiğinde buna itiraz edenler savunma gücünün dünyada en çok eee mücadeleye açık sektör olduğunu, bu konuda ilerlemenin önemli olduğunu söyleyenler burada sessiz kalıyor mesela. Yani biz dron'dan, İHA'dan, Siha'dan bahseden bir milletiz ama savunma sanayi sektörünün içinde burada bu kadar insanın palazlanmasını, o paranın nasıl çevrildiğini hiç kimse konuşmuyor. Konuşabilecek miyiz? Eğer konuşamayacaksak adaletten nasıl söz edeceğiz? Yani Ekrem İmamoğlu'nun sosyal medya hesaplarını kapattığınızda, YouTube hesabına çöktüğünüzde buradan bir şey kazanamazsınız ki. Levent'i alıp bıraktığınızda ya da Emel Hoca'yı, Kızıl Kmerleri tekrar bir araya getirmek üzere organizasyon yapıyormuş deyip içeride tuttuğunuzda bu sorun çözülmüyor ki. Diyelim ki herkes size benzedi. Cezaevlerindekini ne yapacaksınız? Ebediyen içeride mi tutacaksınız o insanları? Bu fiilen mümkün olmayan bir sistemin sürdürülebilmesi için adaletin, yargının bir sopa olarak kullanıldığı çok tuhaf, çok iğrenç bir düzen haline geldi artık. Ve toplumda bir süre sonra buna itiraz etmek zorunda kalacak. İtiraz etmek isteyecek demiyorum. Çünkü pek çoğu e altı kuru pembe poposu rahat kend sesini çıkartmamayı tercih ediyor. Ama bir süre sonra sana değdiği için kaçınılmaz şekilde sen de itiraz etmek zorunda kalacaksın. Ucu sana gelecek. Kimin aklına gelirdi ki? Yani evinde oturan birinin, bir şoförün mesela İstanbul Büyükşehir Belediyesi iddianamesinde suçlu gibi kamuoyunun önüne atılıp iddianamede adı geçmeyen insanların süründürüldüğünü, süründürülebileceğini aklınıza gelir miydi bu? Bir piknik dönüşü 70 yaşını aşmışken üstelik Nazım şiiri gibi oldu. 70 yaşını aşmışken sadece yolda gördüğünüz madencilerin yanında durup fotoğraf çektirdiğiniz için üç gün gözaltında kalacağını kim düşünürdü kardeşim? herkese çıkabilir. Bu kaçınılmaz. Bugün gördüğün insanların pek çoğu daha önce parmağınla gösterebildiğin insanlar. Kimini YouTube'dan tanıyorsun, kimi işte tiyatro sanatçısı, kimini televizyondan şahit olmuşsun, kimi başka bir alanda meşhur biri, bir gazeteci mesela. Bir süre sonra seni parmakla göstermek zorunda kalacak insanlar ve seni kimse tanımayacak. Yani sevilen sıradan insanlarımızdan Ayten Hanım diyecek mesela. Sıradan bu ülkenin sıradan insanlarından, sokaktaki insanlarımızdan Kemal Bey. Bunu kimse tanımayacak ki. Bu düzen sürdürülebilir bir düzen değil. adalet mekanizması üzerinden sürdürülmek isteniyorsa eğer adalet bu çabalara cevap vermek zorunda. Yani işte NATO öncesi gözaltına alınan insanları bırakmak zorunda. Mesela insanları böyle sapır sapır toplamamak zorunda. İfadeye çağırma geleneğinin tekrar başlaması gerekiyor. Bu kaçınılmaz. Sabah saat 900'da şurada hazır bulunacaksınız denildiğinde zaten bu insanlar gitmek zorunda. Çünkü bizler devletle kurulan ilişkilerde sorgulamayı yapmayı sevmeyen insanlarız. Yani devlet sana ikinci tur bir vergi koyduğunda onu önce söylene söylene ödeyip ondan sonra konuşma taraftarı insanlarız. Devlet çağırdığında zaten gidecek herkes. Yani Deniz Göktaş neden 13 gündür tutuklu? Neden? Çağrıldığında gelen bir insan değil mi? Üstelik ters kelepçeyle görüntü verirken güler yüzü görülmesin diye sırtından, kıçından çektiğiniz bir insan. Neden içeride? Halkın işte ulvi duygularını aşağılamak, toplumun bir kesimini küçümsemek, hakir görmek falan filan. Hangi kesimi? Benim sevdiğim kesimi. E bunun sonu yok ki. Senin sevdiğin kesim azalacak bir süre sonra. Ve insanlar bunu görmeden yaşamlarına devam edebileceklerini düşünüyorlar.
Alınanlar işte sıralı tam liste. Levent Üzümcü, Oğuzhan Uğur, işte bir gün önce alınanlar var. Fatih Aksoy yapımcı, şarkıcı Sıla falan sayabiliyoruz bunları. Salınanlar Levent Üzümcü çok şükür. Oğuzhan Uğur duruyor içeride. İşte Fatih Aksoy çıktı, Sıla çıktı. E bunlar adli kontrole tabii. Kalanları, kalanları içeride. E peki çalınanlar ne olacak? Onların yaşamlarından çalınanlar, ömürlerinden gidenler, çocuklarını görmeden yıllar geçiren insanlar, annelerinden, babalarından ayrı büyümek zorunda kalan çocuklar, eşler, sevgililer, arkadaşlar, anneler, babalar. Onlar ne olacak? Böyle bir sistemin sürdürülebilme imkanı yok. Biz hepimiz hangi siyasal görüşten olursak olalım önce bunda hemfikir olmak zorundayız. Burada kol kola girmek zorundayız. Eğer bu yapılamazsa yarın sana değdiğinde bambaşka şeyler konuşuyor olacağız. Çünkü sen sıradan hayatınla açıklamak zorunda kalacaksın. Diyeceksin ki yani ya ben orada piknikten dönen teyzeler abiler gibi ya ben biz bir şey yapmadık kardeşim. Biz tema gönüllüsüyüz ya. Ya ben emekli öğretmenim. 76 yaşındayım. Piknikten dönüyorduk. İnsanları gördük. Durduk, fotoğraf çektirdik. Bunun için alınıyoruz." dediğinde insanlar seni tanımayacak. Doçent Doktor Emel Memiş dediğin zaman paylaşabilecek bir fotoğraf var. Sevilen sıradan insanlarımızdan Ayten Hanım dediğin zaman çıkmıyor işte o. Bunun farkına varman lazım güzel kardeşim. Levent Üzümcü gözaltına alındı denildiğinde Levent'in paylaşabileceği 850.000 tane fotoğrafı var. Çok sevilen sokaktaki insanlarımızdan Kemal Bey dediğinde seni kimse tanımayacak ve yaşamını savunmak zorunda kalacaksın tek başına. Sesin nasıl duyulacak? O zaman mı anlayacaksın Ekrem İmamoğlu'nun sosyal medya hesabıyla YouTube hesabının kapatılmasının önemini? Ya beni çağırsalar çağırsanız gelirim dediğinde mi duyacaksın sen? Deniz Göktaş'ın kendi cebinden bilet alıp Türkiye'ye geldiğini ve gözaltına alındığını. Ancak burada göreceksen iş işten geçtikten sonra anlayacaksın demektir. Hüseyin Can Güner'in eşiyle birlikte kendi harcamasıyla, kendi parasıyla Türkiye'ye dönüp ya kardeşim benim bir suçum yok. Evin anahtarını da yollamıştım. Dedikten sonra havaalanından paylaşılan görüntüsünün anlamını o gün anlayacaksın. Ama işten geçmiş olacak. Alınanlar, salınanlar, çalınanlar arasında en isimsizi olarak gümbürtüye gideceksin. Korkutucu değil mi? Bence de. Ama görünür olduğu haliyle de korkutucuydu. İnsanlar çok umursamadılar. Şimdi iş dolandı, dolandı, geldi sana dayandı. Bu toplumun sıradan insanlarına, Tema Vakfından, o piknikten dönen insanların gözaltına alınmasından hiçbir şey anlamadıysan özel okul öğretmenlerine dün sokakta Ankara'da 855 derecede dün Ankara'da çok ciddi söylüyorum hani sakalımı yolacaktım sıcaktan. O kadar sıcakta üstleri başları parçalanıp dövülerek gözaltına alınan öğretmenler. O gün mü anlayacaksın bunu? Ne istiyor insanlar? Asgari yaşam standardı. Kamuda kullanılan devletin öğretmenlerine verdiği para gibi bir taban aylığım olsun benim. Sadece bu buna destek vermediğin zaman, buna dışarıdan baktığın zaman yarın senin ihtiyacın olduğunda arkanda duracak kimseyi bulamayacaksın. Gerçekten çok geç olacak. vakit ve şimdi zaten yeterince gecikmişken en azından bu acılara duyarsız kalmamak bu nedenle önemli. Yoksa alınanlar, salınanlar ve ille de çalınanlar arasında bir gün sana değecek bunun ucu kaçınma şansın yok. Ondan sonra anlarsın işte bugün ya bugün tutuklanacaklar listesi yayınlandı mı sabah 6 oldu kardeşim ya devlet şunu biraz ciddiye alsın kardeşim işimiz var gücümüz var bilelim yani en azından bugün kimler alınacak böyle kalkacağız gazeteler sıralı tam liste yayınlayacak iş artık oraya gidiyor buna razı olmamak gerekiyor adaleti istemek bunun için önemli kendine benzemeyen için de adaleti istemek bunun için önemli burada bu kadar dil dökmemizin demel gerekçesi de Bu zaten.
Hepinize çok teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun. İyi ki varsınız. İyi ki dünyanın bir yerinden işte bugün de konuştuğumuz gibi aynı şeye inanmıyoruz ki biz. Hayata aynı yerden bakmıyoruz. Niye bakalım ya? Hayatlarımız farklı. Doğduğumuz andan itibaren aile yapılarımız farklı. Etnik kökenlerimiz, cinsel yönelimlerimiz, inançlarımız, inançsızlıklarımız, ne bileyim hepsi farklı ama bunda bir sakınca yok. Biz ortak gelecek hayalini birlikte kurmak konusunda ısrarlı insanlarız aynı zamanda. Çünkü biliyoruz ki kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber ya hiçbirimiz. Ben bir 1520 dakika kadar sonra gazeteleri getireceğim. Uygunsanız o yayına beklerim deyseniz canınız sağ olsun. Ama artık haftanın sonuna geldik. Yarın sabah saat 900'da diyemiyorum. O nedenle pazartesi sabah saat 9'da ölmezse akılırsam yine buradayım. Eğer ikinci yayına gelemeyecekseniz randevumuz pazartesi sabah saat 9'da ve tekrar görüşünceye dek hepinize sağlıklı, huzurlu, mutlu, bolluk, bereket içinde sevdiklerinizin yanınızda olduğu, yüzünüzün güldüğü çok şık bir gün. İkinci yayında görüşemeyeceklerimize şimdiden çok şık bir hafta sonu diliyorum. Hoşça kalın.