Transcription
Oruç ruhun sesi gelir her yıl. Gümüş topuklarını dokundurur kalbimize. Vücut dönmeye başlar bir tapınağa kurban gibi. Yapılır, örtülür uçurumları yakan dualardan. Sen ruhun avuçlarının içinde hilkat günlerinin yeniden oluşun terlerini döker. İnsan gecesini değiştirir, gündüzünü erer. Bir mevsime döndürür zamanı hiç değişmeyen insan olma vaktidir bu erme fırsatı. Ruh emzirir anne gibi yeri göğü fecri yeni bir insan gelip nöbete duracaktır. Eskisi çürümüş bir heykel gibi devrildiğinden. Ey oruç, diriltici rüzgar, İslam baharı, es insan ruhuna inip yüce ilham dağından kefser içir. Abı hayat boşalt kristal bardağından. Susamış ufuklara, insan kalbinin ufuklarına.
Değerli dostlar, yine bir cumartesi akşamı 14 Şubat 2026 zirve şairlerimizden Şiirler programında 251. canlı yayında bu akşam sizlerle birlikteyiz. Bu akşam yalnızca bir bilim insanı değil, aynı zamanda bir istikameti, bir sorumluluk ahlakını ve milli teknoloji yürüyüşümüzün arkan planındaki önemli bir isimi birlikte konuk edeceğiz. Yurt dışında gerçekleştirdiği akademik çalışmalarla ilmi derinliğini inşa eden ülkemizin medarı iftihar kurumlarından Türksatın kuruluşunda, e-devlet ve yerli uydu projelerinde BMC Power, TR Motor, TR Bor gibi ülkemizin stratejik kurumlarının kurucu sorumluluklarını üstlenen çok kıymetli bir isimle birlikte olacağız. Bilgiyi yalnızca bilmek için değil, sorumluluğunu kuşanmak için, taşımak için koşan, kuşanan bir bilim adamı, bir gönül adamı ve dostluğumuz 40 yılı geride bırakan kıymetli hocamız Doçent Doktor Osman Dur, bu akşamki canlı yayın konuğumuz. Kıymetli dostum, değerli hocam. Programımıza hoş geldiniz. Sefa getirdiniz.
>> Çok teşekkür ediyoruz Cafer Bey. İnşallah hayırlara vesile olur.
>> İnşallah. Tabii hocam. Eee, izninizle eee unvanlardan, görevlerden, akademik geçmişten bu eee ciddi ülkemiz açısında öncü hizmetlere girmeden önce bütün bu hizmetleri gerçekleştiren veya gerçekleşme fırsatını, imkanını, mücadelesini kendinde gören Osman Duru'u tanımak istiyoruz. Bizim bu tanıma arzumuz bir biyografik tanıma değil. Bu programda isterla söylüyorum. Bizim tanımamız bu yolculuğun yani gerek şiirde, edebiyatta, sanatta, bilimde, eee, bürokratik alanda etkili olan insanların bu, eee, yolculuğa başlamadan elbette ailenin, çevrenin, komşuların, eee, hocaların ciddi etkisi ve katkısı söz konusu. Dolayısıyla eee Konya Ilgınan başlayan bir hayat hikayesi, yaşadığınız coğrafya içinde bulunduğunuz şartlar, o yılların hayatımıza kazandırdıkları veya yükledikleri sorumluluklar yani coğrafya kaderse belli ki sizin yaşadığınız o coğrafyanın kaderi ülkemiz ve milletimiz için önemli hizmetlere vesile oldu. Eee bu yönüyle biz Osman Duru, eee tanımak isteriz.
>> Evet Cafer Bey kardeşim. İnşallah hep birlikte bu zamana kadar vermiş olduğumuz emeklerin, hizmetlerin ülkemiz adına, insanlık adına, kendimiz adına inşallah bereketli bir ömür geçirmek, vatana, millete, insanlığa hizmet etmek niyetiyle koşturduk. Ben kısaca kendimi tanıtayım. Osmandur Konya Ilgın Çobankaya köyünde doğdum. Tabii ben aslında babamın köyü başka bir Kale Köyü diye bir köyde doğmuş. 2 yaşında anne ve babasını kaybederek eee ortada kalmış çocuklar. Rahmetli halam derdi ki millet mal bölüştü biz çocuk bölüştük. diye ve köyde akrabalar diğer kardeşlerini alınca babam ve bir kardeşi başka bir köyde bir yaşlı halamın yanına gönderilmiş akrabamız. Orada büyümüşler. Tabii anne yok, baba yok ve halamın yanında ve bu akrabamızın yanında eee askere gidinceye kadar birlikte yaşamışlar. Köyün tabii tarlasında, bahçesinde koyun, kuzu bütün ömrü çalışmakla geçmiş ve gerçekten eee hayatını alın teriyle, emeğiyle, çabasıyla kazanmış bir babanın oğluyum. Özetle babam 2 yaşından bu tarafa bu köyde bu köyün herkesin her işinde çalışmış bir işçi, emekçi, eee, reçber ve bir çoban insanın oğluyum. Ve ben de o köyde, o ailede büyüdüm. Annem, babam ve beş kardeştik. Benden büyük iki kardeşim, iki de küçük var. Ortancası benim. Tabii biz köydeyken eee ilkokula kadar ben ilkokul sona kadar köyde oturdum. Köyde okudum. Daha sonra Ilgın İmam Hatip Lisesi'ne gitmek üzere kazaya gittik ilçeye. Biz köydeyken hakikaten ben hiç hatırlamam ki beraber bir kahvaltı yaptık ailecek. Mümkün hiç görmedim. Çünkü babam 20 yaşına kadar evleninceye kadar, askerden gelinceye kadar o köyde yaşayınca tabii anne yok, baba yok. E hani belki o ailerle birlikte uzun süre yaşarım diye ümit etmiş ama çevre, akrabalar bu malın, mirasın buna mı kalacak? Halamın da hiç çocuğu yokmuş. Birtım çevrenin de etkisiyle evden uzaklaştırılmış. Evlendikten sonra bir çuval un, bir eee koyun ağılının kenarına bir yatak, bir tencere. Rahmetli babam derdi. Tencerede pişirdik, kapağında yedik, yatakta yattık. Ve o gün ne yapacağım? Köyde başka yapacak bir şey yok. Çok fazla miras, mal mülk yok. Ve elime değneği aldım ve çobanlığa başladım. 50 yıl o değneği hiç atmadım. Yazın koyun çobanı, yazın çobanı bittiği zaman güzlada, bağda, bahçede ömrüm hep çalışmakla geçti derdi. Eee, bir gün babamla böyle koyundan geldi. Birlikte hakikaten çok güzel ailecek sohbetler eder. Ama babam koyundan geldiğinde yemek yerdik hep birlikte. Ve o sohbette babamın hayat hikayesini, yaşadıklarını hep o babam koyundan geldikten sonraki yediğimiz sohbetle yemek kahvaltı veya saat 10 babam ikindi namazı çıkar gece dağda yatar. Ertesi gün saat 10'da gelirdi ve öyle geldiği zaman o kahvaltılarda kardeşler bir araya gelir hayat hikayesini anlatır ya da biz birlikte ailecek bütün şeylerimizi orada paylaşırdık. Kısaca babamın hayat hikayesi buydu ve ben de ilkokulu orada bitirdim. Tabii Anadolu'da her çocuk doğduğu günden biraz yürümeye başladığı ana kadar belki çocuktur ama ondan sonra bir yetişkindi ve hepimiz ailenin yükünü paylaşmak üzere bir ucundan tutmuşuzdur. Babam dağda, annem köyde. Babam koyun güderken, annem de tarla, bahçe, bütün evin yükünü beş çocuk bunların hepsini alır götürür. Ne küç büyükanne, ne baba, ne nine, hiçbir büyük ailede babam annemin dışında hiçbir başka dede, nene hiçbir şey görmedik. Ve hakikaten bir taraftan çocuklar, bir taraftan koyun kuzu, bir taraftan harman. Annem de böyle ve biz de bütün çocuklar seferber olduk. Ne varsa ailemizin bütün yükünü kaldırabilmek için hepimiz bir ucundan tuttuk. Aslında ilkokul hayatım bitinceye kadar bütün çocukluğumuz böyle aileyle okuldan gelir bütün yükü paylaşır. Koyun, kuzu, tarla, bahçe hep birlikte eee aslında işin altından kalkmak için mücadele ederdik. Kısaca benim ilkokul hayatım ve ailemizin durumu böyleydi. Daha sonra.
>> Şimdi buyurun. Şimdi Osman hocam, eee, burada tabii dostlar, eee, olayı şöyle, eee, tabii bizim programımız 251 yayın. 6 yıldan gidiyoruz. Eee, dostlar bu programın tabii ismi zirve şairlerimizden şiirler. Eee, yani bizim eee sözümüzün, kalemimizin, kelamımızın zirvesi şiir. Eee, dolayısıyla bu millet şair bir millettir. Eee, ve dolayısıyla eee bu duygularımızı insan olma yönümüzü ve ruhumuzu ziyadesiyle anlatan ama fikrimizin de ideolojimizin de duruşumuzun da dünyaya karşı sorumluluğumuz açısından da şiire dün de bugün de yarınlarda da büyük önem atfediyoruz. Tabii isim böyle olunca programa belki ilk defa katılan dostlar açısından eee şiir programı ama bir muhabbet programı, bir hayat hikayesi bu programı olarak algılayabilirler. Ama yine bizim ısrarla burada üzerinde durduğumuz veya durmamız gereken husus neticede biz eee burada eee yapmaya çalıştığımız fikri eee eee düşünceyi eee ve bu düşüncenin bu aziz millet ve ülke açısından neye dönüştüğü ve ilham verici örnekleri ve bu örneklerin de nasıl bir iklimde, nasıl şartlarda, bollukta, rahatta mı mı yoksa hakikaten zorluklar? Yine şairin ifadesiyle, "Ey düşmanım, eee, sen benim ifadem ve gücümsün. Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın." Yani bu zorlukların büyüttüğü ve başarılı kıldığı insanlar mı yoksa rehavetin bir noktaya getirdiği eee, bir yapı mı? Biz burada bu programda açıkçası yapmaya çalıştığımız şudur. İddiamız budur. Bu iddiayı zaman da ortaya koyacak. Kültürün, edebiyatın, sanatın eee ve şiirde eee derinleşmek isteyenler için bu program bulunmaz bir kıymet ve bu yönüyle de baktığımızda ısrarla söylüyoruz. Bu programda sadece sohbet edilip şiir okunmaz. Ses, söz ve hayat kayda geçirilir. Niye hayat kayda geçirilir? Bu kıymetli hayatlar, mücadeleler geriden kalan kuşaklara veya yaşayan insanlara ilham verici olsunlar diye. Bakın 251 programdır. İzleyen dostlarımız bilir. Programı sunan, hazırlayan birisi olarak hiçbir zaman ben bu programın öznesi olmadım. Kendime dair hiçbir şeyin mücadelesi içerisinde olmadım. Ve yine hiçbir konuğumuz kendisini burada tanıtma ve bildirme telaşına asla kapılmadı. Bizim burada şiirse şiirdeki gücünü eee efendim edebiyatın diğer alanlarında ise romanda, hikayede, denemede eee kültür sanattaki başarılarını ön plana çıkardık. Elbette ki kültür, sanat, edebiyat son derece kıymetli, önemli. Ama biz bunu teknolojiyle, bugünkü anlamıyla yüksek teknolojiyle ve bunu eee yine yerli ve milli teknolojiye dönüştürebiliyorsak bizim için son derece önemli. Onun için biz sahasında alanında öncü olan isimlerin birçoğunu bu programda konuk ettik. Etmeye de devam edeceğiz. Osman Dur hocamız da bu yönüyle Türkiye'nin eee ciddi bir fizik bilim adamı, ciddi bir akademisyen. Ama bunun yanında Türkiye'nin eee yüksek teknoloji ve eee katma değer hizmet üreten kurumlarında kurucu genel müdürlük ve yönetim kurulu başkanlıkları gibi önemli eee projelere imza atmış bir isim. Dolayısıyla bu ismin günlük gülüstanlık bir ortamda mı yoksa hangi şartlarda yetiştiğini görmek ve bilmek son derece ilham verici olacağını düşünüyoruz? Oysa ki Osman Hocam aynı zamanda eee bir sosyal bilimci gibi bir edebiyat, sanat insanı, gönül insanı olduğunu da bu gece dostlarımız bu yönüyle de muttali olacak. Bunu da hemen ifade etmek isterim. Dolayısıyla biz burada eee 20 eee 21. yüzyıl Türk edebiyatının şiirinin kaydını tutarken elbette ki bu ülkenin kıymetli değerlerini de tanımaya ve çocuklarımız için ilham verici umutsuzluklar üretilmeye çalışıldığı bu ortamda bu ülke için, bu millet için kendini arka plana atıp nice gayret sarf eden isimleri eee yürekleri de tanımaya ihtiyacımız var. Evet hocam. Eee, lütfen buradan kaldığınız yerden tabii ilköğretim, lise ve imat e den eee söz açmıştınız. Eee, doğrusu oraya da gelmek isteriz. Ha hocamdan şiir de dinleyeceğiz. Onu da söyleyelim. Eee, dolayısıyla zaman zaman şiirlerle de eee, zaten eee, bizim hani şiir gibi konuşmak diyoruz ya. Şiir gibi konuştu. Eee, evet. Şiir yazanların güzel şiirlerini, şuaranın şiirlerini okuruz ama onlardan mülhem şiir gibi konuşmayı da yaşamayı da esas biliriz. Evet hocam lütfen buyurun.
>> Evet Cafer Bey kardeşim. Tabii babamın, ailemizin ekonomik hayatı, yaşantısı ve köydeki durumu bu olunca biz köyde yürürken veya çocukken camiye gider, okula gider, yordaki ihtiyarlarla karşılaştığımızda benim sırtıma ihtiyarlar böyle elini vurur. Oğlum babam çok çekti. Okuyun kendinizi kurtarın da adam olun. Tarlanız, takkanız, malınız, mülkünüz yok. Mirasınız yok. Kendinizi kurtaracak bir yol bulun, çalışın diye benim köydeki ihtiyarlar hep böyle teselli ederlerdi. Tabii babamın da oğlum hakikaten eee şartları görüyorsunuz. Kendinizi kurtarın." gönderdi. Benim bütün kardeşlerim ilkokulu bitirir bitmez Konya, Ilgın ve o çevrede sanayilere kaynakçı ve işçi olarak gittiler. Aslında belki biz de aynı serüvene gidecektik ama ben biraz eee okul ilkokulda hakikaten matematik böyle temel bilimlerde başarılı olduğum için ilkokul öğretmenim beni bir yatılı okul öğretmen okulları fen liseleri sınavına sokalım falan dedi. Ama şartlar müsait değildi. Bir sınava girdik yatılı kazandık ama biraz da ekonomik olarak maddi manevi destek gerekiyordu. Olmadığı için gidemedim ve köyde kaldık. Fakat o sene de Ilgında imam hatip yok. Başka ilçelere de gönderebilecek imkanımız yok. Ama dedi ki babam eee yani burada yok kadın hanına gidelim. Bir abim vardı. O dedi ki ben de okuyacağım. O zaman ben de okuyacağım. Deyince ikimizi aldı kadın hanına gittik. Kadın Hanı İmam Hatip Lisesi'ne ikimiz de kayıt olacağız. Müdür dedi ki şu kadar fiyat yatılı okul çünkü imam hatip ilçede. Babam dedi ki ben bunu karşılayamam. Biriniz okuyacaksınız. Ve döndük. Dönerken kadın hanı Kur'an kursuna doğru geldik. Orada bir Kur'an kursu var dediler. Girdik. Orada hafızlık yaptıran bir Kur'an kursu varmış. Girdik içeri. Orada para çok ucuz. Yani Kur'an kursu olduğu için daha ucuzdu. Babam bana dedi ki, "Oğlum sen bir sene kal. Abin İmam Hatip'e gitsin. Sen de bir sene Kur'an kursunda oku. Ondan sonra da sen gidersin" diye Kur'an kursuna beni yazdırdı. Abimi İmam Hatip'e yazdırmak için köye gittik. Ekonomik durumumuza bakacağız. Derken abim köyde kararını değiştirdi. Ben okumayacağım dedi. Ama ben de Kur'an kursuna yazıldığım için bir sene hafızlık yapmak üzere Kadın Hanı Diyanet İşleri Başkanlığı Kur'an kursuna giderek hafızlık çalışmalarımı yaptım. Ve tam ben bir sene sonra Kur'an kursunu tamamladıktan sonra köye geldim. Hangi imam hatip'e gidelim derken o sene de Ilgına İmam Hatip Lisesi açıldı. Sonra köyden gittik. İmam Hatip Lisesine yazılmaya. Tabii ben kendim gittim. Babam dağda çoban. Annem götürme şartısı yok. Bir traktöre bindik. Köyün ihtiyarlarının da desteğiyle imam hatip'e vardım. Kapıda bir öğretmen bekliyor. Hiç unutmam. Allah rahmet eylesin. Fahrettin Pekinceler diye bir hocam. Buyur delikanlı dedi. Dedim ben okumaya geldim. Neyin var elinde dedi. İlkokul diplomam var dedim. Fotoğraf var mı? Bir şey var mı? Yok. Velin var mı? Yok. Gel. Ben senin velin olayım." dedi. Beni tuttu İmam Hatip'e kaydettirdi. Fotoğraf çektirdi. Paramı falan hepsini verdiğini tahmin ediyorum veya varsa da bilemiyorum. Öylece imam hatip'e başladık. Tabii kalacak yer yok. Sonra uzak bir mahalleden en az 45 dakika yürüme gidecek yerden bir oda yer tuttuk. Kapısı yoktu. Hatta oraya bir çadır gerdik. İçine bir hasır, onun üstüne bir kilim, bir yatak. Bir gaz ocağı, bir tencere, bir iki çayda, bir çaydanlık bir iki bardak, bir de yufka ekmeklerimiz olurdu bizim ıslatıp ıslatıp yemek. Bir iki bulgur böyle bir düzen kurduk. Ve ben ortaokula başladım. 7 sene kendim tek başıma imam hatip lisesi'e okudum. Tabii hafta sonları köye gelir. Yazları köye gelir. Kışları ilçede kalır. Bazen ayakkabı boyacılığı yapmak, bazen inşaatlara tuğla çekmek için küçüktük ama orta bir ik inşaatlara böyle destek verir ve oralardan 3 be kuruş alarak kışın hayatı öyle geçirirdim. Cafer Bey, bizim tam bu aylar işte eee Mart, Şubat, Mart, Nisan olduğu zaman bizim evde kışın babam, annem bir kaygı vardı ve bu sene bizi köy çoban tutacak mı? Yani çoban tutmazsa ne yaparız diye babam evzinirdi. Yani böyle. İnşallah bu sene de çoban tut.
>> Osman hocam tabii çok eee manidar bir şey. Yani siz çobanlığı kaçıracağız diye endişe duyarken bugün Türkiye'de en fazla ihtiyaç duyulan meslekler içerisinde çobanlık var. Bugün de eee af buyurun hayvan sahipleri eee hayvanlarını eee otlatacak, onlara bakım yapacak, besleyecek insan bulmakta zorlanıyor. Siz eee aman eee başkasına gitmesin biz bu işi alalım diye gayret sarf ederken şimdilerde de maalesef bulamıyoruz.
>> Cafer Bey, babam böyle kaygılanır. Hem kendisi hem de ben imam hatip'te okurken 19 Mayıs e bayramlarından sonra e öğretmenler izin verip ben köye gidip çoban olabilmem için eee not ortalamam, notum iyi olması lazım ki beni öğretmenler sen git desin diye kışın derslerimi çok iyi tutardım ve 19 Mayıs oldu mu köye gideceğim, çoban olacağım diye. Tabii orta bir de babam çoban ben de çoban olacağım dedim. Köylüler dedi ki ya bu çocuğa sürü emanet edilir mi? Sonra sağ olsun bir köyden birisi dedi ki bu güder dedi ve orta bir de ben de çoban oldum ve babam ayrı bir sürü ben de ayrı bir sürü gidiyorum. Tabii Cafer Bey, bir eşek bir köpeği affedersiniz kışın besleyebilme gücümüz çok zordu. Hem babam hem ben çobanlık yaptığım için iki eşek, iki köpek besleyebilecek ekonomik gücümüz olmadığı için ben her sene bir köpek, bir eşek eğitir, koyun köpeği, koyun eşeği yapmak üzere uğraşırdım. Ve 7 sene imam hatip bitinceye kadar 4 sene üniversite ve hatta masterın yüksek lisans yaparken ilk sene asistan olamamıştım. Master dönemine kadar bütün yaz boyunca köyde çobanlık tarlalarda, harmanlarda çalışarak aşağı yukarı eee üniversite bittikten sonra master dahil eee bütün ömrüm yazları köyde çobanlıkla ve özellikle bizde küçükbaş hayvancılık çoktu. Küçükbaş hayvan koyun kuzu çobanını yaparak ömrümüz öyle geçti. Bir taraftan da akademik çalışmalar yapmak üzere hani derslerimize çalışır, üniversitede başarılı olmak için uğraşırdık. Kabaca benim köy hayatım böyle geçti. Tabii biz babamdan sonra kendimiz de söz sahibi olduk. Koyun gidiyoruz. Köylülerle, çobanlarla, şey koyun sahipleriyle kendimiz de muhatap oluyoruz. O yaşlıların bizlere nasihatleri, babamın yaşadıkları, kör hayatı gerçekten bize köydeyip geçmeyin. Çok şeyler öğretti. Yoklukta, çilede, sıkıntılarda, karşılaştığımız hadiselerde inanın neler yaşadığımızı hiç unutamam. Fakat şunu özellikle söyleyeyim. Hayat bize başlangıç şartlarını seçme ihtimali, seçme şansı yoktu. Karşımıza ne çıkarsa bunu çözebilmek için yol aramaktan başka aile olarak da annem babam bütün hayat bu itiraz etme veya bunu değiştirme gibi bir ihtimal olmadığı için nasıl bunun altından kalkarız diye bir iradeyle işe koyulur ve bütün hepimiz canımızı verir ve sorumluluklarımızı yerine getirir altından kalkardık. Tabii bir taraftan da ekonomik yokluklar diz boyu hepimiz çabalıyoruz. Ne atımız var, ne arabamız var. Köyde ne traktörümüz var. Hiçbir şeyimiz yok. Hep birlikte ben köyde yazları çobanlık yapıyorum. Kardeşlerim sanayide çalışıyor. Kazandıklarımızla birkaç koyun alarak yavaş yavaş kendi koyunlarımızı biraz para biriktirmeye çalışıyoruz. Tabii şunu hiç unutamıyorum. Biraz para biriktirdik. Babamlar çok çalış kendi tek başına çalıştığı için bir at aldılar. Bir at arabası. Fakat Harmanda eee biz sapları şey yapar, düven döneriz. Abimin birisine sen düveni dön ben bir namaz kılayım dedim. Demiş babam. Abim dümen dönerken ata kamçıyı vurunca iki at düvenle birlikte rotasız bir şekilde öyle bir koştu ki ve biz arkadan bakıyoruz atlar sonra bir kayadan atladı ve düven de bu böyle kayık gibi süzülerek atların arka bacaklarının kırdı ve bizim atlar orada düştü.
>> Ve vardık başına tabii atların ayakları kırılmış köylü er dedi ki, "Atın ayağı tutmaz. Dolayısıyla bu hayvanı kesmemiz veya şey yapmamız lazım." Ve nihayet atımızı kaybettik. Harman dönemi, iş var. Köylüler geçmiş olsun falan. Millet dağıldı. Evde annem ağlıyor. Biz çocuklar etrafına toplandık. Çünkü yıllarca çalışıp bir at aldık. O at da böyle kaybettik. Bütün her şeyimizdi köyde at, araba. Ve rahmetli babam hiç unutmuyorum annemin başına geldi. Annemin ismi Nazlıydı. Nazlı diyor, "Bizim hiç devemiz öldü mü?" Annem ağlıyor. Çocuklar tabii hepimiz perişanız. Annem diyor ki, "Ali, ne devesi?" "Nazlı, "Bizim hiç devemiz oldu mu?" "Ali sen ne diyorsun? Ne devesi?" diyor. "Yahu, bizim devemiz hiç öldü mü?" "Yok. Olmayan devemiz yok ki ölsün." dedi. Rahmetli babam dedi ki, "Bak Nazlı, olan şey ölür, olmayan ölür mü? Bizim devemiz yok ki ölmedi. Atımız var, atımız öldü. İnsan bile ölüyor. Biz anasız babasız buralara kadar geldik. Bugün atımızı kaybetmiş zaten biz kazandık. Çalışır hep birlikte yine kazanırız diye annemi teselli edişini hiç unutmam. Ve onun için de hayatta eğer alın teri emek ve samimiyetle kaybedilenlere de üzülmemek ve hakikaten alın teri akıl teri emek döküldüğünde her şeyin hakikaten eee insanın hayatında karşılaşabileceğini gördüm. Ve tabii babamın bu halinden çok ciddi annemin babamın bu dertlerle meşgulken yaşantılarına ve karşılaştıkları hadiselere karşı tepkilerinden çok ciddi derslerle karşılaştık ve böylece benim çobanlık hayatımda babamın, annemin, ailemin ve köyden ciddi kazanımlarım oldu. Hatta bir daha bir örnek daha vereyim kısaca. Bir gün babam ayrı bir sürü güdüyor. Ben de ayrı bir sürü güdüyorum. Biz de koyun sabahleyin ikindi namazını kıldıktan sonra sürü dağa çıkar, gece dağda yatarız. Sabah leyin saat 10 9 10'da eve geliriz. Bütün yaz boyu böyledir. Babam ayrı bir sürü, ben ayrı bir sürü. Benim bir eşeğim, köpeğim, ekmeğim, elektriğim. Babamın da böyle ayrı ayrı gideriz. İkimiz de sabahleyin saat 910'da gelir evde hep beraber bir araya gelir. Yemeğimizi yer yatarız. İkindi namazı kalkar tekrar gideriz. Biz köye geldiğimizde babamı bir baktım ki köylülerden birisi çağırıyor. Ali amca e seni çağırıyor dedem falan diye bir çocuk. "Hayırdır dedi babam. Dedem hasta helalleşmek istiyor dedi. Neyse ben de babamın babam dedi ki hadi oğlum beraber gidelim. Gittik hastayı ziyaret ettik. Fakat hasta böyle gözünü daha böyle yukarıya dikiyor babama diyor ki Ali hakkını helal et yavrum. Diyor. Babam da sağ ol hacemi falan. Böyle bir has bir hal yok ama böyle bir konuşuyorlar.
>> Helalleşme arzusu fazla.
>> Evet. Sonra neyse helalleştiler. Çıktık. Babama dedim ki böyle bir canlı bir sohbet olmuyor. Yani böyle sana nasılsın? Birbirinizin gözüne bakıp böyle heyecanlı falan. Oğlum dedi, ben zamanında bunlara çok çalıştım. Hakkımı vermediler. Çoban dağda, taşta mal mülk uğraştım. Onun için hani benimle helalleşmek istemişler ama ben de unutamıyorum onları herhalde. O da şey dedi. Sonra bana durdu dedi ki oğlum ister bekçi ol ister çöpçü ister amir ol ister memur ne yaparsan yap bu hayat öyle ya da böyle geçer. Ama ihtiyarlık döşeğine oturduğun zaman yüreğine batacak asla hiçbir iş yapma dedi. Hiç unutamam. Bir annemin babamı tesellisi, bir de bu nasihatini hiç unutamam. Hayatım boyunca.
>> Ya hocam işte buna biz işte biz buna Anadolu irfanı diyoruz. Şimdi bakın bütün bu yokluklar içerisinde kıymetli dostlar teselli eden ve o ölüm deşeğindeki hali düşünen bir durum. Bugün varlıklar, imkanlar, fırsatlar içerisinde şükürsüz ve o şükürsüzlüğünü de nesillere öğretmek, aktarmak için gayret sarf eden bir eee hal ve ahval üzereyiz. Müthiş bir hadise. Onun için değerli dostlar eee hakikaten bunlar sıradan bir hikaye değil aslında. Eee eee ülkemiz açısından öncü eee faaliyetleri, öncü hizmetleri e yapan ve yapmakta olan her bir insanımız için eee ciddi örnekler eee ciddi fırsatlara dönüşmesinin eee habercisi olan hususlar. Çok çok kıymetli. Müthiş.
>> Evet.
>> Cafer Bey kardeşim. Bizim Anadolu'da ben çobanlık yaptığım dönemlerde şimdi Allah'a şükür devletimizin altyapısı, ülkenin durumu çok o Anadolu'daki hayatı da köy hayatını da gerçekten endüstrileştirdi, değiştirdi. Ama benim çobanlık yaptığım dönemlerde ben dağa gittiğim zaman inanır mısınız? Gece dağda deliler gezerdi. Akıl hastaları veya bir şakım sıkıntılı olan. Benim heybemde, eşeğimde bir iki ekmek olurdu. Bir şey işte neyse azık katık bir şey. Böyle dağlarda ben koyun güderken çok deliler gelirdi. Kimi iftiraya uğramış, kimi aklını kaybetmiş, kimi borçtan batmış. Ne insanlarla karşılaştım, ne böyle ufacık geldiğimizde açım, susuzum derdi. Ekmeğim ne varsa dağıda paylaşırdık. O bir lokma benim zaten ya soğan ya peynir ekmek bir şey yok ki zaten şeyde yaz günü olursa domates salatalık bulursak o sohbetler esnasında ne hikayeler dinlemiştim. O deli, sıkıntılarına karşılaşmış, akıl hastası olmuş, evden kaçmış, yaşadıklarını anlatan öyle hayat hikayeleri dinledim ki ve o günlerdeki o dinlediğim hayat hikayelerinin insan hayatında neler nelerle karşılaşacağını, bugün varım deme, yarın ne olacağını, bugün bu makamdayım deme. Yarın ne olacağına inanın hiç hayatım boyunca o karşılaştıklarım eee yani aklımdan hiç çıkmadı. Hiç unutamadım.
>> Kısaca benim özellikle köy hayatım bu şekilde. Annem babam anlatılacak çok hikayeler var ama ben üniversite son sınıfa kadar yazları böyle çobanlık yaparak hakikaten şey yaptım. Bir de şunu söyleyeyim. Ya babamdan para isterdik. Babam ya da bize gidin ılgına gidin bir pazar görün gelin derdi. Çocuktuk. Cafer Bey nedir hikmetini bilmem ama babam hiç bize parayı elinle vermedi. Oğlum cüzdanım da gidin alın baba fazlası var götürün şeyine koyun. Ben babam cebine elini sokup da al oğlum bu harçlık diye bize hiç para verdiğini hatırlamam.
>> Müthiş bir sorumluluk vermek değil mi hocam? Yani aynısı böyleydi. Hatta böyle bir gün hatırlıyorum daha da ikimiz de böyle sürülerimiz karşılaştı. Yatsı namazı kılacağız. Ben dikensiz diye yola durdum. Babam öbür tarafta kılıyordu. Selam verdi bana. Dedi ki, "Oğlum senin namazın olmadı. Niye dedim?" "Sen yolda kıldın." dedi. "Baba, "Ne olmuş yolda dedim." Oğlum dedi, "Yol bizim köyümüzün merası değildir. Bütün insanlığın malıdır. Sen bizim köyümüzün merasındda namazını kıl. Yolda kılma" dedi. Yolda her dinden, her inançtan insanın hak ve hukuku vardır. Dolayısıyla yolda kılınan namaz eee kabul olmaz. Sen bizim meramızda, tarlamızda, toprağımızda, köyümüzün arazisinde kıl derdi. Tabii o tarafta diken, ot, gece, her şey vardı. Annımızı secdeye giderken dizimizi korkan biraz daha kendimizi güvend o gün şok oldum. Yani bir yolda bütün insanlığın hak ve hukuku var. Ben bunu kitaplarda hiç okumadım. Babamın böyle zaman içinde konuştukça hakikaten eee nasihatleri, şeyleri vardı. Ben tabii ilkokul dahi okumamış. Anasız babamış, babasız büyümüş. Tabii hayatta karşılıkları o günkü Anadolu irfanı o günkü yaşlılardan edindiğiyle hakikaten inanılmaz bir eee sakinliği vardı. Çok sakindi babam. Çok ölgündü. Çok doygundu ya bize aman oğlum para kazanın şöyle yapın dediğini hiç hatırlamam. Oğlum ben anasız babasız büyüdüm. Bu hayat öyle ya da böyle geçer. Adam olun, ahlaklı olun ve vatana, millete saygılı olun. Konu komşuya zarar vermeyin der. Bütün hayatı bize nasihati budur. Özetle.
>> Benim çocukluk ve köy lise hayatım.
>> Eyallah hocam. Hocam çok kıymetli. Rabbim babanıza cümle rahmete kavuşan babalarımıza, annelerimize rahmet eylesin. Yaşayanlarının da hakikaten eee nasihatlerinden, duruşlarından istifade etmeyi ama tabii aynı şekilde de eee bizlerin de evlatlarına, sonraki nesillere bu güzel örneklikleri bırakabilecek, zihinlerinde şekillenebilecek bir duruş göstermeyi nasip etsin hocam. eee artık yani ben kafamda şöyle düşünüyordum. İşte çocukluk yıllarınızdaki bu yaşananlar sizin için eee nasıl bir eee efendim e sonuca vesile oldu? Görüyoruz ki bir olumsuzluğa değil, aksine sorumluluklarını eee üstlenen eee ve eee bunları bir fırsata çevirmeye çalışan engelleri aşmak için eee büyük bir çabaya ve gayrete vesile oluyor. ve İM Hatip eee lisesi mezunu eee bir eee kardeşimiz. Yolu fizikle dolayısıyla fen bilimlerinin elbette imam hatip mezunu nice arkadaşlarımızın Türkiye'nin her bir ilim dalında bilim dalında olduğu bilinmekle birlikte bir kabul olarak sanki imam hatip diye ifade ediliyor. Dolayısıyla imam hati, cenaze görevlisidir. İşte eee musalla eee görevleriyle meşguldür gibi bir algının bulunduğu böyle bir ortamda fizik gibi ciddi iddialı bir alana yöneliş e ve dolayısıyla eee bu eee yönelişin arkasındaki gerçek aminle e tabii bir de buradan tabii asıl buradan işte o başarılar nasıl oldu sorusunu eee onun için bir kayda geçiyoruz dememizin sebebi bu. Direkt hocam sadece TÜRKSAT'ta yaptıklarını anlatmaya kalksa e-Devlet projesi projesini ve burada karşılaşılan zorlukları ve başarıyı ifade etse belki bir program yetmeyecek durumda ama o başarıyı ve o mücadeleyi yapabilme kararlılığını vasatını hazırlayan bir durumu ortaya koymak lazım. Ve bu ülkenin evlatları ancak bu zorlukların üstesinden gelenlerin başarabileceği gerçeğini ortaya koymak lazım. Bir taraftan hocam derslerimi vereyim. Mayıs ayında Amanha eee okulu gerekirse son imtihanlara girmeyip önceki not ortalamasıyla sınıfı geçeyim, çobanlığı kaybetmeyeyim diye gayret sarf ederken şimdi 25 yaşında bir hanımefendiye, beyefendiye sorulduğunda ne kadar yıllık, aylık geliriniz olsun? Eee 500.000den aşağısı kurtarmaz. Olması gereken 1 milyondur. Ben zaten 100.000 L ayda efendim taksiye veriyorum. Bu denen insanı da sanki eee bilim toplantılarına, Türkiye'nin ufkunu açacak çalışmalara katıldığını zannedersiniz eee falan mekanlarda ömrü heba etmek ve dolayısıyla eee işte bugün örneklerini görüyoruz. Haliyle karşı karşıya kalmak. Bir kuruşluk üretmeden 1 milyon harcamak isteyen bir tavrın eee oluşundaki neslin bu halde oluşunun sebebi işte zorluklarla, meşakkatlerle sahip oldukları nimetlerin kıymetini bilmeyiş var. Onun için hocamın üniversite eee fiziğe yönelişi eee buradan üniversite hayatı bölümü önemli ama ardından asıl bizim Türkiye açısından yerli ve milli dediğimiz öncü projeleri konuşacağız. Edebiyatı konuşacağız. Biliyoruz Ramazan öncesi eee bizim son programımız. Yani önümüzdeki hafta eee Çarşambayı Perşembeye bağlayan gece hep birlikte inşallah Rabbim lütfederse ilk oruçlarımızı tutacağız. Perşembe günü ilk oruç günümüz. Rabbim e Ramazan'da bütün günahlarımızıan kurtulmayı e yeni bir hayata merhaba demeyi, Kur'an ayı olan Kur'an'la barışık olmayı inşallah bizi dinleyen dostlarımıza eee ve tüm nesillerimize lütfetsin. Eee onunla irtibat kesilirse insanlığın halinin ne olacağı ortada. Yaratıcı öyle haber veriyor. Allah sizi bu Kur'an ile alır karanlıklardan. Nurlu aydınlıklara ulaştırır. Yoksa şeytan da alır sizi. Karanlıklarda boğulursunuz diyor. Evet hocam. Fiziğe yöneliş ve dolayısıyla orada zorluk, meşakkatlik ve sonra eee yurt dışında akademik hayatı yapma mecburiyeti ve tabii bir dost olarak ben bunun arkasındaki sahipleri biliyorum ama Türkiye'nin kazanımlarını veya içinde bulunduğu durumlardan müşteki olan dostlar için 15 asır öncesinden bahsetmiyoruz. Yani 203 yıl öncesinden, 35 yıl öncesinden, 25 yıl öncesinden bahsediyoruz. Bu bölümü de hocam inşallah tamamlayıp elbette büyük hizmetlere ve projelere geçmiş olacağız. Şiiri programın adıyla müsemma şiirde okuyacağız. Osman hocamdan görüyorsunuz. Şiir gibi konuşuyor ama şiiri de dinleyeceğiz. Edebiyat dünyamızla eee nice insanlarla temas halinde ve yine Osmandur hocamla birlikte merhum Rasim Özden Ören abi birlikte ziyaret ettik. Saatlerce oturduk muhabbet ettik. Dolayısıyla Edit dünyamızın içinde de olan bir fen bilimleri akademisyeni ile birlikteyiz. Evet hocam. Fizik fizik bölümü burada karşılaşılanlar sonra Evet. Bildiğimiz kadarıyla üniversiteyi birincilikle bitiren bir insan ama akademik çalışmayı yapmakta eee yurt dışına gidiyor. Elbette. Bakın o günkü o şartlar değerli dostlar eee müthiş faydalara vesile olduğu gibi eee belki o günün şartları da bir Osman Dururun e farklı ortamlarda eee eğitimini tamamlamasına ama birçok insan tabii bu mücadeleyi göze alamadığından belki nice başarılı kardeşlerimizle bu hayatın akışı içerisinde kaybettiğimiz veya hizmet yapma imkanından mahrum oldu. Yönüyle de burası kıymetli, ilham vericidir diye düşünüyorum.
>> Evet hocam.
>> Cafer hocam ben İmam Hatip'te okurken imam hatip hocalarımız bize çok kitaplar verirlerdi. Bunları okuyun diye. Ben tabii sene içinde ders çalışır çok fazla kitap okuyamaz. Yalnızdım. Evim soğuktu. Tek odalı bir salon. Ancak eve gelir yemeğimi yer. İşte bir sobamız vardı. Onu da kermeyle köyden getirdiğimiz bizde odun, kömür yoktu. Köydeki o hayvanların işte şeyinden yaptığımız tezeklerle yakar, ısınır, yatar, sabah kalkar giderdik. Çok fazla böyle kitap okuyacak ortamlarımız olmazdı evde. Tabii ben bütün kitap okumayı yazın dağlarda koyun güderken biz bu çobanlığın bir avantajı var. Elinde kitap hiçbir yükün yok. Koyun sürünün peşinde gidiyorsun ve bütün ömrüm benim dağlarda koyun sürüsü etrafında kitap okumakla geçti. Ve hatta ben üniversitede Amerika'da doktora yaptığım dönemlerde çok ne kadar zaman geçmesine rağmen bizden sonraki çok sonraki çobanlardan birisi dağda benim kitaplarımı bulmuş. Üstümde ismim yazım dahi silinmemiş. Yıllar geçmesine rağmen anneme getirmiş. Bir kayanın, bir kovuğun da Osman'ın bir kitabına rastladım diye. Tabii bazen uyuyoruz, sürü kayboluyor. Uyanıveriyorsun, kitap ne varsa unutup kaçıyorsun düşüyor. Böyle kitap okumaya ben dağda, köyde eşeğimin bir gözünde ekmek, su, bir gözünde kitap ve elektrik olurdu. Hiç unutmam. Ömrüm köy sağ olsun o öğretmenlerimizin verdiği kitaplarla o köylerde okuduk. Okubalarımız bizi çok farklı bir bilinç kazandırdı. Bir de tabii köyde babam şu baharın köye gittiğimizde yemyeşil havası tabiat kışın uykusundan uyanırcasına ney varsa insanlığa kış boyunca aç kalmış sanki eee mahlukata neyi varsa sunmak için fışkırırcasına her taraf yeşillik ottu. Babam o çiçekten yer, bu çiçekten yer. Böyle taşların dizilişi, çiçeklerin şeyi böyle bir bilgelik de vardı. Ne olduğunu bilmezler ama bu buna iyi gelir. Bu buna iyi gelir. Biraz bu hayattaki bilgelikle edinilen bilgiler, biraz okuduğum kitaplar ve lisede başarılı bir öğrenciydim. İlkokulda Nuran Güneş diye bir öğretmenim vardı. Allah selamet, sağlık, sıhhat versin. Arada da bir telefonla konuşuyorum. O öğretmenimizin de bize biraz sahip çıkması, ilkokulda yönlendirmesi, biraz böyle derslerime iyi çalışıyordum. Lisede de eee tabii bizim bir senede Kur'an kursunda okuduğum için Arapça Kur'an derslerine fazla zaman ayırmadığım için vaktim fen ve fizik, kimya, edebiyat, matematiğe kalıyordu galiba. O derslerde. Kompozisyon yarışmalarında, matematikte, fizikte oldukça iyiydim. Neyse üniversite tercih sıram geldi. Öğretmenler neye tercih edeceğim? Dershane falan yok. Ben hiç dershaneye gitmedim. Paramız yok çünkü. Millet yazın dershaneye gidiyor. Ben dağda eee o seneler koyun değil de özellikle sığır gütmeye başladım. Çünkü gündüz ders çalışabiliyordum. Üniversiteye hazırlanabiliyordum. Dağda gece çobanlığı değil gündüz çobanlığına döndüm. Çünkü gece dağda olunca gündüz eve gelip yatıyorsun. Çalışamıyorsun ama üniversiteyi kazanabilmem için o dönemlerde öyle denk geldi ve sığır çobanlığı dağlarda sığır gütmeye başladım ve eee o dönemde üniversiteye hazırlandım. Tercih sırası geldi. Okuldaki öğretmenlerim hiç unutmam. Osman dedi sen matematik bölümünü oku. Matematik öğretmeni ol. Çok da seviyorum matematiği. Matematik tercihi yapacağım. Başka bir öğretmenim geldi dedi ki, "Hayır" dedi. Osman matematik değil fizik okusun. Dedi. Öbürü ya matematik çok iyi yok dedi. Osman'ın ailesinin durumunu bilmiyor musun? Hiç olmazsa fizik okursa dedi biraz elektrikle bilmem neyle meşgul olur. Böyle bir televizyon tamirciliği, buzdolabı tamirciliği de yapabilir. Okulu bitirince bir şey yapamazsa dedi. Böylelikle fiziği tercih etmiş olduk ve üniversite sınavını kazandım. Fizik bölümünü ve üniversiteye gittim. Tabii böyle bir hayatımda ya ben çocukluktan uzay, astronomi, fizik, matematik şunu olacağım diye böyle bir vizyonla karşılaşmış çevremde okuyan bir tane insan yoktu ve benim hayatımda böyle yaptı. Bizim her şey hayatın akışı içinde gerçekleşti ve fizik okumaya başlad git üniversiteyi kazandım gittim. Çok heyecanlıyım, çok keyifli ve girdim. Hiç unutmuyorum ilk derse üniversitede başladık. Bir matematik öğretmenimiz analiz bir dersine girdik. Hoca hiç unutmam e ismini de vermek istemiyorum dedi ki arkadaşlar ben dedi şimdi matematik dersine giriş yapacağım ama sınıfın içerisinde dedi lise fen kolu ve kolej haricinde gelen arkadaşlar varsa parmak kaldırsın ona göre temelden mi gireyim yoksa bir üst seviye mi başlayayım diye sordu. Bir tane bir bayan vardı. Mersin teknik lise mezunu. Endüstri meslek lisesi mezunu. Teknik lise mezunu. O kaldırdı. Ona dedi ki, "Kızım çok çalışman lazım başarmak için." Sonra da ben kaldırdım. Ben de İmam Hatip Lisesi mezunuyum dedim. Hoca döndü bana dedi ki, "Sen bu okulu bitiremezsin. Şimdiden bırak git üniversiteye çalış. Sen ilahiyata git." dedi.
>> Ve birinci okulun daha ilk günü yıkıldım. E üniversiteye gitme şansım yok. Köyden de üniversiteyi kazandım diye çıktım. Tekrar köye gitme şansım yok. Dedim ben gidemem. Yani ben burada çalışacağım. Bir sene uğraştım. Ne fizikte ne matematikte geçecek not alamadım. Ve ondan sonra tekrar okul bitmeyecek. Bende de bir kaygı başladı. Nasıl yaparız? Abimi aradım. Dedim abi ben eee imamlık sınavlarına gireyim. Benim için bir müracaat etsen Ankara'ya git. O zaman abim benim için imamlık sınavlarına müracaat etti. Ben sınava girdim kazandım. Okul, üniversite biter bitmez göreve başlamak üzere Bitlis Mutki ilçesine imam olarak eee 1. sınıfın sonunda göreve gittim ve imam imamlık görevimi yaparken yazın bayramda tekrar köye gelmek istiyordum. Bayrama, tatile. Fakat Otard'da otobüs bileti kalmamış. Eee Konya'ya bilet alamadım ve bir turistler karşıma geldi. Oradaki bilet alacak e bilet için şoförlerle, muavinlerle konuşuyorlar. Benim de Fransızcayı biz imam hatip'te Almanya'da okumuş veya Almanya'da işçi Fransa'da işçi olarak çalışmış ama sonra Türkiye'ye dönmüş bir eee hocamız bize Fransızca dersi öğretti. Yani bizde İngilizce falan yoktu. Lisede ben İngilizce hocalar vardı. Bizim sınıf ilk dönem hep Fransızca. Bizim dönemin hepsi Fransızca okudu. Ben bana iyi Fransızca öğretmiştim galiba. Yardım ederken tercümanlık yaptım. Bana turist dedi ki bize rehberlik yapabilir misin? Kars anı harabelerine gitmek istiyoruz. Bende otobüs yok. Tekrar Bitlis'e gideceğime turistlerle beraber Kars'a gittim. Kars'ta onları gezdirdim, dolaştırdım. Sonra Kars'tan Ankara'ya bilet buldum. Oradan Konya'ya gideceğim. Ankara'ya geldim. Üniversitedeki arkadaşlarımla karşılaştığımda o zaman da işte ziyaret ediyoruz. Otobüs gece. Ben işte gündüz vardım. Dedik ya Osman bütünleme sınavları var. Eğer dedi iyi çalışırsan dedi geçersin. İstersen bir dene. Tabii orada da başka sıkıntılarla da karşılaşıyoruz. Ben bir fizik kitabı, matematik.
Kitaplarını aldım. Bayramda köye gittim ve sonra tekrar Bitlis Mutki ilçesine döndüm. İmamlık yaparken bir taraftan da fizik, matematik tekrar çalışmaya başladım ve geldim bütün dersleri geçtim ve üniversite 2'ye tekrar başladım. Ve böylece üniversiteye dönmüş oldum tekrar.
Ve bu çalışmalarla birlikte üniversiteyi okul birincisi olarak tamamladım ve asistanlık için müracaat ettiğimde ilk sene almadılar. Daha sonra Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik bölümünün açtığı bir asistanlık sınavına girdim. Master sınavına girdim. Masterı kazandım ve eee mastera başladım ama maaş alamıyoruz. Asistanlık. Bir sene sonra asistanlık sınavı başladı, açıldı. Onu kazandım.
Hatta bu arada e mastera başladığımda öğretmenlik sınavına girdim. Bizim dönemimizde fen fakültesi mezunları pedagojik dersi almadıkları için öğretmen olamıyorlardı. O sene bir hak çıktı. Sivas Hafik Lisesi'ne fizik öğretmeni olarak tayinim çıktı. Ama ben akademisyen olacağım diye gitmedim.
Cafer Bey kardeşim, biz bu bilince nereden geldik diye sorarsanız bizim gençlik yıllarımızda Necmettin Erbakan hocanın hakikaten kendi sanayimizi yapacağız. Fabrikalar kuran fabrikaları yapacağız. Kendi motorumuzu yapacağız. Kendi uçağımızı yapacağız. İşte falan diye böyle bir ben imam hatipde iken Konya Şeker Fabrikası, Konya Ilgın Şeker Fabrikasın'ın açılışına Necmettin Erbakan gelmişti. Onun orada bir mitingde bir konuşmasını dinlemiştim ve o benim hayatımda bilime, teknolojiye ciddi anlamda bir farkındalık yarattı. Aslında annem benim çok iyi bir vaaz eden, çok iyi bir eee Kur'an okuyan iyi bir hoca olmamı istiyordu. Fakat baba hep bu telkinle beni İmam Hatip'e göndermişti. Erbakan Hoca'nın o mitinglerinde veya o konuşmalarında Milli Türk Talebe Birliği'nde, Anadolu Gençlik Derneklerinde hep böyle kendi sanayimiz, kendi teknolojimiz, kendi ülkemiz üzerine bir bilinçle şey yaptık ve bu bilinç bizi üniversitede, akademide inanılmaz derecede hala oralarda da aynı irtibatlarımız sürdü.
Aklımız başımıza geldi. İşte gençlik yıllarımızı siz de çok iyi biliyorsunuz. Bir taraftan mitingler, konferanslar, toplantılar, bayrak az, topla. Bir taraftan da üniversitede derslerimiz aksamazın diye arkadaşlarımız da hakikaten ben çevremdeki arkadaşlarımı da dinleyenler varsa bilir. Ya arkadaşlar biz başarılı olmamız lazım. Biz hakikaten hem mesleğimizde çok iyi olmamız lazım düşüncesiyle sınıfımızdaki veya başka bölümlerdeki arkadaşlara evlerde, yurtlarda, fizik, matematik dersleri de verdiğim olmuştur. Başarılı olmak diye.
Ve böylece üniversiteyi birinci olarak bitirip Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi'ne asistan oldum ve çalışmalara başladım. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi'nde asistan oldum. Derslere başladım ve not ortalamam 98'le Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü Master ders dönemini kapattım. Tez döneminde bir hoca beni aldı. Bütün Ankara Üniversitesi'nde benim asistanlık dönemlerimde olan arkadaş ve hocalar çok iyi bilir ve beni aldı ve ben master çalışmalarına başladım. Tezimi hazırladım. Hocaya sundum. Hiç unutmuyorum hoca içeri girdim kapıyı kapattım. Hocam tezimi hazırladım dedim. Masasına koydum. Tezini eline aldı. Bana dedi ki bu ülkede senin gibilere master doktora yaptıranın bilmem ne yaparım. Defol git dedi. Bak o zamana kadar bir yıl uğraştım. Ufak tefek hissediyordum ama bir şey demedi. O tezimi masaya koyup hazırladığım tezi görünce bana böyle inanılmaz bir küfürle ve bir aşağı görmekle, böyle bir tahkirle küfrederek tezimi öyle bir attı ki Ankara Fen Fakültesi'nin taş duvarlarında biraz kapıların da altı boştur. Tezim koridora dağıldı ve bir anda irkildim. Şöyle bir düşündüm. Hiçbir çıkarım yok. Hiç unutmuyorum. Tezimin peşinden de gitmedim. Elim ayağım soğudu. Kendimi topladım. Hocaya döndüm. Elimi cebime sokuyordum böyle. Hoca biraz tedirgin oldu. Ne çıkaracak diye. Kimliğimi çıkardım. Dedim hocam ben bu kimliği taşıyorum. Ben Anadolu'dan tırnaklarımla buraya kadar gelmiş bir insanım. Sen bu benim yıllarca emek verdiğim bütün tezimi buraya attım. Ben dedim senin gibi küfretmeyeceğim ama bil ki dedim bu master ve bu doktora derslerini bitirip bu ülkede bu kariyerleri alacağım. Bu tezi de toplamıyorum. Bunu unutma dedim. Kapıyı çarptım çıktım.
Aşağıya indim. Hiç unutmam. Devlet Bahçeli'nin kız kardeşi Semiha Bahçeli Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Fizikte doçentti. O zaman benim oturduğum asistan odam da ona yakındı. Bu olayı duymuş. Yanıma geldi. Sakin ol Osman. Merak etme. Bir gün hak yerini bulur diye beni birazcık teselli etti. Daha sonra tabii bölüm başkanı duymuş. Dek duymuş bu hadiseyi. Çünkü duyuldu. Çünkü o koridor çalkalandı hocanın bana bağırışlarından. Tezler ortada. Diğer asistanlar hatta beni istemeyen Anad Ankara Fen Fakültesi biraz ideolojik olarak >> yani 98 100 üzerinden ortalaması olan birisi suçu imam hatipli olmak, suçu milli olmak. >> E işte bilemiyorum yani kaygılarının ne olduğunu ama bizim imam hatip mezunu işte yaptığımız bir şey yok ya. Babam benim. Hatta ben neyse daha sonra konuşuruz.
Ve ben böyle bitirdim ve dondum kaldım. Sonra odama bölüm başkanı geldi. Dedi Osman eee ne yaptınız? Dedim hiçbir şey yapmadık hocam. Dedik ya böyle bir sıkıntı yaşamışsınız. Dedim evet böyle dedi hoca. Ne düşünüyorsun dedi. Dedim ben bu unvanları alacağım. Benim başka çarem yok. Ben bu doktorayı, masterı burada bitireceğim. Kimse bitirtmeyecek olanlar gelsin dedim. Benim böyle duruşumu görünce Ankara Fen Fakültesi kimya bölümünde profesör, biyoloji bölümünde profesör iki hoca benim durumumu duymuş. Turan Güven ve Ali Osman Solak. Hiç unutmam. Turan Güren Allah rahmet eylesin vefat etti. Alesman Solak hocamız da sağ ve benim durumumu duymuş ve benim arkamda durdular. Osman sen mücadeleyi ver biz arkandayız. Ve ben de çaresizlikten direniyorum. Sonra bana dediler ki Osman, sen burada bir iş yapamazsın. Seni Selçuk Üniversitesi'ne ya da Kayseri'ye asistan olarak gönderelim. Ben de dedim ki ben oralardan geldim dönmeyeceğim. Burada bitireceğim. Tabii. E ne yapacaksın? Çıkar yol yok. Düşünüyorum. Çaresizim ve her ne kadar destek verseler de hoca istemediğinde şey yap. Bölüm başkanı, dekan bana sadece sen buradan git, biz yardımcı olalım. Sen bir yerlere git burada duramazsın. Hepsi böyle diyor.
Ve sonra ben düşünüyorum. Duydum ki Macaristan hükümetinin bir araştırma bursu varmış. Macaristan Büyükelçiliği, işte ülkelerarası anlaşma. Sonra duydum Malezya hükümetinin araştırma bursu. Bu sınavlara girdim ve Macaristan hükümetinin de Malezya hükümetinin de araştırma burslarını kazandım. Ve ben Budapeş'te Teknik Üniversitesi'ne tekrar master çalışmalarına gittim. Aklımda fizik okurken hep bu Rus fizikçilerin teoride güçlü olduklarını hakikaten böyle hesaplarda çok Rus fizikçiyle karşılaşıyordum. Keşke bir Rus fizikçiyle çalışabilsem diye düşünüyor idim. Bu anlamda Macaristan'ın tercihimde, Malezya ile Macaristan arasındaki tercihimde Rus fizikçilerin güçlü olması aklımda kalmıştı ve Budapeşte'ye gittim. Master çalışmalarını tamamladım ve tekrar Türkiye'ye döndüm.
Ama Türkiye'ye döndüğümde yapacak bir iş yok. Sonra Çernobil hadisesi olmuştu. Ondan sonra Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Anabilim Dalına radyasyonun insan sağlığına zararları ile ilgili eee radyoizotopların teşhis ve tedavide kullanılması ile ilgili bir uzman fizikçi alacaklar ve orada doktora yapma imkanım olacak diye eee sınava girdim ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Alabilim Dalına uzman fizikçi kadrosunda göreve başl başladım ve bir sene, 1 bu5 ik sene çalıştım. Aslında çok güzeldi. Her şeyiyle ortam çok güzeldi. Fakat bilimsel araştırma yoktu. Hasta tedavisi ve böyle daha rutin bir işti. Bilimsel araştırma olmayınca eee dedim ben dedim doktora yapmam lazım. Fizikte İstanbul'a gittim. Çünkü Ankara'da bir daha giremiyorsunuz. Hocalar birbiriyle haberli. Ben Gazi Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi'en kime gitsem bir iki asisten hariç çok fazla o hocalarla uğraşacak hoca yoktu. Yani böyle bir eee herkeste böyle bir iletişim var o dönem ve mümkün değil giremeyeceğim ve İstanbul'a gittim. İstanbul Teknik Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi'nin doktora sınavlarına girdim. İkisini de kazandım. O dönemde evlendim. Eşim tıp doktoruydu ve İstanbul'a geldik. E İstanbul Teknik Üniversitesi'ne doktoraya başlayacak idim. Fakat Marmara Üniversitesi asistanlık şey kadrosu da açtı ve hem doktoraya başladım hem de Marmara Üniversitesi'nde asistan oldum.
Asistanlık çalışmalarımı yaparken hem Macaristan'daki hocam ben Macaristan'a gittiğimde komünizm vardı o zaman. Sonra geldiğimde dağılmıştı işte Rusya eee Sovyet işte o zamanlar Macaristan'da yürüyüşler vardı. işte demokrasiye geçme falan ve hocaların çoğu Amerika'ya gitmiş veya işte falan böyle bağlantılar sonra buradaki arkadaşlarla ve ben Amerika'da Budapeştik Üniversitesi'en tanıdıklarım buradaki hocalarımın şeyiyle Amerika'da Florida State Üniversitesi'nden araştırma bursu kazanarak doktora çalışmalarım için Budapeşt şey Florida State Üniversitesi'ne gittim. Fakat orada üniversitede doktora çalışmalarım bir tarafa dünyanın en iyi yeni araştırma merkezlerinden birisi kurulmuş. National High Magnetic Field Laboratory yani ulusal yüksek manyetik alan araştırma laboratuvarları. süperletken malzemelerden, manyetizmaya, işte röntgen cihazlarından hatta NASA'ya işte enerji sektörüne bir sürü proje yapan çok güzel yeni yapılmış bir araştırma merkezine geç gittim ve Nobel ödülü almış bir sürü hocalarla ciddi anlamda bir bilimsel araştırma. Rusya'da, Macaristan'da çok iyi teorik ve bilimsel araştırmalar yaptım ama öbür tarafta deney, laboratuvar, uygulama, proje inanılmazdı. Çok ciddi bir kazanım sağladım ve doktora çalışmalarımı tamamlayıp Türkiye'ye dönmek üzere hazırlanıyoruz. eşim de çocuklarımla beraber Amerika'ya gittik.
Ve tabii dönmeden önce eee bütün o bölgedeki arkadaşlarla da oturuyoruz. Herkes diyor ki dönme Osman. Çünkü ne yapacaksın ki burada gidersen bu laboratuvarda bütün öğrendiklerimiz Türkiye'de araştırma altyapısı mı var? Laboratuvar mı var? Gidip ne yapacaksın? Hakikaten böyleydi o dönemler ve hiç unutmuyorum o coğrafya yani Amerika'da çalıştığım dönemlerde Cafer Bey kardeşim Pakistan, Mısır, Suriye, Irak, Lübnan, Ürdün, Ortadoğu, Orta Asya, Balkanlardan bir sürü doktora öğrenciler vardı. Özellikle Mısır ve Pakistanlılar o kadar güçlü bilim adamlarıydılar ki ve hepsi orada kalmış çalışıyor. Kendi ülkelerine dair hiçbir hayallerini görmedim. Bizler de öyleydik çünkü gelsek ne yapacağız? Ama benim o doktoramın bittiği dönemlerde Erbakan hoca Türkiye'de başbakandı. Tansiçüller hükümeti ve ben heyecanla Türkiye'ye dönüp bir şeyler yapma niyetim var. Bir de tabii annem babam köyde eee yıllarca bizleri okutmuş. Bizden bir şeyler bekliyor. Acaba onların hayatına dokunabilir miyiz? Bir şeyler yapabilir miyiz? Memleketimize dönelim. Hatta arkadaşlar dedi ki ya Osman Bey anne babayı boş ver. buradan para kazanır gönderirsin. Onların keyifleri yerinde olur işte falan. Ama biz karar verdik ve döndüm.
Hiç unutmuyorum eşim benden 3 ay önce geldi. Evi İstanbul'a babam annemle birlikte yerleştiler. Ben indim havaalanından, uçaktan bir taksiye bindim. Eee, eve gidiyorum. Taksiciye sordum. Nasıl ne var ne yok dedim. Vallahi dedi işte Erbakan hocala Tansuçilliler hükümeti bugünlerde göçmek üzere bütün aczimendiler yürüyor. Memlekette irtica bilmem ne kavgaları eee siyaset perişan. E ülke çok kötü. Taksiden taksiciden eve varıncaya kadar hikayeyi aldık. O zamanlar çok internette haberlere bakalım bilmem ne. Uğraşacak vaktimiz yoktu. Tez hazırlıyoruz Amerika'da. Eve vardım. Neyse oturduk çocuklarla hasp hal annem babam. Ertesi gün üniversiteye gittim ben. Doktora işte geldim döndüm. Üniversitede işte çalışmalara başladık gidiyoruz.
Ve sonra bir gün dedim ki bölüm başkanımız vardı hocam dedim ben şimdi Amerika'dan döndüm. Amerika'da laboratuvarlarla da çok iyi bir iletişimim var. Bir küçük bir laboratuvar kuralım. Ben de bir master öğrencileri alayım. Orada bunları çalıştıralım. Hemen onları Amerika'ya gönderelim. Orada burs var zaten. Alırız böyle. Ben de yazları gider gelirim. Amerika'da böyle güzel gençler yetiştirelim dedim. Bana döndü dedi ki Osman bırak bu işleri dedi. Ne laboratuvarı? Ben teksir kağıdı alacak param yok dedi. Sen dedi dersine dikkat et dedi. İşte başörtüleri alma, sakallıları sokma. gibi böyle bana telkinde bulunuyor. Ben dedim hocam ben Amerika'dan geliyorum. Amerika'da cuma namazlarını kıldıran Mısırlı bir profesör var. Ve bu adam cumayı kıldırıyor, üniversiteye geliyor. Ve inanır mısın? Amerika'da projeyi değerlendiren hocalar o Mısırlı adamın imzası olmadan proje vermiyor. Bu adam camiye gidiyor, cuma namazı kıldırıyor. Geliyor orada laboratuvarda veya araştırma merkezinde projelerin başında imza atmadan şey yapmıyor. Dedim ya biz neyle uğraşıyoruz hocam? Yapmayın. Ben dedim bir iki sanatçı çağıralım. Şu konferans salon bizim şeydeki amfilerde konferans salonlarında bir iki konser verdelim dedim. Çocuklardan birer birer lira toplasak benim alacağım ne? Bir osiloskop 1 10 metre ampermetre bir iki devre elemanları alacağız yaparım dedim. Ya manyak mısın Osman? Boş ver sen git derslerini ver dedi.
Düşündüm. Laboratuvar araştırma işte gir çocuklarla uğraş. falan. Hocam bir beyaz kağıt verebilir misin dedim. Verdi. Aldım bir kalem. İstifa dilekçemi yazdım masaya koydum. Sonra ben hocam teşekkür ediyorum dedim. Çıkıyordum. O dilekçeyi okumuş. Baktı bana dedi ki Osman, sen bir Anadalı çocuğusun. Biraz sakin ol. Bu dilekçeyi dedi almadan kapıyı örtersen bir daha geri dönüp alamazsın. Fizikçilerin de Türkiye'de iş bulma şansı yok. Her taraf fizikçi, hoca dolu. Yazık edersin kendine. Git istifa dilekçelini al, görevine devam et. dedi. Ben de hocam dedim yani anlamlı bir hayat geçireceğime dair önümde bir şey göremiyorum. Yani bu birikimlerim çürüyecek. Ben başka yani hiçbir şey yapamazsam küçükbaş hayvancılığı çok iyi anlarım. Konya'ya gidip küçükbaş hayvancılık yapacağım. Bence burada anlamsız işlerle uğraşmaktan daha faydalı olur dedim. Kapıyı örttüm ve üniversiteden ayrıldım.
Ne yapacağız diye düşünürken bir hocamın da vesilesiyle tanıştığım, o da Amerika'da doktora yapmış birer elektronik mühendisiyle karşılaştık. Birlikte gastroskopi, endoskopi, laparoskopi cihazları yapalım dedik. Böyle birlikte çalışıyoruz. Bende para yok ama arkadaşın biraz imkanları iyiydi. Bir iki cihaz geliştirdik ama ne hastanelere satabiliyoruz ne öbür tarafa çalabiliyoruz. şu markaların var, servisiniz var mı? Hizmet verebiliyor musunuz falan. Baktık mümkün değil. Sonra o arkadaşım baktık olmayacak. Dedi ki Osman biz başka tekrar akademiye dönelim. O Dubai'de Amerikan Şarja Üniversitesi'ne müracaat etmişti. Gitti oradan kabul aldı ve oraya gitti. Ve ben de bir süre bir özel sektörde görev yaptım ama istediğim gibi olmadı. Ve ben de istifa edip sonra da Fransa'da Alkatel'in de ortak olduğu Yuri Ejiasat şirketine uyduyla ilgili bir şirkete genel müdür olarak gittim ve Monaco merkezli Fransa'da uydu ve uydu üzerinden verilen hizmetlerle ilgili bir şirketin genel müdürü oldum. Daha sonra yönetim kurulu başkanı ve genel müdür olarak bu uydu ile ilgili projelere devam etmeye çalıştım.
Daha sonra Türkiye'de Telekom'un özelleşmesi gündeme geldi ve Telekom özelleşirken eee uyduların Telekom özelleşmesi dışında tutularak uyduların ayrılması ve uyduların devletin elinde kalması ve Telekom'un özelleştirilmesine karar verilmiş. Bana dediler ki bu uyduları ayırıp eee ayrı bir şirket kurulacak. Bunun başına geçer misiniz? Ve o zaman Abdullah Gül Başbakan Binali Yıldırım Ulaştırma Bakanı.
>> Hocam isterseniz burada bir soluklanalım. Şöyle yapalım. Buraya gelince artık hizmetler ve Türkiye'de dediğimiz işte öncülüğünü yaptığınız, kuruluşunu gerçekleştirdiğiniz hizmetler dönemi başlıyor. Eee, burada, eee, bizim programımızın bir parçası izleyenlerimiz her şey elbette bir tarihi kaydı gerçekleştirirken, eee, programı da zinde tutan, hakikaten eleştirileri, katkıları, yorumları da bizim için kıymetli olan ben dostların hem selamlarını alalım onlara bir aleykümselam diyelim. Yorumları alacağız. Bu arada da hocam o bölüme geçmeden eee, sizden bir şiir dinleyeceğiz. Siz bu arada şiirinizi de ben yorumları hazırlarken bir şiir dinleyelim sizden dinleyeceğiz. eee ve ondan sonra artık eee hizmetler dönemine yani bütün bunları eee gerçekleştiren bir yapıyı, eğitim düzeyini, yetiştiği ortamı, aileyi, çevreyi, karşılaştığı zorluklar sürecini eee geçmiş olduk ve şimdi eee evet yerli ve milli önemli hamlelerin atılımlarda öncülük yapan genel müdürlük Türk Yönetim Kurulu Başkanlığını yürüten o dönemi de dostlar inanıyorum aynı dikkatle takip etmiş olacaklar. Evet Fur Furkan Uzunkaya hayırlı yayınlar diliyor. Mahmut Teker hocam hayırlı yayınlar. E üstadım size ve konuğunuz hoş geldiler. Eee Eda Tosun hanımefendi kıymetli yazarımız, şairimiz iyi yayınlar diliyor. Muzaffer Alpekin Bey, sağlıklı akşamlarınız olsun. Şimdi eee şiir dostlarına ailece güzel yayınlar diliyoruz." diyor. Ortak dostumuz, kadim dostumuz eee kıymetli rektörümüz Mustafa Doğan Karaoşkun. "Selam olsun aziz dostlarım iki güzel insana muhabbetlerimle." diyor. Eee eee İbrahim Emiroğlu hocamız. İbrahim hocam inşallah önümüzdeki hafta sizinle beraberiz. O da ülkemizin çok önemli ve kıymetli eee bir ilim adamı. güzel bir sohbette, haftaya bizi bekliyor inşallah. Hayırlı yayınlar diliyor. Selam ve başarı dileklerimi iletiriyorum." diyor Murat Paşaok eee dostumuz eee hayırlı yayın dilekleriyle hoş geldiniz diyor. Eee Mustafa Aydın hocamız selamünaleyküm. 251. yayın. Ne bereketli, azim ve bereketli bir sohbet olması dileğiyle." diyor Muhammed Furkan geldi. "Selamünaleyküm Cafer Bey ve Osman Bey iyi yayınlar diliyor. Yetkin hocamız iki güzel insana hayırlı ve başarılı bir yayın dilerim. Osman Bey kardeşimize edebiyat söimize hoş geldiniz der" der. Sevgilerimizi sunarım. Yine ortak dostumuz, şairimiz, hocamız Mehmet Yıldız Bey hayırlı akşamlar, hayırlı yayınlar diliyorum değerli dostlarım. diyor. İki güzel insanı bir arada görmek ne bahtiyarlık. Emeğinize, gönlünüze sağlık diyor Altan Öztürkc eee önemli bir sohbet daha. Kaçırmak istemedim. diyor. İsmail Ayan hocamız programın başında biraz geç kaldığını ama sonradan telafi edeceğini, sevgi ve muhabbet dileklerini, sohbetimizin bereketli olmasını istiyor. Yine kadim dost Cemil Yıldız hocamız hayırlı akşamlar, iyi yayınlar diliyorum diyor. Arif Şimşek eee dostumuz, Sayın Başmü müfettişimiz, Sayın Genel Müdürüm, kıymetli konuğunuzu ve tüm katılımcıları saygılarımla selamlıyorum. Bugünkü program farklı ve özel bir program. Başarılar diliyorum." diyor. Yine kıymetli rektörümüz Musa Yıldız hocamız. Cafer hocam size ve Osman hocama hayırlı yayınlar diliyorum. Selam ve dua ile. Diyor kıymetli hocamız, şairimiz Nurseler Atta hanımefendi, "İyi yayınlar sayın hocam." diyor Mehmet Ayan. Eee, "Hayırlı yayınlar üstadım." diye ifade ediyor. Yine Furkan oğlum gibi Abdülkerim Uzunkaya da hayırlı yayınlar diliyor. Geçen hafta konuğumuz olan değerli yazar, edebiyatçı hocamız İsmet Erdal Bey, "İstifade edilmesi dileğiyle selam ve hürmetlerim" diyor. Seracettin Özaltay Bey, "Hocam size misafirinize ve tüm izleyenlere hayırlı programlar diliyorum." diyor. Adem Yıldız kardeşimiz, dostumuz. İyi akşamlar, iyi yayınlar diliyorum. Sevgi, saygıyla." diyor. Eee, İlkay Coşkun eee dostumuz, kıymetli şairimiz, yazarımız iyi yayınlar diliyorum. Cafer hocam, kıymetli hocamıza selam ederim." diyor. Evet. Yetkin hocam der ki kıymetli abeyimiz, şairimiz, yazarımız. Osman Bey hocamız çok zorlu ama onu taşlandıran eee örnek ve onurlu bir hayat yaşayarak bugünlere gelmiş yeni nesillerin dikkatine sunarız. İşte başarı ve başarmak da budur. Kutluyorum." diyor. Eee Riye Aydın eee hocamız, yazarımız eee "Merhaba değerli hocalarım, iyi yayınlar diliyorum." diyor. Yine kıymetli şairimiz, yazarımız Saime Fındıkçı hanımefendi, "Hayırlı geceler. Dostane, samimi, ilmi, edebi bir sohbet için size ve kıymetli üstadıma teşekkürler di" diyor. Eee, Mehmet Küçük çok özel bir program. Tebrik ediyorum. Allah sağlıklı, bereketli ömürler nasip eylesin. Yeni hizmet kapıları açsın. örnek hizmetleriniz daim olsun diyor. Eee Emre Arabaç, e hayırlı yayınlar. Büyük bir zevkle dinliyorum. Diyor kıymetli dostumuz Ahmet Sezgin hocamız, şairimiz. Hayırlı geceler, eee, programlar. Kıymetli Cafer ve Osman hocam sizleri tebrik ediyorum. Selam, saygı, dua ve muhabbetlerimle. Mehmet Sağlam, hayırlı akşamlar, hayırlı yayınlar. Osmanlı'ya teşekkür teşekkür ediyoruz. Hayat Osman Bey'e herhalde demek istemiş. Hiç unutmamış. Kendini tebrik eder. Allah onlardan razı olsun demiş. Yetkin Dilek hikaye ve roman yazan edebiyatçı dostlar için müthiş bir hayat. Osman hocamızın eee hocamızı büyük bir hayranlıkla ama aynı zamanda da içimiz burkularak dinliyoruz. Bir mümin nasıl olur deseler böyle olur derim." diyor. Eee Mahmut Pekel hocamız, dostumuz, değerli hocalarımızın hayat ve ailesi okullarda hayat dersi olarak okutulması gerekir diye düşünüyorum. Yetkin hocam aile ve aile reisi baba ise hayranlık uyandıran müthiş bir örnek. Yoksulluk içinde böyle emsalsiz bir zenginliği Allah herkese nasip etmez. Hikayenize üzülmeyin. Bir madalya olarak göğsünüzde taşıyınız. Evet, kıymetli abeyim Musa Uzunkaya. Eee, selamünaleyküm Cafer hocam. Sana da kıymetli dostum, aziz kardeşim Osman Dura'a da kalbi selam ve başarı dileklerimi iletiyorum. Hızır İrfan Önder, hayırlı geceler, iyi yayınlar diliyorum. Selam ve saygı sunuyorum. Eee, Hakan Arık Bey, "Hayırlı geceler hocam." diyor. Kamil Kum. Eee, "Selamünaleyküm. Osman hocama selamlar, sevgiler, hayırlı yayınlar. Osman hocam bizi eskilere götürdü. 7 yıl beraber okuduk. İmam hatip'te sevgiler." diyor Mustafa Işık hocamız, şairimiz. Hayırlı vakitler dilerim. Eee, değerli müdürüm programınızı tebrik ediyorum. Kıymetli hocamıza esenlikler diliyorum. Musa Bey Musa Uzunkaya sizlere Osman Bey'in memleketi olan Konya'dan Konya eee Altın Ekin ilçesinden selam ve muhabbetler gönderiyorum. Bu arada ayrıca programınızı izliyoruz. Evet ilçe kaymakamımız Alican Yıldız Bey'in selamlarını da iletiyorum diyor. Onun misafirler ve aleykümselam. Altan Öztürk eee Öztürkc saatlerce dinleyebilirim diyor Fuat Oskay. İyi akşamlar, hayırlı yayınlar diyor. Eee, Altan Öztürkc Bey ismi ne hocanın diyor. Bu tabii yazı sana o koridora eee, tezleri atan hocanın ismi. Allah selamet versin, hidayet versin. Ne diyelim? Hasan Öztürk, "Hayırlı yayınlar diliyorum" diyor. Hüseyin Göktepe, "Hayırlı yayınlar, iyi akşamlar" diyor. Yunus Öz hayırlı akşamlar, iyi yayınlar. Osman hocama selamlar iletirim. Eee, Murat bu duruşu olmalı. İnsanın bir bakışı, bir anlayışı, bir aşkı, bir davası olmalı. Cahit Zarifoğlu. Maşallah hocamız da bu duruşu gördük." diyor. Eyyüp Azlal hocamız, kıymetli şairimiz, hayırlı yayın dileklerini ilettiler. Mustafa Aydın dostumuz diyor ki, "Hocamızı nefes almadan dinliyoruz. Cidden bize ve gençlerimize dert ders olabilecek bir hayat hikayesi, ufuk olacak bir şuur. Eee, IMO İstanbul Osman hocama selamlar, sevgiler. Ben Doktor Abdullah Çelik. Osman Dur hocama sevgilerimi sunuyorum." diyor. Hikmetça, keyifle, muhabbetle Anadolu'nun kalbinden insanlığa hizmet yolunda bizlere örnek teşkil eden Osman Dur hocama ve sizlere kalbi selam olsun diyor. Yine Girasun'dan Girasuni mahlası kıymetli şairemiz Hatice Satkun hanımefendi, Girasun'dan selamlar. Kıymetli genel müdürüm size ve değerli Osman Dur hocamıza hoş geldiniz der. İyi yayınlar dileriz. Zor hayatlar içinde güzel ve faydalı olarak durabilmek herkese nasip olmaz diyor. Evet. Eee dostlarımızın da hocam yorumlarını böylece paylaşmış olduk.
>> Evet Cafer hocam ben de açıkçası bu bu böyle bir dalgalı çalkantılı bir hayat yaşadık. Ve bu anlamda siz de bir şiir okuyun deyince ben de açıkçası ne okuyayım diye bakarken aslında bütün bu yaşadıklarımı bir tarafa bırakıp gönlümüzdeki bir memleket nasıl olsun hayaliyle Cahit Sıdkı Tarancı'dan memleket isterim şiirini okumak istedim. Eee müsaade ederseniz okuyayım. Eyvallah.
>> Memleket isterim. Memleket isterim. Gök mavi, dalşil, tarla sarı olsun. Kuşların, çiçeklerin diyarı olsun. Memleket isterim. Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun. Kardeş kavgasına bir nihayet olsun. Memleket isterim. Ne ne zengin fakir ne sen ben farkı olsun. Kış günü herkesin evi barkı olsun. Memleket isterim. Yaşamak sevmek gibi gönülden olsun. Olursa bir şikayet ölümden olsun. Teşekkür ediyorum.
>> Eyvallah hocam. Şimdi hocam eee tabii eee hakikaten şiir eee bizim eee her şeyimiz yani. Dolayısıyla bizi tanımlayan şiirdir, muhabbettir, sohbet kültürüdür. Eee işte hikayelerimizdir, destanlarımızdır, kahramanlık hikayelerimizdir, ninilerimiz, manilerimiz. Dolayısıyla bunlar kültürümüzün önemli unsurları. Tabii eee işte eee neticede Roman'ın ve diğer türlerin eee hayatımıza girişi bu yönüyle belki eee eee daha Cumhuriyet dönemine ait olmakla birlikte edebiyatın, yazının eee her türünden oysa ki onlara ilham edici olarak yani bugün modern anlamda böyle ifade edilse de işte Kur'an'ın o bahsettiği kıssalar insanlık tarihine dair o örnek alınsın diye hatırlatmalarda da aslında bütün türler açısından son derece ilham verici. Eee, bu yönüyle tabii yoğun bir teknoloji ve eee süreçlerine gireceğiz. teknoloji, istiklal, varlık eee sebebimiz olan konulara gireceğiz ama eee biraz böyle biraz daha da izleyicilerimiz, değerli dostlar eee edebiyat bağlamında, şiir bağlamında eee ne söylersin? Tabii okuyan birisi zaten bütün bu müktesabat birikimin eee ifadesi. Eee bu yönüyle eee şiir adına, edebiyat adına, kültür, sanat adına, musiki adına eee her biri bizi tanımlayan unsurlar. Eee bu anlamda da Osman hocamı böyle sabırla dinleyen dostlar açısından eee ne paylaşmak istersin kendi adresenden?
Cafer hocam, biz çobanlık yaptığımız dönemlerde de, gençlik dönemlerimizde de türküleri, Anadolu türkülerini dinleyerek büyüdük ve üniversite yıllarımızda evimizde Necip Fazıl'ın ve bütün şairlerin teyiplerimizde kasetleri eksik olmazdı. Hiç unutmam Necip Fazıl'ın kendi dilinden işte açardık teyipte işte bir gençlik bir başlardı böyle beraber öğrenci evlerinde kalırdık. Şiir, edebiyat, sanat, felsefe, her şey vardı. Özellikle ben eee benim dönemimde kendi fakültemde fizik bölümünde okuyan benimle ev arkadaşlığı yapabilecek baş fazla arkadaşlarımız yoktu. İmam Hatip'ten gelen veya o dönem biraz da ortam böyleydi. Ben genelde sadece fizik bölümünden ben olduğum evlerde kaldım. Arkadaşlarla yurtlarda, evlerde hepsi ya ilahiyat, tıp, hukuk farklı bölümlerdendi. Bir tek ben fizikçiydim. Ankara'da Siyasal Bilgiler Fakültesi'en çok dostlarla, tıp fakültesinden çok dostlarıyla aynı evlerde kaldık. Ben bu Siyasal Bilgiler Fakültesi, Tıp Fakültesi ve diğer mühendislik, OTTÜ, o bölge, o çevredeki çok arkadaşlarla iç içe yaşadık. Onların işte alanları, dalları nedeniyle şiir, edebiyat, kültür, sanat haşır neşir olarak böyle sosyal yönümüzü aslında bir mühendis olarak kendine kapalı teknik bir adam olmaktan çok bu arkadaşlarla birlikte kalmamızın benim eee daha çok dünya meselelerine, Türkiye'nin siyasi altyapı meselelerine, işte ekonomiye, sanata, kültür kültüre ciddi bir eee link ve bir bağlantı oluşturdu. Fakat bizim özel hayatımızda eee hiç unutmam bizim köyle köylere eskiden Konya'dan Ramazan'da vaizler gelirdi. Sohbet ederlerdi. Köylülere nasihat eder, şey yaparlardı. Hiç unutmam o vaizler türkü dinlemenin haram olduğunu, telli çalgıların günah olduğunu böyle bir sürü Anadolu'da vaiz verirlerdi. Köylü yaşlılar eve gelir işte mutfakta radyosunu açmış bir gelini, bir kızı varsa ya da bir oğlu kıyameti koparırdı günah falan diye. Biz ne spor yapabildik? Top oynamak günahtı. Ben hiç unutmam bir mont giyemedim. Montkemer o zaman eee şeydi böyle sanat, spor, kültürden uzak böyle biraz bir klasik bir Anadolu çocuğu olarak yetiştik. Tabii üniversite hayatımızda bu tip farklı bölüm, farklı alanlardaki arkadaşlarımızla felsefe, kültür, edebiyat, sanat tartışmalarını evde kaldığımızda işte hükümet meseleleri, devlet meseleleri, siyaset her şey bizim derdimizdi. Ayağımızda ayakkabı yok idi ama derdimiz ülkenin meselesiydi. Ne 3 kuruş kazanalım, ne yapalım hiç bilemem. Mesela ben Ankara Üniversitesi'ne asistan olduğumda, e ilk maaşımla hemen bir ev kiraladım. Çünkü o dönemde üniversiteyi bitirmiş, Ankara'da işe girmek isteyen bir sürü arkadaşlarımız vardı. Ya onlar kalacak yer yok, imkanlar yok. Ve hatırlıyorum benim üniversitedeki arkadaşlarım maaşlarıyla kooperatife giriyorlar. Bilmem ne yapıyorlar. Biz hiç düşünmedik. İlk maaşımızla ev kiraladık. arkadaşlarla beraber kaldık ve o arkadaşlıklar da bize evlerde inanılmaz böyle kültür, sanat, edebiyat şair vardı bizim evimizde kalan Ankara Siyasal'da şiir yazan ressam vardı. Çok güzel bir ortamımız vardı. Çok etkilendik. Fakat bir gün ben Amerika'dan döndüğümde eee bir telefon aldım. Dediler ki Osman Bey, Amerika'dan bizim tanıdığımız, benim de tanıdığım ailesine eee götürmek üzere kendisi Atlanta'da yaşıyor bir arkadaş. Ta Florida'ya arabasıyla gelip beni alıp Christmas'ta ben kendi ailesine götürdü tanıştırmak için. Bir Yus Christopher diye bir arkadaşımız vardı. Müslüman olmuş ve bizi ziyaret etti. Götürdü ailesiyle tanıştı. Ve sonra bu Türkiye'de bir Anadolu, bir Müslüman aile, bir kültürü tanımak üzere Türkiye'ye gelmek istemiş. Bana dediler ki Osman abi bu arkadaşı göndersek sen ağırlayabilir misin? Misafir edebilir misin? Tabii. Ben o zaman Marmara Üniversitesi'ndeyim. İKO'da bir salon evimiz var. Annem babam çocuklara bakıyor. Hanım doktor. Ben de üniversitedeyim. eee, bir salonumuz müsait. Eee, gelsin dedim. Ne yapalım? Yani imkansız ama elimizden ne gerekiyorsa. Ve geldi misafir ettik ve salonda yatıyor. Biz hanımla sabah işe gidiyoruz. Onlar annem, babam ve bir de Yusuf. Yusuf diyorduk ismine, maklas ismi olarak. Biz de birkaç ay kaldı. Sonra bir gün bana dedi ki, "Osman babanın babamla da tanışmışlar. Babamı çok seviyordu ve sohbet ediyorlar. Benden fazla babamla zaman geçiriyordu ve bir babanın köyüne gidebilir miyiz dedi. Dedim tabii ki gideriz. Benim de büyüdüğüm köy. Senin de büyüdüğün bir görmek istiyorum. Ve trene bindik. Konya'ya Ilgın Çobankaya'ya gittik ve biraz dolaştık. Sonra benim çobanlık yaptığım dönemlerde böyle çok güzel bir söğüt ağaçlarının olduğu, milletin domates salatalık ettiği, bizim köyde çok sulak arazi yoktur ama orası biraz sulak. Böyle yeşillik bir yer. Böyle bizim orada koç ayrımları olurdu eskiden. Sürüden koçlar ayrılır. Eee ve Koç kad oralarda koç güder, at güder, dana güder falan böyle bir köyün yakınında bir yer. Oraya götürdüm bu Yusuf'u. Yusuf bahardı ama her taraf yemyeşil. Su akıyor kenarından söğüt ağaçlarının gölgesinde ve hayvanların çan sesleri falan. Yusuf yere uzandı. çimlere böyle bir saat kadar böyle durdu. Sonra ben de etrafı geziyorum. Hani köyde oralardaki çalışan falan arkadaşlara selam veriyorum. Geldim Yusuf kalkmış. Yusuf brother dedi. Osman nasılsın dedi. İyiyim dedim. Böyle bir bağırdı kendince. Hatta hiç unutmuyorum. Allahu ekber diyerek böyle. Hayırdır Yusuf ne oldu dedim. Babasını annesini de ben tanıyordum. Bana dedi ki, "Osman, benim babam kilisede müzisyen. Annem de piyan istedi ve ben de çok iyi piyano çalarım. Müzikle, sanatla iletişimim çok iyi. Ama şurada dedi uzandım ya dedi bir saat. Şu ağaçların sesi yeşilliğin işte kuşların tam böyle cıvıl cıvıl olduğu bir dönem. Çan sesi, rüzgar falan." dedi ki, "Şu ahengi hiçbir notayla çıkaramazsın." dedi. Yani dedim, "Şu kainatın yaratılışındaki estetiği, sanatı, müziği görüyor musun dedi. Ben düşündüm ben oralarda master bitirinceye kadar çobanlık yaptım. Ne estetik, ne sanat, ne müzik, hiçbir şey aklıma gelmedi.
Ve sonra Yusufla biraz görüştük, konuştuk ve Yusuf bana dedi ki, "Hiç unutmuyorum Osmancığım" dedi, "Kainattaki yaratılmış mahlukattaki estetiği, nezaketi, sanatı anlamayan insan yaratanın gücüne nasıl inanabilir ki?" dedi ya. H >> ve benim hayatımda çocuklarıma dokunabilmemde çok ciddi bir katkısı olmuş. O günden sonra bütün eğitimle uğraştığım alanlarda kendi çocuklarıma dedim ki hepiniz birer tane enstrüman en azından çalacaksınız. sporla, sanatla, estetikle, müzikle uğraşacaksınız dedim. Ve o günden sonra benim sanata, müziğe, şiire, estetiğe önceden okuyorduk ama bir mesaj verme derdiyle okuyorduk. Hep bizim okumalarımız birilerine bir şey söyleme, şiir okuma. şiiri okurken bile ben hatırlıyorum kendim anlamak yerine karşımdakilere insanlara mesaj vermek adına okuyorduk. Daha sonra ben aslında bu şiirlerin, bu hayatın, estetiğin, tabiatın, kainatın, o çobanlık yaptığım dağlardaki güzelliğin, heybetin eee hakikaten hepsinin biraz içe dönük kendimiz eee bunu daha iyi analiz edebilerek kainattaki yaratılmış yaratılmıştaki bilimi, sanatı, estetiği, nezaketi fark edebilme bilincim benim ondan sonra açıldı ve ben açıkçası şunu söyleyeyim Cafer Bey. İnsan hayatındaki akışı kolay kolay değiştiremiyor. Ben inanç dünyamda da, sanat dünyamda da, hayata bakışımda da geleneklerle birlikte daha sonraki aldığım eğitim de dahil kolay kolay sıyrılamıyorsunuz. Bir darbe yemeniz lazım. Bir şekilde bir silkeleniz lazım. Sizi sarsacak bir hadise ile karşılaşmanız lazım ki dönüşebilesiniz. Düşüncenizi, aklınızı, hayatınızı tekrar gözden geçirebilesiniz. Ve benim böyle sarsıldığım, böyle hakikaten konuştuğumda, düşündüğümde beni tekrar yeniden doğmuşçasına yeniden düşünmeye, yeniden irkilmeye, yeniden bütün geçmişimi masaya yatırıp hayatımı gözden geçirmeye vesile olan bu tip hadiseler oldu. Ve sonra bu Yusuf kardeşimiz bir trafik kazasında vefat etti. Allah rahmet eylesin. Benim hayatımda hatta evlerine götürmüştü Atlanta'ya. Ben o zaman üniversitede Amerika'da asistanken, eee, tabii laboratuvarda çalışıyoruz, sakallıyız. Böyle gece gündüz bir tişört, bir kot eee ömrümüz laboratuvarda geçiyor. Öyle gezme dolaşma yok. Makale çıkaracağız falan. Bir gün ailesine götürdü. Ailesi beni görünce tedirgin oldu. Sakallı, ortadoğulu birisi. Eee, böyle kendisi Hristiyan bir aile. Eee, bu Thanksgiving Day'de götürdü bizi Amerika'da. O gün şey yaptı tabii. Ailesi, kardeşleriyle oturuyoruz. Benden biraz tedirginler. Çocuk da Müslüman olmuş, aile de tedirgin. Sonra beni tanıdılar, konuştuk. Sonra anneannesi dedi ki, "Yusuf okulu okumadı." dedi. Bıraktı. dedi. İşte bu Müslüman falan olacağım diye dedi okumayı bıraktı dedi.
Ben dedim ki Yusuf'a, "Yusuf, bugünden sonra seninle ilişkimi kesiyorum. Tekrar bir üniversiteye başlamazsan seninle görüşmeyeceğim dedim. Anneannesi beni nasıl bir böyle sardı ya? Hiç beklemiyordum" dedi. Sizden ben biraz da tedirgindim dedi. Dedim bak ben doktora yapıyorum. Yusuf gibi arkadaşların da eğitimli olması lazım. Ve böyle hakikaten bu dönemde bizlerin bilim, teknolojiyle, eğitimle uğraşırken böyle yaşadığımız hadiseler bizi aslında hayatın akışından bir anda çıkarıp düşünmeye, ne yapıyoruz, nereye gidiyoruz diye irkilmeye, yeniden akla, bilme, hakikaten değerlere sarılmaya vesile kılıyor. Onun için şiir, edebiyat, sanat, kültür, estetik dediğim zaman hakikaten şimdi bambaşka bakıyorum ve çocuklarımın hepsi bir enstrüman çalar. Hepsi sanatla, müzikle uğraşsın isterim. Sporla. Mesela iki küçük çocuğum. Tabii büyük çocuklarımda hayata bakışım, kültürüm, anlayışım farklıydı. Küçük çocuklarımda mesela ikisi buz hokeycisidir >> ve çok iyi piyano çalar birisi bağlama çalar, gitar çalar, uç çalar, kanun çalar. Çocuklarımın sanata eskiden eee yanaştırmıyordum. Büyük çocuklarımda biraz mesafeliydim ama sonra tekrar toparladık. Şu anda bütün çocuklara ve herkese e normal hayatın akışı içerisinde ama ahşapla, ama müzikle, ama ebrula, ama hatla, ama eee işte şiirle, edebiyatla, sanatla uğraşsın isterim ki hayata bambaşka birek insana, fıtratına, tabiata baktığında, bakışına inanılmaz bir şekilde bilinç katıyor diye düşünüyorum. Kısaca söylemek istediklerim bu kadar.
>> Eyvallah. Şimdi kıymetli Osman hocam tabii siz akademisyenler, hocalar da zaman zaman bu program 251 bir 1 programı yaptık. Haklı olarak insanlar programın süresinin uzunluğundan daha kısa tutulmasının daha faydalı olacağına dair ifadeler kullanılıyor. Tabii bu programın formatının farklı olduğunu bir kayıt programı, bir hafıza programı yarın birtım araştırmacılar açısından birincil kaynak teşkil edecek bir arşivi oluşturmakta olduğumuzu ifade ediyorum. Ama bunun yanında da hakikaten yine de bir zaman olsun arzu etmekle birlikte. Şimdi bakıyorum eee işte 2 saat oldu program başlayalı Osman Hocam tekrara düşen bir cümlemiz olmadı. Bir hikaye, eee efendim işte dolgu maddesi bu da olmasın denebilecek bir şey olmadı. Her birinde ayrı bir ibretlik noktası eee veya önemli eee mesajları, önemli duruşları eee içeren hususlar. Eee, yani bu işin hani kısa olsun program demek kolay da ama bir hayatı bütün olarak okuduğumuz bu programda yani bir yazar diyelim 30 tane kitabı var. Eee, yüzlerce eseri olan arkadaşlarımızla programımız oldu. Bütün hayatını okumaya, yazmaya, eğitime verdiği süreçleri eee, olabildiğince taşımak istiyorsunuz ve bu program bizi yorsun. Ama araştırmacıların eee veya ilgililerin daha fazla istifade edeceği hale gelsin diye de gayret sarf ediyoruz. Şimdi tabii bütün bu yetişmeler, bütün bu bilgileri ne için yaptık? Aslında eee bütün bunlar Anadolu'da nice insanın benzer hikayeleri var. Ama bu hikayeyi Osman Durun eee bu programda konuk olmasını eee eee efendim ana amili eee Osman Bey'in sevgili hocamızın Türkiye'de hakikaten birtım eee bizim öteden beri geri kaldığımız işte eee milli sanayi mi, ağır sanayi mi, yüksek teknoloji mi eee efendim eee eee eee böyle bir alanda iddiası olmayan işte daha düne kadar yok toplu iğneye bile muhtaç olan bir ülke sendromu ve bu kompleksi aşamayan bir yapıda ve bütün bu süreçleri geçen eee zorlukların üstesinden gelen eğitimini Türkiye'de de rahatlıkla tamamlayamayan ama onun da daha fazla bilinçleşen, daha fazla azme kararlılığı artan doğu dünyasında, batı dünyasında da açıkçası eee efendim çalışmalarını dün Dünyanın tüm müktesebatına sahip olan en ciddi eee kurum ve kuruluşlarda eee öğrenci olarak da yönetici olarak da o batının merkezlerinde görev yapan bir insan. Günün biri Rabbim bir kapı açıyor. Türkiye'de önemli bir kararın eşiğinde. Eee ve TÜRSKSAT gibi bugün Türkiye'nin marka değeri, biraz bahsetmenizi isterim. eee kuruluş süreci eee ve kuruluşlar her zaman zordur. Çok meşakkatlidir Türkiye'de. İyi niyetli de olmuş olsa kurumların taassupları, mevcut kabulleri, yeni bir şeyler yapmanın riski yani neticede niçin yapmadınız sorusu sorulmaz pek. niçin yapıyorsunuz sorusu oldukça fazladır. Dolayısıyla burada TÜRKSAT eee bu kuruluş meselesi TÜRKSAT'ın ülke açısından neyi ifade ettiğini ondan sonra e ve bu arada eee yerli ve milli bir uydu yapımı meselesi bunlar eee Türkiye için o günler için de belki konuşulması güç olan başlıklar. E-devlet bugün e-devlet, evde deniyor ama o e-devletin oluşabilmesi için herhalde Türkiye'nin en başarılı olduğu unsurlardan biri o devletin inşasız süreci. Elbette başarılar ama zorluklara
rağmen başarının nasıl geldiği bizi ilgilendiriyor. Ondan sonra yine kuruluşunu gerçekleştirdiniz. İşte BMC Power, e, TR Motor gibi, eee, diğer alanları da, eee, böyle Osman hocam, eee, tabii, eee, teknoloji, teknik alanlar izleyiciyi gerim izleyicimiz elbette bu saat 2 saattir burada olan bir izleyici, eee, ciddi arzusu, öğrenme iştiyakı eee ve eee, bu müktesebatı bir yerlere de taşıma arzusu olan insanlardır. Ama eee buna rağmen bu süreçleri hocam eee nedir o? İfade etmenizi eee ve bu teknoloji üretmenin eee ülke için, millet için nedenli önem ve ehemmiyetinin olduğunu eee artık bu soru senin asıl uzmanlık alanın. Eee ben bu kadar aşağı. Ondan sonrası da size ait. Zamanı da en efektif şekilde kullanmak suretiyle. Ama bu mesajların veya bu yapılanların da bilinmeye ihtiyacı var diye düşünüyorum.
Hocam >> Cafer Bey kardeşim hayatımın akışını sürdürürken geldiğim noktada son cümlem şuydu. Ben işte Monaco'dan eee EURSAT şirketinin yönetim kurulu başkanı ve genel müdürü iken TÜRKSAT Anonim şirketi yok idi o zaman. Türk Telekom'un özelleşme süreçleri başlamıştı ve uyduların ayrılarak devletin elinde kalması ve Telekom'un özelleştirilmesine karar verilmişti. Çünkü uydularımızda milli savunma ve birtım haberleşme, medya, televizyon hizmetleri yürütülüyor idi. Ve ben eee Abdullah Gül Başbakan, Bin Ali Bey eee ulaştırma bakanıydı. Tayyip Bey o zaman Sayın Cumhurbaşkanımız hükümette değildi. Dışarıdaydı ve ben Türkiye'ye gel >> yasaklıydı yani. Yasaklı. >> Evet yasaklıydı. İktidar kendi yasaklı. Evet. >> Evet. Ve ben de tabii Fransa'da, Monaco'da uydu ve benzeri sektörlerle uğraşıyoruz. Tabii bizim Fransa'da da Amerika'da da beraber çalıştığımız çok arkadaşlarımız, bilim adamları vardı Fransa'da. Uydu, uzay, malzeme, elektronik ve eee özellikle eee yazılımcı, bilgisayarcı arkadaşlarımız vardı. Zaman zaman biz uyduları Fransızlara yaptırmışız. Hep o zamana kadar biz sadece operasyon yapıyoruz. Uydu üzerinden hizmetler veriyoruz. Bir tane yedek backup antenimiz Monaco'da, Fransa'da. İşte bir de bizim Telekom'un tesislerinde uydu antenlerimiz var. Ben o zaman Fransa'da hep böyle otururken aklıma eee gerçekten biz niye kendi teknolojimizi kendimiz üretemiyoruz diye düşünüyorum ama ülkenin içinde durum bulunduğu durum belliydi. Bizim işte daha önce de anlattık. Üniversitelerde araştırma altyapısı, özel sektör şimdiki gibi böyle birazcık teknolojiye ilgi duyan, teknoloji geliştirme çabasında olan çok azdı ya da bizler karşılaşmıyorduk. Böyle bir durumdayken ben de Amerika'da böyle bu coğrafyanın çocuklarının kendi ülkelerine dair hayallerin olmamasına çok üzülüyordum. Gerçekten Mısır, Pakistan, Lübnan, Ürdün, işte Irak ve ben İran, Orta Asya, Ortadoğu Balkanlardan bir sürü doktora ve master öğrencileriyle tanışıyoruz. Özellikle Suudi Arabistan, işte Dubai, her taraftan Fas, Tunus, Cezayir. Hiçbirisi gidip de biz ülkemizde bunu yapacağız diyen arkadaşla karşılaşmadım. Herkes oralarda kalmak istiyordu. Benim de aklıma şu geliyordu ya biz hem bu coğrafyanın hem de kadim coğrafyaların hamisi olduğumuz veya bizlere ilgi, saygı, sevgi, muhabbet duyan coğrafyaların beyin gücünü kendi ülkemizde toplasak ve hakikaten Amerika'daki o araştırma merkezlerini görünce hayalim ulan biz böyle bir şey biz de bir kurabilsek diye hep düşünüyor idim. Ve daha sonra tabii bu Türksat hadisesi gündeme gelince geldim işte ve eee Bin Ali Bey le eee Sayın Bakanla görüştük. Nasıl kuracağız, nasıl olacak? Ve dedim ben yönetim kurulu başkanı ve genel müdür ben olacağım ve dünyadaki bilim adamlarını toplayıp kendimiz araştırma, geliştirme, uydu, uzay, havacılık teknolojilerinde ciddi insanlar var dünyada. Bunları getirip ve bizim de Amerika'da doktora yapmış bir sürü gencimiz var. İnanın Türkiye'den gitmiş ve buralara gelememiş veya gelse altyapı bulamayacak uzun hem siyasi hem teknik hem ekonomik nedenlerle yurt dışında çalışan bir sürü arkadaşlarımız var. Amerika'da tanıştığımızda, çalıştığımızda bunları da gördük. Dolayısıyla bir çevremiz oldu. Böyle bir hep fırsat arar durumda. Tabii Erbakan hocaın o vizyonu da aklımızda. Tabii ülkenin durumu belli olduğu için o dönemlerde bir şey yapamadık. Daha sonra Min Ali Bey le e Sayın Bakanla bu Telekom'un özelleşme süreciyile birlikte uyduların ayrılması ve Türksat o zaman 1A 1B 1C uydularımızın ismiydi. Bir anonim şirket yok idi ve sonra Turksat Anonim Şirketi kuralım ve uydularımızı bu anonim şirkete devredelim. Daha sonra kendi beyin gücümüzü getirelim. Burada kendi uydu, uzay ve benzeri teknolojilerimizi geliştirelim diye konuştuk ve Turksat Anonim şirketi kurulmasına karar verildi ve ben kuruluş kanununu, metnini hazırlıyorum. İçine işte ne yapacağız, neler koyacağız diye uğraşıyoruz. Ankara'daki bürokrasi. Ya Osman Bey bu şirketin görevi uydu operasyonu. Sen niye böyle içine uydu yapacağız bilmem teknoloji geliştireceğiz, araştırma yapacağız diye yazıyorsun. Bunu çıkar, onu çıkar. Ne kavgalarla Türksat Anonim şirketinin sözleşmesini yazdık. Daha sonra Ulaştırma Bakanlığı ve Telekomünikasyon Üst Kurulu, Başbakanlık Kanun ve Kararlar Genel Müdürlüğü, Maliye Bakanlığı bürokratları, Hazine Bakanlığı bürokratlarıyla toplantılar yaparak bir orta yal bulup ve Türksat Anonim Şirketinin eee kuruluş kanununu, kuruluş metnini, kuruluş sözleşmesini hazırladık ve sonra TÜRKSAT kuruldu ve Telekom'la Türksat Genel Müdürü olarak göreve başladım. Fakat bu TÜRKSAT Anonim Şirketi kuruluncaya kadar beni de eskiden o biliyorsunuz Aysel vardı GSM operatörü. Onun da dediler yönetim kurulu başkan vekili ol Türksatı kuruluncaya kadar. Hem onun yönetim kurulu başkan vekili hem de Türksatı kurmaya e başladım. Çalışıyorum. Bu esnada tabii Türksat anonim şirketi kurulacak. Dediler ki Maliye Bakanlığı personel alımında işte istediğiniz personeli alamazsınız. Vay doktoralı, vay yurt dışından eleman getireceksiniz. Burada bir memur maaş politikası var. Bunu aşamazsınız. İşte bir taraftan o dönemlerde de tabii AK Parti yeni kurulmuş. Yeni anonim şirket kurulduğunda AK Parti kadrolaşıyor kendi işte bilmem içeriye adam dolduruyor diye medyada inanılmaz şeyler yazılıyor ve ben tabii bir benim derdim Türksat Anonim şirketinin sözleşmelerini yazmak ve yapabileceğim aklımdaki şeyleri de hükümet işte Sayın Bakanla ve bürokratlarla mutabakat sağlamak ve ondan sonra Amerika'da, Avrupa'da, çevremde tanıdıkları larımı getirip birlikte ülkemizin işte üzerimize düşen sorumluluklarımızı, vizyonumuzu hayata geçirmek üzere çabalıyoruz ve onu yapamazsın, bunu yapamazsın. Neyse Maliye Bakanlığı bürokratlarıyla sağ olsun o zaman Kemal Unaktan Maliye Bakanıydı. eee ve işte Ulaştırma Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Hazinedeki bürokrat arkadaşlarla çoğu da benim Ankara Üniversitesinde asistanlık dönemlerimde tanıdığım arkadaşlardı. Devlet Planlama Teşkilatından bir arkadaşla da aynı evde kalıyorduk. Onun vesile de tanıdığım arkadaşlardı. Çok güzel ilişkilerle istediğimiz şekilde bir Türksat anonim şirketi kuruluş kanununu hazırladık ve meclisten Türksat Anonim şirketinin kuruluş kanunu geçti ve ben genel müdür ve yönetim kurulu başkanı olarak göreve başladım. Tabii Türk Telekom'la masaya oturduk. Türk Telekom genel müdürüyle. Türk Telekom'un uydu dairesi TÜKSAT Anonim şirketine devredilecek. Ama diyor ki Türk Telekom, "Personel ister geçer ister geçmez. Karar personelin. Siz görüşün personelle Türk Telekom'dan Turksat'a geçecek olanlar varsa geçsinler. Geçmeyecek olanlar varsa siz hizmeti yürütünceye kadar destek verip daha sonra istedikleri kamu kurumuna veya istedikleri şeye geçsinler diye Türk Telekom Genel Müdürüyle toplantılar yapıyoruz. Bir taraftan işte Telekom'un altyapısında olan uydu ve benzeri gölbaşındaki tesislerin Turksat'a devrilme görüşmeleri var. Teknik. Ben bir taraftan kadro kuruyorum. Teknik kadrolar, uydular, bilmem ne. Eee, antenler. O dönemde bunlardan alt anlayan arkadaşlar. Tabii bu süreçleri böyle gece gündüz çalışarak başladık ve Allah'a şükür uyduları ayırdık. Ve uyduları ayırdık. Uydularımızın yarısı boş ve zarar ediyor uydular Türk Telekom'da ve diyorlar ki uydular zarar ediyor. Eee, bu şey yap hani eee böyle bir eleştiri var. Biz aldık uyduları. Bu arada Kablo TV de Rekabet Kurulu'nun itirazıyla Türk Telekom'un özelleştirmesinin dışında tutulacak. O da Türk Telekom'dan ayrılması lazım dediler. Onu da Türk Telekom'dan Turksat'a devredilecek altyapı olarak. Ama bu Kablo TV o zaman Türkiye'deki bazı operatörlere paylaştırılmış. İşte İstanbul, Ankara, Bursa, Konya, İzmir, Anadolu'daki bazı şirketler yani İstanbul'daki beş şirket 4 be şirket bu bölgeleri paylaşmış. İşletmeleri o bölgedeki o şirketlerde altyapısı bizde. Ben Türk kabloyu da devraldım ama baktım ki operat alan firmalar devlete verdikleri sözü yerine getirmemişler. Şu kararı yatırım yapacağız. Bu kadar hizmet vereceğiz. Onun karşılığında böyle yapacağız. Sözleşmelerine baktım hiçbir yatırımı yapmamışlar. Ben de dedim ki el koyuyorum. Bu Kablo TV'nin tamamını Turksat'a devr alacağım ben diye. Alırsın alamazsın. Mahkeme işte hukuk, polis ciddi mücadeleler verdik ve sonunda kazandım. Bütün sözleşmeleri iptal ederek Turksat'a Kablo TV altyapısını ve işletme hakkını aldım. Ve ondan sonra o zaman her bölge analogtu. Kendisi istediği gibi yayınlar yapıyordu. Dijitale çevirdim. Dijitale çevirince yeni katma değerli hizmetler vermeye bugünkü şu andaki Kablo TV altyapısı kurulmuş oldu. Böyle olunca yeni televizyonlar, yeni kanallar ilave edildi ve uydu üzerinden inanılmaz hizmetler başladı. Uydu üzerinden internet, uydu üzerinden başka servisler ve bizim uydularımız doldu ve Türksatın kasasında da para birikti ve ben uydu atacağız diyorum. Hiç unutmam o günkü başlıklar. Biz eee araba bile yapamıyoruz. Uydu mu yapacağız? Bir gazetenin başlığını hiç unutmam. Bu zamanda uydu yapmak demek vatana ihanettir diye başlık attılar. Çünkü uydular boş zarar ediyor. Biz uyduları doldurduk. Uydular dolu. Kapasite yok. Ve ciddi anlamda kasamızda para birikti ve ben de bu parayı bir uydu daha atalım diye çabalıyorum. Bir uydu daha atarken bütün hayalim Amerika'dan Avrupa'dan getirdiğim bu doktora öğrencilerini bu sözleşmeye yerleştirmek ve bu uydu atarken bu uydunun yapımında birlikte ihaleyi alan firmayla birlikte bizim Amerika'da doktora yapmış alanında çok iyi olan mühendisleri de işin içine sokarak birşte birlikte geliştirelim diye bir oyun kurduk ve ihaleleri açtık ve inanın mısınız? Dünyada Amerika'dan Japonya'ya, Türkiye işte Fransa'dan bir sürü firmalarla görüştük ve nihayet Fransa'ya bizim elemanlarımızın da kendi üretim tesislerinde çalışma şartını kabul ettirdik. Başka ülkeye kabul ettiremedik. Ve benim Amerika'dan getirdiğim doktora yapmış çok başarılı öğrencileri artık doktorasını, masterını bitirmişleri. Turksat'a getirdim. Hemen sözleşme yaptık. Bunların hepsini uydu ihalesi ile birlikte Fransa'ya gönderdim ve Fransa'da kendi uydumuzu yapma süreçlerini başlattık. Onlar orada uydu yapma süreçleri devam ederken biz de Türkiye'de e-devlet projesinin kurulma süreçlerini başlattık ve Türkiye'de e-devlet altyapısını Türksat kampüsünde kuralım. Bütün bilgi kaynaklarının işte bütün verilerin toplanacağı altyapı, e-devlet kapısı, bunları kuralım diye de süreçleri başlattık.
Cafer Bey kardeşim, e-devlet kuracağız diye Ulaştırma Bakanlığı, Başbakanlık, Devlet Planlama Teşkilatı, Telekomünikasyon Üst Kurulu, Türkiye Bilişim Derneği toplantılar yapıyoruz. E-devleti şöyle kuracağız, böyle kuracağız, anlatıyoruz. Toplantı, toplantı, toplantı. 1,5 yıl geçti. Hiçbir mesafe kat edemedik. Bir gün böyle bunaldık, önümüz açılmıyor. Bürokrasi. Bir gün Maliye Bakanı Kemal Unaktan e bir şekilde bir iki teknik soru sormak üzere beni çağırmıştı ve verdiğim cevapları memnun kalmış ve özel kalemi Adem Bey'e demiş ki Osman Bey'e Türksat'a bir ziyarete gidelim. >> Ve bana gelirken dedi ki Adem Bey, "Sayın bakan sizin bir kahvenizi içecek, bir ikind namazı kılacak. Müsaade isteyecek dedi. Hem de bir sizi ziyaret edeceğiz. Dedim ki Adem Bey bir sunum yapmak istiyorum. Bana bir yarım saat zaman ayırsın. Söylemiş tamam demiş. Bakan Bey geldi. Ben bir sunum yaptım. Sayın bakanım biz e-Devlet kuracağız. Toplanıyoruz. Toplanıyoruz. Daha herkeste yetki var. Nihayetinde biz Ulaştırma Bakanlığı'nın altında bir genel müdürlüğüz. Herkes Maliye Bakanlığı, Hazine Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı, Ulaştırma Bakanlığı Müsteşarlığı, Başbakanlık Müsteşarlığı, hepsini üst düzey bürokratlar çözüm ilerletemiyoruz. Nasıl yapalım diye anlattım. Maliye Bakanı kalktı, eline telefonu aldı. Hiç unutmuyorum toplantıda arkadaşlar var diye. Aynen şöyle patron dedi. Eee ve şey yapmaya biriyle konuşmaya başladı. O zaman da Tayyip Bey başbakandı. Tayyip Bey le konuşmuş cumhurbaşkanımızla. Sonra Bin Ali Bey le konuşuldu ve bizim e-devlet kurabilmemiz için bakanlıklara gidiyoruz. E-devlet kuracağız diye. Bakanlıktaki ilgili bilgi işlem daire başkanı, ilgili müsteşar yardımcısı o zaman ilgili bürokratlar. Bizim e-devletimiz var. Sen ne yapmak istiyorsun? Git bizim web sitemizden istediğimiz hizmetleri alabilirsin. Biz size vermeyiz. E bankalarla bir şeyler yapalım. E bankaların hackerı var. Para şey yapacaklar. Sizin siber güvenliğiniz var mı? Nüfus cüzdanını bağlayalım. İşte nüfus bilgileri işte şey yapalım. Sonra tapu bu bilgileri nasıl yapacaksınız? Ülkenin bunlar önemli verileri hiçbir adım atamadık. Sonunda bir bakanlar kurulu kararı çıkarmaya, Maliye Bakanlığı'nın da desteğiyle, Ulaştırma Bakanıın da desteğiyle e ikna edildi ve bir bakanlar kurulu kararı çıkardık. TÜRKSAT e-Devlet ve uyduda tek yetkilidir diye tüm kamu kurumlarına alacakları ve kuracakları tüm bilgi işlem altyapısı Turksat'ın kuracağı e-devlet altyapısıyla uyumlu olacak ve bütün şartlar Türksat tarafından belirlenecek diye bir bakanlar kurulu kararı çıkarttık. Ve nereden başlayalım? İşte Devlet Demir Yollarının tren biletlerinden, YÖK'ten, üniversite sınavlarına girişten, tapu kadastradan, nüfustan, bankalardan, bankalara nasıl gireceğiz dediğimizde de Maliye Bakanıan rica ettim. Dedim, bankalarla e-devlet için nasıl bir işbirliği yapabiliriz? Çünkü bizim siber güvenlik, balkaların, bankaların bilgi işlemleri çok güçlü. Turksat'ın işte yeni kurulduk, bilgi işlemine güvenmiyorlar falan. Ve Kemalınakıtan dedi ki Osman Bey saat 400'te havaalanında hemen hazır ol. Ersin Özünce'yi aradı benim yanımda. Ersin Bey bankalar birliği başkanıydı o zaman. İş Bankası genel müdürüydü ve dedi ki tüm bankaların genel müdürleri ve yönetim kurulu başkanlarını eee topluyorsunuz ve ben geleceğim bir yemek yiyelim ve İş Bankası kulelerinde Maliye Bakanlığı'nın Kemal Nakıtan Bey'in şeyiyle bütün bankaların genel müdürleri ve yönetim kurulu başkanları işte üyeleri toplandı. Orada ben bir 10 dakika sunum yaptım ve Kemal Nakırdan dedi ki, "Türksat'la e-devlet kurmak için tüm bankalardan destek bekliyorum ve ne gerekiyorsa yapılması lazım." Ve bankalar açıldı. Tapu Kadastra Maliye Bakanlığı'ndaydı açıldı. Nüfus açıldı. Ondan sonra kamu kurumlarıyla bizim Türksat ekibi masaya oturarak birlikte e-devlet altyapısını hayata geçirdik. Sonra eee e-devlet, bürokratik devletten elektronik devlete, e-devlete diye bir sloganla bir amblem yarışması, bir şey yapılması oldu. Bir sürü Türkiye'den sanatçılar, sanatçılar katılarak şu anda e-devletin o sembolünu, ambleminin yarışmasını yaptık ve Sayın Bakanın da katılımıyla e-devlet kapısı hizmete sunuldu ve inanılmaz bir mücadeleyle bu e-devlet kurmak için çabaladık ve hamdolsun şu anda dünyada bizim gibi e-devlet altyapısı kuran ve kullanan hiç kimse yoktu. Hatta Kemal Nakıtan bir ara ne işe yarayacak bu dedi. Sayın bakanım dedim kazalar düşecek. Mahkeme koridorlarında olanlar kalmayacak. İşte adli sicil gidecek. Kars'tan üniversite kayıt yaptırmak için Ankara'ya gelip giden insanlar online olarak bunu yapacak. Ekonomik olarak da, siyasi olarak da, bürokrasi olarak da vatandaşın eee işlerini görme anlamında çok ciddi faydası olacak diyoruz. Ve o zaman çok iyi hatırlıyorum çok bürokratlar vardı. Yahu Osman Bey diyordu, "Sen ne e-devletten bahsediyorsun?" Yıl 2000, 2001, 2002, 3 o dönemler. Biz Anadolu'nun her tarafında valilik yaptık, görevler yaptık. Ya klavye kullanan insan yok. Sen ne e-devletten bahsediyorsun? Siz Amerika'dan gelmişsiniz. Burnunuz havada, Türkiye'nin gerçeklerini bilmiyorsunuz falan diye inanılmaz mücad siz ne uydu yapıyorsunuz gibi böyle. Halbuki hakikaten ekonomik olarak çok kötüydü Türkiye'nin durumu. Ama bunlar parayla olan değil. Bir kararla, bir duruşla, bir samimiyetle, bir istikrarla muhatabına doğru anlatıldığında başarılabileceğini ben görüyorum.
Cafer Bey kardeşim şunu özellikle söylemek istiyorum. Benim hayatımda ben çok gergin bir yöneticilik yaptım. Nasıl? Bir, benim hayallerim var. İki, ya siyasetçilerin ya da patronların, bakanların beklentileri var. Bir de yapacağımız işin zorluğu biz bilgiden teknoloji üretmeye >> yani hocam örneği uygulaması olmayan bir işi yapıyorsunuz. Yani kurucu işler yani yeni iş görmemiş. Tabii ki bir taraftan bakanların beklentisi, siyasetin beklentisi, bir taraftan işin zorluğu, e bir taraftan patronların beklentisi, bir taraftan dünyada bu işi yapabilecek uzman insan kaynağı envanteri çıkarmak için dünyadaki bütün okumuş insanlarımızı, Türklerimizi gece gündüz ve Allah'a şükür fazla uzatmayayım gece gündüz çalışarak arkadaşlarla inanın bir ruh, bir heyecan, bir samimiyet vardı. Gece yarılarına kadar tüm ekip çalışırdı ve başarıyla e-devleti kurduk. Uyduyu hamdolsun şu anda Türkü Türkiye uydusunu yapacak noktaya geldi. Ve ben şunu görüyorum. Bakanlara meseleyi düzgün anlattığınızda bürokrasiyle ilişkileri doğru yönetip samimiyetinize inandıklarında, çalışanlarınız size güvendiklerinde, Türkiye'nin halledilemeyecek veya dünyada bu tip projelerin hayata geçmemesi mümkün değil. Ben e-devlet projelerini yaparken Kore, Singapur ve dünyanın bütün ülkelerini gezdik. Onların elinde ne var? Biz ne yapabiliriz? Hiçbir yabancıdan destek almadan tamamen kendi insanlarımız, kendi yetiştirdiğimiz beyin gücümüzle kendi e-devletimizi kurduk. Kendi uydumuzu uluslararası tabii Fransala'yla uyduda işbirliği yaparak kendi uydumuzu yaptık. Hamdolsun Türksat Anonim şirketiin hikayesini kısaca özetlemiş oldum. Uydu üzerinden hizmetlerin dijitale dönüştürülmesi, kablo TV'nin analogdan dijitale dönüştürülmesi, uydu üzerinden ve kablo TV üzerinden verilen hizmetlerin dijitalleşmesi, internet ve benzeri hizmetlerinin eee şey yapması ve farklı katma değerli projelerin sunulması ve bu arada TÜRKSAT'ta hem bilişimde hem havacılık ve uzay teknolojilerinde ciddi bir kadro yetişti ve daha Sonra bu kadro 15 Temmuz'ta biliyorsunuz Türksatın yaşadığını iki şehit verdik. Allah rahmet eylesin Ahmet Özsoy ve Ali kardeşime. Ve o arkadaşlar gece gündüz çalışarak ciddi anlamda şey yaptı ve o dönemde hiçbir kayıp, hiçbir bilgi, hiçbir şey dışarı sızmadan, göçmeden, e-devlet, uydu hizmetleri, medya, televizyonlar kesilmeden hizmetlerini canı pahasına çalışan çok güzel bir kadro kurmuştuk biz. Ne bir cemaatin, ne bir grubun değil yüreğini ülkesine, vatanına, milletine adamış Anadolu'nun uluslararası eğitim almış gençlerine gelin dedim, topladım ve inanın benimle maaş pazarlığı yapan hiçbir arkadaşım olmadı. Şimdi o arkadaşların hem kimisi savunma sanayinin şirketlerinin tepesinde, kimili bakanlıkların bilgi işlem merkezinde, kimisi yurtçi yurt dışında özel sektörde, kimi üniversitelerde inanılmaz bir belki de Türkiye'nin ilk beyin gücünün yurt yurt dışından ve yurt içinden toplanarak en güzel geliştirdiği projeler ve şu anda dünyada beni bir sürü ülkeden halen ararlar. Ya bu e-devleti kurarken nasıl bir strateji izlediniz? Biz kuramıyoruz. Nasıl yapalım diye inanın istişare eden ülkelerin yetkilileri halen var. Ama Türksatın Allah'a şükür kabiliyetleri ciddi anlamda gelişti ve teknik ekiple birlikte inşallah Türksat hem kendi ülkemiz için hem de bu bu teknolojileri alacak ülkelere ihraç edecek diye düşünüyorum. Türksat hikayesini burada kapatayım ve daha sonra e Türkiye'nin bir Altay tankı hikayesi var biliyorsunuz sürekli gündemde duran ve bu Türkiye'nin Altay tankının Koç tarafından ihalesi alındı ve motor ihalesi de eee Konya'da Tümoson şirketi tarafından alındı da tabii biz o süreçleri bilmiyoruz. Bizden önceki süreçler. Fakat benim işe dahil olduğum süreçte Kore'den eee tankın koç tarafından tankın platformu yapıldı ama motorda uluslararası ilişkiler bozulduğu için işbirliği yapılamadığı için motor projesi iptal edilerek ve Savunma Sanayi Başkanlığı'na devredilmiş. Bu süreçte beni aradılar. Dediler ki, "Alt tankı BMC'ye eee girer misiniz? Nasıl BMC'nin yönetimine veya işte bu motoru geliştirmek üzere nasıl bir yol yordam geliştirilir diye davet edildim ve Bemece'de bu motoru nasıl yapabiliriz diye yönetim kuruluyla istişareler yaptık ve dedik ki şuna karar verdik. Ben BMC'nin içinde bu motorun yapılamayacağını ve bu motor için ayrı bir şirket kurulması gerektiğini ve BMC Power adını kararlaştırdık ve BMC Power Anonim şirketini ben kurdum sıfırdan ve bütün ekibi toplayarak Altay tankı için içten yanmalı dizel motorlar geliştirmek üzere projelere başladık ve elimizde hiçbir bir proje yapu ikna edip 600 beygirlik tank taşıyıcı için bir motor projesi başlattık. Hem de Büyük Altay tankı projesine bir hazırlık olsun diye. Ve hemen eee 3 be kişiyle birlikte başladık. Almanya'dan, Amerika'dan, Avrupa'dan, dünyanın her tarafından aynen Türksat'ta yaptığım gibi ben Turksat'a ta Avustralya'dan, Japonya'dan, Amerika'dan insanlar getirmiştim. Burada da dünyanın her tarafından akademik, uzman, mühendislik kabiliyeti olan gençleri toplayarak tasarıma başladık ve Savunma Sanayi Başkanlığı Altay tankı motorunun ihalesini açınca teklif vermek için çalışmalara başladık ve savunma sanayi başkanlığıyla masaya oturduk. Hiç unutmuyorum. Savunma Sanayi Başkanlığı bize diyor ki, "Kesinlikle bu motoru daha önce yapmış başka bir ülkeyle işbirliği yapacaksınız." Ve ben de diyorum ki hiç dinleyen arkadaşlarımız varsa da bilir. Ben hayatımda kendi geliştirdiği teknolojiyi başkasına veren bir ülke, bir firma, bir insan görmedim. Bunu yapamayız. Biz bu işi yapacaksak kendimiz yapmalıyız. İnanın masada ne kavgalar verdik. Tabii savunma sanayide bizim hani bu işi yapıp yapamayacağımızı belki kendi arka hikayesini bilmiyoruz. Bizi zorluyorlar ve biz de ekiple karar verdik. Biz yabancı bir ortak bulmadan bu motoru yapabiliriz diyoruz. Hakikaten çok tecrübeli arkadaşlarımız vardı. Ve sağ olsun savunma sanayi bürokratları dedi ki tamam sizin yapacağınıza inanıyoruz şartı kaldırıyoruz tamamen yerli milli bir motor geliştirmek üzere 1000 beygirlik eee motor ihalesini size veriyoruz. Arkasından 1500 beygirlik, daha sonra 380 beygirlik 4 tane motor projesini paralel başlattık ve Allah'a şükür 380 600 beygir yaklaşık 1,5 sene önce seri imalata geçti. 1500 beygir şu anda tankta test çalışmalarını yapılıyor. 10005 bütün motorlar çalıştı. Geçen de BMC Power'un yöneticileri, yeni yöneticileri bunu da kamuoyuna durdurdular, duyurdular. Artık bundan sonra Altay tankının motoru kendi motorumuzla birlikte gidecek. Transmissiyonda geçiş döneminde Kore'den bir çözüm bulundu ama inşallah çok yakında kendi güç grubumuzla kendi tankımız hayata geçecek ve böylece BMC'de de yerli ve milli Altay tankının güç grubunu oluşturmak üzere çalışmaları yürüttüm. Daha sonra eee ben Bemece'de genel müdürlük yaparken F35 krizi çıktı ve dediler ki yerli milli ve milli muharip kendi savaş uçağımızı yapacağız. Bunun için bir motor şirketi kurulması lazım. Nasıl yapalım derken BMC ile kamuoyuna bu çok yansıdı. Savunma Sanayi Başkanlığı ortaklık yaparak TR Motor Anonim Şirketi kurulmasına karar verildi ve ben BMC Power adına TR Motor Anonim Şirketinin kurucu yönetim kurulu üyesi olarak görev aldım ve TR motoru kurmaya başladım. Hem BMC Power'un genel müdürlüğünü yani Altay tankı motorunun projelerini yürütüyorum. Hem de eee Milli Muharip Uçak Motoru için TR Motor Anonim Şirketinin kuruluş süreçlerini yürütüyorum. Daha sonra bu çalışmalar yürürken motor işten yanmalı motor BMC'nin eee tank motoru için çalışmalar rayına oturmuş. İlk ateşlemesi yapılmış bir motoru çalıştırmışız. Orada süreç ilerlerken bana dediler ki sen TR motora genel müdür oluyorsun. Milli muharip uçak motorunu geliştirmek üzere. Sonra BMC buna itiraz etti. Dedi ki eee burayı bırakırsa buradaki projeler gel geri kalır. Ve ben genel müdür yardımcımı vekalet koyarak iki sene hem TR Motor'un genel müdürlüğünü hem de BMC Power'un genel müdürlüğünü beraber yürüttüm. Daha sonra genel müdür yardımcıma bırakarak BMC'yi Milli Muharif Uçak Motoru kurma motoru için TR Motor Anonim Şirketine yönetim kurulu üyesi olarak ve genel müdür olarak kur başladım. Yine dünyanın her tarafından motorla ilgili birikimi olan arkadaşları toplayarak ve eee savunma sanayi başkanlığıyla gerekli işbirlikleri tay ile yapılacak milli muharip uçak platformu için ihtiyaç olan motorun gereksinimlerini çıkarmak üzere çalışmaları başladık ve hamdolsun bugün geldiğimiz noktada inşallah önümüzdeki yıllarda kendi motorumuzla la uçan milli muharip savaş uçağımız olacak. Kendi motorumuzla yürüyen tanklarımız zaten oldu, bitti. Ve bunun dışında işte e-devletimiz, uydumuz derken Türkiye'nin böyle kritik teknolojilerinde gerçekten hizmet edebilme nimetine, fırsatına ve hakikaten çok çok eee bir şeyle karşılaştım. Bu hizmeti yapma fırsatıyla karşılaştım. Tabii sohbetimizin ilk başında konuştuğumuz gibi bu ülkede master ve doktora yapamayacaksınız eee denilen bir noktadan kendi ülkemizin e-devletini kuran, motorlarını yapan şirketlerde yönetici olabilme nimetine, fırsatına karşılaştık. Tabii bu siyasi ortamlar ve bu şeyler bir an önce hakikaten bu ülkenin alın teri ve emeğini etkin kullanabilecek şeye gelmesi lazım. İnsanlarımızın eee bütün var gücüyle, seferberlik bilinciyle kendi ülkemizin dertlerine böyle küçük hesaplarla şey yapban edilmeden eee neyimiz varsa yüreğimizi, kalbimizi ortaya koyacağımıza inanıyorum. Ve Cafer Bey kardeşim ben hep şunu diyorum. Ben bu projeleri yaparken ekibi topladığımda bütün işim Türkiye'nin üniversitelerini gezmek oldu. Ben motor yapıyorum. Sizin akademide makine, elektronik bilgi rektörleri arıyordum. Rektörler, bölüm başkanları, dekanlar, öğretim üyelerini topluyordu. Biz teknik edip ekiple sunum yapıyorduk. Hocalarım siz hangi bölümü neresi kim yapabilir? Buyurun. Bütçesi, parası bizden. Buyurun deyip İTÜ'de, OTTÜ'de, Boğaziçi'nde, Türkiye'nin bütün üniversitelerini ta Dicle, Fırat, Çorum, Selçuk bütün üniversitelerini Kayseri gezerek akademideki birikimlerini endüstrideki tecrübeleriyle birlikte kalıcıya dönüştürebilecek bir ekosistem kurduk. Ve böylece Türkiye'nin bu tip teknolojilerinde siyaset bakanlarla, patronlarla, çalışanlarla, uzman arkadaşlarla iletişimi, diyaloğu birini birine kurban etmeden biliyorsunuz o dönemlerde bir sürü şeyler oluyor. Hamdolsun doğru yöneterek, doğru iletişimle hiçbir projeyi sıkıntıya sokmadan bugünlere geldik. Allah'a şükürler olsun diyorum. Tabii bu arada şunu da bahsetmeden geçemeyeceğim. Ben BMC Power'da genel müdürken Berat Bey enerji bakanıydı ve bir gün Bordan Bor madeninden zırh yapmak üzere TR Bor Anonim şirketini kurmak üzere görüştük. Ve ben bu arada aynı zamanda BMC'nin de ortaklığıyla Eti madenine bordan bor karbür üretmek üzere ve Bor Karbürden de zırh üretmek üzere TR Bor Anonim şirketini kurdum. Onun da yönetim kurulu üyesi ve icra kurulu başkanı oldum. Ve böylece TR Bor, TR Motor, BMC Power, Turksat gibi Türkiye'nin kritik teknoloji eee üreten şirketlerinde hizmet etme fırsatı oldu. Tabii bu ortamın oluşmasında ve bu ülkenin bu emeklerimizi, bu birikimlerimizi kullanmak için bizlere fırsat vermesinde tabii Türkiye'nin geldiği durum oldukça önemlidir. Ben inşallah bütün akademi, bilim, teknoloji ve en yenilikçi teknolojilere dert edinmiş, kafa yoran bütün beyinlerimize çok güzel fırsatlar, bereketli ömürler ve hizmet etme imkanı temenni ediyorum.
Evet üst. >> Evet. Evet kıymetli hocam. Tabii çok kıymetli eee bilgilerin başlıklarını tabii bunlara bir ömür verildi ama sanıyorum bütün bu gayretler ve bu mücadele azmı yani o son ölüm de şeyinde hakikaten eee üzülme üzülmeyecek, mahcup olunmayacak eee vicdan azabı çekilmeyecek bir son adına bunlar değerli dostlar. İşte eee burada görüldüğü gibi bizim üzerinde durmaya çalıştığımız burada eee bir insan her şey demektir. İyi bir yönetici, iyi bir liderlik. Nice güzel çalışmaların bakın Türkiye'nin akademik bilgisiyle elbette bunun endüstriye, sahaya dönüşebilmesi için bu işbirliği son derece önemli ve kıymetli. Yine umudunu kaybetmiş. Eee, yurt dışında sağda solda bu ülkeye bir daha belki dönüş umudu, arzusu ve iradesi olmayan insanların bu ülkeye dönüştürülmesi veya gelmesi adına heyecan duyması, onların umutlarının ön planda çıkması son derece önemli. Değerli dostlar, tabii biz program öncesinde bir nevi konuğumuzu iyi tanımlayıp tanımlamadığımızı, kendimizi ölçmemiz adına da program öncesinde aslında paylaştığımız metin bizi bağlayan bir metin. Programın sonunda da kendimizi bir nevi konuğumuzu eee bu teste tabi tutmak için bu metni son derece kıymetli ve önemli görüyoruz. İşte dedik ki dünyanın farklı üniversite ve teknoloji merkezlerinde edindiği bildiği kendisi için değil bu ülkenin yarınlarını inşa edecek kadroların yetişmesine vakfeden bilgiyi eee çoğaltarak büyüten ve büyüttükçe de kendinden geri çekilen bir istikamet. Başarıyı sahiplenmeden eee ziyade sorumluluğu üstlenen bir vicdan ve burada yine sunum içerisinde hep hocamı gördük ısrarla. Çok kıymetli arkadaşları, mesai arkadaşları, onlara son derece yetki ve verme arzusu ve iradesi ve dolayısıyla yine bu işi yapabilmek için bir sıradan bir görev aşkı değil, teknolojiyi bir meslek alanı değil, bir istiklal meselesi olarak gören bir akıl ve konuşurken kendini değil inşa edilen kapasiteyi anlatan teknolojik ilerlerken ruhun yoksullaşmaması Güç artarken adaletin zayıflamaması, akıl gelişirken vicdanın körelmemesi gerekliliğini hatırlatan bir münevver demiştik. İşte bu akşam buna dostlar eee efendim eee şahit oldunuz cümlelerini kuran değil tartan bir idrak ve bir projeyi değil bir ülkenin yürüyüşünü tamamlayı hedefleyen bir istikamet. Ve tabii hocamın aslında bu mücadelesinde çocukluğundan bu ana varıncaya kadar yine insanların özellikle günümüzde üretmeden tüketmeyi arzuladığı bir çağda ürettiğimiz kadar tüketmemiz gerektiğini hak etmediğimiz bir lüksün yalnız bugünü değil çocuklarımızın yarınları da tüketeceğini hatırlatan bir duruş. Mahlukata şefkat ve merhametle muameleyi eee ve insanlığın huzur ve refahı için duruşunu bozmadan alın ve akıl teriyle değer üreterek ömrünü anlamla tamamlamaya gaye edilmiş bir hayat. Dolayısıyla yine programımızın hedefi oydu. Eee, bir bilim adamının yetişme serüvenini yani hocam siz akademisyensiniz. Şimdi aynı zamanda da vaatlerimizi eee, bu programa katılımını arzu ettiğimiz dostlara, vaatlerimizle, e, bu vaatlerin karşılığını programda ne kadar gerçekleştirdiğimizin de bir nevi sınavını, imtihanını yapmak durumundayız. Evet. Bir bilim insanının yetişme serüvenini, kamu ve özel söklerde üstlendiği önemli görevleri büyük tecrübe üzerinden ülkemizin bilim ve teknoloji alanlarında katettiği mesafeyi yerli ve milli teknoloji hamlelerinin arka planını ve bir ömrün hangi istikamet üzere yaşandığını konuşacağız. Kıymetli Osman Dur hocamızın gençlerimizi örneklik teşkil edecek başarılarla dolu etkileyici yaşam öyküsünü izlemeye, dinlemeye sizleri davet ediyoruz dedik. Şimdi değerli dostlar aslında bazı dostlarımız yorumlarında da ifade etti. Eee eee bu duruş, bu arzu, bu irade eee hakikaten ilham verici bir duruştur. Eee bu duruşun bilinmesi, istifade edilmesi eee ve yeni ülkenin beklediği hamlelerin gerçekleştirilmesi adına da efendim son derece kıymetli. İşte biz ne demiştik? Şiir şuurlu insanların işidir. Yani sorumluluk, mesuliyet olan insanların işidir. Aşkı, sevdası, derdi, davası olan insanların işidir. Başka derdi, davası olmamış olunsa bütün bu zorluklar ve bugün burada kısaca anlatılması bile bizi yoran bu hususlarda her bir adım sabahlara kadar patlatılan beyinler efendim rahatlardan alınan risklerle başarılmış ve ortaya konulmuş bir hadisedir. Eee elbette bu ülkenin geldiği önemli noktalar var ama Osman hocam hikayesinde de veya bu başarı serüveninde de gördüğümüz husus şudur ki evet Türkiye yerli ve milli hamlelerde mesafe kat etmiştir ama katedilmesi gereken nice mesafelerimiz var. Eee, onun için kendimize, milletimize, bu milletin ferasetine, bu milletin duasına, duruşuna, ziyadesiyle ihtiyacımız var diye de arzu ediyoruz. Elbette konuşulacak nice konu başlıklarımız vardı. Hocamın da anlatacakları öyle. Umut ederiz ki e bu güzel mücadele hocamın babasının da arzu ettiği merhumun ifadeyle sonu da yani evveli ve sonu hayır ola yani niyet hayır olunca akıbette de hayır olduğuna göre dolayısıyla böyle bir hayırlı sonuçla varmış olur. E kıymetli hocam açıkçası ben bu akşam şanslı olanlardan biriyim. Dinlemede yani çok en az konuştuğum programlardan biridir. Belki ilk defa katılanlar şunu da diyebilirler. Vay milletin haline en az konuştuğum bu program bu ise vay e çok konuştuğum programların haline biz böyle dostlarla beraberiz ve dolayısıyla biz konuğumuzun mevzuları açabilmesi adına bir sohbet adına hem konuğu dinlendirme çünkü 3 saate program yaklaşıyor. O monologtan kurtulması adına da buna ciddi bir gerek olduğunu düşünenlerdeniz. Dolayısıyla ben bu program kapsamında Osman hocamın öncesinde eee o öyle ki ki çok bu tür programlara katılan bir dostumuz değil ama bu birikimin, bu duruşun bir mesuliyetinin olduğunu, bizim buradaki bu gayretimizin onun da verdiği mücadelenin önemine binaen e bu programa katılındı. İnanıyorum ki bu akşam izleyenler son derece hoşnut ve heyecan duydukları gibi bu programı artık arşive girilmiştir. Bu program artık kayıtlardadır. Bu program ses getirecek, iz bırakacak programlardan biridir. Bizim programlarımız hız hız programları değil iz bırakma programlarıdır. Rabbim her birimize hayırla yad edilebilecek bir hayatı yaşamayı nasip etsin. Hocam sizin bu anlamda bu benim toparlama esnasında kayıtlara bu da geçmeliydi diyeceğiniz türden hatırlatmalarınızla isterseniz programı öylece tamamlamış olalım.
>> Şimdi Cafer Bey kardeşim ben fizikçiyim. Bana hep zaman konferanslarda, toplantılarda sorulur. Siz bir işletmeci değilsiniz. Siz bir yönetici ya da organizasyon, kamu yönetimi veya bir siyasal bir işletme mezunu değilsiniz. Siz bir fizik bölümünden doktora yapmış bir CEO'sunuz. Hayatınızda bu şirketleri yönetirken size fizik ve bilimin kattığı şeyler nedir? Bir farkındalık olarak neler söylemek istersiniz dediklerimde ben hep şunu düşünüyorum. Ben fizik çalışmaya başladığımda bizde sorular verilirdi. Hoca çıkar giderdi. Kitap defter serbest soruları çözün diye fizikte. Ve gerçekten ben hep şunu çocukluğumdaki çektiğim çilede de fizikteki problemleri çözmede de başka tercihimiz yok. Bu işi başaracağız inancındaydım. Ben hep sorular eline elime verildiğinde ben bunu yapamam zen ziyade ben elime kalemi alıp başladığımda çözmek için çabalamaya soruların da çözülmeye erimeye başladığını gördüm. Onun için diyorum ki insan potansiyelinin tamamını konfor alanında keşfedemez. Kesinlikle bir zorlukla mücadele etmesi ve zorlukla yüzleşmesi lazım ki kabiliyetlerini ortaya doksun. Nasıl bir sporcu kaslarını geliştirmek için spor yapıyor ve kaslarını dirençle büyütüyor? Zihin soru ve karşılaştığı problemlere çözüm ve çıkış arayışı bulmak için zorlandığında gelişiyor. Karakter ise bu zorluklarla yüzleşip bu sıkıntılardan pes etmeme adına gelişiyor. Dolayısıyla insan kendini zorlamadan, kendisini hakikaten hiç çekinmeden korktuğu kapıları niyetine, samimiyetine inanarak korktuğu kapıları çalmadan yapamam deyip kenara çekildiğinde bir şey üretmesi mümkün değildir. Aslında bizim sınır dediğimiz, korktuğumuz şeylerin çoğu aslında denemediğimiz, aşmak için fırsat kollayıp da denemediğimiz çizgilerdir. Eğer kendimizi kırar bu çizgileri denediğimizde ne kabiliyetlerimizin, ne hizmetlerimizin ortaya çıkacağına inanıyorum. Yani biz hayat bizi sıkıştırdıkça biz de kendimiz işimize, gücümüze buradan gelen basıyı akılla, bilimle, ilimle, endüstrideki, sanayideki ve mühendislik kabiliyetlerimizdeki işbirlikleriyle bu işi hakikaten çıtayı yükseltebilmek için sıradan kurtulup kendimizi konfor alanından çıkarıp mücadele ettiğimizde neler başarabildiğimizi gördüm. Görüyorum. Bu fırsatlar verildiğinde de Anadolu insanının neler başaracağına inanıyorum. Ben bir de şunu söyleyeyim. Şimdi Cafer Bey kardeşim, Türkiye'nin bilim ve teknolojide son yıllarda geldiği şeyler ortada. Ama bunların yapılanlar, yapılması gereken çok daha şeylerimiz var. Mesela ben hep söylerim. Doğu'da bilim ve teknoloji üretecek ne üniversite ne araştırma merkezleri böyle büyük anlamda çok fazla imkan yok. Ortadoğu, Orta Asya ve Balkanlarda işte komşu ülkelerimizden bu coğrafyadaki ülkelere baktığımızda fırsatlar yok. Aslında Türkiye tam böyle bir dönemde böyle bir akıl merkezine dönebilecek fırsatımız var. Ben şu anda Türkiye'deki bütün üniversiteler aslında teorik ve pratik olsa da ciddi anlamda hani hep tartışıyoruz işte Anadolu'nun işte apartmandan üniversiteleri, küçük illerine bir sürü üniversiteler dağıttılar diye. Ben olaya şöyle bakıyorum. Bu üniversiteler kuruldu. Burada Türkiye'nin gençliği var. Bunların moralini bozmaya gerek yok. Ama bunları etkin kullanabilecek, bilgilerini, birikimlerini, kabiliyetlerini artırabilecek imkan ve fırsatlar sunmamız lazım diye düşünüyorum. Ve kendimizi bu anlamda zorlarken ben şunu söylüyorum. Bugün Türkiye'de Doğu Anadolu'da ne kadar üniversite var? Düşünün. Van, Bitlis işte Siirt ve o bölgedeki Erzurum birçok üniversitemiz var değil mi? Tamam. Hocası eksiktir, farklıdır. Gelin Erzurum'a bir araştırma merkezi kuralım. Ulusal araştırma merkezi yani sağlık araştırmalar merkezi kuralım. Sağlık araştırmalarında tıbbi cihazlardan, ilaçtan neyse palan döken dağlarının etrafına lojmanını yapalım. Araştırma merkezi kuralım. Ben Kore'de, Amerika'da, dünyanın her tarafında gittiğim yerlerde şehir gibi araştırma merkezleri kurulmuş. Gelin Konya'ya Tarımsal Araştırmalar Merkezi kuralım. Gelin Ankara'ya uzay havacılık araştırma merkezi kuralım. Gelin Trabzon'a bitki, iklim, küresel ısınma, kuraklık ve benzeri araştırma merkezi kuralım. İstanbul'a yazılım bilişim teknolojileri Araştırma Merkezi, İzmir'e kimya, Bursa'ya makine, Antep'e Malzeme Araştırma Merkezleri kuralım. Yaklaşık 7 tane bölgesel araştırma merkezleri var. Ve bu araştırma merkezleri kendi alanında ihtisaslaşmış araştırma merkezleri olacak. O bölgedeki bütün üniversiteler hem elektronik altyapısı hem kimyasal projeler, elektronik malzeme bütün projeler hem satışı, pazarlaması, kullanımı, üretimi bütün bölümlerin o araştırma merkezine dair üniversitelerde hem teorik hem pratik eğitimler verebileceği bir fırsat oluşacak ve İstanbul, Ankara'daki beyin gücü işte Erzurum'daki Sağlık Araştırmalar Merkezine Konya'daki Tarımsal Araştırmalar Merkezine, Ankara'daki uzay ve havacılık Araştırmalar Merkezine, Trabzon'da bitki, iklim, kuraklık araştırma merkezi ve bütün Anadolu'ya beyin gücü yayılacak ve o bölgedeki Konya'nın etrafında Kayseri, Antalya, Afyon ve benzeri Konya'daki araştırma merkezleri, Antep'in etrafındaki üniversiteler, oradaki araştırma ve bütün master ve doktora yapan insanlar o bölgelerde deki araştırma merkezlerine ve bu araştırma merkezlerini kurarken de bölgenin altyapısı, geçim kaynakları sektörlerin durumuna göre seçilerek kurulursa Anadolu'ya beyin dağılır. Anadolu'da akıl dağılır ve hem bölgenin akıl merkezi hem endüstri ve akademinin işbirliği alanı artar. Ve bu coğrafyadaki Ortadoğu, Orta Asya ve Balkanların Amerika'da, Avrupa'da, yurt dışında yaşayan ve kendilerine sağlıklı destination ya hayatımın sonuna doğru çocuklarım ve
Ailemle yaşayabileceğim güzel bir ülke alıyorum diyen insanların hepsi bu araştırma altyapıları kurulduğunda buralara geleceğine inanıyorum. Ve böylece eğitim ve ARGE'de üs ticarette cazibe merkezi ve akademiyle endüstrinin birleşerek hem bu coğrafyanın sorunlarına hem o kadim coğrafyanın sorunlarına ciddi anlamda çözüm üretecek bir sürdürülebilir, sürekli ve nesillerden nesile akseden bir altyapı, eğitim ve ARGE'de üst ticarette cazibe merkezi haline gelebiliriz.
Özetle şunu demek istiyorum. Üniversite, devlet ve özel sektörden oluşan inovasyon çarkını düzgün işleyebilecek bir yenilikçi teknolojiler geliştirme ekosistemi kurgulanması, kurulması lazım ki ülkemizin ve bu coğrafyadaki diğer ülkelerdeki beyin gücünün topyekün potansiyelinin etkin bir şekilde kullanılması adına oldukça önem önemli olduğunu düşünüyorum. İnşallah önümüzdeki yıllarda Türkiye ayağındaki prangaları işte yıllardır çöze çöze geliyor. İnşallah bundan sonra da bu vizyonla, bu gelecek neslin fırsatlara ulaşabileceği altyapı, imkan ve projelerin olduğu bir ülke haline dünyada zaten geldiğimiz durum belli. Bundan sonra da seferberlik bilinciyle topyekün alın ve akıl terini dökecek bir ortam oluşur diye düşünüyorum.
Üstadım. Evet hocam. Bu arada herhalde sonuna geliyoruz. Bütün ben bu çalışmaları yaparken eee gençlere de bir şeyler söylemek istiyorum. Bu da eee hakikaten hikayelerden ders alanlar var ama ben eee ailem, çocuklarım ve bu teknoloji projelerinde uğraşırken hiç başım ağrımadı. Bunun sebeplerinden birisi benim İmam Hatip'te bir hocam vardı. Hiç unutmam. Bana dedi ki, böyle bir o zaman genciz, bir işte eee o gençlik şeyi hocayla bir şey istişare etmiştim. Osman dedi, "Ben de" dedi, "kız olsam sana aşık olurum ama" dedi, "Dikkat et, kendine hanım arama, çocuklarına ana ara dedi. Sana kim olsa hanımlık yapar ama çocuklarına annelik yapamaz dedi." Ve ben bunu, bunu hiç unutmadım. Ve evlilik hayatımda gerçekten ben üniversiteden bu sıkıntıları yaşarken babama gidip durumu anlattığımda babam dedi ki, "Oğlum sen yanlış yapıyorsun. Devlet adam olanla uğraşmaz. Dikkat et kendine dedi." Benim durumumu anlamadı. Ve ben o gün karar verdim ki evleneceğim insan bir, benim değerlerimle yaşayacak, işte bugün şeyle imam hatip mezunu olsun. İki, köyümüze gittiğimizde anne babamın yaşadığı ortamı küçük ve hakir görmesin. Ekonomik, ekonomik durumu bizim halimizi anlayacak durumda olsun. Ve üç, bir şekilde üniversitede darbe yemiş, benim halimi anlayacak birisi olsun diye düşündüm. Ve eşim de tıp fakültesinden başörtüsü yüzünden atılmıştı ve tekrar döndü. Ve böylece bir evlilik yaptım. Benim durumumu, benim psikolojimi, benim hayatımı bilen ve kendisi de benzer çileği çekmiş bir eşle dört çocuk yetiştirdim. Şu anda ikisi doktor ve evli. Çok güzel hayatları var. Bir oğlum Beyoğlu İmam Hatip son sınıfta bu sene üniversiteye girecek. Bir kızım hem endüstri hem de elektroniği çap yapıyor. Okuyorlar ve ben bu çocuklarımın yetişmesinde ve ailemle hiçbir sıkıntıyla karşılaşmadım. Hiçbir şey yapmadım. Ve hakikaten hem eşime hem bu noktada bütün bu yoğun stresli çalışmalarım esnasında bana bütün fedakarlığı gösteren annem, babam, bütün köyü terk etti. Malını mülkünü sattı. Geldi. İstanbul'da hanım doktordu. Çalışıyordu. Bizim çocuklarımıza büyüttü. Bütün ailecek bu işleri başarmamda, çalışmamdaki o rahatlık annemin, babamın, eşimin, çocuklarımın bana verdiği destekle oldu. Ben hepsine çok çok teşekkür ediyorum. Allah razı olsun diyorum.
Özetle eee söyleyeceklerim bu kadar. Ama şunu söyleyeyim Cafer Bey. Ben teknolojik problemleri çözmek için dünyadan adam ararken Almanya'dan bir mühendise, tank fabrikasında çalışmış bir mühendise bir mesaj atmıştık. Ya gelin biz Altay tankının motorunu yapıyoruz, bize yardım edin diye. Hiç unutmam ne hikayeler var. Bana şöyle bir mail geldi. Emekli olmuştu bu arkadaş. Evet, ben emekli oldum. Çok da güzel bir iş arıyorum. Danışmanlık yapacak. Tam da uygun bir iş bu sizin bana teklifiniz. Ama dedi, "Böyle bir teknolojinin Türkiye'ye geçmesine ne vicdanım, ne ahlakım, ne aklım, ne inancım asla müsaade etmeyecek. Bir daha bize böyle mail, mesaj göndermeyin." dedi. Ve ne tepkilerle böyle hikayeler dünyanın her tarafından böyle beyinleri toplamak üzere çabaladık. Çok zorlu hikayelerimiz oldu ama hamdolsun kendi inancımız, arkadaşlarımızın bu davaya verdiği gönül, emek, alın ve akıl teri dökerek bu noktalara geldik diye düşünüyorum. Ben kısaca bu şekilde noktalıyorum. Varsa sorularınız devam ederiz. Teşekkür ediyorum üstadım.
Eyvallah hocam. Çok teşekkür ediyoruz. Hakikaten dolu dolu bir program oldu ve tabii bizim bu denli eee bir konu başlığıyla da eee ender programlarımızdan biri olduğunu ifade etmek isterim. Eee işte anlamlı bir hayat, bereketli bir ömür, ülkesine, milletine, ailesine, evlatlarına adanmış bir ömür. Eee, böyle yaşanır. Burada çok ciddi anlamda dediğim gibi hocamın son örneğinde de üzerinde vurgu yaptığı gibi yani siz başkalarının himmet dileyerek başkalarından umarak bir şeyi aşmanız mümkün değil. Öteden beri sizin tarihinizin, inançlarınızın, değerlerinizin düşmanı olan ve sömürmekten başka hiçbir özelliği olmayan eee ülkelerden medet umarsanız hiçbir işe yaramayacağı bellidir. Eee, boşuna Anadolu insanı "elden gelen öğün kesmez, gelse de vaktinde gelmez" dendiği gibi, eee, olmadığı ortada. Bizim bu gücümüz var. Yeter ki kendimize, gücümüze, insanımıza güvenelim. Dolayısıyla e programın sonuna geldik. Sizi yetiştiren anneye, babaya, çevreye ve yine bu çalışmalar içerisinde bu meşakkatli hayata tahammül eden ailenize ve kıymetli evlatlarınızla eee Rabbim nice güzel yıllar yaşamayı, hizmetlerinizi, bereketli hizmetlerinizi eee taçlandırmayı nasip etsin. Tabii bu istikamet üzere ölmeyi de nasip etsin.
Evet. Bu bilinçle Cafer Bey siz bir şiir okuyacağım dediniz. Ben de bu bilinçle de bir şiir hazırlamıştım.
Eyvallah. Onu onu onu sonunda zaten sizin şiirinizle bitireceğiz hocam. Şu yani neticede eee Rabbim ahir ve akıbetimizi hayr etsin dememizin sebebi bu. Onun için çok keskin dışlayıcı bir rahmet ayına da giriyoruz. Biz insanların bugünkü haline muttali'yiz. Yarının ne olacağını bilmiyoruz. Onun için biz bugünkü halimiz iyi olabilir. Yarın hangi durumla karşılaşacağımızı da bilmiyoruz. Bir Müslüman bir Müslüman'a herhangi bir ayıbı sebebiyle efendim aşağılamasın veya eee basite almasın ta ki onun başına gelmeden Allah canını almaz diyor. Onun için biz iyilikleri ve güzellikleri örnek almak, kötülükler, yanlışlar varsa da elbette mücadelemizi ama diğer taraftan da bunların üzerinde tepinen hoşnut olan bir duruşu değil, düzeltme adına sorumluluk alan bir duruşu şiar ediniyoruz. Mübarek bir iklime giriyoruz. Ramazan ayı. İnşallah bu vesileyle hep birlikte bu kısa ömürleri daha anlamlı kılabilecek olan ki burada ömürlerimiz kısa olduğundan dolayıdır ki 1000 aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesinin ve bu süreçte yaşadığımız mübarek gün ve gecelere rabbim bize lütfetti hocam. Eee, dostlarım 3 be mesajı var. Onları da paylaşmak isterim. Eee, son bölümde Hamdi Bey, "Hizmet yolunda örnek teşkil eden genel müdürümüz Osman Dur hocama selamlarımı iletiyorum. Velay hocamız ağzına sağlık, emeğinize sağlık, kolaylıklar diliyorum." Velay herhalde sizin köylünüz efendim anladığım kadarıyla. Veli hocamla da inşallah önümüzdeki günlerde onlar da bey, bayan hanımefendi ikisi de edebiyatçı, yazar. Onlara da selam olsun. Gürüzar Saygılı, "Hocam taşın oluşumunun belgeselini izlemiştim diyor. Milyonlarca yılda oluşmuş. Dışarı çıkınca üzerine bastığım için kaldırımdan özür dileyişim gelmişti." Nihat Malkoç hocamız, "Kıymetli diyor ki, Cafer abi size ve program misafirimiz Osman Durbey'e bu güzel söyleşiden dolayı teşekkür ediyorum. Her program gibi bu da güzel bir program oluyor. Fazlasıyla istifade ettik. Sağlığınıza sağlık. Ağzınıza sağlık diyor." Mehmet Sağlam dostumuz, "Biz hocamı dinlemeye devam ediyoruz. Sayın genel müdürüm diyor." Yani bir zaman baskısı yaşama demek istiyor. Sağ olsunlar. Evet, Yetkin hocam, "Bu akşam Osman hocamızın hayat hikayesi damgasını vurmuştur. Bu çarpıcı hikaye gelecek nesillere bir mesaj olarak fazlasıyla yeter diye düşünüyorum. Cafer hocam yine kalpleri fethettiniz, kutluyorum" diyor Muzaffer Artekin Bey. "Güzel bir yayın oldu. Çok teşekkür ediyoruz kıymetli Mahmut hocam. Hocamıza, ülkem ve milletimiz adına teşekkür ederim." diyor. Yetkin hocam, "Hocamızın e-devlet, TÜKSAT, tank ve uçak motorlarının yapımı ile ilgili mücadelesini takdir ve üzüntüyle dinledik. Osman hocamıza kalbi teşekkür, böyle yiğit vatan evlatlarına kalbi selamlar" diyor. Eyüp Azar hocamız, şairimiz, "Şiir şuura dahildir. Bu program da şuur oldu." diyor. Eyvallah Yetkin hocam. Cafer hocam, "Bu akşam da sayenizde çok ciddi şeyler öğrendik. Var olun. Gerçekten ülkemiz için çok ciddi bir hizmet yapıyorsunuz. Var olunuz" diyor. Ve Rukiye Aydın hanımefendi, kıymetli hocamız, yazarımız, "Değerli Osman Dur hocamızın ne verimli bir ömür sürdürmüş, vatana, millete böylesine yararlı bir fert olması güzel bir örneklik teşkil etmiştir. Böyle değerli hocalarımıza selam olsun" diyor. Biz de bizi bu saate kadar sabırla dinleyen, takip eden tüm dostlara selam ve muhabbet iletiyoruz. Haftaya cumartesi akşamı, kıymetli hocamız Profesör Doktor İbrahim Emiroğlu hocamla birlikte Ramazan ayının ilk programını yapmış olacağız. Eee, evet. Eee, tekrar Osman hocam teşekkür ediyorum. Şiirinizle, eee, varsa son cümlenizle de tamamlamış olalım.
Son cümlem şu: Cafer Bey, ben bütün bu süreçleri yaparken akademiyle bağımı hiç kesmedim. Master ve doktora dersleri vermeye devam ettim. Halen şu anda da üniversitede master ve doktora dersleri vermeye çalışıyorum. Tabii bu zamana kadar edindiğim, çaba çalıştığım ufak tefek birikimlerim vardı. Bunu da teknolojiye yatırdım. Şu anda ailecek uğraştığımız bir küçük şirketimiz var. Elektronikle ilgili. Elektrikli araba şarj istasyonları, enerji depolama sistemleri, yenilenebilir enerji teknolojileri, yapay zeka, görüntü işleme ile uğraşan bir şirketimiz var. Birkaç akademisyen arkadaşla birlikte kurduğumuz. Bir taraftan onun da biraz işte gençlere destek, bir taraftan da üniversitede ders veriyorum ama bütün derdim Türkiye'nin elindeki kaynakları, akademide projesi, patenti, bilgisi, birikimi olan projelerle birleştirerek girişim, sermaye, yatırım fonu, melek yatırımcı ve benzeri sanayideki birikimleri akademiyle buluşturarak yenilikçi teknolojiler geliştirmek için hem akademide hem özel sektörde de bilgi, çevre ve birikimlerimizle kritik teknolojiler geliştirmeye devam ediyorum inşallah. Hatta son böyle bazen bir arkadaş bana söylemişti. Osman Bey son sözünüz nedir diye dedim, bereketli bir ömür geçirmek kadar ihtiyarlık döşeğine oturduğunuzda yüreğine batacak bir iş yapmadan tertemiz, hiçbir arkanızda vicdanınızı yaralayan bir iş bırakmamak oldukça önemli. Ben hayatımda bütün çalışanlarım, bu şirketlerdeki bütün muhatap olduğum insanlar bilir. Hamdolsun yüreğime batacak bir iş yapmadım. Keyifli bir 20 yılın üzerinde 30 yıla yakın yöneticilik ve akademik hayatım oldu. Çalıştım. Allah'a şükür geldim. Emeğe bilgi katmak berekettir diyorum. Alın terine akıl teri katmak berekettir diyorum. Ve ülkenin inşallah bu alın terine akıl katacak bir ekosistemi de önümüzdeki yıllarda kuracağına inanıyorum. Ben ben sözlerimi aslında bütün bu anlattıklarımız nihayetinde mezar taşına bir kelime yazabilmek için "iyi insandı, Allah razı olsun" gibi eee, kendi hayatımızı iki cümleyle, iki kelimeyle hatta bir kelimeyle özetlemek için gibi geliyor bana. Bu anlamda son şiirimi de Yahya Kemal Bey'den hepimizin çok iyi bildiği Sessiz Gemi şiiriyle noktalamak istiyorum.
Eyvallah.
Sessiz Gemi.
Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözlerin emli.
Biçare gönüller ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler,
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Birçok seneler geçti dönen yok seferinden.
Sözüyle size ve tüm dinleyenlere teşekkür ediyorum. Hayırlı geceler, bereketli ömürler diliyorum üstadım.
Hocam çok teşekkür ediyoruz. Ömrünüze bereket. Sağ olun. Var olun. Ramazanınızı tebrik ediyorum. Eee, Rabbim salimen e bayrama da erişmeyi cümlemize nasip etsin diyorum. Haftaya Cumartesi akşamı görüşünceye kadar Allah'a emanet olunuz. Sağ olunuz, var olunuz. Evet hocam, programdan ayrılıyoruz.
Hayırlı akşamlar, hayırlı geceler diliyorum.