📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Online Gezi: İstanbul Arkeoloji Müzeleri: Arkaik, Anadolu Pers ve Klasik Dönem, Antik Çağ'da Ziyafet

Arkeo Akademi29:53

Transcription

Şimdi üç salon var dedik. Üç salon tarihsel olarak bölünmüş dedik. Birincisi arka yük dönemi. İlk önce arka yük döneminin genel özelliklerini size anlatayım. Ondan sonra salonun içinde neler var onlara bakalım. Şimdi bu dönem milattan önce 700-480. Ya bu dönemin ökisine gidebiliriz de bu dönemin eskisini ben kronolojik olarak anlatmayayım. Zaten Anadolu kültür ve Sanat Tarihi etkinlikleri yapıyoruz. Git gide bu dur ilerliyoruz. Bu dönemden önce ama işte geometrik dönem dediğimiz bir dönem var. Ama arka döneminin şöyle bir özelliği var. Bizim bugün bildiğimiz polis kavramının kendisinin doğduğu, kentteki gördüğümüz mimari kamusal yapıların şekillendiği, oluştuğu dönemin kendisi.

Neden arkaik? Çünkü insanlar yaşarken "Aa, biz arkaik dönemde yaşıyoruz" olarak küklerde böyle bir dönem demiyorlar tabii ki. Antiklinal sanat baktığımız zaman klasikleşmiş sanattan önce olan ve onun eskisi olduğu için arkaya eklediğimiz bir zaman aslında burası. Bu dönem, bu dönem işte polis şehir devletlerinin ortaya çıktığı ve bunların güç kazandığı, aynı zamanda bunların Akdeniz'in ve Karadeniz'in çeşitli coğrafyalarında kolonler kurduğu, yani Yunan nüfusunun arttığı, ticari ilişkilerin farklı coğrafyalarda daha da fazlalaştığı bir dönemle karşılaşıyoruz. Bu dönemdeki bu şekillenmeden dolayı aynı zamanda kültür anlayışı da ortaya çıkıyor. Heykele baktığımız zaman heykeller daha böyle heykeller olarak karşımıza çıkıyor. Hareketli heykelleri henüz görmüyoruz. Gördüğümüz heykellerin çoğunluğu Mısır tarzında yapılmış, net şekilde bir duruşu olan heykeller. Bu Mısır'la ilgili sanat hakkındaki detaylar da dediğim gibi en son YouTube videosunun içinde var. Oradan bakabilirsiniz. Burayı çok detaylandırmayacağım. Ama yüzlerine baktığımız zaman arkaik gülümseme dediğimiz dönemin de ismini vermiş bir gülümseme, bir ifade biçimi var. Bu canlılık, yani bu sanatsal üslup taşı canlılık katmak için yapıldığını düşünüyoruz. Ama şöyle bir şey var. Mesela bu dönemde kişi heykelleri var. Biz işte Ozan'ın heykeli, işte bir Süleyman'ın heykeli, onun heykeli falan gibi yazılmış heykeller olduğunu görüyoruz. Ama bu heykellerin kendisine baktığınız zaman erkek veya kadın olsun hiçbirinin diğerinden fiziksel olarak ayrışmadığını, hepsinin birbirine benzediği, yani gerçekçiliğin, portre unsurlarının henüz ortaya çıkmadığını görüyoruz biz. Bu dünde bu dönemin sonuna doğru seramikteki gördüğümüz vazolardaki gördüğümüz siyah figür, kırmızı figüre gidecek. Daha az detaylı olurken daha detaylı sahnelerle de seramikler ve kapkaçak üzerinden karşılaşacağız. Bu dönemin sunumunu milattan önce 480'deki Pers savaşları getiriyor. Arkik dönem bu dönemde sonlanıyor. Daha sonra klasik dönem başlayacak. Endistik dönem gelene kadar klasik dönemle devam edecek. Felsefe İyonya'nın ön plana çıktığı dönem, milletin ön plana çıktığı dönemde yine bu dönemin içinde kalan durumda karşımıza çıkıyor. Böyle dönem özelliğini özetleyebiliriz.

Şimdi Anadolu Perse'e geçmeden önce, eee, müzemize geri dönelim. Dönci 700 ve 480 arasındaki dönem dedik. Bu dönemde panoya baktığımız zaman ön Anadolu'da ön plana çıkan en önemli ve İstanbul Arkeoloji Müzelerinin sahip olduğu eser koleksiyonuna baktığımız zaman en önemli şey arkadakileri canlandırmasını gördüğümüz tapınak aslında bu. Didim Apollon tapınağı. Didim Apollo tapınağının bir canlandırmasını görüyoruz. Kutsal yolla tapınağa doğru yaklaşan figürler görüyoruz. Bu kutsal yolunda brankitler dediğimiz rahiplerin kendilerini görüyoruz. Hikel süslemelerini görüyoruz. Bu rahip sınıfının, eee, heykelleri bu şekilde burada karşımıza çıkıyor. Ve müzenin şöyle bir triği var. Size söyleyeyim. Her kapının solunda şöyle bir pano var. Bu pano içinde bu salonda çeşitli eserler yerleştirilmiş. Bunları açıklıyor size. Mesela şöyle söyleyeyim. Şuradaki oturan heykel mesela buradaki tabii burada canlandırma olduğu için buna tekabül ediyor mesela ya da şu köşede mesela bir yer var tam betimlenmiş. Biz bunu göremiyoruz detayını ama şuraya baktığımız zaman şurada göreceğiz. Şuradaki göreceğimiz eser aslında şu eserin kendisi gibi panolarda, yani hepsinde daha önceki panolarda da olduğu gibi bu salonda kullanılan eserlerin kendisinin içeriye yerleştirildiğini görüyoruz.

Bu noktada da eserlere bakacak olursak, eserler seramiklerden başlayacak olursak deminki gördüğünüz gibi siyah figürlü eserleri burada karşımıza çıkıyor. Hayvan heykellerine bakacak olursak demin mesela İskender Latin'deki gördüğümüz detaylı ve çok iyi işlenmiş bütün fiziksel özellikleri iyi şekilde karşılaştığımız hayvan figürlerinin yerine gördüğünüz gibi daha basit figürlerle arka yük dönemle karşılaşıyoruz. Ya da şuradaki mesela heykellere bakacak olursak gördüğünüz gibi tam olsa bir adım önde dik pozisyonda duran genç erkek veya genç kadın figürleri olarak karşımıza çıkıyor. Ki bu dönemde erkekler çıplak olabiliyorken kadınların tamamen yiyinik olarak yapıldığını görüyoruz. Kadınlarda henüz çıplaklık yok. Buradaki heykele bakacak olursunuz, işte arkaik gülümseme dediğimiz gülümsemeyi de burada karşılaşıyoruz. Böyle çekik gözler, stilize yapılmış kütlesel saçlar dönem özellikleri olarak karşımıza çıkıyor. Şurada da mesela bir gorgon başı var. Medusa diyeceğimiz ya da bir gorgon diyeceğimiz bir figür var. Bu sivri dişleri korkunç suratıyla daha sonraki dönemlerde karşımıza çıkan göreceğimiz Medusa'dan, Gorgon'dan tamamen farklı bir üslupta yapılmış. Bu dönemde bunları görebiliyoruz.

Şimdi bir sonraki salona geçeceğimiz zaman bir sonraki salonumda Anadolu Persanı üslubu olan salonum var. Buradaki panoda baktığımız zaman Daskrion buluntuları burada çok olduğu için burada Daskrion yapılmış. Duskrion biliyorsunuz kuş cennetinin manyas kuş cennetinin orada. O yüzden bir göl var ya burada çok iyi görünmüyor da şurada tümünü var aslında küçük küçük. Burada da deminki gördüğümüz sahnelerde olduğu gibi köpeğin koşturan bir yaban domuzun arkasından onu avlamaya çalışan elitleri görüyoruz. Bun da pozisyon aynı. Mızrağını kaldırmış. Onu, eee, avlamaya çalışıyor. Bu dönemde arkaik ve klasik gibi ayrılmıyor. Perselin Anadolu'daki varlığıyla Lidya krallığını Persel'in yıkıp yani bir kısmı arkın içine girecek, bir kısmı klasğin içine girecek. O yüzden Perslerin Anadolu'daki varlığıyla önce 546 ile başlıyor. Baktığımız zaman bu dönemde deminkine benzer şekilde Perslerin kültürüne ait öğeleri işçilik olarak Yunanlı işçilikte görüyoruz ama Helenistik dönemdeki kadar olgun vaziyette değiller bunlar. Doldu av sahnesi, ziyafet sahnesi, Perslerin kıyafetlerini, Perslerin adetlerinin hepsini doğulu tarzdan ziyade Yunanlının bir iyonunun yapacağı şekilde doğallık, kumaş kıvımlarındaki özenlilik gibi karşımıza çıkıyor. Bu dönemdeki bizim bildiğimiz en önemli şey özellikle ya da karya'da anıtsal mimari işte mesela Halikarnas Mozelesinin bu dönemde yapıldığını biliyoruz. Santos'taki nereikitler anıtı gibi dik yın önemli mezar anıtlarının bu dönemde olduğunu biliyoruz. Çünkü Persin Anadolu'daki varlığı aslında Anadolu için bir handikap değil aslında bir avantaj haline gelmiş durumda. Çünkü büyük bir imparatorluğun bir parçası haline geliyorsunuz ve büyük ticari faaliyetlerde bulunabileceğiniz bir imkan ortaya çıkmış oluyor. Ve uçsuz bucaksız bir imparatorluk, aşırı zengin bir imparatorluk. uygun imparatorluk aslında filmlerde falan gördüğünüz gibi her şey kendisi için kullanılan, herkesi köleleştiren falan filan bir kültür değil aslında. Paylaşan bir kültür. Sadece itaat ve orduya destek bekliyor her zaman. Bunun dışında bu zenginliği paylaşan ama bu zenginliği paylaşan derken insanlarla değil tabii işte satraplar üzerinden, yerel yöneticiler üzerinden, yerel soylular, elitler üzerinden paylaşan bir kültür. Bu noktada da e anıtsal mezar mimarileri gibi, mozele gibi şeylerin e bu dönemde yapılabildiğini görüyoruz. Bu dönemin sonunda Büyük İskender'nin Grenikos savaşıyla yani Anadolu'ya Çanakkale üzerinden Anadolu'ya girmesiyle milattan önce 334 yılında son bulduğunu görüyoruz.

Bir sonraki salona gelmeden önce şeye geri dönelim. Sanal müze uygulamamıza geri dönelim. Bu noktada Daskon buluntuları var ortada. Burada bir doğulu tarzda SFENX görüyoruz. Bu gördüğünüz sfengsin kanatları ve kanat duruşu, kuyruğunun duruşu, eee, birebir ağlayan kadınların taşısındaki yan akrotellerdeki gördüğümüz unsur da birebir. O zaman biz bunu nasıl hayal etmemiz lazım? Yüksek başlığa sahip bir figür olarak hayal etmemiz lazım. Şimdi şöyle göstereyim size. Ağlayan kadınlar lahtenin üst tarafında bir mezar seronomisi vardı. Eee, bir alay tabutu taşıyordu. Gördüğünüz gibi aynı figürü burada da görüyoruz. Ama nasıl görüyoruz? Ya da mesela altta yine bir klin var. klin kendisinin masal ayaklarını göremiyoruz. Çünkü üzerinde bir örtü var. Eee, bu örtünün üzerinde iki yastıklığın üzerine dayanmış yatan bir insan figürü var. Yüksek başlıklı bir kadın var. Bu kadın yan yana oturmuş çevresinde hizmetliler var. Eee, kreter yerinde dinos dediğimiz bir kap formu var. Birazdan göstereceğim size. E burada öyle bir kap var. Bu kişi ona içkisini dolduruyor. Bu kişi de ona yiyeceğini veriyor şeklinde. Ama çok yakından göremiyoruz ama hayal meyal seçebildiğiniz gibi naşın taşınma biçimi veya mesela buradaki kadının yüksek başlıklı örtülü bir şey giymesi gibi mobilyanın tercihlerindeki farklılık gibi doğulu özellikleri olduğunu görüyoruz. Bu doğulu özelliklerinile beraber ama Persli gibi değil Yunanlı işçiler tarafından inşa edildiğini görüyoruz. İşte Anadolu Pers üslubu dediğimiz üslubun öne çıkan özellikleri bunlar. Veya şuradaki levhalara bakalım, stellere bakalım. Mesela burada bir kapı var. Kapı eşiğini görüyoruz. Burada montunu, kollarını giymemiş, sırtını atmış bir figür görüyoruz ve elinde böyle bir tütü gibi bir şey var. Onu sağladığını görüyoruz. Bu montu kollarını geçirmemeyi kim yapıyordu? İskender Lahti'de de gördüğümüz gibi Perse savaşçılar yapıyordu. Burada yine bir Persi figürün olduğunu anlayabiliyoruz. Ama bu person figürün yüzü olsaydı şuradaki gibi olacaktı. Bakın aynı hareketi yapıyor. Bir tüsü gibi bir şey sallıyor. Çok iyi görünmüyor ama bunların ağzı kapalı. Bunlar, eee, magoslar yani Pers Avramazlı inancında, zauritizmdek ki rahipler. Bu rahiplerin en kutsal olan şey olarak ateşi gördükleri için ateşin kutsallığını da beden, nefes gibi dünyasal varlıklar bozduğu için ağızlarını kapatıyorlar. Bu şekilde ki nefesleri dini ritüeller sırasında şeyde buluşmasın, kutsallığı bozmasın. Ve gördüğünüz gibi bir koyun, bir büyükbaş hayvan var. Buradaki kii şeyden de burasının bir belki tapınak kapasite olduğunu hayal edebiliriz. Ve kurbanların olduğunu buradan görebiliyoruz. Yani Pers uygulaması, Yunan'da görmediğimiz bu uygulama ama Yunanlı bir biçimde tarif edildiğini görüyoruz. Klasik döneme doğru yaklaşırken gerçekçiliğin daha arttığını görüyoruz.

Son salonumuza girecek olursak son salonumuzda bizi konoda ziyafet uygulaması, bir sempozyum uygulaması karşılıyor. Bunun nedeni de buradaki gördüğünüz hikayenin kendisinin bir buradaki gördüğümüz mermer kabartmada olması. Bunu aslında panoya yansıtmışlar. Dinos dediğimiz kapu da buradaki gördüğümüz kapu. Bizim sunumumuza geri dönecek olursak >> klasik dönemde yani antik Yunan sanatının en karalistikleşmiş eserlerin ortaya çıktığı isimlerin varlığının olduğu dönem olduğu için klasik dönem diyoruz. Kabaca 480 yani Perslerin Atina işgali ve İskender'in varlığı 323 arasındaki olan dönem arasında olduğunu görüyoruz. Bu dönemin özelliklerine baktığımız zaman o arkaik dönemdeki gördüğümüz net düz duruşun yerine böyle vücutta bir hareketlilik olarak karşımıza çıkıyor. E bu vücuttaki hareketliliklerin sağlamlaştırmak için Roma döneminde yanına böyle bir destek bir dayanak yapılıyor. Roma kopyası olduğunu bu eserin buradan anlayabiliyoruz. Aynı zamanda en önlü heykellerin en önlü heykel tıraşlarının bu dönemde yaşadıklarını biliyoruz. İşte o yüzden bu döneme biz klasik diyoruz. Artık sıntın klasikleştiği dönem olarak karşımıza çıkıyor. Sokrates, Platon, Aristoteles gibi tanıdık çok bildik insanların bu dönemde yaşadığını, trajed komedanın artık bu dönemde kurumsallaştığını görüyoruz.

Ve antik dönem ziyafet yemek kültürüne de gelecek olursak gün üç öğün gibi görüyorsunuz. Bir Şafak vakti yerinden akretisma, öğlen vakti yerinden Aristo ve akşam yeniden Deipno. Ama öyle değil. Biz Homerosa akratisma ile ilgili bir şey görmüyoruz. İki ön yediklerini görüyoruz. Yani erken dönem Yunan geleneğinde Ariston gibi bir yemek var. Yiyecek dönemi var ve Deipnon denilen bir dönem var. İki bölüm beslendiklerini görüyoruz. Akretismanın muhtemelen arkaik dönemin içinde özellikle yemek kültürüne girmiş olma olasılığı var. Bunların hepsini detaylandıracağım birazdan. O yüzden bu slayta şimdilik atlıyorum. Yemek kültüründe antik dönemde özellikle Akdeniz'de Akdeniz üçlemesi dediğimiz şeyler var. Temel besinler var. Bunlar ne? Birincisi tağıl, buğday. Özellikle arpa gibi tağıllar. İkincisi zeytin. Hem aydınlanma hem bakım, vücut bakımı hem diyecek olarak kullanılan zeytin ve zeytinyağı. Bir diğeri de üzüm şarap. çıraabın kendisi bu besin öğesi aslında bu temel olarak üç öğüne ansıyor. Temel gıdaya olarak karşımıza çıkıyor. Dediğimiz gibi üç öğün var. Bu üç öğünün il ilki şafak faklı yenileni aslında basit bir yiyecek. Sulandırılmamış şarapla özellikle arpa ekmeğini batırarak belki yanında bir iki tane zeytin biraz kuru meyve ile beraber geçiştirilen bir öğün. Bunu Galinos denilen bir Bergamalı bir doktor var. Eee, onun vücutaki sıvılarla ilgili bir teoremi var. Onun teoremi nedeniyle daha sağlıklı bulması nedeniyle bu şekilde bir beslenme olabileceğine ilişkin bir görüş var. Bir diğeri de hani sabah şarabı niye tüketilir? Çünkü sıcak vücut hani daha zindde olsun, daha sıcak olsun diye olabileceğine görüşüyor. Ama asıl öğün Ariston dediğimiz öğle sırası. Eee, özellikle işte tarada bir yerde çalışıyorsanız yiyeceğiniz öyün bu. Öğleni basit geçiriyorlar. Yani bir ekmek eşliğinde biraz peynir, zeytin gibi böyle basit gıdalarla geçiştirdikleri bir öğün olduğunu biliyoruz. Çünkü antik Yunanlılar için önemli olan öğünün kendisi akşam yemeği. Yani de içki fasıllarından önce, sempozyumlardan önce yeniden yemeğin kendisi olarak karşımıza çıkıyor. E bu tabii yine eritler için geçerli böyle erkek için geçerli olan bir şey değil. Yemek baktığımız zaman iki temel kategoriye ayrıldığını görüyoruz. bir kategori tos denilen tığıl ağırlıklı yani ekmek ve işte, eee, arpa, buğday ağırlıklı diğeri ise pahalı olan opson. Opson aslında tahla eşlik eden yani ekmeğe eşlik eden katık gibi bir anlamı var ama bu katık dediğimiz şeyleri zenginden tüketebildiği için burada aslında bir söz oyunu var gibi düşünebilirsiniz. Ekmeğinde iki biçimi var. Daha varlıklı olmayanlar mayası arpa ekmeği yiyorlar. Mazılmem. Yunanlıların Rumalılar tarafından arpayı yiyenler diye bir tanımlaması var. Bu nedenle bu ekmekten kaynaklanıyor diğeri ise işte bizim bugün tükettiğimiz şekilde pişen arartos dediğimiz bir ekmek var. Bunun için biraz daha zengin olmanız lazım veya dini bayramlarda halka özel olarak pişirilmesi lazım. Bunun dışında eğer zengin mutfağına baktığımız zaman sebzelerin girebildiğini, bazı peynir, yumurta, zeytinin girebildiğini, eğer çok varlıklıysanız da balığın girebildiğini görüyoruz. Balık çünkü hızlı bozulan ve çabuk tüketilmesi gereken çabuk bozulan bir madde olduğu için nadir. Nadir olması nedeniyle de özellikle elitlerin tüketebildiği bir yiyecek olarak karşımıza çıkıyor. Et yeniyor mu? Halk tarafından et yeniyor ama et tüketimi çok az. Aynı bugünkü gibi düşünebilirsiniz. Bugün nasıl bir hayvancılık yapanların kendisi gerçek hayvanının kendisini çok az yerler. O dönemde de öyle. Özellikle dini festivallerde kurban etleri yenilebiliyor. Ama zenginseniz av hayvanları çeşitli kümes hayvanlarını bolca tüket tükettiklerini, eee, düşünebiliriz. Akşam yemeği genellikle sessiz yeniliyor. Hani sadece yemeğin kendisine odaklanıyor. Öyle çok şenlik şöenli bir şey eylem değil. Karında doyurma özellikle şey içkiye bir yer hazırlama. İçkiye hazırlama için şöyle bir uygulama var. Sofra kaldırılıyor. Yani sofrayı olduğu gibi masayı olduğu yerden kaldırılıyor. Yerine yeme masaları koyuluyor. Böyle bir aşaması var. Akşam yemeğinden sonra geçişi şarap fastına geçişi sağlayacak hafif yiyecekler oluyor. Tatlılardan, kuru meyvelerden oluşan hafif yiyecekler oluyor. Bunun da temel olarak dört tane bildiğimiz, tariflerini bildiğimiz yiyecekler var. Bu yiyeceklerinin çoğunluğu mesela sol taraftaki gördüğünüz ilk ikisinde olduğu gibi bugünkü barlara benzeyen doğal barlara benzeyen türleri. Bir diğeri mesela balla rep karışımı olan bir, eee, versiyonu var. Ya da en sonuncusu buradaki gördüğünüz gibi baklavayı almadan yemek türü de var. Bu tatlı gibi düşünebilirsiniz. Bu ve şarap kültürüne geçişi sağlıyor.

Şimdi şarap da yani beraber içki içmek dediğimiz sempozyumla gelecek olursak bunun da aşamaları var. Bu aşamaları da detaylandıracak olursak, burada tekil olarak hepsini görüyoruz. Bunları detaylandıracak olursak ilk önce şimdi akşam yemeğinde sempozyum arasındaki eşiği geçmek için bir ritüel var. Bu da ellerini yıkama. Bu arınma, ellerini yıkama faaliyeti kesinlikle yapılıyor. Bu olmazsa olmaz duruma göre sempozyuma katılacak kişiler bir çeleng takabiliyorlar. Eee, aynı zamanda koş kokular sürdüklerini biliyoruz. Bunu tabii bu etkinliğe katılan yemek organizasyona katılanların sadece ertif olduğunu düşünebiliriz. İlk önce sümzyumla başlamadan önce bir şey var. Uygulama var. Libasyon dediğimiz şarabı saf haliyle, henüz karıştırılmamış haliyle kahramanlara ve tanrılara atfetme, sunma gibi bir eylem var. Bu eylemin sonunda başlıyor. Bu aktiviteyi, simpozyum dediğimiz aktiviteyi düzenleyen bir kişi var. Buna da simpazk yani sempozyumun yöneticisi dediğimiz bir şey. Bu ne kadar şarabın ne kadar ağır olacağı, ne kadar alkollü olacağını, ne kadar içirileceğini, aktivitenin nasıl bir aktivite olacağını belirleyen kişi olarak karşımıza çıkıyor. Bu yemeği düzenleyen ev sahibi olarak düşünebilirsiniz ama her zaman öyle olmuyor. Odanın, yemek organizasyonun ana kalbinde demin dinosu görmüştük. Bu sefer kreter dediğimiz Yunanlılara özgü böyle çift kuplu içine şab koyulduğu bir seramikle, yani bir kapla karşılaşıyoruz. Bu kapta alkol antik dönemde %18 falan alkol civarında ve posalı. Bu nedenle suyla karıştırılıyor. Suyla karıştırılmamak barbarlık gibi görülüyor. Bunu zaten sadece şeyler yapar. Karadeniz'in kuzeyindeki barbarlar yaparlar gibi bir durum var. Ya da işte persler yaparlar gibi içindeki su oranında aktivitenin nasıl olunacağına ilişkin bir aslında size bir bilgi veriyor. Aynı zamanda çeşitli kaplar da var. Mesela soğuk su koyup da bu kratin içine koyup da şarabı soğutabileceğiniz kaplar gibi çeşitli, eee, kaplar da var daha fazla. Aktivitenin sonunda da şarabın kendisi posalı. Posalı olması nedeniyle kadehlerinin dibinde bir tortu kalıyor. Bu tortuyla da çeşitli oyunlar oynanabiliyor. Bunlara Kotobos diyoruz. İşte burada onu oynayan bir figürle karşılaşıyoruz. Bu katobusun baktığımız zaman aslında temel özelliği bir hedef var ve o hedefi vurmak üzerine kurgulu. Kim işte vurabiliyorsa o daha başarılı oluyor. Bunu içki çıktıktan sonra sarroşken yapıyorlar ki daha zor olsun diye. Bazı durumlarda özellikle vazo resimlerinde mesela dengede yürüme oyunları da olduğunu görüyoruz. Ya da mesela bir kabı başının üzerinde taşıma gibi denge oyunlarında olduğunu görüyoruz. Bu şekilde oyunları oynadıklarını biliyoruz. Sonra da bir müzikli bir aktivite yaptıklarını biliyoruz. Bu böyle kafiyeli maniler söylemek gibi bir aktivite. Simpozyumun sırasında da eğer az içki bol tartışması varsa bir sıralı bir düzen olduğunu, bu sıralı düzen içinde de konuşmanın kafiyeler içinde olması gerektiğini biliyoruz. Yani her şeyin düzeni ve ahengi var aslında. Eee aktivitelere sadece erkekler katılıyor ve evin önemli bir kısmı eğer evde düzenleniyorsa evin ayrıcalıklı bir kısmında yapılıyor bu aktivite. Kadınların eşlik edebileceği çok az yer var. Kendisini sosyal olarak geliştirmek için özel eğitim almış Hetyra dediğimiz bir sınıf var kadınlarda. Bunlar müzik, felsefe gibi, retorik gibi eğitimden almaları sayesinde bu gibi aktivitelerde erkeklere eşlik edebiliyorlar. Evin hanımı genelde bu aktivitelere eşlik etmiyor. Antik Yumanda onlar için ayıp kaçılıyor. Müzik aktivitelerini yapan kadınlar var, dansçı kadınlar var. Bunlar olabiliyor. Bir de servis sağlayan genç oğlanların da bu aktivitelerde olduğunu biliyoruz. Ziyafet mekanlarına baktığımız zaman bugün Andron olarak isimlendirdiğimiz mekanlarda olduğunu, bu mekanların evin en kapısına yakın yerinde olduğunu, çünkü ev hane halkının yaşayan yerle eve gelen misafirlerin ilişini mümkün olduğu kadar kesmek istendiğini biz biliyoruz. Bir de şöyle bir şey var. Bu ziyafet mekanlarında yemek sırasında çok işte şarap, çevreye şarap dökülüyor. Yemek artıkları döküldüğü için suya karşı dayanıklı bir şekilde bir zemin düzenlenmesi var. Bu mozaik de olabilir, taş lehvalar da olabilir. Ana amacı bu yemek sırasındaki bu dökülen yemek artıklarının temizlemesini kolaylaştıracak bir zemin tercih edilmesi. Mobilya dizilimi nedeniyle mimaris odanın bir farklılık gösteriyor. Kapı ana giriş kapısı merkez eksenden kayık oluyor. Merkez eksene oturmuyor. Nedenini anlatacağım birazdan. Böyle bir mimari bir formu var. Aynı zamanda mobilyalar öyle bir yerleştiriliyor ki, klinalar öyle bir yerleştiriliyor ki her konuşmacının birbirini görebilecek bir şekilde bir pozisyon olması sağlanıyor. Ve bu klinilerin kendisi de bu mobilyaların divan veya sillerinin kendisi de oturtturuldukları yerde bir yükselti oluyor. Burada 10 cm diye yazılıyor ama bunu 10 cm diye düşünmeyin. Döneme göre, yani duruma göre değişebiliyor bu. 6 ile 12 cm arasında değişebiliyor bu yükseklik. Ana amacı da şu aslında. Bu mobiların kendisinin çoğunlukla ahşap bazen metal olabildiklerini düşünürseniz bunlar aslında suya karşı dayanıklı değil. suya karşı dayanıklı bir zeminde yüksek bir platforma oturmaları sayesinde her seferinde bu mobilyaları taşımak yerine temizlik yapılacağı zaman yüksek bir platformun da olması suyla temasını engelleyeceği için diye bir düzenek olması ihtimali daha potansiyel aynı zamanda hizmetlilerle konuklar arasındaki hiyerarşik farkı da ortaya çıkarmış oluyor. Genellikle 7, 11, 15 klininin sığabileceği odalar olarak karşımıza çıktıklarını görüyoruz. Gördüğünüz gibi herkes birbirini görebilecek bir eşitlik bir pozisyon içinde. Herkes yatar ağrıde. Burada tekil olarak gösterilmiş ama kumlelerde iki kişi oturuyor. Yeri yatar pozisyonda duruyor. Tekil olmuyor. En ayrıcalıklı yer sağ taraftaki giriş yeri. Onun nedenini birazdan anlatacağım şimdi size bir çizim üzerinden. Kalitenin kendisine, yani bu ziyafetler sırasında önde duran bir konumu var. En önemli yerin sağ tarafta olmasının bir nedeni de servisin kuvvetle sağdan sola yapılmasıyla ilişkili bir durum. Bunu aynı zamanda Platon'un şölen kitabında biz bu etkinliklerde en ayrıcalıklı yerin orası olduğunu aynı zamanda kitaptaki yazılan hikayeden biliyoruz. Aynı zamanda bu insanların konuşurken eğer öyle bir iş varsa kafil halde konuştuğunu biliyoruz. Bu yüzden ağzı iyi laf yapan işte Sokrates gibi hoş sohbet olan kişileri bu ziyafetlere bolca davet edildiğini ve anılan yüzleri olduğunu da biliyoruz. Bu sayede mesela Sokrates, hani iyi hitabeti sayesinde kanunu birçok kez doyurduğunu, birçok sempozyumu davet edildiğini hayal edebiliriz.

Şimdi arkeolojik kalıntılardan bakacak olursak Zur Müzesinde sergilenen Asostaki Atene tapınağının frizi gördüğünüz gibi yatar pozisyondalar. Her bir klinede de gördüğünüz gibi iki kişi yatar halde ve bunların sağ elleri boşları sol elde dayanak alacak şekilde bir düzenleri var. Ama bu ziyafet sahneleri biz baktığımız zaman Aur döneminden, yani Demir çağı Aur döneminden bir uygulama pratiği olduğunu görüyoruz. Yani Yunan'a muhtemelen Mezopotamya üzerinden geçtiğini görüyoruz. Sağda Britiş Müzeyum'de sergilenen bu Ağus Sarayındaki alçak kabartmalardan bir tanesi. Gördüğünüz gibi bir dış mekanda şurada yelpaze yapan hem selinlik hem de muhtemelen sineklük olan köleler var. Alta sağda solda. Onların etrafında buğdanlıklar var. Mobilyaların da kendisine bakacak olursanız zemine oturması için böyle konik halde yapılmış haldeler. Klin kendisinde gördüğünüz gibi büyük kral oturuyor ve benzer bir ziyafet pozisyonunda karşısında da kuvvetle muhtemelen hanımı oturmuş halde birbirinde gördüğünüz gibi çok benzer. Bu nedenle Yunan'a geçen geldiği yerin, eee, Mezopotamya olduğunu söyleyebiliriz. Bu İstanbul Arkeoloji müzelerindeki o konuyu teşkil etmesini sağlayan eser. Bu ziyafet sahnelerinde bolca tasvir edilen hayvan figürleri var. Bunlar çoğunlukla köpek, bazı durumlarda fare veya maymun da olabiliyor. Buradaki amaç biz ziyafetin ne kadar iyi geçtiğini, ne kadar artın yere döküldüğünü eşleğer. Buradaki köpeğin rolü aslında yere dökülen şeyleri bu perspektiften göremeyeceğiniz için köpeğin onu yediğini görüyorsunuz. Şurada aslında büyük bir ziyafet olduğunu buradan anlayabiliyoruz. Demin söylediğimiz gibi çeşitli oyunlar bakın katabosun tutuş pozisyonu ve müzik aktivitelerin bu sempozyumlar zamanında yapıldığını görüyoruz. Bakın divan üzerinde yastıklarıyla yine yatay pozisyonunda figürleri görebiliyoruz. Burada, eee, mobilyalara da baktığımız zaman mobilyada üç ayaklı mermer, ahşap veya metal olabiliyorlar. Klasik asanaya süslemeleri mobilyalar olarak karşımıza çıkıyor bunlar. Yani bazen ball da karıştırılıyor. Balla karıştırmaya hep tatlılık versin diye düşünüyor idim ve öyle yazıyor kitaplarda. Ama şundan dolayı da olabilir. Hızlı mayalanması ve yani o olgunluk süresini yiyecek, içkinin hızlı almasını sağlamak için de bal kullanmış olabilir diye bir düşüncen de var ama şarap seekçilmiyor. Su seeltiliyor. Bal da bazen tatlandılabiliyor. Pompey buluntusu bir divan görüyorsunuz. Bu mobilyanın nasıl bir mobilya olduğunu bunu böylelikle gözünüzde canlandırabilirsiniz. Şurada bir canlandırma var ama asıl çizim burada. Bakın ziyafet mekanı A tarafta ilk divan tekli ayak ucuna girdiği zaman uzun kenara divanlar yerleşiyor. Tam bittiği yerde bir daha divanlar. Tam bittiği yerde bir daha divanlar. Şimdi sağ tarafın ayrıcalıklı olmasının nedeni sağ tarafta tek bir divan karalıyor. Yani sol tarafa baktığınız zaman iki kişi var bu duvarda. Birinin ayak başı diğerinin başına denk geliyor. Yani burada tek bir divan var. Buranın ayrıcalıklı olmasının nedeni bu. Şimdi bu klineleri ayaklı başlı ayaklı başlı yerleştirdiğimiz zaman gördüğünüz gibi bir klininin bittiği yerde diğer klini başlamak zorunda kalıyor. Yani bunun simetrik olarak düzen mobilyaları yerleştirmenin bir olasılığı yok. Bu yüzden giriş kapısı eksenden bir kline boyu kadar kayık oluyor. Merkezde olmuyor. Yani bir ziyafet mekanını nasıl anlarsınız? Kapı ortada değilse demek ki burası ziyafet mekanıdır diyebilirsiniz. İkinci özellik neydi? Kimin suya karşı dayanıklı şekilde mozaik, lehva, taş lehva gibi bir şeyle kaplanmış olması. Üçüncü özellik neydi? Klininin bulunduğu yerlerin de bir seki hafif bir yükselti olmasıydı. Dördüncü bir özellik daha var su giderinin olması. Bu arada, yani çoğunlukla bu mekanlar bol suyla yıkanmak zorunda kaldığı için bir sürü de su gideri yapılıyor. Gördüğünüz gibi ziyafet sahneleri yere dökülmüş bolca yiyecekle tatvir ediliyor. Hatta bazı Roma mozaiklerinde biz ziyafet mekanının kendisinin sanki yemek yere dökülmüş gibi yapılmış versiyonlarını da görebiliyoruz. Buradaki olan örnek gibi ya da sağ alttaki olan örnekte şöyle bir uygulamalar var. Bu Antandros'tan su solda ve sağda çok iyi görünmüyor ama iki tane servis edecek hizmetlinin içki servis edecek hizmetçin hazırmış gibi duruyormuş gibi görünüyor. Yani bu da bu ziyafet mekanında gördüğünüz gibi ortadaki dairesel moyin köşesinde bir net şekilde giden bir düzlem var. Bu düzleme klineler yerleştirilmiş. Sanki o klinanın arkasında da bu ev altına hizmet edecek bireyler varmış. Yani hizmetliler varmış gibi yapılmış gibi görüyoruz. Bu eser nedeniyle bu ranın yapıldığını bahsettik. Yemek kültüründen bahsettik. Yemeğin nasıl yapıldığından bahsettik. Bu salonun içinde de baktığımız zaman ne görüyoruz? Kap biçimlerini görüyoruz. Perslere ait akamenit bol denilen pers kaseleri var. Kaidesiz kaseler var. Onları görüyoruz. Ya da deminki Katabos oyununda oynadıkları Küüks gibi kap biçimlerini görüyoruz. Burada küçük marşrapalar var. Bunlar işte kreterden içki boşaltmak için ya da şuradaki gördüğünüz süayiye benzeyen kaplarla da içkiler alabiliyorlar. Heykellere bakacağımız zaman arkaik dönemle hiç alakası yok. Biraz daha detaylı, daha iyi işlenmiş ama helinistik dönem kadar birebir iyi işçilikle değil heykellerle karşılaşıyoruz. Dönemin üslupları oturuyor yavaş yavaş ama ne kadar iyi olduğunu şuradan göstereyim size. Şu mesela kabartmaya bakın. Yani atın mesela yüzündeki bütün kas kütlesine kadar her şeyini görebiliyorsunuz. Veya mesela insan yüzüne bakın. Bu bir bir birey yani bu deminki cross veya Kore heykellerindeki gördüğümüz gibi böyle X kişisi birbirine benzeyen hepsini birbirine benzeyen bir heykel gibi değil. Böyle tanımlı böyle bildiğiniz bir heykel olarak karşımıza çıkıyor klasikin özelliği olarak. Ve burada artık etkinliği sonlandırayım.