Transcription
[Müzik] Akla Ziyan'a hoş geldiniz. Ben Eda Özdemir. Her hafta farklı bir psikoloji konusunu ele alıyoruz. Profesör Doktor Nevzat Tarhan'la birlikte bu hafta takıntılar, obsesyonlar, vesveseler diyeceğiz. Günlük hayatımızı nasıl etkiliyorlar? Hangi ruhsal sıkıntılara yol açabiliyorlar boylu boyunca konuşacağız. Hocam hoş geldiniz.
Hoş bulduk. Teşekkür ederim. Takıntıya obsesyon da diyebiliriz, değil mi?
Takıntı, vesvese, obsesyon dediğimizde aynı eee pencereden bahsediyoruz sanıyorum ki. Eee, bunlarla gerçek düşünceyi nasıl ayırt ederiz öncelikle?
Tabii vesvese, obsesyon, takıntı olarak genel olarak söylenen şeyde kişide istem dışı eee zihinsel tekrarlar var. Kişide düşünce bazen genellikle hep düşünce anlaşılıyor ama duygu da var. Vesvese tarzı, obsesyon tarzında gelen duygular da vardır. Bu kişinin onaylamadığı düşüncelerdir. Aklına gelir, ya saçma da böyle bir şey nasıl düşünüyorum der, ya buna. Hatta zihinsel gevezelik de deniyor. Zihinsel gevezelik yani kişinin lüzumsuz yere hani bir geveze insan olduğu zaman ama çok konuştu, be saçmalıyor dersin. İnsanın beyninin kendi kendine aklı geveze olması gibi, zihinsel gevezelik gibi de deniyor. Burada aşırı eee eee değerlendirilmiş düşünceler oluyor. E böyle temelsiz eee gerçekçi olmayan böyle kuşkular oluyor, kaygılar oluyor, düşünceler oluyor kişinin geliyor. Eee, bu çeşitli türleri var tabii bunların. Bunlar oluyor. Bunların ölçekleri de var. Biz ölçüyoruz nasıl diye. Ama her vesvese, her takıntıyı da hastalık olarak görmemek gerekiyor. İnsan beyninin fonksiyonu şeydir. Karaciğerin vazifesi nedir? Safra üretmektir. Mesela beynimizin vazifesi de şeydir. Yani duygu, düşünce üretmek ve davranışlarla ilgili karar vermektir. Beynin fonksiyonu budur. Yani hayvan beyninin eee şeyi bellidir. Genetik şifreleri bellidir. Yani yemek, içmek, üremek, barınmakla ilgili. Ama insan beyninin genetik şifreleri diğer canlı bütün canlılardan farklı olarak, hatta buna Yalom'un dört temel anksiyetesi diye geçiyor. Sadece insanda var bu dört temel korkusu diye geçiyor. Bunun dozu kaçarsa vesvese oluyor. Mesela bu korku, bir tanesi anlam arayışı. Kişinin hayatta varoluşla, anlamla ilgili konuları aklına gelir. Bunu aşırı bir şekilde kişinin günlük yaşam aktivitesini bozacak derecede düşürürseniz hastalık haline geliyor. Mesela yalnızlık konusu. Yalnız kalmayla ilgili korku, kaygı varsa buna dört temel anksiyeteden birisi. Diğeri özgürlük ihtiyacı. Özgürlük isteğini karşılamamak. İnsanda dört temel anksiyeteden birini oluşturuyor. Dördüncüsü de ölüm bilinci, ölüm algısı. Bununla ilgili bu dört konudaki dört temel anksiyetesini insanın dört temel korkusunu yönetmesi gerekiyor. Bu insan için geçerli bu. Bunun sebebi de insanın diğer canlılardan farklı olarak e olayları soyut düşünebilme kapasitesi. İnsanın soyut düşünme özelliği var insanın. İnsan dışında diğer canlıların soyut düşünme eee özelliği yok. Mesela bir elmayı ikiye bölseniz, somut düşünen insan elmanın içinde çekirdeği görür. Soyut düşünen kişi çekirdeğin içindeki elmayı görür. Evet. Oradaki öbür anlamı görebilir kişinin. Bu insana özgü. Diğer canlılarda yok bu özellik. Bu bu durum nedeniyle insan düşünce üretiyor. Düşünceye düşünce hakkında düşünüyor ve düşünceye duygu katıyor. Düşünceye duygu kattıktan sonra onu eyleme dönüştürüyor. Bu eyleme dönüştürme mesela eğer eee düşünce duygu kadar eyleme dönüştürürse inanış haline geliyor. Kişinin eee beyindeki kalıp yargılar oluşuyor. Onun için değerler dediğimiz. Evet. Daha sonra onu devam alkanlık oluyor. Kişilik haline geliyor. O zaman epigenetik mekanizmalar harekete geçiyor. Artık kişi düşünmeden yapmaya başlıyor bu şeyleri. O duygu, düşünce, davranışları.
Anlam arayışından yoksun bir birey, bir amaç uğruna çaba sarf etmeyen diyelim ki bir birey de obsesyona yatkın olabilir mi? Daha takıntılı düşüncelere. Çünkü günlük hayatta tutunacağı bir amaç yok belki de.
Tabii o o tarz kişilerde yani eğer de obsesyona obsesif olmaya yatkınsa o kişi anlamla ilgili konularda olmaz da mesela çocuğunun bakımıyla ilgili konuda olur, okul başarısıyla ilgili konu olur, cinsel obsesyon olur. Mesela bunlar saldırganlık obsesyonu olur, temizlik obsesyonu olur, o düzen obsesyonu olur, sayı sayma obsesyonu olur. Çeşitli o takıntı türleri oluşuyor kişinin. Bir insan duygu yatırımını neye yaparsa en çok obsesyonu oradan giriyor. En çok kimi çocuğunu çok seviyorsa, bir kimse çocuğuma tapıyorum derecede seviyorsa çocuğuma bir şey olacak kaygısı başlıyor. Kaygı, kuruntu, eee, daha sonra kuruntunun daha şeyde obsesyon haline dönüşüyor kişi. Burada yani eee, duygusal yatırımı yaptığımız şey bizim için obsesyonda risk grubumuzdur. Ya bir insan mesela cinsel konuya çok yatırım, zihinsel, duygusal yatırım yapıyorsa oradan giriyor. Dini konuya yapıyorsa oradan giriyor. Kişinin eee yaşam felsefesiyle yakından ilgili yani şey konuları anlama önem vermeyen kişilerde başka konularda obsesyon, temizlik gibi yahut da düzen gibi obsesyonlar şeklinde yaşayabilir.
Ya da belki etrafındaki insanların düşünceleri, söylemleri, davranışları da o birey için bir obsesyon konusu olabilir mi? Dış etmenler mesela?
Kuşku obsesyonları oluyor. Kuşku obsesyonu olan kişi uzaktan iki kişi bir şey baksa benim hakkımda mı konuşuyorlar filan diye böyle senaryolar yazmaya başlar hemen. Orada bu sefer insanlardan korkar, kaygılı olur, içine kapanmaya başlar, kaçınmaya başlar. Hı hı. Öyle yaşamaya başlar. Onun arkada planında bakıyorsunuz kuşkuyla ilgili obsesyonlar vardır. Kuşku obsesyonundan bir türde mesela şeydir. Emin olamama vardır. Arabanın kapısını kitler. Oldu mu olmadı mı döner bakar, bir daha döner.
Tam onu da soracaktım. Böyle aman kapıyı kapadın mı? E bende de var mesela böyle iki kere çekeyim kapıyı. İşte ocağı kapadım mı? Eee, böyle bir yeri iki kere kontrol etme. Bu beynin hangi mekanizmasıyla ilgili?
Bu emin olamamayla ilgili. Şimdi aklımıza mesela bir düşünce geliyor, bir his geliyor. Beynimizin ön bölge karar verme mekanizması düşünceyi filtreleyen bölgedir. Burada ön bölgesinde zihinsel bir jüri var beynimizde. Aklımıza gelen düşünce, duygu, herhangi bir şeyden dışarıdan beş duyuyla aldığımız bir şeyi beynimizin bölgesi şöyle der: Uygun, uygun değil. Geçerli, geçerli değil. Faydalı, faydalı değil. Güvenli, güvenli değil. Estetik, estetik değil gibi, güzel, güzel değil gibi sorular sorar. Bir bu bir jüridir bu. Bunun başında bir yargıç vardır. O yargıç der ki bu bu şu uygundur der. Hemen ikinci eyleme geçeriz. Ya burada tiklerde de vardır. Hani insan bir hareketi yapmak ister. Beynindeki o mekanizma bozulduysa aynı şeyi tekrarlarsınız. Böyle o zaman tiklerle takıntıların bir tik aslında düşünce tikidir. Vesvese. Aynı düşünceyi tekrar etmek. Hı hı. İşte düşünce tiki vücut nasıl şey yapar? Bir insan tiki olan bir insan tiki nasıl yener? Mesela bir yerde takıldı, takıldı hemen bir şey yapar. Bir adım atamıyor. Hemen omuzunu şöyle yapar. Oradan adımını atar. Beynindeki o devreyi kısa devre yaptırır. Dikkatini başka konuya verdirtir. Beyindeki o sinirsel devreyi, ilgi odağını kaydırdığı zaman hemen normal harekete geçer kişi. Ama geçmeye çalışırsa daha çok artar. Bunun gibi düşünce yönetiminde de aynı kural geçerli. Yani bir insan yani hatta böyle normal düşük olan 70'in altında olan insanlar belki 50, 60, 70 olan insanlar eee vesvese pek yoktur onlarda. Çünkü eee düşünceyi fazla düşünmüyorlar. Hı. E fazla böyle yüksek eee fikirlere, yüksek anlamları düşünmek sorgulamadıkları için birçok şeyi onlar yemek, içmek, üremek ve öğrendiği bazı bilgiler temel ihtiyaçlarına karşıla yetiyor onlara. IQ'sü düşük insanlara 70'in altında olan kişiler zaten askere bile gönderilmiyor mesela. O derece şey yani ancak donuk normal deniyor onlara.
O zaman zeka bir etmen sorumluluk duyuyor.
Zeka işte beynimiz zeki olanların beyni daha çok düşünce üretiyor. Mesela ortalama bir insanın beyni 1000 düşünce üretiyorsa, IQ'sü düşük olan 300 düşünce üretiyorsa, IQ 100'ün üzerinde olan 2000, 3000 düşünce üretiyor. Bir günde 2000, 3000 düşünce yönetmek daha zor. Ne oluyor? Biraz daha onu yönetmek için biraz beceri kazanmak lazım. Onun için vesveseler, takıntılar aslında yüksek insanlara geliyor. Yani o da zekan varsa o zaman sorumluluğun da var. Bunu yönetmeyi öğren. Hı hı. diyor. Yani vücudumuzdaki sistem öyle kurulmuş, düzen öyle yaratılmış. Yani şeyi olan eee böyle IQ'sü yükseler bu konuda daha riskli. Y çeşitli varoluşsal anksiyete konusunda diğer şey e insanın zihinsel karar felsefe üretebilme konusunda ve doğruyu bulma konusunda daha doğrusu riskler ama çünkü şeyleri çok yani bir eee bu ucuz bir arabası olan düşün bir de böyle lüks bir arabası hızlı bir arabası olan düşün. Yani böyle durumlarda onun şeyi daha çok yani eee daha hızlı gitmesi lazım. Daha başka sorumlulukları vardır. İnsan hayatta da böyle ya böyle bir özel yeteneklerin farklı yeteneklerin varsa bunun bununla ilgili bunu kullanmayla ilgili biraz daha beceri kazanman lazım. Eee sorumluluk duygusu yüksek ve mükemmeliyetçi kişilerde de o zaman zekayla birlikte takıntıya yönelim daha fazla diyebiliriz herhalde.
Kesinlikle o mükemmeliyetçi kişiler zaten risk grubundadır. Ayrıntıcı ve mükemmeliyetçi kişiler bunlar. Hatta bununla ilgili de şey mesela başarı ayrıntıda denir, şeytan da ayrıntıda denir. Nasıl oluyor ikisi de ayrıntıda?
Çünkü başarı ayrıntıda şöyle, bir insanın bir hedefi varsa, o hedefe yönelik önem ve önceliklerinin piramidini oluşturmuşsa bu işin en önemli konu bu. Bugün için daha çok buna zaman ayırmam lazım. Buna daha çok önem vermem lazım. Buna daha çok öncelikli yapmam diye günü planlayarak yaşıyorsa bir insan, o insan eee bu aklına bu şey bir hedefe giderken yanlış bir düşünce geldiği zaman onu ona hayır diyebilir ve o hedefiyle ilgili bir ayrıntı gördüğü zaman algılar hemen onu. Olaylar arasında anlam bağı kurar. Olaylar arasında eee farklı farklılıkları yakalar, pozisyon alır ve doğru karar verir.
Kişiye daha eee yönelebilir de demedik mi o zaman? Olumsuz bir düşünce geldiğinde aklına ya da bir takıntı geldiğinde ona da kapılmaya daha müsait olmaz mı?
Kapılmaya müsait ama hedefi belliyse hayır der, ondan uzatmaz. Anladım. Uzatmamayı başarır. Ama kişi böyle günü planlayamıyorsa, amaçlı davranım yoksa kişide, o kişi şey geldiği zaman, vesvese geldiği zaman bir hedefe giderken yok bir şuradan birisi çağırır, takılır ona, takılır ona, hedefini unutur. Bu sefer ne oldu? Başarı ayrıntıda şeytan ayrıntıda oldu. Basit bir ayrıntı yüzünden yoldan çıktı mesela. Bunun için yani burada zaman zaman yönetimi yapan kişiler eee ayrıntı tuzaklarına düşmez. Hı hı.
Zihni susturmak lazım mı yoksa onu yönetmek ve anlamak mı lazım diye sormak istiyorum. Aslında meditasyonlarda da eee böyle düşünceyi çok da bastırmaya çalışmayın da deniyor bir yandan. Düşünceler aksında deniyor. Nasıl bir mekanizma var orada?
Yani düşünceler eee beynimizden akıp giderken onları anlamaya çalışmak mı, susturmak mı ya da bir şekilde gözlemlemek mi daha üst bir benlikten? Ya insan beynindeki düşünceler bir nehir gibi akar. Onun işi o ya akacak. Onu önüne baraj koyarsanız patlar, taşar. Ya böyle durumlarda o düşüncelerin akı içerisinde o düşüncelerde siz o düşünceyi bir eee nehri eee bir çiftçi nasıl yaklaşır? Bir mühendis nasıl yaklaşır? Onu amaca yönelik yöneltir. Ona göre eee setlerini yapar. Ona göre sulamasını yapar. Ona göre o kaynağı kullanır. Bir nehir. Nehir bir kaynaktır. Kaynak yönetimi mantığıyla düşüncelere bakmak gerekiyor. Düşünceleri, duygular bizim için zihinsel kaynaklardır. Bunu doğru kaynak yönetiminde ne vardır? Input modülasyon, output modülasyon ve havuzu büyütmek. Yani girdiler nelerdir mesela? Gelen düşünceler, duygular, bilgiler girdidir. Bunu girdiyi yöneteceksin. Daha sonra havuza dolduracaksın. Çıktığı da yöneteceksin. Ve bunu bir amacın olursa yönetebilirsin. Kaynak yönetimindeki genel kurallar havuzun ne kadar büyükse o kadar daha şeysin. Eee, finansal kaynakları düşün. Mesela ne kadar havuzun büyükse o kadar etki gücün artıyor. Bunun gibi zihinsel güç de aynı şekilde. Ne kadar havuzun büyükse bunu da iyi yönetirsen eee senin için e hayat yolunda doğru şekilde ilerlemiş olursunuz. Eee, bu eee bunu nehir nehir gibi aksın aksın ama biz orada eee akıntıya kendimizi bırakmayalım. Ama o akıntıyı biz eee tanıklık yapalım. Akıntıya gözlemleyelim. Gözlemleyelim ona. Gözlemleyelim. Orada o akıntıyı da bir akıntıyı üzerine bir diyelim kütük düşmüş bir akıntıda. Savaşmak yerine o kütüğe tutunursun. Akıntıyı arkana alırsın. Hedefine gidersin. Yani meditasyonda tavsiye edilen akıntıyı bırak. O akıntıyı sen savaşmak yerine lanet olsun niye geliyor bu? Nereden çıktı demek yerine o akıntıda bir eee fırsata dönüştürebilmek. O akıntıyı ve amaca yönelik onu kullanabilmek ve bunu bunu kendini gevşeterek, kaslarını gevşeterek o böyle durumlarda yani bir savaşçı gibi davranmayacaksın o durumlarda. O zaman yol arkadaşı gibi davranacaksın akıntıya.
Takıntılı düşünceler ne zaman bir ruh sağlığı anlamına gelir? Ruhsal bozukluğu anlamına gelir?
Sizin o takıntılı düşünceler 5 dakika düşünecek şeye bir 15 dakika düşünürse, bir şiddetle üzülecek şeye 10 şiddet üzülürse beyni şey oluyor bu kişinin. Beyinde aşırı stres hormonu salgılıyor. Beyindeki sinyal akışı, enerji akışı hızlanıyor. Beynin bilgi işleme alanları var. Mesela beynin arka bölgesi görüntü işleme alanları vardır. Beyindeki limbik sistem mesela duyguları yönetmeyle ilgili alan vardır. Beyin ön bölgesinde anteriör singulat korteks var. Orası beynin emosyon regülasyonu, duygu regülasyonu alanları vardır. Bunu beynimizi orkestra gibi kullanıyoruz. Hepimiz yapıyoruz. Beynimizin üzerinde bir zihin var. Yani evrenle zihnimiz, beynimizin bağlantı kurduğu arayüz zihin var. Bu böyle bir yaratılışta böyle bir yapı var ortada. Yani beynimiz evrenin yaratılıştan kopuk yaşamıyor. Ayrı bir varlık değil bu. Bunu yaparken bu bize diğer canlılardan farklı olarak genetik şifrelerle biz doğmuşuz. Buna göre kişi düşüncesi geldiği zaman o düşünceye ne kadar önem verip vermemeyle insanın bir özgür iradesi var. Yani insanı her şeyini kısıtlayabilirsiniz ama seçme özgürlüğünü kısıtlayamazsınız. Akıl sağlığı yerindeyse bir insanın doğru şey seçerseniz doğru yönde ilerlersiniz. Yanlış şey seçerseniz yanlış yön ama her halimiz her anımız bir seçmektir. Mesela bunu alıp buraya koymak bir seçim yaptık. Bunu alıp buraya koymak başka bir seçim yaptık. Yani her şeyimiz bir seçimdir. O seçimlerde özgürüz biz. Ama onun dışında seçtikten sonra ondan sonra vücudumuzdaki mekanizma otomatik bizi o seçtiğimiz yöne götürür.
Burada takıntıların genetikle de bir ilgisi var mı yoksa hep sonradan mı gelişir?
Tabii genetik eee şimdi genetik yatkınlık paneli var. Obsesif kompulsif bozukluk kişilerin. Bunlarda serotonin ve dopamin genleri farklı çalışıyor bu kişilerde. Yani dopamin geni haz geni biliyorsun. Dopamin hazla, keyifle, anlık, kısa vadeli zevklerle ilgili. Serotonin geni de orta ve uzun vadeli hazlar, defterle ilgili, mutlulukla ilgili genlerdir. Bu kişilerde mesela biz şunu görüyoruz. Eee, serotonin geninde S ses aleli dediğimiz kısa aleli var. Yani beyin stres altında serotonini yeteri kadar üretemiyor. Stres altında normal şartlarda üretebiliyor. Bu kısa sürede stres olursa sorun olmuyor. Ama kronik stres olursa beyindeki serotonin sistemini yöneten genetik algoritma iyi çalışmıyor. Bu sefer ne oluyor? Serotonin eee sistemi vücutta serotonin seviyesi düşüyor ve kolay depresif oluyorlar. Kişi şeyini yönetemiyorlar. Stresini yönetirlerse gen ifadesi e şey yap bozulmuyor ya da ilaç verirseniz gene gen ifadesi düzeliyor. Burada mesela bazı dopaminle ilgili gen de COMT geni diye bir gen var. 5HT geni serotonin geniydi. COMT geni de dopamin geni. Orada da mesela uzun uzun değil de kuanın kuanın di bir aleli var onun. O alel varsa kişi bu dopamin materyali hızlıdır bu kişide dopamin geni. Bu kişiler hazzı yönetmekte zorlanırlar. Stres altında dopamin seviyesi hemen düşer. Kişiler ilaçlar alırsa stresini daha iyi kontrol edebiliyorlar. Onun için genetikle stres yönetimi arasında ilişki var. Bunlara yatkınlık paneli var. Bunları ölçebiliyoruz artık bir kimseye. Yani obsesif kompulsif bozukluk, bipolar bozukluk, bağımlılık olan hastalarda genetik yatkınlık paneline bakıyoruz. Ona göre ilaç tedavisine yön vermek gibi bize avantajlar sağlıyor. Bu bu nedenle şey yani eee bu genetik ama hastalık genetiği değil bu. Yani şu anda mesela Alzheimer'la ilgili APO E4 diye bir gen tespit edildi ama Alzheimer vakalarının %5'inde 10'unda bile çıkmıyor. Yani çoğu Alzheimer genetik değil, epigenetik yani çevrenin yaşam tarzı hatalarıyla ilgili olduğu anlaşılıyor. Şimdi obsesif kompulsifte de genetik yatkınlık genetiği var. Peki yatkınlıkla hastalık genetiği arasında ne fark var?
Şu şöyle ifade edilmesi bir akciğer kanseri diyelim ki işte akciğer kanseri ile ilgili o hani %35 vakada rastlanan gen varsa o kimse sigarada içmezse hayat kendine iyi baksa da o gen zamanı geni aktif hale geçiyor. Eğer erken yakalanırsa tedavi edilebiliyor kişi o anda. Yahut da meme kanseriyle ilgili gen var mesela. O gen varsa hemen risk grubundasınız diye ameliyat falan bile tavsiye edenler var. Olanlar da var. Yani sanatçılardan filan var. Öyle bunun gibi bu kazaatif gen yani gen varsa hemen hastalık çıkıyor. Ama yatkınlık geni varsa kişi yatkınlık geni var ama şey sigara içiyor. Kendine bakmıyor ve yanlış yaşıyor. O yatkınlık yeni başlıyor çalışmaya. Ama dikkat ediyorsa, sigara içmiyorsa, sağlığına dikkat ediyorsa akciğer kanserlerine yatkınlık olduğu halde kanser çıkmıyor ortaya. Onun için bu yaşam tarzı çok yakından ilgili. Bu bedeni hastalıklarda olduğu gibi şeylerde de önemli, psikiyatrik hastalıklarda da önemli. Birçok psikiyatrist stres altında biri şizofren oluyor, biri OKB oluyor, biri depresyon oluyor. Neden? İşte genetik farklılıklar var. Farklı.
Peki vesvesenin beyin kimyasını bozduğunu da belirtiyorsunuz. Her insanda da biraz vesvese olduğunu varsayacak olursak, hangi ölçüde, nasıl bir bozulmadan bahsediyoruz?
Şimdi hafif bir vesvese faydalıdır onu söyleyeyim. Ve kontrol edilebilen vesvese insanı şey yapar, sorgulamaya iter. Yani insanı eleştirel bakmaya iter ve insanı doğru kararlar vermesini sağlar. Bu şeydir. Dozunda olan vesvese faydalıdır. Buna vesvese demek lazım. Buna düşünce tekrarı deniyor. Hatta bazen ruminasyon sorgulama belki ilk ilk sorgulama sorgulamadır. Bu bu vesvese gibi onu görmemek gerekiyor. İnsanın sorgulayıcı insanı araştırır mes yani bir konfirme eder. Mesela bir şey aklına gelir gider doğrulama yapar. Doğruladıktan sonra inanır. Bu vesvese değildir. Mesela biraz önce dediğiniz gibi arabadan şey olduğu zaman kişi arabam açık kaldı mı diye dönüp bir de bakarsın mesela. Bir defa bakmak vesvese değildir. Kimsenin. Hı hı. Değildir. Ama yani bir defa y bir kontrol mekanizması da sağlıyor. Yani burada kontrol mekanizması sağlıyor. Bir ihtimal burada hemen ihtimal hesabı yapar beyin. Hı hı. Der ki ya ben şu ana kadar diyelim şu bir ay içerisinde 100 defa arabamı kontrol ettim. Hepsinde normalmiş. Normaldi. Hiçbirinde açık bırakmamışım. Ben bundan sonra artık arabamı kontrol etmek konusunda ikinci defa yatmamam lazım dersin. İhtimal hesabı yaparsın böyle. Yani onda birden düşük ihtimalleri de inanırsa insan hayatı mahvolur. Yani onun için yüksek ihtimal hesabıyla insan karar. Beyni çalışır. Buna işte eee kuantum dinamiği ile çalışır insan beyni. Yani Newton Newton yasasıyla çalışmıyor beynimiz. Beynimiz kuantum yasalarıyla çalışıyor. Newton yasalarında siyah beyaz var ama kuantum yasalarında siyah beyaz yok. Gri alanlar da var. Dereceli alanlar da var. Böyle %100 %100 iyi, %100 kötü yok. Arada dereceler de var. Ve bunu böyle düşünen bir kimse vesveseyi daha iyi yönetiyor. Bu nedenle vesvese açısından bu ihtimal hesaplarıyla hareket eden kimse vesveseni daha iyi kontrol ediyor diyelim.
Ve bir ara verelim hocam. Teşekkür ediyorum. Şimdi kısa bir ara.
[Müzik]