Transcription
Zekat nasıl hesaplanır? Bitcoin ve dijital paranın zekatı var mıdır? Ev, arsa, dükkan, araba zekatı? Bir şahsa ne kadar zekat verebilirim? Zekatımı taksitle verebilir miyim? Haram paranın zekatı olur mu? Zekat sadece Ramazanda mı verilir? Gelecek yılların zekatı peşin verilebilir mi? Zekat ile birisini hacca gönderebilir miyim? Zekat yılı gelmeden zekat verilebilir mi?
Cevap... Osman hoş geldin.
"Hoş buldum, sen de hoş geldin abi."
Paran var mı?
"Var abi."
80 gram altını geçer mi?
"Bilmiyorum abi."
Ohoo, nasıl bilmiyorsun? Hiç zekat hesabı yapmadın mı?
Hayır.
Ders fakir doluysa başka konuya geçelim.
(Gülüşmeler)
Şenol abi daha önce hiç zekat hesabı yaptın mı?
Bugün o gün. Hazır mısın?
Oktay abi hoş geldin. Senin hesaba bu kadar adam anca yeteriz.
(Gülüşmeler)
Zekat ilmi iştikak'te, yani sarf yönüyle bakıldığında, zeka-yesku fiilleriyle anılıyor. Yani bu zekat yapma, nemalanma manasına geliyor. Arap dilinde 'İska' diye söylenen bu kelime, bizim Türkçemizde isim halini alınca zekata dönüşmüş. Fiilen bildiğimiz ibadetteki malın kırkta birinin zekatı kısmı haricinde zekatın bir de temizlik manası var.
Şems Suresi 9. ayette (قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَاۙۖ - Nefsini maddî ve mânevî kirlerden temizleyen kesinlikle kurtuluşa erecektir.) yani tezekki eden, temizleyen. İşte zekat o kökten geliyor. Tezekki eden felah buldu. Felah? Hayye alel-felâh diyoruz ya hani, kurtuluş buldu. İşte buradaki ayetten manasına bakılınca, zekatın aslında malı temizleme gibi bir özelliği bulunmaktadır.
Demek ki o zaman zekata, şimdi şunu öğrendiklerimizi toparlayacak olursak, şöyle diyebiliriz: Allah'ın verdiği malı temizlemek için infak etmeye zekat denilmektedir. Aynı zamanda sadece malı değil, nefsi de hodgamlıktan, cimrilikten, kötülükten de temizleyici bir özelliği vardır. Yani toplum bazında bakarsak da toplumları helak eden bir hastalıktan temizlenme manasına gelir.
Bakın bu infak etme üst çatıdır, zekat ve sadaka onların alt kümeleridir. En büyük küme nedir? İnfaktır. Bunun farz olanına: Zekat diyeceğiz, malın kırkta birine. Bir fakire yardım manasında, günlük hayatta verilenine: Sadaka diyeceğiz. Her birini kapsayan kümeye de: İnfak diyeceğiz. Mesela zengin bir adamın zengin dostlarının gönlüne girmek için yemek ısmarlaması, herkese toplayıp yemek vermesi infak olur, ama sadaka olmaz. Niye? Sadaka fakir, durumu, ihtiyacı olanlara verilecek bir şey olacaktır.
Şimdi bu infak kümesini şöyle ele alacak olursak, infak kalpteki nifakı temizleyen en hızlı meselelerden biridir. Zaten baktığınızda infak ve nifak, nifak yani kalpteki fitne fesatı en hızlı temizleyen şey infaktır. Çok enteresan bir olay var, geçen bizim Almanya'dan düzenli buraya okuma kampı yapmaya gelen arkadaşlar oluyor. Geçen onlardan birisi geldi. Dedi ki: "Abi ben dedi, uzun süredir sizin videoları izliyorum dedi, namaza başlamaya çalışıyorum, ama bir türlü nasip olmadı." O esnada bir arkadaşı bunu arıyor, diyor ki: "Ya filanca yere bir şey alınması lazım diyor. Hayır (hasene) maksadıyla, alabilir misin diyor." Tabii alırım diyor, "Aldığım gün namaza başlamak nasip oldu" diyor. Devamında okumalar, devamında da buraya okuma kampına geliyor. Düşün yani, hayatında en önemli gayelerden bir tanesi Allah rızası için hizmet edebilmek yani, o yüzden infak etmek kalpteki nifakı sökmekte bir numara vesiledir.
Zaten Allah'ın, aslında Allah'ın olan bir malı veremeyen birisi, yani Lehül Mülk (لَهُ الْمُلْكُ ). Mülk umumen Allah'ındır, da diyemeyen birisi manasındadır. Çünkü insanın tek yaratılış sebebi tevziat (dağıtım) memurudur. Mesela hepimiz yemek masasına oturduk, benim önüme 100 tane lahmacun kondu. Bu ne demek sizce? 100 lahmacunu da sen mi ye demek? Hayır, sen sana verilen yüz lahmacunu masadaki diğerlerine dağıt demek. İşte bizim vazifemiz böyle dağıtma memuru, yani tevziat memuru vazifesi noktasında bulunmaktayız. Allah da onun için kimilerine malı biraz daha fazla vererek; acaba Lehül Mülk diyecek mi? Yani Allah için infak edip verebilecek mi? Kimisine de az vererek acaba sabredebilecek mi? Gibi noktaları bize göstermek için, bu dünyanın imtihanını yaratmaktadır. Bilmem ifade edebildim mi?
Şunu tekrar söyleyeyim, çok önemli olduğu için. İnfak kadar kalpteki nifakı, fitneyi, fesatı, hızlı çıkarabilen ikinci bir şey inanın yoktur. Buyurun deneyin, ortada, görürsünüz.
### İlk Zekat
Mekke döneminde zekatı andıran sadakalar verilmiştir. Ama farz olan zekat; Medine'de, hicretin ikinci yılında başlar. Yani İslam devletinin kurulmasıyla başlar. Zekat Medine'de farz olsa dahi, Mekke'de zekattan bahsedilen ayetler inmiştir. Bununla ilgili bazı yorumlar vardır. Yorumlardan bir tanesi: "Evet Mekke döneminde zekat ayetleri inmiştir, oradaki amaç nefsin temizlenmesidir." denilmiş. Başka bir yorum ise: "Mekke'de de zekat veriliyordu, ama sınırları çizilmemişti. Nisap miktarı, yani, bu insan zengin mi ki, zekat versin gibi şeyler çizilmemişti. O yüzden Mekke'de sınırları olmayan bir şekilde zekat veriliyordu." demişlerdir.
Zaten Sofiler aslında zekatla ilgili şöyle bir tabir kullanır: Mekki ahlak, Medeni ahlak. Yani Mekki ahlak derler. Hiç hesap kitap yapmadan elinde avucunda ne verebiliyorsa onu vermeye Mekki ahlak derler. Çünkü Mekke dönemi zekat ayetleri iniyor ama sınırları çizilmiyor. O yüzden ona Mekki ahlak diyorlar. Sınırları çizilerek, rakamlar işin içine girmeye de o şekilde para vermeye de medeni ahlak demişler. Ne güzel bir tabir değil mi? Mekki ahlak, Medeni ahlak.
Hz. Osman dönemine kadar zekat, zekat memurları tarafından toplanıyor. Tabi Hz. Osman döneminde devlet çok ciddi manada büyüdüğünden dolayı, herkesin evinin içerisine girip acaba burada ne var, toprağın altına bir şey gömülmüş mü saklanmış mı bakmak mümkün olmadığından dolayı, ondan sonra bu iş yavaşlıyor, zekat gibi farz olan bir mesele, şu an bizim günümüzde de ancak vicdana bırakılmış halde. Mesele böyle.
### Zekatın Önemi
İslam'ın 5 şartı var. 5 temel direği var. Beş temel unsuru var. Bunlar işletilemezse, bu bina yıkılmaya müeyyadır. Allah muhafaza, yani bunlardan birisi olan zekat İslam olmanın, Müslüman olmanın olmazsa olmaz şartıdır. Bakın konuya bakın. İslam'ın şartı diye geçen bir meseleyi konuşuyoruz. İslam'ın bir şartı, Müslüman olmanın. Zekat parçası ihmal edildiği anda hücreler arası uyum bozulacağından dolayı toplumun da dengesi değişecektir. Yani zenginle fakir arasındaki uçurum artacaktır ve Allah muhafaza anarşi doğacaktır. Nice iktisat kitaplarında yazan ütopyalar bir köy halkının saadetini bile temin edememiştir. Ama zengin ve fakir arasında kopmaz bir köprü istiyorsanız, işte o toplumu ihya edecek şeyin ismi zekattır.
Allah azze ve celle hareketsiz her şeyi cezalandırır. Mesela spor yapmayın, bakın yaşlanınca ne oluyor? Hareketsizlik ceza oluyor. Su hareketsiz kaldığında bulanır ve kokar. Demir hareketsiz kaldığında paslanır. Mal (eşya, varlık) da hareketsiz kalınca Allah azze ve celle hareketsiz kalan malı cezalandırıyor ve ona zekatı farz kılıyor. Zekat bir burjuva sadakası değildir. Derin ve manalı bir farzdır. Zekat Müslümanın malındaki haktır. Yani bir insan nisap miktarına malı ulaştıysa, artık zengin sayılıyorsa birazdan anlatacağım onların da ne demek olduğunu ve hayatının devamında o kişi zekatını ödemiyorsa, cebinde tuttuğu para köşede hırsızlık yapılan bir paradan farkı yoktur. Neden? Çünkü zekatı ödenmeyen bir para sana ait bir para değildir. Ama hala cebinde tutuyorsun. Sana ait olmayan bir parayı cebinde tutmuş oluyoruz. Allah muhafaza.
Evet mal meyilden gelmektedir. İnsanın dünyaya meyli aslında dünyadaki mala meylinden gelmektedir. İnsanın dünyaya olan meylini Allah için vermesi de Allah'ın hepsine tercih etmesi demek oluyor. Yani zekat aslında bir şeyin ispatı. Neyin ispatı? Allah'ım ben senin bana verdiklerini haşa senden çok sevmiyorum, senden çok üstün tutmuyorum, ben onları senin yolunda vererekten lehül mülk yani mülkün asıl sahibi senin olduğunu ispat ediyorum demektir.
Nur Suresi'nin 33. ayetinde şöyle geçer: "Allah'ın size verdiği maldan verin." Evet, bizim bu paradan vazgeçmeye alışmamız lazım. Hem de bu daha küçüklük yaşlarında bile, bir öğreti olarak yaşanması lazım. Yoksa çocukluk yaşlarında yahut küçücük malı varken vermeye alışamayan bir insan, ihtiyarlık yaşında veyahut çok malı varken inanın veremiyor. Yani Allah için maldan vazgeçmeye her bulunan fırsatta alışmak lazım.
Bir hadiste şöyle geçmektedir: "Ademoğlu malım malım deyip duruyor. Ey Ademoğlu! Yeyip tükettiğinden, giyip eskittiğinden, sadaka olarak verip sevap kazanmak üzere önden gönderdiğinden başka malın var mı ki geri kalan malın mirasçılarıdır." Hakikaten yani şu dünyanın madde itibariyle kıymeti olsaydı, yani dünya zatı itibariyle kıymeti olsaydı Allah kıyamette helak etmezdi zaten dünyaya. Şu maddenin madde olarak bir kıymeti yok, malı olarak da bir kıymeti yok. Bunların her birisi acaba Allah yolunda sarf edilecek mi, kullanılacak mı? Yoksa Karun gibi, Firavun gibi nefsine mi adanacak diye bir hesabın ürünüdür. Allah inşallah lehül mülk diye ispat edebilenlerden bizleri eylesin.
### Şeytan
Şeytan hep aynı vesveseye atar. Sakın verme, fakirleşirsin. Sakın sakın sakın, elindeki şimdi verilir mi ya? Borcun var, harcın var, ödemen var. Buradaki asıl amacı para değil şeytanın, malum biliyorsunuz onun da parayla malla işi yok. Asıl amacı şu: Versen Allah'a yaklaşacaktın, yakınlaşacaktın, bir kurbiyet hasıl olacaktı. Asıl amacı seni Allah'tan uzaklaştırma. Allah Allah ama aynı şeytan çeşit çeşit israf yolları açıldığında bunlara kullanma demez. Mesela senede bir iki kez evin dekorunu değiştir der sana. Ya araba önemli bir şey, 5 kez daha değiştir der sana. İnsan bir kere gelir şu hayata, tatilini de zevkini de sefanı da yaşa der, bu hayatta.
Şimdi ben bazen birileri ile muhabbet ettiğimde varlıklı birisi böyle konu dünyanın herhangi bir işinden açılıyor, diyorum ki mesela şöyle bir şey olsa da şöyle yapar mıydın diye. Ne var ki benim için bir günlük iş diyor. Yarım saat sonra konu değişip Allah'ın rızasına geçiyor, aynı malı için Allah'ın rızasına, vallaha bizim borcumuz çoktur'a geçiyor konu. Şimdi bunlar şeytanın çok ince tuzakları yani. Şeytanın buradaki amacı yine zatı itibariyle mal değil çünkü malı vermesen de onun eline geçmeyecek. Seni Allah'tan uzaklaştırmak. Çünkü infak etseydin kalbindeki infaklar sökülecekti, Allah'a yaklaşacaktın. Şeytan bunu istemedi. Aman fakirleşirsin, aman ya yarın kullanacak olursan, bu evi bu arabayı lazım olmaz mı dedi.
Bir gün Aişe annemiz kurban etlerini dağıtıyor, elinde sadece kurbanın but'u kalmış ve Efendimiz aleyhisselatü vesselam'ın yanına gelerek: "Ya Resulallah, hepsini dağıttım, sadece bu but bize kaldı" diyor. Ne diyor biliyor musunuz Allah Resulü aleyhisselatü vesselam? "Desene Aişem, bu but hariç hepsi bize kaldı."
Şimdi biz sahabe hayatlarını veyahut infak edenlerin hayatlarını okuduğumuzda bir yeri atlıyoruz. Mesela inanılmaz sahabe hayatları okuyoruz değil mi? Dünyaya bakan yanıyla çok zahmetli, yani yapılması, değil mi? Ulaşılması öyle mümkün olmayacak hayatlar. Ama o perdeyi yırtıp ahirete giden hayata baktığımızda aynı konu ahiret içinde geçerli. Yani inanılmaz hayatlar yaşayacaklar ahirette, hiç kimsenin görmediği güzellikleri ahirette görecekler. Yani bir yönüyle aslında olay ne biliyor musun? Kim yapıyorsa kendisine yapıyor yani. Bugün bir dostun seni bir hayra zorladığımda konu buralardan çıkmış olabiliyor yani. Neden beni zorluyorsun? Neden şöyle yapıyorsun? Ama zorlanarak bile olsa biri senin hayrına vesile olduğunda gene kendine yapmış oluyorsun. Yani bu dünyada nasıl böyle yaşamışlar diye şaşkınlıkla baktığımız sahabe hayatlarımız işte Ayşe annemiz. Şu an yeryüzünde değil, dünyada değil yani, nerede? Mutluluklarını tahmin bile edemeyeceğimiz bir diyardalar. Yani iş bir boyutuyla şöyle bakılması gerekiyor. Bu dünyada kim neyi yaparsa kendi ahiret serveti için yapıyor. Bu dünyanın geçici, yıkılan, can sıkıcı servetlerini bir köşeye koyup, ahirette paha biçilmez yerleri kendisine almış oluyor. Kim için yine? Kendisi için oluyor.
Allah azze ve celle yeryüzünde rızık taksimatını dilediği gibi yapabilirdi yani hiç fakiri bırakmadan herkese zengin de yapabilirdi, adam başı birer kainat yaratabilir miydi Allah? Yaratabilirdi. Onun için ne kadar zor? Kün emri. Hiçbir zorluğu yok. Ama birilerini zengin, birilerini fakir yarattı ki zenginlerdeki merhameti görmek istemesinden dolayı. Peki o merhametin önemi nedir? Önemi şudur: Ulema şöyle demiş; Zekatın yoksa merhametin yok. Merhametin yoksa Allah'tan merhamet bekleme. Allah'tan merhamet beklemeyen cennette kavuşacağı hiçbir güzelliği beklemesin demişler. Çok fena değil mi? Allah Allah.
### Zekat Kime Farz?
Şimdi birisi bir Müslüman, ergenliği bitirdi, ergenliği bitirdikten sonra malına baktı, o malında nasıl bakılacağını birazdan detaylı göreceğiz, malına baktı. Elinde 80 gram altın kaldıysa yani malın hepsini topladı, borçlarını çıkardı, elinde ne var seksen gram altını varsa şeriat bu kişiye zengin diyor. Ve bu kişiye artık zekat farzdır. Bir Müslüman ergenliği bitirdikten sonra zekatı ödenecek mallarını topladı, borçlarını çıkardı elinde de 80 gram veyahut üstü bir servet kaldı, 80 gram altın veyahut üstü bir servet kaldıysa şeriat bu kişiye zengin diyor ve bu kişiye artık zekat farz oluyor.
80 gram altını başka yorumlarda 96 gram, 81 gram diye söyleyenler de vardır çünkü onun hesabı gram olarak farklı farklı da hesaplanmıştır. Yani görürseniz şaşırmayın diye söylüyorum. 20 miskal altın kimi değerlerde 80 grama dönüyor kimi hesaplarda. Şimdi miskal bir ağırlık birimi ama her yörenin farklı. Yani kimi yörede 4 gram oluyor, kimi yörede 4.6 gram oluyor, Yemen'de vesair farklı farklı olduğundan dolayı kimi 80 gram, kimi 81 gram, kimi 96 gram demişler. En çok ortak karar kılınanın 80 gram olduğunu gördüm o yüzden 80 gram üstünden anlatıyorum.
Gümüş olarak hesaplamak isteyen olursa da, gümüş de bir hakiki paradır biliyorsunuz. Altın ve gümüş hakiki paradır. Bizim kullandığımız kağıt para hakiki para değildir. O nedir? İtibari paradır. Gümüş olarak hesaplamak isteyen olursa da 200 dirhem gümüşe tekabül ediyor.
### Zekat Nasıl Hesaplanır?
Şimdi ergenliği bitirmiş bir Müslüman, 80 gram altını varsa nedir bu kişi dedik artık zengindir dedik. Bu kişi zenginleşmeye başladığı yılı not etmesi gerekiyor. Mesela Şevval'in beşi, ben artık zenginim. O not ettiğim yıldan bir yıl geçtikten sonra benim onun zekatını ödemem artık bana farzdır. Tam olarak hesabını şöyle yapmamız gerekiyor: Kasadaki ve bankadaki bütün paranı alıp toplayacaksın, altınını gümüşünü alıp toplayacaksın, alacağın paraları hani borç vermiştin ya, ya da borç mal satmıştın ya alacağın paraları da alıp toplayacaksın, alacağın çekleri senetleri de alıp toplayacaksın, bu topladıklarının her birisinden de borçlarını çıkaracaksın. Ortaya kalan para 80 gram altın ve üstü ise artık sana zekat farzdır. Ve zenginleştikten sonra bir yıl geçince sen o paranın zekatını vereceksin. Buraya kadar sorun var mı?
Şöyle bir daha özetleyelim. Mesela ben bir ticaret yaptım, bugün artık benim 80 gram altınım var. Ben ne oldum şeriata göre? Zengin oldum. Bugün de Şevval'in beşi diyelim. Çünkü zekat hicri takvime göre hesaplanıyor değil mi? O gün Şevval'in beşi. Ben öbür yılın Şevval'in beşinde zekat ödeyeceğim değil mi? Peki, o aradaki dalgalanmalar ne olacak? Şimdi ben 80 gram altının vardı zenginleştim. Şu arada da şöyle oldu, 90 oldu, 120 oldu, 200 oldu, 300 oldu böyle bir dalgalanma yaşanıyor, hiç önemi yok. Tam zekat tarihine denk geldiğindeki elindeki para neyse onu zekatını ödeyeceksin. Aradaki dalgalanmaların bir önemi yoktur. Yani sen 80 gram altınla başladın, zekat yılından bir hafta önce 100 gram altın daha geldi. Demek ki 180 gram ödeyeceksin. Anlaşıldı mı? Şevval 5'te başladın zengin oldun, öbür Şevval beşte sen bu paranın zekatını ödeyeceksin, aradaki dalgalanmaların da bir önemi yoktur. Sen neyi baz alacaksın zekat öderken? Öbür yılın Şevval beşinde alacaklarının her birisini toplayacaksın, borçlarını çıkaracaksın, ne varsa elinde onu zekatını ödeyeceksin. Tam anlaşıldı mı? Zekatta önemli olan, zenginliğin üstünden bir yıl geçmesi. Malın üstünden değil, o yüzden zenginlik baz alınıyor.
### Zekatı Verilmeyen Mallar
Zekatı verilmeyen mallara "Havaic-i Asliye" denilir. Bunlar ihtiyaç malları olarak adlandırılır. Örnekleyelim kafamıza otursun. Ev nedir? Havaic-i Asliye'dendir. Yani zekatı verilmez. Ticari olmayan ikinci bir ev zekat düşer mi ona? Hayır, ona da zekat düşmez. Ticari olmayan on tane de evin olsa onlara da zekat düşmez. Araba, zekat düşmez. Arsa, zekat düşmez. Eğer o arsayı satmak amaçlı almadıysan. Satmak amaçlı aldığın anda kademesi değişecek onun, birazdan onu da işleyeceğiz. Evindeki koltuklara zekat düşer mi? Düşmez. Halılara düşmez, tabaklara düşmez yani mülkiyetlere zekat gerekmez. Kullanılan mala zekat gerekmiyor.
Şimdi bu Havaic-i Asliye zaruri mal demek değil, fiilen kullanılan mal demektir. Neden söylüyorum bunu? Durumu olmayan biriyle zengin birinin kullandığı fiili mallar aynı değildir. Öyle olunca da insanın aklına geliyor yani. Ama onun arabası çok lüks yani ona da mı zekat düşmez? Hayır, ona da zekat düşmez, onun arabasının lüks olması onu ticaret malına dönüştürmüyor, yine kullandığı bir mala dönüştürüyor. O yüzden burada lüks bir yaşam için de olsa kullanılan malların hiçbirisine zekat düşmemektedir.
### Zekatı Verilen Mallar
Bir malın "nümüvv" kabiliyeti varsa o mala zekat düşmektedir. Nümüvv kabiliyeti şu demek: Büyüme, gelişme, doğurma kabiliyeti demek. Az önce şunu söyledik, fiilen kullanılan mallara zekat düşmüyor dedik. Mesela bir ev. Ben bunu kullanıyorsam buna zekat düşmez. Peki bir evi ticareten kullanıyorsam buna evin doğurma kabiliyeti var deniyor. Yani o evi satıp yeni bir ev alabilirim manasında kullanılıyor, o yüzden böyle bir eve zekat gerekecektir. Nümüvv kabiliyeti, doğurma kabiliyeti olan mallara zekat gerekecektir.
Birkaç örnek vereyim kafanıza otursun. Mesela 3 odalı bir evde oturması yeten bir kişi, on odalı bir evde oturuyor. Böyle bir kişiye zekat düşer mi yedi odadan dolayı? Hayır, düşmez. Neden? Çünkü fiilen kullanılıyor. Bir de şuraları da hesaplamak lazım. Yani köyde 10 odalı bir evi satsan şehirde 3 odalı bir ev alamazsın. O zaman insanın aklına şu gelebilir, o zaman şehirdeki 3 odalı evleri baz alalım. Gene de şehirde sosyetik mahalledeki 3 odalı bir evle kenar mahalledeki üç odalı bir evde aynı olmayacağından dolayı, bunu da yapamazsın. Yani şunu demek istiyorum, insanın aklına hep şu geliyor: Ama o zengin, ama o varlıklı onun şu malına zekat düşmez mi diye. Burada şeriatın koyduğu kriteri baz almamız lazım. Yoksa öteki türlü kafamız hep oraya gidiyor ama onun çok şeyi var, çok evi var yani çok arabası var oraya zekat gerekmez mi diye ölçüyü biz koymaya kalkınca sakatlıklar çıkabiliyor. O yüzden İslam'ın koyduğu ölçüyü baz almak gerekiyor.
Mesela bir insanın bir oturduğu evi var, bir de kirada evi var. Bunlara zekat düşer mi? Hayır, düşmez. Niye? Oturduğu evde, kiradaki evi de üretendir, kiradaki ev para üretir ama üreyen değildir. Yani nümüvv kabiliyeti yoktur kiradaki bir evin. Eğer kiradaki evler kişiyi seksen gram altından fazla bir parası olur hale getirirse yani zengin bir hale getirirse edindiği kira miktarının zekatını vermesi gerekir. Ama kiradaki evin zekatı yoktur. Çünkü kiradaki ev üretendir ama üreyen değildir, anlaşılıyor değil mi? Kafaya otursun diye söylüyorum.
Ben bir emlakçıyım, benim elimde de evler var, bu ev nedir? Bunlar üreyendir. Nümüvv kabiliyeti vardır. O yüzden hepsine zekat lazım. Tüccarın rafındaki malların üreme kabiliyeti vardır, öyle değil mi? Mesela sizin rafınızda tavuklar var, bunların üreme kabiliyeti olduğundan hepsine zekat yazılmaktadır. Bir insanın kiraya verdiği evin üreme kabiliyeti yoktur. Ama emlakçının sattığı evin üreme kabiliyeti olduğundan emlakçının evine zekat düşerken kişinin kiraladığı eve zekat düşmez.
Mesela yine örnek verelim. Fabrikanız var, fabrikanızda torna makinesi var. Demirbaş yani o torna makinasına zekat düşer mi? Düşmez. Neden? Çünkü torna makinesi demir baştır, torna makinesi üretendir ama üreyen değildir. Torna makinesinin çıkardığı ürünler eğer sizi zenginleştirirse 80 gram altının üstü yaparsa, ondan sonra o paranın zekatı size düşer ama torna makinesinin zekatı size düşmez. Mesela milyonluk fabrikam var, içinde de milyonluk makinelerim var. Bunların zekatı var mı? Bunların zekatı yoktur. Çünkü bunlar demir baştır, çünkü bunlar üretendir ama üreyen değildir. Bir gün canına tak etti bütün fabrikayı satıyorum dedin, eline para geldi artık o paranın zekatı vardır. Çünkü bir insan fabrika kurar kurmaz bütün içindeki fabrikanın servetini kırkta birini alsan o fabrika bir yıl sonra zaten gün yüzü görmez. Öyle değil mi? Düşünsene yani bir insan 40 milyon ona bir fabrika kurdu. Sen o adama yıl sonunda bir milyonu alırsan, öbür yıl bir milyonu alırsan üretemez. Demek ki İslam insanın üretmesini istiyor, görüyor musunuz neye teşvik ediyor? Mesela kiralanan evden niye zekat alınmıyor demek ki İslam birilerinin ev sahibi olup birilerinin kiralamasını teşvik ediyor, istiyor bunları yani mantığı anlıyorsunuz değil mi?
Milyon dolarlık bir gemisi var bir insanın, 50 milyon dolara gemi almış ama bütün malını toplasa da hala geminin 1 milyon dolar borcu kalmış. Evet, bu insana zekat düşmez. O geminin de zekatı olmaz. Evet, ahval bu şekildedir. Biraz bunu duyan insan şey yapıyor, nasıl olmaz 50 milyon dolara yat mı alınır falan. Evet, olmuyor, çünkü o gemiyi böyle ticari bir gemi olarak düşünün, İslam o geminin yüzmesini istiyor, mal taşınmasını istiyor, o malı başkaları getirip kamyonla taşısın istiyor, başkaları depoya taşısın istiyor. Yani depo olsun, kamyon olsun, işçi olsun, yol olsun. İslam bu döngünün dönmesini istiyor o yüzden bunların bizzat kendinden zekat almıyor. İslam'ı görüyorsunuz değil mi? Hep bir şeylerin hareket etmesini istiyor yani. Evet, bizim mantığımıza göre gitmiyor.
### Ticari Malların Zekatı
Zekat gereken mallar 5 sınıftır. Bir: Nakitler. Hani altın, gümüş, para dedik ya onlar. İki: Madenler ve defineler. Üç: Ticaret malları yani rafa koyduğun ürünlerin tamamına zekat gerekiyor. Ticaret malları o demek, rafa konulan bütün ürünler. Dört: Tarım ürünleri ve meyveler. Beş: Saime hayvanlar. Ne olduğunu birazdan açıklayacağım.
Hanefi mezhebinde bir malın zekatının verilebilmesi için ticaret malı olması şarttır. Az önceki mantıktan da anladınız bence değil mi? Mesela benim evim dedim, zekatı yok ama ticaret için aldığım bir ev dedim, zekatı var. Mesela bir torna makinem var, kullanıyorum, bunun zekatı yok. Ama torna makinasını satıyorum, rafıma koydum. Bunun zekatı var. Yani Hanefi mezhebinde bir malın zekatını verilebilmesi için ticaret malı olması lazım, rafa koyduğum bir mal olması lazım. Bu mantığa göre bir insanın iş yerindeki demirbaşların zekatı yoktur. Örnekleyelim akla otursun. Mesela vitrininiz var, bunun zekatı yok. Raflarınız var, masanız var, nakliye arabalarınız var, bilgisayarınız var, sobanız, klimanız var, bunların her birisi iş yerinin demirbaşları olduğundan bunların zekatı yoktur.
Demek ki zekat mevsimi geldiğinde şöyle yapılacak, tekrar özetleyelim mi? Bir insan iş yerindeki demirbaşları ayıracak, rafa dizdiği malları hesaplayacak, o rafa dizdiği mallar içerisinde oto galericinin arabası dahil mi? Dahil. Eczacının ilaçları dahil mi? Dahil. Emlakçının ya da müteahhitin evleri dahil mi? Dahil. Yat yapan bir adam varsa sattığı yatlar dahil mi? Dahil. Demir başlar ayrıldı, raftaki ürünler alındı, bankadaki ya da nakit olan paramı da bunun içine koydum, elimdeki çekleri senetleri de bunun içine koydum, sağa sola dağıttığım borç varsa o borçları da aldım bunun içine koydum, bütün elimdeki paradan da benim kendi borçlarımı çıkardım. Çıkardıktan sonra bu elinizde kalan para 80 gram altını geçiyorsa eğer, bu paraya zekat farzdır.
Bir bilgi daha vereyim. Bir insan bir yere borç verdi diyelim ve ümidiniz çok azaldı, yani bu adam vermeyecek herhalde dediniz, yine de o paranın zekatını vermeniz gerekiyor. Yani verdiğiniz bir borç inkar edilmediği müddetçe ümidiniz çok azalsa bile zekatını vermek zorundasınız. Ancak şunu yapabilirsiniz: Ben bu borcu sildim dersiniz, yani parayı infak etmiş olursunuz adama, sildiğiniz paranın da zekattan düşersiniz. Anlatabildim mi demek istediğimi? Yani adamdan 40 bin alacağınız varsa, onun içindeki 1000 liranın zekatını vermemek için 40 bin adama infak edebilirsiniz.
Zekatı verecek olan insanlar diler nakit parayla öder, dilerse de mal olarak verebilir, ama elindeki satılmayan malı, kalan malı ya da çürük malı zekat olarak veremez. Zekat sahibi gelip o malı kendisi seçebilir. Evet, bunu da söyleyelim.
### Ev, Arsa, Dükkan, Araba Zekatı
Tekrar hatırlatayım, insanın oturduğu evlerin zekatı yok. 10 tane evi olsun gene de zekatı yok. Çünkü ev üretiyor ama üremiyor yani raftaki bir malzeme gibi değil, üreme kabiliyeti yok evin. İnsanın kiradaki evlerine zekatı yok. On tane kira da evi olsun, gene zekatı yok. Ancak o kira gelirleri bir insanı zenginleştirirse, yani nisap miktarını aşarsa 80 gram altından fazla ederse artık o servetin zekatı var. Bir insanı kullandığı veya o kiraladığı dükkanların zekatı yoktur. Çünkü tekrar edelim, onların üreme kabiliyeti yoktur.
Bir insan ticaret maksadıyla ev alırsa artık o evin tamamının zekatı kişide vardır. Çünkü raftaki maldan farkı kalmıyor. Ticaret maksadıyla ev aldığı için. İnce bir mesele daha var, alır almaz üstüne satılık yazmıyorsa yatırım maksadıyla alınan evin dükkanının zekatı yoktur. Bir insan şunu bile düşünebilir, ya ben buna hemen satılık yazmayacağım ama bir gün iyi bir müşteri çıkarsa da veririm. Gene de bu yatırım maksatlıdır, bunun zekatı yoktur. Burada niyeti bizzat anında ben bunun müşterini bulayım elden çıkarayım yani direkt ticaretse onun zekatı vardır, yoksa aman param değer kaybetmesin niyetiyle yani yatırım maksadıyla alınan ev, araba, dükkanın zekatı yoktur. Eğer üstüne hemen anında satılık yazmamışsa.
Bir arsa aldım, satabilirim de kullanabilirim de. Ne yapmam lazım? Şöyle yapmam lazım; hangi niyetin ağır basıyorsa ona göre davranacaksın. Yani aldığın arsayı satabilirim niyeti ağır basıyorsa artık o raftaki bir ürün gibidir, onu zekatını vereceksin, ama aldığın arsayı yok yok ben bunu kullanırım içine güzel bir ev yaparım niyeti ağır basıyorsa onun zekatı yoktur. Kullanacaksan yoktur. Satacaksan raftaki ürün gibidir, o zaman vardır. Anlaşıldı mı? Böyle muallakta kılınan bir durumda, hangi niyet ağır basıyorsa ona göre davranılır.
Evde bir sürü arabamız var, 5 tane, 10 tane. Bunların zekatı var mıdır? Kullandığın için, bunların zekatı yoktur. Peki araba lüks ise şu mantığı da tekrar hatırlatalım çünkü bu soru çok soruluyor. Ebu Zer el-Gıfârî efendimiz'i hatırlıyorsunuz, bir merkebi var, ihtiyarı zar zor gidiyor. E bir de bunun yanında Mekke'de Abdurrahman bin Avf efendimiz var, cins bir ata biniyor yani bindiği atı gören böyle hayran oluyor. Efendimiz aleyhisselatü vesselam ikisini de görüyor ve ikisinden de haberi var. Yani şunu demiyor onlara hepiniz şu kriterde bir ata binin demiyor onlara. Ne diyor biliyor musunuz? Abdurrahman zekâtını veriyor diyor. Yani bir insan bunu gösterişe sunmadığı müddetçe, güvenlik niyetiyledir, hız niyetiyledir, sürekli yol yapıyordur veyahut parasını yatırım amacıyladır. Bir lüks arabaya binmesi demek illa onu zekatını vermesi gerekiyor demek değil yani. Burada bir insan şu aracı baz almak lazım, herkes o araca göre üstü bir şeye binerse zekat verir, derse eğer, fıkhı Havaic-i asliyye'yi bilmiyor demektir. O yüzden bu şekilde bir kriter söz konusu değildir. Bir araba kişinin durumuna göre lüks de olabilir, bir araba çok ucuz bir araba da olabilir, şahıs kullanıyorsa kriter buradadır, onun zekatı yoktur.
Aslında şöyle mantık oluyor, mesela adam parası diyelim ki 1 milyon. 1 milyona gitti araba aldı, bütün parası oydu yani şimdi hani o kullandığı araca zekat düşmez'in mantığına çıkıyor. Şimdi diyelim ki 1 milyon parasına göre 1 milyon araba aldı, zekat düşecek olsa bu sefer arabayı satması gerekecek. Değil mi? Evet. Başka parası yoksa, o yüzden doğru mantık aslında o sayılmaması doğru mantık, yoksa arabayı satıp zekat ödemesi lazım, o da çok mantıksız oluyor. Aynen öyle.
Zekat ödememek için alanlar bir ayete muhalefet ediyorlar. Onlar zekat vermek için faildirler diyor ayette. Bugün o meseleyi de işleyeceğiz, bence en ana gündemimiz olması lazım. Bir insan dükkan açsa, çalışsa, işleri büyütmeye çalışsa ne için yapması lazımmış? Ayet öyle diyor. Onlar zekat vermek için faildirler. Yani onların çalışma sebebi dünyalarını büyütmek, genişletmek, coşturmak değil, aman bizim elimizden para bir yerlere İslam uğruna aksın diyebilmek, olması lazım. O yüzden bu ayet o kapıyı kapatıyor. Yoksa vergi kaçıran bir kurnaz illaki dur şunu da şöyle yapayım, zekatı da kaçayım diyordur yani yaptığı İslam'ın ruhuna ters bir mantıktır. Çünkü ayet şöyle demektedir: Onlar zekat vermek için faildirler. Yani bir insanın ya ben dünyada biraz fazla vakit geçiriyorum diyebilmesinin sebebi ancak İslam uğruna zekat vermek olabilmelidir, yoksa öteki türlü ne yapacaksın, Firavun gibi nefsini büyütmek için mi bütün vaktini dünyaya sarfediyorsun? Hiç mantıklı bir şey değil, çöp olacak dünyada daha Kur'an'ı bilmiyorsun, bütün vaktin dünyaya gidiyor.
Şuraları konuştuk ama tekrar edeyim.
### Galeri
Galerideki arabaların zekatı var mıdır? Evet vardır, çünkü raftaki ürün gibidir. Galerideki arabalar satılmayıp beş yıl beklese, beş yıl boyunca hepsinin zekatı vardır. Ticari taksinin zekatı var mıdır? Ticari taksinin zekatı yoktur. Çünkü raftaki bir ürün gibi satılık değildir. Ancak yaptığı ticaret kişiyi zenginleştirirse, nisap miktarının üstü, 80 gram altının üstü bir serveti olursa, o kişiye artık zekat farzdır.
Şurayı tekrar söyleyelim de müteahhit ve emlakçılar tam anlasın. Müteahhit ve emlakçıların kendilerine ait olan sattığı evlerin, arsaların zekatı vardır. Çünkü onlar raftaki mallar gibidir, hepsinin zekatını vermesi gerekmektedir. Ev almak için para biriktiriyorum, buna zekat düşer mi? Evet, birikmiş ve durgun para olduğu için bu paraya da zekat düşmektedir.
### Hayvanların Zekatı
5 sınıf demiştik ya, o sınıfları işliyoruz yavaş yavaş. Hayvanların zekatını verilebilmesi için ya ticaret malı olması lazım, o hayvanlar raftaki ürün gibi satılık olması lazım, ya da saime olması lazım. Saime şu demek; hayvanlarını yılın en az 6 ayı merada besleniyorsa, yani açık arazide besleniyorsa o hayvanın zekatı vardır. Yılın yarısından fazlası merada otlayan hayvana saime hayvan denmektedir. Bir hayvanın saime olması için üç şey için kullanılması gerekmektedir: Satmak, üremek, veyahut süt elde etmek.
Burada bir ince mesele var, anlaşılması biraz zor, onu tekrar izah edeyim. Şimdi ticaret malı hayvanlarınız var, o hayvanlarınız ticaret malı olarak satıyorsunuz ya raftaki ürün gibi 80 gram altından fazla ediyorsa eğer, siz onların zekatını veriyorsunuz, ama saime diye nitelendirdiğimiz grupta yani yılın yarısından fazlası merada otlayan hayvan grubunda nisap miktarına bakılmıyor. Rakamlara bakılacak. Birazdan o rakamları vereceğiz. Anlaşıldı mı fark? Saime dediğimiz sınıfta nisap miktarına bakmayacağız.
Mesela bir tane örnek vereyim aklınızda kalsın diye. Balın zekatı var mıdır? Vardır. Hem de öşrü vardır, onda bir zekatı vardır. Neden? Çünkü peteğini dışarıdaki ağaçlardan kendisi toplamaktadır. Kafanıza otursun diye söylüyorum. Peki bir bal üreticisinin ne kadar balı olursa öşrünü versin? Ne kadar olursa olsun. Bir hayvan saime kategorisine giriyorsa, orada rakamlara bakacağız, rakamları da vereceğim birazdan. Ahırda senin masraf yaptığın hayvanlara zekat yoktur. Yani o rakamsal sınıfa girmiyor diyor. Yoksa hayvanlardan elde ettiğim para var, yaptığım masraftan çıkardın ve zenginleştin, zenginleştiysen elde ettiğim para 80 gram altını geçiyorsa onun zekatını vereceksin yine.
Şu rakamlar noktasına girelim; sığır, manda, inek bunların sayısı 30 olursa 1 yaş doldurmuş bir tanesini vereceksin. Bunların sayısı 40 olursa 2 yaş doldurmuş bir tanesini vereceksin. Bunların sayısı 60 olursa dikkat edin 30'un katı, 1 yaş doldurmuş iki tane vereceksin. Bunların sayısı 70 olursa dikkat edin 30 artı 40 oldu, 1 yaş doldurmuş bir tane ve 2 yaş doldurmuş bir tane vereceksin. Anlaşıldı mı? Peki bunların sayısı 80 olsa 2 yaş doldurmuş ikisini vereceksin.
Koyun, keçi, davar. Çok enteresan bir matematik var burada, sayısı 40 olunca bir tanesini zekat vereceksin. Sonra sayısı 120 olsun, gene bir tane veriyorsun. Sonra sayısı 121 olunca iki tanesini zekat veriyorsun. Çok enteresan değil mi? Sonra sayısı 201 olunca 3 tanesini zekat veriyorsun. Sonra sayısı 301 olunca 4 tanesini zekat veriyorsun. Evet, koyun keçi davarda da bu şekilde. Yani insanın düz mantığında 80'e kadar 2 tane diye bekliyor ama şeriat öyle demiyor.
Evet deve. Devenin sayısı 5 ila 9 olursa bir tane davar zekat vereceksin, deve değil. Sayısı 10-14 olursa 2 tane davar zekat vereceksin, davar dediğim o keçi koyun onlar. Sayısı 15-19 olursa 3 tane davar zekat vereceksin. Sayısı 20-24 olursa 4 tane davar zekat vereceksin. Sayısı 25 ile 35 arasında deven olursa bir tane deve yavrusu zekat vereceksin. Develerinin sayısı 36 ile 45 arasında olursa da "bintülebin" denilen üç yaşında bir dişi deveyi zekat vereceksin. Evet, tek hörgüçlü veya çift hörgüçlü zekatta farkı yoktur.
Bir ufak bilgi daha vereyim. İmameyn'e göre yani Ebu Yusuf ve İmam Muhammed'e göre, İmam Azam Ebu Hanife'nin iki talebesi biliyorsunuz. Onlara göre at, katır, eşek bu üçüne zekat gerekmemektedir. Eğer kişi ticaretini yapmıyorsa. İmam Azam Ebu Hanife'ye göre her bir ata bir dinar zekat gerekmektedir buyurmuş.
### Ekin ve Meyve Zekatı, Öşür
Öşür demek hani o malı toplamıştık ya zekatını vereceğimiz malı, onun onda birini vermeye öşür zekatı deniyor. Bağınız bahçenizdeki mallar yağmur suyuyla, bir ırmakla veyahut rutubetle besleniyorsa, su ihtiyacını oradan karşılıyorsa, siz onların onda bir zekatını yani öşür zekatını vermeniz gerekmektedir. O bağınız bahçenizdeki suyu siz para vererek bir yerden çektiyseniz de onların yirmide birinin öşür zekatını vermeniz gerekmektedir. Sulamada katkın yoksa onda bir, sulamada katkım varsa 20'de bir.
Şunlardan az olsun çok olsun öşür zekatı gerekmektedir, yani öşür zekatında da farkındaysanız nisap miktarı gerekmiyor. Buğdayın vardır, arpan vardır, pirincim vardır, darın vardır, karpuzun vardır, patlıcanım vardır, şeker kamışım vardır, bunların her birisine öşür gerekmektedir. Öşürle ilgili şu meseleyi de söylemişler: Depolanabilen mallara öşür verilirken, depolanamayan malların öşrüne gerek yok demişler. Örnekleyeyim yine: Depolanabilen mallar hangileridir mesela; kayısı, tahıllar, fasulye bunun gibi malları depolanabildiğinden bunlara öşür gerekir. Domates gibi bir mal depolanamayan bir mal olduğundan dolayı buna öşür gerekmemektedir.
Balda öşür vardır, yani baldan elde edilen gelirin onda biri verilmesi lazım, malın onda biri verilmesi lazım, isteyen gelir olarak da verebilir ve bundan nisap miktarı aranmaz, yani az kazandım azın onda birini vereceksin, çok kazandım çoğun onda birini vereceksin. Bunda Efendimiz aleyhisselatü vesselam'ın Yemen'e yazdığı bir talimat var, bu kriteri oradan alıyoruz.
### Maden ve Define
Hanefilere göre maden varsa veyahut define bulunmuşsa bunun zekatı beşte birdir, ve bunda nisap miktarı aranmaz. Yani çok az bir miktar define buldum, gene de onun beşte birini zekat vermek zorundasın.
### Ziynetin Zekatı
Şafii arkadaşlar burada mı? İmam Şafi diyor ki ziynet'in zekatı olmaz. İmam-ı Azam altın ve gümüş dünyanın her yerinde bir bedel olduğundan dolayı nakit para gibi zekatı olur diyor. Hatta bir insanın evinde altından vazo olsa o dahi zekata katılmak zorundadır. Bu arada altını ve gümüşü evinde yemek sofrasına malzeme yapanlar da oluyor, bu caiz değildir haberiniz olsun. Tabak yapılmaz, çatal yapılmaz, kaşık yapılmaz, altın, gümüşten tesbih yapılmaz, bunlar bu tür noktalarda kullanılmaz, caiz değildir, bilginiz olsun. Ama velev evinizin bir köşesinde duruyor, vazo bile olsa bunların her biri zekat malına katılmak zorundadır, yani ziynet'in zekatı vardır.
İyi de altın dediğin kaç ayar? Yüzde ellinin üstüyse biz buna altın diyoruz. Yani 12 ayarın üstü bir şey varsa elinde, biz buna ne diyoruz, altın diyoruz. Bu artık zekatın içine giriyor. 80 gram diyorum ya ben mesela, onu da bir açayım mı? Evinizdeki altınların 12 ayar ve üstüne altın deniliyor. Evinizdeki altınlar 80 gramsa siz zenginsiniz dedim ya nisap miktarı 80 gramdır. Onu da şöyle söyleyelim: Evinizdeki bir altın 12 ayar, bir altın 16 ayar, bir altın 18 ayar, bunların hiçbirisine itibar edilmez, toplanıldığında, bunlar 80 grama ulaşıyorsa bunun üzerinden kırkta birini siz 22 ayar altın üzerinden şey vereceksiniz zekat vereceksiniz. İsterseniz bozdurup da verebilirsiniz, nasıl isterseniz.
Hanımının zekatını, ziynet dedik ya konu, hanımının zekatını dilerse beyi verebilir mi? Verebilir ama vermek zorunda değildir. Çünkü ziynet sahibi hanımsa o zekat kime düşüyor? Hanıma. Burada kadın ve koca aynı aileden de olsa bir sayılmıyor. Zekatta her ferd ayrı sayılıyor bilginiz olsun. Peki o ziynetin zekatını konuşuyorsak taşları da konuşmamız lazım. Pırlanta gibi...
İnci gibi, zümrüt gibi taşlarda konuluyor ziynete. Onlara zekat düşer mi? Onlara zekat düşmemektedir. Bu bileziklerin zekatıyla ilgili bir mesele anlatalım. Bir gün Yemen'den bir hanım geliyor Efendimizin (a.s.) yanına. Yanında da bir tane kızı var, sinn-i büluğa geçmiş. Efendimiz (a.s.) soruyor; "Kızın o koluna taktığı bileziklerin zekatını ödedi mi?" "Eyice, hayır," diyor hanımefendi. "İster misin, bu yavrucağın ahirette koluna taktıkların her birisi ateşten bir pare olsun da, bileklerini sarsın?" diyor. Ağzını açamadan, kızının kolunda ne varsa her birisini çıkarıp veriyor o kadın.
Şimdi biz bu zekat meselesini böyle hafif nazarla bakmamamız lazım. Çünkü şu an kullandığımız mallara zımnen biz sahibiz. Malların hakiki sahibi Allah olduğundan dolayı, nereyi istiyorsa, ne şekilde hoşnut olacaksa, o şekilde kullanmanın bir yolunu bulmak zorundayız. Yoksa bunlarla ilgili ayetler çok sıkıntılı, bilginiz olsun. Sosyal hayattaki en büyük gedik buradan geliyor zaten yani. Sürekli mal kaçırmaya, vergi kaçırmaya alışmış birisi, "Ben zekatı da nasıl kaçırırım?" diye kırk takla atıyor. Şu ayeti tekrar hatırlatmak lazım. "Onlar zekat vermek için faildirler," diyor. Yani bir Müslüman'ın, şuurlu bir Müslüman'ın çalışma sebebi zaten zekat vermek. "Bir dükkan daha mı açıyorum? Benim amacım zaten borçlanıp zekat kaçırmak değil. Ben daha fazla nasıl zekat verebilirim?" Bu mantığı yakalamak olması lazım. Böyle insanlar başlarında dolaşan kırk tilki'den birinin zekatını verseler yetecek zaten. O kadar çok hesap kitap yapıyorlar ki, zekatı ödememek üstüne kurulu. Yani ayetin ruhuna tamamen ters oluyor.
Ayşe annemiz rivayet ediyor: Ebu Davud'da geçen bir mesele. Efendimiz (a.s.) yanıma geldi, elimdeki gümüş yüzüğü görünce sordu: "Bu nedir, ey Aişe?" "Senin için süsleneyim diye bunları taktım, ya Resulallah." "Bunlara zekatını veriyor musun?" "Hayır." "Bunlar ateş olarak sana yeter," buyuruyor. Söylediği kişi Aişe annemiz, Ebu Davud'da geçen bir mesele.
Yine ziynetle ilgili bir soru soralım, cevap verelim. "Düğünde bana takılan takıları, yani şahsıma ait olan takıları eşime borç verdim, yine de bana zekat düşer mi?" Evet, düşer. Yani sizin eşiniz zor duruma düşmesin diye verdiğiniz borç çok güzel. Buna da karz-ı hasen deniyor zaten, güzel borç. Ve karz-ı hasen en kuvvetli alacak diye geçiyor. O yüzden buna da borç düşmektedir. Ya bir şekilde, onu tekrar isteme hakkınız vardır, isteyeceksiniz ya da onun bir şekilde zekatını vereceksiniz. Adam bunu ödemeden ölürse ne olur? Mirastan bu para ayrılır, sonra kalan para miras taksim edilir. İmam Şafi'ye göre düşmüyor dedik, Hanefilere göre düşüyor dedik.
Yeni başlık: Zekat kimlere verilir? 8 sınıf. Tövbe 60'ta geçen zekat ayeti, zekatı anlatan çok önemli bir ayettir. Zekatın hangi sekiz sınıfa verileceğini bahsetmektedir. O yüzden bunu biraz ince ince işlememiz gerekiyor. Ayet şöyle başlıyor: "Zekatlar Allah'tan bir farz olmak üzere..." diye başlıyor, sonra 8 sınıfı söylüyor. Şimdi o sınıfı tek tek sayacağım.
Bir: Lil-fukara, yani fakirlere. Lil-fukara. Fakir, muhtaç olan demektir. O fakir noktasında 80 gram altını olmayana şer'i şerif fakir diyor. Ama şurayı iyi hatırlamak lazım, zekat dediğimiz olay aslında böyle direkt zengin fakire acıdı da ona yardım etti değil. O sadaka kısmı. Yani zekat, hiçbir ekonomistlerin dahi ortaya koyamayacağı kadar toplumsal kalkınma planıdır. İnanılmaz bir şeydir yani. Yoksa bir burjuva sadakası gibi sakın düşünmeyin zekatı. Öyle bir farz ki, zenginle fakir arasındaki sapasağlam köprüyü kuran bir farz. Öyle düşünmemiz lazım. Zaten hadiste de öyle diyor: "Ez-zekâtü kantaratül-İslâm," yani zekat İslam'ın köprüsüdür, diye geçmektedir. Ve bu köprü yıkıldığı anda cemiyette ne oluyor? Anarşi oluyor. Fransız İhtilali'ni hatırlayın değil mi? Veyahut Çarlık Rusya'yı hatırlayın. Her birisinde saray sınıfının, yüksek sınıfın, yani aşağıdaki nelerin neler yediğini bile unutup, çok ferah seviyesine ermesi ve alt sınıfın artık bunu isyan seviyelerinde yaşaması sonucunda ne çıkıyor toplumda? Anarşi patlak vermektedir. O yüzden burada kalpleri telif edebilecek tek unsur zekattır. Yani tekrar edeyim, bu cümle çok elzem. Hiçbir ekonomistin toplum refahını sağlayamayacağı seviyede zekat bu işi yapmaktadır. Bu yüzden İslam'ın beş şartının birisidir. Zekat durumu olmayan arkadaşlarımızdaki kini, öfkeyi, hasedi, kıskançlığı da söküp atmaktadır.
Birisi vardı da bir mahallede oturuyordu, bir araba almıştı. Dedi: "Hocam, buradan taşınacağım artık." "Niye, hayırdır?" dedim. "Sürekli arabam çiziliyor," dedi. Kişiye bakan konu olarak çizmiyorlar arabayı. Niye çiziyorlar biliyor musun? "Niye onda bu güzel araba var da bizde yok?" diye artık dayanamıyorlar arabayı çiziyorlar. Yani. Aynı olayı başka bir kişiden daha yaşadım yani. O adama da baba diyorlar, adam hep zekatını mahalleliye dağıtıyor ve hep onlara kol kanat görüyor. Adamın arabasını koruyorlar artık mahallede. "Aman bu adamın arabasına bir şey yapmayın!" diye. Şimdi zekat demek ki aradaki köprüyü muazzam bir seviyede taşıyor yani. Bugün patronla işçi arasındaki hasedi kırabilecek tek şey nedir? Zekattır yani. Ama şimdi bu kafası çalışmayan patron, "Hayır canım, sen cuma namazına bile gidemezsin," diye oradan bile kısmaya çalışırsa, öyle mi? Yani bu adamın zaten parasını kısıyorsun. Bir de cumadan bile bu adamın kısmaya çalışırsan, bu adamın sende kimi öfkesi nasıl büyümesin yani? Seni görünce şöyle durduğuna aldanma yani. Bir fırsat olursa Allah muhafaza, Allah muhafaza, Allah muhafaza anarşi doğacaktır yani. O yüzden buradaki bu problemleri çözecek tek köprü zekattır. Bu anarşinin bir sebebi aristokrat sınıfın umursamadan para harcamasıdır. Çünkü bunlar yeme içme zebunu olmuş adamlardır. "Etrafımızdaki hayatlar hiç bize özenir mi?" diye düşünmezler. Şimdi bir adam tek çatı altında 10 kişiyi besliyor. Yanında geçen varlıklı birisi de diyor ki: "Yazın bu evdeyim, kışın bu evdeyim, bahar da bu evdeyim," diyor. Ve bu adam senin işçin. Bu adam sana haset eder mi, etmez mi yani? Zekat diye bir köprü olmazsa bu adam zengin olur, fakir olur diye bir sınıfı kabul etmez yani. Buradaki anarşiyi engelleyecek tek şey zekattır. Yani fakirin bu mala nefretle bakmamasının tek yolu zekattır. Yoksa Allah muhafaza sürekli elinden alma hayalleri kuracaktır.
Ayet'e devam ediyorum. İki: Vel-mesakin. Yani miskinler. Miskin, Türkçedeki uyuşuk, tembel anlamında değildir. Miskin şudur yani; gün içerisinde çalışıp, gününü geçirmeye gücü yetmeyen. Yani fakirden daha aşağı seviyedekilere ne deniyor? Miskin deniyor. Miskinle mesken aynı kökten gelmektedir, ikisi de sükûndan gelir. Hani fakirlik bırakmıyor, hareket etsin. O yüzden sükûn kelimesinden türetmişler miskini.
Üç: Zekat işinde çalışanlara. Şimdi eskiden zekatı kim topluyordu? Devlet topluyordu. Onun da memurları vardı. Zekat memurunun maaşı zekattan ödenebilir miydi? Evet, ödenebilirdi. Şimdi de bir vakıf veyahut bir dernek zekatla ilgili ayrı bir fon oluştursa, beş altı kişiyi de o zekatı toplayıp verme ile vazifeli yapsa, onların maaşı zekatlarından ödenebilir mi? Evet, ödenebilir. Bununla birlikte zekat memurlukları meselesiyle ilgili bir ufak bir şey hatırlatalım. Efendimiz (a.s.) zamanında İbnü'l-Lütbiyye'yi zekat toplamakta görevlendiriyor. Bu sahabe efendimiz zekatları topluyor, Allah Resulü'nün yanına geliyor diyor ki: "Ya Resulallah, bunlar topladığımız zekatlar, bunlar da bana veren hediyeler." Efendimiz (a.s.) diyor ki: "Ananın evinde otursaydın o hediyeler yine de sana verilecek miydi?" diyor. Yani böyle bir şey kabul etmiyor. O yüzden bu hediye meselesi de çok enteresandır yani. Böyle hususi vazifelerde olanlar, zekat toplama gibi bir vazifesi olanlar, devletin memuru olanlar, devletin belirli kademelerinde olanlar, bunların hiçbirisinin hediye almaması gerekmektedir. Yapılan konumun hakkı verilsin diye.
Dört: Kalpleri İslama ısındırılacaklara verilir. Yani, vel-mu'ellefeti kulubuhum. Şimdi bu kalplerinin İslama ısındırılması meselesi de ince bir mesele. Efendimiz (a.s.) zamanında İslam'a yakın ama içine girmemiş kişiler vardı ve onlara zekat verilebiliyordu, kalpleri ısınsın diye. Hz. Ömer dönemine gelince artık devlet çok güçlü oldu yani koca Bizans, Pers, kapıkulu olmuş yani. Şimdi böyle olunca da artık birilerinin kalplerini zekatla ısındırmaya gerek kalmamıştır diyerek, artık bu noktaya gerek yoktur, diyor Hz. Ömer efendimiz. Bu meseleyi de biraz derinden anlatayım. Devr-i risalet-penahide Efendimiz (a.s.) verdi ve kalpleri telif etti. Ne cidden gelen bir tanesinin gözü Efendimiz (a.s.)'ın yanındaki sürülerde kaldı. Allah Resulu (a.s.) buyur: "Bu sürülerden istediğini al," dedi. Alan adam giderken dedi ki: "Gelin gelin, ancak bir peygamber bu kadar verebilir," dedi. Yani Efendimiz'den sen bir verdi, ama o bin olarak geri döndü. Ne oldu? Kalpler İslam'a ısındırıldı. Akra bin Habis, Safvan bin Ümeyye, Uyeyne bin Hısn, yani bunların her birisi İslam'a yeni girmişlerdi o dönemlerde ve onların kalplerini ısındırmak için onlara zekat verilebiliyordu. Bu işin kalkmasına sebep de şu oldu: Hz. Ebubekir'in halifelik döneminde Necid'deki bazı toprakları istemek için Necid'den birileri geldi. Hz. Ebubekir efendimiz: "O toprakları size verebiliriz, sorun değil, hani kalplerin ısınması için ama bir de Ömer'e sorun," dedi. Hz. Ömer efendimiz de: "Verdik verdik kalbiniz ısınmıyor mu? Ne ısınmaz kalbiniz varmış, ben bunları size vermiyorum," diyerekten onları geri gönderdi. O gelen heyet tekrar Hz. Ebubekir'in yanına gitti, dedi ki: "Ey Ebubekir, sen olur dedin, Ömer ise olmaz dedi. Halife sen değil misin?" diye ona soruyorlar. Ne diyor biliyor musun? Hazreti Ebubekir: "Eğer isterse Ömer halifedir. İstemediği için ben halifeyim," diyor. O günden sonra ashab-ı meclis teşekkür ediyor, vel-mu'ellefe-i kulub'u kaldırıyorlar yani, "Şu andan sonra kalpleri ısındırmaya gerek yoktu," diyerek kaldırıyorlar. Tekrar edeyim, yarın bir gün ulema toplansa tekrar buna ihtiyaç hasıl olmuştur dese, yine uygulanabilir, tabii ki.
Beşe geçiyorum. Ve fir-rikabi, yani kölelerin. Şimdi eski dönemlerde efendisi ile özgürlüğü için anlaşma yapan köleler oluyor, ama bu köle sizce özgürlüğüne yetecek kadar parayı çalışıp biriktirebilir mi? Biriktiremez. Peki o köleye nasıl yardım edelim? Zekatla. Hz. Ebubekir, Bilal bin Rebah'ı, Ümeyye bin Halef'in elinden nasıl çıkarıyor? Para veriyor. Yani bir anlaşma var, o anlaşmaya uyuyor. Efendimiz (a.s.) ile Aişe annemizin yardım ettiği, o zaman bir köle hanımefendi var. İsmi Berire. Çok ahlaklı kendisi cariye. Ayşe annemizle dostluk kuruyorlar. Efendisi ile anlaşıyor, "Şu kadar bedel ödenirse eğer ben azat edilebilirim," diye. Ve Efendimiz (a.s.) Ayşe annemizle birlikte Berire'yi o bedeli ödeyerek, özgürlüğüne kavuşmasına sebep oluyorlar. Ayetin Arapçasını söylerken "ve fir-rikabi" dedik, farkındaysanız bu kelime "rakabe"den geliyor. Rakabe boyun demek, yani boyunlarından esir edildiklerinden dolayı kölelere böyle hitap edilmiş. Evet, onu da söyleyeyim dedim.
Altıya geçiyorum. Borçluların, yani borçların borcu için zekat verilebilir. Şimdi şöyle demişler: "Fakir gününü akşam eder de borçlu gününü akşam edemez." Demişler. O yüzden fazilet sırası cihetiyle değerlendiren bazı ulemaya göre borçlu birisine zekat verip, ona o cihette yardım etmek, fakir birisine zekat vermekten daha faziletlidir diyenler olmuş. Çünkü az önce dediğimiz gibi borçlu birisi gününü akşam edemiyor. Şimdi bir gün borçlu bir adam varmış böyle sürekli evde, az önce dediğimiz gibi bütün ömrü tavana bakarak geçiyor. Bir gün hanımı demiş ki: "Ne oldu bey?" demiş, "Gözüne uyku girmiyor?" "Sorma," demiş hanım, "Böyle böyle birine borcum var," demiş. Kadın da telefondan buluyor borçlu olduğunun numarasını, adamı arıyor diyor ki: "Benim kocamın size borcu var, değil mi?" diyor. "Evet," diyor. "Ne zaman ödeyecek?" diyor. "Yarın." "Benim kocam size borcu asla ödemeyecek," diyor, telefonu kapıyor. Adam diyor ki: "Ne yaptın hanım?" diyor. "Biraz da o uykusuzluk neymiş onu görsün," diyor. Yani o yüzden borçlu biri gününü akşam etmekte zorlanıyor.
Borçlu noktasında şunu da konuşalım; bir kişi bankadan kredi almış, bu da bir borç mudur? Borçtur. Böyle bir kişiye de zekatla yardım etsek, borcunu kapatmasına vesile olsak iyi olur mu? El cevap şöyle: Faize bulaşmış kişi karşımıza alınır, "Ben artık böyle faize girmeni istemiyorum, bu bankadan kurtulmanı istiyorum. Eğer bir daha böyle bir işe girmeyeceksen sana yardım etmek istiyorum," denilerek sorulur. Alınan cevaplar kişiyi tatmin ediyorsa, böyle bir borçluya da zekattan yardım edilebilir.
Yedi. Kısım: Allah yolunda olanlar. Yani ve fi sebilillah. Evet, Allah yolunda mücadele edenlerin maişetleri zekatla karşılanabilir. Hatta böyleleri ve aileleri mağdur olmasın diye bir zekat fonu da kurulması hayırlıdır. Ama ulema bu noktada farklı görüşler söylemiştir. Yani Allah yolunda olanlar, kimileri eskiden cihatlarda mücadele edenler demiştir, kimileri başka manalar da vermiştir, ona da birazdan detaylı gireceğim. Evet, Allah yolunda mücadele eden, yani bu ayetin kapsamına girenlere zekat verilirken, zenginliğine bakılmaz.
Sekiz: Ve ibni's-sebil, yani yolda kalmışların uğrunda harcanır. Yani yolda kalmışlara zekat verilebilir. Ne demek yolda kalmışlar? Şu demek; birisi memlekette zengin, ama mecburen hicret etmek zorunda kalıyor ve orada fakir. Bu kişiye zekat düşer mi? Düşer. Yani bu kişiye nisap miktarına bakılmaz. Örnekleyelim mesela Suriye'de yaşayan birisi çok zengindi, ama Türkiye'ye hicret etmek zorunda kaldı, malı, serveti orada kaldı. Oradaki malı serveti çok olsa bile bu kişiye zekat verilebilir mi? Evet, verilebilir. Birisi hac için yola düştü, yola düştükten sonra da durumu bir anda olumsuz bir hale geldi. Bir de eski hacıları düşünün değil mi? Yani bir bineklerle yol yapıyorlardı. Bu kişi memlekette zengin bile olsa bu kişiye zekat verilebilir. Evet, burada da bir ufak bilgi vereyim. Farkındaysanız ayette "ve ibni's-sebil" diyor, yani "ibni" ve "ibni sebil". Şimdi Arapçada bir şeyin hakimine "Ebu" diye zikretmişler, bir şeye mahkum olana da "ibni" diye zikretmişler. Orada "ibni sebil" demelerinin sebebi, yola mahkum olduğundan kişi, böyle söylemiş ayet.
Aileye zekat verilir mi? Şimdi aile noktasında şöyle değerlendiriliyor: Bakmakla yükümlü ya da bakmakla yükümlü değil diye değerlendiriliyor. Onu da şöyle matematik yapabiliriz: Bir kişiye yukarıya aşağıya zekat veremez. Ne demek bu? Anneye, babaya, annenin annesine, babanın babasına zekat veremez. Aşağıya da veremez; çocuğa, çocuğun çocuğuna zekat veremez. Ama bir kişi yanlara zekat verebilir. Yani yan dediğimiz ne oluyor? Bakmakla bizzat mükellef değil. Kardeşle bizzat mükellef misin bakmakta? Değilsin. Demek ki ona zekat verilebilir. Damada zekat verilebilir. Çünkü bizzat bakmakla mükellef değilsin. Geline zekat verebilirsin, kaynanaya zekat verebilirsin, kayınbabaya zekat verebilirsin. Dikkat edin, kayınbaba damada zekat verecekse eğer, kızı bizzat bundan nemalanmaması lazım. Mutfağa giren bir yiyecekten demiyorum. Bizzat o paradan nemalanmaması lazım. Geline biri zekat verecekse, öz oğlu bundan bizzat nemalanmaması lazım. Anlaşılıyor mu? Evet, devam edeyim. Üvey evlada zekat verilebilir mi? Yani biri biri ile evlenmiş ama oradaki çocuk bu kişiden değil, başka birinden. Bu kişi ergenliği geçmişse ve fakirse, evet, bu kişiye zekat verilebilir. Fakirden kastım anlıyorsunuz, 80 gram altının altına ne diyoruz fakir diyoruz. Bir insan hanıma zekat verebilir mi? Hayır. Çünkü hanıma bakmakla mükellef. Evet, bu zekat noktasında ufak bir şey daha söylemem lazım. Çocuğa küçüklükten vermek alışkanlık haline getirilmesi lazım. Yoksa yaşı büyüyüp mal varlığı edininince zekatı da bir türlü elinden veremiyor. Yani küçükken öyle bir psikolojiyle yetiştirmek lazım ki. Üşüyen bir arkadaşına ceketini ver diye eğitmek lazım, ayakkabısı olmayan bir arkadaşına ayakkabını ver diye o çocuğu eğitmek lazım. Benim bir arkadaşım var şöyle yapıyor; bayramda kendi çocuğuna harçlık toplattırıyor, daha sonra kendi çocuğunun eliyle topladığı harçlıkları hayır olarak başka bir yere götürüp verdirttiriyor ki alma ve verme ahlakı onda otursun diye. Yoksa malı serveti olsa da dünyaya dalan ketum bir çocuğunuz olabilir, Allah muhafaza. Peki çocuk başka ne şekilde öğrenir? Şöyle öğrenir; çocuk sizi verirken görürse eğer, çok güzel bir şekilde vermeyi öğrenebilir. Biz hayalhanemde gelen adakları, kurban bayramında kurbanları, veyahut buraya kıyafet, halı vesaire bir şeyler gönderenler oluyor, onları burada birçok eve kendimiz bizzat götürüp dağıtıyoruz. Götürüp dağıttığımızda bazen bazı arkadaşlara tavsiye ediyoruz, onlar kendi küçük çocuklarını da alıyorlar dağıtıma götürüyorlar. Çocukları orada hem vermeyi görüyor hem de ne kadar insanın ihtiyaç sahibi olduğunu görebiliyor. O yüzden mutlaka ve mutlaka çocuğunuzda küçük yaşta vermeyi öğretin, hem de en sevdiği oyuncaktan dahi mutlaka versinler.
Devam ediyorum. Öğrenciye zekat verilir mi? O öğrenci sinni büluğa geçmişse, ergenliği geçmişse ve fakir diye atfediliyorsa, yani 80 gram altından az serveti varsa, o öğrenciye zekat verilebilir. Birkaç soru var üst üste, onları okuyayım, cevap verelim. "Zekatımla fakir ailenin ihtiyaçlarını alabilir miyim? Yani eline para vermeden ihtiyaçlarını alabilir miyim?" diyor. "Durumu olmayan birisinin onun hastane masraflarını ödeyebilir miyim? Evine lazım olan bir eşyayı alabilir miyim? Ev kirasını ödeyebilir miyim?" Onun mülküne girebilecek şeyleri zekat olarak verebilirsin, koli verebilirsin, evine eşya alabilirsin. Ama mülküne girmeyecek, borç ödenecek şeyleri ancak rızasını alarak ödeyebilirsin. Mesela ev kirasını ödeyeceksin, borç mudur bu? Borçtur. Ancak onun rızasını alarak borcunu ödeyebilirsin. Hastane masrafı vardır, borç mudur bu? Borçtur. Ancak onun rızasını alarak ödeyebilirsin ki zekat olsun. Evet, zekatla aileye ziyafet çekebilir miyim? Çekemezsin, çünkü zekatta temlik şartı var. Birine verdiğinde mülkiyet olma şartı var. E aileye ziyafet şeklinde bu mülkiyeti olmuyor, sadece senin masandan yiyip kalkmış oluyorlar. O yüzden aileye ziyafet çekmek zekat olmaz. Peki zekatımla durumu olmayan çok ihtiyacı olanlara ziyafet çekebilir miyim? Hayır, yine çekemezsin, çünkü zekatta mülkiyet şartı var. Yani zekatı birine verdiğinde temlik olma şartı var. Evet. (Buyur, ziyafet vermek zekat sayılmıyorsa, iftar yemeği vermek de zekat sayılmıyor o zaman, onu da söyleyelim, ki Ramazan'da bazen iftar yemeği verip zekattan düşenler de olabiliyor.) Çalışan birisine zekat verilebilir mi? Tabii ki verilebilir. Çalışması onun durumunun iyi olduğu anlamına gelmez. Yine 80 gram altı bir serveti varsa, yani nisap miktarını geçmiyorsa, o kişiye zekat verebilirsin. SMA hastasına zekat verilebilir mi? Evet, zekat verilebilir. Zaten eğer yanlış bilmiyorsak şöyle oluyor; onunla ilgili bağışları Valilik topluyor ve Allah muhafaza etsin, hepsine şifa ihsan eylesin inşallah. Eğer bağış toplanan yavrucağımız emri hak vaki olup vefat ederse de Valilik o parayı alıp başka bir hasta kardeşimize aktarıyor. O yüzden evet, onlara da zekat verilebilir.
Devam ediyorum. Zekat kime verilmez diye biraz da bahsedeceğim. Peygamber sülalesine zekat verilebilir mi? Haşimoğulları dediğimiz Efendimiz (a.s.)'ın nesline zekat verilmez. Hatta hatırlarsınız İmam Hasan zekat hurmalarından şöyle ağzına attığında efendimiz (a.s.) ağzından alıyor o hurmayı. Niye? Çünkü zekat malı diye. Bir meseleyi daha bahsedeyim. Çok güzel bir mesele. Az önce Berire'yi konuştuk, hani Efendimiz (a.s.) ile Aişe annemiz onu özgürlüğüne kavuşturuyordu ya. Efendimiz (a.s.) Berire'ye bir gün ziyarete gidiyor. Berire de Allah Resulü (a.s.)'a hurma ikram ediyor, ama ocakta da et pişiyor. Efendimiz (a.s.) soruyor: "Ya Berire, o etten bizim nasibimiz yok mu?" Berire diyor ki: "Ya Resulallah, o zekat malı diye ben sana vermedim," diyor. Efendimiz (a.s.) diyor ki: "Onun sana gelişi zekattır, ama senden bize gelişi hediyedir." Yani ne demek bu? Mal mülkiyet değiştirirse aynı da değişir. Biz bu hükmü buradan alıyoruz. Anlaşıldı mı? Berire'ye zekat malı gelebilir, ama oradan Efendimiz (a.s.)'a hediye geliyor. Anlaşıldı mı? Evet, devam ediyorum.
Müslüman olmayanlara zekat verilebilir mi? Hayır, verilemez. Ancak onlara sadaka verilebilir. Zekat paramla su kuyusu açtırabilir miyim? Su kuyusu açtırmak çok güzeldir ama zekat parasıyla açılamaz. Çünkü zekatta temlik olma şartı vardır, yani kişinin mülkiyetine girme şartı vardır. Evet.
Sorulara başlıyorum. Karışık sorular. Zekat verirken söylenmeli mi? Zekat verirken karşıdaki ezilmesin diye, minnet altına girmesin diye dille söylemeye gerek yoktur. Ama kalben bu zekat niyetiyledir demeye gerek vardır. Yani geçmişte bir tane para infak ettin, sonradan aklına geldi "Aa, bunu da zekat sayayım," diye. Olmaz. Verirken kalbinde zekat niyeti olmak zorunda. Hadiste öyle geçiyor ya, "İnnemel-ameli bin-niyyet," yani ameller niyetlere göredir. Evet, gizli vermek mi daha faziletlidir, açık vermek mi? Şimdi burada Bakara 274'te şöyle bir ayet geçiyor: "Mallarını gece gündüz, gizli açık demeden, hangi durumda olursa olsun, ihtiyaç gördüğü an derhal infak ederler." Bunun esbab-ı nüzulü bir kısım Hz. Ebubekir'e inmiş diyorlar, bir kısımda Hz. Ali'ye inmiş diyorlar. Sebebi de şu diyorlar: 40 bin dirhem mameleke sahipti, on binini gece verdi, "Gece aydınlansın Allah'ım!" diyerek. On bin gündüz verdi, "Gündüzüme nur serp Allah'ım!" diyerek. On bin gizli verdi, "Senin için olsun Allah'ım!" diyerek. On bin açık verdi, "Teşvik olsun Allah'ım!" diyerek. Yani dört şekilde de verilmenin doğru olduğunu görüyoruz. Ebussuud Efendi meseleye şöyle söylüyor: "An olur, farz zekatı açıktan vermek sizin için yetmiş derece daha hayırlı olur. Muhakkaten kapalı verme durumu da hasıl olabilir." Yani şunu söylüyor: Şimdi farzları da riya olmaz. Bir insan borcunu öderken saklar mı mesela bunu? "Aa, ben ev aldım da gizli borcum var." Hayır, saklamaz. Zekat da öyle bir borç olduğundan dolayı gizli vermeye gerek yoktur. Ebusuud Efendinin dediğine göre şöyle: Verdiğiniz zekat başkalarını da teşvik edecekse, birileri sizi görüp şunu diyecekse "Aa, bu adam ameli münafık değilmiş. Bak zekat veriyormuş," diyecekse sizin sayenizde teşvik olacaksa, böyle bir zekatı açıktan vermek çok daha hayırlıdır. Ama böyle bir aile vereceksiniz, çok mahcup olunacak, çok kırılacak. Ancak öyle durumlarda gizli tutmak makbuldür. Bizim bir tane arkadaş var yurt dışında. Son gittiğimizde dedi ki: "Ben yurt dışında filanca yerden iş aldım," dedi. "Bir günlük malımı video çekerek böyle böyle bir yere infak ediyorum diye vermek istiyorum," dedi. "Neden?" dedim. Sebebi şu dedi: "Bilmem ne bilmem ne firmaları aynı şeyi video çekerek şöyle diye böyle video çekiyorlar. Ben de Müslümanları teşvik ettirmek istiyorum," dedi. Maşallah, anlıyor musunuz açıktan vermenin şeyini yani. O da aynı şekilde Müslüman sermayesinin hareketlendirmek, teşvik etmek istiyor. Bu mantık toplumu hareketlendirecekse ki şu an çok ihtiyaç var, bence açıktan vermek yer yer çok daha makbul olabilir. Çünkü zaten zekat bir farzdır ve farzlarda riya olmaz. Namazın farzı gibi. Ama bunu görenler bu noktada teşviklenebilir.
Devam ediyorum. Bir şahsa ne kadar zekat verebilirim? Bir kişiye zekat verecekseniz ya o kişiyi zenginleştirmeyecek kadar zekat vermeniz lazım. Yani sizin verdiğiniz zekatla o kişi nisap miktarını geçerse, o zaman verdiğiniz zekatın o kısmı kerih olur. Zekatımı taksitle verebilir miyim? Zekatını taksitle verebilirsin. Zekatını da altın hesabı yapacaksın. Taksitle vereceğin günleri de altın hesabı yapacaksın. Yani aslında vereceğin parayı altından düşüyor gibi hesaplayacaksın. Bilmem ifade edebildin mi? Vereceğin hesabı altında vereceksin ama yine de buna kerih demişler, bilginiz olsun. Zekatınızı taksitle verecek olursanız erken taksiti önermişler. Yani zekat gününüz gelmeden erkenden erkenden taksitle vermeyi daha çok önermişler. Çünkü şöyle demişler: Namazda eda ve kaza vardır, zekatta ise sadece eda vardır. O yüzden geciktirmemek daha makuldür demişler. Haram paranın zekatı olur mu? Haram paranın yolu tasadduktur. Yani haram paranın tamamının elden çıkması gerekmektedir. O yüzden zekat burada sorulacak soru değildir. Anlaşıldı değil mi? Yani zekatını vermeyi bırak, haram paranın kendisi gitmesi lazım ve kritere göre haram olarak gelen bir paranın gideceği yer tasadduktur. Haram olarak eline geçen parayı artık anladım, pişman olduğum. Ne yapman lazım? Sadaka olarak anında elinden çıkarman lazım. O yüzden zekat konuşulacak konu değildir.
Yeni soru: Mirasın zekatı nasıl olur? Aslında az önce öğrendiğimiz şekilde. Mesela sen fakirsin, miras aldın, o gün zenginleştin. Ne zaman ödersin zekatı? Bir yıl sonra ödersin. Peki sen zengindin, bir ay sonra da zekat günü, bir de miras geldi, iyice para arttı. Ne yapacaksın? Bir ay sonra hepsinin birden zekatını vereceksin. Az önce öğrendiklerimizle hepsi cevaplanıyor sanki değil mi? Evet.
Yeni soru: Zekat yılı gelmeden zekat verilebilir mi? Cevap, evet verilebilir. Hatta ihtiyacı olan bir yere gidecekse çok daha makbul olur. Bir yıl sonra zekat vereceğim, şu 6 ayda da bir zekat verdim, erkenden ihtiyaç olan bir yer buldum, zekatımı verdim. Tarihi gelince hesaplamanı yapacaksın, verdiğin aşağıda kalıyorsa, tamamlayacaksın. Verdiğin fazla geliyorsa, istersen öbür yılın zekatına devredebilirsin, istersen infak diyebilirsin.
Yeni soru: Zekat sadece Ramazandan mı verilir? Zekat sadece Ramazan'da verilmez. Zekatı kişinin zengin olduğu tarih belirler. Mesela bugün zengin oldum ve Şevval ayındayım. Benim artık zekatım Şevval'den Şevval'e olması lazım gelir. Şimdi bir içtihata göre Ramazan ayında sevap çok fazla olduğundan insanlar zekatını Ramazan'a bırakıyor. Bu bir cihette mantıklı gibi gelebiliyor tabii ki de. Ama bir diğer cihette de ben Ramazan'ı bekleyeceğim diye 6 aylık servetimi zekatını vermemiş olabilirim. Bir de şurası çok elzem yani fakirlerin sadece yılın bir ayı mı ihtiyacı var? Öyle değil değil mi? O yüzden biz sadece zekatı Ramazan ayına bırakmayı önermiyoruz. Ne zaman zenginleştiyseniz o tarihi baz alıp, yani zenginleşme neydi? Nisap miktarından fazla malınız olması. Ne zaman zenginleştiyseniz hicri takvime göre o tarihi baz alaraktan sürekli bir yıl, bir yıl zekatını vermek çok daha sağlıklı olacaktır. Çünkü fakirin yılın bir ayı ihtiyaçlarının karşılanıp diğer 11 ayı ihtiyaç sahibi kalması çok mantıklı gelmemektedir. Peki tarihimi kaçırdıysam ne yapacağım? Zekat tarihini kaçıran tarihi kendi belirler ama ilk vereceği zekatı fazla fazla vermesi önerilir ki hani birkaç ay eksik hesaplanmışsa eğer, onların da zekatı verilmiş gibi olsun diye. Müterakim zekat, yani eski zekat borçları ödenmek zorunda mıdır? Evet, zorundadır. Kişi muhtaç olmayacak şekilde eski zekat borçlarını taksitlendirebilir.
Yeni soru: Zekat sadece para olarak mı verilir? Hayır, sadece nakit verilmek zorunda değildir. Ramazan kolisi, yakacak ve yiyecek olarak da verilebilir. Ama elinizde kalan rafta kullanılmayan dandik mallar olarak değil.
Yeni soru: Bitcoin ve dijital paranın zekatı var mıdır? Burada iki görüş var. Birinci görüş, bunları haram dediğinden dolayı zekat değil, tamamının tasadduk edilmesi lazım diyor. Bir diğer görüşte, Diyanetin görüşü alınması tasvip edilmemekle birlikte, onların zekatının verilmesi gerekmektedir. Yani zekat tarihi geldiğinde bu mallarda zekatın içinde hesaplanacak mıdır? Evet, hesaplanacaktır.
Yeni soru: Borsanın, yani hisse senetlerinin zekatı var mıdır? Evet, borsadaki hisse senetlerinin zekatı vardır. Yani bir kişi zenginliğe ulaşmışsa ki o zenginliğe ulaşmasının içerisinde hisse senetleri de dahil, artık üzerinden bir yıl geçtikten sonra onların zekatını da ödeyecektir. Zekatıyla birisini hacca gönderebilir miyim? Kendi paranla birini hacca gönderebilirsin, ama zekatta temellük şartı olduğundan dolayı verdiğin parayla zekat olarak birisini hacca gönderemezsin.
Yeni soru: Devlete ödenen vergiler zekattan düşer mi? El cevap hayır, düşmez.
Yeni soru: Çeyizin zekatı verilir mi? El cevap çeyizinin içinde seni zengin yapacak altınlar, gümüşler varsa evet, onların zekatı verilir. Yoksa kullandığın fiili malların zekatı yoktur. Konuşmuştuk, evin var, araban var, bunların zekatı yok demiştik.
Soru: Zimam defteri ödemek zekattan düşer mi? Zimam defteri biliyor musunuz? Hani bazı mahallede bakkallar var, o bakkalın boş defteri var. Çok güzel bir gelenek yani. Allah daim etsin. Gelip o defteri satın alıyorlar ve mahallenin borcunu siliyorlar. Çok güzel bir alışkanlık. Allah daim etsin. Ama zimam defteri ödemek zekattan düşmez. Çünkü hem zekatta mülkiyet şartı var hem de orada borçlu olan herkes fakir olduğunu bilmiyoruz. Zengin olan biri de olabilir orada borçlu olup. Ama zengin olan birine zaten zekat verilmez. O yüzden zimam defteri kapatmak zekattan düşmez. Borç öderken sorma şartı da var.
Yeni soru: O düğünde taktığım takıyı zekattan düşebilir miyim? Burada biraz şaibeli bir soru. Çünkü takıyı taktın, kişi zengin olabilir. Zenginse eğer o zekattan düşülemiyor. Ve yahut o gün zenginleşebilir, öyle değil mi? Çok fazla takı gelip o gün zenginleşebilir. O yüzden bu biraz şaibeli bir soru. Ama kişinin çok fakir olduğuna, çok ihtiyacı olduğuna tasdiklenmiş bir şekilde kanaat getirmişsen, o kanaatin neticesinde zekattan düşebilir diyenler de olmuş. Marketlerden alınıp dağıtılan alışveriş kartları zekat sayılabilir mi? El cevap evet, sayılabilir. Ama şurası çok elzem, sen alışveriş kartını birine verdiğinde zekatından düşülmüyor. O kişi o kartı kullandıktan sonra zekatından düşülüyor. Çünkü zekatta temlik şartı var, unutmayın.
Gelecek yılların zekatı peşin verilebilir mi? Evet, peşin verilebilir. Hatta fazla fazla verdiysen o da bir sonraki yıldan zekat olarak düşülebilir. Ve tekrar edeyim, ihtiyacı olan birisine veyahut bir yere o zekatın ulaşıyorsa, peşin vermen çok da faziletli olacaktır.
Kocası çalışana zekat verilebilir mi? Zekatta kişinin müstakil değerlendirilir. Bu soruyu soran şu yüzden soruyor: Kocasının durumu iyi, çalışıyor, ama hanımına hiç bakmıyor, hanımı mahvolmuş, perişan. Anladınız değil mi soru sahibine sorduğunu? Böyle bir hanıma zekat verilir mi diyor? Evet, bu zekatta kişi müstakil değerlendirildiğinden dolayı böyle bir hanımefendiye zekat verilebilmektedir.
Fakir birisini evimde otursam zekattan düşebilir miyim? Düşebilir miyim? Düşemezsin, çünkü zekatta temlik şartı vardır.
Ticari ortaklıklarda zekat nasıl olur? Şöyle olur, senin o ticaretteki veyahut o dükkandaki ya da o kuruluştaki hissene göre sana zekat düşmeye de bilir. Çünkü nisap miktarının altında kalabilirsin. Başka birisine de zekat düşebilir. Yani şirkete değil, yine kişiye bakılmaktadır. Evet.
Bireysel emekliliğin zekatı var mıdır? Şimdi bireysel emekliliği bir fon ödeniyor. O yüzden sormuş soru sahibi. Öncelikle bireysel emeklilikten çıkılması önerilmektedir. Devamında da kişi çıkmasa bile orada biriken parasının zekatı vardır.
Kendi çalışanıma zekat verebilir miyim? Evet, verebilirsin ama bir iki şartı var. Bir, minnet altında bırakmayacaksın. İki, daha yüksek iş performansı beklemeyeceksin. Yani o vereceğin zekat sadece Allah'ın rızası için olacak, başka bir hesap kitap o araya girmeyecek.
Çek ve senetle zekat ödemesi yapılabilir mi? El cevap evet, yapılabilir. Ama şu inceyi tekrar vereyim, çeki kişiye verdiğin an o kişiye zekatını ödemiş olmuyorsun. O kişi çeki ya da seneti tahsil ettiğinde, yani parayı temlik ettiğinde zekatın ödenmiş olacaktır. Böyle bir ince fark vardır. Ne demek bu? Çeki verdin, patladı, sende zekat patladı demek. O yüzden söylüyorum.
Bir de ufak borç meselesine değineyim. Karz-ı hasen duymuş muydunuz daha önce? Ne demek? Güzel borç demektir. Ayette şöyle geçiyor: "Kim Allah'a güzel bir borç verirse, Allah da bunu kat kat fazlası ile öder. Daraltan da genişleten de Allah'tır ve ona döndürüleceksiniz," diye geçiyor. Soru şu; zekatlarımızla karz-ı hasen fonu oluşturabilir miyiz? Yani zekatlarımızda bir fon oluşturacağız, insanlar faize düşmeden oradan borç alacaklar. Yapabilir miyiz? El cevap yapamayız. Çünkü zekatta ne vardı? Temlik şartı vardı. Karz-ı hasen çok muazzam bir müessese. Biz Sakarya'da bazı iş adamlarıyla görüştük, böyle bir uygulama da yapıyorlar. İnsanlar faize düşmesin diye. Muazzam bir uygulama ama bu zekattan düşmemektedir.
Borçlunun borcunu zekatta kapatabilir misin? Evet, ama alacağını düşünürsen alacağın içindeki zekatı ödemezsin o kadar.
Yeni başlık: Derneklere zekat. Şimdi az önce ayette "fi sebilillah" kavramı geçiyordu ya, hani Allah yolunda olanlara zekat diye. İşte bu kavram farklı şekilde yorumlanmış. Ben bugün 3 farklı yorumunu söyleyeceğim ki bu derneklere zekat meselesi tam anlaşılabilsin diye.
Bir grup: Cami, medrese, köprü, yol, su, dernek için zekat verilmez diyor. Kişiye verilir, temlik edilir diyor.
İkinci bir grup: Aynı cümleyi söylüyor fakat şunu ekliyor: Osmanlı alimi Şeyhizade şöyle der buyuruyor: Bir yerde cami yapılacak, zenginler buna yardımı zekat olarak vermek istiyor, ama az önce ne dedik? Birinci görüşe göre camiye zekat olmaz dedik. İhtiyaç sahibi ve şuurlu birisine zekat verilir, aidiyet o kişiye geçmiş olur, o kişi hür iradesiyle aldığı zekatı camiye verebilir. Zekatı veren ve alan bu caminin sevabına ortak olur, buyuruyor. Yani birinci görüş olmaz diyor, ikinci görüş olabilir ama bu şekilde olabilir diyor.
Bir de üçüncü görüş var. Üçüncü görüşte de özellikle Osmanlı'dan sonra tahrif edilmiş dernek, vakıf, medrese gibi kültürler İslam'ın temelleri olduğundan asıl buraların ihya edilmesi lazım, asıl buralara zekat verilmesi lazım diyor. Onunla ilgili de birkaç yorum okuyayım: Fahrettin Razi Tefsir-ül Kebir'inde şöyle buyuruyor: "Fi sebilillah" tabiri, direkt o ayeti tefsir ediyor. Yani "fi sebilillah" kavramı sadece gazilere mahsus değildir. Az önce ayeti okurken hatırlarsanız şunu demiştim: "Cihat eden mücahitler içindir," demiştim. İşte onu yorumluyor. "Fi sebilillah" kavramı sadece mücahitlere mahsus, gazilere mahsus değildir. Zekat bütün hayır yollarına verilir. Ölülerin teçhiz ve kefenlenmesine, kalelerin yapılması ve cami inşaatı bunlara girmektedir," buyuruyor. Elmalılı Hamdi Yazır merhum da aynı görüşü aktarıyor ve "Zekat doğrudan hayır kurumlarına verilebilir," buyuruyor. O kurumun yöneticileri de kurumun uygun olan ihtiyaçlarına harcayabilir, buyuruyor. Özellikle Üstad Hazretleri Osmanlı'dan sonra İslam'ın özü ve özünü anlatan kurumlar çok tahrip olduğundan dolayı onun yeniden canlanması, hayatlanması için zekatı büyük bir çeşmeye benzetiyor ve şöyle söylüyor: "Şu cümlelere lütfen dikkat edin. Büyük bir çeşme var." Kasıt ne? Buradan zekat çeşmesi. "Şimdiye kadar yanlış yerlere kullanılarak verimsiz topraklara akıtılıp bazı dilenci ve acizenin gelişip yeşermesine sebep oldu. Bu çeşmeye güzel bir kanal yapınız, İslami hizmetlerinizle şu havuza dökünüz, sonra da kemalat bostanınıza su veriniz. Bu hiç tükenmez ve bitmez bir kaynaktır," buyurmaktadır.
Yeni başlık: Zekat ve Namaz. Dinde namazdan sonraki en önemli müesseselerden birisi: Zekât. Zekâtla ilgili bahsedilen ayetler 30 farklı surede geçiyor. Bunun 27'si zekat ve namaz yan yana geçiyor. Birini okuyayım. Bakara 110: "Namazı kılın, zekatı verin." Bakın görüyor musunuz, namazla zekatı ayet ayırmıyor. "Önceden kendiniz için ne hayır yaparsanız onu Allah katında bulursunuz. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı eksiksiz görür." Kur'an'da namaz ve zekat hep birlikte zikrediliyor. Hadislerde de böyle. Seleften halefe tahammül de bu şekilde. Yani zekatla namazı hiçbir zaman ayırmamışlar. Namazda ruhu ebedileşmesini anlatmışlar, zekatla da malın ebedileşmesini anlatmışlar. Yani zekatı malını vererek Allah'a yaklaşmanın bir yolu olarak sürekli zikretmişler. Bir hadiste şöyle geçiyor: "Namazla zekatı birleştirinceye kadar zekat vermeyen bir adamın namazını Allah kabul etmez." Bu kadar yakın yani zekat ve namaz. "Şüphesiz ki Allah namaz ve zekatı birleştirmiştir, artık siz onların arasını ayırmayın." Evet. Allah Allah! Zekatın yerini İbni Ömer şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber (a.s.) "Biz insanlar Allah'tan başka ilahın olmadığına, Muhammed'in de Allah'ın elçisi olduğuna şehadet edinceye, namaz kılıncaya, zekat verinceye kadar onlarla savaş etmekle emrolundum." Efendimiz (a.s.) diyor bak, namaz kılıncaya, zekat verinceye kadar savaş. Bunları yaptılar mı? "Kanlarını, mallarını bana karşı korumuş olurlar, İslam'ın hakkı hariç. Artık samimi olup olmadıklarına dair durumları Allah'a kalmıştır," diyor. Allah Allah! Yani zekat verilmemeyi fakirin parası çalınmış, hukukuna tecavüz edilmiş gibi gördüğünden, İslam zekat vermemeyi aslında savaşla karşılık veriyor. Bunu örnek var mı? Evet, örnek var. Efendimiz vefatından sonra birçok yerde şöyle haber geldi: "Tamam, biz namaz kılalım ama artık zekat vermek istemiyoruz," diye haber geldi. Efendimiz (a.s.) vefatından hemen sonra. Beni Hanife, Yemame, Necid, Kufe. Bunların hiçbirisi zekat vermek istemedi. Hazreti Ömer başta Hz. Ebubekir'e: "Tamam, namazlarını kılsınlar, zekat vermesinler," dese de buna Hz. Ebubekir cevap vermedi. Önce atını çağırdı, atına bindi, sonra cevap verdi ve şunu söyledi: "Efendimiz döneminde keçinin boynuzundaki bir ip veriliyorsa ve şu an buna karşı bir kıyan varsa, bu ip için bile cihat ilan ederim," dedi. Hassasiyete bak! Hz. Ömer bu işten dönüş olmadığını anladı ve halife Ebu Bekir'e tâbi oldu. Ondan sonra birçok yere cihat ilan edildi ve daha sonra anladılar. 20 yıl içerisinde Pers gibi, Bizans gibi koskocaman imparatorluklar İslam'ın kapı kulu olunca, Hz. Ebubekir'in zekat için neden cihat ettiği o gün anlaşıldı. Roma önlerine kadar uzanan imparatorluk, yani Bizans, koca Bizans İslam'ın kapı kulu olmuştu, haraç ve cizreye bağlanmıştı. İran'ın ateşgedeleri artık İslam'ın emri altına girmişti. Bunlar ne ile oldu? Zekat ödemeyenlere karşı Hazreti Ebu Bekir'in bunu asla kabul etmemesi neticesinde oldu. Yani İslam'da namaz ve zekatın yeri bu kadar elzemdir. Hz. Ebubekir, "Biz zekatımızı ödemiyoruz," diyenlere savaş ilan etmiştir.
Yeni başlık: Zekatı vermemek. (Parantez içinde Kenz.) Tövbe 34'te şöyle geçiyor: "Altın ve gümüş biriktirip Allah yolunda harcamayanları elem veren bir azapla müjdele." Şimdi bunları biriktirmeye kenz deniyor. Kenz şu demek: Hz. Ömer öyle ifade ediyor, "Biriktirip zekatı verilmeyen maldır," buyuruyor. Kenz kelimesi için ve kişi malını Allah'tan daha çok sevdiği, daha çok ön planda tuttuğu içinde onunla cezalandırılacak. Yani mal ona basılmış bir azap olarak geri dönecek. Ebu Hureyre efendimiz Allah Resulü (a.s.)'dan bir hadis naklediyor şöyle diyor: "Altın ve gümüşü bulunup da onun zekatını vermeyen kimse için, kıyamet..."
Gününde ateşten levhalar hazırlanır ve zekatını vermedikleri o altınla gümüş üzerinde kızartılıp onun yanı alnı ve arkası dağlanır. Bu levhalar soğudukça miktarı 50 bin sene olan bir günde tekrar kızdırılarak iade edilir. Devam ediyor azap kullar arasındaki mahkeme bitinceye dek bu böyle devam eder, sonra ya cennete gider ya cehenneme.
Yani bahsedilen bir kafir değil, nedir? Günahkar bir Müslüman bahsediliyor. O yüzden az önce söylediğimi tekrar edeyim. Yani herkese ayrı bir şekilde zekat düşmektedir. Bir hanım ziynet eşyasını hesaplamak zorundadır. Fabrikada para kazanan birisi bizim babamız zaten ödüyor değil, kendi gelirini hesaplamak zorundadır. Bir ortaklıkta kişi hissesine göre kendi gelirini hesaplamak zorundadır.
Evet, Hz. Ali'den şöyle nakledilmiştir: "Altın ve gümüşü biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanlar var ya, işte onları pek acıklı bir azapla müjdele." Ayeti kerimesi indiğinde Hz. Peygamber üç kere "Altın helak olsun, gümüş helak olsun" buyurdu. Bu sahabe-i kiram'a ağır geldi. Onlar: "Hangi malı edinelim?" diye konuştular. Hazreti Ömer: "Ben bunu sizin için öğreneceğim" deyip, "Ey Allah'ın elçisi, muhakkak senin ashabına bu ağır geldi de hangi malı edinelim diye soruyorlar" dedi. Efendimiz Aleyhisselam şu cevabı verdi: "Zikredilen bir dil, şükredilen bir kalp ve dini üzere sizden birine yardım eden bir eş. İşte edinilecek olan mal bu üçüdür" buyurdu.
Ebu Hureyre naklediyor, Buhari'de geçen bir hadis. Allah Teala kime mal verir de o kişi zekatını ödemezse, kıyamet günü zekatı verilmeyen mal sahibi için çok zehirli bir yılan suretine çevrilir. Bu yılanın iki gözü üstünde iki nokta vardı.r Bu azgın yılan kıyamet gününde mal sahibinin boynuna gerdanlık yapılır. Sonra yılan ağzıyla sahibinin çenesini iki taraftan yakalar ve sonra der ki: "Ben senin malınım, zekatını vermediğin malınım" der, azaba başlanır. Mal bizzat Allah'ın ya, biz piyonuz yani zımnen bizim. O yüzden Kur'an'ın hakikatlerini anlayıp ne şekilde kullanmamızı istediğini anlamak zorundayız. Bizzat Allah'ın olduğundan azabı da bu kadar çetin.
Ebuzer Hazretleri der ki: Resulullah Aleyhisselam'a geldim, Kabe'nin gölgesinde oturuyordu. Beni görünce bana dönerek "Kabe'nin Rabbinin hakkı için onlar zararda olan kimselerdir" buyurdu. Kendi kendime "Eyvah, benimle ilgili bir şey mi indirildi?" diyerek, "Anam babam sana feda olsun, kimdir onlar Ya Resulallah?" dedim. O da şöyle buyurdu: "Malı çok olanlar, ancak, mallarını hayırlara ve iyiliklere sağındaki ve solundaki muhtaç ve fakirlere verenler müstesna." Ve sonra şöyle devam etti: "Canım kudret elinde olan Allah'a yemin olsun ki deve ve sığırlarının zekatını vermeyen bir kimse kıyamet günü getirilir de, o hayvanlar daha bakımlı ve semiz olarak o kişiyi ayaklarıyla çiğnerler ve boynuzlarıyla toslarlar. Sığır ve develer bir sefer o kimsenin üzerinden geçtiler mi, yeni baştan tekrar çiğnemeye ve toslamaya başlarlar. Devam ediyor sürekli. Bu böylece insanların hesabı görülünceye kadar devam eder gider." Buyuruyor.
Yeni başlık: Zekat vermek için faildirler. Az önceki ayette zikrettim. "Vellezîne hum liz zekâti fâilûn" yani onlar zekat vermek için faildirler. Bugünkü meselenin bence ana konusu olarak bu ayeti levha yapmak lazım. Çünkü biri dükkan açıyorsa, daha çok mücadele ediyorsa, yani bizim de o kadar iş güç var, işte bunlara vakit ayırıyoruz diyorsa, buradaki asıl amacı ne olması lazım? Zekatını vermek olması lazım. Yani bu kişiler nasıl etsek de zekat versek diye, mürde gönüllere nasıl hayat üflesek, diye mücadele eden kişiler olması lazım.
Bir iki tane ayet zikretmem gerekiyor burada. Birisi Nisa 95'te geçiyor: "Müminlerden özür sahibi olanlar dışında, oturup kalanlar malları ve canlarıyla Allah yolunda cihat etmekte olanlara eşit olamazlar." Yani evde oturanlarla malı ve canıyla Allah için mücadele edenler eşit olamazlar. "Allah malları ve canlarıyla cihat edenleri derece bakından onlardan üstün kılmıştır." Yani bu dünyada bakıyorsun "Aa, adam malından verdi, a canından verdi" diyorsun ama perde açıldığında ahirette onlar çok daha üstün bir yere gidecektir. Yani az önce dediğimizde tekrar gidelim, kişi ne yapıyorsa yine kendisi için yapıyor, bence bu mantığı iyi anlamamız gerekmektedir. Gerçi Allah bütün müminlere o güzel geleceği vadetmiştir ama mücahitleri yani çok büyük bir karşılıkla oturanlardan üstün kılmıştır.
Hadid suresi 10'da şöyle geçiyor: "Göklerin ve yerin tamamı zaten Allah'a ait olduğu halde ne diye hala Allah yolunda harcama yapmıyorsunuz? İçinizden fetihten önce harcayan ve savaşanlar ötekilerle bir değildir, onların derecesi daha sonra harcayan ve savaşanlardan üstündür." Şunu diyor yani neden ilk olmuyorsun? Neden ilk başlatan sen olmuyorsun? Niye böyle diyor? Çünkü İslam'da "Essebebü Ke'l fâil" diye bir sır var. Ne demek? Sebep olan yapan gibidir. Biz bugün sahabeye neden yetişemiyoruz? Çünkü İslam'ın bütün güzelliklerine ilk onlar sebep olduğundan dolayı biz ne yapsak onlara sevap gitmektedir. Ayette onu diyor. Neden ilk başlatan sen olmuyorsun? Neden başkalarına yetişmekte ilk baştan önce olan sen olmuyorsun? "Bununla birlikte Allah her birine en güzel olanı vaat etmiştir, Allah yaptıklarınızdan tamamen haberdardır." İlk olmayı anlatan bir ayet.
İlk olmak deyince akla Hz. Ebubekir geliyor. Öyle bir ilk oldu ki, Efendimiz aleyhisselatü vesselam infak istediğinde malının tamamını infak etti. Gün geldi Tebük seferi oldu. Hz. Osman zorluk seferi denilen o seferde 30 bin kişilik ordunun on binini bizzat kendisi giydirdi, kendisi doyurdu. Aynı gün Hz. Ömer "Bugün Hz. Ebubekir'e yetişeceğim" dedi, malının yarısını infak etti. İnfak etmek, İslam'ı iyi anlayan ve tanıyan gönüllerin olmazsa olmaz bir özelliğidir.
Yine onlardan birisini konuşalım. Zeynep Bint Cahş. Kimdi bu hanımefendi? Bizim annemiz. Yani Allah Resulü aleyhisselatü vesselam'ın zevcesi. Bir gün aleyhisselatü vesselam "Sizin en hayırlınız kolu en uzun olanıdır" buyuruyor. O zamanlar Ayşe annemiz diyor ki: "Biz aramızdan baktık, kolu en uzun olan Sevde idi" diyor. Daha sonra Zeynep vefat edince Medine'de birçokları gelip, "Yav Zeynep bize yardım ediyordu, nerede şimdi?" diye sorunca anladık ki, kolu uzun olandan kasıt en çok infak edendi" buyuruyor. Peygamber hanesine en yakın olanlar elinde avucunda ne varsa infak ederlerdir.
Bir mümin "Ben geniş imkanlara sahip olunca veririm" dememesi lazım. Sadaka veren "Verdim" zannediyor, malının kırkta birini veren "Verdim" zannediyor. Asıl vermek ne gibi olacak biliyor musunuz? Ebu Akil gibi olması lazım. Ebu Akil Medineli ensardan bir sahabe Efendimiz. Kendisi gün boyu çalışıyor, gün boyu elde ettiği iki sağa hurma. Bir sağa iki buçuk kilo ediyor, yani toplam 5 kilo hurma. Onun bir sağasını evinde ekmek su bekleyen gariban hanımına çocuğuna götürürken, kalan bir sağasını da sürekli Efendimiz aleyhisselatü vesselam'a infak olarak veriyor. Hatta o dönem Medine münafıkları Ebu Akil ile çok dalga geçiyor, "Allah senin bu verdiğinle mi ihya olacak?" diye. Yani Allah bu verdiğine mi muhtaç diye. O dönem vermek istemeyen ve veremeyen münafıklar Ebu Akil'in verdiği ile çok dalga geçiyorlar. Ebu Akil'in aslında asıl derdi canını Allah yolunda verebilmek.
Gün oluyor Bedir yaşanıyor. Bedir'de elini açıyor "Ya Rabbi, şehadet nasip et" diyor, nasip olmuyor, gazilik oluyor. Gün oluyor Uhud oluyor, aynı dua yı ediyor, nasip olmuyor. Gün oluyor Yemame yaşanıyor. Yemameyi hatırlar mısınız? Müseyleme denilen peygamberlik iddiasında bulunan bir sahtekarın 20.000 kişilik ordu topladığı bir savaştır ve Müslümanlardan 2000'i o gün şehit olmuştur. O gün Ebu Akil o kadar büyük bir yara alıyor ki, onu çadıra taşıyorlar, üstüne de bir örtü örtüyorlar, "Ha öldü, ha ölecek" diyorlar. O esnada birisi dışarıdan "Ey Ensar, neredesiniz, yetişin!" diye çığlık atınca, Ebu Akil ayağa kalkıyor. "Nereye gidiyorsun ya Ebu Akil?" diyorlar ve Ebu Akil diyor ki: "Duymuyor musun, Ensar diyorlar, beni çağırıyor diyorlar." Eline kılıcı alıp yine cihata giriyor. Elinde kılıcı cihat ederken vücudunda bir ağırlık hissediyor. Meğer yara aldığı yer kolu, kolunu bir ufak et parçası tutuyor, üstüne basıyor onu da koparıyor, "Ben bu şekilde daha rahat cihat ederim" diyor. Şehit olmasına ramak kala, sorduğu ne biliyor musunuz? "Allah Allah, limeni debre yani söylesene kim üstün?" diyor ve ona Müslümanlar "Elhamdülillah üstündür" denilince, huzur içinde şehit oluyor.
Şimdi Ebu Akil cüzdanını çıkarması gereken yerde onu çıkarıyor, canını çıkarması gereken yerde de onu çıkarıyor. Zaten zamanında cüzdanını çıkarabildiği için, daha sonra da canını Allah yolunda vermek nasip oluyor. Ne demek istiyorsun? Şunu demek istiyorum: Ebu Akil'in lakabı şudur: Sahibus sağa. Sağa ne idi? Hani o iki buçuk kiloluk ölçü birimi. Sahibus sağa onun sahibi demek oluyor. Ulemanın görüşü şudur: Ebu Akil o gün iki sağ hurmanın birini verebildiği için, Allah yolunda canını verebilmek nasip oldu, demişlerdir. Yani cimri birisine Allah yolunda canını vermek nasip olmaz.
Şimdi anlattığım sahne çok inanılmaz bir sahne. Ebu Akil efendimiz kolunu bile üstüne basıp koparıyor, ama şurayı tekrar hatırlatayım. Bu perde, dünya perdesi, yırtılıp ahirete geçildiğinde görülecek ki en mutlu olan, en ahiret serveti yüksek olan kişi Ebu Akil olacaktır. Yani kişi böyle bir durumda yine ne yapıyorsa, kendisine yapıyor. Bunları unutmamak lazım. Yoksa niye bunları zikrediyorum? Haşa, biri Allah için bir şey yapınca zaten "Yaptım" zannediyor kendisini, bir de "Acaba ben keriz miyim, neden fazla fazla yapıyorum?" diye, böyle olmaz bir mülahazaya giriyor. Hayır, keriz değilsin. Ne yapıyorsan kendi ahiret için şey yapıyorsun.
Evet, verme ile ilgili bir mesele daha anlatayım. Ebû Hureyre efendimiz biliyorsunuz, durumu çok yok. Efendimiz aleyhisselatü vesselam'ın yanında ayrılmadan bulunduğu dönemlerde durumu yok. Diyor ki: "Bir gün Ramazan-ı Şerif'te açtım, bu durumu da Efendimiz aleyhisselatü vesselam'a açtım" diyor. Efendimiz aleyhisselam da "Yok mu misafirimi doyuracak biri?" deyince, Ümmü Süleym'in eşi, yani Enes bin Malik'in annesi Ümmü Süleym'in eşi, Ebu Talha çıkıyor, "Ben varım ya Resulallah" diyor. Ebu Talha, Efendimiz aleyhisselam'ın misafirini alıp eve götürüyor. Ama Ebu Talha çok varlıklı birisi. Zamanında İslam'ın verilecek dönemine denk gelince "Vere vere elimde bir şey kalmadı" diyor. Medine'nin en bereketli toprağını veriyor, hem de içinde su kuyusu olan, hem de Mescid-i Nebevi'ye en yakın olan. Vere vere o Ebu Talha'nın elinde hiçbir şey kalmamış, ama Allah Resulü aleyhisselatü vesselam'ın misafirini alıp evine götürüyor yemek yedirmek için. Yalnız evde bir kişilik çorba var, başka bir şey yok. Ebu Talha'nın evinde ne yapıyor biliyor musunuz? Diyor ki: "Hanım diyor, sen şimdi çocukları yatır" diyor. Cümleyi anladınız mı? Çocuklara yedirme diyor yani. Bugün kim çocuğuna kıyabilir, bir misafir için? Mümkün değil, dimi. "Sen çocukları yatır diyor, çorbayı masaya indir diyor, o arada mumu söndürürüz diyor. Biz diyor çorba kasesine kaşığı vurup vurup çıkarırız ki misafirimiz Ebu Hureyre çorbayı içsin, doysun" diyor. Yani biz vurup vurup çorba içmeden çıkarız diyor.
Sabah oluyor, sabah namazı için Ebu Hureyre ve Ebu Talha Allah Resulü aleyhisselatü ve aleyhisselam'ın arkasında. Efendimiz aleyhisselam birden tebessüm ederek dönüyor ve diyor ki: "Ne ettiniz ki bugün gökleri memnun ettiniz, ne ettiniz ki bugün sema dile geldi?" diyor. Sema dile gelip ne söylüyor biliyor musunuz? Haşr Suresi 9. ayeti kerime: "Onlar kardeşlerinin nefislerini kendi nefislerine tercih ederler." Bu ayetin inmesine sebep olan bir verme kahramanı, bize ne ölçüde verileceğini ayan beyan gösteriyor. Yaa. Ancak böyle bir nesil yetiştirebiliriz. Yani bu bayrağı omuzlayanlar bu şekilde vermeye alışkın olması lazım, yoksa dışarıda kokain içen bitmeyecektir. Bu vatanda yetişip bu vatana Allah muhafaza düşman olan bitmeyecektir. Çocuklukta camide büyüyüp, üniversiteye gittiğinde, özür diliyorum, Kur'an'ı top yapıp vurmaya çalışan bitmeyecektir. Böyle bu adamlar biz ulaşmadığımızdan dolayı sahipsiz kalırsa eğer, bunlardan da başka bir şey beklenmeyecektir. Merhum Akif şöyle diyor: "Sahipsiz olan vatanın batması haktır, sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır." Zekatın o topluluklara, o nesillere sahip çıkmak için böyle büyük bir önemi vardır.
Bazıları bu zekatı kaçırıyor, o kurnazlık yaptığını zannediyor ya. Allah muhafaza, bu vatana bir miktar zarar gelse, sermayeye bir miktar zarar gelse, bu vatanın içerisinde birazcık anarşilik olsa, Allah muhafaza, senin servetinde zarar görünce illa o gün mü anlayacaksın? Hayır. Zekat bu meselelerin her birisini kökten sökecek, hiç bir insanın hiçbir ekonomistin aklına gelemeyecek kalitede en büyük İslam'ın şartı olan bir meseledir. İfade edebiliyorum değil mi? Ya, evet.
Bir gün Efendimiz aleyhisselatü vesselam, Bilal bin Rebah'ın yanına varıyor. Bilal efendimizin biliyorsunuz zaten kölelikten azat durumu yok yani. Bakıyor ki böyle birazcık hurma var köşede, "Ey Bilal, bunlar nedir?" diyor. Bilal efendimiz diyor ki: "Ya Resulullah, sen gelirsin diye koymuştum köşeye" diyor, hurmayı, "sana ikram etmek için." Ne diyor biliyor musunuz? "Enfik ya Bilal, infak et ya Bilal. Arş'ın sahibinin seni fakir bırakacağından korkma" diyor. Şeytan çok geliyor değil mi burada? "Verme ya, fakir kalırsan?" Arş'ın sahibinin seni fakir bırakacağından korkma diyor. Bilal efendimize bunu söylüyor.
Biz müşteriyi baz alıyoruz, dükkanı baz alıyoruz, gelen gideni baz alıyoruz, faizi baz alıyoruz, bankayı baz alıyoruz, bunlar arasında bir tek Allah'ı hesaba katmıyoruz. Sakın korkmayın, sakın, zekat, infak, sadaka bunlar asla ve kat'a malı azaltmayacaktır, ama ufacık olan mala bile çok büyük bereketler katacaktır. Yani eve gittiğinizde çocuğunuzu sevdiğinizde daha büyük zevk alacaksınız, bir kuru ekmek yediğinizde daha büyük lezzet alacaksınız, en büyüğü ahiret için ne yapıyorsanız kendinize yapmış olacaksınız. Sakın fakirlikten korkmayın.
Evet, çok ufak bir iki cümle edip bitiriyorum. Cömertlik insanın Allah'ın Cevvad ismiyle rezonans bulması halidir. Cimrilik de Allah'a güvenmemek demektir. "Ya fakir kalırsam, ya Allah bana bir daha vermezse" demek, o da cimriliktir. Bununla ilgili bir hadis şöyle demektedir: "Her sabah gökten iki melek iner, birisi Allah'ım, infak edene daha fazla ver diye dua eder, diğeri Allah'ın malını paylaşmayanın malını telef et diye dua eder." Cimrilik ve cömertlik ile ilgili başka bir ders yapacağımdan bu gün az gireceğim ama ne meseleler var inanamazsınız.
Bir gün birisi bir Şeyh'e şöyle söyler: "Ya Şeyh, zekat kaçta kaçtır?" O da cevap verir: "Size göre mi, bize göre mi?" "Hiç Allah'ın emrinde size göre bize göre olur mu?" der. O da cevap verir: "Olur tabi. Size göre 40'ta birini vermek, biz Ebu Bekir meşrepliler içinse bize göre hepsini vermektir" der. Yani çok rakamsal mesele konuştuk, çok sınırlar konuştuk, ama Allah gönlümüzü Mekki ahlaklı etsin ve verirken hesap ettirmesin diyelim ve bugünkü dersi bitirelim. "Sübhaneke la ilmelena illa ma allemtena inneke entel alimul hakîm."