Transcription
Bugün 1 Ocak 2026 Perşembe. İyi seneler dileğiyle başlamak istiyorum.
Değerli dostlar, Milli Savunma Bakanlığımız dün süre doldu diyerek şu açıklamayı yaptı: YPG SDG adım atmıyor. Suriye'nin bütünlüğüne zarar veriyor. Suriye hükümeti birlik ve bütünlük için inisiyatif alırsa Türkiye destek olacak.
SEDGe'ye verilen sürenin bittiği son gün yapılan bu açıklama açık bir uyarı. Hiçbir şey yapılmayacak, hiçbir adım atılmayacaksa böyle bir açıklama yapılmazdı. Aksi takdirde itibar aşınması olur. Daha sonra yapılacak açıklamaları değersiz kılar, değersiz hale getirir ki onu Savunma Bakanlığımız da bilir.
Mesajdan anlaşılan Sedege'ye karşı yapılacak operasyonda Türk ordusunun fiili olarak yer almayacağı, destek olacağı şeklinde. Destekten kastedilen de elbette silah ve mühimmat. Suriye merkezi hükümeti ordusunun silahı yok. Hatırlayın. Beşar Esnat döneminden kalan silahları İsrail ordusu günlerce bombaladı, imha etti. Bu itibarla hafif ve ağır silahların tamamını Türkiye sağlayacak.
Harekat olayında son kararı verecek olan da elbette Amerika. Beyazsaray hayır derse harekat olmaz. Hiçbir şey olmaz. Kulislerde göre ABD bir iki ilçe yapılacak sınırlı bir gösteri harekatına ses çıkarmayabilirmiş.
İsrail'in an itibarıyla tavrıysa belirsiz. Zira Netenyahu Amerika'da ve konuyu Trump ile konuştu. İsrail birkaç gün önce SEDG'ye operasyon yapılırsa uçaklarımızı gönderir, bombalarız diye tehdit salmıştı. Özetle kesin olmamakla beraber sınırlı küçük bir operasyon ihtimal dahilinde. ZDG son anda geri adım atıp şartları kabul eder mi derseniz o da mümkün. Lakin öyle olsa bile bu gönüllü ve kalıcı olmayacak. Göz boyama şeklinde olacak. Muhtemeldir olacak olan da bu. Fakat fiiliyatta hiçbir şeyi değiştirmeyecek.
Bu itibarla Suriye'de tek devlet artık mümkün değil. Klasik ifadeyle macun tüpten çıktı. Tekrar geriye girmez. Nitekim Nusayriler de sokağa çıktılar. Onlar da ayrılmak istiyorlar ki dürsiler zaten İsrail'e katılmaya yeşil ışık yakmışlardı.
Konuyla alakalı olarak dün mesaj yayınlayan Abdullah Öcalan'sa Sedege'ye arka çıktı. Türkiye'yi tehdit etti. Yapıcı olunmazsa iç barış tehlikeye girer." dedi. Evet. Apo YPG SDG'ye silah bırakma çağrısını yapma yerine Türkiye'yi yönetenlere ayar verdi. Suriye için yeni bir model talep etti. Federasyonu çağrıştıran ifadeler kullandı. Etnisite ile mezhep kışkırtıcılığı yaptı. Eşerayı zaten önemsemiyor. Onu bağasın bir sakallı versiyonu olarak görüyor. Kısaca Özalan'ın kafasında üniter Suriye yok. YPG SDG'yi de yeni PKK olarak görüyor. Israrla istenmesine, ısrarla talep edilmesine rağmen aylar geçti, SEDGe'ye silah bırak. demiyor. Mesaj da vermiyor.
Bütün bunlar Suriye'nin ama yakında ama orta vadede mutlaka ama mutlaka bölüneceğini gösteriyor. Gerçeklik bu iken AKP iktidarı hala bölünmeme ve eşara üzerinden oyun kurmaya çalışıyor. Ya o iş bitti. Suriye'nin yeni sahibi artıp maalesef PKK ile İsrail geçmişten ola. Bu tabloyu hazırlayan da elbette Beşar Esad'ı katil diyerek alşağı eden, iktidardan indiren, süpüren AKP sırf ümmetçilik, sırf Sunnicilik ve yeni Osmanlıcılık ve de Amerika'ya yaranma adına hiç olmayan bir belayı yoktan var ettiler. Türkiye'nin başına sardılar.
Evet, ülkemiz büyük acılar çekti. 2025'i geride bırakıp 2026'ya girerken daha büyük acı ve tehditlerle karşı karşıya. Bu tehditlere ilave başka sıkıntılar, başka problemler de var. Mesela kamuoyu göz ardı etti. Amerika Birleşik Devletleri Ankara Büyükelçiliği Türkiye'deki vatandaşlarını depreme karşı uyardı. Yapılması gerekenleri sıraladı. Hayır hayır bu rutin bir uygulama değil. Paks Amerika'a kurumsal bir devlet ve kurumlarından aldığı bilgilerle hareket eder. Elçiliğe Amerika Birleşik Devletleri Jeoloji Araştırmalar Merkezinden bilgi gelmiş. O bilgi ekseninde hareket edilmiş. Özellikle İstanbul ve Marmara bölgesinde her an deprem bekleniyormuş. Panik olunmasın, Türkiye panikten zarar görmesin diye uyarı alt perdelerden yapılmış. Fakat maalesef böyle bir beklenti, böyle bir bilgi var.
Tablo buyken iktidarın değil aylar, yıllardır deprem diye bir derdi yok. Olmadı. Olsaydı CHP'li denilerek operasyonlar yapılıp belediyeler stop ettirilmez, depreme hazırlıklar yapılırdı. İktidarın derdi ve önceliği dün Ankara'da olduğu gibi yılbaşı kutlaması yapan ilkokul çocuklarına yasak getirmek gibi boş işler. Evet. Başkentteki okullarda değerlerimize aykırı denilerek iyi yıllar, iyi seneler demek bile yasaklandı. Osmanlı'nın yıkılmasına sebep olan bu kafa, bu anlayış bugünün Türkiye'sinde de egemendir. Bu sebeple sürekli olarak sorunumuz yönetenlerdir. Yönetilememektir, alternatif yaratamamaktır. Dedim diyorum.
Yeni il demişken kabus olan 2025'in en kötü olayı ne idi diye sorarsanız yargının siyasallaştırılıp adaletin tedavülden kaldırılmasıydı. Türkiye bütün dünya nezdinde maalesef suç ve karap para ülkesi olarak tescillendi. Buna karşın adalet kurumlarımız yere serildi.
Dünyada yılması nedir derseniz Trump gibi bir manyağın seçilmesi ve bütün dünya dengelerini alt üst etmesidir. Bırakın başka ülkelere olumsuz etkilerini. Trump geldi geleli Amerika'da bile mutsuzluk bir yıl öncesinde %11 iken bugün %24. Trump'ın seçilmesinden karlı çıkan nadir kesimlerden biri de AKP iktidarı. Öyle zira Trump gelmeseydi iktidar Ekrem İmamoğlu'na yaptığı operasyonları yapamayacak. Bugünden seçime havlu atmış olacaktı. Otoriter Trump'la varıl olan kişisel mutabakatlarla bir dönem daha iktidarda kalma ve de siyaseti dizayn adına Türk siyaseti altüst edildi. Trump'a ilave olarak zalimlik bağlamında Netanyahu'yu da ilave etmek lazım. İsrail Başbakanı son bir yılda yaptıklarıyla 2000'lerin yeni Hitleri olarak tarihe geçeceğini kesinleştirmiştir.
Değerli izleyenlerim, gündemdeki diğer konulara gelirsek Cumhuriyet Halk Partili Buca Belediye Başkanı Görkem Duman hedefte. Neden niçin derseniz Buca belediye çalışanlarının maaşlarını alamazken Puket anasında sevgilisiyle alem yapıyor olmasından. Evet yıl sonundayız. Mevsim kış kimi ısınmak için gaz alacak kimi yılbaşı akşamına mütevazi olsa da sofra kuracak lakin maaş yok. Peki böyle bir durumda sorumlu bir belediye başkanı ne yapar? Ne yapmalı? Bu parayı mutlaka ama mutlaka bir yerden temin etmeli ya da en azından bunun için yırtılmalı, çırpılmalı. Görkem Efendi ise bunu yapma yerine Bukette Aganigi Naganigi yaptı onunla meşgul ki fotoğrafları sevgilisiyle paylaştı. Soruyorum bu mudur siyaset? Bu mudur vizyon? Bu mudur belediyecilik bu mudur hizmet?
Bakın tam 24 yıldır aralıksız olarak AKP iktidarını en sert eleştiren gazetecilerden biriyim ve bu bağlamda çok bedel ödedim. Neden derseniz hayır AKP ile kan davam ya da tarla miras paylaşımım yok. Yaptıklarını eleştirmemden, ülkeye zarar vermesinden. Dolayısıyla yanlışlığı kim yaparsa yapsın itiraz ederim karşı çıkarım. Buradan harekette bu yapılan da sorumsuzluktur, utanmazlıktır. Cumhuriyet Halk Partili 10 küsur belediye başkanı hapisteyken, milyonlarca insan açlık sınırındayken Bukette alem yapmak ne demektir Allah aşkına? Bu arkadaş CHP'li belediyelerin iyi işlerini ve mücadelelerini de kirletmiş olmadı mı? Özgür Özel'in seçimde dayatıp aday yaptığı isimler içinde maalesef böyle birkaç isim daha var ki biri de Ankara'da. Sakın siyasetçi yılbaşı yapmayacak mı? Yılbaşında tatile gitmeyecek mi? Pukete gidemez mi demeyin. Gidemez. Öyle. Zira o tercihi halk hizmeti yönünde yaptı. Evet. Siyasete karar veren bude alem yapamaz. Ekrem İmamoğlu da hatırlayın sel ve deprem süreçlerinde Bodrum'daydı. Kayak merkezine gitmişti ve bu sebeple onu da topa tutmuştum. Politika hobi ya da eğlence değil. Halka hizmettir. Ya bu deveyi adam gibi güdeceksin ya da bu diyardan gideceksin.
Bakın Cumhuriyet Halk Partisi demişken işini çok iyi yapan kaliteli isimler var. Hem de çok Deniz Yavuz Yılmaz işte onlardan biri hafiye titizliğiyle Ankara'yı tozu dumana kattı. Her gün yeni facial, yeni rezaletleri ifşa ediyor. Dün de Yıldırım Demir Ören'in Ziraat Bankası'na olan borcunun 961 milyon dolar olduğunu belgeleriyle ortaya koydu. Ama heyhat köylüye haciz gönderen Çiftçi Bankası Ziraat bu kadar büyük bir parayı yıllar geçti tahsil etmedi. Bu krediyi verdirenler de susuyor, hesap vermiyor ki. Biliyorsunuz o parayla Hürriyet Kanalde CNN Türk satın alınmıştı. Evet. Milletin parasıyla medya satın alınıp saraya tetikçilik yaptırılıyor. Cereme'yi yine millet ödüyor, toplum ödüyor. Ondan sonra da Ekrem İmamoğlu belediyede yolsuzluk yaptı. Asrın soygunu var diye feryat ediliyor. O konuda şunu da söylemeliyim. İmamoğlu için tam 9 ay onlarca isim geceli gündüzlü suç bulmaya çalıştı. Hatırlayın baba Hasan İmamoğlu'nun bahçesi bile kazındı. Öyleyken zerre bir şey bulamadılar ki. Bulsalardı 30 ayrı televizyon kanalında sabah akşam saatlerce duyururlardı. Yapılan algı çalışması da tutmadı. İşte 9 aylık karalamaya rağmen İmamoğlu, "Bırakın unutulmak, halk vicdanında hala zirvede."
Son seçimleri en iyi bilen HBS şirketi dün yeni bir kamuoyu araştırması yaptı. Sonuçlarını paylaştı. Buna göre cumhurbaşkanlığı seçiminde Tayyip Erdoğan %46.3 oy alırken İmamoğlu %53.7 7 alıyor.
Gelelim kokaincı gazeteci Mehmet Akif'in verdiği isimlere. Haber kaynağıma göre AKP'nin tepesinde olan iki önemli ismi zikretmiş lakin ifade tutanağına soktmamış. Amacı belli o isimlere bu şekilde korku salıp taliye olmak. Söylenen hem Mehmet Akif'in hem Veis Ateş'in çok yakın zamanda serbest bırakılacağı. İddiaya göre Fatih Altaylı'nın taliyesi bile bu isimler bırakılır. O içeride kalırsa kamuoyunda büyük tepki olur diyeymiş. Şüphesiz bunlar bana aktarılan fısıltılardır, soyut iddialardır. Hukuki bir geçerliliği de yoktur.
Bir başka haberse Fenerbahçe'de alınan kongre kararı Saadettin Saran dedi ki sezon bitiminde kongre yapacağız. Bakın bu çok doğru, çok yerinde karar oldu. Bu şekilde hem Fenerbahçe hem Saadettin Saran rahatlayacak ve tartışma bitecektir.
Noktalarken lütfen yorumlarınızla beraber videomu beğenin, paylaşın, abone olun. He.