📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

GÜN 4- Osmanlı Devleti Kültür Medeniyeti 1

Zeki Hoca Tarih1:33:13

Transcription

Değerli arkadaşlar, hepiniz yeni bir videoya daha hoş geldiniz. 30 günde tarih serimizin 4. günündeyiz ve bu ünitede sizlerle beraber Osmanlı Devleti'nin kültür medeniyete ilişkin bütün bilgilerini tek tek ele alacağız ve onları nakış gibi işleyeceğiz. Bana bırakın, geriye doğru yaslanın.

Şimdi arkadaşlar, ilk olarak devlet teşkilatımız var. Devlet teşkilatı içerisinde Osmanlı Devleti'nin yönetilmiş olduğu rejimlere bakacağız. Mesela Osmanlı Devleti'nde monarşi var mı? Evet, var. Neden Osmanlı'da monarşi var? E, mono. Mono ne demek? Tek. Yani tek kişi tarafından mı yönetiliyordu Osmanlı? Evet. Uzun yıllar sadece padişah tarafından yönetilmedi mi Osmanlı? Evet. O yüzden monarşi var diyeceğiz. Mono zaten tek anlamına gelir. Oradan çıkarabiliriz bunu.

Peki Osmanlı'da teokrasi var mı? Burada arkadaşlar bakın, teo din demek. Dolayısıyla şuraya yazalım hemen. Teo ne demekmiş? Din demekmiş. Peki Osmanlı'da teokrasi var mı? Evet. Çünkü Osmanlı Devleti'nin yönetiminde dini kurallar etkili mi? E, tabii ki etkili. Osmanlı Devleti'nde örfi hukukun yanı sıra şeri hukukta, yani Kur'an-ı Kerim hükümleri de geçerli değil mi? Evet, geçerli. Dolayısıyla arkadaşlar teokrasi de var Osmanlı'da diyoruz. Ama şuna özellikle dikkat edelim. Yavuz Sultan Selim döneminde Ridaniye Savaşı ile birlikte halifelik makamı, yani dünyada İslam'ın liderliği makamı Osmanlı'ya geçince teokratik unsurumuz ne oldu bizim? Arttı. Teokratik gücümüz, yani din ile yönetilme vasfımız ne oldu? Güçlendi. O yüzden hemen şuraya yazalım. Halifelik ile güçlendi yazalım buraya.

Bunun dışında arkadaşlar meşrutiyet. Şimdi burada size bazı şeyler göstermek istiyorum arkadaşlar. Tek başına padişah varsa, e bu mono monarşi oluyor. Tamam. Padişahın yanında bir de meclis varsa, o zaman ne diyoruz biz buna? Meşruti monarşi diyoruz. Bak, hem meclis var hem padişah var. İşte bakın, meşruti monarşi oluyor bunun adı. Peki Osmanlı Devleti'nde meşrutiyet var mı? Evet. Özellikle arkadaşlar 1876 yılında Abdülhamit döneminde Kanun-ı Esasi, Osmanlı'nın ilk yazılı anayasası olan Kanun-ı Esasi yürürlüğe kondu ve meclis açılarak meşrutiyete geçildi. Meşrutiyet ilan edildi. Dolayısıyla arkadaşlar meşrutiyet Osmanlı Devleti'nde var mıdır? Evet, vardır. Bu üç yönetim biçimini de Osmanlı'da görüyoruz.

Şimdi devlet teşkilatından devam edelim. Hükümdarlık unvanlarına ve sembollerine bakalım arkadaşlar. Hükümdarlık unvanlarına baktığımızda bey var, Orhan Bey, Osman Bey. Gazi var, Orhan Gazi, Osman Gazi. Hünkar var arkadaşlar. Bunun dışında Hüdavendigar var. Ne anlama geliyor? Allah dostu anlamına geliyor. Özellikle kim kullanıyor bunu? 1. Murat kullanıyor arkadaşlar. E, halife var. Peki halifelik makamı Osmanlı Devleti'ne ne zaman geçmişti? İlk Osmanlı halifesi kimdi? Ya da halifelik neydi? Halifelik bir kere arkadaşlar dünyada İslam dininin liderliği makamıdır. Ve Osmanlı Devleti'ndeki ilk halife Yavuz Sultan Selim'dir. Çünkü Yavuz Sultan Selim Ridaniye Savaşı'yla Memlükleri ortadan kaldırınca halife de ortadan kalktı ve halifenin üzerinde bulunan halifelik makamı da kime geçti? Osmanlı padişahı olan Yavuz Sultan Selim'e geçti. O zaman ilk Osmanlı halifesi Selim, yani Yavuz Sultan Selim diyeceğiz.

Peki padişah unvanı var mı? Var. E, arkadaşlar bakın şah var. E, zaten padişah da pederi şah, yani şahların babası, şahların pederi anlamındadır. E, dolayısıyla bu da var. Peki Kayzeri-i Rum arkadaşlar? Kayzeri Rum unvanını mesela Fatih Sultan Mehmet kullanıyor. Neden arkadaşlar? Fatih Sultan Mehmet dediğimiz adam Doğu Roma İmparatorluğu'nu, yani Bizans'ı ortadan kaldırmadı mı? İstanbul'u fethederek kaldırdı. E, sonra ne oldu hocam? Sonra Fatih arkadaşlar Doğu Roma İmparatorluğu'nun tekrar diriltilme umutlarına son vermek için Trabzon'u ele geçirdi, Mora'yı ele geçirdi ve oralarda imparatorluk ailesinden gelen herkesi de ortadan kaldırdı. Sonra Fatih dedi ki, "Benim büyük büyük dedem olan Orhangazi, Bizans İmparatorluk ailesinden Kanteenos'un kızı olan Holoforya Hatun'la, yani Nüfer Hatun'la evlenmiştir" dedi. O yüzden ben Roma İmparatorluğu'nun varisiyim dedi. Yani Kayzeri Rum, yani Roma'nın Sezar'ıyım ben dedi Fatih Sultan Mehmet. Dolayısıyla bu da kullanıldı.

Sultan unvanı. Sultan unvanını arkadaşlar Türk İslam tarihinde kullanan ilk kişi Gazneli Mahmut'tu. Sultan unvanını Osmanlı Devleti'nde kullanan ilk padişahı ise Orhan Bey oldu. Han, Hakan gibi unvanlarda kullanılıyor. Peki ya da arkadaşlar mesela Hadımül Haremeyn ya da Sultanül Berreyn ve Hakan Bahreyn, iki karanın ve iki denizin sultanı, hakanı anlamında. Hatta onları da yazalım. Hadımül Haremeyn. Hadımül Harameyn. Bunun dışında işte Sultanül Berreyn ve Hakan Bahreyn gibi unvanlar kullanılıyor.

Peki gelelim hükümdarlık sembollerine. Hilat neydi arkadaşlar? Halife tarafından gönderilen hediyeler bütünüydü. Tıraz neydi? Halife tarafından gönderilen giysiydi, yani kıyafetti. Çet, halife tarafından gönderilen şemsiyeydi. Asa, sünnet çocukları ellerinde tutuyorlar ya, yine halife tarafından gönderilen o sopaya verilen isimdi. Hutbe. E, arkadaşlar namazda ya da camide hutbe kimin adına okunuyorsa, e, hükümdar oydu. Dolayısıyla bu da bir hükümdarlık sembolüdür. Sikke, yani para bastırmak hükümdarlık sembolüdür. Osmanlı'da nöbet. Bu İslamiyet öncesi Türk devletlerinden beri geliyor. Bakın davul, bu da var. Otağ, yine İslamiyet öncesi Türk devletlerinden bu yana geliyor. Çadır, örgün. E, bu da taht anlamındaydı. İslamiyet öncesinden bu yana geliyor. Kılıç alayı. Dikkat edin buna değerli dostlar. Kılıç alayı önemli. Neden önemli arkadaşlar? Kılıç kuşanma törenleri sadece Osmanlı Devleti'nde yer alan bir hükümdarlık sembolüdür. Dolayısıyla buna dikkat ediyoruz. Hatta 2025 AGS'de de yine öncüller arasında yer almıştı. Kılıç alayı. Yay ve mühür de var ama tek başına ok verilirse var mı? Hayır. Tek başına ok yer almaz. Ok ve yay verilirse olur. Yay verilirse olur ama tek başına ok hükümdarlık sembolü olarak kabul edilemez. Zaten bunları arkadaşlar üç defa falan anlattım. O yüzden çok fazla üzerinde de durmuyorum. Hadi devam.

Gelelim hükümdarın görevlerine, yani padişahın görevlerine. İslamiyet öncesinde ve Türk İslam'da zaten nasıldı arkadaşlar? Kurultaya başkanlık etmek, ülkeyi iç ve dış tehditlere karşı korumak, halkın refahını arttırmak, orduyu komuta etmek gibi genel geçer görevleri vardı. Şimdi burada ayıracağız yasama görevleri, yargı görevleri ve yürütme görevleri olarak.

Yasama görevleri. Yasa, yani yasama, yani yasa çıkarma, kanun çıkarma. Günümüzde bu görev kimde arkadaşlar? Mecliste, değil mi? Şimdi o dönemde padişahın yasa çıkarma, yani kanun çıkarma, yasama görevleri var. Bunlara baktığımızda ferman, padişahın emridir. Padişahımız ferman buyururlar ki dersin, değil mi? Bak, bu padişahın emri anlamındadır. Ferman ve yasama görevidir. Hatt-ı Hümayun. Bak, Hümayun'un, yani sultanın hattı, sultanın, yani hükümdarın bizzat kaleme aldığı emirdir. Direkt kendisi yazdıysa ona hatt-ı hümayun diyoruz. Hükümdarın bizzat yazdığı emirdir. Bu kanunname arkadaşlar, kanunname çıkarılan fermanların, kanunların derlenmesiyle oluşur. Ve Osmanlı Devleti'nin ilk kanunnamesi Fatih Kanunnamesi'dir. Fatih Kanunnamesi, yani Kanunname-i Âli Osman, fermanların bir araya gelmesiyle oluşan o bütünlüğe kanunname adını veriyoruz. Peki adaletname ne arkadaşlar? Yöneticilerin otoriteyi, yani kendilerine verilen gücü kötüye kullanmalarını engelleyen belgedir. Adaletname. Ben seni oraya yönetici yapıyorum ama adaleti sağlayacaksın orada. Sana verdiğim otoriteyi kötüye kullanmayacaksın diyor. Dolayısıyla yöneticilerin otoriteyi kötüye kullanmasını engelleyen belgeye adaletname adını veriyoruz. Bir de yasaknamemiz var. Yasakname ise bir yasağın duyurulduğu belgedir. Mesela 4. Murat döneminde "Bundan sonra içki, tütün, kahvehane, gece sokağa ışıksız çıkmak yasaktır. Çıkanlar şu şu şu şu cezalara çarptırılacaklardır." Yani yasakları belirtiyorsam yasakname adını veriyorum. Bir de amanname var. E, aman dileyene kılıç kalkmaz diyoruz, değil mi? Affederiz onu. Çünkü amanname de af fermanıdır. O zaman yasama görevlerine bakalım. Ferman, padişahın emri. Hatt-ı Hümayun, bizzat padişahın yazdığı. Kanunname, kanunların birleşmesiyle oluşturulan kanunlar bütünü. Adaletname, bir yöneticinin otoriteyi kötüye kullanmasını engelleyen belge. Bunun dışında yasaknamemiz var. Bir yasağın duyurulduğu ve cezalarının açıklandığı belge. Bir de amanname var. O ne? O da af fermanı. Aman dileğine kılıç kalkmaz dedik. Bunlar yasama görevleri.

Şimdi gelelim yargı görevlerine arkadaşlar. Mesela iki tane yargı görevi var. Normalde yargı görevini günümüzde kim yapıyor? Bağımsız mahkemeler yapıyor, değil mi? Bağımsız mahkemeler yapıyor. Osmanlı Devleti'nde padişahların da iki tane yargı görevi vardır. Bunlardan bir tanesi müsadere'dir. Müsadere, ferdin malına el koymadır. Yani padişah herhangi bir olumsuz durum gördüğünde halktan ya da devlet adamlarından birinin mal varlığına tamamen el koyabilir. Buna müsadere adı veriliyor. Ferdin malına el koyma. Müsadereyi ilk defa Osmanlı tarihinde uygulayan kişi Fatih Sultan Mehmet'tir arkadaşlar. İlk defa Çandarlı Halil Paşa'nın mallarını müsadere ettirmiştir. Hatta onun canını da almıştır, değil mi? İdam ettirmiştir. O yüzden müsadere varsa ferdin malına el koyma diyoruz. Ve bir yerde müsadere varsa özel mülkiyet yoktur. Bakın o zaman buraya yazalım. Özel mülkiyet gelişmez. Peki bu müsadere neydi? Ferdin malına el koymaydı ve yargı göreviydi. Peki müsadereye tamamen son veren ya da müsadereyi uygulamadan kaldıran kim olacak? İleride de anlatacağım ama burada da söyleyeyim. Müsadereyi bak, ilk kez uygulayan Fatih Sultan Mehmet. Daha sonra arkadaşlar müsadereyi kaldıran padişah Mahmut uygulamadan kaldırıyor. Komple kanun olarak kaldıran ise Abdülmecid, neyle kaldırdı? Tanzimat Fermanı'yla kalktı. O zaman müsadereyi ilk defa Fatih Sultan Mehmet uygulamış. Mahmut uygulamadan kaldırmış. Resmen kaldıran ise kim olmuş? Abdülmecid, Tanzimat Fermanı'yla resmen kaldırmış. Dolayısıyla bu önemli. Bir yerde müsadere varsa özel mülkiyet gelişmez. Bu yorumu yapacağız. Çünkü ben zenginleşsem bile devlet hop mal varlığıma el koyabiliyor. Bunu da unutmayın sakın. Osmanlı kendisinden başka güçlü ve kendisinden başka zengin sevmez.

Değerli dostlar, gelelim kulluk hakkına. Kulluk hakkı bu da padişahın devşirme sisteminden yetişenleri öldürebilme hakkıdır. Peki devşirme sistemi nedir arkadaşlar? Bakın Osmanlı Devleti'nde bir süre sonra artık Osmanlı savaşlardan esir elde edemeyince gidiyor Balkan ülkelerinden vesaire %99 Hristiyan çocukları alıyor küçük yaşta. Onları yeteneklerine göre devlet adamı yapıyor ya da Kapıkulu ordusuna alıyor. Buna devşirme sistemi diyoruz. Ve devşirme sisteminden yetişenleri padişah istediği zaman öldürebilir. "Siz benim kullarımsınız. Sizi ben yetiştirdim. İstediğim zaman da öldürebilirim" hakkıdır aslında bu. Kulluk hakkı. Devşirmeleri öldürebilme hakkı. O zaman yargı görevleri iki taneymiş. Bir tanesi müsadereymiş. Diğeri de kulluk hakkıymış. Bu da bu kadar.

Gelelim padişahın yürütme görevlerine. Aslında padişah arkadaşlar yürütme görevlerini normalde Divan aracılığıyla uyguluyor. Divan-ı Hümayun aracılığıyla uyguluyor. Çünkü orada bakanlıklar vesaire var ya, işte onlar aracılığıyla, vezirler aracılığıyla, sadrazam aracılığıyla, Reisül Küttap aracılığıyla, defterdar, nişancı aracılığıyla ne yapıyor? Yürütme yetkisini uyguluyor normalde padişah oradan yürütüyor devleti. Ama bir de berat belgesi var arkadaşlar. Berat dediğimiz şey bakın sonunda "at" var. Bu nedir? Atama belgesidir. Atama belgesi. Berat, atama belgesi. Bak buradan çıkıyor zaten. Bunu neyle karıştırmayın? Gedikle karıştırmayın. Gedik, iş yeri açma iznidir. Bir de icazetname var. İcazetname. Bu da diplomadır arkadaşlar. Tamam mı? Bu üçünü birbirine karıştırmayın. Berat, padişahın atama belgesidir. E, o zaman neyi olur? Yürütme yetkisi olur. O yüzden bunu da buraya aldım. Çünkü atama görevi yürütme görevidir. Tamam mıyız? Bence tamamız. Zaten burada arkadaşlar Berat'ı bileceksiniz. Yürütme görevinin diğerlerini divan aracılığıyla kullanıyor. Yargı görevlileri iki tane: müsadere ve kulluk hakkı. Gerisi zaten yasama görevi. Amannamedir, fermandır, kanunnamedir, adaletnamedir. Bunlar yasama görevi.

Gelelim veraset sistemi değişikliklerine. Şimdi İslamiyet öncesi Türk devletlerinde nasıldı? Ülke hanedanın ortak malıdır anlayışı vardı. Ülke hanedanın ortak malı. He, o zaman o aileden, o hanedandan olan herkes tahta geçebilir mi? Evet, geçebilir. Buna ülke hanedanının ortak malıdır anlayışı diyoruz. Yani klasik Türk veraset sistemidir. Ama bu şekilde ben padişahım. O zaman benim amcalarım, amcalarımın çocukları, amcalarımın torunları, benim çocuklarım, benim çocuklarımın çocukları değil mi, kardeşlerim? Herkes tahta geçebiliyor mu? Evet, herkes tahta geçme hakkına sahip. Buna ülke hanedanının ortak malı anlayışı diyoruz ve klasik Türk veraset sistemi diyoruz. Bunu uygulamayan tek devlet Memlük Devleti'ydi. Değil mi? Onlar başarılı olan komutanın tahta geçmesi usulünü uyguluyorlardı. Sonra şu yorumu yapabilmemiz lazım. Ülke hanedanın ortak malıdır anlayışı, yani klasik Türk veraset sistemi varsa tahta aday kişi sayısı artmaz mı? Artar. E, tahta aday kişi sayısı arttıkça iç savaş artmaz mı? Artar. İç savaş da artar. E, iç savaş arttıkça devletin ömrü kısalmaz mı? Kısalır. İşte Osman ve Orhan Bey dönemlerinde ülke hanedanının ortak malıdır anlayışı uygulanıyordu. Tıpkı İslamiyet öncesinde olduğu gibi. Tıpkı Türk İslam devletlerinde olduğu gibi. Ama sonra Murat geldi. 1. Murat dedi ki, "Ya dedi, tahta aday bir sürü insan var. Ülke hanedanın ortak malıdır anlayışı olursa olmaz dedi. Çünkü neden? Çünkü tahta aday çok kişi var. Bu da iç savaşı tetikliyor." Dolayısıyla Murat, "Ben bunu değiştiriyorum kardeşim" dedi ve ne yaptı? "Ülke padişahın ve oğullarının malıdır" dedi. Yani amcaları, amca çocukları, torunları, onların hepsini ortadan kaldırdı. Dolayısıyla tahta aday kişi sayısını azalttı mı? Azalttı. Tahta aday kişi sayısı azalınca devletin ömrü ne olur? Artar. Dolayısıyla Murat bu anlamda iyi bir şey yaptı.

Sonra arkadaşlar Fatih Sultan Mehmet geldi. Fatih artık 1. Murat gibi de değil. İyice arkadaşlar Fatih ne? Pinti. Fatih diyor ki, "Ülke sadece ve sadece padişahın malıdır. Ancak padişah öldükten sonra kardeşler kendi aralarında savaşırlar, gerekirse birbirlerini öldürürler ki bu yüzden kardeş katli vaciptir." Sonra padişah olacak adam olur diyor. Dolayısıyla arkadaşlar Osman ve Orhan Bey dönemlerinde ülke hanedanının ortak malıdır anlayışı vardı. Klasik Türk veraset sistemi. 1. Murat ne yaptı bunu? Ülke padişahın ve oğullarının malı yaptı. Tahta aday kişi sayısını azalttı. İç savaş azaldı. Devletin ömrü uzadı. Sonra arkadaşlar kim geldi? Fatih Sultan Mehmet. Çok pinti demiştik. Fatih Sultan Mehmet ne dedi? "Ülke sadece padişahın malıdır" dedi ve "kardeş katli de vaciptir" dedi. Yani gerekirse nizam-ı alem için, yani dünya düzeni için, gerekirse devlet-i ebed müddet için, yani devletin ebediyen yaşaması için kardeşini bile öldürmen gerekiyorsa öldüreceksin dedi Fatih. Tamam.

Daha sonra arkadaşlar 1. Ahmet geldi. 1. Ahmet dedi ki, "O onu öldürüyor, bu bunu öldürüyor. Bu böyle olmaz dedi. Ben Ekber ve Erşed sistemini getiriyorum dedi." Ekber, Allahu Ekber'den aklınıza gelsin. Büyük anlamındadır. Erşet de Reşit'ten aklınıza gelsin arkadaşlar. 18 yaşına giren herkes reşit olur ve oy kullanabilir. Ya Erşet de Reşit'ten geliyor bakın. Akıllı anlamında. Yani en büyük ve en akıllı, yani akli melekeleri yerinde olan kişi tahta geçecek dedi 1. Ahmet Ekber ve Erşed sistemiyle ve arkadaşlar ben padişahım değil mi? Benim bir sürü çocuğum var. En büyük ve en akıllı erkek çocuk benden sonra başa geçecek. Yani tahta kimin geçeceği Ekber ve Erşed sistemiyle kesinleşti mi? Kesinleşti. O yüzden arkadaşlarım 1. Ahmet veraset sistemini kesin kurala bağlamıştır. Veraset sistemi kesin kurala bağlandı. Bak soru bize şöyle gelebilir. Osmanlı Devleti'nde pek çok padişah veraset sistemine değişikliğe gitmiştir. Lakin aşağıda verilen padişahlardan hangisi veraset sistemini kesin bir kurala bağlamıştır? Kim o? 1. Ahmet. Ekber ve Erşed ile bağladı. En yaşlı ve en akıllı kişinin tahta geçmesi.

Şimdi gelelim Osmanlı Devleti'nin merkezlerine ve başkentlerine. Arkadaşlar Osmanlı Devleti Söğüt'te, yani Söğüt-Domaniç'te yer aldı mı? Yer aldı. Sonra Karacahisar'da yer aldı mı? Evet. Sonra bakın Bilecik'i ele geçiriyor Osmanlı. Bilecik'te ne var? Demir madeni var. Burayı fethediyor Osmanlı. Ardından Orhan Bey döneminde 1326 yılında Bursa fethediliyor ve başkent yapılıyor. Ardından arkadaşlar yine Orhan Bey döneminde İznik fethediliyor ve yine başkent yapılıyor. Bakın hepsi ince. Siz zaten bu video ders notlarımızı almışsınızdır. Açıklama kısmında yer alıyor. Bakın hepsi ince puntoyla yazılmışken İznik kalın puntoyla yazılmış. Neden? Çünkü İznik dediğimiz yer hem Anadolu Selçuklu Devleti'ne hem de Osmanlı Devleti'ne başkentlik yapan tek şehirdir. O yüzden arkadaşlar İznik de önemlidir. Ardından Edirne fethediliyor. 1. Murat döneminde ardından başkent yapılıyor. Sonra da arkadaşlar Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u fethediyor ve başkent yapıyor. İstanbul Osmanlı Devleti'ne en uzun süre başkentlik yapan şehirdir. Bir daha ele alalım. Bakın Söğüt, Karacahisar, değil mi? Bilecik, buralar zaten Osman Bey. Ardından Bursa'yı fethediyor. Kim? Orhan Bey. 1326'da ve başkent yapıyor. Ardından İznik'i fethediyor Orhan Bey. Yine orayı da başkent yapıyor. İznik'e dikkat. Hem Anadolu Selçuklu'ya hem Osmanlı'ya başkentlik yaptı. Ardından Edirne fethedildi Bizans'tan Sazlıdere Savaşı'yla ve ardından Sırpsındığı Savaşı'ndan sonra 1. Murat başkent yaptı orayı. Ardından Fatih Sultan Mehmet de İstanbul'u başkent yaptı. Merkezlerimiz ve başkentlerimiz de bu şekildeydi.

Şimdi gelelim arkadaşlar saraylara. Osmanlı Devleti'ndeki sarayları ele alacağız tek. Baktığımızda Bursa Bey Sarayı arkadaşlar. Bursa Bey Sarayı Osmanlı Devleti'nin ilk sarayıdır. Orhan Bey döneminde yapılmıştır. Orhan Bey döneminde anlatacağım zaten bunu. Orhan Bey diyor ki, "Ya diyor, her şeyi yaptım. Aşireti beylik haline getirmişti babam Osman. Ben de beyliği devlet haline getirdim diyor. İleride de diyor Fatih devleti imparatorluk haline getirecek diyor." 2025 sorusuydu o da. Arkadaşlar dikkat. Orhan Bey diyor ki, "Vicdansız mısınız diyor ya. Yani herkesin evi ocağı var. Bir benim sarayım yok. Bana bir saray yapalım diyor el birliğiyle diyor." Tamam diyorlar. Dikkat edin arkadaşlar. Osmanlı Devleti'nin ilk sarayı Bursa Bey Sarayı'dır ve kim dönemindedir? Orhan Bey dönemindedir. Devam edelim.

Edirne Sarayı. Edirne Sarayı arkadaşlar Murat döneminde tamamlanıyor ve Osmanlı Devleti'nin en geniş sarayıdır. Topkapı Sarayı. Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u fethettikten sonra İstanbul'daki ilk sarayımız olan Topkapı Sarayı'nı yaptırıyor. Ve arkadaşlar Topkapı Sarayı Osmanlı Devleti'ne en uzun süre merkezlik yapan saraydır. Önemlidir. İshak Paşa Sarayı arkadaşlar. İshak Paşa Sarayı'nı 1. Abdülhamit döneminde yapılıyor. Yani gerileme döneminde. Ama 1. Abdülhamit mi yaptırıyor? Hayır. Sadece padişah olarak onun dönemine denk geliyor. Peki önemi ne? Osmanlı Devleti'nin kalorifer sistemle alttan ısıtmalı ilk sarayıdır İshak Paşa Sarayı. O yüzden bu önemli. Günümüzde nerededir? Ağrı'dadır. Aynı zamanda bunun inşasını 1. Abdülhamit yaptırmıyor. E, kim yaptırıyor hocam? Arkadaşlar Çolak Abdi Paşa denilen bir adam var. O yaptırıyor. Çolak Abdi Paşa yaptırıyor diyebiliriz. İshak Paşa Sarayı'nı, dediğim gibi kalorifer sistemli, alttan ısıtmalı ilk sarayıdır Osmanlı'nın.

Peki Dolmabahçe Sarayı. Osmanlı Devleti'nin Abdülmecid döneminde yaptırdığı bu saray, batı mimarisi örnek alınarak yaptırılan ilk sarayımızdır. Dolmabahçe Sarayı Abdülmecid döneminde dedik. Bak, Dolmabahçe, Abdülmecid. Dikkat edin arkadaşlar, batı örnek alınarak yaptırılan ilk saraydır bu saray. Devam edelim. Beylerbeyi ve Çırağan Sarayları. Abdülmecid batı örnek alınarak yaptırılan ilk sarayı yaptı, Dolmabahçe'yi. Abdülaziz durur mu? Durmaz. O da yaptırıyor. Beylerbeyi ve Çırağan saraylarını yaptırıyor Abdülaziz arkadaşlar. Ve bu 2016 KPSS sorusu. Tamam mıyız? Devam edelim.

Gelelim Yıldız Sarayı'na. Arkadaşlar Yıldız Sarayı'nın yapımına Selim döneminde başlanıyor ama bitirilemiyor. Abdülhamit daha sonra bu sarayı bitiriyor ve devletin merkezi haline getiriyor. O zaman unutmuyoruz. Bursa Bey Sarayı, ilk saray, Orhan Bey dönemi. Edirne Sarayı, en geniş saray, Murat dönemi. Topkapı Sarayı, Fatih Sultan Mehmet yaptırdı, en uzun süreli merkezlik yapan saray. İshak Paşa Sarayı, alttan ısıtmalı saray, Çolak Abdi Paşa yaptırmış. Dolmabahçe Sarayı, Osmanlı Devleti'nin batı mimarisinde örnek alınarak yaptırdığı ilk saraydı, Abdülmecid dönemindeydi. Beylerbeyi ve Çırağan Sarayları'nı Abdülaziz yaptırdı. Dikkat, 2016 çıkmış sınav sorusu. Yıldız Sarayı ise yapımına 3. Selim döneminde başlanan ve Abdülhamit döneminde tamamen bitirilerek devletin merkezi haline getirilen saraydır. Saraylarımız da bu şekildeydi. Zaten padişah padişah giderken bunlardan yine bahsedeceğiz.

Gelelim sarayın bölümlerine. Öncelikle arkadaşlar bu sarayın bölümlerini ele alırken neye göre ele alıyoruz? Topkapı Sarayı'na göre örnek alıyoruz. Topkapı Sarayı'na göre örnek alıyoruz bunları. Peki sarayda bizim üç tane bölümümüz var. Birun, Enderun ve Harem. Birun arkadaşlar sarayın dış kısmıdır. Devlet meseleleri, Divan-ı Hümayun toplantıları, elçi kabulleri, bunların tamamı burada yapılır. Bak, Birun, dış bölüm, sarayın dış bölümü. Devlet meseleleri görüşülüyor burada. Enderun, yani en derin sarayın iç kısmı, derin kısmı. Bak, sarayın iç bölümü. Burada bir Enderun Mektebi bulunur. Enderun Mektebi, devşirme kökenli çocuklar alınıyor demiştim ya. Devşirme sistemi neydi? Küçük yaşta Osmanlı'nın %99 ihtimalle Hristiyan çocukları alarak Türklüğe ve Müslümanlığa devşirmesi, sonrasında da devlet adamı ya da asker yapmasıydı. O çocuğun gözlerinin içine bakıyorum. Eğer onda devlet adamı olacak vasıflar varsa, o çocuğu ne yapıyorum? Direkt arkadaşlar devşirme okuluna, yani Enderun Mektebi'ne gönderiyorum. Sarayın iç bölümüydü Enderun ve orada bir Enderun Mektebi var. Enderun Mektebi'ni kuran padişah Murat'tır. Kaldıran padişah Mahmut'tur. İleride değineceğim ona. Harem. Harem ise padişahın özel hayatının geçtiği bölümdür. Bak, harem haramdan gelir. Yani yasaktan gelir arkadaşlar. O zaman sarayın bölümleri 3 tane. Enderun. Enderun, yani sarayın iç kısmı. Orada bir Enderun Mektebi var. Devşirme kökenli çocuklar okutuluyor. Devlet adamı haline getiriyorlar. Birun var. E, o da sarayın dış kısmı. E, Birun'da kim var? Birun'da devlet meseleleri görüşülüyor. Bir de harem var. Padişahın ve ailesinin özel hayatının geçtiği yere harem adını veriyoruz. O da haramdan geliyor. Yani yasaktan geliyor arkadaşlar. Çünkü padişah ve ailesi dışında oraya erkek çocuk giremiyor ya da erkek giremiyor.

Gelelim Divan-ı Hümayun'a. Divan-ı Hümayun Osmanlı Devleti'nde devlet meselelerinin görüşülüp karara bağlandığı yerdir. Tamam mıyız? Neymiş burası? Devlet meselelerinin görüşülüp karara bağlandığı yermiş. Divan-ı Hümayun'u kuran padişah Orhan Bey. Kaldıran padişah ise Mahmut. Zaten 1. Mahmut ileride de söyleyeceğiz. Kaldıraç Mahmut. Bir sürü şeyi kaldıracak arkadaşlar. Bakın dikkat ediyorsunuz. Divan-ı Hümayun'u kim kurmuş? Devlet meselelerini görüşüp karara bağlayalım diye Orhan Bey kurmuş. Kim kaldırmış? Kaldıraç Mahmut. Mahmut kaldırmış. Peki Divan-ı Hümayun'un başkanlığını kim yapıyor? Şimdi Orhan Bey kurdu ya bunu. Orhan Bey'den Fatih'e kadar padişah başkanlık yapıyor. Ama Fatih diyor ki, "Ya diyor, siz diyor benim devlet adamlarımsınız. Divan-ı Hümayun'a benimle beraber oturup da karar almak sizin ne haddiniz ediyor? Siz oturun kararı alın sonra gelin bana danışın. Ben diyor kabul edersem onaya girer" diyor. He, o zaman unutmuyoruz arkadaşlar. Bakın o zaman ne diyeceğiz? Divan-ı Hümayun'u Orhan Bey kurdu. Orhan Bey döneminde, Orhan Bey döneminden Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar başkanı kim? Başkanı padişah. Tamam. Fatih Sultan Mehmet'ten itibaren kim? Sadrazam. Yani ülkenin ikinci adamı değerli dostlar. Peki hocam Fatih Sultan Mehmet neden böyle bir şey yapıyor arkadaşlar? Fatih Sultan Mehmet bunu yapıyor. Çünkü padişahın merkezi otoritesini arttırmak istiyor. Yani Fatih diyor ki, "Kardeşim diyor, siz benimle aynı yerde karar alamazsınız. Siz kararı alırsınız, getirirseniz bana sunarsınız. Ben onaylarsam yürürlüğe girer" diyor. Yani Fatih Divan-ı Hümayun'u sadece bir danışma meclisine çeviriyor. "Size danışırım. Yine son kararı kendim alırım" diyor. Dolayısıyla Fatih'in divana başkanlığı sadrazama bırakması Fatih'in merkezi otoritesini arttıran bir gelişmedir yorumunu yapacağız. Devam edelim.

Peki Orhan Bey'den Fatih'e kadar padişah başkanlık ediyordu. Fatih'ten itibaren sadrazam başkanlık ediyordu. Padişah ne yapıyor bu esnada? Padişah ise Kasr-ı Adl denilen bir pencereden, adalet kasrı anlamına gelir arkadaşlar. Kasr-ı Adl denilen bir pencereden divan toplantılarını izler. İşte o yüzden buna dikkat edelim. Kasr-ı Adl, yani adalet kasrı. Padişahın divan toplantılarını izlediği yere Kasr-ı Adl adını veriyoruz. Devam edelim. Fetva. Şimdi ben divanda kararlar alıyor muyum? Alıyorum. Divanda almış olduğum kararlar dine uygun mu değil mi diye Şeyhülislam'a soruyorum. İslam'ın şeyhine. Şeyhülislam uygundur ya da değildir diyor bana. İşte onun uygundur dediği belge fetvadır arkadaşlar. Divanda alınan kararların dine uygun olup olmadığına dair verilen belgeye fetva adını veriyoruz. Fetva belgesini kim veriyor? Şeyhülislam veriyor arkadaşlar. Peki bir de şunu yazalım buraya. Mühimme Defteri. Yine bunu da ileride anlatacağım ama burada da değineyim. Mühimme Defteri nedir arkadaşlar? Divanda alınan kararlar. Mühim kararlar değil mi? Evet. Evet arkadaşlar, onlar mühim kararlarsa ben onları nereye yazalım? Mühimme Defteri'ne yazarım. Divan kararlarının, Divan kararlarının yazıldığı defter. Zaten notunuzda yer alıyor arkadaşlar. Bu kitabımızda yer alıyor. Tamam mıyız? Bu da önemli.

Gelelim divanlara arkadaşlar. Pek çok divan var Osmanlı'da. Bunlara değineceğiz şimdi arkadaşlar. Bu arada şunu unutmayın. Bakın kurucu Orhan, kaldıran 1. Mahmut, yani kaldıraç Mahmut. Başkanı Fatih'e kadar padişah, Fatih'ten itibaren sadrazam. Kasr-ı Adl padişahın divan toplantılarını izlediği yerdi. Dine uygunluk belgesi fetvaydı. Alınan kararların kaydedildiği defterler Mühimme Defterleriydi. Bunlara dikkat ediyoruz.

Şimdi gelelim arkadaşlar divan çeşitlerine. Öncelikle Osmanlı Devleti'nde Divan-ı Hümayun'u kim kurmuştu? Orhan Bey kurmuştu. Değil mi? Divan-ı Hümayun'u Orhan Bey kurmuştu. Mahmut kaldırmıştı. Şimdi sadece Divan-ı Hümayun mu var Osmanlı'da? Hayır. Pek çok alt divan var. Bunlara bakacağız. Mesela Cuma Divanı. Arkadaşlar cuma günü mübarek gün değil mi? Evet. E, o gün yanlış yapılır mı? Yapılmaz. İşte bakın cuma divanında divanda mahkemeler görülüyor arkadaşlar. Bu mahkemeleri kim görüyor? Kazasker görüyor. He, hocam cuma divanında eğer mahkemede bir şey çözülmediyse ya da çözüldü ama haklı taraf yine de şikayetçi oluyorsa Cuma Divanı toplanıyor ve Cuma Divanı bir temyiz organı gibi arkadaşlar. Mesela ben bir davada haklıyken haksız bulundum. Gidiyorum Divan-ı Hümayun'a başvuruyorum. Diyorum ki, "Sizin kadınız beni haklıyken haksız buldu diyorum. Böyle adalet mi olur?" diyorum. Onlar da beni Cuma Divanı'na çağırıyorlar. Cuma Divanı'nda bizim meselemiz yeniden ele alınıyor. Ulufe Divanı. Ulufe Divanı. E, arkadaşlar ulufe neydi? Yeniçerilerin, yani Kapıkulu Ordusu'nun 3 ayda bir aldığı maaşa ulufe adını veriyoruz. Ulufe Divanı'nda da maaş dağıtımı yapılıyor. Sefer Divanı. E, arkadaşlar sefere giderken, yani savaş sırasında toplanan divan sefer divanı. İkindi Divanı var. Bakın sabahtan Divan-ı Hümayun'u toplamışız ama bütün işleri bitirememişiz. Bütün işleri bitiremeyince ne yapıyoruz? İkindi Divanı yapıyoruz. Yarım kalan konuları görüştüğümüz divandır. İkindi Divanı. Sabahkiyi yetmemiş. İkincisini, ikincisini toplamışız. Çarşamba Divanı. Sadece ve sadece İstanbul'un işlerinin görüşüldüğü divandır. Çarşamba Divanı. Çünkü başkent. Galebe Divanı. Dikkat edin soru gelirse buradan gelebilir. Galebe Divanı, elçi kabullerinin yapıldığı divandır. Elçi kabulleri mi? Evet. Yabancı elçiler geliyor. Onları Galebe Divanı'nda ağırlıyoruz. Hatta bazen Galebe Divanı ile Ulufe Divanı'nı birleştiriyoruz. Gelen yabancı elçiler bizim ordumuzun ihtişamını da görsünler ve korksunlar diye. Dolayısıyla Galebe Divanı'nda yabancı elçileri kabul ediyoruz. Yani elçileri kabul ediyoruz. Ayak Divanı'mız var. Bu da ayaküstü toplanan divan. Olağanüstü hallerde toplanan divan. O zaman baktığımızda arkadaşlar Cuma Divanı. E, cuma mübarek gün. E, orada mahkemede yanlış yapmamalısın. Dolayısıyla mahkemeler görülüyor. Ulufe Divanı. E, maaş dağıtılıyor. Sefer Divanı. E, savaş sırasında toplanan divan, sefer, seferde toplanan divan. İkindi Divanı. Bak, sabahtan bitirememişim konuları. İkindi vakti bir daha görüşüyorum. Yani yarım kalan konuları konuşuyorum. Çarşamba Divanı. Sadece ve sadece İstanbul'un işlerinin görüşüldüğü divan. Çarşamba Divanı. Galebe Divanı. Yabancı elçileri kabul ediyorum. Ayak Divanı. Bu da olağanüstü hallerde hemen ayaküstü toplanan divan.

Gelelim divan üyelerine değerli dostlar. Divan üyelerine baktığımızda ilk olarak karşımızda ne var? Sadrazam var. Sadrazam dediğimiz makam padişahtan sonra gelen en yetkili isimdir. Sadrazam ya da şuraya yazalım. Sadrazam. Diğer bir adı nedir? Vezir-i Azam. Değil mi? Bakın arkadaşlar, öncelikle şu bilgiyi vereyim. Vezirlik makamını kuran padişah Orhan Bey'dir. Vezir-i Azamlık, yani sadrazamlık makamını kuran ise Murat'tır. Şimdi önce Orhan Bey vezir yapıyor. Vezirleri kuruyor. Vezirlik makamını. E, sonra bir sürü vezir oluyor. 1. Murat diyor ki, "Ya diyor, bir sürü vezir var. Hanginiz başvezir?" diyor ve o da başvezirlik makamını, yani Vezir-i Azamlık, sadrazamlık makamını kuruyor. Şimdi baktığımızda sadrazam, Murat kurdu ve padişahtan sonra gelen en yetkili isimdir arkadaşlar. Vezir-i Azam, yani sadrazam. Padişahın neyini taşır? Mührünü taşır. Yani padişahın yerine imza bile atabilir. Serdar-ı Ekrem unvanı ile ordunun başında sefere gider. Emirlerine ise buyruldu adı verilir. Arkadaşlar dikkat. 2016 ÖABT tarih sınav sorusu. Sadrazam emirlerine ne isim verilir? Buyruldu adı verilir. Ve arkadaşlar sadrazam, Fatih'ten itibaren ne yaptı? Divana başkanlık etti. Değil mi? Şimdi bakın, bir de bu sadrazamlık makamı sonradan ne olacak? Bab-ı Ali konağı olacak. Buna da söyleyelim. Şöyle şimdi arkadaşlar sadrazam, Murat kurdu, padişahın mührünü taşıyor. Yani padişahtan sonra gelen en yetkili isim. Tamam. Serdar-ı Ekrem unvanıyla ordunun başında sefere gidiyor. Ki bu da bakın padişahın yerine sefere gidiyor. Orada dikkat edin bu unvan çok önemlidir. Emirlerine buyruldu adı veriliyor. 2016 yılında sorulduğu için önemli. Fatih Sultan Mehmet'ten itibaren de ne yapıyor? Divana başkanlık ediyor.

Evet arkadaşlar, şimdi de sadrazamın ardından, yani Vezir-i Azam'ın ardından geldik kubbe altı vezirlerine. Kubbe altı veziri dediğimiz normal vezir ama ne demiştik öncesinde unutmayın. Vezir-i Azamlık, yani sadrazamlık makamını kuran 1. Murat, vezirlik makamını kuran ise Orhan Bey'di. O yüzden buraya Orhan yazalım. Buraya Murat yazalım. Peki bunlar ne yapıyorlar? Orhan Bey döneminde kuruldular. İlk vezirimiz Alaaddin Paşa'dır arkadaşlar. Bunlar Vezir-i Azam'ın yardımcılarıdır. Vezir-i Azam'ın yardımcılarıdır. Ordunun başında bunlar da sefere çıkabiliyor. Ama sadrazam sefere çıktığında ordunun başında Serdar-ı Ekrem unvanını alıyordu. Kubbe altı vezirleri çıktığında Serasker unvanı alıyorlar. İkisi farklıdır birbirinden. Aman dikkat edin değerli dostlar.

Peki geldim diğer divan üyelerine. Şeyhülislam. Arkadaşlar Şeyhülislamlık dediğimiz makam divanda alınan kararlara fetva belgesi verir. Yani dini uygunluk belgesi verir. Osmanlı tarihindeki ilk Şeyhülislam Molla Fenari'dir. Kim dönemindedir arkadaşlar? Murat dönemindedir. Divana, yani Divan-ı Hümayun'a katılmayı başaran ilk Şeyhülislam ise Ebu Suud Efendi'dir. O kim dönemindedir? O da Kanuni dönemindedir. Peki bu Şeyhülislam'ın verdiği belgeye ne isim veriyorduk? Fetva adını veriyorduk.

Değerli dostlarım, gelelim defterdara. Defterdar dediğimiz adam arkadaşlar Osmanlı maliyesinin mutlak sorumlusudur. Padişah hazineden bir altın bile eksilse defterdarın yakasına yapışır. "Nerede benim altınım?" diyebilir. O yüzden arkadaşlar bakın dikkat edelim. Maliyenin mutlak sorumlusu defterdardır ve kurucu, yani defterdarlık makamını kuran 1. Murat'tır.

Değerli dostlar, gelelim nişancıya. Bakın herkes görevlerini almış. Geri kalan bütün görevleri nişancıya yüklemişler. Nişancı dediğimiz adam padişahın tuğrasını çekiyor. İç ve dış yazışmaları yapıyor. Bunun dışında tapu tahrir kayıtlarını tutuyor. Bir de arkadaşlar Divan-ı Hümayun'da örfi hukukun temsilcisi. Bak, padişahın tuğrasını çekti. İç ve dış yazışmaları yaptı. Örfi hukukla ilgili bir şey bir karar alınacak olduğunda divanda şey, nişancıya soruluyor. Bu da tamam. Ve tapu tahrir kayıtlarını tutuyor. Yani toprak kayıtlarını tutuyor. Peki bir şey soracağım size arkadaşlar. Buradaki Osmanlı'daki nişancının Anadolu Selçuklu Devleti'ndeki karşılığı neydi? Orada tapu tahrir kayıtlarını kim tutuyordu? Toprak dağıtımını kim yapıyordu? Pervaneci yapıyordu. Burada ise nişancı yapıyor.

Gelelim Reisül Küttap'a. Reisül Küttap dediğimiz adam normalde nişancıya bağlıydı. Daha sonra nişancıdan ayrıldı ve Hariciye Vekaleti, yani Dışişleri Bakanlığı'na getirildi. Dışişleri bakanı gibi çalışıyor bu. Dış yazışmaları yapıyor. Reisül Küttap dediğimiz adam önceden kime bağlıymış? Nişancıya bağlıymış. Peki bakın nişancıdan ayrıldı. Hariciye vekaleti niteliğindedir dedik.

Gelelim Kazasker'e arkadaşlar. Kazasker dediğimiz adam hatırlar mısınız? Divanları anlatırken bu videoda Cuma Divanı vardı. Cuma Divanı temyiz organı gibi çalışıyordu. Orada divandaki davalara bakan kişi de Kazasker'di. Kazasker dediğimiz adam iki görevlinin atamasını yapar. Bakın şeri hukukun uygulayıcısı olan kadıların atamasını yapar. Bir de müderrislerin, yani öğretmenlerin atamasını yapar. He, o zaman Kazasker kadı ve müderrislerin atamasını yapıyorsa, kadıları atadığı için adalet bakanı, öğretmenleri atadığı için de Milli Eğitim Bakanı rolünde olmaz mı bu adam? E, olur. O yüzden kadı ve müderrislerin atamasını yapar diyoruz. Aynı zamanda divandaki davalara bakıyor. Hangi divanda? Cuma Divanı'ndaki davalara bakıyor değerli dostlar.

Yeniçeri Ağası arkadaşlar. Yeniçeri Ağası normalde divana giremez. Ancak ve ancak vezirlik rütbesi olursa, yani Yeniçeri Ağası aynı zamanda vezir olursa o zaman divana katılabilir. Kaptan-ı Derya arkadaşlar. Kaptan-ı Derya da normalde Divan-ı Hümayun'un daimi üyesi değil. O da sonradan katıldı. Kim katıldı ilk olarak? Barbaros Hayrettin Paşa. Peki nedir bu Kaptan-ı Deryalık? Kaptan-ı Derya makamı Osmanlı donanmasının liderliği makamıdır. Değil mi? Denizlerin kaptanı anlamına gelir. Normalde Kaptan-ı Deryalar Divan-ı Hümayun'a giremiyordu. Ancak Kanuni Sultan Süleyman davetle birisini Kaptan-ı Derya yaptı. Kim o? Barbaros Hayrettin Paşa. Aynı zamanda o Barbaros Hayrettin Paşa arkadaşlar ne yapmıştır? Osmanlı Devleti'ne Cezayir'i de getirmiştir. Aynı zamanda Preveze Deniz Savaşı'nı da katılmıştır. Yani divana katılan ilk Kaptan-ı Derya'dır kendisi. Ama bu işin hakkını vermiştir. Sadaret Kaymakamı. Sadaret Kaymakamı dediğimiz görevli ise vezir-i azam eğer İstanbul'da değilse, Serdar-ı Ekrem unvanıyla mesela savaşa gittiyse, vezir-i azam onun yerine Sadaret Kaymakamı vekalet ediyor.

Şimdi Divan-ı Hümayun'un üyelerine bir bakalım. Sadrazam, Murat döneminde kurulmuştu. Padişahın mutlak vekiliydi. Serdar-ı Ekrem unvanıyla ordunun başında sefere gidiyordu. Emirlerine buyruldu adı veriliyordu. Ve arkadaşlar 1. Mehmet'ten, Fatih'ten itibaren de ne yapmıştı? Divana başkanlık etmişti. Gelelim kubbe altı vezirlerine. Bunlar normal vezirler. Orhan Bey döneminde kurulmuştu. İlk vezirimiz Alaaddin Paşa'ydı. Bunlar Vezir-i Azam'ın yardımcılarıydı. Bunlar da ordunun başında sefere gidiyordu. O zaman Serasker unvanını alıyorlardı. Şeyhülislam, divanda alınan kararlara fetva belgesi veriyordu. Dine uygunluk belgesi. İlk Şeyhülislam'ımız Molla Fenari'ydi. Murat dönemindeydi. Divana katılan ilk Şeyhülislam'ımız ise arkadaşlar kimdi? Ebu Suud Efendiydi. Kanuni dönemindeydi. Defterdar, Osmanlı maliyesinin mutlak sorumlusuydu. Defterdarlık makamını kuran ise 1. Murat'tı. Nişancı. Buna bir sürü görev bırakmışlardı. Tam dört tane görevi var. Padişahın tuğrasını çeker. İç ve dış yazışmaları yapar. Divanda örfi hukukun temsilcisidir. Aynı zamanda tapu tahrir kayıtlarını tutar. Reisül Küttap, Dışişleri Bakanlığı rolündeydi. Nişancıdan ayrılarak kurulmuştu. Değil mi? Dış yazışmaları yapıyordu. Kazasker. Kaz dediğimiz adam kadıların atamasını yaptığı için adalet bakanı, öğretmenlerin yani müderrislerin atamasını yaptığı için de Milli Eğitim Bakanı rolündeydi. Aynı zamanda Cuma Divanı'nda da divandaki davalara bakıyordu. Yeniçeri Ağası. Bu adam normalde merkez ordusunun lideri ama bu adam vezir olursa ne yapabiliyor? Divan-ı Hümayun'a girebiliyor. Yeniçeri Ağası. Kaptan-ı Derya. Bu da sonradan gelenlerden divana. Kaptan-ı Derya arkadaşlar donanma kaptanı anlamındadır. Osmanlı Divan-ı Hümayun'una katılan ilk Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa'dır. Yine Kanuni Sultan Süleyman dönemindedir. Sadaret Kaymakamı. Eğer sadrazam, yani vezir-i azam yoksa, Serdar-ı Ekrem unvanıyla sefere gittiyse o zaman Sadaret Kaymakamı onun yerine vekalet ediyor.

Değerli dostlarım, özetlemiş olduk. Gelelim divana sonradan katılanlar. Bakın divana sonradan katılanlar mesela Şeyhülislam Kanuni döneminde Ebu Suud Efendi katıldı. Yeniçeri Ağası sadece vezir rütbesi varsa divana katılabiliyor. Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa Kanuni döneminde katıldı. Reisül Küttap nişancının yardımcısıydı. Sonradan direkt divanın üyesi oldu, Dışişleri Bakanı olunca. Peki bunlardan hangilerinin, hani burada bir sürü divan üyesi vardı ya, hangilerinin sınırlar genişledikçe sayısı artıyor? Sınırlar genişledikçe sayısı artanlar. Vezir sayısı. Arkadaşlar iş yükü arttıkça vezir sayısı artar. Ama bak vezir-i azam artmaz. Vezir-i azam, yani sadrazam sadece bir tanedir. Onun sayısı artmaz ama vezir sayısı artar. Kazasker sayısı artar. Anadolu Kazaskeri, Rumeli Kazaskeri gibi. Defterdar sayısı artar. Anadolu Defterdarı, Rumeli Defterdarı gibi. Beylerbeyi sayısı artar. Anadolu Beylerbeyi, Rumeli Beylerbeyi gibi bunların sayısı artıyor arkadaşlar. Ama vezir-i azam, sadrazamın sayısı artmıyor. Şeyhülislam, bunun sayısı artmıyor. Bir tane oluyor bunlar.

Şimdi gelelim arkadaşlar Osmanlı Devleti'ndeki yönetici sınıfa. Buna ne diyoruz? Beraya sınıfı diyoruz. Yani yönetici sınıf. Bunları üçe ayırıyoruz arkadaşlar. Seyfiye, İlmiye, Kalemiye. Peki hocam bunlar nasıl ayrılacak? Bakın arkadaşlar, seyf ne demek? Seyf kılıç demek. Seyf kılıç demek. Elinde kılıç olanları seyfiyeye alıyoruz. Yazalım buraya. Elinde kılıç olanlar. İlmiye. Bakın bunlar da işi ilim. İlimle uğraşanlar bunlar işi. İlim. Bunların ilimle uğraşanlar, diğeri ise kalemiye, işi yazmak olanlar. Tamam. Baktığımızda arkadaşlar mesela seyfiye dedik. Seyf ne demekti? Kılıç demekti. Mesela Seyfullah gibi bir isim var. Allah'ın kılıcı anlamına geliyor. Demek ki elinde kılıç olanları ben seyfiyeye alıyorum. Mesela sadrazam. E, bu adam Serdar-ı Ekrem unvanıyla ordunun başında sefere gitmiyor mu? Gidiyor. O yüzden arkadaşlar seyfiyede kaptan-ı derya, Osmanlı donanmasının kaptanı. Ama hocam o kaptan donanmanın kaptanı. E, tamam düşmanla deniz savaşı yaparken düşmana çiçek mi veriyor bu adam? Hayır. Onun da elinde kılıç var. Yeniçeri ağası. E, bu da merkez ordusunun lideri. E, dolayısıyla bunun da elinde kılıç var. Osmanlı Devleti'nde yöneticiysen halkı yönetebilmek için elinde kılıç bulunması gerek. O yüzden eyaletlerin yöneticisi olan beylerbeyi, sancakların yöneticisi olan sancakbeyi de yine nerede yer alır? Seyfiye'de yer alır değerli dostlar. Çünkü onların da elinde kılıç vardır. Gelelim ilmiyeye. Bakın ilimle uğraşanlar ilmiyeye.

Giriyor. Kadı arkadaşlar, kadı hukuk ilmiyle uğraşmıyor mu? Evet. İslam hukukuyla uğraşıyor. Fıkıhla uğraşıyor. O yüzden bir ilimle uğraşıyor mu? Evet. O yüzden burada müderris. Ben tarih öğretmeniyim. Müderris öğretmen demek. Tarih ilmiyle uğraşmıyor muyum? Evet. O yüzden ben de ilmiyedeyim.

Kaz asker, kadı ve müderrislerin atamasını yapıyordu. Kadılar da ilmiyede, müderrisler de ilmiyede. Dolayısıyla bu da kendisi de ilmiyede yer alıyor. O yüzden bu ilmiyede. Ama buna dikkat edin arkadaşlar, sonunda asker yazıyor diye hemen bunu seyfiyeye almayın. Sonunda asker yazıyor. Elinde kılıç vardır. Hemen seyfiyeyi alalım demeyin. Kaz asker dediğimiz adam kadı ve müderrislerin atamasını yapıyor. Onlar ilmiye sınıfında. O yüzden Kazer de ilmiye sınıfında.

Şeyhülislam. Bu da İslam ilmi ile uğraşıyor. O yüzden Şeyhülislam da ilmiyede yer alır.

Değerli dostlar, gelelim kalemiyeye. İşi yazmak olanlar kalemiyeye girecek arkadaşlar. Mesela defterdar. Osmanlı maliyesi'nin mutlak sorumlusu değil mi bu adam? Evet. Mali kayıtları tutmuyor mu? Evet. O yüzden kalemiyede. Nişancı. İç ve dış yazışmayı yapıyor. Padişahın tuğrasını çekiyor. İşi yazmak mı bunun? Evet. O yüzden nişancı da kalemiyede. Reisülküttap. Arkadaşlar nişancıdan ayrılarak Hariciye vekaleti, Hariciye Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı olmadı mı Reisülküttap? Oldu. Bu adam da dış yazışmaları yapmıyor mu? Evet. O yüzden bunun da işi yazmak. O yüzden onun da elinde kalem var. Bak Reisülküttap katip zaten. Anlaştık mı? Kâtip var. Ve diğer katipler. Bunlar da kalemiyede yer alıyor. Ama şuna dikkat edin. Elinde kalem olan herkes kalemiyeye girer diye anlatılıyor. Yanlış. Benim de elimde kalem var ama ben neredeyim? İlmiyedeyim. Tamam mı? İşi yazmak olanlar kalemiyeye girer.

Şimdi gelelim İstanbul'un yönetiminin şartlarına arkadaşlar. Şimdi İstanbul dediğimiz yer Osmanlı Devleti'nin en uzun süre başkentlik yapan yeri. Ve arkadaşlar İstanbul'un yönetiminde bazı önemli kişiler var. Bunlara bakacağız. Şehri emini arkadaşlar. Şehir emini dediğimiz adam şehrin emini yani günümüzdeki belediye başkanı. Tamam.

Peki Mimar Başı. Arkadaşlar Mimar Başı ne yapıyor? İmar işleriyle uğraşıyor. Mimar, imar. İstanbul'da iki tane apartman yapmışlar. Üzerine ikisinin üzerine bir daha apartman yapmışlar. Bir mimarbaşı olsaydı böyle olur muydu? Olmazdı. Arkadaşlar bakın mimarbaşı imar işleriyle uğraşıyormuş.

Muhtesip. Hemen şuraya yazdım. Muhtesip H, S, P harfleri var içerisinde. Bak hesap. Yani arkadaşlar günümüzün zabıtası bu adam. Çarşıya pazarı denetlemiyor mu bu adam? Çarşıyı pazarı. Evet. Gidiyor çarşıya pazara. Kaç paraya satıyorsun mandalinayı? 4 liraya. İyi de 2 liraya satman lazım. 4 - 2 diyor. Dolayısıyla arkadaşlar günümüzün zabıtasıdır. Muhtesip hesap kitap yaparak zabıtalık yapıyor. H, S, P harfleri var. Bakın içerisinde. Tamam.

Taht kadısı. Bakın diğer taşrada'ki her yere kadı atanıyor ama İstanbul'un kadısını kaz asker atayamaz. Diğer kadıların tamamını kaz asker atar ama taht kadılarını kim atar? Padişah atar. O yüzden bunu yazalım. Padişah atar. Tamam. Bunun dışında arkadaşlar taht kadısı İstanbul'un adaletinden sorumludur.

Sadrazam. Bu başbakan değil mi? Padişahtan sonra gelen en yetkili adam. Evet. O yüzden sadrazam dediğimiz adam İstanbul'un genel düzeninden sorumludur. Bir de yeniçeri ağası var. Bu da temel ordunun lideri. Dolayısıyla yeniçeri ağası da güvenlikten sorumludur diyeceğiz. O zaman baktığımızda İstanbul'un yönetimine şehir emini belediye işleriyle uğraşıyor. Şehrin emini. Mimarbaşı imar işleriyle uğraşıyor. Muhtesip hesap kitap yapıyor. Zabıta. Taht kadısı adaletinden sorumlu. İstanbul'un sadrazam İstanbul'un genel düzeninden sorumlu. Yeniçeri ağası da İstanbul'un güvenliğinden sorumlu dedik.

Gelelim taşra teşkilatına arkadaşlar. Taşra teşkilatına baktığımızda burada klasik dönem eyalet sistemini göreceğiz. Klasik dönem eyalet sisteminde büyükten küçüğe doğru sıralayacağız. Önce eyalet. Tamam. Ardından sancak, ardından kaza, ardından köy. Şimdi eyalet ne gibi? Ege bölgesi gibi. Sancak ise Manisa ili gibi. Kaza Manisa'nın Gördes ilçesi gibi. Yani ilçe. Köy ise arkadaşlar mesela Kaşıkçı köyü gibi ya da Kaşıkçı demeyelim ona. Deliler köyü diyelim arkadaşlar. Burada önceden Deliler Köyü denilen bir köy vardı. Ben Gördesliyim bu arada. Sonradan adı değişti. Pınarbaşı oldu. Biz ona Deliler köyü diyelim. Tamam mıyız?

Şimdi arkadaşlar bakın. Benim en başta neyim var? Eyaletim. Yani eyalet Ege bölgesi gibi. Sancak Manisa ili gibi. Kaza Gördes ilçesi gibi. Köy ise Deliler Köyü gibi. Aynı zaten baktığımızda büyükten küçüğe doğru sıralıyoruz. Eyalet, ardından sancak, ardından kaza, en son köy geliyor.

Bunun dışında arkadaşlar eyaletin yöneticisi beylerbeyidir. Bak en büyük yönetim biriminin yöneticisi beylerbeyi. Yani beylerin de beyi zaten. En büyük yerin yöneticisi. Sancak. Ona orijinal bir isim bulamamışlar. Sancak beyi demişler. Kaza arkadaşlar. Kazaların yöneticisi kadıdır. Ama dikkat edin kazaların hem yöneticisi kadı hem de adaletinden sorumlu olan kişi kadı. Bak kaza. Kazanın K'sı kadının K'sı. Gördünüz mü? K oldu. Tamam. Köylerin yöneticisi ise köy ketüda.

Şimdi gelelim güvenliklerine. Kim bakıyor arkadaşlar? Eyaletin, sancağın ve kazanın güvenliğinden su başı sorumludur. Ama devlet her yere su başı gönderebilir mi? Gönderemez. O yüzden köylerin güvenliğinden ise yiğit başı sorumludur. Köyün içerisinden bir yiğit bulmuşlar. Sen bu köyü koruyacaksın demişler. Yiğitbaşı da o köyün güvenliğinden sorumlu olmuş. Diğer eyaletin, sancağın, kazağınınkinde su başı var.

Gelelim adalete. Adalete baktığımızda hem eyaletin hem sancağın hem de kazanın adaletinden kadı sorumludur. Ama devlet her yere kadı gönderemez. Kaz asker de her yere kadı atayamaz. O yüzden köylere de kadının naibini yani kadının vekilini gönderiyorlar arkadaşlar. O zaman bir ele alalım. Büyükten küçüğe doğru klasik dönem taşra teşkilatına bakalım. Eyalet, sancak, kaza, köy. Tamam. Büyükten küçüğe doğru. Eyaletin yöneticisi Beylerbeyi. Sancağın yöneticisi Sancak Beyi. Kazanın yöneticisi Kadı. Köyün yöneticisi Ketüdağ dedik.

Şimdi güvenliklerine bakalım. Büyükten küçüğe doğru eyaletin, sancağın, kazağının güvenliğinden subaşı sorumlu. Sadece köyünkünden yiğit başı sorumlu. Adalete baktığımızda eyaletin, sancağın, kazanın adaletinden kadı sorumlu. Ama dikkat edin kazaların hem yöneticisi olarak kadı var hem de adaletinden sorumlu kişi kadı. Gördünüz mü? Yönetici de kadı. Bakın burada. Peki köylerin adaletinden kim sorumlu? Kadının naibi sorumlu yani vekili.

Burada bir dikkatimiz var arkadaşlar. Mütesellimler Beylerbeyi veya Sancakbeyi sefere gittiğinde yerine vekalet eden görevlilerdir. Bakın burada Beylerbeyi veya Sancakbeyi göreve gidiyor ya. Heh. Bunlar göreve gittiğinde yerine vekalet eden kişiler kimmiş? Mütesellimlermiş arkadaşlar. Tamam mıyız? Peki bir soru sorayım. Sadaret Ketüda vardı ya da sadaret kaymakamı. Sadaret kaymakamı kimin yerine vekillik yapıyordu? Sadrazam'ın yerine. Değil mi? İkisini birbirine karıştırmayın. Sadaret Kaymakamı Sadrazam yokken onun yerine vekalet eder. Beylerbeyi veya Sancakbeyi yoksa mütesellimler onun yerine vekalet ederler.

Şimdi arkadaşlar bu klasik dönem taşlı teşkilatıydı ya. Sonradan arkadaşlar 1871 Vilayet Nizamnamesinde bazı değişiklikler oldu. Hatta 18'de de var. 1871'de de var. Şimdi bu 1871'deki duruma bir bakalım arkadaşlar. Burada yönetim birimimiz, burada yöneticimiz var. Eyalet. O ne olmuş? O vilayet olmuş. E vilin yöneticisi de vali olmuş. Sancak ne olmuş? Liva olmuş. Yöneticisi de mutasarrıf olmuş. Tamam. Kaza. E kazaların yöneticisi ilçe değil miydi bu? Evet. Günümüzde ilçelerin yöneticisi kim? Kaymakam değil mi? Kaymakam olmuş. Köy. E köyün yöneticisi de muhtar. Tamam da hocam arada nahiye var. Dikkat. 1871 Vilayet Nizamnamesi ile kaza ile köy arasına eklenen yeni yönetim birimi nedir değerli dostlar? Nahiyedir. Bak 1871 Vilayet Nizamnamesi ile eklenen yeni birim nahiye ve nahiyelerin yöneticisi de nahiye müdürüdür. Bunu günümüzdeki kasabalara benzetebilirsiniz. Hani önceden kasabalar vardı ya ne ilçe kadar büyük ne de köy kadar küçük. İkisinin arasıydı. Heh. Bak bu da kaza kadar büyük değil, köy kadar küçük değil. O yüzden arada kalmış. Yani günümüzün kasabası. Bu da bu kadar.

Gelelim eyaletlerin yönetimine arkadaşlar. Şimdi Osmanlı Devleti'nde üç tür eyalet var. Salyaneli eyalet, salyanesiz eyalet, imtiyazlı eyalet. Salyaneli eyaletler. Bak buradaki sal yıl demektir. Salyaneli eyaletler yıllıklı eyaletlerdir. Yani yıllık derken hani aylıkla çalışıyorum diyoruz ya bunlar da yıllıkla çalışıyorlar. Yani yıllıklı yani maaşlı ama maaş almıyorlar. Devlete bir para ödüyorlar arkadaşlar. Salyanesiz eyaletler var. Bunlar da yıllıksız yani maaşsız eyaletlerdir. Tamam mıyız?

İlk önce Salyaneli eyaletleri ele alalım. Salyaneli eyaletler merkeze uzak eyaletlerdir. Merkeze uzak eyaletler oldukları için de ben buralara ne yapamam arkadaşlar? Tımar sistemini uygulayamam. Mesela burası Anadolu olsun. Tamam mı? Osmanlı olsun burası. Burası Akdeniz olsun. Burası da arkadaşlar Kuzey Afrika olsun. Şimdi Kuzey Afrika'da herhangi bir toprağı alalım. Mesela Libya'yı yani Osmanlı dönemindeki Trablus Garbı yazalım buraya. Arkadaşlar Trablus Garb ta Kuzey Afrika'da. Ben burada vergiyi nasıl toplayacağım toplayamıyorum. O yüzden şöyle diyorum. Bu Trablus Garb toprakları kimin? Benim. Ben burası çok uzak olduğu için tımar sistemini uygulayamıyorum burada. Çünkü burada tımar sistemini uygulasam buradan asker yetiştireceğim. O asker buraya kıyıya gelecek. Oradan Akdeniz'i geçecek. Buraya gelecek. Sonra başkent İstanbul'a gelecek. Sonra da Balkanlara savaşa gidecek ya da Avrupa'ya savaşa gidecek. Dıdısının dıdısı olmaz. Uğraşılmaz. O yüzden daha pratik bir yönetim lazım. O yüzden Osmanlı'da merkeze uzak yerlere diyor ki ben buradaki toprağı diyor ihaleye çıkarıyorum. Buradaki toprağı kiralayacağım size diyor. 1-3 yıllığına diyor. İşte A kişisi, B kişisi, C kişisi geliyor. Diyelim ki bu 5, bu 10, bu 100.000 altın verdi. Osmanlı Devleti de diyor ki sen 100.000 altın verdin. Ver bana parayı nakit diyor. Alıyor C kişisinden parayı. Diyor ki sen diyor burayı 3 yıl işlet. Yıl buradan vergiyi topla ürününü hasat et diyor. Oradan da kendine 100.000 değil 150.000 kazan. 50.000 de arada kar et diyor. İşte bu sisteme iltizam sistemi adını veriyoruz. Ve bu C kişisinin burada devlete 100.000 altın verdiğini gördük mü? Gördük. İşte bu sisteme iltizam sistemi diyoruz. Devlete 100.000 altın verdiği için de maaşlı eyaletler yani yıllıklı eyaletler yani salyaneli eyaletler diyoruz. O zaman bakalım bir daha. Salyaneli eyaletler maaşlı yani yıllıklı eyaletlerdir. Bunlar merkeze yakın mıdır uzak mıdır? Yakın olsa zaten tımar sistemini uygularım. Uzak. Tımar sistemini uygulayamadığım için orada ben iltizam sistemini uyguluyorum. Bakın merkeze uzak eyaletlerdir. Tımar sistemini mi uygularım, iltizam sistemini mi? E yakın olsa tımarı uygulardım. Uzak. O yüzden iltizam sistemini uyguluyorum. Peki bunlar devlete asker mi getirir, nakit para mı getirir? E az önce söyledim ya 100.000 altın vermedi mi bana? Verdi. O yüzden bu bana ne yapıyor? Nakit para getiriyor. Arkadaşlar burada kiralamış olduğum devlete nakit para getiren araziye mukata arazi adı verilir. Burada C kişisi iltizam sisteminde ihaleyi alan kişi ya. C kişisine de yani ihaleyi alan kişiye de mültezim adı verilir. Değerli dostlar birazdan değineceğim, yazacağım onları. Şimdi Salyaneli eyaletler, maaşlı yani yıllıklı eyaletler merkeze uzak mı, yakın mı? Uzak. İltizam sistemi mi uygulanır? Tımar sistemi merkeze uzak olduğu için iltizam sistemi uygulanır. Peki bana asker mi getirir, nakit para mı? Tabii ki nakit para getirir.

Gelelim salyanesiz eyaletlere. Yani bak salıl demekti. Şuraya yazalım. Yıl demekti. Yani yıllıksız eyaletler yani maaşsız eyaletlerdir. O zaman bunlar merkeze yakındır. Ben burada tımar sistemini uygularım. Bana para getirmez nakit ama asker yetiştirir. Tımar ordusu kurar bana.

Gelelim imtiyazlı eyaletlere. İmtiyazlı eyaletlerde arkadaşlar bazıları vergi verip asker vermiyor. Bazıları asker verip vergi vermiyor. Bazıları hiçbir şey vermiyor. Şimdi arkadaşlar dikkat edelim. Vergi veriyor, asker vermiyor. Ne bu? Eflak. Eflak, Boğdan. Arkadaşlar Eflak ve Boğdan'ın da imtiyazı, ayrıcalığı buymuş. İmtiyaz ne demek? Ayrıcalık demek değil mi? Adamlar vergi veriyorlarmış ama asker vermiyorlarmış. Yani Osmanlı'da almıyormuş. O yüzden askerin üstünü çizdik. Gelelim Kırım'a. Arkadaşlar bakın Kırım vergi vermez, asker verir. Yani diğerinin tam tersi. E bu da bunun imtiyazı. Bunun ayrıcalığı da bu. Gelelim Hicaz'a. Arkadaşlar Hicaz dediğimiz yer ne vergi verir ne de asker verir. Hiçbir şey vermez. Dolayısıyla arkadaşlarım bunların imtiyazı da bu. O zaman salyan eyaletler dedi bana. Maaşlı yani yıllıklı eyaletlerdir. Merkeze uzak mıdır, yakın mıdır? Merkeze uzaktır. O yüzden tımarı uygulayamam. İltizamı uygularım. İltizam da bana ne getirir arkadaşlar? Nakit para getirir. Peki arkadaşlar bu sistemdeki iki tane şey önemliydi. Biri mültezimdi. Mültezim neydi? Orada ihaleyi alan kişiydi. İltizamda ihaleyi alır. İhaleyi alan. Bir de mukata arazi vardı. O da arkadaşlar iltizam sistemine verilen araziydi. Nakit para getiren arazi diyoruz buna da. Şimdi bakalım kıyaslayalım. Salyaneli eyaletler maaşlı yani yıllıklı. Salyanesizler maaşsız yani yıllıksız. Salyaneli eyaletler merkeze uzak. Salyanesiz eyaletler merkeze yakın. Salyaneli eyaletler merkeze uzak olduğu için iltizam sistemini uyguluyorum. Salyanesiz eyaletler merkeze yakın olduğu için tımar sistemini uyguluyorum. Salyanesi, salyaneli eyaletlerde orası bana nakit para getiriyor. İltizam sistemi. Salyanesiz eyaletlerde tımar sistemi bana nakit para getirmiyor. Asker getiriyor. Bu kadar. İmtiyazlı, ayrıcalıklı eyaletlere baktığımızda bazıları vergi verip asker vermiyor. Mesela Eflak Boğan vergi veriyorlar ama asker vermiyorlar. Kırım var tam tersi. Asker veriyor ama vergi vermiyor. Hicaz var asker de vermiyor, vergi de vermiyor değerli dostlar. Peki iltizam sistemi nedir? İltizam sisteminin diğer bir adı emanet sistemidir. 2024 KPSS'de emanet sistemi olarak sordu arkadaşlar bunu. İltizam sisteminin diğer adı emanet sistemi. Peki ne oluyor bu sistemde? Toprağı 1-3 yıllığına kiralıyorum. Toprağı bir 3 yıllığına kiralıyorsam bunun adı iltizam sistemidir. İltizam sisteminde ihaleyi alan C kişisine ne diyordum? Mültezim diyordum. Tamam. Peki iltizama verdiğim topraklar hangi topraklardı? Mukataa topraklardı. Bunu da unutmuyoruz.

Gelelim malikane sistemine. Malikane arazi normalde yararlılık gösterenlere verilen araziydi. Ömür boyu onda kalıyordu. Ama sonradan devletin nakit paraya ihtiyacı olunca devlet ne yaptı biliyor musunuz? İltizamdaki arazileri malikaneye çevirdi. Yani iltizam sistemini malikane sistemine çevirdi. Toprağın toprağın bir kişiye ömür boyu kiralanmasıdır. Ömür boyu kiralanması. Toprağı ben bir kişiyi ömür boyu kiralıyorsam o onun ölünceye kadar malikanesi olmuyor mu? Oluyor. İşte o yüzden malikane sistemi. Bir 3 yıllığına kiralama varsa iltizam. Ömür boyu kiralama varsa malikane diyorum.

Gelelim Osmanlı yöneticilerine arkadaşlar. Şimdi baktığımızda Eflak Boğan arkadaşlar Eflak Boğan yöneticilerine Voyvoda adı veriliyor. Mesela Kazıklı Voyvoda vardı değil mi Osmanlı'da? Heh, oradan aklımıza gelsin. Hicaz, Yemen. Hicaz, Yemen arkadaşlar, emirler tarafından yönetiliyor. Hicaz emiri gibi. Mısır. Mısır'ı yönetenler arkadaşlar Hidivlerdir. Hatta Mehmet Akif Ersoy laik bir cumhuriyet kurulunca uzun yıllar Mısır Hidivinin yanında yaşıyor. Orada kendi içerisinde biraz küskünlük yaşıyor açıkçası. Hidiv de oradan aklınıza gelsin. Mısır'ın yöneticilerine Hidiv adını veriyoruz. Cezayir yöneticileri, bu biraz komik. Cezayir yöneticilerine dayı adı veriliyor arkadaşlar. Dayı. Kırım yöneticilerine ise Giray diyoruz. Çünkü Giray ailesi var orada. Mesela Mengli Giray gibi. Giray ya da han diyoruz ona. Kırım Hanı gibi. TTC diye bir şey var burada. TTC nedir arkadaşlar? Tunus, Trablus Garb ve Cezayir'dir. Bu Tunus Trabluskarp, Cezayir TTC olarak bilinir ve Osmanlı Devleti'nde Garp ocaklarıdır bunlar. Garp ocakları. Şark doğu, Garp batıdır. Yani batı ocakları olarak bilinir. Bu arada arkadaşlar bazı ekstra bilgiler vermek istiyorum. Mesela Eflak Boğan. Eflak Boğan Osmanlı Devleti'nde memleketeyn olarak bilinir. Bunun dışında arkadaşlar Hicaz Yemen, Hicaz Yemen Osmanlı Devleti'nde Harameyn olarak bilinir. Bunun dışında Avusturya. Avusturya Osmanlı Devleti'nde Nemçe olarak bilinir. İran Osmanlı Devleti'nde İran, Irak oralar ise Acem olarak bilinir değerli dostlar. Bunları da bilmekte fayda var.

Devam edelim. Gelelim Osmanlı Devleti'ndeki eğitime. Eğitime baktığımızda ilk olarak eğitim basamaklarımız var arkadaşlar. Eğitim basamaklarına bakalım. İptidai yani Sıbyan mektebi. Ne bu arkadaşlar? İlkokul. Tamam. Sonra Rüşdiye. Rüşdiye Osmanlı Devleti'nde ortaokul. İdadi. İdadiler ise nedir? Lisedir arkadaşlar. Osmanlı'da medrese var. Medrese ise arkadaşlar lise ve üstü eğitimdi. Fünun var. Bir de zaten Osmanlı'da bir tane üniversite var. O da Darülfünun. Yani Osmanlı Devleti'nin ilk üniversitesidir. O da üniversite anlamına geliyor. O zaman büyük küçükten büyüğe doğru baktığımızda bir çocuğu önce ne yapıyoruz? Sıbyan mektebine gönderiyoruz. Ardından Rüşdiye'ye gönderiyoruz ortaokula. Daha sonra İdadiye gönderiyoruz liseye. Ardından ne yapıyoruz? Üniversiteye gönderiyoruz. Ya da bakın burada şuna dikkat etmek lazım. Medreseler. Medreseler klasik dönemdir. Diğerleri ise geç dönem eğitimdir. He hocam burada mesela Rüşdiye batı etkisiyle? Evet. İdadi batı etkisiyle? Fünun batı etkisiyle kurulmuştur. Ya da arkadaşlar buradaki iptidai iptidai bu da batı etkisiyle kurulmuştur. O zaman Osmanlı Devleti'nde hem batı etkisi sürüyor hem de klasik dönem var. Evet. O zaman eğitimde ikilik var mıdır? Evet vardır. Ama unutmayın iptidai ya da sıbyan mektebi ilkokul anlamına gelir. Rüştiye Mustafa Kemal Paşa'yı hatırlayın. Selanik askeri rüşdiyesine gitmişti. Ortaokul anlamına gelir. İdadi Mustafa Kemal Paşa Manastır askeri idadisine gitmişti. Lise anlamına gelir. Medrese lise ve üstü eğitim veriyordu. Zaten baştan sona veriyordu. Fün ise arkadaşlar üniversitedir. Osmanlı Devleti'nin bir tane üniversitesi vardır. O da Darülfünundur.

Gelelim medresedeki öğrenim basamaklarına arkadaşlar. Şimdi suhte var en başta. Suhte ne? Öğrenci. Danişment var. Danişment de arkadaşlar yükseköğretim, yükseköğretim öğrencisi. Yükseköğrenim öğrencisi. Yüksek lisans diyelim biz buna. Yüksek lisans öğrencisi. Muhit. Muhit ise arkadaşlar müderrisin yardımcısı. Müderris yardımcısı. Mülazım var. Kim o? E biziz. O lazım olmayı bekleyen. Bak mezun olmuş. Lazım olmayı bekliyor. Artık atama bekliyor. Tamam mıyız? Atama bekliyor. Lazım olmayı bekliyor. Müderris ise öğretmendir. O zaman bir daha bakalım. Suhte ya da softa öğrenci anlamına geliyor. Ardından danişment, yüksek lisans öğrencisi, yükseköğretim öğrencisi. Tamam. Ardından Muhit. Muhit ne yapıyor arkadaşlar? Müderrisin yardımcısı. Daha öğretmenliği öğrenecek. Staj yapıyor. Ardından mülazım var. Artık her şeyi bitirmiş. Atama bekliyor. Lazım olmayı bekleyen. Ardından da ataması yapılıyor. Müderris oluyor. Yani atanıyor diyelim. Rabbim hepimize atanmayı nasip etsin.

Gelelim arkadaşlar Enderun mektebine. Enderun mektebi Murat döneminde kurulmuştur ve Mahmut döneminde kaldırılmıştır. Şimdi arkadaşlar Enderun mektebi dediğimiz mektep önemli. Neden? Çünkü ben devşirme sistemiyle gidiyorum mesela Balkanlardan %99 ihtimalle Hristiyan bir çocuğu 6-7 yaşlarında, 5-6-7 yaşlarında alıyorum. O çocuğu bir Türk İslam ailesinin yanına veriyorum. O çocuk orada Türklüğü ve İslamiyeti öğreniyor. Ardından o çocuğu alıyorum merkeze ve o çocuğa eğitim veriyorum. Bakın şimdi ben o çocuğu Hristiyanlıktan ve atıyorum Slavlıktan Türklüğe devşirdim mi? Evet. Müslümanlığa devşirdim mi? Evet. O yüzden bu sistemin adı devşirme sistemidir. Hristiyan ve Slav'ı Müslümanlığa ve Türklüğe devşirdim. O yüzden sistemin adı devşirme sistemi. Devşirme sisteminden o Türk İslam ailesinin yanından aldığım çocuğu merkeze gönderiyorum. O çocuğu önce arkadaşlar iyi bir şekilde eğitim veriyorum. O çocuk eğer devlet adamı olmaya yetenekliyse onu sarayda bulunan Enderun kısmındaki Enderun mektebine gönderiyorum. O yüzden bu Enderun mektebi devşirme kökenlilerin devlet adamı olarak yetiştikleri yerdir. Enderun mektebini kuran padişah Murat'tır. Kaldıran padişah ise II. Mahmut'tur. Yani kaldıraç Mahmut'tur. Divan-ı Hümayun'u da kaldırmıştı. Bunu da kaldırdı. Bakın arkadaşlar Enderun mektebi Devşirme Okulu. Unutmayın.

Gelelim şehzade eğitimine arkadaşlar. Şehzadeler padişahların çocukları değil mi? Evet. İşte bu şehzadeler önce arkadaşlar şehzadegân mektebine gidiyorlar. Yani sarayın bir kısmında ilk olarak böyle okuma yazmayla başlıyorlar Şehzadegân mektebinde. Daha sonra belli bir yaşa geliyorlar. Sancağa gönderiliyorlar ve orada ne yapıyorlar? Tecrübe kazanıyorlar. Ne tecrübesi? Padişahlık tecrübesi. Peki sancağa gittikleri aldıkları, sancağa gittiklerinde aldıkları unvan ne? Çelebi unvanı alıyorlar. He o zaman Şehzadegân mektebinde ilk eğitimlerini aldılar. Hemen ardından sancağa gönderildiler. Sancak sistemini anlatacağım birazdan. Sancağa gidince de çelebi unvanını alıyorlar.

Geldik sancak sistemine. Arkadaşlar ben bir öğretmenim ve üniversitede son sınıfa geçtiğimde her öğretmene yapıldığı gibi devlet bize dedi ki yani üniversitede dedi ki bize siz tabii öğretmensiniz ama sadece teoride öğretmensiniz. Sınıfa girdiğinizde sudan çıkmış balık gibi kalacaksınız. Belki de ben bunu bilemem dedi. O yüzden sizleri staj için okullara gönderiyorum dedi. Ve biz okullara gittik ders dinledik ve ders anlattık. Neden? Çünkü tecrübe kazanmamız gerekiyordu. Ev üç kıtaya hükmeden padişahın yerine daha sonradan bir şehzade geçecek. Onun da tecrübe kazanması gerekmez mi? Gerekir. İşte arkadaşlar Osman Bey'den sonra başa geçen Orhan Bey dedi ki ben dedi çok tecrübesiz bir şekilde başa geçtim. Çok tecrübesiz bir şekilde başa geçtiğim için de ne yapamıyorum dedi. Başa geçtiğimde biraz afalladım dedi. O yüzden ben oğluma bunu yapmayacağım dedi. Ve Osman Bey'den sonra başa geçen Orhan Bey sancak sistemini kurdu. Sancak sistemi padişahlara tecrübe kazandırdığımız ya da şehzadelere tecrübe kazandırdığımız sistemdir. Ne tecrübesi kazandırıyoruz? Padişahlık tecrübesi. Gönderiyoruz onu Manisa'ya. Mesela Manisa'nın yemesinden, içmesinden, elektriğinden, suyundan, ordusundan, güvenliğinden sen sorumlusun. Sıkıntı çıkarsa senin için de sıkıntı olur. Değerli Şehzade diyoruz. Ve oraya gidiyor. Orada neyi öğreniyor? Yönetmeyi öğreniyor arkadaşlar. Yani padişahlık stajını yapıyor orada.

Şimdi sancak sistemini kuran Orhan Bey ama kendisi gitmedi tabii. Ve sancak sistemine kimi gönderdi? Oğlunu gönderdi I. Murat'ı. O yüzden sancak sistemini kuran Orhan ama sancaktan gelerek tahta çıkan ilk kişi Murat'tır arkadaşlar. Orhan Bey'in oğludur. Tamam. Sancak sistemini yasa haline getiren yani herkes sancağa gidecek kardeşim. Zorunludur diyen kişi Fatih Sultan Mehmet'tir. Kanunname-i Ali Osman yani Fatih Kanunnamesi ile ne yaptı arkadaşlar? Sancak sistemini yasa haline getirdi. Gelelim sancak şey, sancak sistemini kaldırana. Sancak sistemini kim kaldırdı? III. Mehmet dedi ki bu sancak sisteminin bana hiçbir faydası olmadı dedi. O yüzden ben sancak sistemini kaldırıyorum dedi. Şimdi bakın kim kurmuş? Orhan Bey. İlk sancaktan gelerek tahta kim çıkmış? Orhan Bey'in oğlu Murat. Ardından sancak sistemini yasa haline kim getirmiş? Fatih Sultan Mehmet. Herkes zorunlu olarak gidecek demiş. Sancak sistemini ben istemiyorum. Kaldırıyorum diyen kim? O da Mehmet'tir değerli dostlar. Peki sancak şehirlerimiz nereler bizim? Mesela Amasya, Manisa, Kütahya, Trabzon, Kefe. Anadolu dışında tek bir sancak yeri vardır. Sancak şehir vardır. O da Kefe'dir. Anadolu dışında tek sancak Kırım'ın Kefe limanıdır değerli dostlar. Önemli. Ve değerli dostlarım bakın şimdi burada sancak sistemi kaldırıldı. Tamam. E sancak sistemi kaldırılınca yerine ne gelecek? Şimşirlik yani kafes usulü gelecek. Kafes usulü. Bunu kim getirecek? I. Ahmet getirecek. Hani Ekber ve Erşed'i getirmişti ya. İşte o Ekber ve Erşed'i getiren I. Ahmet sancak sistemi yerine de şimşirliği getirecek. Çünkü babası Mehmet sancak sistemini kaldırdı ama yerine bir şey getirmedi. E o zaman I. Ahmet de kafes usulünü getirdi diyeceğiz. Bir daha alalım. Sancağı kuran Orhan. Sancaktan gelerek tahta çıkan ilk kişi Murat. Sancağı yasa haline getiren Fatih Sultan Mehmet. Sancak sistemini kaldıran Mehmet. Sancak şehirlerimiz işte Manisa, Trabzon, Amasya, Kütahya. Anadolu dışında tek neresi var? Kefe var arkadaşlar. Peki sancak sistemi yerine gelen sistem ne? Şimşirlik yani kafes usulü. Kim getirdi? I. Ahmet getirdi diyoruz.

Gelelim Osmanlı Devleti'nin önemli medreselerine değerli dostlar. Osmanlı Devleti'nin ilk medresesi İznik medresesidir. Ve İznik medresesi Orhan Bey kurmuştur. Bakın ilk sarayı da Orhan Bey kurmuştu. İlk medreseyi de Orhan Bey kuruyor. Osmanlı Devleti'nin ilk medresesidir bu medrese. Sahn-ı Seman Medresesi arkadaşlar. Sahn-ı Seman Medresesi Osmanlı Devleti'nin İstanbul'da kurduğu ilk medresedir ve Fatih Sultan Mehmet döneminde kurulmuştur. Fatih Topkapı Sarayı'nı yaptırmıştı. Burada da İstanbul'da Osmanlı'nın kurduğu ilk medreseler olan Sahn-ı Seman medreselerini kurduruyor. Sahn-ı Seman Medreseleri döneminin üniversitesi niteliğinde inanılmaz iyiler. Dolayısıyla Sahn-ı Seman medreselerini kuruyoruz İstanbul'da ama Sahn-ı Seman medreselerine yerleşebilecek öğrencimiz yok bizim. Neden? Çünkü o kadar iyi donanımlı öğrencimiz yok. Sahn-ı Seman medreseleri çok iyi öğrenciler için hazırlanmış medrese. Öyle olunca Sahn-ı Seman medreselerine öğrenci hazırlanması için bir de Fatih Sultan Mehmet Tetimme medreselerini kuruyor. He Fatih Sultan Mehmet Sahn-ı Seman medreselerini kurmuş. Tamam. Oraya öğrenci hazırlamak için de yine Fatih Sultan Mehmet Tetimme medreselerini kurmuş. Sahn-ı Seman medreselerini öğrenci hazırlamak için açılmıştır diyoruz. Süleymaniye medreseleri arkadaşlar. Süleymaniye medreseleri I. Süleyman dönemindedir. Yani Kanuni dönemindedir ve döneminin üniversitesi niteliğindedir. Yine Süleymaniye medreseleri de gelelim Medresetül Kudat. Ben bu Medresetül Kudat'a çok önem veriyorum. Bence sorusu da gelecek. Kadı yetiştirmek için açılan medreseye Medresetül Kudat diyoruz arkadaşlar. Ne yetişiyormuş burada? Kadı yetişiyormuş. Bunlar da önemli medreselerimiz değerli dostlar.

Gelelim Osmanlı Devleti'ndeki okullara ve sosyal kurumlara. Darülbedayi arkadaşlar bakın. Darülbedayi ne bu? Tiyatro. Daha önce soru olarak geldi. Darül Elhan. Konservatuvar. Yani Osmanlı Devleti'ndeki müzik okulu yani konservatuvar. Darülaceze. Arkadaşlar bak ACZ yani acizler için açılmış kurum. Yaşlı ve muhtaçları barındırmak için açılmış. Darül Eytam. Bak YTM var. Yetim yani Balkan ve Dünya Savaşlarında kimsesiz kalan çocukları barındırmak için açılmıştır ve 2015 çıkmış sınav sorusudur arkadaşlar. Darül Eytam. O yüzden dikkat ediyoruz. Yeniden sorusu gelebilir. Gerçi şunların hepsi soruldu. Darülbedayi Tiyatro. Darül Elhan Konservatuvar Müzik Okulu. Darülaceze Acizler Kurumu yani yaşlı ve muhtaçları barındırmak için kurulmuş yer. Günümüzdeki huzur evi gibi arkadaşlar. Huzur evi gibi. Darül Eytam. Bu da 1. Balkan şey Balkan Savaşlarında ve Dünya Savaşı'nda öksüz ve yetim kalan çocukları barındırmak için kurulmuş kurum. Darül Eytam. Zaten bak YTM var. Yetim. Darülfünun. Darülfünun Osmanlı Devleti'nin ilk ve tek üniversitesidir arkadaşlar. Üniversite ama şuna dikkat edin istiyorum. Darülfünun ilk defa Sultan Abdülaziz döneminde açılıyor. İleride de anlatacağım ama daha sonra kapanıyor. Abdülhamit döneminde Darülfünun-ı Şahane adıyla bir daha açılıyor. Abdülhamit döneminde Darülfünun-ı Şahane adıyla bir kez daha açılıyor. Darülmuallimin erkek öğretmen yetiştirme okulu arkadaşlar. Erkek öğretmen okulu. Muallimin penceresi yan yana. Muallim. Selam söyle amcana muallim. Biliyorsunuz değil mi? Muallim öğretmen demek. İşte erkek öğretmen okulu Darülmuallimin. Kim açtı bunu? Mecit açtı. Sultan Abdülmecid. Bir de Darülmuallimat var. Bak zaten şuradaki t dişilik eki arkadaşlar. Darülmuallimat da kız öğretmen okuludur. Darülmuallimin erkek öğretmen okulu. Darülmuallimat kız öğretmen okuludur. Sultan Abdülaziz dönemindedir arkadaşlar.

Devam edelim. Darülmaarif arkadaşlar. Darülmaarif'ten devlet memuru yetiştiriliyor. Mekteb-i Sultani Fransız usulü okuldur. Mesela arkadaşlar Galatasaray Fenerbahçeliyim burada Sultanisi. Galatasaray Sultanisi mesela Fransız usulü okuldur. Lise ve üstü eğitim verir ve inanılmaz iyilerdir arkadaşlar. İnanılmaz iyilerdir. Günümüzde bile Galatasaray Lisesi hala Türkiye Cumhuriyeti'nin en nadide öğrencilerini yetiştiriyor mu? Evet, yetiştiriyor. Dolayısıyla Mekteb-i Sultani yani Fransız usulü okullar önemlidir. Bunların ilklerinden biri de Galatasaray Sultanisi'dir. Mekteb-i Mülkiye önemli arkadaşlar. Bakın, Mekteb-i Mülkiye Sultan Abdülmecid dönemindedir. Kaymakam, kaza, mal müdürü gibi kişilerin yetiştirilmesi için açılmıştır. Tanzimat dönemine uygun kişiler yetiştirmek maksadıyla açılmıştır. Mekteb-i Mülkiye daha önce sorusu geldi. Yanılmıyorsam 2024'te hakimlik sınavında olabilir. Mekteb-i Mülkiye'den soru gelir arkadaşlar. Kaymakam, kaza, mal müdürü gibi kişiler yetiştirmek maksadıyla Tanzimat dönemine uygun memurlar yetiştirmek amacıyla açılan kurum hangisidir? Mecit döneminde Mekteb-i Mülkiye'dir. Encümen-i Daniş. Arkadaşlar günümüzde Talim Terbiye Kurulu ne yapıyor? Ders kitaplarını falan hazırlıyor, değil mi? Bir de halkın eğitimini üstleniyor. İşte Encümen-i Daniş de Osmanlı Devleti'nin Talim Terbiye Kurulu'dur. Müfredatı belirler. Ders kitaplarının hazırlanmasını sağlar. Halkın eğitimi için çaba gösterir. Encümen-i Daniş günümüzün Talim Terbiye Kurulu'dur. Darüşşafaka arkadaşlar. Darüşşafaka Sultan Abdülaziz döneminde açılıyor. Anne veya babasını kaybetmiş öğrencilerin eğitimi için. E günümüzde de zaten devam etmiyor mu Darüşşafaka? Devam ediyor. Ama bunu Darül Eytam'la karıştırmayın. Darül Eytam bir eğitim yuvası değil. Öksüz ve yetim kalan çocukların barınması için açılmış bir yer. Ama Darüşşafaka bir eğitim kurumudur. Anne veya babasını kaybetmiş öğrencilerin eğitimi için kurulmuştur. Günümüzde de yine çok çok yetenekli öğrencilerin okutulduğu bir okuldur. Darüşşafaka ve Türkiye Cumhuriyeti'nin en nadide öğrencilerini tıpkı Galatasaray Sultanisi gibi onlar da yetiştirmektedir. O yüzden kıymetli bir kurumdur. O dönemden bu yana da devam ediyor. Saint Benoit Koleji arkadaşlar bu Fransız okuludur. Osmanlı Devleti'nde açılan ilk yabancı okuldur. İlk yabancı okul Saint Benoit Koleji'dir. E Hilal-i Ahmer. Ah kızıl, kırmızı anlamındadır. O yüzden Kızılay. E Hilal-i Ahtar. E o da günümüzün Yeşilay. Hamidiye Etfal. Bak Hamidiye Etfal. Bak yine burada ne var? Tıfıl var. T F L. Çocuk hastanesi. Osmanlı Devleti'nin ilk çocuk hastanesidir bu. Şuraya yazayım. İlk çocuk hastanesi. İlk çocuk hastanesini kim kurmuş? Abdülhamit kurmuş. O yüzden bu da önemli. Hamidiye Etfal. Bir de Himaye-i Etfal var. Bak Himaye-i Etfal. Etfal ne demek? Tıfıl demek. Yani çocuk demek. Çocukları himaye etme yeri. E o zaman günümüzdeki çocuk esirgeme kurumu. E aynen öyle. O zaman baştan alıyoruz. Darülbedayi. Bak iyi var içerisinde. Darülbedayi. Tiyatro. Onda da iyi var. Darül Elhan konservatuvar. Bak orada da e'ler var. Konservatuvar. Darül Elhan. Tamam. Müzik okuluydu bu. Darülaceze. E acizler için yani yaşlı ve muhtaçlar için. Darül Eytam yetim kalan çocuklar için. Darülfünun Osmanlı'nın ilk üniversitesiydi. Darülmuallimin erkek öğretmen okuluydu. Darülmuallimat t dişilik ekiydi. Kız öğretmen okuluydu. Darülmaarif devlet memuru yetiştirmeyi amaçlıyordu. Mekteb-i Sultani Fransız usulü okuldu. Galatasaray Sultanisi gibi. Mekteb-i Mülkiye muhtemel soru adayı demiştim buna bakın arkadaşlar. Mecit döneminde kuruluyor. Tanzimat dönemine uygun kaymakam, kaza müdürü, mal müdürü gibi kişilerin yetiştirilmesini amaçlıyor. Darül Encümeni Daniş. Encümenç günümüzün Talim Terbiye Kurulu ders kitaplarının hazırlanmasını falan sağlıyor. Darüşşafaka arkadaşlar Sultan Abdülaziz dönemindedir. Anne veya babasını kaybetmiş çocukların eğitimi için açılan okuldur. Bakın bu bu bir okul. Darüşşafaka. Saint Benoit Koleji Fransız Okulu bu Osmanlı Devleti sınırlarında açılan ilk yabancı okuldur. Hilal-i Ahmer e Kızılay. Hilal-i Ahtar e Yeşilay. Hamidiye Etfal ilk çocuk hastanesi. Bir de Himaye-i Etfal var. O da çocuk esirgeme kurumu.

Gelelim hukuka arkadaşlar. Osmanlı Devleti'nde hukuka baktığımızda zaten fermanlar vardı değil mi? Fermanlar padişah emirleriydi. Onu biliyorduk. Bakın Osmanlı Devleti'nin ilk kanunnamesini Kanunname-i Ali Osman ya da diğer bir adıyla Fatih Kanunnamesi olarak kim hazırlamış? Mehmet hazırlamış. Bakın müsadereyi ilk defa uygulamıştı değil mi? Bunun dışında sancak sistemini yasa haline getirmişti. Bunlar nerede yazıyor? Fatih Kanunnamesinde yani Osmanlı Devleti'nin ilk kanunnamesi olan Kanunname-i Ali Osman'da yazıyor. O yüzden ilk kanunnamenin Fatih Sultan Mehmet döneminde olması önemli. Pek çok şey de zaten onunla birlikte yasa haline geliyor. Sancak sistemini de o yasalaştırıyor mesela. Kardeş katli vacip diri de o getiriyor. Nerede? Kanunname-i Ali Osman'da. Ya Ceride-i Mehakim bu arkadaşlar geç dönem Osmanlı'da yer alan bir gazetedir. Bakın adından belli. Kanunların yayınlandığı gazete. Ceride-i Mehakim bak mahkeme. Mahkemede ne var? Kanunlar var değil mi? Onlar geçerli. Kanunların yayınlandığı gazete Ceride-i Mehakim'dir.

Gelelim klasik dönem mahkemelerine arkadaşlar. Klasik dönem mahkemelerinde bir şeriat mahkemeleri var. Bak şeriat mahkemeleri İslam hukuku değil mi bu? Evet. O zaman burada sadece Müslümanların davalarına bakılıyor. Cemaat mahkemeleri var. Cemaat mahkemeleri de mesela Ortodoks Hristiyanlar bir cemaat, Katolik Hristiyanlar bir cemaat, işte Gregoryen Ermenileri bir cemaat, Museviler bir cemaat ve arkadaşlar cemaat mahkemeleri gayrimüslim davalarına bakıyor. O zaman klasik dönem mahkemelerinde ikisini unutma. Şeriat mahkemeleri Müslümanların davasına, cemaat mahkemeleri gayrimüslimlerin davasına bakıyor. Tamam. Konsolosluk mahkemeleri var bir de arkadaşlar. Bu konsolosluk mahkemeleri kapitülasyonların etkisiyle yabancıların davalarına bakmak için kurulmuştur. Nasıl kapitülasyonların etkisiyle hocam? Arkadaşlar biz kapitülasyon vermiyor muyuz? Veriyoruz. E o kapitülasyon verdiğimiz tüccarlar bazen sıkıntılar yaşıyorlar. İşte o sebeple de biz konsolosluk mahkemelerini kuruyoruz. O zaman klasik dönem Osmanlı'sında üç tür mahkeme var. Bir şeriat mahkemesi Müslümanların, cemaat mahkemesi gayrimüslimlerin bir de konsolosluk mahkemeleri var. O da ne arkadaşlar? Kapitülasyonların etkisi sonucunda kurulan ve yabancıların davalarına bakan mahkemeler.

Gelelim Tanzimat dönemi mahkemelerine. Tanzimat dönemi mahkemelerine baktığımızda Nizamiye mahkemeleri var mı? Evet. Ne yapıyor? Nizamiye mahkemeleri hem Müslümanların hem de gayrimüslimlerin davalarına bakıyor. Tamam. Ticaret mahkemeleri var. E bu da ticari anlaşmazlıkları çözüyor. Tamam hocam da Tanzimat dönemi mahkemeleri kurulunca klasik dönem mahkemeleri kalktı mı? Hayır. Bunlar devam ediyorken bir de üzerine bunlar kuruldu. Birden fazla dönemde farklı mahkemelerin açılması ve bu mahkemelerin diğeri kapatılmadan yenilerinin açılması ve hem klasik dönem mahkemelerinin aynı anda hem de Tanzimat dönemi mahkemelerinin aynı anda yürürlükte olması hukuk alanında ikiliklerin yaşanmasına neden olur mu? E tabii ki olur. Bu yorumu da yapacağız. Şimdi arkadaşlar burada da eğitim alanında da aynı şey vardı. Mesela normalde bizim okulumuz ne? Sıbyan mektebi değil mi? Sıbyan mektebi ama daha sonradan batı tarzı iptidai diyoruz. Rüşdiye batı tarzı, idadi batı tarzı, Fünun batı tarzı. Medrese klasik dönem. E şimdi böyle olunca bunlar kullanınca medrese kalktı mı? Hayır. Ola devam ediyor. Hem medrese var hem sultanisi var. Hem medrese var hem Darülfünun var. Dolayısıyla burada da eğitimde ikilikler çıkar mı? Evet çıkar.

Gelelim değerli dostlar kadının görevlerine. Osmanlı Devleti'nde kadı kadıların atamasını kim yapıyordu? Kaz asker yapıyordu değil mi? Ama taht kadısının atamasını kim yapıyordu? Direkt bizzat padişah yapıyordu. Arkadaşlar baktığımızda kadı mahkemelere bakıyor mu? Bakıyor. Belediye işleriyle uğraşıyor mu? Evet. Kazalarda yönetici kadı değil miydi? Evet. O yüzden belediye işlerini de yapıyor. E arkadaşlar o zaman bir şeyler alıp satacaksın, tarla alıp satacaksın. Noter var mı? Yok. İşte kadılar noter hizmeti de görüyor. Vakıfları denetliyorlar. Size bu para geliyor ama gerçekten toplumun yararına sosyal devlet anlayışı ilkesiyle uyguluyor musunuz? Uygulamıyor musunuz? O yüzden vakıfları denetliyor kadılar. Kazaların yönetiminden sorumlular. Bak zaten belediye işleri demiştik. Halkın şikayetlerini ne yapıyorlar? Devlete iletiyorlar. Yeni çıkan bir kanunu halka duyuruyorlar. Bu ve bunun gibi pek çok görevi vardır kadının. Ama arkadaşlar daha önce aşağıda verilenlerden hangisi kadının görevleri arasında yer alır ya da yer almaz şeklinde bir soru gelmişti. O yüzden bir daha bakalım. Mahkemelere bakıyor mu? Bakıyor. Belediye işleriyle uğraşıyor mu? Evet. Çünkü kazaların yöneticisi. Noter hizmeti görüyor. Vakıfları denetliyor. Halkın şikayetlerini devlete iletiyor. Bir de yeni çıkan kanunları halka duyuruyor. Dolayısıyla kadının pek çok farklı görevi var. Böyle kadının görevleri deyince de hani evde kadının görevleri nelerdir diyorlar ya arkadaşlar. Evde kadının görevi buradaki kadıdan çok daha kutsal. Erkekler kusura bakmasın. Feministlerin hedefi olmak istemiyorum. Kadının görevi çok daha kutsal arkadaşlar.

Şimdi devam edelim. Eşim şuradan geçti. Şöyle bir teğet geçti eşim oradan. Herhalde bana oradan bir göz dağı vermiş gibi geçti. Gelelim şeriye sicillerine. Arkadaşlar şeriye sicilleri kadıların bu mahkemelere dair tutmuş olduğu tutanaklardır. Tereke defterleri var. Bir de dikkat edin. Tereke defterlerinde neler var? Aile içi mirasçıların durumu. Ne kadar mirasçı var? Çocuk sayısı ne kadar evlilik var? Bu evliliklerin amacı ne? Bu bilgilerin kaydedildiği defterler tereke defterleridir. Peki şeriye yani mahkeme tutanaklarının kaydedildiği defterler şeriye sicilleridir. E bir de arkadaşlar mühimme defterleri vardı divanda, değil mi? Mühimme defterleri de divan kararlarının tutulduğu defterlerdi arkadaşlarım. O yüzden buna da dikkat ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, burada 4. günün sonuna gelmiş bulunmaktayız. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim. Sürçü lisan eylediysem affola. Umarım güzel bir video, verimli bir video olmuştur. Sizler de videoyu beğenerek, yorum yaparak, Instagram'ınızda paylaşarak bize destek olabilirsiniz ve aşağıda yer alan kitaplarımızı mutlaka ama mutlaka edinin değerli dostlar. Kendinize dikkat edin. Hoşça kalın. Eğitimle kalın. Sizleri çok seviyorum. Unutmayın. Beraber başaracağız.