Transcription
Bedir Abi, kusurları örtmekte fondöten gibi olmamız lazım Bedir Abi. Yalnız bugün biraz narkozsuz ameliyata gireceğiz abi. Bu yüzden Bedir Abi, kusurlarımızı çırılçıplak, Hamdi, ortaya sereceğiz birader. Çünkü abi nefsin gözü miyoptur. E miyop bir göz olduğundan, Ercan, hakikatleri yeteri kadar göremiyor. Hele de gün içinde sosyal hayata gereğinden fazla bulaşmış arkadaşlar varsa, gerek iş hayatı, gerek sınav sistemi. Öyle değil mi Ziya? Gerek sağlam bir hanımı varsa, hanımıyla beraber bulaşmışlar. Bunlar bazı hakikatleri belki yeteri kadar göremiyor. Göremedikten sonra da Ercan, çevreden haberdar olmama durumu başlıyor. Biz buna "gaflet" diyoruz abi. İnsanda, Kaan Abi, gaflet durumu başlayınca çevrede olan ilginç olaylardan Hamdi, ilişkisini kesiyor.
Peki kardeşim, çevreden ilginç olaylarla ilişki kesilince insanın şaşırma duygusu da gider. Öyle değil mi? İnsanın şaşırma duygusu gidince Fatih, çok ilginç şeylere bakıyorsun, hiç şaşkınlık vermiyor. Mesela bakıyorsun abi, ateistler Allah'a inanmıyor ama temiz ateistler de var. E temizlik de imandan geliyorsa, e yani bakıyorsun bu işte bir ilginçlik var Hamdi. Ya da bakıyorsun sokakta simitçi diyen bir adam simit satıyor ama fabrika satış mağazasında fabrika satılmaması. Yani bu da insanı ayrı düşündürücü bir olay. Bu gafletin en yoğun hali abi, insanın aşık olduğu hallerde oluyor. Eğer Hamdi, aşıksan abi şöyle önce bir sevgi pıtırcığına bağlıyorsun. Böyle etrafta kanatlanıp kelebek gibi uçmaya başlıyorsun. Daha sonra o sevgi pıtırcığı bağlamış adam, çevredeki bütün olaylardan tamamen kopuyor. Hele böyle bir adam Hayalhanem'e gelip seninle de derdini paylaşacak hale geliyorsa, birden Hamdi, olay şöyle oluyor kardeşim. "Abi". "Buyur kardeşim". "Abi çok seviyorum abi". "Kardeşim sevme bu kadar sevecek ne var?" "Abi derdim öyle büyük ki sigarayı bıraktırma hattını aradım, derdimi anlattım, dayanamadı onlar da bir sigara yaktı abi."
Abi insanın gaflet hali sadece bununla da olmuyor Faruk abi. Yani doğadaki hallerimizi hatırlarsak çok ilginç gafil hallerimiz denk gelecek. Mesela Faruk abi senle bir gün köyde bir pazar kahvaltısı yapsak. Bu arada pazar Hayalhanem ekibi yapacak. Biraz kıskandıralım. Faruk abi gitsek. Tam abi sabah böyle sabah namazımızı kılmışız. Dedik şöyle bir iki kilometre yürüyelim. Şu göbekler erisin dedik Faruk Abi. O esnada tam gerildik. Çat çat. A buraya bir şey damladı. Faruk abi şöyle yapıyorsun. Kırmızı bir şey. Şöyle tadına bakıyorsun. Çilek abi omuzundaki. Kafayı bir kaldırıyorsun. Arı kovanı. Senin arılar meğer çilek reçeli yapıyormuş abi. Ne yaparsın? Hamdi ne yaparız. Bütün basını oraya yığarız değil mi abi? Niye? Dünyada çilek reçeli yapan bal arı kovanı bizim bahçede var deriz. Peki Osman, aynı arıların bal yapması çok mu normal? Bir arı doğar doğmaz bir günlük mesafe gidiyor ve bir günlük mesafeyi geri geliyor. Beni tanıyanlar iyi bilir. Köyün şu mahallelerinde bile kaybolan bir adamım. Yolda yol soracak bir Hacı Rüstem Dayı olmamasına rağmen yolunu kaybetmeyen bir arı. Her zaman adres soran bir Mehmet. Sana zehir verdiği yerden bana bal veren, ben matematikçi olmama rağmen yapamazken, kusursuz altıgeni yapan bir arı kardeşim. Acaba çok mu az şaşırtıcı bir şey. Öyle değil mi Hamit? Yani bunlara neden şaşırmıyoruz abi? İşte bunlara ve diğer bütün hadiselere kardeşim, şaşırmama haline "gaflet hali" deniyor.
Yani öyle bir şeye odaklanmışsın ki dünyada bir şeyler seni tutmuş, çekmiş. Gerek aşkın, gerek işin, gerek eşin. Envai çeşit hadiseler Bedir abi. Seni çeke çeke çeke, adeta bir bataklığa saplandırıyor ve işin devamı daha kötü oluyor. İşin devamında da dünyaya alışıyorsun. Bu sefer ölmeyecek gibi yaşadığın bir hal, yani ölüme karşı gafil oluyorsun. Ve birden bir tokat ve birden Al-i İmran suresinden bir ayet diyor ki Hamdi. Bu dünya hayatı aldatıcı ve geçici bir zevkten başka hiçbir şey değildir. Ama öyle bir hayat yaşıyoruz ki Ramazan, adeta ayetleri yalanlarcasına. Öyle değil mi Fatih? Çünkü dünyaya prestij ediyoruz ve Üstad diyor ki Kaan Abi. "Ey ey gaflete dalıp çevresinde ve kabrinde ve ahiretinde olacak olan olayları farkına varmayacak şekle gelen adam. Bu hayatı tatlı görüp, ahiretini yani 30 yıla mukabil sonsuzunu unutup dünyaya talip bedbaht nefsim. Fatih, fark ettin mi? Üstad kendisine hitap ediyor. Biz daha bir burada Kaan Abi, buradaki bedbaht bizzat sensin. Buradaki gafil bizzat benim. Dünyaya dalıp ahireti unutan Hamdi bizzat sensin. Bu dersi abi önce üstümüze almamız lazım. Bilir misin neye benzersin? Ercan, gaflet hali var mı günlük hayatta? O zaman Üstad sana diyor ki Ercan, "Bilir misin neye benzersin?" Sence neye benzersin Ercan? Var mı bir tahminin? Bak abi cevap geliyor. Devekuşuna. Avcıyı görür, uçamıyor. Başını kuma sokuyor. Neden deve deniyor, biliyorsun değil mi abi? Çok iri bir gövdesi olduğundan. Bedir Abi çok komik değil mi? Başını kuma sokuyor. Ta avcı onu görmesin. Koca gövdesi dışarıda. Avcı halbuki onu görür. Yalnız o gözünü kum içinde kapamış, görmez. Burada kim abi? Avcı dediği kim oluyor? Ansızın, her an gelebilen ölüm, avcı. Ama biz ne yapıyoruz Hamdi. "Yahu çevredeki insanlar zaten böyle yapıyor." diyoruz. Kendimizi kardeşim ne güzel bir misal değil mi Üstad'ın verdiği? Ne kadar net. En ufak kardeşin bile anlayacağı bir misal. Adeta devekuşu gibi Hamdi, kafamızı böyle kuma saplıyoruz. Bedenimiz dışarıda. Her an avcı istediği zaman avlayabilir.
Ve o esnada diyoruz ki "Yahu ne gerek var? Çevrede zaten bak hizmet var bugün. Ya Ali de gelmiyor. Veli de hasta olmuş. Osman da gelmiyor. Ne gerek var? E namaz kılmıyorum. Bütün sınıf kılmıyor. Ne gerek var? Devekuşuna benzediğimizi ispat edelim mi abi? Biz ölümü bile kendimize yakıştırmayız. Bugün öleceğini düşündün mü kardeşim? Düşünmedik, değil mi? Yani bakıyorum. Hayat sergüzeşt-isi şiddetli gittiğinde kardeşim ben de düşünmüyorum. Ramazan sen düşündün mü bugün hiç? Ama gülmeyi unutmadık. Yemek yemeyi unutmadık. Baktığın zaman ölümü hiçbir zaman Kaan Abi kendimize yakıştıramadık. Türkü bile çığıracağımız zaman, Sarı Gelin'in nenesi ölsün. Ben niye öleceğim yani? Ölecek olan o olsun. Ama öbür türlü işlerde Beyoğlu nasılız? Enfes. Çevremde çok şahitliğim var abi. Dünya işlerinde çok kabiliyetli arkadaşlarım var. Efsane. Tacettin nasılız? Biliyor musun abi? Yahu şu işte, işte beş dönüm arazim var. Şunu 7 dönüm yapayım. İnşaatı büyütürüm. Doğru mu kardeşim? Malı daha çok yıkarım. Ya şu evi de üstüme yapayım. Yahu şu arsayı üstüme yapayım. Yeni bir araba alayım. Filo kurayım, onu da üstüme yapayım. Yahu işte şuradaki, Antalya'daki yazlık enfesmiş, onu da üstüme yapayım. Uludağ'daki kışlık muhteşemmiş, onu da üstüme yapayım. Kardeşim sen niye endişe yapıyorsun. Toprağa girince hepsi üstüne yapacaklar zaten. Sen bunları dert etme ya. Rabbim düşünür hepsini Beyoğlu. Bunlar hiç dert edecek şeyler değil. Ama en Tacettin, en ironisi, bak abi şimdi şu cümleden sonra ben diyorum. "Aha ben." diyorum. Yani o devekuşu kendim olduğum için "Aha" diyorum. "Benim Hamdi." En garibi ne biliyor musun Hamdi? Allah'ın verdiği nimetten dolayı Allah'a gidemediğini söylemek.
Ya abi işte sohbet var. Bak burası Ali'nin, Veli'nin meclisi değil ki. Kaan Abi burası ney? Bir peygamber meclisi. Öyle değil mi? Sohbet etmek, hasbihal etmek. Sahabeler ne diyor Murat Abi? Gelin imanımızı tazeleyelim diyor. E burada da iman hakikatleri dersi oluyor. Kardeşim bak sohbete gel. Şuna gel, buna gel. Vallahi abi Tombeki'de nargile içerim ama sohbetlerle işim olmaz. Abi çok ironik durumları da var. Abi namaz kılsan? Kardeşim, yahu sen öğretmensin, ne anlayacaksın ticaretten. Ya ben o kadar yoğunum ki, günde bir saatimi Allah'a veremem. Murat Abi malı veren kimdi, malı veren kimdi abi pardon? Allah veriyor, değil mi? Yani seni Azerbaycan'da, seni Filistin'de, zamanında tek duası, "Ya Rab, bugün evime girip anneme, bacıma, babama bir şey yapmasınlar." diye dua eden bir mazlum da yapabilirdi. Nasıl şımarığız değil mi Hamdi? Efsaneyiz ya. Allah'ın verdiği sağlıktan dolayı, Allah'ın verdiği işten, Allah'ın verdiği konuşma kabiliyetinden ötürü bir meslek ediyorsun. Allah'ın verdiği babadan dolayı bir meslek ediyorsun. Ama Ramazan ne yapıyorsun? Ya kusura bakma kardeşim. Sen beni bilmezsin. Çok yoğun işlerim var. İşinin en ince ayrıntısına kadar efsane bilen bir adam iman hakikatlerinden bir cümle gidince, "Ya bu ayet miydi? Hadis miydi? Şeyh Geylani mi söylemişti? Ya böyle mübareklerin biri söylemiştir." Bizi anlatıyor değil mi abi sanki? Ondan sonra ne oluyor abi? A adam çat diye öldü. Halbuki namaza başlayacaktı. Aksilik. Ya abi bir düşün. Önemli bir şey olmasa müezzin o saatte çağırır mı adamı ya? Demek önemli bir şey var orada abi. Ben abi ayetleri, hadisleri inceledim. Ve Beyoğlu hiç bir ayet ve hadiste, şu işim de bitsin, ondan sonra namaza başlarım diye bir ayet, hadis hiçbir zaman bulamadım abi. Sen buldun mu Murat Abi? Ben de hiçbir zaman bulamadım. Demek ki abi, Cenab-ı Allah'tan daha çok itimat edeceğimiz cümleler var demek. Belki müşterinin vereceği para. Bilemiyorum. Ey nefis! Şu temsile bak. Gör. Muhammed, nefsin rahatsız oluyor mu? Oluyor, değil mi kardeşim? Çünkü devekuşu bizim nefsimiz. Nasıl dünyaya hasr-ı nazar, aziz bir lezzeti elim bir eleme kalbeder, dönüştürür. Mesela şu kaidede, yani Barla'da. İki adam bulunur. Mesela Murat Abi, Mersin'de iki tane adam var abi. Birisinin yüzde doksan dokuz ahbabı İstanbul'a gitmişler. Burada abi senin anne nerede? İstanbul. Hanım nerede? Çocuklar nerede abi? Baban nereye gitti? Avukat arkadaşların? Hayalhanem'deki eşin, dostun nereye gitti? Hepsi İstanbul'da abi. Hepsi bu yıl göçüp gittiler. Ve orada güzelce yaşıyorlar. Yalnız bir tek burada kalmış abi. Bir tek ben kalmışım burada. Düşün ayda yılda bir gördüğün ben, Mehmet burada kalmış. O dahi oraya gidecek. Ya Mehmet nereye gidiyorsun? Hayalhanem. Vallahi kusura bakma. Biz de kapayacağız, İstanbul'a gideceğiz, orada açacağız. Tanıdığın kimse kalıyor mu? Kimse kalmıyor. Bunun için şu adam İstanbul'a müştaktır. Orayı düşünür. Ahbaba kavuşmak ister. Öyle değil mi abi?
Peki Murat Abi, düşün. 80 yaşına geldiğinde o kıvır kıvır saçları dökülmüş. Göbek biraz öne gitmiş. Bu Slim Fit gömleği giyemez hale gelmişsin. Bakıyorsun abi, o esnada arabayı bile kullanırken böyle kullanılır hale gelmişsin. O esnada Murat abi. Anne öldü. Baba öldü. Hanım gitti. Çocuklar trafik kazasında öldü, gitti. Zaten yaşıtın, eşin, dostun, ahbabın, hepsi ahirete göçtü, gitti. Burada bakıyorsun. Apaçi çocuklar kaldı. Ne yapacaksın onlarla? Ne istersin abi? Ben de gitmek isterim. Bütün ahbaplar, dostlar oraya gitmiş Ercan. Hiç akıl, mantık erer mi Ercan? İstememek. Düşünsene abi. Kevser'in yanına şöyle bir çay bahçesi. Orada bir tane patlıcanlı kebap çevirme. Bütün dostlar orada. Ya bizimkiler benden önce ölse derim ki kesin cennette yemek yiyorlar derim. O kadar fıtri aç hepsi. Baktığın zaman abi bütün dostların oraya gitmiş. Ne vakit ona denilse oraya git, sevinip gülerek gider. Doğru mu abi? İkinci adam ise yüzde doksan dokuz dostları buradan gitmişler. Bir kısmı mahvolmuşlar. Bir kısmı ne görür, ne de görünür yerlere sokulmuşlar. Perişan olup gitmişler, zanneder. Şu biçare adam ise bütün onlara bedel yalnız bir misafire ünsiyet edip teselli bulmak ister. Onunla o elim âlâmı firakı kapamak ister. Abi çok acayip cümle geliyor. Ey nefis! Kaan Abi. Dünyanın verdiği bütün nimetlere müptela olan nefse sesleniyor. Bak daha güzel bir nimet var. Başta habibullah bütün ahbabın kabrin öbür tarafında. Fatih cümleyi anladın mı? Biz kime kavuşmayı istiyoruz annemizden babamızdan çok? Efendimiz'e. İstemez misin Yusuf Aleyhisselam gibi güzel bir peygamber. Bedir Abim, neden atılmış acaba kardeşlerinin eliyle? Bir de onun ağzından. İstemez misin abi? Parmağına bir şey olunca sohbete gelmeyeceğim diyen adam, Hz. Zekeriya nasıl ikiye çaprazdan yarılmış. Dinlemek istemez misin abi? Üstadımız şöyle otursa bir risale dersi bize yapsa orada. İstemez misin? Bedir Abi, eş, dost. Sıkılma yok. Dinlenme yok. Bak şöyle yapıyorum ya, bacağım ağrıyor. O bile yok. Terleme bile yok ya. Hiçbir dert, hiçbir sıkıntı o da yok. Uyuma? O da yok ya. Hiçbir sıkıntının olmadığı bir yerde, Efendimiz aleyhisselatu vesselam'la beraber. Düşünsene abi, elini açsa. Sen mi geldin ya Bedir dese? Ya da elini kapasa, "Beni 60 yıllık ucuz dünyaya satan sen misin?" dese. Bu çok ağır oldu değil mi? Çok ağır oldu be birader.
Ey nefis! Bak. En, en çok dünyayı sevene sesleniyor Üstad. Çünkü Habibullah var kabrin öbür tarafında. Daha lezzetli ne var? Ya şöyle bir okşasa. Ey nefis! Başta Habibullah, bütün ahbabın kabrin öbür tarafında. Onlara kavuşmak istiyoruz değil mi Ziya? Ama ölmeyi istemiyoruz. Ne kadar garip. Öyle değil mi Recep? Onlara kavuşmanın yolu nedir? Ölmektir. Aç abi pencereyi, atlıyoruz. Abi onlara kavuşmak için. Burada kalan bir iki tanesi ise onlar da gidiyorlar. Ölümden ürküp, kabirden korkup, başını çevirme. Merdane kabre bak. Dinle. Ne talep eder. Erkekçesine ölümün yüzüne gül. Bak, ne ister? Sakın gafil olup ikinci adama benzeme. Abi ne kadar cesaret verici sözler değil mi Osman? Peki sence herkes ölümün yüzüne bu kadar merdane gülebilecek mi Osman? Demek ki burada Ercan ne var? Bir kriter var. Bak mesela düşünsene. Bizim Ziya Beyefendi burada mı? Burada mı? Bizim Ziya Bey'i tanırsınız değil mi? İstanbul sosyetelerinden. Bak düşünsene. Bir köşede Mike Tyson, bir köşede de bizim muhterem Ziya Beyefendi. Yenipazar'a giriyorlar. Düşünsen Mike Tyson ne yapar abi? Herkese, herkese erkekçesine merdane bakar. Ama bizim Ziya Beyefendi. Abi özür diliyorum. Burada yürüdüm ama rahatsız etmiyorum inşallah sizi? Çünkü o kibar bir adam. Demek ki Tyson ama Bedir Abi, vuruşu 1.8 ton. Danayı devirebiliyor ya. Kurban Bayramlık adam. Öyle bir adam abi. Bu adam Yenipazar'a girdiğinde neden rahat yürür? Çünkü ona lazım olacak gücü, kudreti biriktirmiş. Peki soruyorum. Senin biriktirdiğin namazların var mı kardeşim? Var mı? Yoksa korkak bir pısırık olarak gideceksiniz. Düşünsene Fatih eğer o güne kadar Rabbinle hasbihal etmemişsen, özellikle imandan sonraki en önemli hadise nedir Mert? Eğer namazını kılmamışsan ve namaz ne kadar rahat bir şey. Murat Abi bakıyorum başka yerlerde teselli arayanlara. İnan çok üzülüyorum. İçim yanıyor. Namaz ise öyle bir şey ki Ramazan. Yere fısıldıyorsun Arş-ı Ala'dan duyuluyor. Böyle bir duygu işte. Bu duyguyu kaça sattın Usta? Hangi ev kelepire geldi de sattın? Hangi araba, hangi sınav? Kaça sattın? Soracaklar. Ağır oluyor, değil mi? Bunları konuşmamıza rağmen Harun. Yine de ne diyorlar biliyor musun? "Kardeşim. Mehmet. Yahu tamam. Hoş konuşuyorsun. Güzel konuşuyorsun beni. Ama kardeşim sen de piyasayı bilmiyorsun be aslanım. Yani zaman değişti koçum. Bunlara böyle aldırma." Öyle değil mi? Ya Mehmetciğim, şimdi adam kıyafet satacağım girmiş. Nasıl yalan söylemeyeyim abi. Bana bunun gelişi iki lira ucuz diye. Adama tam ev kakalayacağım, nasıl yalan söylemeyeyim ya? Ya da bir ton para var bende. Allah'ın verdiği bir ton. Nasıl faize koymayayım Mehmetciğim. Ya sen de şimdi bunları geç biraz. Zaman değişti aslanım. Matematiğin bilmediği şeyler de vardır abi bu hayatta. Helal 10 kuruşun, haram 10 bin liradan fazla olduğu gibi mesela. Ama olmuyor değil mi Fatih? Yetmiyor. Ve ne diyor kardeş? Abi bilmiyorsun ya, çok aşığım. En büyük, daha büyük aşık. Bu kelimeye de hastayım. Ama bilmiyorsun ya. Çok aşığım abi Onsuz yapamıyorum abi. Onsuz yapamıyorum diyenlerin de bir tanesinin helvasını yiyemedik. Onsuz yapamıyorum abi bildiğin gibi değil ya yaşayamam onsuz abi. Ben onun saçının bir telini cennette değişmem abi. Vay şampiyon ya. Bu performansı kabirde değiştirsin sen de. Abi aynı, cümleler aynı. Nedir abi cümle? Zaman değişti. Zaman değişti. Ya Mehmet bilmiyorsun ya. Zaman değişti KPSS var. Doğru mu abi? Diyor muyuz babacığım? Diyoruz evet. Diyoruz değil mi? Ben davalar bakmasam kim bakacak? Ya Mehmet bilmiyorsun ya. Bugün 75 tane otomobil satmazsam triplex villa nasıl alacağım ya? Öyle mi Bedir Abi. Zaman değişti. Zaman değişti. Ey nefsim! Gelme, zaman değişmiş. Asır başkalaşmış. Herkes dünyaya dalmış. Hayata perestiş eder. Geçim derdinin sarhoşluğuyla debelenir, durur. Niye deme biliyor musun? Çünkü ölüm değişmiyor. Nasıl cümle? Ne diyor, biliyor musun? Senin bu yaptığın muamele Münker, Nekir'e sökmez birader diyor. Abi çok hastaydım. Burnum aktı falan. İşte abi işler çok yoğun. Hiç bildiğin gibi değil ya. Ya biz de Müslümanız abi, evde namazı kılıyoruz ya. Her çeşidi var abi ya. Firak bekaya kaybolup kaybolup başkalaşmıyor. Acz-i beşeri insanın gücünün yetmemesi, fakr-ı insani, insanın sonsuz ihtiyaçları değişmiyor, ziyadeleşiyor. Gün geçtikçe artıyor. Beşer yolculuğu kesilmiyor. Sürat peyda ediyor. Muhammed günde kaç kişi ölüyor, biliyor musun kardeşim? 300 bin. 300 bin. 300 bin ya. Bak şu an adam öldü Veysel. Adam öldü ya. Çok acayip abi. Hem deme, "Ben de herkes gibiyim." Abi şöyle düz okusak ne kadar basit bir cümle, değil mi? Hem deme ben de herkes gibiyim. Kaan Abi var ya, bizim en çok kullandığımız cümle ya. En çok. Kardeşim ya neden namaz kılmıyorsun? Abi benim sınıfta kimse kılmıyor ki. Ya kardeşim işte namaz farz. Biliyorsun. Kuran'ı hakikatleri. Abi üniversitede kim kılıyor? Sen de Allah aşkına ya. Öyle değil mi abi? Deniz öyle değil mi? Ya abi namaz? Ya abi patron izin vermiyor ki. Bak çok acı cümleler ya. Çok acı. Ya kardeşim, sen bu kainatta evvel Rabbini tanımak için geldin. Nasıl bir Allah'a inanıyorsun? Sonsuz abi ya. Devamı gelmiyor. Peki neden olmuyor abi? "Ben de herkes gibiyim." diyor. Benim etrafımda kimse kalmıyor ki. Neden kılayım? Niye ihtiyacım olsun? Bizler Hamdi, günlük hayatta sevinçlerimizi ve kederlerimizi kalabalıklar içinde paylaşmaya alışmışız. Düğünümüz olur. Öyle değil mi Salman? İnsanları çağırırız. Cenazemiz olur. İnsanları çağırırız. Hem sevinçlerimizi, hem hüzünlerimizi insanlara dağıtacağımızdan dolayı zannediyoruz ki günahlarımızı da dağıtacağız. Çünkü dayım çok fazla. Kuzenlerim çok fazla. Babam beni hiç yarı yolda bırakmadı. Bir gün en sevdiğin aile fertlerinin kucağında, etrafında en kaliteli 10 tane doktorun yanında, dehşetli bir şekilde can verdiğinde, anlarsın ki kader seninle birebir alakadarmış. Ama Recep o anladığın zaman şunu da anlarsın. Bu film yalnızca bir kere çekiyor abi. Ama şarkılara bakıyorsun abi. Ben baktım abi yüzde doksana hep aşk meşk. Senin için ölürüm. Asla ayrılmayız. Sensiz biterim. İşte sen olmazsan yaşayamam. Öyle değil mi abi şarkılar? Bakıyorsun; sevgililer, aşklar. Dedim ya en büyük gaflet, aşk diye abi. Hep bu şekilde. Sen olmasan yaşayamam. Edemem. Bir bakıyorsun, kız alayına dünya. Bir bakıyorsun, erkek alayına dünya. Sonra balayına. Yalan söylüyorlar abi. Bir insan Rabbini razı etmeden, Kaan Abi, sonsuzu kazanabilir mi? O zaman yalan söylüyorlar abi. Kendilerini belki de çok ciddi avutuyorlar. Hem deme, ben de herkes gibiyim. Niye demeyeyim ya? Niye demeyeyim? Ben de herkes gibiyim. Çünkü herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder. Murat Abi söze baksana ya. Söze bak Kaan abi. Bir cümleyle her şeyi bitiren. Neyin vardı? Baban var mı? Var. Eşin, dostun. Bir toplan demenle toplanır mı? Toplanır. Hadi onu da çağıralım. Hanımın? Senin için canını. Hadi onu da çağıralım. Çocukların? Ya çocukların senin için perişan. Hadi onu da çağıralım. Kabire girdiğinde, bunların hepsinin elinde kaldığını görünce kardeşim, çok fena oluyorsun. Ya da çok fena olacak. Ya da inşallah Allah bu dersten nasibimizi aldırır Ziya. Allah bizi o fenalardan etmez. Allah inşallah bizi kabirde terk edecek bu ufacık imtihanlara. Bak, ufacık diyorum ha, Kaan abi. Holdingler, şirketler, evler, kızlar, işler. Ne olursa yani. Sizi Allah'tan ayrılan ne varsa. Bunların hepsi ufacık şeyler Ramazan. Ramazan çok hoşuma giden bir söz var. Diyor ki, "Bir çivi yüzünden bir nal kaybettik." Biliyor musun Murat Abi bu sözü. Efsanedir. Bir nal yüzünden bir at kaybettik. Bir at yüzünden postayı ulaştıramadık. Savaşı kaybettik. Ahirete bir gideceksin. Kulum sen cehenneme. Neden Ya Rab? Senin verdiğin dünya nimetlerini ne güzel de yiyiyordum halbuki. Bir çivi. Senin dünya nimetin olan bir çivi yüzünden sonsuzu kaybedeceksin. Sen cehenneme. Neden? Çünkü verdiğim oyuncak dünya mallarıyla öyle oyalandın ki. Bir daha okuyayım mı baştaki ayeti? İhtiyaç var mı abi? Bu dünya hayatı aldatıcı ve geçici bir zevkten başka bir şey değildir. Neden? Ya Rab verdiğin dünya nimetleri o kadar tatlıydı ki. Verdiğin makam o kadar lezzetliydi ki? Dünya namına ordinaryüs bile oldum ama nasıl bir Allah'a inanıyorsun dediklerinde, "Namaz kılıyor musun?" sualine hiçbir zaman cevap veremedim. Hiç de umursamadım. Ama ya Rab yani benimle ne yapacağın onu bilirsin. Bizim evde bir de Kuran var. Lafta. Sürekli tozunu alırız. Oldu mu Bedir Abi? Olmadı. Kime külhanbeylik ettiğimizi çok iyi bilmemiz lazım. Kardeşim dünyanın neresinden dönersen dön, kardır. İnşallah Risale-i Nur'daki bu iman hakikatleri dersiyle ve Hamdi bu sadece bizim bir açığımızı kapıyor abi. Yani ben arkamda bir okyanus var, Murat Abi. Elimi daldırıyorum. Sizin yüzünüze ufak ufak sular serpiyorum. Eğer gerçekten nasıl bu dünya imtihanından kurtulurum. Nasıl Rabbime daha çok yakarırım, daha çok yakınlaşırım diyen varsa işte bu Risale-i Nur'ları öneriyorum abiler Allah bin türlü muradınızı versin. Allah rızası için El-Fatiha. [Müzik]