📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Takıntıları yenmenin en püf noktası

Güçlü Psikoloji27:29

Transcription

Sevgili dostlar, herhangi bir konuda bir anksiyeteniz var ve de o anksiyeteyi yenmeye çalışıyorsunuz diyelim. Evet, örneğimiz "hayır" diyememe konusu olsun. Siz insanlara takıntılı şekilde "evet" diyen birisiniz diye düşünelim. Yani siz insanlara "hayır" diyemiyorsunuz. Birisi sizden bir şey istiyor ve siz takıntılı şekilde herkese "evet" diyorsunuz. "Evet, yaparım. Evet, gelirim. Evet, yardımcı olurum." Evet, evet, evet! Aslında içinizden "hayır" demek geliyor, "yapmak istemiyorum" demek geliyor, "sana şu an yardımcı olamam", "sana şu an para veremem" demek geliyor. Ama siz içinizden gelen o "hayır"ı dışarı çıkaramıyorsunuz. İçiniz "hayır" dese de dışınız "evet" diyor.

Ve bunu niye yapıyorsunuz? Çünkü "hayır" demekten kaygı duyuyorsunuz. Yani "hayır" dediğinizde birinin talebini karşılamadığınızda zihninize obsesyonlar geliyor. Ve obsesyonlar, vesveseler, takıntılı düşünceler size diyor ki: "İşte sen 'hayır' dedin. İşte sen kötü bir insan oldun. Sen nasıl bir insansın? Sen böyle yoldan çıkmaya başladın. İşte seni bilmem ne... Seni bilmem adi, şerefsiz..." falan. Böyle böyle obsesyonlar geliyor. Ve de bu obsesyonlar geldiğinde benliğiniz sarsılıyor.

Peki, bu konuda nasıl bir benliğiniz var? "Ben iyi bir insanım" benliği. Böyle bir benlik tanımınız var ve bu benliğe çok sarılmışsın, yapışmışsın. Füzyonlama, böyle yok. Çaresiz hissediyorsunuz. Her şey çok kötüye gidecekmiş sanki. Her şey bitmiş, bitmiş gibi hissediyorsunuz. Benlik sarsılmaya, dünyanın sonu gelmiş gibi bir duyguya kapılır insan. Böyle bir duyguya kapılıyorsunuz. İşte buna anksiyete diyoruz biz.

Yani sonuç olarak, işte bu anksiyeteyi yaşamamak için, yani o obsesyonlar gelmesin ve benlik sarsıntıları yaşamayın diye kaygı, anksiyete yaşamayın diye insanlara hep "evet" diyorsunuz. "Evet, yaparım. Evet, evet, evet, evet." Ve de sevgili dostlar, bir yerde bu mekanizmayı anlamışsınız. Demişsiniz ki: "Bu iyi insan olmak falan değil. Bu birine yardım etmek falan değil. Bu bir anksiyete. Bu konu iyilik, kötülük konusu değil. Bu bir anksiyete." Bunu anlamışsınız ve diyorsunuz ki: "Ben bu anksiyeteyi yeneceğim abiciğim. Ben insanlara 'hayır' demek istiyorsam, diyeceğim." demişsiniz.

Bilinçli zihninizle bunu bir anksiyete olduğunu anlamışsınız. "Hayır" demek istediğinizde "hayır" demeniz gerektiğine kanaat getirmişsiniz. Bilinçli zihninizde kendinizi hazırlamışsınız. Ve de sevgili dostlar, yavaş yavaş "hayır" demeye başlıyorsunuz. İşte birisi sizden bir şey istiyor, bakıyorsunuz, yapamayacağınızı anladığınızda "hayır" demeye başlamışsınız. Şimdi ne olacak? Önemli bir noktaya geleceğiz.

Bir gün iş yerindesiniz. Arkadaşınız size dedi ki: "Ya şu benim dosyaları da halleder misin?" Biliyorsunuz ki arkadaşınız sizi kullanıyor. Bunu çok iyi biliyorsunuz aslında. Ve de diyorsunuz ki: "Kusura bakma canım arkadaşım. Biraz da böyle kibar kibar, kırıta kırıta söyleyebilirsiniz. Kusura bakma canım arkadaşım, kendi dosyalarım var. Seninkilere yardımcı olamam." No! "Hayır" dediniz.

Şimdi sevgili dostlar, kendinizi değiştirme konusunda, "hayır" deme konusunda, anksiyeteyi bitirme konusunda çok önemli bir adım attınız. İnsanlık için küçük bir adım olabilir ama sizin için değişmek için çok büyük bir adım. "Hayır" dediniz. Tebrik ederim. Alkışlıyoruz sizi.

Ve ne oluyor şimdi? Şimdi işin püf noktasına geliyoruz. Akşam eve geldiniz. Gündüz bir şekilde geçti, gitti. Akşam eve geldiniz. Obsesyonlar genelde akşam gelir sevgili dostlar. Gündüz çünkü bin tane derdimiz var. Oraya koş, buraya koş, yemek yap, evi temizle, WC'yi temizle, bir sürü işle uğraşıyoruz. Markete git, gel, şu, bu falan derken zihin konuşmaya fırsat bulamıyor, mecali kalmıyor zaten.

Ve de akşam eve geldiğimizde biraz boş vakit varsa o konuşmaya başlıyor. Hele yalnızsanız, zihniniz akşamları biraz daha fazla konuşabilir. Akşam eve geldiniz, televizyon izliyorsunuz, yemek yapıyorsunuz, kitap okuyorsunuz. Şimdi anksiyeteyi yenmenin, anksiyeteye öldürücü darbe vurmanın püf noktası burası. Televizyon izlediğinizi varsayalım, kitap okuduğunuzu varsayalım. Tak, obsesyon geliyor zihninize. Ne diyor? Obsesyon konumuzu biliyorsunuz. Ne diyor obsesyon? "Bak, sen gündüz ona 'hayır' dedin. Bir de böyle kırıta kırıta dedin. Ne oluyor lan sana? Sen iyice değiştin ha. Sen iyice vallahi sen iyice kötü bir insan, sen iyice bencil bir insan olmaya başladın ha. Senin yolun yol değil kardeş. Senin bu gidişatın iyi değil. Hani iyi insandık? Hani insanlara yardım eden iyi bir insandık? Bu mu lan iyilik? Bu mu iyi insan olmak? Sen bitmişsin oğlum. Sen bundan sonra iyilik miyilik, sen iyi insan falan değilsin." Böyle konuşmaya başla.

Şimdi böyle konuşturdurunca komik geliyor kulağa ama bunu dinlemeyince, yani böyle kafanın içinde dinleyince ciddi geliyor. "Lan ben kötü bir insan mı oluyorum? Lan ben adi, şerefsiz birine mi dönüşüyorum?" Ciddi geliyor. O an ama böyle seslendirilince çok komik. Diyor ki: "Lan sen adi, şerefsiz oldun. Sen iyice yoldan çıktın ha. Senin gidişatın gidişat değil. Senin yolun yol değil." Ha, ben sana... Konuşuyor, konuşuyor.

Şimdi bu obsesyonlar geldi, gelebilir. Geleceğini zaten biliyorsunuz. Geldi ve de o an bir de kaygı başlıyor. Bu obsesyonlar artı anksiyete başlıyor. Bu kaygı başlıyor. Zaten işin püf noktası bu kaygıdır. Kaygı yoksa obsesyonlar sizi çok rahatsız etmez. Onların saçma salak olduğunu bilirsiniz. "Siktirin gidin başımdan" derseniz çok daha cesur olursunuz. Onları önemsememeyi... Kaygı yoksa çok daha rahat başarırsınız. Ama işin içine artı kaygı eklendiğinde, çünkü kaygı hormonal bir şey. Vücudunuza kortizol hormonu salgılanıyor. Vücut bir tehlike var, önemli bir şey var zannediyor. Yani böyle kaç, savaş tepkileri başlıyor vücutta.

Kaygı da devreye girdi. Girsin anasını satayım. Bir kaygısı, bir kortizolu eksik. O da gelsin anasını satayım. Kortizol da eklendi. Şimdi vücut, sevgili dost, bu obsesyonların önemli bir şey olduğunu zannediyor şu an. Çünkü kortizol da algılandı. Bir kaç, savaş durumu var. Bir tehlike durumu var. Ve bilinçli zihnim hiçbir sorun olmadığını bilse de, bu obsesyonların saçma salak olduğunu bilse de, bu anksiyetenin saçma salak olduğunu bilse de, bilinç dışı zihnim beni bir şey yapmaya zorlamaya çalışıyor. Çünkü bunu önemli zannediyor. Nedir? Bilinç dışıma. Çünkü bu önemli diye kodlandı. Çünkü ben hiçbir zaman "hayır" diyemedim insanlara. Her zaman "evet" dedim. "Hayır" diyeceğim de hep "evet"e çevirdim. Ben "hayır" dememeliyim dedim. Bu konuyu ben bilinç dışıma "hayır" dememeliyim de kodladım. "Hayır" dersem ben kötü bir insan olabilirim gibi bir kodlama var bilinç dışımda.

E haliyle o anlarda bilinçli zihnim her ne kadar bu obsesyonun saçma, bu kaygının saçma olduğunu bilse de, bilinç zihnim bunu önemsemeye devam ediyor hala. Ve de o önemsediği için amigdala da devreye girdiği için, vücuduma kortizol da salgılandığı için ben o an önemliymiş gibi hissediyorum bu yaşadığımı.

Bakın sevgili dostlar, şimdi bunu biraz daha fresh hale getireyim, biraz daha böyle anlaşılır hale getireyim. Akşam evdeyim, oturmuş kitap okuyorum. Zihnime obsesyon geldi: "Sen 'hayır' dedin, kötü bir insan oldun" falan diye konuşuyor. Ve devreye kaygı da girdi. Kortizol da salgılandığı da girdi. Şimdi benim yapmam gereken şey ne? Benim yapmam gereken şey kitap okumaya devam etmem. Neydi altın formül? Neydi altın kural? Her ne yapıyorsak onu sürdüreceğiz. Her ne yapıyorsak onu sürdüreceğiz. Obsesyon, bu kaygı ağzımıza sıçsa da, anamızı ağlatsa da, bizi öldürecek olsa da, her ne yapıyorsak yapmaya devam edeceğiz. O an kitap okumaya devam etmem lazım. O kaygı ve obsesyon beni mahvetse de istifimi asla bozmadan okumaya devam etmem lazım. İşte bunu yapa yapa yapa yapa anksiyeteyi yenersiniz.

Ama işte işin püf noktası şurası: Siz kitap okumaya devam ederken, obsesyonun kaygının saçma olduğunu bilseniz de, devreye kaygı girdiği için, bir de bilinç dışınız hala bu konuları önemli zannettiği için, o an yalan ve saçma olduğunu bilseniz de yine de size sanki bu obsesyonlar gerçekmiş gibi gelebilir. İkisi bir arada yaşanır. Bilinçli zihniniz saçma olduğunu bilir ama bilinçaltı zihniniz hala bunları önemsediği için "Acaba bu obsesyonlar önemli mi?" gibi bir duygu da yaşanır. İkisi bir arada yaşanır. Yani hem saçma olduğunu bilirsin bilinçli zihnin ki kitap okumaya devam ediyorsun. Bir yandan da bu sanki sana önemliymiş gibi gelebilir. Anksiyete yenmede püf nokta bu. Önemliymiş gibi yalanlarına kanmamak. Çünkü başlarda anksiyete bitene kadar size bu obsesyonlar önemliymiş gibi gelmeye de devam edecek.

Bak, kitap okumayı sürdürüyorsunuz. Tedavinin bu olduğunu biliyorsun ama işte bir yanında "Acaba doğru mu bu obsesyon? Acaba ben kötü bir insan mı oldum?" gibi bir ikircil de yaşıyor. Niye? Çünkü kaygı bir tehlike moduna girdi. Vücut, bir bilinç altı zihni hala bunu önemsiyor. Bilinç altındaki o kodlar değişmedi. Çünkü sen bilinç dışına bunu kodlamışsın yıllarca. "Evet" demişsin. Hiç "hayır" dememişsen, "ben 'hayır' demeyeceğim" demişsin. "Hayır" demekten hep kaçınmışsın. Bir kez "hayır" demiş gibi olmuşsun, sonra gitmiş hemen "evet" demişsin. Bilinç dışında senin kimseye "hayır" dememeliyidin, ben kötüyüm gibi bir kodlama var.

E bilinç dışındaki bu kodlama nedeniyle de işte o anlarda obsesyon sana gerçekmiş gibi geliyor. Yalan olduğunu biliyorsun ama gerçekmiş gibi de geliyor. İşte bu hastalığı yenmenin önemli aşamalarından biri, hatta en püf noktası belki de. Sevgili dostlar, anksiyeteyi yenmeye başladığınızda, o komisyon yapmamaya, ritüel yapmamaya başladığınızda, her ne yapıyorsanız onu sürdürme egzersizini ve tekniğine başladığınızda, ilk zamanlarda hem kaygı nedeniyle hem de bilinç dışı kodlamalar nedeniyle saçma olduğunu bilseniz de obsesyonun o an size gerçekmiş gibi de gelebilir. İkisi bir arada yaşanabilir. İşte bu gerçekmiş gibi gelme yalanına asla kanmamalı. Obsesyonların saçma olduğu bilincini güçlendirerek her ne yapıyorsanız onu yapmaya devam etmelisiniz.

İşte bu anlarda kişiler bu ikircikli yaşadığında, "Acaba bu obsesyon gerçek mi?" gibi bir duyguyu da yaşadığında, bazen bu anksiyeteye, obsesyonlara dayanamıyor, katlanamayan anı göğüsleme sanatı. Benim satılmayan, boynu bükük kitabım "Anı Göğüsleme Sanatı". Göğüsleyecek, göğüsleyen kişiler o anlara katlanamayan kişiler bu obsesyona önem verip kalkıp hemen bir ritüel yapabiliyorlar, bir kompülsiyon yapabiliyorlar. Mesela hemen arkadaşını arayabiliyor: "Ya kardeş, sana bugün ben aslında 'hayır' dedim ama aslında o 'evet'. Ben bugün böyle bir işte şeyime geldi, kötü tarafıma geldi. Yarın getir bak yaparım. Bundan sonra hep yaparım kardeş. Bak böyle dosyaların yarım kaldığında bak benden başkasına gidersin, ölümü öp. Lütfen hep bana gel." falan dediniz. Bakın ne güzel bir kompülsiyon yaptınız. Siz şu an o sarsılan benliği düzeltmek adına, obsesyonlar ve kaygı gitsin diye çok güzel bir ritüel, çok güzel bir kompülsiyon yaptınız. Tebrik ederim. İyi bir insan olduğunuzu zannediyorsunuz değil mi? Bunun iyilikle mi alakası yok. Bu iyilik falan değil. Siz bir iyilik falan yapmadınız. İş arkadaşınızı arayıp da ona bir iyilik falan yapmadınız. Siz kallavi, kaya gibi bir kompülsiyon, kaya gibi bir ritüel yaptınız. Ve de obsesif kompülsif spektrumun biraz daha büyüyecek. Kaygınız biraz daha büyüyecek. Ve siz kendinizi değiştiremeyeceğiniz... Bak ne güzel "hayır" demiştiniz bugün. Bilinç dışında "hayır" dememeliyiz. Biraz daha güçlendirdik.

Sevgili dostlar, o anlara katlanmalısınız. Size gerçek gibi gelse de, niye gerçek gibi geliyor? Ömer, bilinçli zihnim saçma salak olduğunu bilse de vesvesenin, neden bana o an yine gerçek gibi geliyor? Bir yönüyle niye bir yönüyle gerçek gibi geliyor? Çünkü bilinç dışımızda biz bunu kodladık. "Hayır" dersem ben kötü biri olurum gibi çok güçlü bir kod var. Bilinç dışı zihnimizin değişmesi... Bak, ben bilincim de değiştim. Anksiyeteyi anladım. "Hayır" demem gerektiğini biliyorum ama bilinç dışı zihin hemen değişmiyor. Bilinç dışı zihin hala "hayır" dediğim için yanlış bir şey yaptığımı zannediyor ve beni tekrar "evet" demeye zorluyor. Beni eski halime döndürmeye zorluyor.

Bilinç dışına yazdığınız her şeyi bilinç dışı doğru kabul eder ve onun silinmesi çok zaman alır. İşte siz o gün biraz katlansanız, sevgili dostlar, göğüsleseniz, o anı kompülsiyon, ritüel yapmasanız, bilinç dışındaki kod biraz daha silinir, kaygı biraz daha azalır. İkinci gün "hayır" dediniz, akşam kaygı krizindesiniz, o anı yaşadınız. Bilinç dışı algı biraz daha silinir, kaygı biraz daha azalır. Bilinç dışı, kaygı, bilinç dışı algı küçülür, kaygı azalır. Bilinç dışı kod silinir, kaygı azalır. Her gün, her gün, her gün derken gün gelir bilinç dışındaki bu kod silinir, kaygı da sıfıra iner ve obsesyon kalır sadece geriye. O da arada sırada gelir. Kaygısı olmadığı için, bilinç dışında bir kodu olmadığı için sizi hiç rahatsız etmez. Hayat devam eder. Bir süre sonra o obsesyonlar da def olup gider ve siz bir anksiyeteden kurtulmuş olursunuz.

Bilinç dışında bu niye güçlü bir kod? E çünkü siz hiç "hayır" demediniz ki. Hep "evet" dediniz. "Evet" demeliyim dediniz. Adolf Hitler'in bir lafı vardır, "Kavgam" isimli otobiyografisinde der ki: "Bir yalan ne kadar çok tekrarlanırsa, o bir gerçeğe döner." der. Bu taktiği Adolf Hitler'in aynen bunun gibi bir şey. Siz "hayır" dememeliyiz gibi bir yalanı o kadar çok tekrarlamışsınız ki, "hayır" dememişsen hep "evet, evet, evet, evet". Bilinç dışınıza bu yalan doğru diye kodlanmış. Yani "hayır" demek yanlıştır gibi bir kod var bilinç dışınızda. Bu bir yalan aslında ama siz o kadar bunu yapmışsınız ki, o kadar "evet, evet, evet" demiş, o kadar kompülsiyon, o kadar ritüel yapmışsınız ki, o obsesyona o kadar çok enerji vermişsiniz ki, bir yalan bilinç dışı doğru diye kodlanmış.

Bilinç dışına kodlanan her şeyi bilinç dışı doğru kabul eder. Bilinç dışı için yanlış diye bir kelime yoktur. Bilinç dışının tek bir kelimesi vardır: Doğru. Yani siz insanlara hep "evet" diyorsanız, hiç "hayır" demiyorsanız, bilinç dışı şöyle bir kod yazar: "İnsanlara 'hayır' demek yanlıştır." Siz her gün eve gelip üç kez elinizi yıkıyorsanız, kodlar: "Eve her gelindiğinde üç kez el yıkama doğrudur." Ne yapıyorsanız, neyin eylem yapıyorsanız, neyin ritüelini, kompülsiyonu yapıyorsanız onu kodlar. Burada önemli olan bilinç dışı için tekrardır. Yani bir yalanı milyonlarca kez tekrarlamışsanız, e bilinç dışı onu gerçek kabul ediyor, doğru diye kodluyor. İşte doğru ve gerçek diye kodladığı için o anlarda sizi zorluyor. Hani sen "evet" diyordun? Sanki yanlış bir şey yapmış zannediyorsunuz. Aslında doğru yaptığınızı biliyorsunuz bilinç fiziğinde ama bilinç dışı zihin ve kaygı sizi yanlış mı yaptın acaba diye zorluyor. Niye? Çünkü bildiklerini, bu bunu öğrenmişler. Ben yıllarca hep "evet" demişim, bunu kodlamış.

Sevgili dostlar, bir yalanı milyonlarca kez tekrarlarsanız, bilinç dışı onu gerçek diye kabul eder. İşte biz o anlarda obsesyonun saçma olduğunu bilsek de, biraz da gerçek mi acaba diye yaşamamızın sebebi, bilinç dışının hala bu kodunun silinmemiş olması. Ve bu kod silindiğinde artık o "gerçek mi, değil mi acaba gerçek mi?" gibi ikilemler de olmayacak. Kaygı da olmayacak. Siz bunun bir saçma salak vesvese olduğunu bilip işinize gücünüze devam edeceksiniz.

Bernard Russell bu konuda iyi bir örnektir. Kendisi çok katı bir din eğitimi aldığını söylüyor ve bu katı din eğitimi nedeniyle de çok mutsuz olduğunu söylüyor. "Aldığım katı Hristiyan eğitimi nedeniyle sürekli kendimi gözetliyorum. İşte hata yapmamalıyım, günah işlememiş yapmamalıyım. Ben günah mı işledim? Ben hata mı yaptım? Sürekli" diyor, "kendime odaklıyım ve çok mutsuzdum. Zamanla zamanla odağımı, dikkatimi dışarıya vermeye başladım. Kendimle uğraşmayı bir tarafa bıraktım" diyor ve de zaman içerisinde dinden de çıkmış. Bernard Russell Hristiyanlığı da bırakmış ve hatta bununla ilgili de bir kitabı var. Bernard Russell'ın "Neden Hristiyan Değilim" diye. Bu kitabın adını "Neden Herhangi Bir Dine İnanmıyorum" diye de okuyabilirsiniz.

Şimdi konumuza geleceğim. "Neden Hristiyan Değilim" diye bir kitap yazmış. Bernard Russell diyor ki arkadaşına bir mektup yazıyor ve diyor ki: "Arkadaşım, canım dostum, ben diyor kitap yazdım. Kitabın adı 'Neden Hristiyan Değilim'. Aslında diyor ben Hristiyan olmadığımı biliyorum, bir dine mensup olmadığımı da biliyorum. Ama gel gör ki bunu bilincim yaşıyor. Yani bilincim ben Hristiyan ya da dindar değilim. Herhangi bir dine mensup değilim. Ama sana bir itirafta bulunacağım: Bilinç dışı zihnim hala Hristiyan. Ben bilinçte bir dine mensup değilim ama bilinç dışı zihnim hala bir dine mensup." diyor ve "Ben hayatımı dinin benden istediği şekilde sürdürmüyor. Din benim hayatımı yaşamada bir yön rehber değil. Bir şey, bir konuda bir şey yapmak istiyorsam yapıyorum. Birine zarar vermediğim sürece, herhangi birinin hakkını gasp etmediğim sürece, evrensel ahlaki ilkelere uyarak ama herhangi bir dinin kısasını dinlemeyerek ne istiyorsam onu yapıyorum" diyor. "Ama yapıyorum da ama diyor bilinç dışı zihnim hala beni zorluyor. Hala davranışlarımı eylemlerimi Hristiyanlık açısından değerlendiriyor. Yaptığım şeyleri hala din açısından değerlendiriyor ve ben bir şey yapmaktan eminim aslında ve yapmışım ama bilinç dışı zihnim hala huzursuzluk yaşıyor" diyor.

Söz gelimi, bunu bir metaforlaştırma. Bilmiyorum İslamiyette günah olduğunu biliyorum ama Hristiyanlığı bilmiyorum, öyle varsayalım. Hristiyanlıkta günah diyelim alkol almak. Ama adam Hristiyan değil, herhangi bir dine mensup da değil. Alkol almasının zarar verdiği bir şey de yok. İçip içip gidip birilerinin kapısına falan da dayanmıyor. Gayet üsturuplu, kendi sınırlar içerisinde içiyor diyelim. Bakın sevgili dostlar, içiyor. Tamam ama bilinç dışı zihni konuşuyor. Bilinç dışı hala Hristiyan, hala dindar olduğu için diyor ki: "Yanlış mı yapıyorsun acaba lan? İçki içiyorsun ama günah mı acaba? Lan içmesen mi acaba? Bak bu içkinin sonu iyi değil" falan diye zihni konuşuyormuş. Bunu arkadaşına söylüyor. "Bak ben bilinçte Hristiyan değilim, herhangi bir dine mensup değilim. Ben içki içmek istiyorsam içerim. Birine zarar vermediğim sürece ama bilinç dışım hala Hristiyan, hala beni kontrol ediyor. Kodları diyor silinmedi." öyle diyor. "Bilinç dışıma Hristiyanlık, dinler, dinlerin kuralları öyle bir yerleşmiş ki diyor, bir şeyi ben özgürce yapıyorum ama o hala beni din kıstasları açısından değerlendiriyor. Günah işliyorsun, yanlış yapıyorsun, senin yolun yol değil diyor, konuşuyor diyor. Tüm dünya benim Hristiyan olmadığımı öğrendi ama şu bilinç dışım hala Hristiyan olmadığını öğrenemedi" diyor. "Yani yapacak bir şey yok. O da öğrenecek" diyor. "Yani bilincim de yer almıyor Hristiyanlık. Bilinç dışımda da yer almayacak. Ben ne yapmak istiyorsam yapmaya devam edeceğim. Bir başkasına zarar vermediğim müddetçe, evrensel ahlak ilkelerine ters olmadığı müddetçe ne yapmak istiyorsam yapmaya devam edeceğim ama din benim yaşamam bir kıstas değil. Bunu sürdür ve günün birinde o bilinç dışındaki kodları da sileceğim" diyor. Öyle ya da böyle ama zor.

Bak arkadaşına bunu demiş ama zor. Sevgili dostlar, siz 30 yıl bir şey yapmışsınız ya, bir takıntı yapmışsınız. Yani bir anda bunun bitmesi kolay mı? Bilinç dışı sizi zorlayacak. "Lan 30 yıldır yaptığın şeyi nasıl bir anda kesiyorsun?" diyecek. Yani bilinç dışı öyle bir güçlü kodlanmış oluyor ki bazen o sizi yönlendirmeye çalışıyor. İşte bilinç dışı kodların silinmesi imkansız değildir ama kolay da değildir. Sizin çok azm etmeniz gerekir, çok o anlara katlanmanız gerekir. Kaygı ve bilinç dışı kodlar bana o anlarda obsesyonu gerçekmiş gibi hissettirmeye çalışıyor. Okey, bu yalana kapılmayın. Bu obsesyonun, vesvesenin saçma salak olduğunu bir kez daha kendine bilincinde hatırlatıp o an kompülsiyon, ritüel yapmadan istifini bozmadan her ne yapıyorsan yapmaya devam edeceksin. Anı göğüsleme sanatı. Anı göğüsleme sanatı değişimin sırrı budur. Benim satılmayan, boynu bükük kitabım "Anı Göğüsleme Sanatı". Böyle böyle anları göğüsleyecek kodu silersin. Hem kaygıyı azaltırsın ve gün gelir anksiyeteyi bitirirsin.

Bu sadece anksiyeteye geçerli değil ki. Her değişimde böyle. Diyelim ki hamur işi yememeye karar verdiniz. Hamur krizlerin geldiğinde ne yapacaksınız? Kardeş, öyle bir kriz geliyor ki hamur, hamur, hamur, tatlı, tatlı, tatlı. O çok zor, zor krizler. Anı göğüsleme sanatı. Anları göğüsleyecek silersin. Tabii ki çok da kolay değil. Benim değiştiremediğim bir sürü özelliğim var. Bazen o krizlere dayanamıyorum. Yani olabilir, dayanam da bilirsiniz ama mekanizmaları bilin. "Değişemiyorum. Evet, bu krizleri henüz göğüslemekte iyi değilim. Kendinize de şevkatli olun, kendinize de merhametli olun. Her konuda da değişebiliriz. Ne yapalım yani? Yemek konusundaki alışkanlıklar değiştir. Ya tamam, değiştiremez. Hamursuz yaşamıyoruz kardeş. I love hamur. Ne yapalım yani? Hamursuz yaş. İşte olmuyor yani. Bu hamur krizlerine dayanamıyorum." Ha, dayanabiliyorsan dayan. Dayanırsan zaten 40 gün sonra, 50 gün sonra vücudun hamurla ilgili o şeyleri sileceği için çok fazla hamur aramayacaksın. Ama katlanamıyorsan da çok da kendine kızma. Yeter ki nasıl değişeceğini bil. Nasıl bu mekanizmaları kıracağını bil. Nasıl anksiyeteyi yeneceğini bil. Anksiyeteyi yenemeyeceğini çıkışı bilin. Şu an çıkamıyorum, önemli değil. Çıkışı bil. Şu an kör düğümleri çözememe, önemli değil. Ama nasıl çözüleceğini bil. Bunu biliyorsan gerisi lafı güzaf olabilir. Hayattır bu yani.

Evet sevgili dostlar, bu videoda anksiyete krizleri anlarında obsesyonun saçma olduğunu bilsek de neden bir yandan da bize gerçekmiş gibi geliyorun bilimsel açıklamalarını konuşalım istedim. Güzel bir Bernard Russell örneğiyle beraber de olsun istedim. Bunun. Evet, bu videoda bunlar vardı efendim. Umarım dinlerken keyif almış, eğlenmiş, kendinize çok iyi bakın. Hoşça kalın.