Transcription
Hem çok kolay hem çok zor bir konu. O yüzden de diyorum ki birlikte düşünelim. Yani bu konuşmanın temel amacı birlikte düşünmek. Niye böyle başlamak ihtiyacı hissediyorum en başta? Bu belki sonda geleceğimiz noktalardan birisi.
Eğer Müslümansak, Müslüman olduğumuz gibi bir iddiamız varsa iki gerçek en başta bizi bekler. Bir, Kur'an Allah'ın kelamıysa o zaman düşünce dünyanızda kurucu unsurları Kur'an'dan almak zorundasınız. İslam söz konusu ise belirleyici tek bilgi kaynağı Kur'an'dır. Arkasından da akıl gelir. Hemen aklınıza şu soru gelecek. Hadis ve sünnet nerede? Ben de size diyeceğim ki aklın içerisinde. Onun yeri orasıdır. Dolayısıyla birinci söylemek istediğim şey bu.
İkincisi, çerçeveyi daha geniş tutarak ikinci prensibi söyleyeyim. Eğer Müslümanlar 1 milyar 700 milyon civarındaki insan batının tüketici kölesi olmaktan kurtulacaksa, yani özne olacaksa bunun bir tek yolu var. O da bilimin gücüne sahip olmak. Ötesi yok. Bilimin gücüne sahip olmak için de en temelde esas almamız gereken hem İslam'ın emri olan hem insan olmanın gereği olan akıl meselesi. İslam açısından namazdan önce, oruçtan önce en temel farz aklı kullanmaktır. Ama maalesef Müslümanlar olarak bu gerçeği ihmal ettik, unuttuk. Yani son iki asırdır. Niçin perişan haldeyiz diyorsanız cevabını Kur'an'dan bulabilirsiniz. Yeryüzündeki canlıların en kötüsü akletmeyenlerdir. Ve daha da kötüsü ne? Daha da kötüsü aklı itibarsızlaştırmaya kalkışmak. Ondan da kötü olan nedir? Aklını dini kullanarak, İslam'ı kullanarak itibarsızlaştırmaya kalkışmak. O yüzden de bu konuşmanın temelinde aklın yeniden ön planda tutulması vardır ve bu benim samimi kanaatim. Bunca yıllık akademik tecrübemin, İslam'ın içinden meseleleri anlamaya çalışma çabamın şu anda durduğum noktadan bana söylettiği cümle şu: Eğer Müslümanlar yeniden toparlanacaklarsa, özne olacaklarsa, insanlığın kaderinde etkili olacaklarsa ya da batının tüketici kölesi olmaktan kurtulup gerçekten de üretici olacaklarsa bunun başlangıç noktası aklı yeniden keşfetmektir.
Eğer Müslümansanız aklı kullanmak, etkin kullanmak farzdır. Ben İslam'la mesafeliyim diyorsanız, ülkenizi seviyorsanız vatanseverliğin gereği aklı etkin kullanmaktır. Daha da ötesi ben hümanistim diyorsanız perspektifte insan olmakta ancak aklı kullanmakla mümkün olabilir. Yani bulunduğumuz ortamda akıldan kaçış, kurtuluş yok.
Bunu birazcık cümleyi rahatlatayım. İslam kendisini temellendiren bir dindir. Hz. Peygamberin hadisi, bu boyutu çok güzel ifade ediyor. Aklını olmayanın dini olmaz. İslam'da sorumluluğun koşulu akıldır. Bu cümleyi kurduğunuz andan itibaren hemen zihinlerde şöyle bir soru. Bu soru doğru bir soru değildir. Yanlış bir sorudur. Kimin? Hangi akıl? Senin aklın, insanın aklı. Tek kimsek kendimizin aklı. Çünkü her insan biricik özgün bir varlıktır. Hangi akıl sorusu yanlış bir sorudur. Çünkü Cenabı Hak insana akıl gibi böylesine üstün bir nimet vermiştir. Ve bu nimetin hesabını müstak Allah'a vereceğimizi düşünmek mecburiyetindeyiz.
Ve yine şu tespiti açıklıkla yapalım. Akıl biraz teknik tabir kullanayım. ön algoritmadır. Karşılığı anlamı şu. Yani Cenabı Hakk'ın size verdiği bu akıl öyle bir nimet ki kullandığınız zaman gücü de artar, imkanı da artar, ufkunuzu genişletir. Sizin önünüzü açar ve sizin insan olmanıza katkı sağlar. Ama öyle bir nimet ki kullanmadığınız sürece gerilemeye başlar ve gittikçe iyi işlevini kaybeder ve bir anlamda Kur'an dilinde kalbin mühürlenmesi denilen sürece kayarsınız. Evet. Kalbin mühürlenmesi aslında aklın itibarsızlaştırılmasıdır. Aklın devre dışı bırakılmasıdır. Ve bu çerçevede niye 1 milyar 700 milyon Müslüman batının tüketici kölesi? İşte cevabı budur. Yani aklını kullanmayanlar pislik içinde kalır. Kim olursanız olun hiç fark etmiyor ama aklını kullanan dinsiz bile olsa gerçekten de farklı bir çizgide kendisine yer bulabilir. Kaldı ki Kur'an'ın genel üslubu çerçevesinde bakarsanız aklını kullanan asla dinsiz agnostik falan olmaz. Aklını kullanmanın en alt basamaklarına takılıp kalanlar ancak o süreçlere kayabilirler. Çünkü Kur'an gerçekten akla güvenmektedir. Eğer akla güven olmasaydı yani 300'e yakın yerde doğrudan efela yanzurun, tagül, tefekkerun gibi insanı düşünmeye, akletmeye teşvik etmezdim. Akla güven olmasaydı doğrudan bu bağlamda mesela şeylere bakın. Kur'an'ı anlamak akıl işi. Bunu Kur'an söylüyor. Kur'an anlaşılmak için geldi.
Ama burada şöyle bir ince nokta var. Onu sizinle paylaşmak isterim. samimiyetle Kur'an'la Kur'an'ı anlamaya çalışırsanız siz Kur'an'ı anladıkça Kur'an da sizin o aklınızın işlevselliğini artırıyor, kapasitesini artırıyor ve aklı doğru etkin kullanmanın imkanlarını genişletiyor. İşte akılla alakalı en temelde bu çift yönlü bir ilişki var. O yüzden de benim en çok vurgu yaptığım Maturidi düşüncede ki bunu parantez içi söyleyeyim. İmam Maturidi gibi bir adam Batı dünyasından çıksaydı şu anda onunla ilgili yapılan yüzlerce binlerce doktora tezi olurdu. Biz daha Maturidi'yi yeni el yordamıyla keşfediyoruz. Sadece bu kadarını söyleyeyim. Maturidi düşüncedeki en temel vurgu akıl ve vahiy işbirliği üzerinedir. Gerekçe ne? Maturidi diyor ki düşünmemeyi telkin eden her türlü his şeytan işidir. Muhteşem bir cümle. Gerçekten de kim akıl karşıtlığı yapıyorsa ya şeytandır ya şeytanlaşmıştır. Ama Maturidi'nin burada söylediği bir başka şey var aslında. Diyor ki akıl her zaman doğruyu gösterir. Aslında buraya daha sonra girecektim ama konu dağılmasın diye ifade edeyim. Maturedi düşüncede Kitab-ut Tevhid'in giriş kısmı hakikaten harikulade bir epistemolojidir. Orada diyor ki, "Bilginin üç kaynağı vardır. Bir, ıyan diyor ona. Beş duyu bilgisi. İki, ahbar, haberler, vahyi bilgi, hadisler, sünnet, alimlerin görüşü. Her şey o ahbar kategorisindedir. Üç, istidlal, akıl." Evet. Akıl bir bilgi kaynağıdır. Sonunda diyor ki Maturidi, "Her üç kaynaktan gelen bilginin de doğru olup olmadığını akıl belirler."
Mesela Elmalı'nın çok enteresan bir şeyi dikkatimi çekmişti. Diyor ki, "Gaybı ancak akılla bilebilirsiniz." Çok enteresan Elmalı'nın bu yaklaşımı aslında. Yani bizim hep olaya farklı açılardan bakmaya alışmışız. Böyle bir yapı var. İşte burada aklın, akıl insana her zaman doğruyu gösterir. Ancak aklın yaptırım gücü yoktur. Ne demek bu? Bir şeyin doğru olduğunu bilmek, doğru olanı tercih etmek, doğruyu gerçekleştirmek anlamına gelmiyor. O zaman desteğe ihtiyaç var. İşte en büyük destek vahiydir ve Cenabı Hak akla destek olsun diye vahiy göndermiştir. O yüzden dedim ki Kur'an gerçekten anlarsanız Kur'an da sizin aklınızı terbiye eder. Aklın yaptırım gücünün olmayışından kaynaklanan boşluk vahiyle işbirliği içerisinde daha bir üst seviyeye çıkar. Daha sağlıklı yürür.
Peki o zaman şimdi geçebiliriz meseleye. Eleştirel düşünce ne demek? En başta yine buradaki bir yanlışı düzeltelim. Eleştiri açık aramak değil. Eleştiri imkan aramaktır. Eleştiri imkan aramaktır. Biz hep eleştiri denildiği zaman açık arıyoruz. Kur'an'ın istediği düşünme biçimi dikkat ederseniz Kur'an akıldan söz etmez. Akletmekten söz eder. Akletme ile ilgili ayetleri şöyle bir bu konferans için hazırlanırken tekrar bir zihnimi bir yenileyeyim diye gözden geçirdim. 8-10 tane ana başlık bir Kur'an'ı anlamak için akletmek. İşte orada çift yönlü süreç işliyor. Kur'an aynı zamanda sizin aklınızı inşa ediyor. Başka evrende var olan olay ve olguları anlamak için akletmek. İşte keyfeat işte deve nasıl yaratıldı bakmaz mısınız? Ya da efel sema keyfe rufiat işte gökyüzüyle alakalı nasıl yükseltildi? Daha ötesi mesela çok ilginç Kur'an yaratılışın başlangıcını görmenizi istiyor. İlk yaratma nasıl başladı? Bunu görün diyor. Yani bu çerçeve içerisinde Allah'a şükretmek istiyorsanız o zaman düşüneceksiniz, akledeceksiniz diyor. Başka 5 al kalem var böyle. İnsanın kendini anlaması için akletmesi, evreni anlaması için akletmesi ki bunların ileri noktada amacı bilime yönelik çok ciddi bir motivasyondur. Onun ötesinde ahireti kavramak için akletmek. Sanıyorum Elmalı buradan yakalamış olmalı. Çünkü oradaki ahiretle ilgili tüm argümanlar Kur'an'da akıl üzerinden akıl üzerinden anlaşılır kılınmaya çalışılıyor. Bu bağlamda hemen şunu ifade edeyim. Kur'an dilinde kalp Fuat daha çok Fuat gönül diye Türkçeye tercüme ediliyor. Kalple ikisi. Akıl bunların tamamı akıl ile ilgili diğer kavramlar işlevsel hali tefekkür işte teemmül ne derseniz bu kavramların hemen tamamı insandaki anlama ve kavrama yetisine hitap ediyor. Bunlar anlama ve kavramanın dereceleridir. Ne demek bu? Tek düzey bir anlama yoktur. Tek düzey bir akletme yoktur.
Bununla alakalı şimdi sizi bir noktaya taşıyacağım. Şu söylediklerim. Dedim ki Kur'an'daki akletme sıradan insanın rastgele düşünmesinin bir basamak yukarısını işaret ediyor. Ne demek sıradan insanın düşünmesi? Normal koşullarda düşünmek için çaba harcamayan, kendisini geliştirmek için çaba harcamayan, ya biyolojik olarak varlığın bir basamak üstünde akıl yürütme yani sorumluluğu gerektiren o en alt işlenmemiş düzey doğruyu, yanlışı ayıran düzeydir. Kur'an diyor ki, "Müslümansanız bunun bir basamak üstünde olmak zorundasınız." Onun için dedim Kur'an'ın öngördüğü akletme eleştirel duruşu basamak olarak alıyor.
Bunu birazcık açayım. Ne kastettiğimi düşünmeyle ilgili süreçleri argümanları son derece güçlü kılarak taşıyor Kur'an. Mesela işte birden fazla ilah olsaydı bakın bu aslında metodik şüphenin Cenabı Hak tarafından devreye sokulması hadisesidir. Ne olurdu? Yer gök fesada uğrardı. Bir kaos olurdu. Düzen olmazdı. Başka? İsterseniz bunu Hz. İbrahim örneği üzerinden düşünelim. Hem de bu vesileyle eleştirel düşünceyle iman bağlantısını da kurmuş olalım. Hz. İbrahim eline baltayı alır, girer puthaneye. Bütün putları devirir. Büyük putu sağlam bırakır. Baltayı da onun omzuna asar. Hz. İbrahim niye büyük putu kırmadı ki? Sebebi ne? Şimdi bakın. Eleştirel düşünce derken biz düşündüklerimizin bir amaca yönelik olmasını esas alıyoruz. Hz. İbrahim'in burada bir amacı var. İki, eleştirel düşünce dediğimizde bizi geliştiren düşünceyi esas alıyoruz. Bir basamak, bir meseleyi daha iyi kavramak, daha iyi anlamak, onun ötesinde onun implikasyonlarını, ulaşacağı sonuçları hesap etmek. Başka eleştirel düşünce dediğimiz zaman nasıl düşündüğümüzü düşünmeyi esas alıyoruz. Bakın eleştirel düşünce sadece açık aramak değil. Sadece tenkit dediğimiz, tenkide yüklediğimiz kavram bu. Ama aynı zamanda tahkiki imanı atlıyoruz orada. İşte Hz. İbrahim'in bu yaptığı iş çok yönlü olarak hem düşünce, teorik çerçevede hem davranış planında insanların hakikatle yüzleşmelerini sağlayan muazzam bir örnek. En üst seviyede bir mizah örneği bu. Yani kimseyi kırmadan, incitmeden onların o putların hiçbir işe yaramadığını, o insanların kendisinin kavramasını sağlıyor. Gerçekten üst seviyede bir mizah var orada. Daha ötesi o insanlara kendilerinin düşünmesini sağlıyor. O insanlara bir şey empoze etmiyor. Yani eleştirel duruşun en önemli özelliği bu. İşte hiç zorlamıyor o insanları. Diyor ki putlar kırıldı. Bakıyor putları kırıyor. Baltayı büyük putun omzuna asıyor. Kavmineri gelenleri bakıyor. Putlar kırılmış. Kim yapar bunu? İbrahim yapar. Çağırıyorlar. Diyorlar ki, "Niye kırdın putlarımızı?" Bu da diyor ki, "Niye bana soruyorsunuz ki? Bu putlara siz inanıyorsunuz. Balta kimdeyse o kırmış olmaz mı? Balta büyük putun omzunda." Bakın işte o anda aklın gerçekten etkisini Kur'an'a da yansıdığını görüyoruz. Oradaki insanlar bir an hakikaten putların hiçbir işe yaramadığını fark ediyorlar. Bunu görüyorlar orada. Ama arkasından bir başka faktör işte aklın yaptırım gücünün olmayışı burada kendisini gösteriyor. Hz. İbrahim'e diyorlar ki sen bizi atalarımızın dininden uzaklaştırmak istiyorsun. Niye? Çünkü putperestlik sadece putperestlikten ibaret değil. Putperestlik aynı zamanda ticaret. Putperestlik aynı zamanda o zamanki koşullarda sosyal statü belirtiyor. Putperestlik aynı zamanda ne bileyim yani o dönem koşulları içerisinde toplumdaki hiyerarşiyi belirliyor. O kadar çok işlevi var ki işte makam, mevki, unvan bunların hepsini orada görebiliyorsunuz. Sen bizi atalarımızın dininden uzaklaştırmak istiyorsun. burada çıkıyor karşımıza.
Peki şimdi buradan çıkan başka bir sonuç daha yok mu sizce? Bakın eleştirel düşüncenin tam da odağında bir başka şey ne var orada? Bir görüşün, bir düşüncenin toplumun çoğunluğu tarafından benimseniyor oluşu onun doğruluğunun kanıtı değildir. Soruyor Hz. İbrahim. Bu putlar çağırdığınız zaman sizi işitir mi? Size fayda ya da zarar verir mi? Bu soruya nasıl cevap verilir? Evet ya da hayır. Ama o toplumun verdiği cevap ne? Biz atalarımızdan böyle gördük. Evet. O toplumun cevabı bu işte. Yani bu eleştirel düşünce dediğimizi örneklendiriyorum. Şimdi daha ilginç bir örnek çıkacak Hz. İbrahim örneğinden bir kısmını kendiniz lütfen gidince açın. Kur'an'ı Hz. İbrahim'le ilgili ayetleri şöyle bir yan yana getirin. Aya güneşe bakışı. Bunların hepsi eleştirel düşünce. Yani muazzam bir şey var orada. bir arayış var. Ama bunların sözü uzatmamak için söylüyorum. En muhteşemi Cenabı Hak'a diyor ki ölüleri nasıl diriltiyorsun bana göster. Dostlar bu çok muazzam bir şey. Müthiş bir şey bu. Erini diyor ben gözümle görmek istiyorum diyor. Bu olağanüstü muhteşem bir şey yani. Müthiş bir şey bu yani. Yani ne demek bu? İnanmıyor musun? İnanıyorum, anlıyorum. Kafam basıyor ama ben kavramak istiyorum, anlamak istiyorum. Orada zihnimdeki boşluklar kalmasın. Kalbim mutmain olsun. İşte Kur'an'ın akleden kalp dediği bu işte. Yani kalp kan pompalayan bir şey değil. Aklın alternatifi değil. Akleden kalp bu. İşte itminan düzeyini yakalamak zorunda orada. Ve bunu Hz. İbrahim örneğinden çok rahat görebiliyoruz bu meseleyi.
Dolayısıyla şimdi burayı açıyorum. Eleştirel düşünce iman boyutunda İslam açısından iman önce bilgi sonra imandır. Bilgi olmadan iman olmaz. İslam açısından önce bilgi bildiğiniz şey aklınıza yatıyorsa, makulse, anlamlıysa iman edersiniz. Yani İslam'ın imanı herhangi bir şeye körü körüne inanmak değildir. Falem ennehu la ilahe illallah. İşte bu. Yani önce bileceksin ve ondan sonra bütün aklınla, kalbinle, bütün hücrelerinle Allah'ın var ve bir olduğunu tasdik edeceksin. İman bu işte. Mümin insan İslam esassa, iman unsurları makul olduğu için iman eder. Yani iman ettiğimiz için doğru değildir. İman ettiğimiz için hak değildir. Hakikat değildir. Hak olduğu için, hakikat olduğu için, makul olduğu için, anlamlı olduğu için iman ederiz. Bir mukayese için parantez açayım mı? Hristiyansanız inandığınız için doğrudur. İnandığınız için anlamlıdır. İnandığınız için makuldür. Tercih sizin. Yaygın din anlayışımız hangisine uygun? Ben de Hz. İbrahim gibi onun sünnetine uyarak burada susmayı tercih ediyorum. Çünkü bunun için konuşmamın başında dedim ki eğer Müslümanlar imanlarının sömürülmesinin önüne geçeceklerse, özne olacaklarsa işte başlangıç noktası akıl. Hangi akıl? Kur'an'ın akletmek dediği akıl. Eğer hangi akıl sorusunu soracaksak işte burada soralım. Hangi akıl sorusu burada çıkıyor karşımıza. Bu akıl insanı daima hakikate götüren akıldır. Yaptırım gücü yoktur. Vahiy onun yaptırım gücünü destekler. Ve bu akıl Kur'an'ın ifadesiyle Hz. Peygamberi örnek alan akıldır. Us-i hasene budur. İşte biz burada da bir yanlışın içindeyiz. Hadis ve sünnet dedik. Takıldık oraya. Hz. Peygamberin örnekliğini unuttuk ve esasında hadis ve sünnetin içerisinden o örnekliği keşfetmek zorundayız. Eleştirel akıl bunu gerektirir. Biz bunu maalesef üzgünüm unuttuk. Çünkü sünnete uymayı peygamberi taklit etmek olarak anladık ve yorumladık. Bu çok ciddi bir problem olarak karşımızda duruyor.
İmanla alakalı burada eleştirel akılla ilgili birkaç şey daha toplayayım. Zamanı iyi kullanmak açısından ben de hızlı akışı hızlı götüreyim. Eleştirel akıl ne yapar? En temelde şimdi şu söylediklerimizden sonra daha rahat bunu söyleyebileceğiz. İnsanın doğruyu, hakikati bulmasını kolaylaştırır. Yani bu çerçevede eleştirel yaklaşım, eleştirel düşünce bizi oraya götürür. Burayı biraz sonra niçin güvenilir bilgi kısmıyla irtibatlandıracağım. En basiti şöyle düşünelim. Şu anda dini bilgiler dediğimiz alana bir bakalım. Muazzam bir bilgi havuzu oluştu. Bu bilgi havuzunun içinde ne var? Din alanındaki bilgiler gerçekten büyük bir havuz oluşturdu. O havuza pek çok yerden dere geliyor, kanalizasyonda katılıyor. Temiz sular da var, kaynak sular da var, pis sular da var. Ne yapacaksınız bu havuzu? Ne yapacaksınız? Yok, farz edemezsiniz. Var. Ve oradan besleniyoruz. Buradan beslenebilmeniz için hastalıklara karşı birazcık daha temkinli olabilmeniz için yapabileceğiniz tek şey var. İşte eleştirel düşünce dediğimiz şey. İşte bu yani başkası yok. Yani ne yapacaksınız burada? Bu kadar bu havuzun içinde bakın ne var. Hurafeler, batıl inançlar var. Bu havuzun içinde vahyi bilgi var. Bu havuzun içinde hadis ve sünnet var. Maturidi'nin ahbar dediği bu işte aslında bu havuz. Bunun içerisinde alimlerin görüşleri, düşünceleri de var. Bu havuzu ayıklamanın ya da bu havuzdan kullanılabilir sağlam bilgi üretmenin yolu ne? İşte eleştirel düşünce dediğimiz şey burada işe yarıyor.
Bir, İslam açısından en temelde bilginin anlamlı, güvenilir olması için makul olması gerekir. Birinci kriter o. İkinci kriter ne? İslam açısından bilginin anlamlı, güvenilir olabilmesi için vahiye uygun, Kur'an'ın kurucu ilkelerine uygun olması gerekir. Bir üçüncü mesele yaratılışın yasalarına uygun olması gerekir. İşte olay bu. Bu üç kriteri ciddi manada uygularsanız o havuzun içerisindeki oradaki o bilgileri ayrıştırma imkanınız olabilir.
Burada söyleyeceğim cümle şu. Çünkü buraya biraz sonra güvenilir bilgide tekrar döneceğim. Niye vahyin önemine hemen vurgu yaptım? Çünkü Hz. Muhammed'le birlikte vahiy kapısı kapandıysa herhalde klasik Ehl-i Sünnet algısı böyle. Bilmiyorum burada farklı düşünen var mı? Ben de Hz. Muhammed'le birlikte vahiy kapısının kapandığını düşünüyorum. Dolayısıyla vahiy kapısı kapandıysa bunun açık anlamı şudur. Kur'an'ın dışındaki hiçbir bilgiyi Kur'an'la eş değerde tutamazsınız. Hangi mezhepten olursanız olun, hangi tarikattan olursanız olun, nerede olursanız olun, bakın cümleyi çok net kurdum. Kur'an'ın dışındaki hiçbir bilgiyi, adı ne olursa olsun, ister Buhari'de olsun, ister Müslim'de olsun, iste hangi alim söylemiş olursa olsun Kur'an'ın dışındaki hiçbir bilgiyi Kur'an'la eş değerde tutamazsınız. Niçin? Çünkü diyorsunuz ki vahiy kapısı kapandı. Öyleyse tutarlı olmak zorundayız. Yani Allah Hz. Muhammed'ten sonra hiç kimseyi özel bir görevle görevlendirilmemiş, görevlendirmemiş. Hiç kimseye İslam'ı koruma gibi bir sorumluluk da yüklememiş. Varsa bu sorumluluk tüm Müslümanlarda vardır ki İslam'ın da korunmaya ihtiyacı yoktur. Onu açık ifade edeyim. Yani birtım insanlar kene gibi İslam'ın yakasından düşseler, İslam özgürleşse emin olun işimiz daha kolay olacak. Ama maalesef öyle olmuyor.
İşte bu bağlamda şimdi burada en temel mesele nedir? Eleştirel düşüncenin bizim işimize yarayacağı işte bu bilgileri ayıklama konusunda ışık tutacak. Bu neyin doğru neyin yanlış olduğunu buradan yakalayabileceğiz. Aslında anlama dediğimiz hadise ben o yüzden Kur'an'daki düşünmeyle bağını orada kurdum. Anlama dediğiniz hadise bu ayrım yapıldıktan sonra bilginin kaynakları, bilginin niteliği ortaya çıktıktan sonra gerçekleşebilen bir hadisedir.
Başka burada eleştirel düşünce başka niçin çok önemli? Cenabı Hak bize akıl gibi büyük bir nimet vermiş. Peki bu nimetin bizim açımızdan Cenabı Hakk'ın insana verdiği başka yetilerle bağını kurabilir miyiz? Söz gelimi. Kur'an salih amel diyor. Kur'an iki ciddi kavram kullanır bu söyleyeceğim meseleyle. Hasenat salihat. Kur'an'daki hasenat nedir? Aslında namaz oruç bunlardır. Peki salihat nedir? Salihat, Cenabı Hakk'ın insana bahşettiği yaratıcı yetileri insanoğlunun üretim alanında kullanmasıdır. Olay bu aslında. Ve bunun da zirvesinde iki şey vardır. Bilim ve sanat vardır. Salihat budur. Ama maalesef biz Kur'an'ın bu ayrımını göz ardı ettik. Salih amel dediğimizde hep namaz oruç akla geldi ve orada salih ameli tükettik. Bence bunu işte bunu görebilmek için eleştirel düşünceyi öne çıkartmamız gerekiyor.
Hayatımızda sürekli kararlar alıyoruz. Karar alabilmek hem doğru bilgilenmeye hem karar alacağınız konuyu bilmenize, anlamanıza bağlı hem de gelecek tasarımınıza bağlı. Öyleyse eleştirel düşünemeyen insanların gelecek tasarımı olmaz. Peki Müslümanların gelecek tasarımı var mı sizce? Ne dersiniz? Şu anda İslam muazzam bir medeniyet yaratmış Müslümanlar. Bu medeniyet şu anda var mı? Çünkü bilim yoksa, bilimde yoksanız, değer üretemiyorsanız, sanatta yoksanız medeniyetten söz etmeniz abeste iştigal olur. Peki yeni bir medeniyete insanlığın ihtiyacı var mı? Var. Bu medeniyet İslam, İslam'ın kurucu ilkelerinden beslenerek inşa edilebilir mi? Evet, edilebilir. O zaman işte yapacağımız ne? Muazzam bir kültür var. 14 asırlık süreçte üretilen havuz dediğim şey bu. Onu gözden geçirip onu bir tenkide tabi tutup onun içindeki o evrensel kökleri yeniden canlandırabilsek orada bir kök hücre tedavisi gerçekleştirsek ne olur? Vallahi bence muazzam bir şey olur. Ve bunun ben açık söyleyeyim konuşmamın sonunu böyle bağlayacağım. Bunun mümkün olduğunu düşünüyorum. Samimi kanaatim bu.
Şimdi bununla alakalı biraz tempoyu hızlandıracağım. Amel iman ilişkisinden söz ettim. Şimdi bu söylediğim eleştirel yani bu 14 asırlık süreçte Müslümanların ürettiği birikimin evrensel boyut taşıyan, geleceğe ışık tutan o sağlam köklerini ayırabilmek, onları açığa çıkartıp onları yeniden canlandırabilmek için işte ilk adımımız aklı yeniden düşünmenin farz olduğunu hatırlamak ve Kur'an'ın akletmek dediği eleştirel düşünceyi harekete geçirmek. Ve bunun ben yapılabileceği kanaatindeyim.
Niçin bu kadar iddialı konuşuyorum? Bir, bizim geçmişimizde bunu yapan örnekler var. İki, burada aslında İslam'ın bu konudaki duruşu gerçekten bize ışık tutuyor. Mesela doğrudan İslam'la bağlantı noktalarını kuralım. Bu söylediğimin Kur'an bize açıkça diyor ki hem de Müslümanların, müminlerin vasıflarından söz ederken onlar her sözü dinlerler, anlarlar, kavrarlar. En güzeline uyarlar. Bir sözün en güzelini nasıl bulacaksınız? Bakın çıkıyor karşınıza. Aslında o kadar çok şey var ki burada. Ve benim söylediğim cümle neydi? Kur'an'ın dışındaki hiçbir bilgiyi Kur'an'la eşdeğerde tutamazsınız.
İmam-ı Azam Ebu Hanife. Gerçekten de samimi kanaatim benim bu. Müslüman coğrafyanın yetiştirdiği İmam-ı Azam denilebilecek en büyük kafalardan birisi. İmam-ı Azam öğrencileriyle ders anlatırken, öğrencileriyle konuşurken öğrencileri itiraz ettiği zaman hadi oradan demiyor onlara. İtirazları ciddi ise diyor ki evlat delilini söyle bakalım. Delilini söylerse Ebu Hanife o kadar rahat ki doğru söylüyorsunuz diyor. Ben sizin görüşünüze katılıyorum. Ve Ebu Yusuf'a yazdırırken Ebu Yusuf onun sekreteri gibi iş yapıyor. Öğrencilerinin, muhalefet şerhi koyduğu fetvaları da yazdırıyor. Yani oldukça enteresan. Bizim fıkıh kitaplarındaki Muhalefet-ü İmami'nin bahsi bu.
Diğer taraftan İmam Eşari Bağdat'ta yaşıyor. Sonra geçiyor Mısır'a gidiyor. Geriye dönüyor. Diyor ki, "Benim daha önceki verdiğim fetvalarla amel etmeyin." Ya bunu söyleyen Eşari. Düzeltiyorum. Şafii. Şi Şafii. Düzeltiyorum. Çünkü Eşari 40'ından sonra Mutezile'den külli bir çizgiye kaydı. O da yine zihnimdeki örnekler ama onunki daha büyük. Eşari Mutezili çizgiden külli çizgiye kaydı. Uzun süre Hanbeli çizgisinde kendine yer aradı. Hanbeliler yüz vermediler. Eşari'yi kabul etmediler. Daha sonra küllabilik içinde ehl-i hadis çizgisinde bir yer buldu Eşari. Ama İmam Şafii'nin söylediği daha yani her birisinin bunlar yaşanan tecrübeler. İmam Şafii diyor ki Mısır'a gittikten sonra benim daha önce söylediklerime itibar etmeyin. Sadece bu örneklerden çıkan sonuç ne? Bizim mezhep imamı dediğimiz o büyük isimler hayatlarında görüş değiştirmişler. Bunun açık anlamı nedir? Hiçbirisi söylediklerinin Kur'an gibi tartışılmaz olduğu iddiasında değiller. Hiçbirisi kendilerine vahiy geldiği iddiasında değil.
Peki biz bugün bu büyük zatların bu konudaki düşüncelerine, görüşlerine nasıl bakıyoruz? İçtihat kapısı kapalı. Efendim kim kapattı o kapıyı? Cehalet başka bir şey değil. Kusura bakmayın. Çünkü o kapının açık ya da kapalı kimse açmadı ki o kapı kapatılsın. Müslümansanız o kapı açıktır zaten. Kimsenin onu kapatma diye bir derdi olamaz. Bunu niye söyledim? Şu anda işte eleştirel düşünce dediğimiz alana alan eleştirel düşünceye en çok ihtiyaç duyulan alan burası. Gerekçesi ne? Gerekçesi biz geleneği dinleştirdik. Geleneği din haline getirirseniz din işlevsiz kalır. Ne demek bu? Kur'an size diyor ki inate tenhail fahş vel münker. Namaz insanı her türlü kötülükten alıkoyar. Ama namazı gelenekle bütünleştirir, alışkanlık haline dönüştürürseniz namaz sizin daha iyi insan olmanıza katkı sağlamaz. Ne yaparsınız yani? Bu diyor vatandaş bana bir hacca patlar. İyi. Hayırlı olsun. Bütün borçları siliyorum. Hayırlı olsun. Kilometreyi sıfırlamak aslında ta kendisi. Ta kendisi. Ama işte bakın yani cehalet nasıl savuruyor bizi? Cehalet nasıl savuruyor? Dolayısıyla burada şu anda bizim işte bu muazzam birikimi bir şekilde mutlaka tenkit süzgecinden geçirmemiz gerekiyor. Bu gelenek karşıtlığı değildir. Bu söylediklerim maalesef artık yani eskiden daha cesur konuşurdum. Çok cesaretli konuşamadığımı söyleyeyim. Yani şu anda bile düşünerek konuşuyorum. Yani daha dikkatli konuşmaya çalışıyorum. Çünkü birileri hazır bekliyor. Bir açık bir açık bulsak da yüklensek diye. Bu söylediklerimden hadis ve sünnet düşmanlığı asla devşirilemez. Bu söylediklerimden çıkan zaten şeylerini nasıl düşündüğümü de söylüyorum. Çünkü eleştirel düşüncenin özelliği nasıl düşündüğünüzü düşünmektir. Nasıl düşündüğünüzü düşünmeye başlamadan eleştirel düşünce olmuyor.
Bu bağlamda şimdi gelenek üzgünüm şu anda dinin yerini almış durumda. Aslında Hz. İbrahim eleştirisi de biraz bizi uyarıyor. Orada Kur'an pek çok yerde ataların dini adı altında ciddi uyarı yapıyor. Ama bizim Müslüman diyor ki oradaki ataların dini müşrikleri ilgilendiriyor. Bizi ilgilendirmiyor. Ya diyoruz ki Cenabı Hak Kur'an'ı bize gönderdi. Oradaki müşriklerle ilgili örnekler bize diyor ki müşrik olmayın, müşrikleşmeyin, müşrik zihniyetine sahip olmayın. Ama çarpıtıyoruz Kur'an'ı bile.
Bu bağlamda bir başka şeye daha dikkat çekeceğim burada. İşte bu birikimi bizim eleştirebilmemiz için o birikimin nasıl oluştuğunu biraz anlamamız gerekiyor. Onun için İmam-ı Azam örneğini verdim. Onun için İmam Şafii'den söz ettim. Allah rahmet eylesin. Bunlar hatalarıyla, sevabıyla yapacakları işi yapmışlardır. Problem onlardan kaynaklanmıyor. Problem onları anlamaktan aciz olanların onların görüşlerini din haline getirmesinden kaynaklanıyor. Eski ulema ne güzel bir tabir bulmuş. Fıkıh anlayış demek, kavrayış demek. Ve bu harika tabiri biz maalesef bugün fıkhı dinleştirerek o güzelliğini yok ettik. Fıkıhla alakalı en küçük bir eleştiriyi işte efendim İslam düşmanlığı kategorisine taşıyabiliyoruz. Bizden önceki alimler İmam Buhari mesela Allah rahmet eylesin Hz. Peygamberin sözlerini toplamış. Buhari'nin kendi ifadesi işte yüz binlerce hadis içerisinden seçmiş. Bana göre diyor bunlar doğru. Buhari'nin kitabını almadıklarının hepsi yanlış mı diyebilir misiniz? Hayır. Peki Buhari'nin kitabına aldığı her şey doğru mudur? Bunu söyleyebilir misiniz? Hayır.
Ne demek bu? Buradaki bakın eleştirel çerçevede yani insanların kafasını niye karıştırıyor diye. Ben epey bir kafa yordum buraya. Burayı bir netleştireyim. Ben biraz beyinle alakalı çok okuma yaptım. Kendi beynimi nasıl işlediğini önce bir çözeyim diye baktım. Cenabı Hakk'ın hakikaten yarattığı en muhteşem nimet muazzam bir şey böyle. Onun için öğrenen algoritma tabirini de bu yapay zekacılardan esinlenerek kullandım orada.
Şimdi bu ben şu anda konuşuyorum. Benim söylediklerimi nasıl anlıyorsunuz? Dil dediğimiz bir şey var. Bu dil insan ürünüdür. İnsanoğlunun yetenekleri dil diye bir kavram üretmiştir. Bu söylediğimin açık kanıtı nedir? İngilizce vardır, Arapça vardır, Türkçe vardır, Farsça vardır. Dünyada 3.000 kadar dil var. Hele içinden geçtiğimiz süreçlerde bu dillerin çoğu kullanılmadığı için artık esprisini kaybediyor. Peki o zaman bu dil nedir? İnsan ürünüdür. İnsan ürünü. İnsan bu dil üzerinden iletişim kurar. İletişim nasıl sağlanır? Söz bir enerjidir aslında. Ben düşündüklerimi, sizin de bildiğinizi düşündüğüm sembollere dönüştürüyorum. Sembollerin zihninizde dekoder işlevi gören karşılıkları var. Benim söylediklerimi zihniniz çeviriyor. Bakın şimdi bu sürece lütfen dikkat edin. Ne oluyor orada? Benim ağzımdan çıkan her kavramın akıl diyorum, kalp diyorum. Sizin belleğinizde birebir karşılığı var mı? Ya da ben o kavramı kullanırken birebir bunun karşılığı şudur diyebilir misiniz? Nerede diyebilirsiniz? 1, 2, 3, 4 gibi çok fazla somutlaştırdığımız ama bizim ürettiğimiz sembollerde diyebilirsiniz. Onun dışındaki kavramların bireye özgü bir boyutu vardır her kavramın. Bu şeye benziyor biraz. Hani o buzdağı dediğimiz şeyin suyun üstünde duran bir 7'lik kısmı vardır. 7'de 6'lık kısmı aşağıdadır. Bu dil de böyle bir şey. İşte biz o %1'lik 7'lik kısımla iletişim sağlıyoruz. Bu iletişimi sağlarken anlama işlemi gerçekleşiyor. Anlama özünde yorumlama demektir. Benim söylediğim, kullandığım kelime ve kavramların zihninizde karşılıkları var. Siz onları yorumluyorsunuz. Yorumlayarak anlıyorsunuz. Belleğiniz yorumlayarak kaydediyor. Bir ileri hamle onu dillendirirken yeniden yorumluyorsunuz. Yani sadece bir meseleyi anlamada üç katmanlı yorum var. Bu insanın insanın beyninin işleyişi ile ilgili bir süreç bu söylediğim. Yani anlama böyle bir şey.
Dolayısıyla şimdi bu söylediğim bir de şununla şifahi kültürün şöyle bir özelliğine dikkat çekelim. İnsan belleği her defasında kendini yenileyen bir yapıya sahip. Dolayısıyla şifahi bilgi sürekli kendini yeniden üretir. Çerçevesi değişmez ama yeniden üretir. İşte tam da burada duracağız. Şimdi dikkat edin. Şunu hatırlarsınız. Hz. Peygamber uzunca bir süre Kur'an'la karışır endişesiyle kendi sözlerinin yazılmasını istememiştir. Bunu biliyoruz. Bu buna rağmen peygamber öyle dedi demesine rağmen yazanlar olabilir mi? Olabilir. Çünkü farklı rivayetler de var. Bazısı diyor ki hafızamda tutamıyorum. Hz. Peygamber ona da diyor ki kalemle destek al. Bakın mümkün. Herkes okuma yazma biliyor muydu? Hayır. Çok az. O zaman buradaki mesele ne? Bize hadislerin intikal tarzı birebir peygamberin dikte ettirmesiyle gelmiş değildir. Bunu net biliyoruz. Yani Hz. Peygamber vahyi kendisine gelen vahyi bugün elimizdeki Kur'an'ı oluşturacak vahyi dikte ettirmiştir, yazdırmıştır ama kendi sözlerini dikte ettirmemiştir. Öyleyse bunun açık anlamı nedir? Sahabe Hz. Peygamber konuşurken herhangi bir mesele anlatırken anladığını yazdıysa kaleme almıştır. Anladığını sonraki nesillere aktarmıştır. Olay bu aslında. Ya bu şu bunu bu cümleyi söylediğinizde birileri diyecek ki ve yentil Heva Necim suresinin ilk ayetleri. Ben de size diyeceğim ki onu Kur'an'ın bütünlüğü içerisinde lütfen anlayın. Siyak sibak bütünlüğü içinde bakın orada kastedilen Kur'an'dır. Ya biraz Kur'an birikimimiz olsa emin olun Kur'an kendisinin dışında hiçbir bilginin, peygamberin hiçbir sözünün, hiçbir alimin görüşünün kendisiyle eş değerde tutulmasına izin vermez. Hz. Peygambere diyor ki, "Sen bir şey ekleyecek, çıkartacak olsaydın senin şah damarını kopartırdık." diyor. Bunu ben söylemiyorum. Yani bunu Kur'an söylüyor. Yani başka diyor ki buyurun gücünüz yetiyorsa bir mislini meydana getirin. Gücünüz yetiyorsa 10 sure meydana getirin. Bunlar Kur'an'ın meydan okuması. Tahaddi dediğimiz şey bu işte. Dolayısıyla hiçbir zaman hiçbir şekilde Hz. Peygamberin sözlerini Kur'an'la eş değerde tutamazsınız. Bu İslam açısından mümkün olacak bir şey değil. O yüzden konuşmamın başında güvenilir bilgi boyutuna geçerken işte bunu size ifade etmeye çalıştım.
Peki burada var olan ne? Sahabe peygamberden anladığını aktarmıştır ve bu anladıkları elbette sahabe kasıtlı olarak yanlış yapmaz, çarpıtmaz ama yanlış anlayabilir mi? Bununla alakalı da size çok somut bir örnek vereceğim. En Veda Haccı pek çok kalabalık bir grubun olduğu bir hac ve orada Hz. Peygamberden gelen bir rivayet. Şimdi hatırlayacaksınız. Üç versiyonunu söyleyeceğim sadece size. Önce Şii versiyonundan başlayayım. Peygamber dedi ki, "Size iki ağır emanet bırakıyorum. Sakaleyn Kitabullah ve itret ehlibeyt." Evet. Şii versiyonu budur bu meselenin. Ve Şii versiyon bu. Sünni versiyon a size size Allah'ın kitabını ve sünnetimi bırakıyorum. B şıkkı size Allah'ın kitabını bırakıyorum emanet olarak. Buyurun. Yani bu kadar şeyin olduğu bir ortamda kaldı ki biraz hadis birikimi ortaya çıkınca şunu görüyorsunuz. Benzer hadislerin farklı rivayetleri var. Yani hadisler bize anlam olarak gelmiş. Bizim işimiz ne? O zaman oturup bunları anlamak. İşte bunları anlarken de Kur'an'ı mihenk taşı yapmazsanız neyin doğru neyin yanlış olduğunu asla göremezsiniz. Ama bu cümleleri bile kurduğunuzda birileri pat diyor ki işte sıra Kur'an'a gelecek. Bunlar hadis düşmanı. Yani Allah aşkına nasıl bir şey? Ben anlamakta zorlanıyorum bu meseleyi.
Tabii niye bu konularda sıkıntı çekiyoruz? Burada süreçle alakalı bir şeyler söylemem lazım ama onu bir cümleyle ifade edeceğim. Çünkü orada hakikaten çok şey söylemem lazım. Süreçle ilgili Müslüman zihinlerde süreç algısı ile ilgili kör noktalar var. Örnek üzerinden vereyim. Bir konferansımda mezhepleri anlattım. Birisi bir soru sordu. Konferans bitti artık. Sorular da bitmek üzere. Hocam dedi, "Çok güzel anlattınız da" dedi, "çok merak ediyorum bu Hz. Peygamberin mezhebi neydi?" dedi. Bu kadar. Ben de dedim ki ya harika bir soru sordunuz dedim. Ben de dedim çok merak ettim Hz. Peygamberin mezhebini dedim. Araştırdım, araştırdım. Bunun dedim Hanefilik olduğunu tespit ettim. Dedim salonda çıt yok. Ben acaba gülerler mi diye yani biraz bozuldum o soruya. Çünkü anlattım anlattım hani arzu mu erkek kamber mi erkek hikayesi tam da ona benzer bir şey oldu yani. Hayır canım sıkıldı böyle bir soruya ama espriyle cevap vereyim istedim. Salonda kimsede ses yok. Sonra baktım dağılacak artık bitiyor şeyler. Dedim bir dakika ya illa espri olduğunu söylemek mi lazım bana? Bu ne çağrıştırdı? Pek çok kişinin kafasında Hz. Muhammed ne zaman yaşadı? İmam-ı Azam ne zaman yaşadı? Böyle bir bilgi yok. İmam-ı Azam'la peygamber arasında buna kayan blok diyorlar bazı araştırıcılar. Zaman çökmüş orada. Aynı şekilde bakın zihinlerinizde dört hak mezhep diye bir kavram var mı? Acaba bu dört mezhep bir arada ne zaman olmuş sorusunu hiç soruyor muyuz? Mezhebin hak mı batıl mı olduğundan vazgeçtim ben. Çünkü bu yanlış bir şey. Hak mezhep tabiri yanlıştır. Bu İslam'a aykırı bir tabirdir. Bireyin görüş ve düşünceleri hak ya da batıl olur. Ama bakın kronolojiyi düşünün şimdi. İmam-ı Azam'ın vefatı hicri 150. Sağlığında Hanefilik henüz mezhepleşmemiş. İmam Malik'in vefatı 179 aklında yanlış kalmadıysam. İmam Şafii'nin vefatı hicri 204, Ahmed ibn Hanbel'in vefatı hicri 241. Benim kafa hicri tarihlere programlı olduğu için miladisini kendiniz bulun. Şimdi 241 3. asra asrı bulduk. Farkında mısınız? 3. asrın ikinci yarısı ya bu dört mezhep bir arada var ve dört hak mezhep ifadesi 4. hicri asır. Selahattin Eyyubi, Eyyubiler, Memlüklüler, Selçuklular o dönemde kullanılan kavramlardan birisi. İşte süreci takip etmezseniz bu söylediğim meseleyi çözemezsiniz. İşte eleştirel düşünce bunun için gerekli. O zamanki Şii yayılmaya karşı Sünni tabanı konsolide etme çabası dört hak mezhep ifadesini getiriyor. Basit bir soru sadece. Sizin bu dört mezhebin dışındaki herhangi bir mezhepten Allah'ın istediği gibi bir insanın çıkma imkanı var mı? Var. Peki bu dört mezhebin içinden gelenlerin hepsi cennetlik mi? Bunların içinden dinsiz, imansız, ateist çıkıyor mu? Hak mezhep, batıl mezhep kavramının yanlış olduğunun açık ifadesi. İşte bunu da böylece hem eleştirel düşünce hem güvenilir bilgi ile ilgili ifadeyi dile getirelim.
Şimdi güvenilir bilgi niçin gerekli? Bir söyledim. Bu muazzam bir bilgi birikimi var. Bunu ayıklamak. Ayıklamaktan başka yapacağınız iş çare yapacağınız başka bir şey yok. İyi Müslüman olmak istiyorsanız İslam önce bilgi işidir. Sakın şu tuzağa düşmeyin. İslam bilinmez yaşanır. Bilmediğinizi yaşayamazsınız. Bu bir tuzaktır. Bu cehaletin meşru cehaletin meşrulaştırılması tuzağıdır. İslam'ı bildiğiniz kadar yaşayabilirsiniz. Ben bu cümleyi kurarken bilgi her şeydir demiyorum. Çünkü birileri kalkıyor bilgi bir işe yarasaydı diyor müsteşrikler Müslüman olurdu. Ben de diyorum ki belki biraz daha araştırsalar Müslüman da olurlardı. Bir sakıncası yok. Ucu açık çünkü onun. Yani bilgi her şey değil ama bilmek sizin İslam olmaz. Çünkü Kur'an'ın ilk emri oku. Zaten Kur'an size diyor ki heline yalemine la yalem. Yani güvenilir bilgi üretmek bu bağlamda İslam'ın gereğidir. Niçin? Kur'an diyor ki size ilim bilmediğiniz şeyin ardına düşmeyin. O kadar çok ayetler var ki. İki, biz eğer zerre kadar hayır işlersek karşılığını, şer işlersek karşılığını göreceksek bizim yapıp ettiklerimizin temeli güvenilir bilgiye dayanmak zorundadır. Kararlarımız güvenilir bilgiyle alınmalı. Tüm yapıp ettiklerimiz. Çünkü İslam bize sorumluluk diye gerçekten üst seviyede bir şey yükler. Bir diğer unsur, bunları peş peşe çok hızlı sıralayacağım. Yani güvenilir bilgiyle alakalı bir yandan da şu ana kadar söylediklerimi toparlıyorum bu çerçevede. Eğer yeni bir bilgi üreteceksek yani bilim aşamasına geçeceksek bu güvenilir bilgiyle mümkündür. Geçmişteki bilgiler üç kategoride yer alır. İmam-ı Azam üzerinden vereyim örneği de. İmam-ı Azam'ın söylediklerinin evrensel boyut taşıyanları o zaman da doğrudur, bugün de doğrudur. Bazı görüşlerinden kendisi sağlığında vazgeçmiştir. Çünkü yanlış olduğunu fark etmiştir. Bu İmam Şafii örneği de bunu söyler size. Büyük alimlerde vardır bu. Yani o zaman da doğru, bugün de doğrudur bazı görüşleri. Bazı görüşleri o zaman da yanlıştır, bugün de yanlıştır. Bazı görüşleri de vardır ki o
Zaman doğrudur ama bugün yanlıştır. İşte bu üç kategori her yere uygulanabilecek bir kategoridir. Bir alim ne kadar büyük olursa olsun içinde yetiştiği çağın ürünüdür. Allah razı olsun emek vermiş, anlamaya çalışmış. Ben onun anladık, onun anlayış tarzını nasıl anladığını anlarım. Ama eee, onun anladığını tartışılmaz. Gördüğünüz andan itibaren hem ona saygısızlık etmiş olursunuz hem burada güvenilir bilginin kapılarını kapatmış olursunuz.
Başka bilginin üretim süreçleri, süreç algısı dedim. Şimdi burada hemen bunu ifade edeyim. Eee, bilginin üretim süreçleri, eee, Müslüman gelenekte o bilgiye açık olma, İslam öncesi bilgiye eee, yani tüm aslında Müslüman eee, zihin öğrenmeye ve bilgiye açık olmak zorundadır. Kur'an geldiği zaman cahiliye hac üzerinden o örneğimi vereyim. İslam'dan önce hac var mıydı? Vardı. Peki ne oldu? Ne yapıldı? Hacla alakalı, hac ibadeti ile ilgili o süreç özgün haline dönüştürüldü. Putlar, putperest unsurlar aradan kaldırıldı. Yeni eee, birtakım unsurlarla muhteşem bir ibadet çıktı karşımıza. Hac, Müslümanların yeniden keşfetmeleri gereken olağanüstü bir değişim ve dönüşüm projesidir. Muhteşem bir proje yani hac ibadeti. Eee, ve dikkat edin hacla birlikte birkaç şey gerçekleşir. Bir, Hz. İbrahim'e uzanan bir tarih bilinci çıkar. Siz onu Hazreti Adem'e bile taşıyabilirsiniz. İki, Hz. Peygamber'in yaşadığı zaman dilimine gidersiniz. İslam'ı Hz. Peygamber'in insanlığa sunduğu sadeliğiyle, güzelliğiyle anlamaya çalışırsınız. İşte hadis ve sünneti anlamak ancak tarih bilinciyle bu süreçleri doğru okumakla gerçekleşebilecek bir hadisedir. Üç, orada İslam'ın evrenselliğini yakalarsınız üst seviyede. Bakın İslam öncesi cahiliye döneminde gelen doğrulara yanlış demedik. Doğruları olduğu gibi kabul ettik. Düzeltilecekleri ne yaptık? Düzelttik. Islah edilebilecekleri ıslah ettik. Atılacakları attık ve ona yeni bir form kattık. Ve ne oldu? İslam'ın en temel ibadetlerinden biri oldu. Biz bunu tüm hayatımıza taşıyabilir miyiz? İşte bakın, güvenilir bilgi dediğimiz şey bu süreçleri doğru okuyarak ortaya çıkıyor. Güvenilir bilginin en başta söylediğim bir kaynakları belli bilgidir. Yani bir bilgi nerededir? O kaynaklarını bileceksiniz. İki, üretim süreçleri bellidir. Güvenilir bilginin. Nasıl üretildi? Nasıl değişerek dönüşerek geldi? Üç, o güvenilir bilginin kullanım aşamaları aslında bilimde teknoloji dediğimiz şey bu. Bu kısımdır. Yani o bilginin faydası, zararı, fonksiyonelliği bunlar ortaya çıkar ve güvenilir bilgi gerçekten üretilebilir. Ben bunu şeye benzetiyorum. Arının bal yapmasına. Burada da dikkat çekeceğim nokta doğrudan şeyle ilgili. Malumatla bilim arasındaki farkı görmekle ilgili. Şu söylediklerim, o havuz dediğim şey malumat. O havuzdaki bilgilerin güvenilir olanları, o kökü sağlam olanları çıkartırsınız. Onlar üzerinden günün koşulları çerçevesinde yeni bilgi üretirsiniz. Ve bu bilgi güvenilir bilgi olursa bilimsel bilgi olur. Bunu netleştirelim. Batı medeniyeti ile alakalı. Batı medeniyetinin kökünde Müslümanların bilimsel birikimi vardır. Mesela Türkiye'de hala gündeme hiç gelmedi bir dediğimiz o büyük kafa. Evet. Hiç konuşulmadı. Bugünkü batı biliminin eğer üzerine oturduğu arayacaksanız en mühim isimlerden birisi Birunidir. Birazcık İbn Haldun çıktı. Biraz konuşuluyor ama yani mukayese etmek istemem ama eee, ya Biruni İbn Haldun kalır bir kafa değil. Batı dünyası felsefe denildiğinde Aristo'dan sonra Muallim-i Sani Farabi'yi biz hala ilahiyat fakültelerinde felsefe olsun mu olmasın konuşuyoruz. Yani içinde içinden geçtiğimiz süreçler bu bağlamda can sıkıcı.
Şimdi eee, burada sözü biraz toparlıyorum. Diyor ki en başta söylemiştim. Medeniyet meselesi. Medeniyet bir kurulur. Nasıl bilgiyle, güvenilir bilgiyle, eleştirel düşünceyle kendi kültür köklerimizdeki o yeni medeniyete vücut verecek hücreleri açığa çıkartıp bu onları eee, yeniden canlandırmamız gerekiyor. İkincisi gerçekten muazzam birikim var. Müslüman medeniyeti eee, şu anda çoğu arşivlerde kendi geçmişimizi bilmiyoruz. Şu cümleyi doğru anlayacağınızı düşünüyorum. Müslümanların geleneği kutsallaştırma sebebi büyük ölçüde denize düşen yılana sarılır gibi korkudan bu küreselleşmenin, savrulmanın getirdiği o bilinçaltı korkudan kaynaklanan bir şey. Yani şu anda eee, geleneği en çok kutsayanlar, bilin ki gelenekle bağı en çok kopmuş olanlar. Aksi takdirde geleneği kutsayamazsınız. Gelenek kendini inşa eder. Ama Müslüman gelenek kendini inşa edemediği için birtakım insanlar geleneği kutsayarak kendilerini korumaya alıyorlar. Eee, geleneği değil. Geleneğin kutsallaştırılması gelenekle bağın kopmasıyla alakalıdır. Ve eğer siz maziniz ne kadar şanlı olursa olsun geçmişinizi doğru anlayamazsanız geçmişin ağırlığı altında ezilmek zorunda kalırsınız. Bizim geleneği kutsallaştırmamız geleneğin ağırlığı altında ezilmekten başka bir şey değil. Biz geçmişi doğru anlayabilirsek insanlığın birikimine, İslam'ın geldiği dönemdeki o ufukla tüm insanlığın birikimine açık olan o ufku bugün yakalayıp tüm insanlığın birikimine açık olursak, insanlığın tecrübesinden dersler çıkartırsak emin olun biz yeni bir medeniyet hamlesi başlatabiliriz. Bunun yeri de Türkiye olabilir. Niye? Çünkü Türkiye'nin şu andaki durumu bir zamanların Endülüs'ü gibi. Endülüs'te Müslümanların birikimiyle batı kafası buluştu ve bunun hazım süreci 3-4 asırdır. Rönesans, reform, sanayi devrimi ve bugünkü batı medeniyeti bunun ürünüdür. Ama batılıların ahlaksızlığı kendi kaynaklarını karartmasıdır. Yani Müslümanların o bilgi birikimini eee, gerçi bu söylediklerimiz de yine batılıların insaflarından öğreniyoruz biliyor musunuz? Yani işin kötüsü de bu. Yani bazı insafları söylüyor. Yani henüz daha Müslüman gelenek Endülüs'te Latinceye çevrilen kitapların envanterini çıkartmış değil ya. Çok acı bir şey bu yani. Neyse, şu anda Türkiye bir zamanların Endülüs'ü gibi. Çünkü batı meydan okumasına karşı cevap sadece buradan çıkar. Bu ülke sömürge olmadı her şeye rağmen. Yani daha önceki medeniyette pay, büyük pay yine bizimdi. Dolayısıyla İslam'ın uygarlığa vücut veren kök hücreleri bu topraklarda eee, insanlığın birikimine açık kafalarla buluşursa eğer Müslümanlar İslam adına eee, bu birtakım kaliteli beyinleri iyi edemezlerse, özgürleştirebilirlerse emin olun yeni bir medeniyet mümkün. Bu temenniyi barındırsa da içinde benim medeniyet okumalarımın beni getirdiği noktadır. Ben bunun mümkün olacağına inanıyorum ve eee, ama bunun eee, aklı etkin kullanmakla, bilim üretmekle eee, sanatta var olmakla mümkün olacağını düşünüyorum. Efendim eee, sabırla dinlediniz. Çok teşekkür ediyorum. Biz teşekkür ederiz hocam. Özellikle medeniyet algımızı biraz zorladınız. Biraz daha. Valla lafla medeniyet olmuyor. Orada söyleyeceğim çok şey var ama biraz şimdi reklam yapayım o zaman. Benim web sayfamda bunu Bahri Bey'e de söylemiştim. O size duyurdu zannediyorum. Eee, yeni bir medeniyet bağlamında Maturidi ve Maturidilik diye emek verdiğim bir yazı var. Epeyce uzun bir yazı. Hocam zor bugün hocam. A mutlu oldum ama okudunuz ama iddialı bir yazı o. Evet. Evet. İddialı bir yazı. Yani kendi köklerimizden uzaklaştığımız için zaten başımıza İslam dünyasında şu anda kan revan içinde bir sürü sıkıntımız var. Açlık. E açlık sadece en güzel sıkıntı açlık esasında. Açlık veya yokluk sıkıntısı Yemen'de çocuklar ölüyor. Yemen'de çocuklar ölüyor. Yani başka başkası hiç önemli değil. Şimdi soru cevap kısmına geçmeden önce hocamın bir kitabı önünde eee imzalatmak isteyen arkadaşlar hocam imzalayacak. Program sonunda eee değişim süreci Türkiye'de din anlayışında değişim süreci kitabımızın başı dördüncü baskısını yapmış. İsteyenler dışarıdan temin edip imza attırabilirler. Şimdi soru cevap kısmına geçelim. Hocama sorusu olanlar buyurun. Şey şey gider misin? Hocam teşekkür ederiz bu değerli düşünceleriniz için. Ben eee o yazınızdan yola çıkarak bir soru sormak istiyorum. Bizim eee çocukluğumuzdan beri kendimizi bildiğimiz günden beri işte eee amelde mezhebimiz Hanifilik, itikatta Maturidilik diyoruz ama ben bu yaşıma geldim. İmam Maturidi'yi daha sonra 35 yıldan beri ancak okuyoruz veya anlamaya çalışıyoruz. Türkiye'de özellikle yani itikatta mezhebimizse Maturidilikle ilgili hiçbir yeterli yayın yapılamadı. İmam Maturidi'nin tefsiri bile Türkçeye çevrilemedi. Çevriliyor. 15 yıl çıktı. Çevrildi. Evet. Çevrildi ama yani yani bu kadar geç kalınması. Gerçi sizin yazınızda var. Şimdi söyleyeceğim bunu da. Yani Diyanet İşleri niye mesela bu Diyanet İşleri Maturidi bir ekol şeyi? İmam Maturidi'yi niye çevirmedi veya çevrilecek olan kitabı niye basmadı? Ya siz diyorsunuz ki eğer çevrilseydi şey yapsaydı tahrif edilirdi diyorsunuz. O yazınızda iyi ki çevrilmedi veya tahrif edilmedi diyorsunuz ama biz bunu hazmedemiyoruz ve dolayısıyla yani Maturidi geleneği bizim genlerimize işlememişse nasıl medeniyet inşa edilecek? Nasıl özgür düşünce olacak? Teşekkür ederim.
Evet, ben teşekkür ederim. Şimdi eee, önce şunu ifade edeyim. Maturidiye yani bugün bu kadar konuşuluyorsa burada mütevazı olmayacağım. Benim ciddi payım var burada. Yaptırdığımız çalışmalar hatta medyada Maturidi'yi ilk gündeme taşıyanlardan biri benim. Yani bu şeyden eee, Maturidi'yi dillendirme gerekçem şu: Ot kökü üstünde biter. Mutlaka yaslanacak bir yeriniz olmalı. Eğer eee, geleneği bu kadar kutsallaştırıyorsunuz madem diyorum ki alın size Maturidi. Derdim o. Buradan şöyle bir sonuç asla çıkmaz. Maturidi hatasız günahsız. Öyle bir şey hiç söylemedim. Hatta o yazımda da fark etmişsinizdir. Maturidi'nin bazı yanlışlarına işaret ettim. Evet. Tabii terk etmiyorum demişsiniz. He yani bazı şeyler ya bu Evet. Hakikaten büyük bir kafa yani düşünün. Eee, Ehl-i Sünnet'i, eee, siyasi teori, siyaset teorisi üretmekten alıkoyan şeylerden birisi İmamlar Kureyş'ten olur hadisi. Maturidi zamanında da bu nasıl bir baskıya yol açmış ki Maturidi sadece nefes alacak bir azıcık alan açıyor. Diyor ki bu hadis siyaseten doğru, diyaneten yanlıştır aslında. Yani o zaman bile eee, ne kadar eee, hakikaten eee, bu nasıl ifade edeyim mesela şu anda tüm İslam coğrafyasının en büyük problemi özgürlük. Geçmişte de zaman zaman olmuş. Dolayısıyla burada eee, mesele ne? Burada Kur'an'ın terminolojisini kullanacağım. Eğer "yuhyil ve hiyeim kulvele merrah" öldükten sonra dirilme ile ilgili. E Cenabı Hak orada diyor ki, "İlk defa yaratan ikinci defa da yaratır." Bu e benim ufkumu açan şeylerden birisidir. Ümitvar olmamı eee, sağlayan uyarılardan birisidir. Eğer biz geçmişte böylesine muhteşem bir medeniyet inşa etmeyi başarmışsak, bugün insanlığın böyle bir medeniyete ihtiyacı var. Bir, bu mümkündür. İki, bunun yolu yordamı nedir? Geçmişte bu medeniyet nasıl yaratılmış? Müslümanlar bilgiye öğrenmeye açık olmuşlar. Enerjilerini birbirleriyle uğraşmak yerine bilime kaydırmışlar ve idareciler de, yöneticiler de bilim adamlarına özgürlük alanı tanımış, onları korumuş. Eğer bir toplumda ulemanın gözü ümeranın kesesinde ise, ümera, ulemanın gözü ümeranın işaretine bakıyorsa o toplum iflah olmaz. Ama bir toplumda ümera, "Ben alimleri nasıl daha çok özgürleştiririm, onların nasıl bilgi üretmesine yol açarım?" derse işte o zaman o toplum, geçmiş bize bunu gösteriyor. O toplum gerçekten abad olur. Yani o toplum medeniyette yaratır, her şey olur. Bizim şu anda en temel problemimiz gerçekten eee, mesela Türkiye'nin şu andaki durumunu bunu Sinan Canan'la bir vesileyle konuşurken ondan duymuştum. Sonra araştırdım. Hakikaten de tespiti doğru. Diyor ki Türkiye'de de düzeyindeki gençlerin en yoğun olduğu bir süreçten geçiyoruz. Ama biz bu gençleri maalesef din adına iyi edemiyoruz. En somut örneğini size söyleyeyim. Meşhur FETÖ hikayesi. Çok açık örnek. Türkiye'deki çok kaliteli beyinleri aldılar ve 100 dolarla çalışacak köleye dönüştürdüler. Mankurtlaştırdılar. Ama eğer siz aynı doğrultuda "mürşit elinde mürit, gassal elinde meyyit gibi olacak" diyerek insanların kalan enerjilerini de körü körüne itaatle tüketirseniz batının kölesi olmaya devam ederiz. Bunu açtığımız gün yani onun için benim ısrarla akıl deme gerekçem bu. Emin olun bir kez aklı başındaki insan bir kez düşünmenin tadını alırsa onu hiçbir güç engelleyemez. Hiçbir güç engelleyemez. Yani şu anda bizim çok ciddi potansiyelimiz var. Harikulade gençler var ama hep eee, bu yaşlılar, bizim kuşaklar o gençleri anlamakta zorlanıyoruz ve başımız eee, yani gençleri kaçırıyoruz. Bu mesela deizm meizm tartışmaları doğru okunsaydı Türkiye'de o harikulade bir işe yarayacaktı. Ama hemen kapattık meseleyi. O neydi? Gençlerin Türkiye'deki dindarlığa tepkileriydi. Annesine, babasına soruyor genç. Baba diyor ya sen fakir bir ailenin çocuğusun ama şu anda evlerin var, katın var, yatım var. Sen bu parayı nasıl kazandın diyor. Çocuk bunu soruyor. Babanın verdiği cevap, "O tarafı karıştırma diyor. Müslüman güçlü olmak zorunda." E, iyi hayırlı olsun. Bakın problem buydu. Bu tepkisel mesele. Tepki. Tepki meselesi. Yani Türkiye'deki gençlerin yaşanan dindarlığa tepkileri. Biz o gençlere sağlıklı bir şekilde emin olun ulaşabilir, onların İslam'la barışmalarını sağlayabilirsek gelecekten ümitvar olmamak için hiçbir sebep yok. Ben bunun mümkün olduğunu düşünüyorum. Çünkü bizim geçmiş tecrübemiz var. Bugün atıl olan durum aklımız. Onu harekete geçirmek zorundayız.
Evet, teşekkür ediyoruz. Fatih hocam hoş geldiniz. Teşekkür dikkat. Sonuna kadar sizi dinledim. Eee, şeyin başında bir şey söyledi. Dediniz ki hangi akıl? Hep her birimiz birer haklı. Bununla ilgili bir anekdot sunmak istiyorum. Ben de bir köylü çocuğum. Birçok arkadaş gibi. Şimdi memlekette tarlaya çalışmaya gideceğiz. Abim vardı ya da tembele. Baba bugün gitmeyelim yağmur yağacak. Babam dedi oğlum olur mu yağmuru? Allah'tan başka kim bilir? 1, 3, 5. En son bir babam dedi ki çocuklar dedik bunu hocalar bize yanlış öğretiyorlar. Dedi. Bak hep dediği çıkıyor bakıyorum. Hem bir taraftan yağmuru ancak Allah bilir diyoruz ama bakıyorum siz de bunu biliyorsunuz radyodan. Demek ki burada problem Kur'an'da değil. Demek ki Kur'an'ı bize doğru öğretmiyorlar. Yani benim rahmetli babam da ilkokul okumamış. Erivan'da doğmuş. O böyle şey muhacir döneminde Yalçın Bey de biliyor böyle okunu okumamış asker okumaya ödemiş hiçbir bilmi yok ama irfanı var. O saf irfanıyla demin sizin başta söylediğinizi dedi ki bu işte problem var bu dili bize düzgün öğretmiyorlar bu Kur'an'da bize düzgün öğretmiyorlar herhalde örtüşim ondan sonra amin. İkinci bir şey dediniz ki Hristiyanlar diyor ki din olduğu için iyidir biz de diyoruz ki inandığım için doğrudur inandığım için anlamlıdır. Bu biraz şeye benziyor mu? Maturidi ile Eşari'nin şehri var. Bu iyilik ve kötülükte hani Maturidi diyor ki Allah haram çirkin olduğu için Allah haram kılmıştır. Eşari ise Allah haram kıldığı için çirkin olmuştur. Biraz eee Eşari okta Hristiyan şeye mi benziyor diye böyle bir çağrışım uyandı. Ne dersiniz? Üçüncü bir şey daha eee medyadaki bir hocamızın enteresan bir cümlesi vardı. Demişti ki iyi bir insan olmadan iyi bir Müslüman da olamazsınız. Doğru diyor. Ben de buna harekete diyorum ki yani iyi bir akıllı olmadan aklınızı çalıştırmadan Müslümanı da yapamazsınız. Sunmak istedim. Hayırlı akşamlar diliyorum.
Çok teşekkür ediyorum. Gerçekten de yani İslam eee, Allah uzun ömür versin bizim Hüseyin Atay Hoca'nın ifadesidir bu. İslam diyor iyi insan olma projesidir. E dolayısıyla eee, önce insan, ondan sonra Müslüman. Zaten Müslüman olduğunuz zaman eğer İslam'ı iyi anlarsanız gerçekten iyi insan olursunuz. Yani burada e İslam insan üzerine yani var olan o insan olmayla ilgili o altyapının üzerine insanı daha iyi insan yapmak için var olan eee, bir din. O yüzden de mesela eleştirel düşünce var olan bir düşünme biçiminin üzerine yükselir bu bağlamda. Eee, e zaten eee, insan olamamışsanız Müslüman olup olmamanızın bir anlamı olmuyor ki. Önce insan yani İslam da insanı insan yapmak için var. Bu bunu çok önemsiyorum. Diğer taraftan bu hüsün kubuh meselesi. Eee, bunlar çok tartışılan meseleler burada. Eee, yani bir mezheplerin birbirinden farklı yorumları olabilir. Ben sadece şunu ifade etmek isterim oradan. Yani Eşari'nin düşüncesi Hristiyanlığa mı benziyor? Eee, örneği Maturidilik üzerinden vereyim ben size. Eee, İmam Maturidi'ye göre eee, taklidi iman taklidi imana yer bulamazsınız. Ama daha sonraki Maturidiler taklidi imanı kabul ederler. Taklidi iman ne demek? Aslında tam da söylediğiniz şey işte. Yani eee, Eşarilik üzerinden konuştuğumuz zaman bazen arkadaşlar diyor ki sen Maturidi gelenekten geldiğin için e böyle Maturidi'yi öne çıkartıyorsun. Ben de diyorum ki yakışıyor. Doğru Hanefi Maturidi gelenekten geliyorum ama ben Maturidi'yi okuduğum zaman, İmam-ı Azam'ı okuduğum zaman bu geleneği anladım. Ve arkadaşlara da diyorum sınıfta öğrencilerime hep şunu söylerim. Eee, önce hangi gelenekten geliyorsanız önce kendi mezhebinizi doğru anlayın. Yani mezhepler konusunda bilgi sahibi olmak için kendi geleneğinizi bilin ki geleneğin din olmadığını ancak o zaman anlarsınız. O yüzden ben de örneği Hanefi gelenekten vereyim. E taklidi iman dediğimiz şey nedir? En temelde eee, y herhangi bir meseleye körü körüne inanmaktır. Yani eğer problem varsa tam da burada var. Bu Eşari gelenekte de var. Maturidi gelenekte de var. Yani bizim geleneği eleştiremeyişimiz de bununla alakalı. Evet. İslam açısından kimse kusura bakmasın. Hangi mezhepten olursak olalım, ne olursak olalım bir cehalete mazeret bulamazsınız. İslam açısından cehalete mazeret aramak cahilliğin ta kendisidir. İki, ahlaksızlığa da mazeret bulamazsınız. Çünkü ahlaksızlığa mazeret aramak ahlaksızlıktır. Üç, adaletsizliğe de mazeret bulamazsınız. Çünkü adaletsizliğe ancak zalimler mazeret arar. Dolayısıyla eleştirel çerçevede bakarsak ya ben insanların imanlarını sorgulamayı asla düşünmem. Eee, çünkü Maturidi'nin buradaki yaklaşımı, eee, benim de ufkumu açan bir yaklaşım. Diyor ki, "İmanın yeri oraya dışarıdan hiçbir baskının ulaşamayacağı bir yerdir." Muhteşem bir şey bu. İnsan aklını kullanır. Makulse imanla alakalı bilgiler iman eder. Yani mesela Ebu Hanife'den Maturidi'nin farkı buradadır. Ebu Hanife imanı eee tasdik ve ikrar olarak görür. Maturidi burada özgürlüğe daha büyük bir önem verir ve Maturidi düşüncede iman sadece ve sadece tasdiktir. Çok enteresan. Hakikaten ben düşündüm üzerinde yani şey yok. Bir kimsenin eee, mümin olup olmadığını sadece kendisi bilebilir. Kimse bilemez aslında. İşte yani tasdikin anlamı burada ortaya çıkıyor. Belki bu yüzden de eee, Ebu Hanife'nin nefis bir ifadesi diyor ki bir kimse mümin olduğu için namaz kılar. Namaz kıldığı için mümin değildir. Bir kimse mümin olduğu için namaz kılar. Namaz kıldığı için mümin değildir. Tabii buradan hareketle belki sizin sorunun da eee, devamında bir şey çıkacak. Şu anda günümüzde biz Müslümanlar olarak eğer tekfir illetinden kurtulmak istiyorsak Ebu Hanife'nin orada amel iman ayrımına yaptığı vurguyu Hanefiliğin sınırlarından dışarı taşıyıp bugün yeniden konuşmamız gerektiğini düşünüyorum. Yani Hanefiliğe boğmadan Hanefiliğin e oradaki o eee, geliştirilebilecek düşünceyi bugüne taşımak gerekiyor. Yani mesela eee, niye bu cümleyi kuruyorum? Eğer siz namaz kılmayanın küfren katli vaciptir gibi bir anlayışınız varsa şiddeti önleyemezsiniz. Asla önleyemezsiniz. Ama bakın eleştirel düşünce burada nasıl devreye giriyor? Kur'an namazla ilgili dünyevi bir müeyyideden söz eder mi? Hayır etmez. Hz. Peygamber namaz kılmadığı için herhangi bir kimseyi cezalandırmış mı? Yok öyle bir örnek elimizde. Ama daha sonra en mutedil Hanefi gelenek ne demiş? Ebu Hanife'ye rağmen namaz kılmayanın hapsedileceğini söylemiş. Bakın Ebu Hanife'ye rağmen bu bu var. İşte bu gerçekleri bizim görmemiz gerekiyor. Özür dil tekrar şeyi bir şey daha söyleyeyim mi? Hani şu söyleniyor efendimizin mikrofonu işte eee, namaza gitmeyenlerin işte yakasına geliyor. Bana şu bazen baba kızlar ya ben bu çocuğu dövesi geliyor. E bu işte çok güzel izah çok güzel izah ettiniz. Tam da bu işte ya peygamber namaz müminin miracıdır diyor. Yani bu söylediklerin bakın iki şeyi birbirinden ayırmak zorundayız. Namazla alakalı namaz kılmayanla ilgili dünyevi bir müeyyide, dünyevi bir ceza yok. O zaman ne çıkıyor? Müminin miracı olacaksa siz namaz kılmasını istiyorsanız çoluğunuzun çocuğunuzun onlara namazı sevdireceksiniz. Burada mesela şöyle bir hadis çıkıyor karşımıza. Hz. Peygamber demiş ki 7 yaşında çocuklarınıza namaz kıldırın. Kılmıyorsa hafifçe dövün. Bu Hz. Peygamber'in yapabileceği bir iş mi? Yani sağ olsun Mustafa Ertürk bu İstanbul İlahiyat'ta bu hadisi çalıştı ve bunun sahih olmadığını ortaya koydu. Yani güzel de bir çalışma eee, onu okumuştum. Oradan kaldı zihnimde. Dolayısıyla bizim yanlışımız geçmişi anlamamaktan, doğru anlamamaktan, bilgisizlikten kaynaklanıyor. İsmet Özel de namaz insanı kılar diyor. Eee, şairce öyle denilir yani. O da eee, evet ondanmış olduk.
Evet. Ahmet Bey'e verir misin? Hocam Allah razı olsun. Sizi sosyal medyadan da takip ediyoruz. Mezhepler konusundaki düşüncelerinize katılıyorum. Çok istifade etmeye çalışıyoruz. Allah razı olsun. Estağfurullah. Teşekkür ederim. Şimdi bu mezhepler konusu tabii ki eee, yani çok bilinmesi gereken hakikatleri de içeriyor. Eee, diğer anlamda negatif anlamda da maalesef eee, ayrıştırıcı özellik özelliği de vardır. Çok doğru. Mesela bu Rum suresinin 32. ayetinde işte bir yerde daha var. İki yerde geçiyor. Evet. Yani şimdi bizim bu mezhep imamlarımız Allah razı olsun tabii ki hepsinden gerçekten eee, çok iyi niyetle salih bir amele girişmişler. Kendilerince çok büyük bir amel salih amel olarak bir şeyleri ortaya çıkarmışlar. Doğru. Fakat sonradan eee, çıkan ümmet bunları maalesef dinleştirmiş. Yani işte mezhepsiz mesela eee, Kur'an-ı Kerim'de buna yönelik mezem eee, herhangi bir işaret bile olmazken biz mezhepleri din olarak kabul eder duruma geldik. Eee, şöyle bir sorum olacak. Mezhep imamlarının işte itikatta mezhebi, amelde mezhebi var mıydı? Yani biz bu itikat meselesi Allah'ın aslında dininin Allah'a has kılmak olgusu değil midir? Eee, yani çok tabii ki eee, günümüzde sizin söylediğiniz gibi gerçekten her konuda baskı var Müslümanlara karşı. Kendi içimizde de birbirimize karşı empati kurmuyoruz. Anlayışsız davranıyoruz. En vasıtan aklınıza yatmayan eee, Peygamber Efendimize atfedilen çok uydurma şeyler var. Onları bile insan söylemede kendini imtina ediyor. Çünkü ya hadis düşmanı ya da sünnet düşmanı olarak telakki ediliyor. Bu durum maalesef insanımızın dini anlama ve algılama konusunda eee, kendini geliştirememesine sebebiyet veriyor. Mesela biz eee, Müslüman bir ülkeyiz hamdolsun. Fakat Kur'an-ı Kerim eee, Allah'ın kelamı olmasına rağmen en az anladığımız kitap haline gelmiş bulunmakta. Doğru. Yani en çok okunan fakat en az anlaşılan kitap olmuş. Mehcur. Mehecur. Evet. Eee, bu ayeti kerimede geçiyor. Peygamber efendimizin eee, ümmetini şikayet edeceği tek ayet olarak. Eee, bu bağlamda tabii ki sizin gibi, eee, kafalara gerçekten çok ihtiyaç var. Eee, inşallah Allah sayılarını arttırsın diyelim. Sizin de hizmetlerinize Allah bereket kalsın. Eee, soru şöyle. Yani mezhep imamlarının itikatta ve amelde şeyleri var mıydı? Hani bizde olduğu gibi onların mezhepleri var mıydı? İtikatta ve amelde itikat kelimesini kullanmamız tehlikeli değil midir?
Evet. Teşekkür Teşekkür ediyorum. Eee, şimdi önce tedbirimi alayım. Eee, bir mezhepler bir vakıadır. Vardır yani. Eee, taraf da olsanız, karşı da olsanız mezhep diye bir vaka vardır. Sorun mezheplerden değil. Sorun mezheplerin din gibi telakki edilmesinden ve bu alandaki bilgi boşluğundan kaynaklanmaktadır. İki, eee, fıkhi mezheplere yer bulmak mümkün. Çünkü düşünce ekolleridir onlar. Eee, yani bu yer bulmanın ötesinde gerçekten İmam-ı Azam, eee, işte öğrencileri var, görüşleri var. Eee, onun düşünceleri sonra Ebu Yusuf, İmam Muhammed tarafından geliştiriliyor. Sonra Mutezilenin Hanefi çizgiye olması büyük bir eee, darbe Hanefiliğe. Maturidi Horasan, Mavera Nehir bölgesinde Semerkant'ta Mutezile ile arasına mesafe koyarak Hanefiliği yeniden inşa ediyor. Bakın bu süreçlere dikkat ederseniz burada karşımıza şöyle bir gerçek çıkıyor. Ebu Hanife'nin itikatta bir imamının olduğunu söylemeniz mümkün değil. Ne var? Hocaları var. Hocalarının görüşlerini eleştirerek alıyor, tartışıyor. Çünkü öğrencileri de Ebu Hanife'nin görüşlerini tartışıyorlar. Yani burada İslam'da ilimde otorite olmaz. Yani İslam buna izin vermez. Her bilenin üstünde bir bilen vardır. Bu açık bir eee, meseledir. Kaldı ki fıkhi mezheplerde eee, siz yaslanacak bir yer bulursunuz. Nitekim İmam Maturidi bile Hanefi geleneğe yaslanıyor. İmam-ı Azam'ın düşüncelerine. Bunları makul. Bunları anlamak mümkün. Ancak itikatta mezhep olmaz. Evet. Bunu net ifade edeyim. Gelenekte var, itikatta mezhep olmaz. Olmaması gerekir. Peygamber'in sağlığında böyle bir şey yoktu. Peygamber'in sağlığında hiçbir mezhep yoktu. Daha sonra hicri 1. asırda itikadi mezhepler dediğimiz mezhepler zaten yok. Dikkat ederseniz şu anda itikadi mezhep dediğimiz oluşumlar Şafiilik eee, düzeltiyorum Eşarilik ve Maturidilik eee, ikisi de 3. asrın ürünüdür. Yani 3. asırdan önce itikadi boyutta Şia, Şia'nın da İmamiye çizgisinde kurumsallaşması hicri 3. asırdır. Onun öncesinde o da yok. Yani 1. asırda itikatla ilgili ne imam ne mezhepten söz edebilirsiniz. Harici farklılaşması o ayrı bir kopuş, tepkiselliği öne çıkartan ve amel iman bütünlüğü meselesinde imana dayalı bir kopuş var orada Haricilikle alakalı. Ama onların da böyle belirgin imamları yok. Dağınık dağınık tepkisel bir yapıları var. İşte buradan çıkan sonuç nedir? Eee, itikatta mezhep olmaz. Bunun Kur'ani temellerini söyleyeyim. İslam açısından iman bireyseldir. Kur'an açıkça der ki size, "Dileyen inanır, dileyen inkar eder. Sorumluluk da bireyseldir. Ve tezürü vaziratun vizra uhra." Kimse kimsenin günahını çekmez. Dolayısıyla burada iman doğrudan kim olursa olsun Cenabı Hak'la birey arasındaki bir meseledir. İslam o araya peygamberin bile girmesine izin vermez. Kastettiğim nedir? Çünkü doğrudan iman Allah'la insan arasındadır. Peygamber imanda aracı değildir. Peygamberin burada bize kazandırdığı nedir? Cenabı Hakk'ın evrensel mesajını insanlara ulaştırmaktır. Yani bu mesele çok farklı. İşte burada iman dediğiniz şeye dikkat edin. Tevhit, ahiret, nübüvvet. Nübüvvette biz neye inanıyoruz? Bir peygamberlik geleneği var. Hz. Muhammed'in son peygamberi olarak eee, Cebrail vasıtasıyla Cenabı Hak'tan getirdiği kitaba iman ediyoruz. Yani Kur'an'ın Allah kelamı olduğuna. Bu nübüvvetin bir cüzüdür. Şimdi buradan baktığınızda tevhit, ahiret ve nübüvvet hiç kimsenin hiç kimseye dikte edebileceği bir şey değildir. Bu iman esasları açıkça Kur'an'da yer almıştır ve akılla temellendirilebilecek esaslardır. Cenabı Hak da Kur'an'daki ahiret inancı dahil bu esasları akıl üzerinden anlaşılır kılmıştır. Dolayısıyla buradaki bireysellik imanın yapısı, bilgi temelli olması, iman konusunda tek belirleyicinin Cenabı Hak olması. Çünkü Hz. Peygamber yeni bir iman esası getirmemiştir. Cenabı Hak ona öyle bir yetki de vermiyor. Dolayısıyla bu meselelere baktığınızda mesele net anlaşılıyor. Ama gelenek o kadar ağır ki mesela mehdilik meselesi işte çıkıyor karşınıza. Eğer Mehdî arıyorsanız sadece Kur'an'dır. Kur'an'ın olduğu yerde başka Mehdi olmaz. Ama böyle bir gelenek üretmiş ve iman meselesi gibi çıkıyor karşınıza. Mehdiye inanmak imanla irtibatlandırılıyor ki bu İslam'a yapılabilecek bence eee, ciddi bühtanlardan birisidir. Dolayısıyla konu zor. Diğer mesele ile alakalı da bir şey söyleyeceğim. Bu eleştirel düşünceye bu kadar vurgu yapma sebebim belki bunu zamandarlığından giremedim. Şimdi benim biraz gençlerle diyaloğum iyidir. Gençlerin şu anda dijital ortamda başka platformlarda eskiden eee, değme eee, hadis hafızlarının bile hatırına gelmeyecek hadisleri yakalayıp çıkartıyorlar. Öyle hadisler var ki şu anda ben yüzüm kızarmadan size söyleyemem ve bunları gençler yakalıyor. Eğer siz bunların peygambere ait olduğunu söyleyecekseniz buyurun söyleyin. Anlatabiliyorsanız buyurun anlatın. Nedir o zaman mesele? İşte eleştirel düşün. Mecbur kalmadan bu. Çünkü dijital ortam bizim pek çok şeyi yeniden gözden geçirmemizi zorunlu hale getirdi. Yani gençler arıyorlar, buluyorlar. Bir de kitapların çoğu da Türkçeye tercüme edildi. Daha da kolay ve eee, bizim işte düşünen kafalara İslam'ı daha sağlıklı anlatabilmemiz gerekiyor. Bu ciddi bir problem.
Evet. Teşekkür ediyorum arkadaşlar. Teşekkür ediyoruz katılımınız için. Eee, hocama özellikle Ankara'dan öyle mi? Son bir soru daha alalım. Eee, buyurun. Merhaba hocam. Hoş geldiniz. Mavera'ya teşekkür ediyorum sizi dinleme şansını bize verdiği için. Eee, ben Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisiyim. Aynı zamanda da medeniyet okumalarında İhsan Fazlıoğlu hocanın talebesiyim. Eee, siz İslam açısından önce bilgi sonra iman esasları dediniz. Evet. Eee, buna binaen, eee, eleştiriler, eleştirel düşünce ve güvenilir bilgi için temel argümanımız bilim mi olmalıdır? Bir de, eee, Orta Çağ'da zirveye çıkan eee, ve sürekli mukayese edilegelen eee, din, bilim mukayesesi var. Eee, burada eee, bir tercih yapılmalı mı? Yapılacaksa bu bilim olabilir mi? Çünkü din de bir bilim değil midir? Teşekkür ediyorum.
Sondan başlayayım. Din bilim değildir. Alanları birbirinden çok farklıdır. Yani birbirinin alternatifi değildir. Ama nedir mesele? Din alanındaki eee, dinin anlaşılma biçimi bilimin konusudur her şeyiyle. Ama dinin kendisi sadece bireysel bir meseledir. Bireyi ilgilendirir. Birey ihtiyacı kadar o konuyu bilmek zorundadır. Yani dinin kendisi eee, kendi haliyle sadece bireyin eee, oradaki bilgi boyutu onu ilgilendirir. Ne vardır? Şimdi ikinci kısma geçelim. Din bilim çatışması meselesi Müslüman geleneğin bir meselesi değildir. Batı düşüncesinden bize sirayet eden bir hastalıktır. Batıdaki bilimsel gelişmeler kiliseye karşı verilen mücadelenin sonucunda ortaya çıkmıştır. Ve bunun örneklerini siz biliyorsunuz zaten. Mesela bir Galile'den tutun da Bruno pek çok isim ben size sayabilirim. Yani batıdaki akılcı yaklaşım da bilim de tepkiseldir. Tepkiselliğin özünde kiliseye karşı, dine karşı verilen bir özgürlük mücadelesi vardır. Oysa İslam en baştan itibaren eee, bilimi teşvik eden bir duruş sergilemiştir. Yani burada Müslüman gelenekte zaman zaman eee, yani özgürlükle ilgili sıkıntıların olduğu dönemde o da mevzi olarak bu benzer şeyler olmuştur. Fakat Müslüman geleneği bir bütün olarak alırsanız son iki asra kadar Müslüman gelenekte görüş ayrılıkları vardır ama ciddi bilim, din bilim çatışması diyebileceğiniz bir çatışma olmamıştır. Buradaki yani gelenekte lokal olanlar vardır. O zaman bizi ilgilendiren mesele ne? Geleneği doğru okursanız, Müslüman gelenekte bir din ilmi, dünya ilmi, din ilmi, eee, ne bileyim başka ilim farkının olmadığını görürsünüz. Yani tefsir nedir? Kur'an'ın yorumudur. Eee, onların bilimle ilgili değerini tartışmayacağım. Sadece şunu söyleyeceğim. Eee, tefsir, hadis, eee, İslam hukuku, fıkıh ne kadar bilimse eee, tıp, astronomi, matematikte en az onun kadar bilimdir. Müslüman gelenek bağlamında. Sözümün kanıtı nedir? Alimlere dikkat edin. İbn Sina hafızdır. İbn Sina hekimdir. İbn Sina filozoftur. İbn Sina din alimidir. Hepsi birliktedir. Çünkü İslam düaliteyi kabul etmez. Müslümansanız, kilisede de müslümansınız, camide de müslümansınız, sokakta da müslümansınız. Yani öyle zihninizin bir kısmını bilime eee, bir kısmını dine ayıramazsınız. Eee, İslam'da bu bağlamda. Dolayısıyla İslam'ın akılla örtüşmesi de eee, normal koşullarda üretilen birikimin, dinin kendisinin bilimle bir derdinin olmadığını ortaya koyar. Ama lütfen unutmayın bir tekrar edeceğim. İman bireysel olduğu için din de özü itibariyle bireyseldir. İki, din eee, düşünmeyi teşvik eder. İslam dini bilimi teşvik eder. Bilimden bir korkusu yoktur. Üç, dilim dediğiniz hadise en nihai aşamada görecelidir. En nihai aşamada. Ve dilimde kesinlik batı düşüncesinin, batı biliminin bir yanılsamasıdır. Bir bu pozitivizm olarak ortaya çıkar. Bugün kuantum ve diğer e gelişmeler artık e insanın olduğu yerde kesinlikten söz etmenin mümkün olmayacağını da ortaya koydu. Hatta Poper'ın bir sözü var. Benim çok hoşuma gider. Diyor ki, "E, kesinlik çocukluk çağına takılıp kalan insanların işidir." Bu minvalde bir şey söylüyor. Yani "Ey bilim" diyor, "Senin de ne olduğunu biliyorum ama senden başka da güvenilecek başka bir şey yok." diyor. Kesinlikle alakalı. Gerçekten de ben de aynen Poper gibi düşünüyorum orada. Müslümanlar olarak da tek çıkış yolumuzun bu yüzden bilim olduğunu ama bilimin ne olduğunu bilerek yürümemiz gerektiğini düşünüyorum.
Evet hocam son bir soru. Vaktimiz çok az kaldı. Kısa olsun bize. Bir saniye şey geliyor. Mikrofon geliyor. Şeye dikkat çekmek istiyorum. Sizleri tenzih ediyorum. Özellikle günümüzde ve batıda akıl ve bilim haddinden fazla ehemmiyet verilerek putlaştırıldığı zaman insanı da aynı şekilde hüsrana götürülüyor. Bir de bizim nesilde var. Eee, bilimle teknoloji karıştırılıyor. Acizane benim araştırdığım kadarıyla ben bir teknisyenim. Bilginin, bilimin ve bilginin faydaya çıktığı, insanların eee, faydasına sunmaya teknoloji diyoruz. Şu anda batının öne çıkan şekli aklı da iyi kullanarak aslında teknoloji elbette ki bilim de var. Beşeri eee, bilimlerden bahsediyoruz. Ama onun da çok putlaştırılması eee, bütün dünyayı kan gölü haline getiriyor ve adaletsizlik haline getiriyor. O zaman o teknolojiyi siz üretseniz ne olur? Kesinlikle. Hah işte bu işte benim de söylemek istediğim tam da bu. Yani batı bilim anlayışı problemli. Siz İslam geleneğinden yararlanarak yeni bir bilim paradigması inşa edebilirsiniz ve daha insani bir teknoloji üretebilirsiniz. Benim de iddiam bu işte. Teşekkür ediyoruz hocamıza katılımları için. Hocam çok güzel. Teşekkür ederim. Ama mutlu oldum yani onu okumuş olmanız. Hocamızı daha yakından takip edeceğiz. Bir plaket takdimiz olacak hocam. Teşekkür ediyoruz tekrar.