Transcription
Sayın Yüksek İstare Konseyi Başkanlık Divanı, TÜSİAD'ın değerli üyeleri, değerli konuklar, değerli basın mensupları, TÜSİAT Yönetim Kurulu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Yerleşik kabullerin sorgulandığı, öngörülmezliğin ve yıkıcı rekabetin norm haline geldiği günümüzde bu değişimlerin henüz tam tanımlanmamış yeni bir denge arayışının parçaları olduğunu görüyoruz. Karşımızdaki tablo yalnızca bir güç mücadelesi değil. Küresel eee sistemin yeni üretim biçimlerine, teknolojiye ve değişen refah beklentilerine uyum sağlamakta zorlanmasından doğan bir boşluk. Bu uyum boşluğu sanayi toplumundan bilgi toplumunun yapay zeka fazına geçişin artan immesiyle derinleşiyor.
Sanayi toplumuna geçiş insanlığa büyük bir üretim ve zenginlik sıçraması getirdi. Ancak insanlık bu sıçramayı adil ve kapsayıcı biçimde paylaşma sınavında eksik kaldı. Bilgi toplumuna geçişin bu fazında da benzer bir hata riskiyle karşı karşıyayız. Bugünü yakalamak ve yarına hazır olmak bu nedenle önemli. Bu kez dönüşümün yalnızca güçlü olanın kazandığı değil toplumun tamamının potansiyelini harekete geçiren bir zeminde kurulması zorunlu.
Dünyada korumacılığın, kuralsızlığın, öngörülmezliğin ve kutuplaşmanın güçlendiği bir dönemdeyiz. Oysa bugün insanlığın ihtiyacı, insan haklarını, kapsayıcı kurumları ve toplumsal uzlaşıyı güçlendiren daha nitelikli bir demokratik anlayıştır. Çünkü daha kapsayıcı kurumlar daha güçlü ekonomi demektir. Daha öngörülebir hukuk daha güçlü yatırım demektir. Daha geniş özgürlük alanı daha yüksek inovasyon kapasitesi demektir.
Küresel düzen çok katmanlı bir değişimden geçiyor. Az önce Ömer Bey'in belirttiği gibi jeopolitik gerilimler, ticaret savaşları, teknolojik kırılmalar, yapay zeka, iklim krizi, enerji güvenliği, tedarik zinciri güvenliği, demografik dönüşüm ve sanayi politikaları artık birbirinden ayrı başlıklar değil. Hepsi aynı rekabet denkleminin parçası haline geldi. Bu nedenle bugün dünyada aynı anda gerçekleşen mega dönüşümleri, bu dönüşümlerin Türkiye için ne anlama geldiğini ve ülkemizin bu yeni döneme nasıl hazırlanması gerektiğini konuşmak için buradayız.
Bu yeni dünyada ülkelerin eee başarısını yalnızca büyüme oranları değil dönüşüme hazır olma kapasitesi de belirleyecek. Artık önemli olan yalnızca bugünü yönetmek değil yarın okuyabilmek, kurumları ve şirketleri geleceğe hazırlayabilmek, krizler karşısında dayanıklı kalabilmek ve fırsat doğduğunda hızlı hareket edebilmektir. Ülkemizin önünde duran yeni rekabet gücü ekçiği tam da budur. Dünya değişirken dönüşümü anlayan, hazırlığını yapan ve doğru işbirliktelikleriyle bu dönüşümün aktif aktörlerinden biri olan Türkiye. Biz ülkemizin bu eşiği aşabilecek güce sahip olduğuna inanıyoruz.
Değerli üyeler, iş dünyamızın en güçlü özelliklerinden biri farklı dönemlerde tekrar gösterdiği çeviklik ve dayanıklılıktır. Şirketlerimiz son yıllarda küresel salgından bölgesel savaşlara, enerji fiyatlarındaki dalgalanmalardan finansmana erişim zorluklarına, tedarik zinciri kırılmalarından pazardaki ani değişimlere kadar birçok sınamadan geçti. her defasında hızlı uyum sağlama, alternatif pazarlar yaratma, eee, üretimi sürdürme, istihdamı koruma ve ihracat bağlantılarını canlı tutma becerisini gösterdi. Bu çeviklik Türkiye ekonomisi için çok önemli bir avantajdır.
Ancak yeni dönemde yalnızca krizlere hızlı tepki vermek yeterli olmayacak. Çevikliği stratejiyle, dayanıklılığı verimlilikle, girişimciliği kurumsal kapasiteyle, üretim gücünü teknoloji ve sürdürülebilirlikle birleştirmemiz gerekiyor. Çünkü dünya artık şirketlerin yalnızca maliyet avantajıyla rekabet ettiği bir yer değil. Şirketlerin rekabet gücü, veri kullanımı, teknoloji kapasitesi, nitelikli insan kaynağı, temiz enerjiye erişim, marka, tasarım, finansmana erişim, kurumsallaşma ve küresel ağları yönetebilme becerisiyile birlikte şekilleniyor. İş dünyamız zor dönemlerde üretimi, istihdam ve ihracat bağlantılarını koruma sorumluluğunu defalarca üstlenmiştir. Şimdi önümüzdeki görev bu dayanıklılığı daha planlı, daha verimli ve daha kurumsal bir dönüşüm kapasitesine taşımaktır.
Değerli üyeler, değerli konuklar, yarına gerekli hazırlığı yapabilmeniz için bugünü doğru okumalıyız. Makroekonomik istikrar etkin bir dönüşüm politikasının ilk şartıdır. Enflasyonla mücadele toplumun tüm kesimleri için ortak bir önceliktir. Yüksek enflasyon yalnızca fiyatların artması değildir. Güvenin, planlama kabiliyetinin, ücretlerin alım gücünün, yatırım iştağının ve sosyal adalet duygusunun aşınmasıdır. Haziran 2023'te başlayan programla enflasyon %70'lerden %30'lar seviyesini geriledi. Dezenflasyon sürecinden taviz verilmemesi, para politikasının kararlılığı, maliye politikasının uyma ve beklentilerin doğru yönetimine devam edilmesi FIA istikrarına ulaşma sürecinde belirleyici olacak.
Para ve maliye politikalarının gerekli olmakla birlikte tek başına yeterli olmadığını biliyoruz. Kalıcı fiyat istikrarı için verimlilik artışı gerekir. Verimli büyüme için sanayi, tarım, enerji, eğitim, iş gücü piyasası ve şirketler düzeyinde yapısal dönüşüm gerekir. İhracatımız 2025 yılında sınırlı artış gösterdi. 2026'nın ilk 5 ayında ise geçen yılın aynı dönemine göre bir ivme yakalayamadık. Dış ticaret açığımızın genişlediği, savunma sanayindeki güçlü büyümenin imalat sanayinin geneline yayılmadığı bir dönemdeyiz. Sektör bazlı sonuçlarını bugün tanıtacağımız TÜSİAT maliyet bazlı rekabet gücü endeksi de maliyetler ve verimlilik açısından dikkatle izlenmesi gereken bir tabloya işaret ediyor.
Tüm bu veriler bize şunu söylüyor. Dezenflasyon hedefimizi üretim, ihracat ve sanayi dönüşümü ele alan tamamlayıcı araçlarla desteklemeliyiz. Reel sektörün yalnızca finansmana değil, kamunun destekleyici ve yol gösterici rolü ile güçlenen bir yön duygusuna da ihtiyacı var. Önümüzdeki 5, 10, 15 yılda hangi alanlarda rekabet edeceğimizi, hangi teknolojileri, hangi sektörleri, hangi ihracat pazarlığını ve hangi etkinlikleri önceliklendireceğimizi birlikte tarif etmeliyiz. Avrupa Birliği'nin serbest ticaret anlaşmalarının etkileri, Çin ve Hindistan gibi ülkelerle ekonomik ilişkilerimizin geleceği ve yeni küresel değer zincirinde Türkiye'nin konu gibi başlıklarda net bir çerçeve oluşturmalıyız.
Değerli üyeler, değerli konuklar. Dünyada sanayi ve hizmet politikaları yenimden tanımlanırken Türkiye'nin de seçici, şeffaf, veriye dayalı ve performans odaklı bir sanayi dönüşüm yaklaşımına ihtiyacı var. Bu yaklaşım kamu, iş dünyası, akademi ve sivil toplumun ortak akılla hızlı hareket etmesinden geçiyor. Stratejik öncelikler net olmalı. Yatırım ortamının iyileştirilmesi koordinasyon kurulunu, kamu ve iş dünyası arasındaki diyalog, ortak akıl ve koordinasyon zeminini güçlendiren değerli bir mekanizma olarak görüyoruz. Kurallı piyasa düzeni ve tüketici refahı hepimizin ortak önceliğidir. Piyasanın aksayan yönlerini düzeltirken piyasanın güven mekanizmasının gözetilmesi de önemlidir. Bu çerçeve hem tüketiciyi daha iyi korur hem de yatırım yapma iştğını güçlendirir.
Değerli konuklar bugünü yakalamak kadar önemli olan yarına hazır olmaktır. Rekabet gücü yalnız ucuz üretimden, ölçekten ve coğrafi avantajdan değil, veriden, teknolojiden, yapay zekadan, temiz enerjiden, beceri dönüşümünden ve verimlilikten doğuyor. Sanayi ürünü de artık yalnızca fiziksel bir ürün değil. yazılım, veri, hizmet, tasarım, marka, finansman ve ekosistemle birlikte değer kazanıyor. Yapay zeka ve otomasyon üretimden lojistiğe, satıştan finansmana kadar tüm iş modellerini değiştiriyor. Bu dönüşümü izleyen değil, yöneten şirketlere ve ülkelere ihtiyaç var.
Yeşil dönüşümde yalnızca bir çevri politikası değil. Aynı zamanda pazar erişimi, finansman maliyeti, ihracat kapasitesi ve rekabet gücü meselesi, karbonsuzlaşma yatırımları, enerji a güvenliği, temiz üretim teknoloji ve döngüsel ekonomi Türkiye sanayisinin geleceği açısından belirleyici olacak. Temiz enerji yatırımlarını hızlandırmak, ŞPK altyapısını güçlendirmek, enerji verimliliğini arttırmak ve finansmana erişimi kolaylaştırmak rekabetçi bir sanayinin yapı taşı. Bu dönüşümlerin en önemli boyutu ise insan kaynağı. Dijital ve yeşil dönüşüm ancak insanımızın beceri dönüşümüyle kalıcı başarıya ulaşabilir. Eğitim sistemini, yeni nesil, mesleki eğitimi, yaşam boyu öğrenmeyi, gençlerin, kadınların ve iş gençlerin ve kadınların iş gücüne katılımını yeni rekabet gücü anlayışının merkezine koymalıyız.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün muasır medeniyetler sivisiin üzerine çıkma hedefi cumhuriyetimizin 2. yüzyılında da bize yön gösteriyor. Dünya değişirken yerimizi korumak yetmez. Rekabet gücümüzü sürekli yenileyerek daha ileri taşımamız gerekir. Bu dönüşümleri de bir maliyet kalemi olarak değil rekabet gücünü yenileyecek, riskleri azaltacak Türkiye'nin yeni büyüme, yatırım, istihdam ve teknoloji alanlarını oluşacak bir fırsat olarak görmeliyiz.
Değerli konuklar, bugünü yakalamanın ve yarına hazırlanmanın bir diğer şartı da Türkiye'nin küresel dönüşüm içinde doğru yerde konumlanması. Avrupa Birliği ile entegrasyonumuz bu açıdan özel önem taşıyor. Made inin EU yani Avrupa tercihi ve birlik içeriğine öncelik verilmesine yönelik tartışmalar, yeşil dönüşüm, dijital düzenlemeler, kamu alımları, savunma ve güvenlik mimarisi, enerji güvenliği ve tedarik zinciri dayanıklılığı Türkiye'nin Avrupa mimarisindeki yerini belirleyecek stratejik öğeler. Gümrük Birliği'nin modernizasyonu AB tarafında teknik veya siyasi ön koşulla geciktirilmeden başlatılmalıdır. Bu yalnızca ticaret hacmini artıracak bir düzenleme değildir. Türkiye ile Avrupa Birliği arasında ekonomik entegrasyonu yeni dönemin ihtiyaçlarını uyarlayacak kilit bir adımdır. AB Türkiye ilişkileri parçalı ve yalnızca işlevsel başlıklarla ilerleyen bir yaklaşımın ötesine geçmelidir. İlişkiyi ortak stratejik önceliklerle uyumlu, daha öngörülebilir, kurumsal ve normatif bir çerçeveye yeniden oturtmalıyız.
Elbette küresel vizyonumuz Avrupa ile sınırlı değil. Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Hindistan, Afrika, Körfez ülkeleri, Türk Cumhuriyetleri ve yakın coğrafyamızla geliştireceğimiz ilişkilerin yanı sıra dünyaya yayılmış Türk profesyonellerinin oluşturduğu insan sermayesi de Türkiye'nin küresel rekabet gücünün önemli unsurları arasında yer alıyor. ABD ile ilişkilerimizi teknoloji, inovasyon, savunma ve yüksek katma değerli yatırımlar ekseninde derinleştirmek, Çin ve Hindistan gibi büyük ekonomilerle ilişkilerimizi daha dengeli, daha yüksek katma değerli ve üretim entegrasyonunu güçlendiren bir çerçevede ele almak önem taşıyor. Bağlantısallığın ulaştırma, enerji, dijital düzenleyici ve kurumsal boyutlarını kapsayan orta koridoru bölgesel bir proje olmanın ötesinde Avrupa ile Asya arasındaki ekonomik entegrasyonu ve tedarik zinciri dayanıklılığını destekleyen stratejik bir girişim olarak değerlendirmeliyiz. Körfez ülkeleri ile ilişkilerimizi ise yalnızca sermaye yakışı açısından değil, enerji dönüşümü, gıda güvenliği ve diğer katma değerli sektörlerde tamamlayıcı ortaklıklar kurma perspektif ile geliştirebiliriz.
Değerli konuklar, TÜSİYAD olarak bu dönemde çalışmalarımızı üç ana eksende ele alıyoruz. Ekonomik ve sosyal kalkınma, küresel ilişkiler ve Avrupa Birliği iş dünyasında dönüşüm. Bu üç eksen birbirinden ayrı kompartmanlar olarak görmüyoruz. Çünkü Türkiye'nin pozitif ayrışma imkanı bu üç alanı aynı anda güçlendirebilmesinden geçiyor. Ekonomik ve sosyal kalkınma olmadan dışarıda güçlü bir konumlama düdürülemez. Küresel entegrasyon olmadan sanayinin dönüşümü eksik kalır. İş dünyası dönüşmeden de makro istikrar kalıcı rekabet gücüne dönüşemez.
Bu anlayışla TÜSİAT maliyet bazlı rekabet gücü endeksini geliştiriyoruz. Rekabet gücünü sezgilerle değil veriyle konuşmamız gerektiğine inanıyoruz. İşçi, işçilik, enerji, aramalı ve finansman maliyetleri üzerinden Türkiye'nin rekabet gücünü rakip ülkelerle karşılaştırmak doğru teşhis ve doğru politikalarla tasarımı için önemlidir. AB temaslarımızda tam saha pres yaklaşımıyla hareket ediyoruz. Şubat ayından bu yana AB kurumlarının üst düzey yetkilileriyle Belçika Kraliçesi Matilt başta olmak üzere farklı ülkelerin temsilcileriyle ve muadil iş dünyası kuruluşlarıyla temaslarımızı yoğunlaştırdık. Berlin, Roma, Paris, Madrid ve Dublin'de Kamu İş Dünyası ve Düşünce Kuruluşu temsilcileriyle bir araya geldik. Paris'te Hazine ve Maliye Bakanımız Sayın Mehmet Şimşek'in katılımıyla Fransız iş dünyasıyla Dublin'de Business Europe Başkanlar Konseyunda Avrupa İş Dünyası liderleriyle AB dönem başkanlığında yer alacak İrlanda'nın kabine üyeleri ve parlamenterleri ile temaslarda bulunduk.
Bu temaslarda verdiğimiz temel mesaj AB Türkiye entegrasyonunun parçalı ve yalnızca işlevsel başlıkların ötesine geçerek gümrük Birliğinin modernizasyonu, yeşil ve dijital dönüşüm, sanayi ve teknolojik işbirliği, enerji, ulaştırma, savunma ve inovasyon alanlarını kapsayan stratejik bir çerçeveye oturması gerektiğidir. Türkiye'nin AB atay ülkesi, gümrük birliği ortağı ve NATO müttefiki olarak Avrupa'nın ekonomi, sanayi ve güvenlik mimarisinin ayrılmaz bir parçası olduğunu, daha güçlü bir ortak geleceğin ancak siyasi irade, düzenleyici uyum ve somut adımlarla kurulabileceğini vurguladık.
Ayrıca ekonomik ilişkilerimizi çeşitlendirme ve yeni işbirliği alanları oluşturma hedefi doğrultusunda Avrupa ile yürüttüğümüz yoğun temasların yanı sıra küresel ölçekte de aktif bir gündem izliyoruz. Geçtiğimiz yıl Körfez bölgesi ve Çin'e gerçekleştirilmiş ziyaretlerin devamı niteliğinde bu yıl Çin ve Azerbaycan başta olmak üzere farklı coğrafyalara yönelik temaslarımız olacak. Japonya, Birleşik Arama Emirleri, Mısır, Katar ve diğer ülkelerden gelen heyetlerle yatırım, ticaret ve teknoloji alanlarındaki işbirliği fırsatlarını da değerlendiriyoruz. Önümüzdeki dönemde de çalışmalarımızı somut politika önerileri, veriye dayalı analizler, sektör bazlı dönüşüm gündemleri ve uluslararası temaslarla sürdüreceğiz. Türkiye'nin rekabet gücünü, yatırım ortamını, toplumsal refahını ve küresel konumunu güçlendirecek katkıları sunmaya devam edeceğiz.
Değerli üyeler, özetle dünya daha parçalı, daha rekabetçi ve daha öngörülemez hale geliyor. Teknolojik dönüşüm hızlanıyor. İklim krizi üretim biçimlerini değiştiriyor. Jeopolitik riskler ekonomi kararlarının ayrılmaz bir parçası haline geliyor. Ama Türkiye'nin güçlü avantajları da var. Sanayi altyapımız, girişimcilik kültürümüz, genç nüfusumuz, coğrafi konumumuz, Avrupa ile entegrasyonumuz ve geniş bir coğrafyada güvenilir iş yapma kapasitemiz bize önemli imkanlar sunuyor.
Bu imkanları kalıcıya başar, kalıcı başarıya dönüştürmek için aynı anda birkaç işi başarmalıyız. Enflasyonla mücadele kararlı olmalı, üretim ve ihracat kapasitemizi korumalıyız. Sanayi dönüşümünü hızlandırmalı, beceri dönüşümünü gerçekleştirmeli, dijital ve yeşil ekonomiye uyum sağlamalıyız. AB ile entegrasyonu derinleştirmeli, küresel ağlarımızı yaygınlaştırmalıyız. Kurumlara güven, öngörülebilirlik ve kurallı piyasa düzeni zeminini güçlendirmeliyiz. Tüm bunları yaparken toplumsal refahı ve kapsayıcı kalkınmayı merkeze almalıyız.
Bu görev yalnızca kamuya, yalnızca özel sektöre, yalnızca akademiye ya da yalnızca sivil topluma ait değil. Bu hepimizin ortak sorumluluğudur. Yeni rekabet gücü eşiğini ancak birlikte aşabiliriz. Bugünü yönetirken yarını kuran, krizlere dayanıklı dönüşüme hazır, dünyayla entegre, daha yüksek katmalar üreten ve insanına daha fazla gelecek umudu veren bir Türkiye için birlikte çalışmalıyız. Tüsiyet olarak bugünü yakalayan, yarına hazırlanan ve dünyadaki dönüşüm içinde pozitif ayrışan bir Türkiye hedefi için çalışmaya devam edeceğiz. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.