📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

SALAT 3. DERS: SALAT NAMAZ DİYE ÇEVRİLEMEZ.

Şinasi Güneş1:43:04

Transcription

Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun inşallah. Yolunuz Allah'ın gösterdiği yol olsun. Onun gösterdiği yol sadece kitabıdır. Kitabı dışında bütün yollar batıldır. Şeytanların, tahutların yoludur.

Evet arkadaşlar, salat serimizin üçüncüsünde yine beraberiz. İlk iki bölümde Kur'an'ın salat tanımını izah etmiştik. Kur'an salat sözcüğünü, kavramını nasıl tanımlıyor? Onu izah etmeye çalışmıştık. Bu dersimizde de salata namaz anlamının verilemeyeceğinin delillerini ortaya koyacağız. Yani geleneksel inanç ne diyor? Salat kavramına birçok ayette namaz anlamı veriyor ve bugün kılınan eee ritüel namaza Kur'an'dan salat kavramını delil gösteriyor. Bu dersimizde ne yapacağız? Bu gösterdikleri delilin, delillerin geçersizliğini ve çelişkilerini ortaya koyarak salata nasıl namaz anlamı verilemeyeceğini, salatla namaz kelimelerinin hiçbir şekilde ortak bir yanının olmadığını ortaya koymaya çalışacağız.

Benim her zaman dediğim bir şey var. Kur'an'da geçen hiçbir salat kelimesine bugün eee kılınan ritüel namaz anlamı veremezsiniz. Yakınından bile geçmez. Yani eğine ucu kadar yer yoktur bile demiyorum. Yakınından bile geçmez diyorum. Bu dersimizde eee bunu anlatmaya çalışacağız. Geleneğin namaz anlamı verdiği eee salat ayetlerini izah edeceğiz ve bu verilen anlamların çelişkilerini, yanlışlarını ortaya koyacağız. Süremiz yeterse bunu tek derse sığdıracağız. Eğer süremiz yetmezse de ne yapacağız? Bunu iki ayrı derse bölüp kalanını önümüzdeki derste serinin dördüncüsünde devam edeceğiz Allah nasip ederse.

Öncelikle şunu bir düşünün. Bir ateist, agnostik, deist veya bir gayrimüslim günün birinde Kur'an'ı eline aldı, İslam'ı araştırmaya başladı ve Kur'an'ı eline aldığında Kur'an'ı düşünerek defalarca okudu ve İslam'ı kabul etti ve dedi ki Ben Kur'an'a göre bir yaşam tarzı belirleyeceğim. Kur'an gerçekten de insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkarabilecek, rehberlik edebilecek bir kitap dedi. Kur'an elinden geldiğince anlamaya çalıştı. Anladıklarını yaşamaya çalıştı. Defalarca okudu. Bu kılınan, bugün kılınan ritüel namazı Kur'an'da bulabilme şansı var mı? Tabii ki bu sorunun cevabı elbette ki yok. Bunu gelenek de kabul ediyor zaten. Yani Kur'an'da namazın, bugün kılınan ritüel namazın detayının, kendilerince detayının anlatılmadığını kabul ediyor. Sizce eee salat kelimesinin hiçbir ayeti namazı anlatmaz da geleneğin iddiası bazı salat salat ayetlerinin eee Kur'an kıldıkları ritüel namazda atıf yaptığını iddia ediyor gelenek. Eğer bu deist, ateist, agnostik, gayrimüslim, Müslüman olup Kur'an'a göre yaşamaya başladığında, Kur'an'da ritüel namazı bulamadığına göre şu sorular akla geliyor. O zaman Kur'an mı eksik? Kur'an insanlığa rehberlik etmek için yetersiz mi? Yoksa ritüel namaz mı Allah'ın emri değil? Yani iki alternatif var. Ya Kur'an yetersiz her şeyi anlatmıyor, her şeyi detaylandırmıyor. Ya da bu kılınan ritüel namaz Allah'ın emri değil. Bu soruya vereceğiniz cevap sizin Kur'an'a olan güveninizi de ne yapacaktır? Ortaya çıkaracaktır.

Kur'an'a güvenen bir insan için Kur'an yeterli bir rehberdir ve Kur'an'da olmayan Allah'ın dininde yoktur. Yürürken orta halli ol diyen, böbürlenme diyen, ayağını yere vurarak yürüme diyen, sesini yükseltme diyen ve birçok ince detaylara değinen bir kitap, geleneğin tanımına göre dinin olmazsa olmazı olan ve bu kadar önemli olan bir ritüeli anlatmıyorsa detaylandırmıyorsa, değinmiyorsa o ritüel Allah'tan değildir. İnsanlar tarafından ne yapılmıştır? Uydurulmuştur. Kur'an'a güvenen bir insanın söyleyeceği yaklaşık olarak budur. Kitapta olmayan bir şeyin varlığını ısrarla iddia edenler Kur'an'a inanmıyor ve güvenmiyordur. Olmayanı tahrifle Kur'an'a dayatanlar ne yapmaktadır? Gerçekleri örtmektedir.

Kur'an müminler için tek hidayet rehberidir. Elbette ki Kur'an'ın içerisinde bir sistematik vardır. Araf suresi 52. ayet bize ne der? "Bu kitap bir ilme dayalı olarak indirilmiştir." der. Yani içerisinde bir sistematik vardır. Allah konular bir yana kavramları da kendi içerisinde açıklamaktadır. Zira açıklanmaya muhtaç bir kitap insanı farklı kaynaklara yönlendireceğinden kula kulluğa kapı aralayacaktır. Ki Hud suresi 1 ve 2. ayetlerin dediği de budur. Yani siz kula kulluk etmeyin diye Allah bu kitabı detayıyla açıklayıp indirmiştir. Der Kur'an kimi kavramları devamında, kendi içeriğinde detaylandırarak örnek vereyim mesela sabrın ne demek olduğunu siz Ali İmran 146. ayetten anlarsınız. Çünkü sabır kavramını kendi içerisinde ne yapıyor? Açıklıyor. Mesela sadıklar kimlerdir? Takva sahipleri kimlerdir? Bunu ne yapıyor mesela? Örnek daha başka ayetlerde vardır da konuyu anlamanız için söylüyorum. Bakara suresi 177. ayeti okursanız orada sadıkların, takva sahiplerinin kimler olduğunu oradan görebilirsiniz. Yani kavramları ayet içerisinde açıklayarak, kimi kavramları birbirinin zıttıyla kullanarak, birbirine benzer kelimeleri aynı ayet içerisinde kullanarak ki birbirinin zıttıyla tanımlamayı ne yapmıştık biz? Geçen birinci dersimizde salla tevella tevellaın zıttı sallaydı. Kıyamet suresi 3132'de birbirinin zıttı olarak secdenin eee tanımı tanımını yaparken İnşikak suresi 20 212 ayetlerde birbirinin zıttıyla tanımlamıştı değil mi? Evet. Birbirinin zıttıyla tanımlayarak veya bugün yine değineceğiz. Özellikle salata verdikleri, sıkışınca verdikleri anlamlar, anlamları yorumlarken izah edeceğiz bunu. Birbirine benzer kelimeleri aynı ayet içerisinde kullanarak bu iki kelimenin aynı anlama gelmediğini bize öğretmek için ne yapar? Birbirine benzer kelimeleri aynı ayet içerisinde kullanır. Yani mesela resul ve nebiyi aynı ayet içerisinde kullanır. İkisinin aynı anlama gelmediğini öğretmek için. Aynı zamanda ne yapmaktadır Kur'an? Bu şekilde tahriflere de engel olmaktadır. Resul ve nebi örneğinde olduğu gibi bunun yanında işte zikir ve öğüt mesela zikir ve öğüt Nah 90'da aynı ayette kullanır. Zikir kelimesine öğüt almaz mısınız derler ya. Oysa zikir e farklıdır. Öğüt farklıdır. Öğüt kelimesi vaaz kelimesiyle ifade edilir. Evet.

Ayrıca Kur'an emir ve yasaklarının amacını belirterek emir ve yasaklarının içeriklerini de çeşitli ayetlerde detaylandırarak açıklar. Yani Allah bir şey emrediyorsa onun amacını belirtir. "Sıyam size yazıldı. Takvaya ulaşın diye. Salat'ı ikame et. Çünkü salat fahşa ve münkerden engeller." gibi. Tamam mı? Amacını belirtir. Siz ne yaparsınız? Ayeti yorumlarken amaca odaklanırsınız. Bakalım çeviri, yapılan çeviri amaca hizmet ediyor mu? Bu da sizi ayeti ve kavramları doğru anlamanız konusunda ne yapar? Size yardımcı olur. Emir ve yasakların içeriklerini çeşitli ayetlerde detaylandırır. Kelimeleri kök ve kavram anlamlarıyla kullanarak açıklar. Yani Kur'an çoğunlukla kullandığı kavramları kök anlamlarıyla da kullanır. Yani örnek verecek olursak mesela kafir Hadit suresi 20'de çiftçi anlamında kullanılır. Öz anlamıdır, çıkış anlamıdır bu. Ve orada ne anlarsınız siz? Kafir tohumu toprağa eker ve tohumun üstünü örter. Siz ne anlarsınız kafiri? Gerçeğin üstünü örten anlarsınız. Mesela adalet Enam suresi 2. ayette denklik raine denk tutmaktadırlar. Yadilun der mesela denk tutmak. Adalet ne demektir? O zaman siz anlarsınız. Denklik o anlamdan türer. Adalet kelimesi. Evet.

Kur'an aynı zamanda kendisini çelişkisiz yani Nisa suresi 82. ayette ne yapar? Kendini çelişkisiz olarak tanımlar. Kur'an'da çelişki yoktur. Kur'an'da tutarsızlık ve kopukluk da yoktur. Mesela Bakara suresi 2. ayette söyler bunu. Apaçıktır der Kur'an kendisi için. Örneğin Şuara suresi 2. ayette olduğu gibi evrisi pürüzü olmayıp açık anlaşılır olduğunu söyler. Zümer suresi 28. ayette ve her şey için yeterli bir kaynak olduğunu söyler. Nahl suresi 89. ayette. Bu sebeplerle salatın Kur'an dışından kaynaklarla açıklanmaya ihtiyacı yoktur. Salat'ı Kur'an açık ve anlaşılır bir şekilde detayıyla ne yapmıştır? Açıklamıştır. Bu yüzden salat'ı ne ben ne bir başkası açıklasın. Bırakalım bu kavranı. Bu kavramı kullanan Kur'an açıklasın. Bu kavramı bize öğreten Kur'an açıklasın ki salata salatı Nebi Muhammed'e ve arkadaşlarına öğreten de nedir? Kur'an'dır. Zira Bakara suresi 238 ve 239 ayetlerde rabbimiz salatı bilmediğimiz şeyleri bize öğrettiği gibi yerine getirmemizi emretmektedir. Yani salatı Nebi Muhammed ve arkadaşlarına öğreten Kur'an olduğu gibi bizim de salatı öğreneceğimiz tek kaynak Kur'an'dır. Malumdur ki Şura suresi 52. ayette "Sen kitap nedir, iman nedir, iman esasları nelerdir bilmezdin" der. Nebi Muhammed'e ve arkadaşlarına salatın ne olduğunu öğreten nedir? Kur'an'dır. Öyleyse ne yapmamız gerekir? Salat'ı bizim de Kur'an'dan öğrenmemiz gerekir.

Birinci dersimizde de demiştik. Kıyamet suresi 31 ve 32. Ayetler Kur'an'ın bize salattan neyi kastettiğini zıttıyla tanımlayarak açıklamıştı. Ve diyordu ki "O tasdik etmedi. Salat da etmedi." Ve bir sonraki ayet ne diyordu? "Yalana sarıldı ve tevella yaptı. Sırtını döndü. Yüz çevirdi." Yani Kur'an sallayı tevellanın zıttı olarak tanımlıyordu. Tevella ne demekti? Sırtını dönmek, uzaklaşmak. Veli kelimesinden yola çıkarsak kendini veli edinmek, tabiri caizse burnunun dikine gitmek. Peki bu insan tevella yapan insan neye tevella yapıyordu? Vahiye tevella yapıyordu. Tasdik etmediği neydi? Vahiydi. Dolayısıyla bu ayetlerde Rabbimiz salatı bize zıttıyla okuduğumuzda vahiye yönelmek, vahyin peşinden gitmek, vahiyle etkileşimde olmak, vahiyle bağ kurmak, vahiye omuz vermek, yükümlülüğü altına girmek, yükümlülük almak, destek olmak olarak tanımladığını görüyoruz. Tabii ben biraz daha bunu açmış oldum. Peki vahiye yönelmek, vahiyle bağ kurmak diyoruz ya. Siz vahiyle bağ kurduğunuz zaman vahiy sizi ne yapıyor? Harekete geçiriyor. Yasaklar, emirler bildiriyor ve sorumluluk yüklüyor. Tabii salat yine geçen dersimizde söylediğimiz gibi önce eğitim öğretimle başlıyor. Önce Allah'ın emir ve yasaklarını öğreniyor ve öğretiyoruz. İnsanlar ve toplum bilinçlendikçe daha aktif iyi bireyler olarak sorumluluk alıyor ve böylece ne oluyor? Sosyal dayanışma ve ıslah gerçekleşiyor. Malumdur ki malumdur ki eee Kur'an sadece kendisinin okunmasını istemiyor. Önce okuyacaksınız. Öğreneceksiniz ve gerektiği her ortam ve durumda elinizden geldiğince insanlara da öğreteceksiniz ve aynı zamanda ne yapacaksınız? Siz de bu emir ve yasakları hayatınıza yansıtacaksınız. Dolayısıyla etkileşim kurduğunuz vahiy sizi harekete geçirecektir. Eğitim öğretimle başlayarak devamında sizi toplumsal dayanışmayı ayağa kaldırmaya ne yapacaktır? Vahiy yönlendirecektir. Salat'ta bir dayanışma, destekleşme söz konusudur. Vahyin sosyal hayata müdahalesi söz konusudur. Fakat ritüel namaza baktığımız zaman herhangi bir destekleşme, dayanışma, sosyal hayata müdahale söz konusu değildir. Namazın böyle bir fonksiyonu yoktur. Ne yapmıştık biz salat ikinci dersimizde? Salat bir iyilik hareketidir demiştik. Salat iyileştirici bir eylemdir demiştik. Salat düzeltici bir eylemdir demiştik. Ayetlerle bunu izah etmiştik. Fakat namaza baktığımız zaman namazın böyle bir fonksiyonu yoktur. Namaz ki daha sonra değineceğiz Farsça bir kelimedir ve Farsça da dua anlamına gelir. Dolayısıyla dua nedir? Allah'a yapılan bir ritüeldir dua. Ve ortada ne Allah'a ne de topluma bir destek söz konusu değildir. Zaten Allah'ın bizim desteğimize ihtiyacı yoktur. Ritüel namazın topluma da bir desteğinin olmadığını zaten topluma baktığımızda bunu bariz bir şekilde görebilirsiniz. Yani örnek olarak ele alacaksak mesela Araf suresi 170 ne diyordu geçen dersimizde? İkinci dersimizde işlemiştik. Salat'ı ikame etmek için kitaba sımsıkı sarılmanın gerektiği belirtiliyordu. Araf 170'te "Kitaba sımsıkı sarılıp salat-ı ikame edenlere gelince biz düzeltici işler yapanların emeğini zayi etmeyiz" diyordu. Araf suresi 170. Salat'ı ikame etmekte düzeltici bir eylem vardır. Yani ıslah vardır. Salih amel vardır. Kılınan ritüel namazda böyle bir şey yoktur. Yani namaz kıldığınız zaman toplumda veya bireyde neyi düzeltiyorsunuz ki? Salih amel toplumda veya bireyde bozuk olan şeyleri düzeltmektir. Bir insanın kendini düzeltmesi salihatla değil ihsan kelimesiyle ifade edilir. Dolayısıyla kılınan ritüel namazda toplumda veya bireyde bozuk olan bir şeyi düzeltici bir durum yoktur. Bazen şunu söylüyorlar. Mesela, eee, bir hocamız salat kavramını doğru tanımlarken ritüel namazında varlığını iddia etti. Salat kavramı üzerinden. Salat da kendini kendine destektir dedi. Yani kişinin kendine desteğidir diye bir cümle kullandı. Namazın varlığına salattan delil getirebilmek için. Oysa kişinin kendini düzeltmesi, iyi olması ihsan ile alakalıdır. Ayrıca salatta şöyle bir durum da söz konusudur. Salat tek başına yapılan bir eylem değildir. Mutlaka ikinci bir kişi veya kişilerle olmalıdır. Kur'an'da tek kişilik, ikinci şahısları etkilemeyen bir salat örneği yoktur. Dolayısıyla namazda kendime destek oluyorum. Bu da salattır diyenler ne yapmaktadır? Kendi kendini kandırmaktadır.

Salat'ı ikame etmek için kitaba sımsıkı sarılmak gerekiyor. Yani Araf 170 dedik. Ankebut 45 de bunu ifade eder. Fatır 29 da bunu ifade eder. Bu sarılmada içerisindeki hükümleri uygulayarak gerçekleşebilir. İsrailoğulları hükümleri kulak arkası edip dünyevileşmiş ve misak'ı ne yapmıştır? Bozmuştur. Bugünkü Müslümanların durumu da bundan nedir? Farklıdır. Dolayısıyla Araf suresi 170. ayetteki salat-ı ikame etmeye siz namaz kılmak diyemezsiniz. Tabii ki eee Araf suresi 170. ayeti ne yapmak gerekir? 169'la birlikte okumak gerekir ki Araf suresi 169'da İsrailoğullarının misak'ı bozması 170'te ise misak'ı bozmayıp da salatı ikame etme ifadesi ikisini birlikte okursak konuyu ne yaparız? Daha iyi anlarız. Evet.

Salat neden namaz diye çevrilemez? Öncelikle şunu söyleyelim. Kur'an'da Allah'a yönelmek, Allah'a dua etmek, Allah'a tövbe etmek, Allah'a tevekkül etmek, Allah'a firar etmek gibi ifadeler vardır. Fakat Allah'a salat etmek diye bir ifade Kur'an'da yoktur. Çünkü Allah'a salat edilmez. Allah bize salat ettiğini Bakara suresi 157. ayette, Ahzap suresi 43 ve 56 ayetlerde ne yapmaktadır? Buyurmaktadır. Kılınan ritüel namaz sorduğumuzda Allah'a kıldıklarını söylüyorlar. Namazı Allah'a kıldıklarını söylüyorlar. Dolayısıyla kılınan ritüel namaz Allah'a yapılan bir eylemdir. Yani namaz insana değil Allah'a kılınır. Öyleyse Kur'an'da Allah'a salat edin veya Allah'ın bana salat edin diye bir ifadesi olması lazım ki biz Allah'a ne yapalım? Namaz kılalım. Fakat böyle bir ifade yoktur. Kur'an'da nasıl bir ifade vardır? Allah için salat ifadesi vardır. Allah'a salat etmek yoktur. Allah için salat etmek vardır. Taha suresi 14. "Zikrim için salatı ikame et." Veya Enam suresi 162. "Benim salatım, benim nusukum, hayatım ve ölüm alemlerin Rabbi Allah içindir." Veya Kevser suresi 2. "Rabbin için salat et ve zorlukları göğüsle." Tabii eee Taha suresi 14. ayeti ele alacak olursak "zikrim için salatı ikame et" ifadesi. Zikir nedir? Elbette ki Allah'ın Musa'ya vahyettikleri mesajlardır. Ayette Musa'nın Allah'tan aldığı vahiy için salatı ikame etmesi emredilmektedir. Bu ayeti daha iyi anlamamız için ne yapmamız gerekir? Bu ayeti detaylandıran Yunus 87. ayete bakmamız gerekir. "Halkınız için Mısır'da beyitler yerleştirin. Beytleri kıble yapın ve salatı ikame edin." Musa'nın salatı ikame etmesi için Mısır'da beytler. Beyt kurum demektir. Kurum. Mısır'da beyitler yerleştirmesi, kurumlar yerleştirmesi gerekiyor Musa ve kardeşinin. Ve böylece salatı ikame edecek ve vahyi merkeze alacak. Beytleri kıble yapın. Yani Allah'ın ilkeleri, ilkelerinin hakim olduğu, merkeze alındığı kurumlar oluşturun ve ne yapın? Eğitim, öğretim ve toplumsal dayanışmayı ayağa kaldırın. Ayetteki önemli bir detay da nedir? Şudur. Salatın ikame edilmesi niçindir? Halkı için yapmasıdır. "Halkınız için Mısır'da beyitler hazırlayın, yerleştirin. Beytleri kıble yapın ve salatı ikame edin. Halkınız için" diyor. Liavmiküm diyor. Yani halkınız için. Evet. Dolayısıyla salat-ı ikame ne için? Halk için. Evet. Siz halk için namaz kılındığını gördünüz mü? Salat toplumsal bir eylemdir. Namaz ise bireyseldir. İnsan halk için değil kendi için namaz kılar. Yani kendine bir yararı varsa tabii yani onu Allah bilir. Yani tabii bunu ileride detaylandıracağız. Daha da açacağız. Yani namaz nedir? Bireysel bir eylemdir. Ama Yunus 87 ne diyor? "Halkınız için Mısır'da beyitler yerleştirin. Beytleri kıble yapın ve salatı ikame edin." Dolayısıyla salat-ı ikame halk için yapılan bir eylemdir. Dolayısıyla nedir? Namazla bir ilgisi yoktur. Kevser suresi 2. ayette de "Ve salli li rabbike venhar" der. "Rabbin için salat et ve zorlukları göğüsle." Geçen dersimizde de demiştik. Salat zor bir eylemdir. Salatta zorluk vardır. Zorlukları göğüslemek vardır. Sabır vardır. Direnmek vardır. Ki bununla ilgili ayetleri de belirtmiştik geçen dersimizde. Bakara 45, Taha 132, Hac 41'de demiştik ki "salatı ikame etmek için imkan sahibi olmak lazım" demiştik. Yine Lokman suresi 17. ayet "hazım ve kararlılık gerektiren bir iştir" demiştik. İşte bu yüzden zorluğundan dolayı münafıklara ağır gelir demiştik. Nisa suresi 142 ve Tevbe suresi 54. ayet. Oysa namaz kılmakta bir zorluk yoktur. Namaz kılmak için imkan sahibi olmaya gerek yoktur. Yani bir münafık namaz kılabilir fakat salatı ikame edemez münafık. Salat'a üşene üşene kalkarlar münafıklar ve istemeyerek infak ederler. Evet. Münafıklar istemeyerek infak ederler. Evet. Dolayısıyla ne diyorum? Salatın, salat-ı ikamenin bu belirttiğim nedenlerden dolayı namazla nedir? Bir ilgisi yoktur. Kur'an'da Allah'a salat etme ibaresinin bulunmaması. Bunun yanında Yunus 87 üzerinden salat-ı ikamenin halk için olması, namazın ise bireysel olması, aynı zamanda salat-ı ikamenin zorluklara göğüs gerdirmeyi, göğüs germeyi gereken bir eylem oluşu, sabrı direnmeyi, mücadele etmeyi gerektiren bir eylem oluşu ve münafıklara ağır gelişi, münafıkların istemeyerek infak edişi, bu gibi sebepleri göz önünde bulundurduğumuz zaman neyi görüyoruz? Salat-ı ikame etmenin, namaz kılmakla bir ilgisinin, tutarlı bir yanının olmadığını görüyoruz. Evet.

Geleneksel inanç az önce de dediğim gibi salatın öz anlamının aslında ne yapıyor? Destek olduğunu geleneksel inanç da kabul ediyor. Zaten salata namaz anlamı vermenin mümkün olmadığı bazı ayetlerde ne yapıyor? Bu destek anlamını vermekte mecbur kalıyor. Evet. Örneğin Bakara suresi 157. ayette örneğin Enfal suresi 35. ayette yine Tevbe suresi e 84 993 yine Nur suresi 41 Ahzap suresi 43 56 ayetlerde bu anlamı ne yapıyor? Gelenek veriyor. Şimdi bu ayetlere baktığımız zaman örneğin Bakara suresi 157. ayet ne diyor? Çoğul geçiyor. Salavat olarak geçiyor. "Ulaike aleyhim salavatun min rabbihim ve rahmet" diyor. Rablerinin salavatı yani destekleri onların üzerinedir. Şimdi burada Allah'ın namazları demeniz mümkün değil. Allah zaten namaz kılmaz kaldı ki bu ayette salavat çoğul olarak geçiyor. O zaman ne olur? Namazlar olması gerekir ki bu da mümkün değil. Ahzab suresi 43 ve 56. ayetlerde Allah'ın ve meleklerin salatı ifade ediliyor. Allah ve melekleri namaz mı kılıyor? Tabii ki hayır. Tevbe suresi 84, 99 ve 103. ayetlere baktığımız zaman nebinin münafık ve müminlere olan salatı tövbe 84'te eee münafıklara salat etmemesi ifade ediliyor. O zaman şu soruyu sormamız gerekiyor. Nebi münafıklara namaz mı kılıyordu? Çok saçma değil mi? Veya Tevbe suresi 99 ve 103. ayetlere baktığımız zaman 99. ayette eee yapılan infaklar elçinin eee salavatına salavatına salavatı için infak ederler ifadesi. Orada da ne geçiyor? Elçinin salavatına vesile saymak. Yani elçinin yaptığı desteklere katkı anlamında. E 103. ayette ne diyor Rabbimiz? "İşte onlara salat et. Senin salatın onlara dinginlik verir." Kime? İşte müminlere. Eee, o zaman nebii müminlere namaz mı kılıyor sorusu ortaya çıkar ki bu bu da mümkün değil. Tövbe 54. ayete bakıyoruz. O zaman da orada ne var? Orada gerçeği örten münafıklar var. Bu münafıklar ne yapıyor? Salat'a üşene üşene kalkıyor ve istemeyerek infak ediyor. Yani gerçeği örtenlerin, kafirlerin zaten geleneksel inancın tanımına göre ne yaparlar? Onlar zaten namaz kılmazlar. Zaten ayetin içeriği namazla ilgili değil. İstemeyerek infak ederler açılımıyla tamamen buradaki salatın sosyal dayanışma boyutuyla ilgili olduğu da nedir? Aşikardır. Maun suresini okuduğumuz zaman ki bu ayette eleştirilen bir salat var. İçeriğine baktığımız zaman burada müşriklerin eleştirilen salatından bahsedildiğini görüyoruz. Surenin içerine içeriğine baktığımız zaman tamamen sosyal sorumluluk almamakla ilgili olduğunu net olarak görüyoruz. Yani ritüel namazla hiçbir ilgisinin olmadığını görüyoruz. Fakat ısrarla bu ayetteki salat kelimelerine namaz anlamı verenlere o zaman şu soruyu da sorabiliriz. Müşrikler namaz mı kılıyordu? Eee, bunun yanında Nur suresi 41. ayete de bakabiliriz. Mesela Nur suresi 41. ayette ne diyor? "İşte yerdeki canlılar, gökte kanadıyla uçan kuşlar hepsi salatını ve tesbihini bilir" ifadesi. Yani kuşlar salatını biliyor veya kuşlar namaz mı kılıyor gibi bir saçma soru ortaya çıkıyor değil mi? Yani kuşların namazı nedir? Yoktur. Nedir buradaki salattan kasıt? Ekolojik dengeye olan destektir. Her canlı, her varlık Allah'ın yarattığı sisteme ne yapar? Destek olur. Bunu tabii ki biz bu ayeti daha sonra yine açacağız. Özellikle Maun suresi 4. ayet ve Alak suresi 10. Şu ayetleri bir ele almak gerekiyor. Salatın risaletten önce de Mekke müşrik toplumunda olduğunu görüyoruz biz bu ayetleri okuduğumuz zaman. Yani Alak suresi malumdur ki Kur'an'ın ilk inen suresi. Evet. Bu surede mesela 10. ayette ne diyor? "O salat eden bir kulu engelleyene dikkat ettin mi?" Demek ki salat eden bir kul var. Ve Maun suresi. Müşrikler salat ediyor ve Allah onların salatını eleştiriyor. Onlar salat konusunda gaflettedirler, yanılgıdadırlar diyor. Yani salat ettiklerini zannediyorlar ama yaptıkları salat nedir? Batıl, yanlış bir salat. Evet. Az önce de dedim. Bu ayetleri düşündüğümüz zaman daha Kur'an'ın ilk inen sureleri ve müşriklerin namaz kılmadığı da nedir? Açıktır. Yani burada Alak suresinde müşrikler namaz kılan bir kulu mu engelliyordu veya Maun suresinde müşrikler namaz mı kılıyordu? Maun suresini Enfal suresinin 35. ayeti ile birlikte de okuyabiliriz. Ne diyor orada? "Onların beyitteki salatları el çırpmak, ıslık çalmaktır" diyor. Maun suresi ne diyordu? "Yetimi itip kalkmaktan, yoksulu doyurmaya teşvik etmemekten, yani salatı yerine getirmemekten bahsediyordu." Ayetin içeriğinin namazla hiçbir ilgisi yoktu. Enfal suresi 35. ayetteki el çırpmak ve ıstık çalmak diye ifade edilen salatında nedir? Namazla bir ilgisinin olmadığı aşikardır. Müddessir suresindeki "Sizi sekara sürükleyen nedir?" ifadesi. Birinci dersimizde işlemiştik bunu. "Sizi sekara sokan nedir" diyenlere "biz musallinlerden değildik" ifadesi neden "biz namaz kılanlardan değildik" diye çevriliyor mesela. Hani geleneksel inancın namaz tanımına göre namaz miraçta farz olmuştu. E miraç da risaletin 11. yılında olmuştu. E Müddesir suresi de Kur'an'ın ilk inen surelerinden ve o zaman şöyle saçma bir durum ortaya çıkıyor. Allah henüz farz kılmadığı bir şeyi yapmadılar diye insanları ne yapıyor? Sekara sokuyor. Böyle tuhaf bir durum ortaya çıkıyor. Daha geleneğin iddiasına göre namaz daha henüz farz olmamış ama Allah namaz kılmayanları sekara sokuyor. Böyle bir çelişki ortaya çıkıyor. Evet. Ki Allah aynı zamanda örneğin eee İsra suresi 15. ayette, Tevbe suresi 115. bir ayette ve başka ayetlerde ayetleri açıkça ortaya konmadan, elçi göndermeden azap etmeyeceğini buyuruyor. Ama geleneğin iddiasına göre daha namaz emredilmemiş olmasına rağmen Allah namaz kılmayanları ne yapıyor? Sekara sokuyor. Hud suresi 87 ve 88 ayetlere bakalım. Şuayb'in salatı mesela. "Ey Şuayb, atalarımızın kulluk ettikleri şeyleri veya mallarımızı gerekli gördüğümüz şekilde yapmamızı, kullanmamızı, terk etmemizi sana salatın mı emrediyor" diyor ya. Burada salat emredici bir pozisyonda. Eee, namaz neyi emrediyor ki? Namaz. Burada emreden salat. Salat emrediyor. Bu'in halkına, atalarına kulluk etmeyi ve malını gerekli gördükleri gibi kullanmamayı emrediyor. Salat emrediyor. Namazın böyle bir fonksiyonu ki namaz bir şey emrediyor. Emretmiyor ki. Namaz emredici bir şey değil ki. E bir de Hud suresi 88. ayete bakalım. Burada ne yapıyoruz? İki ayeti birleştirdiğimizde salatın üç boyutunu görüyoruz. Neydi? Ne bu üç boyut? Atalara kulluğu engelliyor. Malını gerekli gördüğün şekilde harcamayı, terk etmeyi emrediyor ve bu eylem düzeltici bir sonuç ortaya koyuyor. 88. ayetle birlikte okuduğumuz zaman. Dolayısıyla bunun namazla nedir? Hiçbir alakası yoktur. Yakınından bile geçmez. Ankebut suresi 45. Geçen dersimizde de değindik. "Sana vahyedileni tilavet et. Yani insanlara bunu aktar, oku. Onları aydınlat. Ve o aydınlığı insanlara, vahyin aydınlığını ne yap? Yansıt ve salatı ikame et. Salat insanları aşırılıklardan ve çirkinliklerden engeller" buyuruyor Rabbimiz. Ankebut suresi 45. ayette. Bu ayette Rabbimiz bir tespit bildiriyor. Salat'ı ikame edersen o ikame ettiğin salat insanları aşırılıktan ve çirkinlikten engeller diyor. Öyleyse namaz kılan topluluklara bir bakalım. Aşırılık ve çirkinlikten engelliyor mu? Tabii ki engellemediğini net olarak görüyoruz. Yani namaz insanları aşırılık ve çirkinlikten engelleyen bir şey değil. Böyle bir fonksiyonu yok. E o zaman Rabbimiz yanıldı mı? Yanlış bir tespit mi yaptı? Yoksa salata namaz diyenler mi yalan söylüyor? Elbette ki bir toplumda vahiy merkezli bir eğitim öğretim yapar. Toplumsal dayanışmayı ayağa kaldırırsanız vahiyle bilinçlenmiş toplumlarda ne olur? Aşırılık ve çirkinlik olmaz. Evet.

Salat kavramı namaz gibi basit bir kavram değildir. Salat dinin direği bir kavramdır. Bugün Müslümanların içler acısı halinin en büyük nedeni salatın ikame edilmemesi. İnsanların vahiyden habersiz oluşu, vahiy merkezli bir eğitim öğretim yapılmaması ve vahyin gösterdiği hedef doğrultusunda toplumsal dayanışmanın yapılmaması, salatın kimseye faydası olmayan bir ritüel olan namazla örtülmesi ve böylece dinin sosyal hayata hükmedememesi ve cehaletin gezmesi, toplumun cahil oluşu ve yoksulluğa müdahale edilmemesi. Evet. Bugünkü toplumun işler acısı halinin nedenleri bunlar. Salat ikame etmeyen toplumlar helak olmaya, sürünmeye mahkumdur. Geçmişte de böyle olmuştur. Meryem suresi 19 59. ayet zaten bunu bize belirtmektedir. Cehalet ve yoksullukla mücadele edilmiyor. Din sosyal hayata hükmetmiyor. Çünkü salat namazla örtülüyor. Bakıyorsunuz kendisine Müslüman diyen topluluklara. Cahil insanlar vahiyden kopuk insanlar Allah ile aldatılıyor. Dini argümanlarla kandırılıyor insanlar. Müslüman coğrafyanın büyük bir bölümü yoksulluk ve adaletsizlik içerisinde. İnsanlar ölüyor, çocuklar ölüyor. Çünkü Müslümanlarda salat yok. Namaz var. Ve namazın da kimseye bir faydası yok. Evet. Bazen bana şöyle deniyordu. Allah Filistin Filistin'deki kardeşlerimize niye müdahale etmiyor? Ben onlara şöyle cevap vermiştim. Allah müdahale ediyor fakat biz Allah'ın müdahalesini ne yapıyoruz? Geçersiz kılıyoruz. Nasıl Allah salatı ikame edin dedi. Yani vahiyle bağ kurun. Vahiyle inşa olun. Vahyin gösterdiği hedefler doğrultusunda hareket edin ve cehalet ve yoksullukla mücadele edin. Cahil olmayın. Yoksulluğu ortadan kaldırın. Bilgili, bilinçli insanlar olun. Çalışın, üretin dedi. Biz ne yaptık? Bu emri namazla pasifize ettik. Eğer biz onu namazla, salatı namazla pasifize etmeseydik, Allah'ın dediğini yapsaydık, İsrail bugün Filistin'e hiçbir şey yapamazdı. Hiçbir şey yapamazdı. Demek ki Allah müdahale etmiş de biz ne yapmışız? Onun müdahalesini göz ardı etmişiz. E onun müdahalesini göz ardı edenler geçmişte helak oldular. E aynı sonuçta sonuçla bizim de karşılaşmamız son derece nedir? Doğaldır. Evet arkadaşlar, şimdi salatın, geleneğin salata verdiği diğer anlamları ele alalım. Yani dedim ya şu yalana sarılıyorlar ya. Salatın Kur'an'da birçok anlamı vardır. Sen namazı nasıl inkar edersin diyorlar ya. Ben de diyorum hayır. Salatın tek anlamı vardır ve bu anlamının dalları vardır. Tek bir ağaçtır salat. Fakat bu ağacın nedir? Dalları vardır. Yani kök anlamını tek kelimeyle destek olarak alacak olursak bu desteği ne yapar? Kur'an detaylandırır. Biz tek anlam üzerinden yola çıktığımız halde ne yapıyorlar? "Siz salat kelimesini tahrif ediyorsunuz" diyorlar. Ya tek anlam üzerinde yola çıkanlar mı tahrif ediyor yoksa salat kelimesine sıkıştıkları anda kafalarına göre en uygun gördükleri anlamı verenler mi tahrif ediyor? Salat kavramına birçok değişik değişik anlam verenler mi tahrif ediyor yoksa tek bir anlam üzerinden yola çıkan biz mi tarif ediyoruz? Yani tek bir anlam üzerinden yola çıkmanın tahrif olmayacağı bir kavrama birbiriyle bağımsız farklı farklı değişik anlamlar verenlerin tahrif yaptığını söylemek için üst seviyede bir zekaya sahip olmak gerekmiyor. Aklı başında bir insanın varacağı sonuç budur. Yani gelenek ne yapıyor? Salat kavramına. İşine geldiği zaman destek diyor. İşine geldiği zaman namaz diyor. İşine geldiği zaman dua diyor. İşine geldiği zaman rahmet diyor. İşine geldiği zaman din diyor. İşine geldiği zaman ibadet diyor. Ve onlar tahrif yapmıyor. Biz tahrif yapıyoruz. Dersin başında ne demiştim? Kur'an kavramları kendi içerisinde açıklarken kullandığı sistemlerden biri de nedir demiştim? Birbirine benzeyen kelimeleri aynı ayet içerisinde kullanır demiştim. Şimdi onların verdikleri bu anlamları bu sistemle ne yapacağım? Çürüteceğim. Evet.

Öncelikle şunu söyleyeyim. Kur'an'da mota birbirine benzeyen demeyeyim de birbirinin aynı anlama geldiği iki tane kelime yoktur. Kur'an'da hiçbir iki kelime mota aynı anlama gelmez. Allah kelime sıkıntısı çekmez. Yani tek bir anlamı ifade etmek için Allah ayrı ayrı kelimeler kullanmaz. Zaten böyle bir üslubu da Kur'an'ın yoktur. Kur'an'daki her iki ayrı kelime nedir? Ayrı anlamlara gelir. Birbirine benzeyen anlamları çok yakın olan kelimeler vardır ama mutlaka içeriğinde mutlaka nedir? Fark vardır. Evet. Bunu belirttikten sonra geleneğin salat kelimesine yüklediği anlamların yanlışlığını ortaya koyalım. Ne demiştik? Kimi ayetlerde? Salat kelimesine gelenek dua anlamı veriyor. Çoğu çok sık verilen anlamlardan biridir dua. Öncelikle aklı başında bir insan şunu bilir. Dua da Arapça bir kelime değil mi? Dua da Arapça bir kelime. Ben size diyorum ki salat da Arapça bir kelime. Diyorum ki ben size salatı bana Türkçeye çevir diyorum. Siz dua diyorsunuz. E dua da Arapça ve aynı zamanda dua kelimesi Kur'an'da ne yapılıyor? Kullanılıyor. Dua kelimesi Kur'an'da kullanılıyor. E ben size salatı Türkçeye çevir diyorum. Siz diyorsunuz ki bana dua. E dua da Arapça. E dua Kur'an'da ayrı bir kavram olarak geçiyor. Yani bu şuna benziyor. Bana armudu İngilizceye çevir diyorum. Siz bana elma diyorsunuz. Buna benziyor. Yani farklı bir durum değil. Arapça bir kelimeyi Arapça bir kelimeyle çevirmek çeviri olmaz. Üstelik bu iki kelime Kur'an'da ayrı ayrı kullanıldığı halde. Bu açıkça bir tahriftir. Bu iki kelimenin ayrı ayrı kullanılması bir yana aynı ayette geçtikleri ayetler de vardır. Düşünün bu iki kelime aynı ayette kullanılıyor. Aynı ayette. Örneğin İbrahim suresi 40. ayet. Evet. İbrahim suresi 40. ayet. Ne diyor? İbrahim suresi 40. ayette ekrana yansıtayım. Evet. "Rabbi cealni Rabbim beni kıl. Mukim salat salatı ikame eden kıl ve min zürriyeti soyumdan da salat-ı ikame eden kıl. Soyumdan bir kısmını da salatı ikame eden kıl. Rabbena tekabbel dua." Şimdi bakın burada dua kelimesi var. Burada salat kelimesi var. İki kelime aynı ayette kullanılıyor. Dolayısıyla bu bize ne öğretir? Kur'an'ın sistematiğine göre bu bize salata namaz dua anlamı verilemeyeceğini öğretir. Aynı ayette kullanılan iki kelime. Dolayısıyla siz salata ne yapamazsınız? Dua anlamı veremezsiniz. Bu iki kelimenin ayrı ayrı kullanılması bir yana aynı ayette birlikte kullanılmaktadır. Niçindir bu sistem? Tahriflere ve yanlış anlamalara engel olmak içindir. Kur'an'ın bir sistemidir. Dersin başında da demiştim. Birbirine benzeyen kelimeleri aynı ayette kullanır ki Kur'an okuyucu yanlışa gitmesin, yanlış anlamasın veya tahriflerin önüne geçilsin. Kur'an'da buna dair birçok nedir? Örnek vardır. Başka ayetlerden de örnek verebiliriz. Örneğin İsra suresinden örnek verebiliriz. İsra suresi 110. ayetten örnek verebiliriz. İsra suresi 110. Bakın şurada dua kelimesi var. "Udu dua". Tamam mı? Burada da ne var? "B salatike". Bakın dua ve salat aynı ayette kullanılıyor. Dua ve salat kelimeleri aynı ayette kullanılıyor. Dolayısıyla siz ne yapamazsınız? Salata dua anlamı veremezsiniz. Başka bir ayete bakalım ki bu ayette ilginç bir detay var. Onu size göstereceğim. Onu size göstereceğim. Ali İmran suresi 38 ve 39. ayetler. 38 ve 39. ayetler. Ekrana da vereyim. Şimdi burada ince bir detay var. O detayı ben size söyleyeceğim. Tamam mı? "Zekeriya orada rabbine dua etti. Dea" bakın "dea" Zekeriya rabbine dua etti. Evet. Nerede orası? Neresi? Mihrap. Mihrapta Zekeriya ne yaptı? Dua etti. 37. ayetle birlikte okuyalım. Bakın dikkat edin. 37. ayetle birlikte okuyalım. Fakat benim anlatmak istediğimin ana konusu 38 ve 39. ayette "Zekeriya orada rabbine dua etti. Kale rabbi hebli minünke zürriyeten tayyibeten katından bana temiz yararlı bir soy zürriyet bahşet. İneke ente semi dua. Şüphesiz sen duaya kulak verensin." Evet. Devamında geliyor. Ne diyor? Devamında ne diyor? Devamında diyor ki "F" bakın "F". "F" ne demektir? Hemen devamında demektir. Hemen "F" edatı, "F" kelimesi bir kelimenin başına geldiğinde hemen devamı anlamına gelir. "Fenadedul melaiketu" haberci ayetler ona ne yaptı? Nida etti ve "huve kaimun" kıyam ederken "yusalli fil mihrap" mihrapta salat ediyordu tamam mı? Mihrapta salat ediyordu Zekeriya 38 ayette dua ediyor 39 ayette de ne yapıyor? Mihrapta salat ediyor. Şimdi burada salat ve dua kelimelerinin kullanılması bir yana yani Zekeriya'nın dua etmesi ayrı bir eylem, salat etmesi ayrı bir eylem. Bu neyi ortaya koyar? Salatın dua anlamına gelemeyeceğini ortaya koyar. Çünkü Zekeriya ne yapıyor? Duasını ayrı ediyor. Ondan sonra onun peşine mihrapta salat ediyor. Tamam mı? Sıralamaya da dikkat edin. Şimdi demek istediğim ikinci şık sıralamaya dikkat edin. Eğer mihrapta Zekeriya namaz kılıyor olsaydı ne yapardı? Duasını namazda yapardı veya namazın peşine yapardı. Namazdan sonra yapardı duası. Ama çok ilginçtir. Zekeriya ne yapıyor? Duasını, duasını salattan önce yapıyor. Bu da nedir? Geleneğin iddiasının iki tanesinin çürütüyor. Bir, birinci iddiası ne? Salat'a dua anlamı verilemeyeceği. Çünkü Zekeriya'nın dua eylemi ayrı, salat eylemi ayrı zikrediliyor. İkincisi de Zekeriya dua eylemini salat eyleminden önce yapıyor. Siz hiç eee duayı yani namaz kılacaksınız, dua edeceksiniz rabbinize. Ne yaparsınız? Kıldığınız namazda namazın peşine ne yaparsınız? Dua edersiniz değil mi? Ama burada ne yapıyor? Zekeriya salattan önce dua ediyor. Dolayısıyla ayette ayetlerden yani İbrahim 40. ayetten, İsra 110. ayetten, Ali İmran 38 ve 39. Şu ayetten özellikle konumuzla ilgili olan anlatım nedir? İddiamızın delili nedir? Bizim iddiamızın ispatı, geleneğin iddiasını çürüten salatla dua kelimelerinin birlikte geçmesi ve bu sebepten dolayı da salata dua anlamının verilemeyeceğidir.

Gelelim rahmet kelimesine. Rahmet kelimesini de ne diyorlar bazı ayetlerde? Salat bazı ayetlerde rahmet anlamına gelir diyorlar. Onların iddiasını da şöyle kısaca çürütelim. Şöyle ekrana da yansıtayım. "Ulaike aleyhim salavatun". Rablerinin onlara salavatı. Salatın çoğulu. Kimlere? Sabredenlere, direnenlere, dirençli olanlara. "Rablerinin salavatı onların üzerinedir. Rabbihim. Rablerinin salavatı onların üzerinedir. Ve rahmetun ve rahmet rahmeti onların üzerinedir." Bakın rahmet ve salavat ikisi de nedir? Aynı ayette kullanılmaktadır. Dolayısıyla siz ne yapamazsınız? Salata rahmet anlamı veremezsiniz.

Gelelim din. Ne yapıyorlar bazı ayetlerde? Mesela Şuayb'in salatında oradaki salata din anlamını veriyorlar. Tamam. Veya başka birkaç ayet daha var. Din anlamı verdikleri tabii bu eee çevirmenlere göre değişkenlik bu durum değişkenlik gösterebiliyor. Salat'a din anlamını veriyorlar dedik. Şimdi salata din anlamının verilemeyeceğini de ortaya koyalım. Örneğin Tevbe suresi 11. ayet azgın müşrik bir topluluktan bahsediliyor. Tamam mı? Bu topluluk için rabbimiz buyuruyor ki "Ve salat ve zekat. Eğer onlar hatalarından kesin dönüş yapıp Allah'a yönelirler ve salatı ikame ederler ve arınmanın bedelini yerine getirirlerse" bakın burada salat-ı ikame var. "Ihvanukum fiddini" dinde sizin kardeşinizdir diyor. Bakın din kelimesi. Tamam mı? Ve salat kelimesi aynı ayette ne yapılıyor? Zikrediliyor. Bu durum aynı zamanda da bize neyi gösteriyor? Yani böyle azgın müşrik bir grubun namaz kılarak bizim dinde kardeşimiz olamayacağı nedir? Açıktır. Tamam mı? Açıktır. Yani o kadar basit değildir. Bir insan şirkte ileri giden azgın müşrik bir topluluk nedir? Namaz kılmayla bizim dinde kardeşimiz olamaz. Mevzu bu kadar basit değildir. Yani ortalık namaz kılan müşrikle doludur. Yani namaz kılmak bir insanı ne yapmaz? Mümin yapmaz. Bir insanı Allah'ın dinine sokmaz. Bu da ayrı bir konudur. Beyine suresi 5. ayete bakalım. "Ve u illudahah muhlisine lehdin. Onlara emredilen ancak şuydu. Dini ona halis kılarak Allah'a kulluk etmeleri. Bakın din kelimesi ve yukim salat ve salatı ikame etmeleri. Bak salat ve din kelimeleri aynı ayette kullanılıyor. Dolayısıyla nedir bu bize? Salat kelimesinin din anlamında kullanılamayacağını öğretir. Yine benzer şekildeler de vardır. Maide suresinde de var. Tabii aynı ayette değil. Ardı ardına geçen iki ayette böyle bir durum söz konusudur. Onu da göstereyim. Bakın "Dininizi oyun ve eğlenceye alaya alanları veli edinmeyin" diyor. Bakın "dinekum hüzüven ve laiben". Bir sonraki ayette ne diyor? "Ve nade salati onlara onları salat için seslendiğinizde onlara salat için seslendiğinizde ne yaparlar? Onu oyun ve eğlenceyi alaya alırlar." Bakın salat ve din Maide suresi 57 ve 58. ayetlerde ne yapılıyor? Ayrı ayrı zikrediliyor. Başka nerede var? Bir ayet daha var. Onu da göstereyim. Eee, Rum suresi 31 ve 32. ayetler. Evet. Rum suresi 31 ve 32. ayetler. Bakın. "Münine ileyhi. Ona yönelin. Ona yönelenler olarak vekuhu onun sınırlarına uyup korunun ve salat ve salatı ikame edin. Bakın salatı ikame edin. Ve teku minel müşrikin ortak koşanlardan olmayın. Dinlerini fırka fırka ayıranlardan olmayın. O müşriklerden olmayın." Yani dinlerini fırka fırka yapanlardan olmayın. Salat'ı ikame edin. Salat ve din ne yapıyor? Aynı ayette zikrediliyor. Evet. Ki 30. ayette de ne vardır? "Ve liddini hanifa" vardır. 30. ayette "zalike dinül kayyim" vardır. 30. ayette. 30. ayette din kelimesi eee iki kez geçer. Tamam mı? 31. ayette salatın ikamesi geçer. 32. ayette de yine din kelimesi geçer. Dolayısıyla bize neyi öğretir burada? Salat'a din anlamının verilemeyeceğini öğretir.

Geleneğin eee salat kelimesine verdiği anlamlardan biri de nedir? İbadet anlamıdır. Gelenek bazı salat ayetlerine ibadet anlamı vermektedir. Bu da Kur'an'ın sistematiğine

Ay kırıdır. Salat kelimesine ibadet anlamı verilemez. Salatın bir ibadet olduğu konusunda bir sıkıntı yok. İbadet genel bir kavramdır ve geleneğin tanımladığı üzere ritüelle ilgili bir duyum durum değildir. Tamam mı?

Hayatına Allah'ın ilkelerine göre şekil verenler, Allah ne der diye yaşayanlar, yaptığı her işi Allah'ın istediği gibi yapanlar Allah'a ibadet etmiş olurlar. Yani Allah'a kulluk etmiş olurlar. Yani bizim ibadet kavramına yüklediğimiz anlam bir ritüelle ilgili değil, kullukla, hayatın tamamıyla ilgili bir anlam.

Fakat gelenek ne yapıyor? İbadet kavramını ritüelleştiriyor ve ondan sonra da ne yapıyor? Salat kelimesine bazı ayetlerde ibadet anlamı veriyor. Salat kelimesine ibadet anlamı ne yapılamaz? Verilemez.

Mesela bugün dersimizde okuduğumuz ayetlerden bir tanesini örnek verelim. Taha suresi 14. ayet. "İnnani. Şüphesiz ben benden başka ilah olmayan Allah'ım. Evet. Benden başka ilah olmayan Allah'ım. Benim dışımda bir ilah olmayan Allah'ım ben. Feudni bana kulluk et. Bana kulluk et. Ve salat." Bakın salat ve kulluk. Salat kulluk. Dolayısıyla yani geleneğin tanımına göre ibadet. İbadet kelimesi ve salat kelimesi ne yapılıyor? Aynı ayette birlikte kullanılıyor.

Başka bir ayet yok mu? Tabii ki var. Nerede var? Hemen Taha suresinin peşinde geleneğin sıralamasına göre Ta suresinin peşinde Enbiya suresinin 71. 71, 72, 73 ayetlerde. Evet. Taha suresi 73. Şöyle açayım ekrana getireyim. Taha 73'ü. Evet. "Ve cehummeten yehd emrina. Onları emrimizle yol gösteren önderler kıldık. Ve ilehim onlara vahyettik. Hayırlar yapmayı vahyettik ve salat salatı ikame etmeyi vahyettik ve ita ezzekat arınmanın bedelini yerine getirmeyi vahyettik ve lena abidin. Bakın abidin onlar bize kulluk edenlerdi. Geleneğin tanımına göre onlar bize ibadet ederlerdi. Bakın ibadet ve salat kelimeleri aynı ayette. Dolayısıyla bu ne anlama gelir? Salat kelimesine ibadet anlamının verilemeyeceği anlamına gelir.

Yine bugünkü dersimizde işlediğimiz ayetlerden bir tanesi neydi? Beyine suresi 5. ayetti. Beyine suresi 5. ayette de benzer durum söz konusu. Onlara şu emredilmişti. "İlla liabudullahe. Allah'a kulluk etmeleri. Yani geleneğin tanımına göre Allah'a ibadet etmeleri. Nasıl? Veim salat. Allah'a ibadet etmeleri ve salatı ikame etmeleri. Salat ve ibadet. Yani ne demek istiyorum? Evet. Salat ve ibadet. Ekrana getirmeyi unutmuşum. Salat ve ibadet kelimeleri. Beyine suresi 5. ayette salat ve ibadet kelimeleri aynı ayette ne yapılıyor? Zikrediliyor. Evet. Dolayısıyla ne demek istiyorum? Dersimin bu bölümünde salat kelimesine ibadet anlamı verilemez. Sorgulayarak baktığınız Kur'an'ın kendi içerisindeki sistematikle okuduğunuzda Kur'an ne yapmaktadır? Onların tahriflerini ifşa etmektedir. Siz Arapça bir kelimeyi Arapça bir kelimeyle çevirdiğiniz zaman o çeviri olmuyor. Tahrif oluyor. Aynı ayetlerde geçen iki ayrı kelimeye aynı anlamı vermek çeviri olmuyor. Tahrif oluyor. Bir de özellikle belirtmek istediğimiz ne var? Kur'an'da hiçbir iki kelime mutlak aynı anlama gelmez arkadaşlar. Bunu da özellikle ne yapalım? Belirtelim. Evet. Evet. Süremize bakıyorum. 1 saat 20 dakika. Devam edelim.

Geleneğin yalana sarıldığı bir konu da nedir? O salat salat namaz diyorlar ya. En çok yalana sarıldıkları konulardan biridir bu. O salatal yani salat destektir, yardımlaşmadır, dayanışmadır. İyi güzel. Ama başına elif lam geldiği zaman, essalat olduğu zaman nedir? O namazdır diyorlar. Şimdi onların bu iddiasını çürütelim. Evet. Allah dediğimiz gibi salat kavramını Kur'an'da değişik şekillerde açıklamaktadır. Salatın anlamını dışarıda aramak bizi gerçeklikten uzaklaştırıp ne yapacaktır? Saptıracaktır. Evet. Salatı mezheplerde ilmi hal din ve namaz hocası kitaplarında aramamalıyız. Allah'ın essalat yani o salat, şu salat, bu salat artık nasıl çevirirseniz dediği Kur'an'ın içerisinde açıklanan salattır ve namazla ilgisi yoktur. Allah bize ne yapmaktadır? Salat'ı Kur'an'da tanımlamaktadır. Kur'an'dan Allah'ın bize öğrettiği ve bizim de Kur'an'dan öğrendiğimiz salattır. O salat Bakara 239. ayeti tekrar buraya dipnot olarak düşmek istiyorum. Az önce de dedim. Öyle hatırlıyorum.

Öncelikle bir kelime kök anlamından bağımsız başka anlamlara gelmez. Mutlaka köküyle bir anlam bağı vardır. Bir kelime kökünden değişik anlamlar çıkabilir. Ancak köküyle mutlaka bir anlam bağı vardır. Bir örnek verecek olursak kafir kelimesi ki ben bu örneği çok veriyorum. Kafirin kök anlamı Kur'an'da Hadit suresi 20. ayette ne yapılmaktadır? Verilme verilmektedir. Daha doğrusu şöyle desem daha doğru olur. Hadit suresi 20. ayette kafir kelimesi kök anlamıyla kullanılmaktadır. Yani çiftçi. Diyeceksiniz ki çiftçinin kafirle ne alakası var? Kafir ne yapar? Tohumu toprağa eker ve tohumun üstünü toprakla örter. Evet. Kafir de buradan ne anlama gelir? Kur'an'ın kavramı olarak kafir. Allah'ın ayetlerinin üstünü örten, hakikatin üstünü örten, gerçeğin üstünü örten. Gördüğünüz gibi anlam bağı vardır. Kur'an Allah'ın ayetlerinin üstünü örtene kafir der. Allah'ın nimetlerinin üstünü örtüp görmezden gelene de yine aynı kökten nankör der. Hepsi kök anlamıyla nedir? Bağlıdır.

Salatın kök anlamı destektir. Ancak başına elif lam geldiğinde yani essalat olduğunda namaz anlamına gelir diyenler namazda kime destek oluyorlar? Namazın salatün kök anlamıyla hiçbir anlam bağı yoktur. Bunu söyleyenler ne yapıyorlar? Gerçeği örtüyorlar. Ritüel namazın salat kelimesiyle hiçbir anlam bağı yoktur. Kur'an'da elif lamlı ve elif lamsız olarak kullanılan birçok kelime vardır arkadaşlar. Şimdi diyorlar ya salat destektir, yardımlaşmadır, dayanışmadır. Her neyse. Fakat tamam doğru destektir. Tamam. Fakat başına elif lam geldiği zaman ne olur? Bu essalat olur. İşte o salat dediği de namazdır diyorlar ya. Şimdi onların kanıtını çürütmeye devam edelim.

Kur'an'da elif lamlı ve elif lamsız olarak kullanılan birçok kelime vardır. Bu kelimeler hiçbir yerde birbirinden kopuk bağımsız anlamlara gelmez. Elif lam takısı belirlilik ifade eder. Örneğin müşrik ifadesi genel iken başına elif lam gelip el müşrik olduğunda belli bir müşrik grubu ifade eder. Din kelimesinin başına elif lam geldiği zaman, etdin olduğu zaman dinin anlamı değişmez. Eddin ne demektir? O din. Allah'ın indirdiği o din anlamına gelir. Diğer batıl dinlerden bahsetmiyoruz. Biz eddin derken Allah'ın indirdiği Kur'an'da yazan dinden bahsediyoruz. Eddin derken dinin anlamı değişmiyor. Fakat ne oluyor? Başına elif lam gelince belirlilik kazanıyor. Kur'an hitap bilgi kümesi anlamına gelir. Elkur'an işte bu hitap bilgi kümesi anlamında mübarek kitabımızı ifade eder. Yani Kur'an'ın başına elif lam geldiğinde mübarek kitabımızı ifade eder Kur'an-ı Kerim. Fakat elif lamsız geldiğinde de ne demektir? Hitap kümesi, bilgi kümesi anlamına gelir. Yani birbiriyle anlam bağı vardır.

Şimdi ben size Kur'an'dan ayetlerle de örnek vereyim. Ayetlerle de örnek vereyim. Mesela ayeti de yansıtayım ekrana. Mesela örnek veriyorum. Hucurat suresi 16. "Dininizi Allah'a mı öğretiyorsunuz?" Değil mi? Dininizi Allah'a mı öğretiyorsunuz? Veya başka bir ayet üzerinden örnek vereyim. Ali İmran suresi 85. ayet üzerinden örnek vereyim. Ali İmran suresi 85. Ne diyor? "Veel islame dinen. İslam'ın dışında din olarak İslam'ın dışında başka bir din arayana ondan kabul edilmeyecektir diyor. Tamam. Evet. Ondan kabul edilmeyecektir." diyor. Fakat aynı surenin 19. ayetine bakalım. "Inneddine islam. Bakın din kelimesinin başında elif lam var. Ali İmran 19. Bakın Ali İmran 19'a. Din kelimesinin başında elif lam var. Bir anlam değişikliği var mı? Bir değişiklik söz konusu mu? Yani din kelimesinin başına elif lam geldiğinde anlam değişiyor mu? Değişmiyor. Yani belirlilik oluyor.

Ne yapalım? Müşrik kelimesine bakalım. Müşrik kelimesine bakalım. Rum suresi 42. ayet. "De ki dolaşın yeryüzünü. Öncekilerin akıbetinin, sonunun nasıl olduğunu bir gözlemleyin. Müşrikin. Bakın müşrikin başında elif lam yok. Onların çoğu müşriklerdendi. Geçmişte yaşamış olanlar. Burada belirlilik yok. Geçmişte yaşamışlar. Tamam mı? Göstereyim. Ekrana da yansıtayım. Bakın şuraya bakın. Müşrikin başında elif lam yok. Müşrik aynı müşrik. Öyle değil mi? Müşrik aynı müşrik. Peki bir de şeye bakalım. Tevbe suresi 5. ayete bakalım. O ayet meşhur olduğu için o ayetten örnek vermek istedim. Orada da müşrik ne yapıyor? Elif lamlı geliyor. Evet. Bakın o müşrikleri nerede bulursanız onları etkisiz hale getirin. Bakın elif lamlı geliyor. O anlaşmayı bozan belli bir müşrik grup yani başına elif lam gelince ne oldu? Belirlilik. Belirlilik oldu başına elif lam geldiğinde. Yani anlam ne yapmadı? Değişmedi.

Ne yapalım? Kur'an. Kur'an kelimesine bakalım. Tamam mı? Kur'an nerede bakalım? Yunus suresi. Meşhur bir ayet var. 15. ayet. Bakın. "Kendilerine ayetlerimiz okunup aktarıldığında bizimle karşılaşmayı beklemeyenler bi kuranin bakın gayre bize bunun dışında bir Kur'an getir bundan başka bir Kur'an getir. Buradaki Kur'an'ın bildiğimiz, okuduğumuz Kur'an'dan bahsetmiyor. Kur'an'ı özel isim olarak kullanmıyorlar. Ne diyorlar? Bize bir başka bir bilgi, başka bir hitap kümesi getir diyorlar. Bakın burada mesela Kur'an'ın başında elif lam yoktur. Evet. Bakın burada Kur'an'ın başında elif lam nedir? Yoktur. Veya yine meşhur ayetlerden birine bakalım. İsra suresi 78. Bakın "Ve Kur'anel fecr. Bakın Kur'an'ın başında yine elif lam yok. Nedir bu? Fecir Kur'an'ı. Fecrin Kur'an'ı ne anlama gelir? Kur'an neydi? Bilgi kümesi. Bilgiyi toplayıp aktarmak. Fecrin Kur'an'ı ne olur? Fecir vakti yapılan bu eğitim öğretim faaliyeti. Faaliyeti olur. Evet. Yani neyi görüyoruz? Kur'an kelimesinin başında elif lam'ın olmadığı ayetleri görüyoruz. Elif lamlı olan ayetlere bir bakalım. Elif lamlı gelen ayetlere bakalım. Yine az önce müşrikler Yunus suresi 15. ayette ne demişti? Kur'an'ı sözlerini değiştir. Ya bunun sözlerini değiştir ya da bize başka bir hitap getir. Orada Kur'an'ın başında elif lam yoktu. Bakın müşrikler yine bir şey söylüyorlar. Dikkat edin. Yine bir şey söylüyor. "Keferu o gerçeği örtenler dedi ki Kuran bakın Kur'an'ın başında elif lam var. Bu Kur'an'a kulak vermeyin. Bakın bu Kur'an'a dediği nedir? İşte o bilgi kümesi. Kur'an Muhammed Aleyhisselam'ın ona vahyedilen onun da ne yaptığı? Okuyup aktardığı Kur'an-ı Kerim'den, mübarek Kur'an'dan bahsediyor. Kur'an'ın nedir? Başında elif lam var. Veya bakın ben size hemen Yasin suresinin başını göstereyim. "Vel Kuranil hakim. Bakın başında yine elif lam var. Yani ne demek istiyorum? Bir kelimenin başına elif lam geldiğinde ne olmaz? O kelime bambaşka farklı farklı elif lamsız olduğu kelime ile alakası olmayan bambaşka anlamlara ne yapmaz? Gelmez. Bu nedir? Geleneğin sarıldığı çok büyük bir yalandır. Yani salat kelimesi namaz anlamına gelmez. Tamam. Destektir, yardımlaşmadır, dayanışmadır. İyi, güzel, hoş ama başına elif lam gelince o namaz olur iddiası kocaman bir yalandan ibarettir. Salat kelimesi az önce örnek verdim. Din genel eddin o din Allah'ın indirdiği din. Belirlilik müşrik genel. Ama başına elif lam geldi mi ne olur? O bilinen müşrik grup. O müşrikler Kur'an hitap bilgi kümesi. El Kur'an işte bu hitap bu bilgi kümesi. Yani mübarek Kur'an kerim Kur'an yani belirlilik. Dolayısıyla ne demek istiyorum? Bir kelimenin başına elif lam geldiğinde öyle bambaşka farklı anlamlara bürünmez. Salat kelimesinin başına da destek olan, salat, bağ kurmak, destek olmak, yükümlülük altına girmek, misyonuna destek vermek anlamına gelen salatın başına elif lam geldiğinde de öyle namaz anlamına falan gelmez. Bu Kur'an'ın sen Arapça biliyor musun? Sen gramer biliyor musun? Onu biliyor musun? Bunu biliyor musun diye sorular soruyorlar. Yani o kendi uydurdukları gramerdir. Ben onların uydurduğu gramerlere uymuyorum. Yani Kur'an'ı gramerlere de feda ettiklerini ben iyi biliyorum. Yani noktalama işaretlerine, bunun yanında harekelemeye mahkum ettiklerini de biliyorum. Dolayısıyla ben onların bu kurallarına, kaidelerine itibar etmiyorum. Ben Kur'an'ın kavramları kullandığı kendi iç sistematiğine göre okuyorum. Bu sistematikte zaten Kur'an kavramları tanımlıyor. Tahriflere de engel oluyor. Öz anlamlarını da amacını da bana ortaya koyuyor. Yani benim benim her zaman dediğim bir şey var. Ben Kur'an'ı geleneğin uydurduğu gramerlere, noktalamaya, harekelemeye mahkum etmem. Kur'an'ın sistematiğinde her şey ayan beyan ortaya konuyor. Yeter ki biz bu sistematikle okuyalım. Dolayısıyla ne demek istiyorum? Salatın başına elif lam geldiğinde namaz destek olan salat namaz anlamına gelmez. Bu büyük bir yalandır. Çünkü destek ile namazın hiçbir anlam bağı yoktur. Yoktur.

Yani ki önümüzdeki ders süremiz yetmedi. Önümüzdeki ders kaldığımız yerden devam edeceğiz. Anlam bağının neden olmadığını izah edeceğiz. Yani salatın ikame edilen bir şey olduğu, kılınan bir şey olmadığı, bunun yanında e namazın bir ritüel fakat salatın bir ritüel olmadığı konusunu izah edeceğiz. Özellikle hani diyorlar ya tamam salat destektir ama başına eki geldiğinde o ekim salat olduğunda o namaz olur diyorlar ya. Onların yalanlarını da deşifre edeceğiz önümüzdeki ders. Bu dersi burada sonlandıralım. Çünkü süre bu sefer çok uzayacak. Kalanını işte başına ekimu geldiğinde ne olur? Ekim salat ne anlama gelir? Salatın ikame edilen bir şey olduğu, kılınan bir şey olmadığı, salatın sosyal hayata hükmeden bir olgu olduğu, belli vakitlerde yapılan ritüel olmadığı, salatın, salatı ikame etmenin zekat ve infakla birlikte olduğu, infak ve zekat olmadan salatın ikame edilemeyeceği fakat namazın bunlar olmadan da kılınabileceği konuları. Yine bunun yanında geleneğin namaz vakitleri olarak delil gösterdiği vakitlerin gerçekte ne anlama geldiği, vakitler konusunda da geleneğin kendi kendiyle düştüğü çelişkileri ortaya koyacağız. Bu derslik bu kadar diyelim. Önümüzdeki ders salat namaz diye çevrilemez konulu dersimizin ikincisinde önümüzdeki dersimizde tekrar birlikte olmak umuduyla Allah'ın izniyle hepinizi kendisinden başka ilah olmayan Allah'a emanet ediyorum. Hoşça kalın diyorum. Yeah.