📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

"KİMSE VATANDAŞA FATURA ÖDETEMEZ!" | Selçuk Geçer & Onur Çanakçı & Çetin Ünsalan | ÜÇGEN

SÖZCÜ Televizyonu52:48

Transcription

Herkes böyle ekranlara çıkınca aman lütfen alkol ve sigara demeyelim. Sağlığa zararlı. Ulan vergileri alırken zararlı değil. Gayet de güzel tıkır tıkır alıyorsunuz.

Tek başına faizin işe yarayacağını düşünmek. Şimdi biz burada bir kek yapacağız. Un var. Faiz un. Hadi tek başına kek yap. Yapamazsın abi.

Abi bütçe fazla veriyor diye haber yaptılar. Manşet buydu. Şimdi yemin ediyorum böyle ekranın içinden geçesim geliyor. O başlıkları gördüğümde tarıma ayrılan teşfiyeye bakıyorsun. 168 milyar lira. 6 ayda faizi ödenen rakama bakıyorsun. 1 trilyon 464 milyar lira. Bir yılda tarıma ayrılan paranın neredeyse 10 katını 6 ayda faizi ödemiştir.

Asgari ücrete Temmuz'da zam geldi mi? Yok. Ulaştırmaya %10 zam geldi. Ama ben şimdi nereden bulacağım abi bu %10'u?

[müzik]

Üçgenden merhabalar. Türkiye'nin gerçek gündeminde birlikteyiz efendim. Yine sizin gündeminizle yine farklı konularla ama size dair başlıklarla her hafta olduğu gibi Selçuk Geçer ve Onur Çanakçı ile birlikte üçgen diyeceğiz. Yine bugün sizin gündeminizde birlikteyiz. Üçgen başlıyor.

Sevgili Onur, sevgili Selçuk yine vatandaşın gündemiyle, daha doğrusu Türkiye'nin gündemiyle. Eee, bunun bir kere daha altını çizmek lazım. Türkiye'nin gerçek gündemi bu. Her ne kadar başka yerlere çekiştirilse de ve ayrıca eğer büyük devletsek tek gündemli olmamız da gerekmiyor. Onun da bir kez daha altını çizelim. Bu hafta acayip şeyler konuşacağız. Yine Onur ders çalışmış. Acayip ders çalışmış. Eee, biz yatarken fırça atıyor. İşte o çalışıyor. Fırça atıyor. Evet. Çalışmadan mı geldin diyor. Evet. Ben yatarken sen nasıl yatarsın diyor. Diyor ya vardır müthiş şeyler var yani.

Bu şimdi ISO 500'ün ikincisi açıklandı. Reel sektör finansman yetiştiremiyor. Finansmana maliyetine yetişemiyor. Öbür tarafta konkordatolar eee artmış vaziyette. Borçluluk anormal ama bu sadece reel sektörde değil. Merkezi yönetimde, vatandaşla, emeklide çok enteresan eee rakamlar var, fotoğraflar var ortada. Ama Merkez Bankasının enflasyon beklentilerine bakarsak eee iyiyiz ya. Yani dezenflasyon süreci devam ediyor galiba. Siz dezenflasyona rastladınız mı bir yerlerde? Allah'a bin şükür. Daha ne daha ne istiyorsun ki? Daha ne istiyorum? Daha daha çok şey istiyorum da bu kadına değil yani. En azından ya. Peki.

E şuradan başlayalım arkadaşlar. Aslında bu hafta iki faiz kararı var ve onun deşifresi bugün yapacağımız eee programın detaylarında gizdi. Biri Avrupa Merkez Bankası, bir de Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası. Bir kere herhangi bir değişiklik bekliyor musunuz diye buradan bir sohbete başlayayım. Onur senle başlayalım.

Şimdi faiz önemli desem önemli değil, önemsiz desem önemsiz değil. Bugün kamuun kamunun gecikme faizi %44.4, politika faizi %37. Şimdi bugün zaten senin faiz oranların arasında bir uyumsuzluk söz konusu. Tam tamına 54 aydır %30'un üstünde olan bir enflasyonum var. Faiz tek başına hiçbir işe yaramadığını görüyoruz. Gördük, göreceğiz de. Tamam mı?

Şimdi şöyle bir sıkıntı var. Tek başına faizin işe yarayacağını düşünmek. Şimdi biz burada bir kek yapacağız. Un var. Faiz un. Hadi tek başına kek yap. Yapamazsın abi. Yumurta lazım, şeker lazım. Başka bir malzeme koyacak. Tek başıım fırın lazım. Anlatabil. Bize söylenen aslında unla kek yaparız. Yani en basitleştirirsek yani işte tek başına faiz politikasıyla enflasyonun düşeceğini düşünmek sadece bir malzemeyle kek yapmaya benzer. Yapamazsın. Bu kadar basit. Yapacağını düşünüyorsan işte şu rakamların hepsi ortaya çıkar. Ondan sonra derler ki ya bunlar boş konuşuyor.

Şimdi mudis, mudis senin notunu arttırdığı zaman aslan mudis diyorsun. Düşürdüğü zaman bunlar siyasi çalışıyor diyorsun. He yani düşürdüğü zaman kötü mü oluyor veya arttırmadığı zaman kötü mü oluyor? Bu arada kimse kimseye silah soruyla not vermiyor. Biz talep ediyoruz ki oradan bir not gelsin. Uluslararası alandan da o notla yatırımcı çekelim diye. Yani burada siyasi davrandıkları zamanlar oldu mu? Oldu. Ama düşürürken siyasi de yükseltirken siyasi değil mi falan gibi sorular gelir gündeme.

Bu arada çok özür dilerim. Eee, bir cümle alabilir miyim sözünüzden yemeden? Bir cümle. Nasıl bir cümle istersiniz? Yo yok. Şöyle güzel incitme. Vereyim vereyim. incitme la alayım şuradan falan. Şimdi normal şartlarda Mehmet Şimşek'in eğer planı tutsaydı şimdi Hedge fonlar geldi faize. Arkasından kimler gelecekti? Sigorta fonları gelecekti. Hep öyle olmaz mı? Hedge fonlar gelir arkadan sigorta fonları gelir. Sonradan doğrudan yatırım ve nitelikli finansman gelir. Senin istikrarsızlığın ve güven vermemenden dolayı hedge fone kaldın abi sen. Devamı gelmedi ki. Hiç onlara kadar çıktık mı orası bile tartışılır Car'tan oraya bir tık çıkamadık kimse ya geldi onlar da geldi ama iş istikrarla yüzünden tutamıyorsun onları onları da tutamıyorsun ve neticesinde işte faiz yükü önüne geliyor ki ben onu da üstadağa teslim ediyorum.

Efendim çok güzel hazırlamışsınız ellerinize sağlık bu arada bir şey sorayım onla a Onur'un söylediklerinin üstüne şunu da koyalım bak eee bir kere faizle ilgili tartışma hani kek meselesi güzeldi Aynı şeyi dolarla ilgili konuşabiliriz, ihracatla ilgili konuşabiliriz, üretimle ilgili konuşabiliriz. Hep bir tek taraftan mesele değerlendirme. Bunu da o faize ilave değerlendirelim.

O zaman ben de şöyle şey başlayayım. Soft başlayayım. Çünkü böyle çok hardcore gidiyoruz her seferinde. Tam bir ekonomik rezalet yaşıyoruz deyip soft başlayayım hikayeye. En softu bu diyorsun. En soft olabileceklerin en maksimum. En en makulü buydu. Nasıl gördüm sizi? Çok mütevazı bir açıklama yapmak istedim. Bir demeç vermek istedim. Eee, inanılmaz bir rezaletler bütünü içerisindeyiz. Yani şuradaki sayfaların hiçbirini işte Onur akşam yatıp sabah kalkıp ulan bugün de bunları mı yazsam acaba? Nereden ne bulsam da bir şeyler ortaya atsam diye çıkartmadı. Bunların hepsi resim veriler. Yani şu elimizde bulan bulunanların hepsi resim veriler. Bazılarını Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası açıklıyor. Bazılarını TÜİK açıklıyor. Bazılarını Ticaret Bakanlığı açıklıyor. Bazılarını Turizm Bakanlığı açıklıyor. Bazılarını Uyap açıklıyor. Değil mi? Yani bu bu veriler resmi veriler. Hep resmi veriler. Çünkü biz gayrimi verileri açıklayamayacak kadar, bunlar üzerine yorum yapmayacak kadar akıllı adamlarız. Çünkü biliyoruz ki herhangi bir manipülatif açıklama yaparsak 5 dakikamız yok. Yani 5 dakika sonrasında hemen burada birileri bizimle eşlik ederek başka bir yere bizi götürebilirler. Doğru mu? Onun için resmi verileri kullanmak zorundayız.

Şimdi resmi verilere baktığımızda bunu hafta bir haftadır falan ben de konuşuyorum. Hepimiz konuşuyoruz. Onurla da programda konuşuyoruz. Seninle de konuşuyoruz. Merkezi yönetim bütçesi. Abi bütçe fazla veriyor diye haber yaptılar. Evet. Manşet buydu. Şimdi yemin ediyorum böyle ekranın içinden geçesim geliyor. O başlıkları gördüğümde işte bütçe fazla verdi. Ne kadar fazla verdi? 100 milyar fazla verdi. Ya 500 milyar fazla versin. Önemli değil ki. Konumuz bütçenin fazla vermesi değil. Bir kere alt satırlarda faiz gideri var. Önce ona bir baksana. Yani ben aşağıya kadar böyle tek tek satır satır satır satır satır satır okudum. Ocak Haziran gerçekleşmelerinin içerisindeki en alt paragraflardan birisinde faiz hikayesini bulabildim. O da şey diyor. Eee faiz dışı gider diyor. Sen oradan hesap kitap yaparak ne kadar ödediğim faizi buluyorsun. Aynen. Aynen. Yani resmen çözüyorsun. Bulmaca çözüyorsun. Ama şöyle bir gerçek var. Tarıma ayrılan teşfiyeye bakıyorsun. 168 milyar lira. 5 lira pardon 168 milyar lira özür diliyorum. Ama keşke keşke 6 ayda faizi ödenen rakama bakıyorsun 1 trilyon 464 milyar lira. Yani bir yılda tarıma ayrılan paranın neredeyse 10 katını biz 6 ayda yani bir yılda da değil 6 ayda faizi ödemiştik. Altını çizelim bu borç ödemesi değil borcun ana parasının faizinin ödemesi. Bravo, bravo. Borç azalmıyor yani. Hiç azalmıyor. Onunla ilgili hiçbir sıkıntı yok. Bak ben bu konuyla ilgili Tavır Gazetesi'e de bir yazı yazdım. Onu da paylaşmak isterim. Yazıyı değil, yazının bazı başlıklarını paylaşmak isterim. 31 milyar dolara denk geliyor bu para. Doğru. Yani 1,5 milyar lira neredeyse 31 milyar dolara denk geliyor. Peki karşılığında bu parayla ne yapılabilirdi? 25 tane Avrasya tüneli yapabiliyorsun bağlantılarıyla birlikte 25 tane ki borcunu ödüyoruz hala. Tamam mı? Bu arada üz aynı sistemle yaparsa 25 tane daha mı ödeyeceğiz? Yani onu düşündüm yani. Tabii yıl sonuna kadar bir 25 Avrasya yani 50 tane Avrasya tünelinin parasını biz faize gömeceğiz bir yıl içerisinde. Hayır kastettiğim o değil. 25 tane daha yaparsan onlardan da geçelim geçmeli para ödeyeceğiz. O tabii canım o kesinmiş. 2000 ketrik yüksek hızlı tren hattı yapıyorsun abi. Türkiye'yi yani Türkiye'yi boydan boya geçiyorsun. Tamam mı? Yok kardeşim hızlı tren hattı niye yapayım ya? Ne gerek var? Ben ticaretimi, sanayimi geliştireceğim. İşte ben en merkezdeki Konya ilini denize bağlayacağım. Mersin'e bağlayacağım diyorsan hatta Karadeniz'e bağlayacağım ya da İstanbul'a limanına bağlayacağım diyorsan yük treni hattı döşeyebiliyorsun. Abi şimdi buraya dikkat. 5.000 km 5.000 km yük treni için rayla döşeyebiliriz. Yani bütün aslında reel sektör lojistik hattındaki sorunu çözersin. Aynen öyle. Maliyetlerin bak 5000 km raylı. Şimdi bu bunu önümüze koydular ya bizim bunu başka şeylerle de kıyaslamış. Onları da Onur anlatır. Onlara ben girmeyeyim. Şimdi ben böyle somut ne yapılabileceğini anlatıyorum. Yüzlerce tekel kurabiliyorsun. Türkiye'nin alkol bağımlılığı bitiyor. Türkiye'nin ciddi bir alkol bağımlılığı var. Nedir alkol bağımlılığı ile kastımız? Kişilerin alkolü olan bağımlılığı değil. Yurt dışından gelen Türkiye'ye alkolden bahsediyorum. İthal alkolden bahsediyorum. Türkiye'nin alkol bağımlılığını bitiriyorsun. Tekeli kurduğunda yüzlerce fabrika kuruyorsun. Türkiye'nin bir tütün bağımlılığı var, değil mi? Sigara bağımlılığı var. Hani herkes böyle ekranlara çıkınca aman lütfen alkol ve sigara demeyelim. Sağlığa zararlı. Ulan vergileri alırken zararlı değil. Gayet de güzel tıkır tıkır alıyorsunuz. Ya da yabancılar amuduyla Türkiye'nin içini boşaltırken de zararlı değil değil mi? Yani onlar o alkolü, o tütünü Türkiye'ye sokup onun parasını da alıp burada tutmuyorlar herhalde. Nereye götürüyorlar? Amerika'ya götürüyorlar, İngiltere'ye götürüyorlar, Fransa'ya götürüyorlar. Yani Türkiye'nin içini boşaltıyorlar. Bu faiz giderlerinin içinde onların da payı var. Çünkü onlara para ödüyoruz biz. Doğru mu abi? Bununla ilgili bir hata var mı söylediğimde? Yok. Yüzlerce şeker fabrikası üretebiliyorsun abi. Bu 1,5 trilyon lirayla. Bitti mi? Bitmedi. Yüzlerce sanayi tesisi kuruyorsun. Bir tane büyük tüpraş yapabiliyorsun. Çok büyük bir tüpraş ama yani şu anki tüpraşın 34 katı büyüklüğünde bir tüpraş yapabiliyorsun. Şu anki Petkim'in 34 katı büyüklüğünde Petkim yapabiliyorsun. Türkiye'nin tamamını internetini açsana baba. Aç bakayım internetini girebiliyor musun? Tıkır tıkır içinde girdiğin gibi, Japonya'da girdiğin gibi gir bakayım hızlı. Bir internet kullanabiliyor musun? Kaliteye satın alıyor. Evet. Yani 5G var diyorlar ya. Nerede var 5G? Şimdi yani şöyle söyleyeyim. Eee, atıyorum Serçe marka bir arabaya takarsın Mercedes motoru halini görürsün. Sonra kaportanın bu parayla bu para uzattım ama bu örnekleri vereyim. Bunların üzerine konuşalım. Kusura bakmayın arkadaşlar. Bütün Türkiye'de 5G altyapısını kurabiliyorsun. Bütün Türkiye'de veri merkezleri kurabiliyorsun. Dünya çapında yapay zeka projeleri geliştirebiliyorsun. Dünya çapında yani sen de Çin gibi bir deep sik yaratabiliyorsun ya da işte ne var bildiğimiz Gemini var değil mi başka? Chat çiftiti zaten herkes bildiği için söylemek istemiyorum. O var. Bir yığın o büyük şeyin rakibi haline gelebiliyorsun bu parayla. Yapay zekanın deliler gibi teknoparklar üretebiliyorsun. Ücretsiz olarak gençlere kiralayabiliyorsun. On binlerce güneş paneliyle ya da on binlerce rüzgar tribünüyle enerji ihtiyacının büyük bir kısmını karşılayabiliyorsun. 1,5 trilyon. Çiftçinin borçlarını silebiliyorsun. KOBİ'lerin borçlarını silebiliyorsun. Ben sana buna bir esnafın borçlarını silebiliyorsun. Vatandaşın borçlarını silebiliyorsun. Ne yapılabilir bir ilave daha yapayım. 31 milyar dolara ihtiyacım yok. 6 milyar dolar. Bu hesaplanmış bir şey. Koçata çiftliği vardı. Şimdi dağıldığı için rahatlıkla söyleyebilirim adını. Eee, modern hayvancılığın ve tarımın yapıldığı bir yer. Türkiye'ye bunlardan 6 milyar dolara 300 tane kurabiliyorsun. 300 tane kurduğunda eee, yaklaşık 3 yıl içerisinde bütün ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra 3 yılın sonunda ihracat yapabiliyorsun. 3 ila 5 milyar dolar civarında sadece buralardan ihracat imkanı oluyor. Sütün çarpı 2 oluyor buradaki teknoloji ve verimlilik sayesinde ve yaklaşık dolaylı istihdamla birlikte 5 milyon kişiye istihdam sağlayabiliyorsun. O faizin y 5,5 milyon geç 6 ayda ödediğin faizin 30 milyar dolarsa 5şte birine. Bu sadece faiz değil zaten. Bu yanlış önceliklerle israf. Bizim şu andaki mevcut yapımızın en büyük sorunlarının başında mevcut yapının diyorum bak şu günleri de yaşamamızın en büyük sıkıntısı israf ve yanlış öncelikler. Yani benim önceliğim sağlık değil, eğitim değil, tarım değil, faizse eğer abi ya kusura bakma da yağmuru bekliyorsan da çamurla baş etmeyi öğreneceksin yani. Bravo. Burada eee tercih bir de nas var, nas özür diliyorum nas var, nas yüksek faiz falan değildir. Nas var nas. Nas var nas ülkeyi bu duruma düşürmek. Bu bu nas var nastır. Bu NAS var nas'ın resmi yani tepeci resmidir. Resmi isim olmaktır aslında. Tamam mı? Bu tercih meselesinde bu geçen hafta çok konuşuldu.

E o zaman şuradan da aslında bunu açayım ki bizim vatandaşın ve reel sektörün durumuna da geçelim buradan. Bu çok kritik bir şey. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde eee asgari ücret belirlendi. 62.000 L oldu sanıyorum. 0.000 L diyeyim. Yuvarlak bizde de 28.000 000. Eee, özür diliyorum. Bir şey soracağım. Araya gireyim. Niye bu ay belirlendi? Anlatacağım. Yılda bir defa mı? İki defa. İkinci kez yani yılın ortası nedeniyle belirleniyor ama olmuyor. Bak sürprizi sürprizi bozuyorsun. Bak sürprizi bozuyorsun. Yapma. Ben sürpriz bozuyorum. Tamam bak öyle hazırlandı, yükseldi söyleyecek. Bak şimdi herkes şöyle diyor. İşte bizim paramızda falan filan. Abi onu geç bir kere. Yani eğer işte orada başka bir iki ülkenin birlikteliğinin verdiği bir strateji var. Eğer buna aklın yetmiyorsa en azından sus. Çünkü eğer onlar dönüp de Rum kesimiyle birleşirlerse oradaki doğalgazı alıp cebine de para verip seni yollayabilirler. Bugüne kadar verdiklerini de verip yani orada başka bir milli birlik var. Oraya karıştırma hiç. Fakat şeye baktım abi. Şu akla gelebilir ya. Bir dakika abi. Şimdi 60.000 000 alabiliyorlar ama eee maliyetleri yüksek olabilir. Üç şeye baktım abi. Simit aşağı yukarı aynı, çay aşağı yukarı aynı, ekmek aşağı yukarı aynı. Ha abi kiraları yüksektir. Baktım 3 + 1 İstanbul'da kaçtı? 43.000 liraydı değil mi? Ortalaması konuşmuştuk burada. 3 + 1 dairenin KKTC'de ortalama kirası 30.000 L. Heh. Şimdi bir detay daha var. Bu 6062.000 lirayı hazmedemiyoruz biz. Nasıl falan filan bütün çalışanların sadece %7'si ve bu haliyle de Avrupa Birliği nezdinde eleştiriliyorlar. Çünkü Avrupa Birliği'nde 5şlerde 6ılarda asgari ücrette çalışan oranı. Peki çok paraları olduğu için mi abi? Hayır işte bu tercihe giriyor. Çünkü sen bunu tercih etmediğin zaman işte şimdi aç Onur bizim 65 yaş üstü dahil borçlanma oranımız, batık oranımız, sürekli borçlanma ihtiyacımız, artık borçlanamama durumumuz ve ekonomik açmazımız. Şimdi eee 65 yaş üstü kredi kullanma oranı bir yılda %13 artarken kullanılan kredi miktarı %50 artmış. %50 yani çok ciddi bir rakam. 5.700.000 kişi yaklaşık 655 milyarlık kredi kullanımı yapmış. Kaç? Bir daha söyle. 5.700.000 kişi. Kullanılan ihtiyaç kredisi toplamda da 655 milyar lira. Şimdi bu aslında şunu gösteriyor kardeşim. Para yetmiyor. Yetmiyor. Bir şekilde finansmana ihtiyacım var. Dönmek için. Bu arada gece kulüplerinde eğlenmek için değil, karnını doyurmak için veya kirasını ödemek için. Yani bugün 22.500 L asgari üc şey emekli maaşı en düşük. Hadi 25.000 L de ortalama kira 43.000. Onuruyla şerefiyle. Başka bir şey söyleyeyim. Bak önemli aklıma geldi unutmayayım diye. Bakım evlerinde en düşük bakım evi fiyatı 24.000. 000, 23.000, 25.000 L o bantta geziyor. Bugün dedin ki ben emekli maaşımı feda ettim. Gideyim bir bakım evinde oturayım. Onu da yapamıyorsun. Yapamıyorsun. Yani canın bir çikolata istese alacak paran da yok artık. Şimdi bu yo bakım evi kabul etmiyor seni o anlamda söy etmiyor ya. Yok bulamıyorsun özelde de özel fiyatları zaten uçuk durumda da devlette bulursan ne hala. Şimdi bu bireysel iflaslara konuşuyoruz ya. Bireysel iflas onların aslında başlangıcı diyeyim hani çünkü kredi çekiyorsun abi bugün senin paran yoksa yarın da yok emekli sen çalışmıyorsan yani bugünden yarına gökyüzünden para yağmayacağına göre sistem aynı asıl sıkıntı konkordatoların inanılmaz derecede sıçraması şimdi birtım önlemler geldi ama daha önce de konuştuk bak 2023 senesinde geçici mühlet verilen firma 519ken 2024'te 1723, 2025le 2817. Şu anda eee Ocak, Mayıs ayında bu kadar engelleme demeyeyim de daha bir zorlaştırmayile beraber eee yaklaşık olarak 802 şey firma olmuş. 802 firma. Bak toplam ise toplam ise konkordatolarda 5861 firma 5861 firma çarpı ortalama 100 tedarikçi koy üstüne. Boş ver onu. Her birinin 100 tane tedarikçisi, çalışanı, bilmem nesi olsa kaç bin kişiyi burada nasıl bir ekonomik bunalım içine atıyorsun? Orasını sen düşün. Çünkü arkadaşlar bir dakika bak burada kritik bir nokta var. Hani bir konkordato ben konkordato alacak gücüm var. Komiserler borcumu ödemiyorum. Komiserlerin parasını ödüyorum. Ne demek konkordato abi? Ya şey iflas iflas değil ama iflas değil. Bak şimdi geçici mületyorum ya 6 ay boyunca bana bir mület veriyor. Diyor ki örnek veriyorum ilk 6 ay boyunca mesela diyor hiç kimse icra şey yapamaz veremez. Gelirler gelebiliyor ama icra falan yok. Kimse alacağını alamıyor. Tamam mı? Ondan sonra belli bir süre sonra diyelim ki 6 ay sonra baktı 3 ay daha ek verebiliyor. Ondan sonra bakıyorlar bu çocuk okumuyor iflas ediyor. Ama o arada alttakilerin hepsi batıyor. Alacaklarının tahsilatlarının giderlerini karşılamaması durumu sana nefes veriyorlar. Ama bak burada temel sorun şu. Bizde eee bir tık öncesine gidin konkordatoların iflas başvuruları patladı. Ne yaptılar? İflas başvurusunu yasakladılar. İşte onun için engellemeler sonra konkordatolar patladı. Konkordato'yu temel de bu bunlar rakam. Sen konkordatoların rakamlarına yetişmek yerine konkordatoya neden olacağın olan koşulları düzeltmeye niyetlenmezsen bunun sonu gelmez ki. Gelmiyor da zaten. Temel problem bu. Yani senin firmalar ki bunun içinde kötü niyetler de var. Onu da eee ifade edeyim. Yani ben galiba geçen sene yazın söylemiştim. Eee, bazıları hazırlanıyor bir göz atın diye. Hani onlar kötü niyetleri koydum bir kenara. Konkardonataya neden olan koşulları düzeltmediğin sürece sadece bu sene 3 oldu, yarım 5 oldu, 800 oldu, 500 oldu. Bunlarla ilgilenir hale geliyorsun. Halbuki ya şimdi şöyle düşün arkadaşlar reel sektörün bugün ikinci eee, 500'ü açıklandı. Yani bizim orta büyüklükte işletmeler dediğimiz ilk 500'ün tedarikçisi olan hatta bunlar bunların içerisinde Avrupa'nın otomotivcilerinin OMC'cileri var. Yani nispeten daha küçük işletmeler değil ama orta büyüklükte tam dinomolar. Bunların da en büyük gelirler içerisindeki gideri eee finansman maliyetleri oluşturuyor. Şimdi bu rakamın içerisinden çıkamazsın abi ama niye buradan açın diye soruyorum. Niye? Bak vatandaşı örnek verdin değil mi? Kötü mü durum? Kötü. Kötü abi. Sadece bu arada şeyi verdi. Eee yaş 65 yaşı. Onun dışındakileri söylerse o 5 trilyona 5 trilyona koşan bir eee vatandaş borcumuz var. Bak şimdi vatandaş bu durumda mı? Esnaf bu durumda mı? Eee çiftçi, emekli herkes bu durumda. Tamam. Bununla hemfikir miyiz? E tamam. Büyük şirketlerin bu durumda mı? Hı. Abi balık baştan kokar. Bizim ekonomimiz bu durumda. Yani bu o parasını veya borcunu ödeyemeyen emeklinin durumu değil ki. Sen yukarıda öyle bir yanlışın içerisine düşmüşsün ki bu en uca kadar sirayet ediyor. Problem bu.

Emeklilere üzülüyoruz. Bak emeklilere üzülüyoruz. Ben asgari ücret diye bir tık fazla üzülüyorum. Neden? Şimdi emekli çıkmam kardeşim evimden diyor. Yaşayacağımı yaşadım. Gördüğümü gördüm. Bari kimseye muhtacı olmay ama asgari ücret de öyle değil. Kapıdan dışarı çıkıyor, işine gidiyor. Çocuğunun okulu var, masrafı var, haberleşmesi var. A'dan Z'ye yani. Ve bir sene boyunca aynı maaşla devam etmek zorunluluğum var. Asgari ücrete Temmuz'da zam geldi mi? Yook. Bugün yani Temmuzun 20'sini açtığımız anda ulaştırmaya ya bugün 21'i galiba eee ulaştırmaya %10 zam geldi ama benim üç kalemimden biri TÜK'e göre. Hı hı. Doğru. Ben şimdi nereden bulacağım abi bu %10'u? Benim sürekli giderlerimi arttırıyorsun ama gelir hani çalış challeng challeng para yok vardı ya getireyim önce duş. O başka bir yere kaydı da yani mesele burada. Zikir fikir nereye kadar nereye kadar gideceğim abi ben? %10 mesela ulaştırma maliyetini kim karşılayacak abi? Sen bedava yapacak mısın mesela asgari ücretlisin? A sana %10 zammı vermeyelim diyecek misin? Şimdi veren aslında asgari ücreti zam yapan zam demeyeyim de yani enflasyon telafisi vermeye çalışı ama onlar da %5 ile %10 arası. Niye abi? Hocam ben buna eee atıyorum toplu taşıma ilgili de kızmıyorum ki. Çünkü orada da aslında alması gereken belediyeler el değiştirince sübvansiyonlar ortadan kalktı. Sanki o başka bir eee şeyin belediyesiymiş gibi.

Abi peki ben size bir soru sorayım. Nedir bunun sebebi? Yani ekonominin bu kadar kötü olmasının sebebi nedir diye sorduğumuzda işte para politikaları, faiz politikaları, bir ekonomi programının olmaması, bir ekonomi politikasının olmaması falan diyoruz ama ana hikaye ne? Ana hikayeye bakmak lazım. Ana hikaye dünyanın hiçbir yerinde vatandaşa rağmen ekonomi olmaz abi. Bak vatandaşa rağmen ekonomi olmaz. Bir ülkede gelir dağılımı adaletsizliği varsa, orta gelir yok olduysa, dar gelir bittiysa, insanlar muhtaç seviyesine düştüyse o ülkede sanayici olamaz, çiftçi olamaz, kobi olamaz, esnaf olamaz, kimse olamaz kardeşim. Bunu 10 yıl önce söylediğimizde bize gülüyorlardı. Olamaz ama niye olamaz? Çünkü senin sanayici olarak iki pazarın var, üç pazarın yok. İç pazar, dış pazar. Var mı benim bilmediğim başka bir pazar? Yok. Yok. Şimdi iç pazarına mal satamıyorsan dış pazarına yönelirsin. Orada da kur baskısıyla karşı karşıyasın. Dolayısıyla dış pazarda da bitik durumdasın. Orada da rekabet edemiyorsun. Aynı şey turizmci için de geçerli. Ülkedeki üretici için de geçerli. Fark etmiyor yani. Peki iç pazarını ayakta tutmanın yolu ne? Hani dış pazarda dış pazarda kurla ilgili bir takım ataklar yapabilirsin. Belki bir ihtimali oradan kurtarırsın. O da tek başına yeterli değil. Ama iç pazardaki hareketliliği ancak insanların satın alma gücünü ayakta tutarak gerçekleşti. Söyle benim cebimde harcayabilecek param olması lazım. Bu kadar basit abi. Otomatik basit. Şimdi niye 2000'den 2010'a kadar 2012'ye kadar falan Türkiye daha canlı bir ekonomiydi? Para vardı ya da kı para vardı. Yani yurt dışından gelen bir para vardı. O para bir şekilde vatandaşa bankaların zoruyla özellikle yabancı bankaların zoruyla aman kredi kartı alın, aman kredi kullanın diye beleşten paraya döndürüldü. Aslında insanların orada yaşam seviyesi yüks yükseltilmedi. İnsanlar borçlandırıldı ve bile bile borçlandırıldı. Bu arada o Mehmet Şimşek de bunu destekledi. Ekonomi politikası muydu? Tabii. Evet. E Sayın Şimşek zaten o dönemde bakandı. Yine tabii sonuç itibariyle insanlar borçlandırıldı. İnsanlar e o bol parayla çocuklarına bu kadar suç oranının artmasının sebeplerinden birisi o yağdırdı haklı olarak. Özel okullara gönderdi. Sitelerde oturdu daha iyi bir yaşam sürdü. İşte evde yemek yerine dışarıda yemeği tercih etti falan filan. Böyle refah, sahte bir refah yaratıldı. Sonra çağ at diye bunun önü kesildi. Hem suç oranları patladı hem vatandaş patladı. Şimdi arkasından şirketler patlıyor. Niye şaşırıyoruz ki bunu? Yani hiç sürpriz yok ortada. Böyle adım adım 2001'den bugüne kadar gelen bir süreçten bahsediyoruz. Burada kimler suçlu? Kemal Derviş suçlu. Ecevit ve o dönemde hükümette olan 57. hükümetin çıkarttığı yasalar suçlu. Sayın Ecevit de suçlu. Kusura bakmayın. Yani gerçekleri kabul edelim. O dönem de yalnız hakkını teslim edelim. Sadece kurullar kuruldu. Hayır. 57. Şu hükümet gitmeden önceki süreçte bu sürecin önünü açacak her gün 20 tane 30 tane yasa çıkıyordu abi. Yani kamu bankalarının içi boşaltıldı. Özel bankalar bitirildi. İşte bankacılık sisteminde düzenleme yapıyoruz. Allah Allah. O yaptığınız düzenleme yüzünden mi insanlar 30.000 liralık maaşıyla 1 milyarlık şey kullandılar? Eee, kredi kartı kullandılar. Nasıl bir düzenlemeymiş? Bunu kim anlatacak?

Sana birazcık daha radikal yapayım. Sen oraya gittin. Ben bir tık öne geleyim. söyleyeyim. Sanki sadece Kemal Derviş Ecevid gibi olmasın. Hemen arkasından gelen Unaki, hemen arkasından gelen Babacanlar, hemen arkasından gelen Şimşekler, tamamen külliyen AK Parti yönetimi, ekibi, o dönemde gelen bürokratlar, o dönemde gelen iş adamları hepsi suçlu. O dönemdeki STK'lar, bunların içerisinde Müsiyat ne kadar varsa TÜSİYAT da o kadar var. Kabul edelim. Tabii yani TÜSİYAT bugün hani daha sesini çıkartı diyor diye masum mu oldu yani? Hayır. Onlar da aynı suçun paydaşı aslına bakarsan ya. Göz yumuldu. Evet abi. Çünkü cazip geldi. O para kesilmeyecek zanneden. Evet. Çıkıp kimse demedi ki ya kardeş bak bu para bize geliyorken adam gibi değerlendirelim de bu parayı. Kimse demek hı. Biz dedik yaz kalmamış. Biz biz dedik biz dedik. Biz hepimiz dedik ama mesele o değil. bizim dememiz bir şey ifade etmedi. Hatta biz tukaka olduk. Hatta bizi eee idam ettiler bu konuyla ilgili defalarca. Ya ülke büyüyor niye sesinizi çıkartıyorsunuz falan diye. Biz ülkenin büyümesine Evet. biz ülkenin büyümesine karşı çıkmadık ki. Biz ülke kalıcı bir şekilde büyüsün, kalkınsın, insanların refah seviyesi artsın diye bağırı bağırındık. Yanlış mıyım abi? E geldiğimiz nokta burası işte. Peki bu düzeltilebilir mi? Elbette düzeltir. Düzeltir tabii. Eee, faturasını ödersen her şeyi düzeltir. Ya kardeşim, fatura da ödemeden düzeltirsin. Ödersin abi. Yani bunu ödeyeceksin. Yani kimse cebinden ödemezsin, bütçeden ödersin ama ödersin yani. Babacığım ben size bir şey söyleyeyim. Kimse artık vatandaşa fatura ödetmeye kalkmasın. Şimdi ama bütçe yani bütçe bir dakika. Bir dakika artık vatandaş ödeyeceği faturayı yeterince ödedi. Tribüne falan oynamak değil. Kimse birileri de çıkıp buradan tribün oynuyor falan demesin. Kimse artık vatandaşa fatura falan ödetemez. Halledir miyim? Vatandaşın da fatura ödeyecek bir durumu kalmadı. Köylerle bu işi halledersin. Tamam mı? Eee, kamu özel işbirliğiyle bu işi kapat zaten bir Türkiye'de çıkacak içinde. Bir takım zenginlerin önünü, zenginleşmesini kesersin. Tamam mı? Adil gelir dağılımını adam gibi sağlarsın. vergi sistemini değiştirirsin, ihale sistemini değiştirirsin, yurt dışı bağlantılarını bir süreliğini ertelersin tırnak içerisinde. Neyse ancak bu şekilde hızlı bir şekilde ayağa kalkarsın, tarım reformu yaparsın, sanayi reformu yaparsın, o bu falan filan ama kimse vatandaştan bir şey istemez. Bizim konuştuğumuz aslında o gün bu değil miydi? Bak büyük bir borç var. Bu borç ödenecek. Sen ülke gelirini ne kadar arttırır ve giderini azaltırsan vatandaşın sırtındaki borç yükü de o kadar azalmış ol. Üretmeden olmaz. O kadar abi. Ama üreteceksin ama tasarruf edeceksin.

Bak eee suçlu saydı ya. Ben biraz daha filmi başa sarayım mı? Sar abi. Şimdi biz burada çok sararsan Menderes'e gidersin, Özal'a giders bu kadara gitmem. Bu köprü diyoruz ya bu geçen hafta konuştuk. Yani o köprü şunun projesi, bu bu köprü bunun projesi. Ben size aslında bütün bu modelin projesinin kime ait olduğunu da söyleyeyim o zaman. Tansu Çiller. Bu meşhur iki anahtar projesi. O süreçte finanse edilemediği için patladı. 2000'li yıllarda parasal genişlemenin ve Türkiye'ye de bir şekilde kaynak akmasının eee getirdiği avantajla aslında bizim 90'larda yaşayacağımız Tansu Çillilerle birlikte iki anahtar rezaletini biz 2000'lerde yaşadık. Çünkü sonra ne öğrendik? Özel Çilliler Mersel Tansu Çilliler hükümetin ekonomi danışmanıymış. Türkiye'de krizler dönemi ne zaman başladı? Onur şey olarak mı? Neyi? Kriz. Krizler ne zaman başladı? 70'lerden başladı. Yani 75 80 arasında karşıladı kriz. 75'te kriz yoktu. 7074 falan. Onlar hep işte Kıbrıs Harbi, o bu falan filan krizler krizleri, finansal krizler ne zaman başladı? 24 Ocak kararlarından sonra. İşte yani hayır hayır o zaman senin kastettiğin şeyse ben sana söyleyeyim eee 90 itibariyle başladı onlar. Tamam. Ama 80'de atılan o Özal döneminde atılan temelle olduğu tamam mı? 24 Ocak kararlarıyla birlikte o dönemdeki serbest aşırı serbestleşme ile birlikte kur sisteminin değiştirilmesiyle birlikte bankacılık sisteminin için boşaltılmasıyla birlikte anlatabiliyor muyum? Orada da ama ikiye ayır 8387 arasındaki yaklaşımlarla 87 sonrasında ne oldu? 8387 arası. Bunu eee The Özal kitabında çok güzel anlatır görü abi. Şunu anlatam. Hayır orada altyapılar kuruldu ve belli bir yere geldi. İşte üretimde, ihracatta vesaire orada hatta hayali ihracatlar vesaire şöyle söylüyordu. Özel kitabında dönemin tanıklarından biri. Onun belgeseli de vardı biliyorsunuz. 87'de özel siyasetçi oldu dediler. He 87'de başka bir şey daha oldu ama yeni deniş var ya. Evet. 87'de oldu ama 8387'de ne turizm teşvikleri verildi be ülkede? Ne teşvikler verildi? Ne hayali ihracatlar yapıldı. Hocam İstanbul'a şunun altını çok net çizmek lazım. Bugüne kadarki hacim niyetin bu olsa bile buna izin vermiyordu. Fakat 2000'li yıllarda belki de Türkiye'nin 100 yıllık fırsatı kaçırdığı o parasal genişleme eee süreçte biz kendimizi geliştirmek yerine zehirlemeyi tercih ettiğimiz için bugün bu noktadayız.

Peki madem karşılaştırmaya gittik hani kriz ne zaman başladı? İşte ambargolardı sonrasında başka şeyler oldu. Bilmem neler falan. Bak şimdi o dönemde aynı sıkıntılar yaşanırken enflasyon anlamında söylüyorum bu kadar satın alma gücü bitik durumda mıydı? Hayır değil. Çünkü kurumların içi doluydu abi. TÜK rakamlar da gerçekti işte onun nedaklar hem de dolayısıyla eee yükseltilen maaşlar aynı oranda artırıyordu. Şimdi bak ben tüyim. Al enflasyon sıfır. Abi de ki sıfır açıkladın. Enflasyonda sıfır. Ücretlerle fiyatlar arasındaki makası nasıl kapatacaksın? Mümkün değil. Hayır. Bu veya değil. Ama bizim derdimiz bu. Onların derdi olmayabilir. Onların derdi olmadığı için bizim derdimiz her gün katlanıyor.

Tamam. Burada bir dakika. Burada bir itiraz edeceğim. Seni destekleyerek itiraz edeceğim aslında. Onlar kim? Onlar diye biri yok. İşte temel sorun burada. Onlar diye birisi var abi. Yetkisi olup sorumluluğu olmayan küçük bir azınlık var. O yetkisi olup sorumluluğu olmayan o küçük azınlık yüzünden de biz bu durumdayız. Kastettiğim tam da bu. Onlar şimdi böyle bir alışkanlık ortaya çıktı. Oradakiler onlar falan. Abi siz memursunuz ya. Yani sen benim adıma çalışıyorsun. Bu duygu kaçtı. Sanki orada başka bir kurum varmış. Kendine özelmiş. kendi kendine her türlü kararı alabilirmiş gibi durum. Hayır abi. Bence milletin şimdi şöyle bir şey var. Ben sana karşı bir hata yaptım. Sen eğer bana bunu belli edip beni tırnak içinde cezalandırmazsan bununla ilgili ikinci yapacağıma da yol açarsın. Sen eğer yapılan tüm hatalara rağmen ben bak tekrar söylüyorum isteyen istediğine oy versin. Ben bunun propagandasını yapamam. Ama eğer şimdi bu parti tutar gibi şey yapılmaz. Şey, takım tutar gibi parti desteklenmez. Eğer bir hata yapıldıysa sonuçta sandığa gittiğinde diyeceksin kardeşim ben sana bu oyun vermiyorum çünkü neden? Ben senin yönetimden mutlu değilim. Son dakika yapılan maaş sürprizleri veya kredileri kredi genişlemeleri veya krediye erişim maliyetlerinin düşünmesi kardeşim onları ben ödeyeceğim ya. Yani ben Ankara'nın 15 günde büründüğü şey gibi, resim gibi. Tamam mı? Seçim öncesinde de aynısı oluyor. Bir ilüzyon. Kredi genişlemesi. Herkes mutlu. Aa diyorlar para geldi işte asgari ücret bir 18.000 liraya yükseltildi bir anda. Oo diyorlar daha ne istiyoruz Allah'tan? Sana bir anekdot anlatayım. Ama adam dönüyor pardon seçim bitiyor. Bir dönüyor diyor hanım ya biz 18'e sevindik de evin kirası 15 oldu diyor. Anekdot anlatayım abi. Aynen. Hangi belediye ve hangi parti olduğunu da söylemeyeceğim ki hepsi üstlenebilir. Eee belediye başkanının birine diyorlar ki ya niye halkın arasına çıkmıyorsun? Abi sen bu yörenin belediye başkanısın. Cevabı şu oluyor. Benim bir tane seçmenim var. Onu da gelince uçaktan karşılıyorum. Temel sorun buraya kadar gidiyor. Kime hesap soruyorsun? Adam seni umursamıyor ki. Onun bir tane seçmeni var. Sokağın rıza rı yani partiler kanunu ve seçim kanunun ne kadar hayati olduğunun en net göstergesi bu. Doğru. Genel başkan geldin mi şu veya bu parti hiç önemli değil. Onu karşılarsa en büyük seçmeni o. Ben vatandaş olarak neredeyim? Peki bir şey söyleyeceğim. Diyelim ki iktidar partisi hani nasıl 2012 senesinde döviz gene tutuluyordu abi ama verimliği arttırabiliyorlardı. Ama reçeteyle de ama öngörüyle de ne dersen de. İpler ne zaman koptu abi?

Şimdi döviz tutuluyordu 2012'ye kadar ama doğal yollarla tutuluyordu ve bütün dünyada da döviz aslında tutuluyordu. 2008 krizinden sonra hatırlayalım bütün dünyaya oluk oluk para aktı. Çin faktörü vardı. Çin çok hızlı büyüyordu. Bütün dünyayı ele geçirmiş durumdaydı. Piyasaya oluk oluk mal akıtıyordu. Evet. O akan mallar çok ucuza geldiği için hiçbir yerde enflasyon oluşmuyordu. Kur üzerinde de bir baskı oluşmuyordu. Normalleşmişti yani dünya tırnak içerisinde tartışılab eşeldi. Neredeyse lirası aşırı değerliydi. Evet. Neres ama bizimkiler hikayeyi okuyamadılar. 2010'dan sonraki sürece baktığın zaman artık dünya değişti işte Bernanke çıktı. Tamam bitti bu hikaye dedi. Evet ya bitti dedi. Tamam yani konu kapandı artık dedi. Parasal genişleme yok. Hatta parayı çekmeye başlayacağız piyasadan dedi. Bizimkiler hala inşaat yapmaya devam ettiler. Hala kredi kartına para boğmaya devam ettiler. Sonra 201415 gibi falan böyle hafiften uyandılar. Ama uyanmalarının karşılığında yaptıkları ilk şey ne oldu? Mehmet Şimşek Öncülüğünde tütün, alkol ve benzeri ürünlerdeki vergileri arttırmak. Ya biz vergileri arttırarak bu işi çözeceğiz diye düşündük. Bir. İkincisi de kurda ufak ufak oynamaya başlayınca kur üzerinde bahaneler üretmeye başladık. Bunun adı Gezi olayları oldu. Bunun adı işte dış güçler oldu. Bunun adı başka başka bir yeni şey oldu. Tamam mı? Dolayısıyla da her yükseldiğinde biz para yakarak, para basarak, para eee borç bularak bir şekilde dengelemeye çalıştık kuru. Bu kadar basit abi. Çünkü bizim Çin'deki gibi bir sistemimiz yoktu. Tabii ki. Ve bütün sistemleri de bozmuştuk.

Şimdi bak ben de size o zaman şunu sorayım. Madem her şey normaldi Türkiye'de ki 2000'e kadar öyleydi. İşe yarar kurumlarımızı niye kapattık biz abi? Mesela Devlet Planlama Teşkilatını Türkiye niye kapattı abi? Köy Enstitüsü. Devlet Planlama Teşkilat. Ya köy enstitüsünü hadi geçtim. Devlet Planlama

Teşkilatını niye kapatırsın abi? Yani biz bugün bu köylerdeki en büyük şey bir doğru bir planlamanın üzerinde durmuyor olmak lazım.

>> Evet abi. Yani niye bizim planlama teşkilatımız yok? Niye Sayıştayımızı kaduk hale getirdik? Niye TÜİK'in içini boşalttık? Bak düşün abi hep kritik konular, kritik noktalar değil mi? Niye yargı sistemiyile ilgili oynamalar yaptık biz? Bak siyaset falan değil abi.

>> Badanacıyız.

>> Tamam abi. Peki bak bunların bunların hepsinin temel bir nedeni vardı.

>> Duvarı tamir etmek yerine hep badana yaptık.

>> Tamam. Çok güzel bir yere geldi. Bak gerçekten çok güzel. Kurumların için boşaltılması yani güven en azından sokakta karşılık görememesi. Peki abi kalem kağıdı verdik. Dedik ki hadi abi şurada masada toplandık. Bugün gelirlerini nasıl arttırırız dedik. Vatandaşın gelirlerini. Hani sorunlar belli. Çözüme gidelim şimdi. Tamam mı? Gelir arttırmak için her şeyden önce bir üretimi yapıyor muyuz abi? Mecburuz çünkü faize abi faizi bir şekilde kesersin. Köyleri de kesersin. Üretime başladın. Teknik üniversite abi bu ülkede teknik üniversiteye ihtiyacımız var. Çünkü sanayiye bizim neden abi hala düşük teknoloji şey yüksek teknoloji ihracatımız %3 %4'lerde abi bu bizim teknik üniversitemizin eksikliği veya teknik üniversiteden çıkan öğrencilerin eee üniversitelere angaje edilememesi, bunların neticesinde sonrasında iş bulamaması ve çıkıp yurt dışına gitmeleri. Yani biz bugün bir şeyleri toparlamak istersek abi üretimden başlamamız lazım. Doğru mu? Gelirleri artıracağız. Tasaruftan başlamamız lazım. Gideri azaltacağız. Sonrasında ne diyorsun abi?

>> Ya teknik üniversite bence yeterli miktarda var Türkiye'de.

>> Angga olabiliyor mu peki sanayi?

>> Yok olamıyor. Bence bence teknik üniversitesi. Üniversite değil meslek lisesine ihtiyaç var.

>> Meslek lisesi. Evet. Yani gerçek anlamda meslek lisesine hani şey dendi ya bize. Üniversite sanayi işbirliği. Boş ver. Üniversite sanayi zaten hep işbirliği içinde. Gerek yok üniversite sanayi işbirliğine. Lise sanayi işbirliğini kur önce sen. Ortaokul sanayi işbirliğini kur. Herkes üniversite bitirmek zorunda değil. Türkiye resmen bir üniversite çöplüğü haline geldi. Kaliteli işsizliği.

>> Milyonlarca çocuk üniversite mezunu olup işsiz kalıyor. Sonra tezgahtar olmak zorunda oluyor. Bambaşka işlerde çalışıyor. Tarih öğretmenliğini bitiriyor. Polis oluyor. Tamam mı? Yani böyle bir tabloyla karşı karşıyayız. Sonuç itibariyle artık bundan vazgeçilmesi gerekiyor. Bak Türkiye'de Cumhuriyet tarihi boyunca kurumlar çok iyi işini yaptı. Devlet kurumları kim ne derse desin.

>> Kitler de işini çok iyi yaptı. Ha arpalık oldu zaman zaman. Evet. Şu anda arpalık yok mu?

>> Bu arada o kitlerin sorunu değil. O siyasetçilerin arpalık dediğin şey eğer ki birilerini kadrolaştırmaksa Milli Eğitimde yok mu ya da özel sektörün içinde yok mu?

>> Devlet zoruyla buraya elaban alacaksın kardeşim denmiyor mu? O da arpalık. Onların da içi boşaltılıyor ve onlar da vergi ödeyemez hale getirildiği için devlete zarar vermiyor mu?

>> Tabii ki. Yani sonuç itibariyle abi burada yapılması gereken şey cumhuriyetin kurucu ayarlarına geri dönülmek. Aslında 1900'lere kadar gitmiyorum tekrar bak onu defalarca söylemeyeceğim. Ya kardeşim senin işler kurumların var ve bütün dünyada da bu kurumlar devam ediyor. Ayaktalar. Başta Devlet Planlama Teşkilatı, Sayıştay, Yargıtay bütün bunlar önemli. Kuvvetler ayrılığı değil mi? Yani bunlar temel ilkeler. Atatürk boşuna bunları ayrı tutmaya çalışmamış. Bazı modelleri alıp yurt dışından Türkiye'ye getirmemiş. Çünkü Osmanlı'nın da batı şikayeti aynı sebeplerden kaynaklanıyor. Yani aşırı borçlanma, Galata tüccarlarına kapitülasyonlar taviz verme, faiz dışında taviz ödeme,

>> bütün pazarını yabancılara kaptırma ve yurt dışında rekabet gücünü tamamen kaybedip hiçbir şey üretemez hale gelme. Tarım konusunda da yok olma. Onun için Osmanlı kırılıyor, yıkılıyor, bitiyor, batıyor, dağılıyor. Koskoca bir imparatorluktan bahsediyoruz abi. Senin kurumların niye yok oldu ona bakacaksın. Orada da tek bir şeye bakacaksın. Parayı takip edeceksin.

>> Hı.

>> Kurumlar yıkıldıktan sonra para nereye gitti kardeşim? Halkın cebine mi gitti? Birtım siyasetçilerin cebine mi gitti? Birtım iş adamların cebine mi gitti? Yoksa yabancıların cebine mi gitti? Yani ben şeyi de çok basit görüyorum ya. Bu parayı işte siyasetçiler indirdi. Keşke o kadar basit olsaydı.

>> Şimdi örnek aslında çok güzel. Hani diyor ya mesela bir filmde kadın ölüyor diyor ki bunun ölümünden kim fayda sağladı?

>> Yani bunun o sigortasından gelen parayı kim aldı?

>> Kim alacak abi? Katil o.

>> Katil. Aynen öyle. Katil o abi. Katilak [kahkaha]

>> eee atıfta bulundun. Bak

>> rahmetli Yaşar okuyan bir şey anlatmıştı. eee bir gün bakanlığa geliyor. Hangi sektör olduğunu söylemeyeyim. Bir tane içeride eee onu bekleyen bir yabancı eee temsilci olduğu söyleniyor. İçeri girdim diyor ya. Birebir dinledim bunu. İçeri girdim zaten oturuşundan bir beynim döndü diyor. Son derece laali falan oturmuş. Buyurun demiş. Mevzuyu söylemeyeceğim anlaşılır çünkü. demiş ki, "Şu imzalamanız lazım." demiş. Yaşar Okyan'ın anlattığı şu: "Sen demiş, ilk önce bir oturuşunu bir düzelt bakayım. Beni boş ver demiş. Sen Türkiye Cumhuriyeti bakanlığının makamında oturuyorsun. Düzeldin mi?" demiş. Ondan sonra da atmış, fırlatmış bunun suratına. 90'ların sonuna doğru oluyor bu son bakanlık döneminde ve bunu kovmuş. Kapıdan giderken herkes aslında şimdi söyledikten sonra kim olduğunu araştırırsa bulur. Kapıdan giderken dönüyor ve diyor ki bunun için yüce divanda yargılanacaksın diyor. Ve Yaşar Öküan o konuda yüce divanda yargılanıyor. Haklanıyor ayrı konu. Güce bakar mısın? Fütursuzluğa bakar mısın?

>> Abi fütursuzluk değil planlama. Adam planlı, programlı ilerliyor. Yani hiçbir şey rastlantısal değil. Ne 24 Ocak kararları rastlantısal, ne eee 1950'li yıllarda yapılan Türkiye'ye Marshall yardımları rastlantısal. Ne Tansu Çillerler rastlantısal, ne Mesut Yılmazlar rastlantısal, ne Turgut Özallılar rastlantısal. Hiçbir rastlantısal değil abi. Her şey adım adım, adım adım bir noktaya doğru getirilmiş. 2001'de de son nokta konuluyor hikayeye. Ama burada tekrar söylüyorum parayı takip edeceksin. Para nereye gidiyor abi? Para yabancının cebine gidiyor. Londralı tefeciye gidiyor. Amerikalı tefeciye gidiyor. Değil mi? Ülke, pazar tamamen yabancılar tarafından işgal edilmiş. Dahili ve harici betahların var. Yani sorunlu bir durum var. Yani dahilde de var, hariçte de var. Ve sen o dahili ve harici sorunları çözmediğin sürece bu başındaki bela büyüyerek devam edecek ve başka bir noktaya doğru gelecek. Bu felaketallığı değil. Çünkü biliyoruz ki biz bunu yaşadık. Millet olarak yaşadık. Hani Osmanlıcılar, Osmanlıcıyız biz falan diyenler Osmanlı İmparatorluğu'nun o en tepedeki noktasına bakmak yerine en dipteki noktasına bakmak zorunda. Niye battık kardeşim biz? Koskoca Osmanlı İmparatorluğu niye yıkıldı sorusunun cevabını vermek zorunda.

>> Osmanlıyla sınır Atatürk'ün eee yapı eee aktarımlara göre bizim 16 imparatorluğumuz var biliyorsunuz. 350'ye yakın devletimiz var.

>> Hepsinin

>> zannedildiği gibi kardeş kardeşi o tamam da batma nedeni ekonomik.

>> Atatürk o yüzden ilk önce ekonomiyi hallediyor.

>> Evet. Sadece 16 devletimiz değil bu arada

>> imparatorluğun

>> imparatorluğumuz değil. Bütün dünyadaki büyük imparatorlukların çökme sebebi hep aynı.

>> Yaşa. Bize özgü değil yani.

>> Ve ayakta kalan imparatorlukların da ayakta kalmasının temel sebebi kurumlarının sağlamlığı. Bugün çok eleştirdiğimiz İngiltere, Büyük Britanya niye hala ayakta abi?

>> Anayasası yok.

>> Anayasası yok. Temelleri güçlü. İnanılmaz kuvvetli bir kurumsal altyapısı var. Niye Rusya hala ayakta? Diyeceksin ki onlarda da Çarlık Rusya'sı yıkıldı. Kardeşim Çarlık Rusya'sı yıkılıyor ama yerine gelen Rusya Çarlık Rusya'sı kadar güçlü olmaya devam ediyor. Hem toprak bütünlüğü anlamında hem de fikir bütünlüğü anlamında. Ya da dön abi Amerika'ya bak bugün. Amerika da imparatorluk haline geliyor. Niye? Çünkü kurumları sağlam. Sen kurumların içini boşaltırsan abi ayakta duramazsın. Onun için Türkiye'de yaptıkları ilk şey kurumların içini boşaltmak oldu. Onun için bak biz bu tabloları yaşıyoruz. Al abi önünde.

>> O zaman sorayım. Para nerede? Araba nerede? Para nerede?

>> Akü nerede? Nerede?

>> Gene başka bir şeye bağlar. Boş ver. [kahkaha]

>> Son cümle abi. Son bir değerlendirme.

>> Yani eee aslında hani eee çözülmeyecek bir sorunumuz yok aslında baktığında. Zaten 8 seneden beri şu yaşadığımız şeyler bize şunu gösteriyor ki bizim enflasyonumuz şeyimiz ekonomik krizimiz bir kriz değil. başka bir şey sistemsel bir problemden kaynaklanıyor aslında. Eee, gelirini arttırmadan, giderini azaltmadan ve ısrarla kesinlikle %100 katlıyorum. Kurumların içini doldurmadan bir de hani diyoruz ya israf 2.2 milyondu iktidar partisi başa geldiğinde kamu çalışanı şimdi 5,5 milyon. Belki bu kadar teknolojinin geliştiği bir dönemde bu böyle bir zamanda 10 kişinin yapacağı işi millet iki kişile yaparken sen iki kişinin yapacağı işi eş dost çevre diye 15 kişiye yaptırmaya çalışıyorsun. İşte bu israfın bedelini, bu hava atmanın bedelini biz millet olarak da alın terimizle ödüyoruz.

>> Yaşas

>> hani eee İngiliz tefecileri çuvalla götürüyorlar ya faizi. Çuvalda hem faiz var hem de bu milletin alın teri var.

>> Bravo.

>> Alın teri var.

>> Selçuk son bir değerlendir.

>> Bunun üzerine bir şey söylemeyeyim ya. Çok güzel konuştu. Hiçbir şey söylemeyeyim bunun üzerine.

>> Sevgili Selçuk, sevgili Onur, haftaya yine üçgen diyeceğiz. Eee, dostlarımız sağ olsunlar bizi yalnız bırakmıyorlar. Onlara da bir teşekkür edelim bu vesileyle. Sağ olsunlar. Ama biz ne olursa olsun Türkiye ekonomisinin, Türkiye'nin buna dünyayı da katabiliriz ama vatandaşın gerçeklerini konuşmaya devam edeceğiz. Çok teşekkürler arkadaşlar. Efendim biz bugün üçgende yine sizin gerçeğinizi neden sonuç ilişkisi içerisinde konuştuk ama hem Selçuk Geçer'in hem de Onur Çanakçı'nın altını çizdiği bir nokta var ki hiçbir şey çözümsüz değil. Sadece şunu sormak lazım. Niyetim var mı? Niyetin varsa gerisi kolay. Biz haftaya yine üçgende sizin gündeminizi konuşacağız. Siz de kendi gündeminizde yabancı kalmak istemiyorsanız birlikte olalım. Hoşça kalın efendim.

>> [müzik]