📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Diyanetin Hutbesi ve Gerçekler & Ali Aydın

Ahmet Ali Yıldırım1:13:18

Transcription

Selamlar. Bugünkü dersimiz yine Kur'an, sünnet ve diyanetin uygulamaları ışığında olacak. Hani bir gelenek vardı. Kur'an, sünnet, eee, içtihat, kıyas, fukaha, yani fıkıh, böyle bir yolu izleyenler vardır. Her şeyi nakil arayanlar vardır. Sanki, eee, elçinin uygulamasını görmüşler gibi. Öyle sorular da soruluyor. "Elçi hiç namaz kılmadı mı? Siz ne diyorsunuz?" veya işte ona benzer başka bir şey yapmadım, şunu yapmadım, bunu yapmadım. Bunu soran, kendisi de o konuda bir eminliği yok. Bizim de o konuda bir eminliğimiz ancak Kur'an'a dayanarak. Elçi Kur'an'a aykırı bir iş yapmamıştır ve Kur'an'ı uygulamıştır. Çünkü tebliğ etmesi gerek. Uyması gereken Kur'an'dır. Eğer onu yapmamış olsa görevini yapmamış olurdu.

Bunun ışığında biz şimdi bu diyanetin, tabii hutbeleri de var zaten. Ali Hoca emekli imamlığı dolayısıyla bunların şeyini, içerisini de, teşkilatını da çok iyi bilir. Bakalım şimdi Kur'an ve Sünnet veya fukaha, içtihat, müçtehitlerin şeyi hangisi nereye kadar bizi getirebilir? Hangisi doğru yola bizi iletir? Buyur Ali hocam.

Şimdi hocam, diyanetin hutbesinin adı "Kur'an ve Sünnet Bütünlüğü". Euzu billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Biz bu programımızda "Kur'an ve Sünnet Bütünlüğü mü Doğrudur, yoksa Kur'an'ın dinde tek kaynak olduğu mudur? Hangisi?"

Geleneksel din, geleneksel din Kur'an, sünnet, eee, icma ve kıyas-ı fukaha diye bir şey ortaya koymuş ve buna göre hareket eder, dinini, hayatını buna göre tanzim etmiştir. Peki Kur'an bu konuda ne söylüyor? Kur'an'ın konumu nerededir? Bunların dinlerinin yeri nerededir? Bunu ortaya koyacağız. Şimdi hutbeye gelmeden önce, hutbeye gelmeden önce tabii ben birkaç ayet-i kerimenin mealini vermek istiyorum. Ama daha önce esas önemli olan, esas önemli olan biz bu programı niye yapıyoruz? Diyanet nasıl bir kurumdur? Diyanetin bu ülkede nasıl bir konuma sahiptir? İcra ettiği fonksiyon nedir? Diyanetin hutbesini işlerken bu hutbenin Kur'an'ın yüzlerce ayetine aykırı olmasının yanında, şimdi hutbe Kur'an'ın yüzlerce ayetine aykırıdır. Biz bu hutbede sadece diyanet değil, geleneksel dine, bu dinin, bu dinin bütün din adamlarına cevap veriyoruz. Tarih cevap veriyoruz. Bu fakir halkın vergisiyle diyanete ayrılan milyarlık bütçeyi de unutmayacağız. Yani en az iki, üç bakanlık bütçeyi hiçbir zaman aklımızdan çıkarmayacağız. Gerçekten diyanetin çok devasa bütçeleri, devasa masrafları var. Bu masrafların yanında icra ettiği görev, fonksiyon nedir? Eşit ağırlıkta mıdır? Bu kadar masraf, bu kadar personel, bu kadar kurum. Bunun yanında diyanete, diyanette görevli bulunan onlarca Prof, Doçent, yüzlerce müftü, binlerce vaiz, imam ve Kur'an kursu öğreticisine de, öğreticisi de hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamız gerekiyor. Şimdi bu kadar Prof var, doçentler var, Kur'an kursu görevliler, müftü var, vaiz var, ne bileyim uzmanlar var, yüzlerce, binlerce. Peki.

Evet hocam, buyur. Şimdi bir şey söyleyince ben de bir şey söyleyeyim. Oradan aklıma bir şey geldi. 110.000 cami ve mescit var Türkiye'de. 160.000 personel var diyanetin personeli. 160.000. Yani devasa fabrikalar çalışırdı. Bunlar devasa topluma faydalı işler yapardı. Yani 160.000 personel. Şu anda benim yakınımda bulunan camide üç tane, iki imam, bir müezzin var. Geçen orada oturuyorduk, arkadaş dedi ki, biri öteki, yani müşteriler, yani vatandaş namazı kıldırdı, müezzinliği de vatandaş yaptı. Üç tane imam diyelim, üçü de imam. Müezzin dediğimiz de imamdır zaten. Ve villada oturuyorlar. Bugün onların kirası 100.000 liranın üzerinde bu bölgede. Yazık yani. Bu böyle düşündü. O zaman devasa bir teşkilattan bahsediyoruz. Ürettiği hiçbir şey yok. Faydalı hiçbir şey de yaptığı yok. Yani evet. Yani bu, bu devasa kadro ve korkunç masraf, masrafa rağmen sosyal hayatta, dini hayatta Kur'an açısından dini hayattan icra ettiği, yerine getirmiş olduğu ciddi bir görev yok. Bir imalatı yok. Herkes, bütün insanlar bu kurumu şikayet ediyor. Masrafa rağmen dinin tek kaynağına bu derece ihanet edilmesi, bir de aynı zamanda Kur'an'a ihanet edilmesi, üstünün örtülmesi, ona şirk koşulması, yani onu itibarsızlaştırma ve onu yok sayma ahlaksızlığını da hiçbir zaman unutmamamız gerekiyor.

Ya Maide suresinde bir ayet aklıma geldi. Madem öyle diyor, din adamlığı ortaya attınız diyor, biz din adamıyız dediniz. Bar insanları kötü yoldan alıkoysaydınız ya. Maide 63 müdür, 62 midir? Sen hatırla. Ayeti hatırla. Ayetin metni şöyledir: "Ya din adamları onları kötülüklerden, kötü söz söylemekten alıkoymaları gerekmez miydi?" Onu yapsaydı, bar onu da yapamadılar. Millet de bir araya gelmiyor. Adamlar evlerine gidiyorlar. Çünkü diyet onlar diyor, halk soru sorar size, cevap veremezsiniz. Onlar hemen dam eden eve geçin. Evet. Dolayısıyla diyanetin ümmetin sırtında büyük bir yük olduğunu herkes bilsin. Herkes bilsin. İnsanlar bunu sorgulasın. Sorgulama olmadan asla olmaz. Asla sorgulamıyor. Diyanet özelleştirilmesi lazım. Yani bunu ben mesela iktidar özelleştirmesi lazım. Yani halk, halka bırakması lazım. Mahallelere, semtlere, lere, camilere bırakması lazım. İmamları da onlar şey etsinler. Bugün Bosna, Ersek de öyledir. Osmanlı'da da öyleydi. Diyaneti kapatması lazım. Yani evet.

Kur'an ehli muvahhidler için bütün ibadetlerden daha önemli olan görev, uydurma dinin hadisleriyle mücadele etmektir. İslam dininin esası, Şii ve Sünni kaynaklarında bulunan rivayetleri reddetmek ve onları inkar etmektir. Aslında bütün elçilerin gönderiliş amacı bu misyon. Yani bu misyon. Yüce Allah der ki: "Ey son nebi, nebiyyullah bağlı son resul olan Muhammed Aleyhisselam, hocam, bildirilen ayet: Senden önce gönderdiğimiz bütün elçilere vahyettiğimiz tek bir gerçek: Benden başka ilah yoktur. Sadece bana kulluk olacak. Sadece bana kulluk olacak." Ne demek? Benim indirdiğim vahiy başka bir şey dinde kaynak olmayacak. Yoksa başka türlü nasıl Allah'a kulluk edilecek? Bunun başka yolu yok. Başka alternatifi yok. Kulluk hizmetinde olmak demek, onun dediğini yapmak demektir. Yani evet. E o ne dediyse, o da Kur'an'da yazılıdır. Bunu doğru analiz edip bunun dı yapmamız gerekiyor. Kulluk zaten aynen sözlü değil, Allah'ın dediği. Ol, aynen Allah'ın dediği olacak. Kelime-i Tevhit sözlü bir şey değil. Yap. Yani eylemsel bir yöndür. Yani düşünce, düşünce tarzında aldığın hareketler, uygulamaların. Yani kelime-i Tevhit. Y kelime-i tevidi söyledim de ben Müslüman oldum. Öyle bir şey yok. Dinde sadece Allah'ın dediği olacak. Yani ataların batıl ve şirk sapını del etmektir. Bu görev her şeyden daha önemli ve tüm değerlerin üzerinde en kutsal ve en hayati bir görevdir. Çünkü insanları özgürlüğe kavuşturma misyonu vardır. Bu, bütün elçilerin geliş amacı ve Araf Suresi 157. ayette Yüce Allah'ın buyurduğu gibi: "Vahyin gönderiliş amacı, insanların üzerindeki yükü, esaret zincirlerini alıp atmaktır. Üzerlerine artı yükler, sorumluluklar yüklememek." Allah Kur'an bir kitap indirmiş, vahiy indirmiş. E başı sonu belli olan bir kitaptır. İnsanlar bunu yerine getirmekle mükelleftirler. İşte şunun bunun düi, bunun emri, bunun hadisi, bunun asla böyle bir şey olamaz. Böyle bir şey olamaz kardeşim. Allah'tan korkma. Evet.

Dolayısıyla din ve hüküm olarak Allah'ın indirdiği ayetlerden başka bir kaynağın olmadığını anlatmaktan daha büyük bir ibadet yok. Bu konu ile ilgili olarak yüzlerce ayet mevcuttur. Allah'ın ahirette affetmeyeceği en büyük günah, bu rivayetleri Kur'an'ın yanında ikinci bir kaynak, yani din ve hüküm olarak kabul ederek şirk koşmak olacaktır. İşte akıl sahipleri için din ve hüküm olarak Kur'an'dan başka hiçbir kaynağın olmayacağını açık olarak gösteren birkaç ayet. İlk önce hocam, biz Allah'ın kitabına gideceğiz. Allah'ın kitabı nerede duruyor? Allah'ın kitabının içeriği nedir? İlkeleri nedir? Ondan sonra diyanetin hutbesini ele alacağız.

Bismillahirrahmanirrahim. Din daha Resul aleyh hayattayken Allah tarafından tamamlanmıştır. Maide 3, Enam 115. Ayet. Allah elçileri sadece kendilerine indirilen vahyi tebliğ etmişlerdi. Mesela Maide 99, 117, Araf 62, 67, 68, 35. Mesela İsa Aleyhisselam Maide 117. ayette şöyle buyurur: "Ey Rabbim, sen mi beni ve anamı iki ilah edinin diye sen mi söyledin?" dediği zaman İsa Aleyhisselam: "Ya Rabbi, senin bana söylediğinden başka onlara hiçbir şey söylemedim. Söylediğim tek bir şey var: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin. Sadece ona kulluk edin, sadece ona hizmet edin. Ben yaşadığım müddetçe onlara gözetleyici idim. Sen bana ne emretti, onları onlara emrettin. Beni vefat ettirince onlara gözetleyici olarak sen kaldın. Onlar senin kulların. İster onlara merhamet edersin, ister azap edersin. Ama sen merhametlilerin en merhametlisin." Şu ayetin devamına baksana. Evet, ve ayet budur. "Zaman beni vefat ettirdin, üzerlerinde rakip şahit olan sen kaldın." Ondan sonraki ayet abi, söylediniz ayet geliyor. "Nebi sadece Allah tarafından indirilen vahye tabi olmuşlardır." Evet. Yunus 15, Ahkaf 9, Enam 166, Şura 10, Ahzap 12. Allah'ın Resulü sadece Kur'an ile insanları uyarmıştır. Mesela hocam, Yüce Allah der ki: "De ki: Ben sadece vahiyle sizi ikaz ediyorum, sizi uyarıyorum. Fakat sağır olanlar, ikaz edildikleri zaman bu çağrıyı duymazlar." Enbiya 45. "Rabler huzurunda toplanacaklar. Korkunları o güne iman edenleri sadece Kur'an ile uyar." Enam 51. Başka hocam, bu ayet de çok önemli. Kehf suresi 45. ayet: "Onların söylediklerini neler söylediklerini çok iyi biliyor. Sen onlar üzerinde bir zorlayıcı değilsin. Kadimden korkanları Kur'an ile uyar." 45. "Din ve hüküm olarak tek uyarı ve öt kaynağı Kur'an'dır." Yasin 56, Furkan 1, Kehf 2, 3, 4, Ahkaf 12, Enam 90, Tekvir 27, İnsan 29. "Din ve hüküm olarak Kur'an'dan başka hiçbir söze iman edilmez." Casiye 6, Murselat 50. "Allah'ın hadisinden sonra hangi söze iman edecekler?" "Allah hükmünde hiç kimseyi ortak kabul etmez." Kehf 26, Yusuf 40, Şura 10. Mesela hocam, Şura 10'da Yüce Allah buyurur ki: "Bu ayetlerin, arkadaş, onlarca ayet, yüzlerce ayet. Ya Allah'ın ayetlerinin, Allah'ın sözünün bir anlamı yok mu? Allah'ın sözünün, Allah Resulü Aleyhisselam'dan 50, 300 sene sonra çöplükten toplanan sözler kadar değeri yok mu kardeşim ya? Allah'ın kelamı, Allah'ın sözü ya göklerin ve yerin yaratmış kardeşim. Çukuruna düştünüz kardeşim ya. Çukur oldunuz ya. Allah hakkıyla takdir edemediler. Allah geçmiş toplumları bu şekilde kınıyor. Onlar diyor, Allah'a hakkıyla takdir edemediler ya. B kadrı, kadri kıymetini bilemediler Allah'ın ya. Gerçekten hocam, acı bir şey ya. Yüce Allah der ki: "Dini konularda ihtilaf ettiğiniz bir şeyde onu, onun hükmü Allah'a kalmıştır. Onu Allah'a götüreceksiniz, Kur'an'a götüreceksiniz." Evet.

Hocam, bu kitap ne için indirilmiştir? İhtilafları gidermek için indirilmiş bir kitaptır. Amacı o zaten. İhtilafları, ihtilafları indiren bir kitap. İhtilaflar yumağı haline getirildi. Rivayet ihtilaf sayesinde kitap ihtilaf doğuruyor. Bakıldığı zaman, sor, dünyada bugünkü Müslümanlara ihtilaf bir kitap olarak ortada. Şu anda ihtilafları giderici ve hakikaten yarattığı kuluna çok değer veren bir Allah'tan bahsediyoruz. Yani mümine çok değer veren, güvenen bir Allah'tan bahsediyoruz. Bunu Maide 4'te de çok açık, bariz bir şekilde anlıyoruz. "Sana neyi helal olduğunu soruyorlar. De ki: Siz de temiz olanlar size helaldir." Yani olan kişi temiz kabul ettiği yiyecekleri helal sayabileceğimiz altında en büyük küfür ve şirk kaynaklarıdır. Kasas 87, İsra 73, 74, 75. Hocam, bu İsra 73, 74, 75'i okumak istiyorum. Bunlara yakından bakalım. O kadar enteresan ayetler ki, enteresan şeyin de önünde bunlar. Hani salatın vakitleri verdikleri ayetin de önünde hemen.

Şimdi hocam, diyor ki Yüce Allah, Allah Nebi Aleyhisselam'a bak hocam, ne kadar enteresan bir şey. Y kardeşim, bu ayetler sizin rivayetlerinizi direkt sizin rivayetlerinizi kınıyor, sizin rivayetlerinizi reddediyor, sizin geleneklerinizi yok sayıyor. "Ey Nebi, sana neredeyse sana vahyettiğimizden başka bir şeye seni yönlendirecek derdi, seni götürecekler." Sana vahyettiğimizden başkasını. Demek ki Allah'tan, Allah'ın vahyettiği şeylerden başka bir şey gitmeyeceksin kardeşim. Bak, seni fitneye düşürecekler. Sana vahiy ettiğimizden başkasına götürecekler." Diyor. Peki hocam, rivayetler nedir kardeşim ya? O rivayetler Allah'ın vahyettiğinden başka bir şeydir. Ha, aynen ona da teklif ediyordur o arada rivayetten bunu da biliyoruz. Yani gel bir yıl şöyle yaşayalım, senin dediğin gibi bir yıl böyle yaşayalım, hangisi verimliye ona uyalım. Bir sürü teklif edildi Nebiye. Yani şunu yap, bunu yap diye. O zaman uyarız sana diye. O zaman ne olacaktı? O zaman ne olacaktı? Kur'an'dan vahiyden başka bir şey gitseydi ne olacaktı? Allah diyor ki: "Vahiyden başkasını bize iftira etmene götürecekler." Diyor. O zaman anlasanıza kardeşim, bu rivayetler Allah'a iftiradır bu kardeşim ya. Anlasanıza. "O zaman seni dost, önder edinecekleri Kur'an'dan başka bir şeye götürseler seni önder edinecek." Tabi o zaman seni önder yapacaklardı. Ne olacaktı? Eğer seni vahyin üzerinde sebat ettirmez, az da onlara, az da olsa onlara biraz meyl edecek. Hocam, az da olsa onlara meyl etmenin sonucu nedir? Şimdi Yüce Allah diyor ki: "Hayatın ve ölümün acılarını sana tattıracak." Eğer biraz vahiyden meyl etseydin, yan çizseydin, Allah'ın sana indirdiği ayetlerden, hayatın ve ölümün acılarını sana tattıracak. Sonra bize karşı herhangi bir sana yardım edeni de olmayacak kardeşim." Bir düşünsenize, şu dünya hayatında çekmiş olduğunuz sıkıntılar, çekmiş olduğunuz acılar, çekmiş olduğunuz ızdırapların sonucu nedir? Neden bunlar böyle oluyor? Hadi dualarınızdan düzeltin onları. Hadi düzeltin bakalım. Dolayısıyla sizi dünya hayatında, dünya hayatında rahat ettirmeyen bir din, mutlu etmeyen bir din, ahirette sizi niye cennete götürsün kardeşim ya? Niye götürsün? Eğer sizin dininizde hayır olsaydı, eğer sizin dininizde fazilet olsaydı, bu dünya hayatında da sizi mutlu ederdi, ahirette de sizi götürdü. Demek ki böyle bir şey yok. Evet.

Şimdi Allah'ın bir sürü ayeti var buna benzer. Gerçek müminseniz, siz üzülmeyeceksiniz. Kimse size zarar veremez. Dünyada da güzel yaşayacaksınız, ahiretiniz de güzel olacak. Eee, Allah'ın böyle vaatleri var. Yeryüzünün hakimler olacaksınız diye ayetler var. Bu ayetleri ben okuduğum zaman kendime de sorardım: "Ya Rabbi, senin dediğin gibi değil durum. Ortada çok perişan bir durum var." Yani ben şahsı üzerime almıyorum, genelleme üzerinden konuşuyorum. Ne yeryüzünün hakimleriyiz, ne üstün olanlar bizleriz. Biz perişan, rezil bir durumdayız. E demek ki ayetlere uymamış. Biz uymuyoruz hala. Demek ki Allah ortada yokmuş gibi. Mışmış yapıyoruz. Yani varmış gibi hareket ediyoruz ama büyük bir din inşa edildi. Allah'ın dışında, sıratı müstakim dışında bir din inşa edildi. Bu sadece Müslüman coğrafyada mı? Hayır. Hristiyan coğrafyada da öyledir. Yahudi coğrafyasında da aynıdır. Yani bunu sadece Müslümanlara has bir şey değil. Yani evet.

İçinde şek ve şüphe olmayan tek kitap Kur'an'dır. Bakara 2. Allah'tan inen vahiy dışında hiçbir dinde hidayet olmaz. Bakara 120. Din ve hüküm olarak sadece Allah'tan gelen haktır. Bakara 147. Din ve hüküm olarak Allah'tan indirilmeyen hiçbir şeye iman edilmez. Allah, Allah'ın kesin emri sadece nebi ve resullere indirilene iman edilecek. Bakara 136, Ali İmran 84. Din adamları Allah'tan indirilen ayetleri ve hidayeti gizlemişler. Bakara 159, 174, Ali İmran 187. Vahiye dayanan Hanif İslam dini dışındaki tüm dinler husr andır. Ali İmran 1985. Din ve hüküm olarak Allah'ın himayesi olan Kur'an'dan başka bir şeye sığınma hakkı yoktur. Ali İmran 103. Mezhep ve fırkalar tam bir şirk yuvası oldukları için Allah tarafından reddedilmiş. Ali İmran 106, Enam 159, Rum 30, 31, 32. Resule itaat eden Allah'a itaat etmiş olur. Nebiye itaat etmek emri yoktur. Nisa 80.

Hocam, şu ayetin, şu ayetin, şu pasajın güzelliğine [Müzik] bak. Şaşırmamak ve sapıtmak için tek yol Allah'ın açıklaması olan Kur'an'dır. Nisa 176. Resullere, sivil hayat için resullere indirilen vahiyden başka bir hüküm yoktur. Maide 44, 45, 47, 48, 117. Nisa 105. Din olarak kıyamet gününe kadar tek uyarı kaynağı Kur'an olacaktır. Enam 19. Allah'ın dost doğru ve tek yolu Kur'an'dır. Ali İmran 101, Enam 126, 161. Helal ve haramları belirleyen tek kitap Kur'an'dır. Enam 145, 150, 151, Araf 32, Nahl 116. Din ve hüküm olarak tek rahmet kapısı ve mübarek kitap Kur'an'dır. Enam 155. Kıyamet gününe kadar kafirlerin mazeretlerini ortadan kaldıran da Kur'an'dır.

Hocam, şu iki ayeti okumak istiyorum. Ondan sonra hutbeye geçeceğim. Bu iki ayet hangi iki ayettir? O zaman o, bu iki ayet. Hocam, bu Enam suresinde "Bize kitap indirilseydi de biz de onlar gibi hidayet bulurduk. Niye bize kitap indirilmedi?" Çok enteresan iki ayet. Hocam, demeyesiniz diye size kitap ve elçi gönderdik. Aynen, aynen, aynen, aynen. Hocam, hocam, not alsana oraya. Sen numara 3. İbrahim 1, 2'yi de okumanı istiyorum. Ya şey, Hud 1. Hud 1, 2. Hud, Hud, Dümer 3. Hud 1, 2. Hud 1. Bu tam buraya da gider bu. Bu ayet. Evet, evet.

Şimdi hocam, Yüce Allah der ki: Bu Enam 156, 157. Şimdi bu ayetleri okuduğumuz zaman İslam dininde rivayetlerin yerinin olmadığını, diyanetin hutbesinin hiçbir anlamının olmadığını göreceğiz. Yüce Allah der ki: "Yani insanlar ahirette sadece Kur'an'dan sorumlu olduklarını, dünya hayatında da rehber olarak, rahmet olarak, hidayet olarak sadece Kur'an'ın var olduğunu göreceğiz." Hocam diyor ki: "Zuhruf Suresi 43-44. ayet böyle söyler. Sıkı sarı vahiy sayesinde dost doğru bir yol üzerindesin. Sana ve ne bir öğüttür, hatırlat." 44-45. Aynı paragraf. "Biz ona indirmediğimiz bir şeyi bize iftira etmiş olsaydı, onun şah damarını kopar, yok ederdik." Diyor Allah kardeşim. Allah'tan kork. Emz. On ne Kur'an sünnet bütünlüğü kardeşim ya? Böyle saçma sapan bir şey olabilir mi? Bak hocam, şimdi Yüce Allah der ki: "Kitap yalnız bizden önceki iki topluluğa, Yahudilere ve Hristiyanlara indirildi. Biz onların okumalarında indirdik. Yahut eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha doğru yolda olurduk, daha çok hidayette olurduk demeyesiniz diye bu Kur'an. Bu Kur'an'ı indirdik. İşte size Rabbinizden açıkça bir delil." Hocam, ne kadar enteresan. "Size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah'ın ayetlerini yalanlayan ve insanları onlardan çeviren kimseden daha zalim kim var?" Rivayetlere çevirenlere zalim diyor arkadaşlar. İyi dikkat edin. Yani rivayetleri din edinenlere zalim diyor. Yani ayetlerden çevirip rivayetlere yapıştıranlar. Ya artık Allah'ın ayetlerini yalanlayan ve insanları onlardan çeviren, yani insanları onlardan çeviren kimseden daha zalim kim vardır? İnsanlara ayetlerimizden alıkoymaya kalkışanlar, yapmakta oldukları engellemeden dolayı azabın en kötüsüyle cezalandırılacak." Allah'tan kork kardeşim. Sen, sen bu kadar bu milletin sırtında bir yük ve bu millet, bu millet milyonlarca insan senin camiine geliyor, senin imamınla, müezzinle, müftünle, vaizinle muhatap oluyor ve şu ümmetin, şu toplumun Kur'an'dan zerre kadar bir bilgisi yok. Tek kelimenin manasını bilmiyor. İnsanların büyük çoğunluğu cemaat imamların var mı? İmamların? Buyur hocam. İmamların bilgisi var mı Kur'an'dan? Hocam ya diyanette Kur'an'dan bir kelime, Kur'an'dan bir kelimenin manasını bilmeyen binlerce imam vardır. E tabii kendisi bilmeyince, ilim sahibi olmayınca, irfan sahibi olmayınca, vicdan sahibi olmayınca cemaat ya hocam, bu, bu cemaat, bu millet, bu toplum Allah'ın huzuruna günde 40 sefer okumuş olduğu Fatiha'nın birinci kelimesini, "Elhamdülillahirabbilalemin" hangi anlama geldiğini bilmiyor. "La ilahe illallah"ın hangi anlama geldiğini bilmeyen milyonlarca insan var. Sen nasıl bu milletin parasını alıyorsun kardeşim ya? Senin, senin bu, senin bu ülkede konumun, senin bu ülkede değerin nedir kardeşim? Allah'tan kork ya. O dediğim ayetleri sen ezberden okursun. Hutbe.

Evet hocam, aynı okuyorum. Bismillahirrahmanirrahim. Elif, Lam, Ra. Bu kitap, ayetleri muhkem kılınmış, sonra detaylandırılmış. Allah tarafından, habir ve hakim olan Allah tarafından. Ayetleri muhkem kılınmış, detaylandırılmış, açık mış bir kitaptır. Neden illah başkasına hizmet etmeyesin diye? Başkasına kulluk etmeyesin de Allah bunu açıkladı. Yani Allah bizi o kadar seviyor ki, açıklanmış bir kitap indirdi. Bunu elçi açıklamadı. Kitap açıklanmış indi. Açıklanmış bir kitap indirdi. Biz buna bakalım, hatırda tutalım, başkasına kul olmayalım, özgür olalım diye. Biz özgürlüğü tercih etmiyoruz. Bir gruplara bağlanıyoruz. Yani bu kadar saçma bir durum da olamaz. Yani biz özgürlüğü tercih etmiyoruz. Bir de şefaat şey konusuydu. Zümer okur musun o? Hocam, Yüce Allah bu ayette Zümer der ki: "Dikkat edin, dikkat edin." Bak Allah diyor ki: "Dikkatimizi çekiyor." Tabii halis, halis din, halis din Allah'ın dinidir. Allah'ın dini hal, yani sin malı, sinin malı olmayacak. Yani organik, orijinal olacak. Organik, or halisi gibi biraz rivayetten, biraz ayetten değil. Asla Allah tarafından indirildiği gibi yaşanacak. Allah tarafından indirildiği gibi. Halis, Allah'ın dininde, Allah'ın dininde yanı sıra peşi sıra evliya edinenler var ya, onlara biz kulluk etmiyoruz. Kulluk etmemizin sebebi şudur: Zefe bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyor. Böyle bir şey olabilir mi ya? Allah'tan korkun. Y Allah sana onlardan çok yakın. Canım kardeşim, senin şah damarından, yani senin içinde, fıtratında zaten ruhundan üflemiş bilgileri tamam mı? Allah'ın e külliyatı ona ait olan esma-i hüsna'nın alt cüz'iyatı da bize aittir. Yani merhametli insan vardır. Allah'ın merhametli külliyatı Allah'a aittir. Cabbar insan vardır. Tamam mı? Üstün insan vardır. Yani her türlü Allah'ın sıfatlarının alt kademesi sende var zaten. Yüklenmiş. Evet.

Din ve hüküm adına Kur'an'dan başka bütün yollar sapkınlıktır. Hocam, şu ayet o kadar önemli ki. Bu ayetin numarasını söyleyeceğim. Bu ayeti okuyacağım. Yunus 32. Ayette Yüce Allah der ki: "İşte o sizin gerçek Rabbiniz olan Allah'tır. Bizim bir tane Rabbimiz vardır. Gerçek olan Rabbimiz Allah'tır. Haktan başka hak olmadıktan sonra, hak yol olmadıktan sonra, Allah'ın yolu olmadıktan sonra sapkınlıktan başka bir şey kalır mı? Durum o. Tabii o halde nasıl oluyor da haktan döndürülüyor?" Evet. Bugün durumumuz [Müzik] o. Aynen, aynen. Din ve hüküm olarak Kur'an'ı tek kitap olarak benimsemeyen istikamet üzerinde olmazlar. Hut 112.

Hocam, şu ayeti, şu ayeti okuyacağım. Yüce Allah der ki: "Allah diyor ki, Nebi Aleyhisselam, Allah Resulü'ne sana bu anlattığımız nebi ve resullerin kıssaların sebebi nedir bilir misin? Resullerin haberlerinden senin kalbini tatmin ve teskin edeceğimiz her haberi sana anlatıyoruz. Bunda, yani Kur'an'da sana gerçeğin bilgisi, müminlere de bir öğüt ve bir uyarı gelmiştir." Evet. Neyse, hocam, ben ayet çok yazmışım burada. Saadete gelelim. Kur'an'ı dinde tek hüküm kaynağı olarak kabul etmenin önünde en büyük engel, körü körüne, körü körüne bağlı olunan ataların şirk dilidir. Şimdi Kur'an'da hocam, şu ayet, şu ayet üç yerde yer alır. Ben sadece bir ayeti aldım. Ben Maide 104 ayeti aldım. Üç yerde geçer. Maide 104, Bakara 170, Lokman 21. Ayette geçer birbirine benzer ayet. "Şu onlara geliniz dendiği zaman: Geliniz Allah'ın indirdiğine, yani Resule Gelin." Hocam, sisteme bak. Nebiye değil, Muhammed'e değil. Biraz sonra hocam, hutbeyi okuyacağız. Hutbe bir facia. Demek ki yani resule gelin, yani kitaba gelin. Ya Allah'tan korkun. Bugün aynı şeyi diyanetten duyuyoruz, aynı şeyi bunlardan, tarikat ve cemaatlerden, Şii ve Sünni din adamlarından duyuyoruz. "Atalarımızı üzerinde bulduğumuz din adamı diyor, 500 ayetle getirseniz, selefin onayından geçmiyorsa bidat hükmünü vermekten tereddüt etmeyiz diyor. 500 ayet getirseniz, seleften onay almadıkça bidattır diyor." Allah bidattır diyor, adam ya bidattır diyor, hurafedir diyor, ha yalandır diyor kardeşim. Sizin atalarınız var ya, hiçbir şey bilmiyorlar. Hiçbir şey bilmiyorlar. Onlar hidayeti bulamamışlar kardeşim ya. Bunlar hidayetin üzerinde değillerdi. Biz de eminiz ona. Ona biz de eminiz. Aynen.

Evet, tekrar etmede fayda var. Din ve hüküm olarak Kur'an'dan başka hiçbir kaynak olmadığı ile alakalı yüzlerce ayet var. Yüzlerce ayet. Orada fakat nebi ile resulün arasında bulunan onlarca farkı, Kur'an'ın bağlanma bütünlüğünü, Kur'an'ı anlama metodunu, kitap ve hikmetin hangi anlama geldiğini bilmeyen, Kur'an cahili, Emevi, Abbasi devleti, Diyanet İşleri Başkanlığı, Yüksek Kurulu, yani fetva makamı, her tarafından cehalet akan şu hutbenin altına imzasını atmaktan utanmamıştır. Hocam, hutbeler Diyanet İşleri Başkanlığı Yüksek Kurulu'ndan çıkıyor. 10-15 kişi bir kurul var. Bunların çoğu Prof, Doçent. Hutbeler bu kuruldan çıkıyor. Ondan sonra camilere geliyor. Şimdi bu kuruldan, fetva makamından geçen hutbenin, hutbeyi okuyacağız. Onun üzerinde değerlendirme yapacağız. Kur'an'a vuracağız. Kur'an'a göre bu hutbe nasıl bir şeydir? Hutbe: "Kur'an ve Sünnet Bütünlüğü. Aziz Müminler, okuduğum ayet-i kerimede Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse..." Hocam, çok enteresan. Şimdi ayetin metnini okuyacağım. "Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse..." Zaten peygambere itaat ederse dedi mi, iş bitti. İşi bitirdi. Aynen öyle. Karıştı çorbaya döndü. "İşte onlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle..." Hocam, kim Allah'a ve peygambere itaat ederse, peygamberle beraber olacak. Y böyle bir, böyle bir ilim, böyle bir hikmet, böyle bir şey olabilir mi kardeşim? Böyle bir akıl? Sıddıklarla, şehitlerle, orada geçen şehit de değil hocam, şahitlerle ve iyi kimselerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır."

Şimdi hocam, şimdi orada ben sana söyleyeyim bari. İlk geçen elçidir, resuldür. İkincisi nebidir. Çünkü ahirette elçi yok, nebi var. Tabii hocam, enteresan bir şey. Madem öyle, bana çok güzel bir şey hatırlattınız. Hocam, enteresan bir şey hatırlattınız. Şimdi Kur'an'da İbrahim Aleyhisselam'la alakalı der ki: "Biz ona dünya hayatında her türlü güzelliği verdik. Ahirette de salihlerdendir." Ben düşünürdüm ya, ahirette bir insan salih olsa ne olur, olmasa ne olur? Bunun anlamı nedir? Ben buna bir anlam veremezdim. Ne zaman ki bu Nisa Suresi 59, 69. ayeti okudum. He, onun hangi anlama geldiğini gördüm. İnsanlar ahirette hocam, unvanlarıyla anılmayacaklardır. Yani bilinç düzeyleriyle anılacaklardır. Mesela ahirete geldiğimiz zaman diyeceğiz ki: "Ha, bu kimdir biliyor musun? Bu Nuh nebidir. Evet. Bu İbrahim nebidir. Bu nebi olan İbrahim'dir. Nebi olan Nuh'dur. Nebi olan İlyas. Bak bu var ya, bu dünya hayatında salih birisiydi." Bu bilinç, bilinçli birisiydi. Dolayısıyla hocam, ayette diyor ki: "Kim Allah'a, yani Resule itaat ederse..." Hocam, sistemi dağıtıyorlar ha. Bak hocam, Allah ne kadar güzel bir sistem kurmuş. "Kim Allah'a, yani Resule itaat ederse, Allah'ın nimet şu kişilerle beraber olacak: Nebiler beraber." Demek ki nübüvvet ahirette devam ediyor kardeşim. Ama resullük dünyayla alakalıdır. Ve sıddıklarla, doğrularla ve şüheda, şahitlerle, şehitlerle değil. Kur'an'da şehit yok. Kur'an'da var şahit. Şehit kavramı. Tabii sıddıklar, şahitlerle. Şehitlerle salihlerle beraber olacak kardeşim. Kim resule, Allah'a, yani resule itaat ederse, ahirette nebiler beraber olacak. Bu kelimelerin, bu kavramların konuş yerleri çok önemli. Siz nasıl iki ayete de peygamber dersiniz kardeşim ya? Kelime geçiyor orada. Başında resule itaat var. Ahirette nebi olarak getir. Nebilerin sonuncusudur zaten bu. Şehitlik konusunda da kime söyleyelim? Kur'an'da şehit kesmez. Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin. Yani güzel bir anı, anı bırakılmıştır, anılırlar. Güzellikleriyle beraber anılırlar. Tabii Türkiye Cumhuriyeti onlara şehit diyebilir. Öyle de bir maaş bağlama vesaire düzeni koymuşlar. O da olabilir. Ona da bir şey demiyoruz ama kimseyle onların şehit olduğunu, onlar en iyisini Allah bilir. İmanı neydi, hakikati neydi, ne yolda şehit oldu, bunlar hepsi ayrı ayrı meseleler. Evet.

Neyse hocam, onlar önemli. Biz ayette verilen yanlış, yanlış anlamın üzerinde duruyor. "Kim Allah'a, yani Resule itaat ederse, Allah'ın nimet şu ki şeylerle beraber olacak: Nebi, nebiler ve sıddık, sıddıklarla ve şüheda, şahitlerle ve evliya. Bunlar ne güzel arkadaştır." Kur'an-ı Mübin hiçbir ayet de Muhammed ve Nebi Aleyhisselam'a Allah'a, Allah'ın itaat edin emri bulunmaz. Yani Nebiye ve Muhammed'e itaat emri diye bir şey yoktur. İtaat sadece Allah'a ve vahyi tebliğ eden, yani onu insanlara ulaştıran Resule karşı emredilmiştir. Resul ile vahiy arasında hiçbir fark yok. Resul hayatta olduğu sürece konuşan canlı Kur'an'dır. Vefatından sonra onu sadece Kur'an temsil eder. Sadece itaat değil hocam, bu çok önemli. Sadece itaat değil. İcabet, davet, itiba, kitabı tilavet etme, tebyin, kendisine ihanet etmeme, helal ve haram kılma, istihza, alay, küfür, şikak, savaş açılma, tekzip, tasdik, hak, nur, inzar, tebliğ, emanet, aziz, kerim, üsve-i hasene, en güzel örnek. Yani en güzel örnek gibi birçok kavram Allah vahiy ve resul bağlamında kullanmıştır. Hiçbir tanesi nebi bağlamında geçmez.

Hutbe şöyle devam ediyor hocam. Hutbeye geldik. Bak hocam, hutbeye bak. Tamam. Okuduğum hadis-i şerifte Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: "Sözün en güzeli Allah'ın kitabıdır. Rehberliğin en güzeli ise Muhammed'in rehberliği." Ha, şimdi geldik hocam, dananın kuyruğunun koptuğu yere geldik ya. Şimdi ya, şimdi Allah'tan korkun. "Muhammed'in rehberliği." Muhammed'in rehberliği diye bir şey olur mu ya? Allah'tan korkun ya. Bak ben sana diyeyim, onun arkasında da ne diyordunuz? "Fe kem ka." Onu da açıkla. Ya hocam, burada nebi ve resulün arasındaki farkları bilmemenin ne kadar büyük bir fecaat, ne kadar büyük bir kaos ve kargaşa, ne büyük bir cehaleti ortaya koyduğunu görüyoruz ya. Allah'tan korusun. Allah'tan korkun. "Muhammed'in rehberliği" diye bir şey olur mu? Kur'an'a baktığımız zaman Muhammed'in rehberliğinden söz edilir mi? Kur'an'da nebi ve resul vardır. Nübüvvet makam ve mertebesi, risalet misyonu vardır. Siz Muhammed'i nereden çıkarıyorsunuz? K Muhammed'in çocukluğu, gençliği, Muhammed'in hayatı üzerinde bir tane kelime var mı Kur'an'da ya? Nebinin hatalarını niye bize gösteriyor? O zaman rehberliği olur mu? Hataları, hata işleyen bir adamın rehberliği mutlak olur mu? Çok güzel hocam. Allah razı olsun. İyi ki hatırlattınız. Kardeşim, Kur'an'da nebinin hatalarını söylüyor. Allah s bu hatalarını. Yani Muhammed, Muhammed'i siz Muhammed'i bırakın. Nebinin hatalarında diyor ki: "Nebiye ve iman edenlere, müşriklere dua etmeleri yakışmaz diyor." Kardeşim, siz Muhammed'in hangi rehberliğinden söz ediyorsunuz ya? Seiz sekiz yerde günahından tövbe et demiyor mu ona? Ya vef zembike diyor. Yaf zembike. Dünyada Muhammed'in hidayeti kadar saçma sapan bir söz yoktur. Bir daha okuyorum. Dünyada Muhammed'in hidayeti, rehberliği kadar saçma sapan bir söz yoktur. Çünkü Allah'ın indinde değerli olan Muhammed değil, vahiyi almakla yükümlü nebi ve tebliğ etmekle görevli olan Resul Muhammed Aleyhisselam'dır. Allah'tan korkun biraz. Bu Kur'an'a gelin. Biraz bu Kur'an'ı araştırın. Nebi ve resul arasındaki kavramları kavramaya çalışın kardeşim. Bunu bilin, öğrenin. Allah'ın kitabını öğrenin kardeşim. Siz bu milletin sırtında bir yük. Milletin, milletin devletin servetlerini tüketiyorsunuz. Kur'an namına en ufak bir çalışma, Kur'an'ın en basit kavramını anlamaktan acizsiniz. Kardeşim, Allah'tan korkun ya. Nasıl bir şeydir? Camiyi bile temizlemiyor. Camileri belediyeler temizlettiriyorlar ya. Boş boş duruyorlar zaten ya. Yazık aldıkları maaşlara. Bir baksınlar ya. Nasıl olacak bu iş ya? Tabii Diyanet İşleri Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı Yüksek Kurulu Kur'an cahili olduğu için bunu anlaması mümkün değildir. Kur'anın hiçbir ayetinde Muhammed övülmez. Sözlerine itibar edilmez. Hatta nebinin sözleri bile insanlar için bağlayıcı değildir. Ahzap Suresi 37. ayet hocam. Zeyd'e diyor ki: "Hanımını yanında tut, emik aleyh. Nebi hanımını yanında tut, sakın onu boşama. Allah'tan kork." Dediği halde Zeyd onu dinlemiyor, hanımını boşuyor kardeşim. Muhammed'in rehberliği nedir ya? Onun bir öncesinde mi, bir sonrasındaki mi? Ne diyor orada? "Allah ve elçisi bir şeye karar verince müminlerin ona uymaması olacak şey değil değil mi?" Bak orada elçi diye geliyor hocam. Aynı ayet. Ayet şöyledir hocam. Ayet şöyle. Bak hocam, sonrasında mıdır o? Ve 36. ayet. "Allah, yani Resulü, yani Kur'an bir konuya karar verdiği zaman mümin erkeklerin ve mümin kadınların başka bir şey tercih etmeleri mümkün değil." Dedikten sonra der: "Kim resule isyan ederse, kim Allah ve resulüne isyan ederse, apaçık bir şekilde sapıtmıştır." Dedikten sonra nebinin, nebinin sözünü dinlemeyen Zeyd vardır ve Zeyd nebinin sözünü dinlemediği halde günaha bile girmiyor kardeşim. Peş peşe ayet, ayetler peş peşe. Uyanın arkadaşlar. Yani eee, Allah elçisi vahiy demektir zaten. Elçisinin, Resulün, yani söyledikleri nebinin değil. Tabii ki nebinin atalarını Allah düzeltir, düzeltmiştir. Nebiler yani masum değiller. İsmet sıfatları yoktur. Eee, masum. Efendim, masum olan resuldür. Sayın hocam, masum olan resuldür. Ama nebiler günahsız. Allah affetmiştir. Günahlar ölmüştür dersek bu doğrudur. Evet.

Evet, bırakın Muhammed Aleyhisselam'ı ve onun adına iftira edilen binlerce rivayeti. Nebi Aleyhisselam bile söz ve davranışlardan dolayı birçok ayette eleştirilmiştir. Tevbe 113, Tahrim 1, Enfal 67, 68. Kur'an'ın dininde Muhammed değil, risalet görevi ve resul kimliği önemlidir. Nebi Aleyhisselam söz ve hareketlerinde Allah'a karşı hata yaptığından dolayı onun sözlerine mutlak itaat emredilmiştir. Fakat görevi sadece indirilen vahyi tebliğ eden Resul Aleyhisselam'a mutlak, yani kayıtsız şartsız itaat emri itaat emredilmiştir. Resul, şu kavramların mükemmelliğine bak. Resah, kim resule itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Ama Kur'an'da hiçbir ayette nebiye itaat yoktur kardeşim. Bırakın Muhammed'in rehberliği, Muhammed'in rehberliği nerede kalır? Dolayısıyla Muhammed'in rehberliği inancı tam olarak bir cehalet ve büyük bir ahmaklıktır. Muhammed Aleyhisselam nübüvvetten önce kitap nedir, iman nedir bilmeyen Ebubekir, Ali, Ammar gibi sah Mekke vatandaşıdır. Şa 52, Kehf 110, Fussilat 6. Der: "Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin." Hocam, bunlar da aynı Hristiyanlar gibi dini Muhammed'in üzerine bina etmişler. Rivayetlerin Kur'an yok. Hristiyanlar da dini İsa'nın, yani dinde İsa'yı merkeze koymuşlar. Bunlar Muhammed'i merkeze koymuşlar. Şiiler Ali'yi merkeze koymuşlar, Hasan'ı, Kerbela'yı merkeze koymuşlar. Din Allah'ın dini yok. Allah'ın dini ortada yok. Hocam, uçmuş. Ama böyle para kazanabiliyor. İnsanları özgürleştirdiğin zaman üzerinden onları sömüremezsin. Para da kazanamazsın. Biliyorsun yani. İnsanları özgürleştirmek istemiyorlar. Yani akıllılar veya yöneticiler diyelim. Mesela böyle para kazanıyorlar. Hristiyanlar da böyle para kazanıyor. Önderleri her şey, inancın önderleri para kazanıyor bu işten. Evet.

Zaten hocam, din gerçekten bir sömürü aracı haline gelmiş. Tam bir sömürü, tam bir sömürü düzeni. Yani dinde Muhammed'in rehberliği diye bir şey olmaz. Resulullah'ın, yani vahyin, yani kitabın ve ayetlerin rehberliği olur. Hutbeye devam ediyoruz. Sayın hocam, kıymetli Müslümanlar, bu eski hutbe, yeni mi dinledin? Anı her zaman, her zaman aynı hutbeye gönderirler. Kur'an sünnet bütünlüğü, her zaman aynı hutbe gelir. Evet.

Buyur. Yani hocam, bir de şöyle bir şey var. Şimdi bu e geleneksel dinde, bu şirk ve batıl dinde zihin, beyin, akıl gelişmediği için fark etmiyor. 1000 sene sonra da aynı yerde duracaklar. Hiçbir adım ileri gidemezler. 1000 sene sonra aynı hutbeyi okuyacaklar. Kur'an gibi değil. Kur'an olsa, Kur'an olsa zihni temizler, aklı temizler, seni geliştirir, yürütür. Yani bir gelişme, bir yenilenme meydana gelir. Ama geleneksel dinde, şirk dininde aynı. Hocam, bir örnek vereceğim. Ondan sonra sözünü unutma. Sözünü unutma. Mesela bir Nurculuğun ele alalım. Nurcular sadece Risale'yi okurlar. Sürekli Risale, sürekli Risale. Bin, 500 sene sonra aynı akla, aynı ilme, aynı mantığa, aynı fikre sahiptirler. Bir adım ileri gidemezler. Ama biz Kur'an üzerinde çalışma yaptığımızdan dolayı yemin ediyorum hocam, her gün bir gelişme, her gün bir ilim, her gün bir açılım. Korkunç, mükemmel, muhteşem bir şey. Evet.

Sayın hocam, 95'te cami dernek başkanı oldum. Yapım halinde camimiz. Tabii imamı da var. Bir gün kendisi camiye girerken, "Ya Ahmet abi," dedi, "geç geliyorsun," dedi, "camiye," dedi, "şey sohbeti dinlemiyorsun," dedi. Y dedim, "Hocam, bu Salebe'nin koyunlarını sefer dinledim. Gene onu mu anlatsın acaba dedim?" Y, "Salebe'nin koyunlarını," yani sen bilirsin, "Salebe'nin koyunlarını merak edenler de girsinler zaten öğrensinler." Yani en az üç sefer dinledim senden. Yani siz ne bir şey anlattığınız yok dedim. Hutbede dedim, yani aynı hikayeleri tekrarlayıp tekrarlayıp duruyorsunuz dedim. Yani evet.

Kıymetli Müminler, hocam hutbeye devam ediyoruz. Kur'an-ı Kerim Allah tarafından bütün insanlığa gönderilen son ilahi kitaptır. Cenab-ı Hakk'ın sözü, kelamıdır. Okunması ibadet olan bir kitaptır. Hocam, okunması ibadet olan bir kitaptır. Anlaşılması, manası üzerinde düşünülmesi, tefekkür edilmesi, çözülmesi diye bir olay yok. Diyanet İşleri Başkanlığı'na göre Kur'an anlaşılması için okunacak ve üzerinde tefekkür edilmesi gereken bir kitap değil, anlaşılmadan okunması gereken bir kitaptır. Halbuki hocam, Muhammed Suresi'nde Yüce Allah der ki: "Onlar Kur'an'ı tedebbür etmiyorlar mı? Yoksa kalpleri kilitli mi?" Hocam, kalpler kilitlenmiş. Muhterem.

Müminler, evet. Tedebbür de atsaydın yani ince ince, derinlemesine ayetin anlamını araştırmak demek. Arka planı, tabii arka planı, ön arka planı üzerinde düşünmek, tefekkür etmek, ortak akılla irdelemek. Hutbe şöyle devam ediyor: Muhterem Müminler, sünnet sevgili peygamberimizin hayat tarzı, sözleri, fiilleri ve onaylarıdır. Kur'an bize imanı ve yalnızca Allah'a kul olmayı emretmiş, sünnet imanın hakikatlerini öğretmiştir. İmanın, bak, sünnet imanın hakikatlerini öğretmiş. Bak hocam, ne kadar hayali, ne kadar sanal, saçma sapan, anlamı olmayan cümleler. Sana Kur'an imanı hakikaten öğretmedi mi kardeşim? Ya sen imanı nerede öğrendin kardeşim? Eğer sana Kur'an öğretmediyse, Buhari mi öğretti? Şimdi yani Müslim mi öğretti? Tirmizi mi öğretti?

Evet, hutbe şöyle devam ediyor: Evet, Kur'an bize imanımızın gereği olan ibadetleri emretmiş, sünnet bu ibadetleri nasıl yapacağımızı göstermiştir. Kur'an bize güzel ahlakı emretmiş, sünnet ise erdemli bir hayata model olmuştur. Değerli Müslümanlar, peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem alemlerin rabbinden aldığı vahyi insanlara hem tebliğ etmiş hem de açıklamıştır. Hocam, hem tebliğ etmiş hem de açıklamıştır. Onun güzide yaşantısı, Allah'ın rızasına uygun yaşayan iyi bir Müslüman için önümüzdeki en güzel örnektir. Şu geçici dünyada ve kalıcı ahiret yurdunda huzura ermek istiyorsak, istiyorsak tek çaremiz Peygamberimiz, Peygamberimizin sünnetine uymak, onun gibi yaşamayı, onun gibi düşünmeyi ve onun gibi davranmaya çalışmaktır. Kur'an-ı Kerim'de bu durum şöyle ifade edilir. Hocam, şimdi ayete bak, nasıl yapılmışlar. Ayet şu, hocam: "And olsun Allah Resulü'nde sizin için Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah'ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır." Hocam, kardeşim, Allah'tan korkun. Bak der, Allah burada bilinçli olacak, "fi Resulillah" demiş. Ne demek "fi Resulillah"? İki anlamı var. Bir, hayatta olduğu sürece risalet misyonuyla Muhammed Aleyhisselam, risalet misyonuyla en güzel örnektir. Hayattan gittikten sonra vefat ettikten sonra onu temsil eden Allah'ın Resulü Kur'an'dır. Onun için Allah orada "Resul" kelimesini kullanmış, "Nebi" dememiş. Eğer orada "Nebi" deseydi, eğer orada "Muhammed" deseydi, la mil sistem dağılırdı, sistem bozulurdu. Bizim size karşı söyleyecek hiçbir sözümüz kalmazdı. Allah'tan korkun. Orada mesela Yüce Allah der ki: "Resul size neyi verdiyse onu alın." Nebi demez, Muhammed demez, "Muhammed Nebi size ne verdiyse alın" demez. Çünkü Resul'ün iki anlamı var. Hayatta olduğu sürece risalet misyonuyla Muhammed Aleyhisselam Resul olduğundan dolayı, öldükten sonra Resul olan Kur'an. Allah burada "Resul" kavramını bilinçli kullanıyor kardeşim. Kur'an, bu göklerde yıldızların konumu gibi, Kur'an'da kavramların konumu bu şekilde dizayn edilmiştir. Siz Resul'ün yerine peygamber Muhammed'i koyamazsınız kardeşim. Resul...

Evet, sayın hocam, devam edin. O zaman Diyanet, Diyanet'in sünnet diye kayıtsız şartsız iman ettiği, Şii ve Ehl-i Sünnet dininin, dininin üzerine bina edilen hadisler baştan sona kadar şirk ve küfür dolu. Dünyanın en karanlık, en vahşi, en katliamcı, karanlık metinlerdir. Hadisler uydurulduğu günden bugüne kadar sadece savaş, fitne, cehalet, taklit, hurafe, şirk, zulüm, düşman istilaları, katliam, kargaşa, terör, taklit, fakirlik, ihtilaf, bağnazlık getirmişlerdir. Yüce Allah'ın insanlara tek emri onun ayetlerine, yani vahiye tabi olmak ve ayetlerine iman etmekten ibarettir. Yüce Allah şöyle buyurur: "Evet, rabbinizden size indirilene, Kur'an'a tabi olun. Kur'an'a uyun. Onunla beraber, onun yanı sıra başka evli, evliyaların, başka evliyanın peşlerinden gitmeyin. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz." (Araf 3) "Şüphesiz bu Kur'an benim dost doğru yolumdur. (Enam 153) Buna uyun. Başka yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah'ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için, bilinç sahibi olmanız için, bilinçli olmanız için Allah size bunları emretti." (Enam 153) "İşte bu Kur'an bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Buna tabi olun ve Allah'tan korkun ki Allah'a karşı bilinçli olun ki size merhamet edilsin." (Enam 155) Kur'an ne diyorsa, Şii ve Ehl-i Sünni dininin muhaddis ve müçtehitlerinin rivayet ve içtihatları tam aksi bir inanç ve ahlak ortaya koymuşlardır. Dolayısıyla FETÖ gibi Ehl-i Sünnet dininin fanatik taraftarı olan Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur'an cahili bir kurumdur. Tabii hocam, biz bunu söylerken, yani Diyanet'te imamların içerisinde, müftülerin içerisinde gerçekten Kur'an'ı bilen, Kur'an'a göre hareket eden şeyler vardı. Biz Diyanet İşleri Başkanlığı dediğimiz zaman bütün bir kurumu kesinlikle hedefe almıyoruz. Biz Ankara, Ankara'yı kastediyoruz. Ankara'da beyin takımı, yönetim takımını kastediyoruz. Halbuki bizim tek tek örnek ve rehberimiz, tüm Resullerle beraber inanç ve hayatı Kur'an'da anlatılan Allah'ın Resulü Muhammed aleyhisselam'dan, Kur'an'dan bağımsız Mekke ve Medine vatandaşı Muhammed aleyhisselam bize asla örnek değildir. İşte bundan dolayı Kur'an: "Andolsun ki Allah'ın Resulü'nde sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır" buyuruyor. Haset, yani ümmete örnek olan Resul aleyhisselam'dan boşu boşuna kullanılmamıştır. Aynı şekilde müşrikleri dost edinen Nebi aleyhisselam'ın arkadaşlarına Allah, İbrahim aleyhisselam ve arkadaşlarını güzel bir örnek olarak gösteriyor. Bu da Mümtehine 4. ayette. Yüce Allah der ki: "İbrahim'de ve onunla beraber olanlarda sizin için gerçekten güzel bir örnek vardı. Onlar kavimlerine demişlerdi ki: 'Biz sizden ve Allah'ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi inkar ediyoruz. Siz bir tek Allah'a iman edinceye kadar sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir.'" Peki biz Hz. İbrahim ve tarihin derinliklerinde onun izinde olan vahitleri hayatlarını nereden öğrenip onları örnek alacağız? Tabii ki tek ilahi kaynak ve kesin delil olan Allah'ın kitabı Kur'an'dan öğreneceğiz. Dolayısıyla Yüce Allah yüzlerce ayette hayatı anlatılan Resulü bizim için güzel bir örnek göstermiştir. Kur'an'dan bağımsız olan Mekke vatandaşı Muhammed'in hayatı bizim için örnek verilmemiştir. Kur'an'a göre değerli olan Resul'dür, Muhammed değil. Muhammed'in hiçbir şeyini Kur'an değerli görmez. Kur'an'da Nebi ve Resul vardır. Kur'an'a göre Muhammed ve Muhammed'in hayatı olmaz. Kur'an'da Muhammed'in nübüvvet kimliğinden ve risalet misyonundan başka hiçbir şey yoktur. Mekke müşrikleri Muhammed'e değer verir, fakat kendisine vahiy indirilen Allah'ın Resulü Muhammed aleyhisselam'ın hiçbir inancını kabul etmediler.

Hocam, burada da önemli bir şey var. Buyur. Şii ve Sünni din adamlarına baktığımız zaman Mekke müşriklerinin ahlakını görüyoruz. Mekke müşriklerinin ahlakını görüyoruz. Mekke müşrikleri de Muhammed'e değer verirlerdi. Onların kutsal kitaplarına göre emanetlerini, eşyalarını ona emanet ederlerdi. Ama Yüce Allah Nebi olarak onu gönderdi, ona vahiy indirdiği zaman ve vahyi tebliğ etmekle hükümlü olduğu zaman, vahyi tebliğ ettiği zaman Mekke müşrikleri şiddetle karşı geldiler. Mekke müşrikleri nübüvvete ve risalete karşı geldiler, Muhammed'e karşı gelmediler. Şimdi bunlara bakıyor, diyoruz hocam, bunlar da Muhammed Aleyhisselam'ın nübüvvet ve makam ve mertebesini, risalet misyonunu siliyorlar, görmüyorlar, görmezlikten geliyorlar. Tam merkeze dinlerinin merkezini "Muhammediye" oturtuyor ya. Kardeşim, sizin Mekke müşriklerden ne farkınız kaldı? Sizin Mekke müşriklerinden ne farkınız kaldı? Bize cevap verin. Evet, evet, evet. Şii ve Sünni muhaddis ve müçtehitler Resul olan M' değil, Mekke ve Medine vatandaşı olan Muhammed'e iman ederler. Evet, evet. Diyanet İşleri Başkanlığı da aynı inanç ve ahlaka sahip olduğu için Kur'an'da inanç ve hayatı anlatılan Resulü görmez, uydurma rivayetlerle cahiliyeden intikal eden Muhammed'e iman eder. Baştan sona kadar çelişkili, sorunlu, cehalet, yalan ve iftira olan Diyanet'in hutbesi şöyle devam ediyor: Kıymetli Müslümanlar, Resul-i Ekrem Efendimiz, ona peygamberlik görevi veren rabbimizin kontrolü altında yaşamış bir insan olarak kimi zaman en küçük bir hata işlediğinde bile rabbimiz tarafından hemen uyarılmıştır. Kur'an'ın ifadesiyle Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem asla heva ve hevesine göre konuşmamış, vahiye uymuştur. Ashab-ı kiram onun mübarek sözlerini ve davranışlarını büyük bir dikkatle izlemiş ve derin bir hassasiyetle genç kuşaklara aktarmıştır. Cevap, tam bir cehalet olan şu cümle bakar mısınız? "Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem asla heva ve hevesine göre konuşmamış, vahiye tabi olmuştur. Ashab-ı kiram onun mübarek sözlerini ve davranışlarını büyük bir dikkatle izlemiş." Şimdi bunu nasıl yapacağız? Şimdi biz bu çorbanın içinde, bu karmaşanın içinden nasıl çıkacağız? Kardeşim, Allah'tan korkun. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem asla heva ve hevesine göre konuşmamış, vahiye tabi olmuştur. Kur'an'da ayet-i kerime, Necm suresinde: "Ve heder" yani "Ey Mekke müşrikleri, bizim resulümüz Allah tarafından, Allah tarafından indirilmeyen hiçbir şey size anlatmaz. Onun söyledikleri sadece Allah tarafından indirilen vahiydir" derken, ashab-ı kiram onun mübarek sözlerini ve davranışlarını büyük bir dikkatle izlemiş. Şimdi bu sözleri nedir? Kur'an'a tabi olanın din ve hüküm olarak insanlar bağlayacak söz ve davranışları olur mu? Kur'an'a tabi olanın din ve hüküm olarak insanlar bağlayacak söz ve davranışlar olur mu? Aslında Allah Resulü'nün heva ve hevesine göre konuşmadığını ortaya koyan ayetin tam olarak meali şöyledir: "Ey Mekke müşrikleri, resulümüz olan Muhammed'in size okuduğu şeyler ona ait olmayan, Allah tarafından kendisine indirilen vahiydir. Yani ona iftira ederek yalan söylemeyin. Elçimiz size sadece Allah tarafından indirilen vahyi tebliğ ediyor." Hocam, onlar Mekke müşrikleri, bu ayetin en-i sebebi şudur: Mekke müşrikleri diyorlardı ki: "Ey Muhammed, Allah tarafından, Allah'a iman olduklarından dolayı, Mekke müşrikleri Allah'a iman ediyorlardı ama onlara okumuş olduğu vahiy diyorlardı ki: 'Ya Muhammed, sen bu okudukların Allah tarafından gelenler değil, sen bunu kendinden uyduruyorsun.' Mesele bu." Hocam, Cin, Necm suresinin 1 ile 19 olması lazım. Eee, onu sorguluyorlar. Yani sana bu Kur'an Allah tarafından indirilmedi diye. Allah Kur'an'ın nasıl indirildiğini onlara izah ediyor. Evet, evet, aynen. Necm suresi onun başlangıcı, onu izah ediyor. Nasıl indiğini, ne şekilde, nerede, ağacın altında vesaire. Bu Necm suresinde mesela Cebrail geçmedi ama oraya Cebrail parantezde de koymuştur. Hep hatalı çevrimleri var. Orada da evet. Yukarıdaki iki ayeti Kur'an'ın bağlanma metninden kopararak, vahiyden bağımsız olarak Allah Resulü adına iftira edilen her söz vahiy olarak algılamak ve bu şekilde inanmak büyük bir küfür ve açık bir şirktir.

Hutbe şöyle devam ediyor: Kur'an ve Sünnet ayrılmaz bir bütündür. Kur'an ve Sünnet ayrılmaz bir bütündür. Dinimizin esasını teşkil eden Kur'an'ı Peygamberimizin sünnetinden ayrı düşünmek imkansızdır. Kur'an ve Sünnet arasına mesafe koymak, "Kur'an bize yeter" diyerek, hocam dikkat, "Kur'an bize yeter" diyerek sünnetin dindeki yerini hafife almak, Peygamberimizden bize ulaşan sahih bilgi hakkında şüphe uyandırmak niyet iyi niyetten uzak büyük bir vebaldir. Siz açık bir küfür ve şirk işliyorsunuz. Böyle söz olur mu? Böyle hutbe olur mu? Demin Allah'ın onlarca ayetini okuduk, yüzlerce ayet vardır. Sizin nasıl bir imanınız var? Siz nasıl bir dine mensupsunuz kardeşim? Ya Kur'an'a iman eden Müslüman toplumların geleneği sünnet ile yorulmuş. Hocam, söze bak. Kur'an'a iman eden Müslüman toplumların geleneği sünnet ile yorulmuş. İslam medeniyetinin temelleri Kur'an ve Sünnet üzerine kurulmuştur. Kim? Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Veda hutbesinde şöyle buyurmuştur: "Size iki şey bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldığınız sürece asla şaşırmazsınız. Bunlar Allah'ın kitabı ve peygamberin sünnetidir." Cevap, hocam, şimdi cevabımız aslında Kur'an'a baktığımızda ayetlerle risaletin birbirinden ayrı düşmeyeceğini açık olarak görüyoruz. Yani uydurma ve iftira dinin hadisleri değil, resullük misyonu ile ayetler birbirinden ayrılmaz, et ve tırnak gibi birbirinin içine girmiş olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla Diyanet'in fanatik bir şekilde bağlı olduğu Emevi, Abbasi uydurma şirk dini baştan sona kadar yalandır, Allah'a iftiradır. Kur'an'a göre bağlanması, sarılması ve sımsıkı sımsıkı sarılması gereken tek kaynak Allah'ın kitabı Kur'an'dır. "Hep birlikte Allah'ın ipine sığının, parçalanmayın" ayetini nerede okuyacaksın kardeşim? Şimdi Ali İmran suresinde demiyor mu, Allah'ın himayesi olan Kur'an'a sarılın demiyor mu? Nerede sünnet kardeşim? Allah'tan kork, yalancı iftiracılar! Allah'a iftira ediyorsun. Kur'an'da nerede sünnete bağlanacak? Sen ilk önce Nebi ve Resul arasındaki farkları bir öğren, ondan sonra konuş. Nebi ve Resul arasındaki farkları bilmeden senin dinden konuşmaya, İslam'dan konuşmaya hakkın var mı? Bu millet milyonlarca insan Kur'an'dan tek bir kelime bilmeden Allah'ın huzuruna gidiyor. Sizin Kur'an'ı ketm etmeniz, saklamanız, gizlemeniz, yamuk göstermeniz sayesinde. Allah'tan korkmazlar. Yüce Allah der ki: "Sen sana vah..." Hocam, sesin, sesin gitti. Telefon mu sana geldi bilmiyorum. Veda hutbesinde... Evet, hocam. Evet, Kur'an'da onlarca ayette, yüzlerce ayette Yüce Allah Nebi'ye derken, "sana vahiy tabi ol", "sana vahiy tabi ol" (5'te var, Ahzab 1'de var, birçok yerde var, Yunus 9'da var) sana vahiy tabi ol derken, bunlar getirmişler sünneti, Allah Resulü'nden 250 sene sonra uydurulan dünyanın en yalan, en iftira, en şirk, en küfür sözlerini dinini millete rehber olarak edinmişler. Bu kadar, bu kadar üzerinde duruyoruz. Bu kadar sizin yolunuzun şirk ve küfür olduğunu söylüyoruz ve siz Diyanet ve siz Diyanet devlete dayanıyorsunuz. Bizim hakkımızda en ufak bir şey söylesenize. Evet, "Ey Resul, rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, onun elçiliğini yapmamış olursun." Ne demek yani? Ey din adamları demek, Allah tarafından indirilene anlatın kardeşim ya. Allah tarafından indirilene anlatın.

[Müzik] 87. Allah kendilerine kitap verilenlerden bir söz almıştı: "Onu insanlara açıklayın, beyan edin, sakın gizlemeyin." Arkalarına attılar onu, sömürü aracı haline getirdiler. Dünyayı... Sen şimdi diyorsun ki, niye öyle bir din kurdular kendilerine göre bir din kurmaları gerekiyordu. Hepsi para. İşte bu ayette ne dedi? "Az bir para kazanmak için." Az bir, az derken, ya dünya geçine az diyor orada zaten. Yani dünya hayatında geçimlerini rahat sağlamak için dini sattılar. Ya diyor, hocam, onlar diyor hidayeti, hidayeti, rahmeti, bereketi sapkınlığın karşılığında aldılar. Bir ayette diyor ki: "Hidayete bedel körlüğü tercih ettiler." Hocam, onlar kör bir toplum, kör bir toplum. Öyle zaten şu anda da hak ettiğimizi buluyoruz toplumsal olarak. Yani aynen, aynen. Hadisler uydurulduğu günden bugüne kadar medeniyet ve huzur değil, her zaman kan, kaos, anarşi, zulüm, katliam, kargaşa, terör, cehalet, fakirlik, isyan, zulüm, şirk, parçalanma, bölünme, düşmanlık, taklit, cehalet, akılsızlık ve düşman istilaları yaratmışlardır.

Hutbe şöyle devam ediyor: O halde yüce kitabımız Kur'an'a sımsıkı sarılalım ve onun emri üzerine sevgili peygamberimizin sünnetine uyalım. Hocam, Allah'tan kork. Allah'ın hangi emrinde sünnete sarılmak var? O halde yüce kitabımız Kur'an'a sımsıkı sarılalım ve onun emri üzerine sevgili peygamberimizin sünnetine uyalım. Nerede var kardeşim? Kur'an'da peygamber sünnetine uy. Nerede var? Sünneti var. Allah'ın sünnetinde değişme bulamazsın der. Dinimizi en doğru şekilde öğrenme ve yaşama konusunda Kur'an'ın rehberliğinde ve sünnetin izinden ayrılmayalım. Kur'an ve sünneti birbirinden ayırarak din istismarına kapı arayanlara, şöhret ve çıkar düşürmeye çalışanlara karşı uyanık olalım. Bak, bak, bak, bak. Hocam, sana söylüyor sana. Heh, aynen. Sünneti bugüne taşıyan hadis külliyatının güvenilir olmadığını iddia eden... Güvenilir olmadığını değil, şirk ve küfür olduğunu söylüyoruz kardeşim. Şirk ve küfür olmadığını iddia eden bir zihniyete asla itibar etmeyelim. Sahih sünneti, Peygamberimize ait olmayan sözler ve hurafelerle istismar edenlere karşı uyanık olalım. Ulan şimdi senin taptığın, senin kulluk ettiğin Buhari'den öyle hadisler söylerim ki, öyle hadisler var ki, rezil olursun ya. Rezil olursunuz kardeşim. Sizin, sizin bu sözleriniz bir anlamı var mı? Sizin bu Buhari'ye taptığınız, Allah gibi taptığınız Buhari'den öyle hadisler söylerim ki, Resulullah Aleyhisselam sol elle yemek yemeyen çocuğa beddua eden hadisleri söyler. Rezil... Yok, şey yani müstesna hadisler de söyleyebiliriz. Yani o peygamber ki ona müstesnalıkları da atfen hadislerin var. Yani sizin yani sahabelere müstesnalık atfen hadislerin var. Yani fetihten gelmişler, bir fetihten Mekke'ye girmeyin, sabah olunca girin, gece girerseniz eşlerinizi başka adamlardan bulursunuz, ondan sonra sabah haliniz olsun, millet çıksın evlerden, ondan sonra girin diye biliyor musun bu hadisi? Ham hocam, öyle hadisler var ki, öyle rezillikler, öyle bu hadisler söyleriz ki, yani ev... Gün bu hadisleri yazar, okuruz. Sizin, sizin, sizin dininizin kaynakları nasıl bir rezalet ve kefile sahip olduğunu biliyoruz kardeşim, biliyoruz. Evet, sahih sünneti, Peygamberimize ait olmayan sözler ve hurafelerle istismar edenlere karşı uyanık olalım. Allah'ın kitabı Kur'an'la, Peygamberimizin nezih sünnetiyle hayatımızı şekillendiren evlatlar yetiştirmek için gayret sarf edelim. Bu son paragrafa baktığım zaman FETÖ'yü görüyorum. Çünkü Diyanet ile FETÖ'nün aynı inanç ve zihniyete sahip olduğunu adım gibi biliyorum. FETÖ ve aynen Diyanet'in uydurma dinine sahip olarak Kur'an Müslümanlığını... Evet, FETÖ de aynen Diyanet'in uydurma dinine sahip olarak Kur'an Müslümanlığını sapkınlık olarak gördü. Hocam, Diyanet'in din anlayışı Ehl-i Sünnet'tir. Hocam, FETÖ'nün de Ehl-i Sünnet'tir. Hepsi birdir hocam. Yani İsmail Ağa'dan, Adnan Oktar'dan tut, Şiadan, Hristiyanlardan, hiç farkları yok. Hepsinin dini aynıdır. Yani aynı doğrultudadır. Tamam mı? Hiç farkları yoktur. Yani ben bunları inceleyin. Nüans farkları vardır. Genelde birleşirler. Bir şey, abese o an derler ki, bu bizim görüşümüz de değil falan derler. Bunlar yalancının tekidir bunlar. Ya hocam, Allah'a yemin olsun ki açık olarak sözümüzü söylüyoruz ve bu söylediğimiz internetten yayınlanıyor. Evet, FETÖ'nün dini anlayışı, FETÖ'nün dini inancı, imanı, İslam'ı ile Diyanet dini, imanı, fikri, dersin Said Nursi desene şuna ya, zerre kadar farkı yoktur. Şimdi Said de daha yukarısına git. Evet, şimdi FETÖ, FETÖ Ehl-i Sünnet'le beraber bir de Said Nursi'nin eserlerine dayanmıştı dinde kaynak olarak edinmişti. Diyanet İşleri Başkanlığı da Said Nursi'nin kitaplarını, o hurafeleri, o şirk ve batıl eserleri en lüks bir şekilde basıp yayınlıyor. Hala, hala yayınlıyor. Evet. Yani senin kardeşim, Diyanet İşleri Başkanlığı, senin FETÖ'den bir farkını söyle, gelip senin elini öpelim ya. Senin FETÖ'den bir farkını söyle kardeşim ya. İnan ve fikir bakımından senin FETÖ'den bir farkın, ayrıcalığın var mı? Ya Said Nursi de aynen küfür ve şirkin cehalet ve ateşiniz olsun. Bu akılsızlık, bu akılsızlık hiçbir zaman FETÖ tipi yapılanlara sokulmaz. Resulullah aleyhisselam'dan sonra mescit mescitleri haline getirenlere yazıklar olsun. Ümmetin israf edilen serveti haram olsun diyorum. Sayın hocam, teşekkür, sağ olun. İsraf edilen gençliğimiz, israf edilen beyinler, yazık, günahtır. Gerçekten gençliğimiz ve beyinler özgür beyinler israf ediliyor. Aile çarları gruplara veriyor. Bunlardan lütfen seslenin. Herkes birbirine bunlardan kurtulun. Bunlar desteksiz kalsınlar. Çünkü hurafe ve şirkten başka bir şey öğrettikleri yok topluma da 40-50 yıldır bunları biliriz. Sokak suuk etseydi bir işe yarardı. Hiçbir ıslahatları da yoktur. Düzeltici bir işleri de yoktur. Teşekkür ediyoruz, hayırlı günler diliyoruz.