Transcription
İdare hukuku kamu hukukunun bir dalıdır ve bir statü hukukudur. İdare hukuku kamu yararı ile bireyin hak ve hürriyetlerini bağdaştırıp bunların birlikte karşılanmasını amaçlayan kamu hukukunun bir dalıdır.
İdare hukukuna ilişkin temel konular ve kavramlar ile idare hukukunun kapsamını belirleyen organik anlamda idareye tekabül eden idari teşkilatlanmaya ilişkin temel ilkelere idare hukukunun kaynakları olan başta Anayasa olmak üzere kanunlar ve diğer hukuki düzenlemelerde yer verilmiştir. İdare kavramı kamu hizmeti ve idari kolluk etkinlikleriyle kamu yararı ihtiyacının giderilmesini sağlayan hizmetlerin ve kişilerin tamamını ifade eder. Kavram kamu tüzel kişilerince uygulamaya konulmuş örgütlenmedir. İdarenin etkinlikleri süreklilik arz eder ve idari işlem veya eylemler yoluyla gerçekleştirilir. sorularına cevap bulabileceksiniz.
Yasama, devletin hukuku ve özellikle de genel nitelik ve içerikteki hukuk kurallarının oluşumunu sağlar. Bu yetki, toplumun ihtiyaç duyduğu genel, soyut, objektif nitelikte asli hukuki düzenlemeler olan kanunları yapma iktidarıdır. Kanun koymak, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yetkisine dâhil ve ulusal toplumun tamamını yönetme amacını gerçekleştirmeye yönelik genel kuralların oylanarak kabul edilmesidir.
Yargı, yasama organınca oluşturulan hukuk kurallarının birey, toplum ya da devlete ait birimlerce ihlali halinde, ortaya çıkabilecek hak kayıplarını gidermeye ve bireylerin uyuşmazlıklarını çözmeye yönelik işlevidir. Yargının temel görevi, hukuki uyuşmazlıkları çözümlemek ve bozulan hukuki düzenini olması gereken şekliyle yeniden inşa etmektir. Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır. Bu yetkiyi kullanan hâkimler görevlerinde bağımsız olup, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.
Yürütme, yönetmek ve hükümet etme kavramını bünyesinde taşıyan, ülkede yasaların ve temel siyasetin yürütülmesi ile ilgili bir yetki ve görevdir. Cumhurbaşkanı yüksek yönetim görevini, bir yandan yürütme alanını bu alanın başı niteliği ile yönetmek, öte yandan yasama organının olumlu işlemesini ve işbirliğini elde etmek suretiyle başarır.
İdare hukuku diğer hukuk dallarından bağımsız bir kamu hukuku dalıdır: Bu özelliği sayesinde idare hukuku özel hukuktan bağımsız kabul edilir. Özel hukukun kapsamına giren alana kural olarak idare hukuku uygulanmaz. İdare hukukunun kuralları dağınık hâlde olup, bu kurallar derlenip, bir kanunda madde madde sayılmamıştır. İdare kamu yararını gerçekleştiren bir cihaz olduğundan durağan değildir ve sürekli gelişim ve değişim içindedir. İdare hukuku yargı kararlarına dayanan bir hukuk dalıdır. Bu hukuk dalı yargıçların eseridir ve yargı kararlarıyla ortaya konulan ilkelerle şekillenmiş ve gelişmiştir. İdare hukuku geniş bir ölçekte milli, hatta mahalli bir hukuk dalıdır. İçeriği ve eğilimi itibariyle evrensel olma özelliği taşıyan özel hukukun aksine idare hukuku yöneldiği topluluğun geleneklerinin ve gerçeklerinin ve hatta söz konusu topluluğun tarihi ve kurumlarının izlerini taşır.
İdarenin işlem ve eylemlerinde kamu yararının her zaman dikkate alınması ve idarenin kendisine tanınan sınırların dışına çıkmaması hukuksal bir zorunluluk olmasına rağmen, bunun aksi durumların gerçekleşmesi ya da iddia edilmesi her zaman için mümkündür. Bu anlamda idari rejimi benimsemiş ülkelerde söz konusu uyuşmazlıkların idari yargı mercilerince çözümlenmesi esastır. Ülkemizde idari yargı; idare ve vergi mahkemeleri, bölge idare mahkemesi ve Danıştay’dan oluşur.
Hukuk kurallarının başta anayasa olmak üzere kanun, Cumhurbaşkanı kararnamesi gibi bir kısmı düzenlediği alanlar itibariyle uyulması zorunludur. Bu tür kaynağa bağlayıcı kaynak denir. Hukukun kaynaklarının bir kısmı da hukuki çözümlerin oluşturulmasında aydınlatıcı, yol gösterici, yönlendirici ve yardım edici bir işlevi yüklenmiştir. Bu tür kaynaklara da yardımcı kaynaklar denir. Hukukun kaynakları arasında bir sıralama söz konusu olup buna normlar hiyerarşisi de denilir. Bu anlamada normlar hiyerarşisinde en üstte en geniş anlamında kanun yer alır. Niteliği itibariyle bir kanun olan anayasa diğer kanunların üzerinde yer alır.
İdare hukukundaki asli kaynaklar şunlardır; İdarenin kuruluş ve görevlerinin kanun ve Cumhurbaşkanı kararnamesi ile düzenlenmesi “kanuni idare ilkesi” olarak adlandırılır ve bu anlamda yasama organı ve Cumhurbaşkanlığının yetkili olduğu belirtilir. İdarenin kanuniliği idarenin işlem ve eylemlerinin kanuna veya Cumhurbaşkanı kararnamesine dayanması ve bunlara aykırı olmaması anlamına gelir.
İdarenin örgütlenmesine ilişkin ilkelerden ilkini oluşturan merkezden yönetim ilkesi, merkez ve taşra örgütünden oluşur. Söz konusu iki örgüt arasında işbirliği ve yürütülecek hizmetlerde yeknesaklık ve uyum bulunması gerekir. Merkezi idare ile ülke çapında bir örgüte sahip hizmet bakımından yerinden yönetim kuruluşlarının başkent ve taşra örgütlenmesi, yerel yönetimlerin çeşitli birimleri ve aynı tüzel kişilik içindeki birimler arasında kademeli şekilde astlık-üstlük ilişkisi oluşturacak hukuki bağa “hiyerarşi” denilir. Aynı piramit içinde yer alan, aynı tüzel kişiliğin içinde tüzel kişiliğin temsilcilerinin kendileri ve işlemleri üzerinde bir metinde belirtilmesine gerek olmaksızın hukukilik ve yerindelik anlamında üstlerin kullandığı kamusal yetkiler, hiyerarşi kudretidir.
Hukuki anlamda kişilikte asıl olan bilinç ve iradesi ile hukuki anlamda işlem yapan, hukuki hak ve yükümlülüklere sahip olan gerçek kişilerdir. İnsan topluluklarının ortak ve hukuki, meşru çıkarlarını savunmak ve sağlamak ile belirli bir malın belirli bir amacın gerçekleştirilmesini sağlamaya yönelik olarak tahsis edilmesi ve bu topluluk ya da mal varlığına kişilik tanınması, tüzel kişilik olarak adlandırılır. Tüzel kişilikler tâbi olacakları hukuki rejim açısından özel ve kamu hukuku tüzel kişilikleri olmak üzere ikiye ayrılırlar. Anayasanın 123. maddesinde “Kamu tüzel kişiliği, ancak kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulur” hükmü bulunur. Dolayısıyla her halükârda bir kamu tüzel kişiliğinin oluşturulması için kamusal bir yetkinin kullanılması zorunludur. Kamusal yetki devletin Anayasa ile yetkilendirdiği organlarınca kullanılan yetkilerdir.
İdarenin örgütlenmesinde merkezden yönetim ilkesi, yönetimin birliği ve tekliği ile karakterize edilir. Merkezden yönetim ilkesi devlet otoritelerince yürütülen işlemlerin tek bir merkezde ve burada bütün idarelerin bir araya toplanmasıdır. Merkezden yönetim ilkesinde hizmetlerin idare edilenlere götürülmesinden merkezi idare sorumlu olduğu için, götürülen hizmetin harcamaları yani gelir ve giderleri devletin bütçesinden karşılanır.
Yetki genişliği ilkesi merkeziyetçiliği yumuşatma ve esneklik sağlama ve merkeziyetçiliğin uygulanması halinde ortaya çıkan uyumsuzluk ve sakıncaları asgari seviyeye indirmeyi amaçlar. Bir yönetim tekniği olarak yetki genişliği, bakanlıkların yetkilerinin bir bölümünü valilere devretmesi örneğindeki gibi, karar alma yetkisinin aynı tüzel kişilik içerisinde daha alt kademede yer alan bir makama transfer edilmesidir.
Yerinden yönetim ilkesi devletin ve merkezi idarenin yönetme erkinde ve bu erkin özünü oluşturan kamu kudretinde bir bölünmeyi açıklamak için kullanılır. Bu bağlamda ilke ilk olarak somut şekilde günümüz idaresinde devletin merkezi idaresinin bir bölümü karşısında, mahalli seçilmiş otoritelerin yetkilerini artırır. Yerinden yönetim ilkesi iki veçhesi olan bir örgütlenme modelidir. Bunlar,coğrafi anlamda yerinden yönetim ve hizmet bakımından yerinden yönetimdir.
İdare hukuku kamu hukukunun bir dalıdır ve bir statü hukukudur. Ülkemizde idari yargı; idare ve vergi mahkemeleri, bölge idare mahkemesi ve Danıştay’dan oluşur. Hukukun kaynakları arasında bir sıralama söz konusu olup buna normlar hiyerarşisi de denilir. Bu anlamda normlar hiyerarşisinde en üstte en geniş anlamında kanundur ve ülkemizde bu Anayasa’dır. Türk idari teşkilatına ilişkin Anayasa’da öngörülen ilkeler vardır. Merkezden yönetim ilkesi devlet otoritelerince yürütülen işlemlerin tek bir merkezde ve burada bütün idarelerin bir araya toplanmasıdır. Yetki genişliği ilkesi merkeziyetçiliğin uygulanması halinde ortaya çıkan uyumsuzluk ve sakıncaları asgari seviyeye indirmeyi amaçlar. Yerinden yönetim ilkesi ise devletin ve merkezi idarenin yönetme erkinde ve bu erkin özünü oluşturan kamu kudretinde bir bölünmeyi açıklamak için kullanılır. sorularına değinildi. Konuyla ilgili daha ayrıntılı bilgi İdare Hukuku ders kitabının birinci ünitesinde yer almaktadır.