Transcription
Hayırlı sabahlar arkadaşlar. Selamünaleyküm, elhamdülillahi rabbil alemin, rassalatu vesselamu ala rasulina Muhammedin ve ala Aleyhi ve sahbihi ecmain. Yasin Suresi'nin Efendim başlarındayız. Bugün 11. ayeti kerimeden başlayacağız inşallah. 4. dersimiz oluyor bu. Öncelikle hepinizin sizin için geçmiş bir Henüz yeni giriyoruz. Efendim Berat gecenizi tebrik ederim. İnşallah Rabbim layık ve çile geçirmiş olmayı nasip etsin bugün. Soner Duman hocadan çok güzel bir ileti gördüm. Efendim diyor ki Berat gecesinde başarıyla geçirmek, yani meala başarıyla geçirmek demek işte şartlı tahliye gibi bir şeydir; ertesi gün hemen kuralları ihlal ederseniz, o da iptal edilir diyor. Bu bakımdan hayat boyu Biz hiçbir zaman kendimizi Efendim garantide görmeyi biliyorsunuz. Müslümanlar olarak ama cenab-ı Hakk'ın biliriz ki biz ona bir adım gidersek, O bize 10 adım gelecektir. Biz ona yürüyerek gidersek, O bize koşarak gelecektir. Rabbimizin rahmetine sığınıyoruz, onun affına mağfiretine sığınıyoruz, kendimizde Tabii ki bir de Rabbimiz bizi biliyorsunuz ikaz ediyor Kur'an-ı Kerim'de; velaya vurur anne, o çok aldatıcı şeytan sizi Allah ile aldatmasın diyor. Allah'ın rahmetine affına güvenip Efendim onun indirdiği kitabı, gönderdiği peygambere adeta Haşa yani lüzumsuz gibi addetmek ve kendi zihnimizden kendimize göre iyilik ilkeleri tespit edip işte onları yaptığımız sürece kendimizi kazanmış görmek gafletine de düşürmesin Rabbim. Efendim her geçen günümüz öncekinden İnşallah bir adımda olsa ileride olsun. Her anlamda yani. Nasıl ki arkadaşlar şimdi şöyle düşünün, ben bakıyorum mesela geçmişe doğru gittiğimizde işte teknoloji yok ve bugünkü kadar imkanlar yok efendim, sobalı evler. Yani kötülemiyorum da, çünkü hepsinin artıları var, eksileri var; sobalı evlerde kimsenin doğru dürüst arabası yok. Bir mahallede bir kişide ya telefon var ya yok efendim. Birisine askere gönderdiğinizde veya gurbete gönderdiğinizde belki yılda bir kişi gelecekte veya işte ayda yılda bir mektup yazacak da o mektup size ulaşırsa. Yani o da haber alabileceksiniz. Böyle günlerden bu günlere geldik ve hiçbirimiz şimdi o günlerin şartlarına dönmek istemiyoruz. Öyle değil mi arkadaşlar? Manevi hayatınızı da böyle düşünün, hepimiz düşünelim. Yani neden 30 yıl önceki şartlarda yaşamak istemiyoruz maddi olarak da, manevi olarak neden 30 yıldır aynı seviyede kalıyoruz yani ve bu bizim başka şansımız yok manevi açıdan. Tekamül edebilmek için bir tane var; ne yapacaksak bu hayatta yapacağız ve o da şeyi belli değil, limiti belli değil yani hani 90 yıl garanti değil ki. Son 30 yılda veya son 20 yılda kendimi kurtarırım diyelim yani, her an elimizden alınabilecek bir hayatı Efendim manevi açıdan da Tekamül etmek için her gün üstüne bir şeyler eklemek lazım, kendimizi o doğrultuda değiştirmek ve dönüştürmek lazım. Bugün biliyorsunuz işte herkes değişime açık olalım, dönüşüme açık olalım bunun reklamlarını yapıyor. Tamam da diyorum yani, ne tarafa doğru bu değişim ve dönüşüm? Yani ben eksiye doğru gidiyorsam sayı doğrusunda, bu iyi bir değişim mi, iyi bir dönüşüm mü? Dolayısıyla sırat-ı müstakim üzere, Yasin suresinde de söylendiği gibi ve Efendim affedersiniz Fatiha Suresinde söylendiği gibi sıratı müstakim üzere bizi sabit kılsın ayaklarımızı Rabbimiz, öyle diyelim birbirimize, öyle dua edelim. Ve hepimizin içinde çeşit çeşit sıkıntıları var arkadaşlar; kiminin ki dünyevi, kiminin ki uhrevi, kimininki işte hastalık, borç, evladıyla imtihan olanlar, yakınlarıyla imtihan olanlar. Efendim ne bileyim yani düşman tasavvufuna uğramış olanlar, dünyada Allah'ın kullarının yaşadığı imtihanları bir düşünelim. Rabbim hepimize bu imtihanlar karşısında da metanet versin, onlardan Efendim hasar almadan çıkabilecek bir güç, tam tersine zenginleşerek, kendimizi zenginleştirerek Efendim bakışımızı güçlendirerek, imanımızı takviye ederek çıkabilecek bir güç versin. Rabbimize ve duaların en güzeli bana sorarsanız Rabbena Atina haseneten nar diyerek bu giriş bölümünü bitirelim; ey Rabbimiz bize dünyada da iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik ve güzellik ver ve ateşin azabından bizi koru diyelim. Şimdi hatırlayalım arkadaşlar, Yasin suresinde neyden bahsettik? Biz Kur'an-ı Hakime yemin ederek başladı Yasin Suresi ve bu yeminin cevabı olarak yani cenab-ı doğruluğunu bildirmek için değil, çünkü onun bütün sözleri doğrudur, yemin ettiği konunun önemine binaen yemin eder. Yani bir yerde Kur'an-ı Kerim'de yemin geçmişse o yemin neyi açıklamak için yapılmışsa o konunun Allah katında çok önemli bir konu olduğunu anlarız; konunun ehemmiyetine binaendir. Kur'an-ı Hakime yemin olsun ki sen gönderilmiş olan peygamberlerdensin. Ala sıhhatım müstakim. Evet, sıratı müstakim üzere resim burada da geçiyor diyorum. Neden ben böyle bir şey dedim ve arkasından niçin gönderildiğini açıklıyor; tenzilla aziz-i Rahim, lutun'dur, ataları uyarılmamış. Dolayısıyla gaflet içinde olan bir topluluğu inzar etmen için. İnzar kavramını konuştuk, korkutmaktır arkadaşlar onu ama detaylı anlattık, şimdi girmiyorum. İnzar etmen için seni gönderdik fakat onların çoğu iman etmeyecekler, bu söz onlar üzerine hak oldu dedi ayeti kerimede, 7. ayeti kerimede Rabbimiz ve bunun sebebini anlattı; bu sebep çok önemliydi bizim için. Efendim ne dedi? Geçen hafta epey üzerinde durduk; onların biz boyunlarına halkalar geçirdik, o halkalar çenelerine dayandı. O yüzden onlar Efendim başlarını oynatamazlar ki hakikati görebilsinler ve onların önlerine ve arkalarına birer set çektik ve kendilerini kuşattığı bu set fehum hiçbir şekilde bir şey görmeyecekler, göremiyorlar yani boyunlarını da çeviremiyorlar, sağa sola döndüremiyorlar, gözlerinin de etrafına setler çekildi, bakışları da tamamen Efendim kısıtlandı ve öyle bir karaktere ulaştılar ki onlar seva onu aleyhim. Yani bu tabii tamamen tasviri bir haldir. Yani onların içinde bulunduğu hali ruhiyeyi, onların akıllarının çalışma biçimini bize anlatıyor Allah Teala, efendim kafaları sabit, Efendim gözleri başka bir şey görmüyor, bir set önlerine çekilmiş, gözünün önüne bile getirsen bir hakikati görecek durumda değil. Ve bu yüzden de ve sevau aleyhim. Ee enver tohum enlemin zar etme, onlar iman etmeyecekler dedi, müsavidir onlar için yani korkutsan da korkutmasan da anlamayacaklar. Bunun sebebini o boyunlarına geçiren geçirilen halkaları açıklarken Rabbimiz, Rabbimizin ifadesindeki o halkaları açıklarken müfessirler iki sebebe, iki faktöre bağladılar. Yani neden bir insan bu hale gelir; çoğu her şeyi düşünmeye muktedirken, her şeyi gözlemlemeye ve anlamaya muktedirken, böyle bir kapasitesi varken nasıl olur da bu kadar sabit fikirli, dar görüşlü olabilir? Bunlar alışkanlıklar, iç dünyasını kişinin iç dünyasında onu bağlayan ve artık onun dışında bir seçeneği ona hiç düşündürtmeyen alışkanlıklar ve çevre faktörüdür diye konuşmuştuk, tefsirler bunu böyle açıklıyorlar. Ve geldik arkadaşlar 11. ayeti kerimeye. Rabbimiz buyuruyor ki burada şimdi tabii bir soru daha da sormak lazım, uzatmaktan da çekiniyorum ama uzatmadan da olmuyor bir işte. Ben böyle bu ikilemi hayatım boyunca yaşıyorum. Arkadaşlar şimdi madem bunlar onları inzar etsen de etmesen de iman etmeyecekler, peki niye Allah onları inzar etmesi için Peygamberimizi gönderdi, peygamberleri gönderdi yani iman etmeyeceklerini bilmiyor mu Allah Teala? Arkadaşlar bu aslında bu kader konusu yani Allah benim böyle yapacağımı bilmiyor muydu? Biliyordu. Ee tamam o zaman niye ben hani uğraşıyorum? Nasılsa benim ne olacağımı Allah biliyor. Arkadaşlar Allah biliyor da sen bilmiyorsun. Bir. İkincisi de özellikle bu peygamber gönderme konusunda, peygamberler açısından yani görevlendirilen peygamberler ve onların ümmetleri olan Bizler, onların ümmeti olan Bizler açısından Biz kimin kalbinin mühürlendiğini, kimin asla iman etmeyeceğini, kimin işte burada anlatıldığı gibi boyunlarına halkalar, manevi halkalar geçirildiğini, gözlerinin perdelendiğini biz bilemeyiz ki. Bilemeyeceğimiz için peygamberler de bilemez onu da söyleyeyim; bilemeyeceğimiz için Biz herkesi intihar etti, ulaşabildiğimiz yapabildiğimiz herkese bunu duyurmakla mükellefiz arkadaşlar yani. İnzar nedir işte bak öleceğiz, dirileceğiz, Allah'ın huzuruna çıkacağız kardeşim, bu dünyanın üstü varsa altı da var. Atalarımız bunu böyle her seviyede çok güzel dillendirmişler ve günlük hayatın içerisinde serpiştirmişler bu öğütleri yani günlük konuşmalarının içerisinde İnzar vardır aslında onların. Efendim dolayısıyla bir defa bu işi yapacak olanlar kimin kalbi mühürlenmiş, kimin mühürlenmemiş bilmediği için o yapmak zorunda, herkese bunu ulaştırmak zorunda. İkincisi diğerleri yani o inzar edilen kişiler iman etmeyeceği halde inzar ediliyor yani uyarılıyor peygamberler tarafından, onlarda kıyamet günü ellerinde bir bahane olmaması için yani diyecekler ki belki cenab-ı Hakk'a Ya Rabbi sen bize bir uyarıcı gönderseydin, bize bir uyarı yapılsaydı biz bu azabı hak etmezdik diyecekler. Efendim bunun onların eline bir fırsat böyle bir bahane geçmemesi için yani cenab-ı Hak insana her yoldan arkadaşlar her insana eşit değil. Bazılarına daha fazla Hidayet çağrısı yapılır, Hidayet fırsatı daha fazla verilir bazılarına. Bazılarına daha az ama cenab-ı Hak herkese bir Hidayet fırsatı verir; daha çok verilenler kendisine bu fırsat mesela Mümin bir ailede doğmuştur, çok erken yaşlarda bunun eğitimini terbiyesini almıştır, çevresinden her gün duymaktadır ezanlar kulağına her gün çalınmaktadır yani her gün bir davetle karşılaşmaktadır. Bu insanların hesabı ötekilere göre daha şiddetli olacaktır; nasıl ki zenginlerin hesabı fakirlerinkinden daha fazla olacaksa, Hidayet açısından zengin yani Hidayet çağrısı açısından zengin olanlar da bu açıdan fakir olanlara nispetle daha şiddetli bir hesaba maruz kalacaklardır. Bir de arkadaşlar benim acizane kanaatim bu işte kalbin mühürlenmesi olsun, Bakara suresinde geçtiği gibi veya burada geçtiği gibi işte iman etmeyecekler onlar yani onların bak böyle durumları kafaları sabit, bakışları perdeli diye bilgi verilmesi Peygamber Efendimize ama isim verilerek değil yani insanlardan bazılarının böyle olduğunun bilgisinin verilmesi bu inzarı yapan insanlara büyük bir moraldir yani peygamberlere büyük bir moraldir ve onların yolundan gidenlere. Niye başarısız olduğu zaman mesela Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin beni çok etkileyen bilmem şimdi anlatabilir miyim böyle her aklıma geldiğimde burnumun direği sızlıyor. Taif dönüşü yaptığı bir dua var biliyorsunuz Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Yani biz arkadaşlar kimden bahsediyoruz şu anda? Alemlerin alemlere rahmet olarak gönderilmiş bir insandan bahsediyoruz Kur'an'ın ifadesiyle Hz. Peygamber bütün alemlere, sadece dünyaya değil bütün alemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Bu insanı hadi yani Allah katındaki değerini kabul etmiyor olabilirsiniz ama dünya hayatında da onu tanıyanlar arkadaşlar ne kadar nazik, ne kadar adil, hiç kimseye bakın hayatı boyunca hiç kimseye sesini yükseltmemiş, ya bağırarak konuştuğunu kimse duymamış böyle bir insanı taşlayarak kovdular Taif'te yani. Peygamber Efendimiz onlara İslam'ı anlatmak için gitti ve böyle ayak takımını yolunun iki kenarına dizerek Efendimizi taşladılar. Çağrı filminde de o sahne çok etkileyicidir; yanında Zeyd bin Harise var, o da ona böyle siper olmaya çalışıyor taşlar ona gelmesin diye. Orada bir Kureyşlinin onun da ismi var da kaynaklarda şu anda ismi adını hatırlamıyorum, bir müşrik Taif'te yazlık bir konağı var, bir köşkü var bahçe içinde. O köşkün balkonundan Peygamberimize yapılan bu muameleyi görüyor ve hemşehrisi olduğu için Peygamber Efendimize iman ettiği için değil ama hemşehrisi olduğu için kanına dokunuyor ve kölesini gönderip bahçesinin kapısını açarak onu bahçesine alıyor Peygamber Efendimize. Orada üzerinden akan kanları falan yıkıyor. Efendimiz işte dinleniyor ve şöyle dua ediyor arkadaşlar; diyor ki Allah'ım diyor bu benim başıma gelen eğer ben görevimi tam yapamadığım için değilse hiçbir hiç gam yemem diyor, hiç mesele değil ama acaba diyor ben mi tam yapamıyorum da o yüzden mi böyle şiddetli bir tepkiye maruz kalıyorum diyor, böyle endişeleri var peygamberlerin arkadaşlar. Çünkü öyle sıkı bir şekilde denetleniyorlar ki tebliğ konusunda. Peygamber Efendimize cenab-ı Hakk diyor ki; Biz sana bazı şeyleri söylemenin ağır geldiğini biliyoruz, zor geldiğini ama sen diyor bir şeyi saklarsan sana indirdiğimiz vahiyden seni şah damarından yakalarız diyor yani muhatabına çok zor gelecek şeyler söyleyeceğini biliyor Peygamber Efendimiz ve kendi mizacı da bunu söylemeye çok öyle şey değil, çok teşne değil, yanlış ifadeler kullanmıyorumdur inşallah çünkü Efendimiz çok nazik bir insan. İki. Bu benim tahminim, yanlış söyledim hiçbir şey söylemek istemem onunla ilgili ama peygamberlik öncesi özellikle hayatını okuduğumda böyle çok kendi halinde bir insan. Yani Efendimiz böyle toplumun önüne düşen, topluluklar içinde konuşmalar yapan, böyle her türlü konuda işte çok gündemde revaçta biri değil. Yani peygamberlikten önce çok ahlaklı biri, çok güvenilir, çok dürüst biri ama kendi halinde ve sakin mizaçlı bir insan. Şimdi bu insana bazı şeyleri söylediğinde toplumda nasıl insanların galeyana geleceğini biliyor çünkü o toplumun hassas noktalarını biliyor ve çekiniyor söylemeye. Yani korktuğundan değil, insanlara zor geleceğini bildiği için. Buna rağmen işte böyle bu görev ona veriliyor ve böyle de sıkı bir şey var, adeta uyarı var Efendimize karşı. Dolayısıyla tebliğini tam yapmak zorunda ve Veda Hutbesinde de biliyorsunuz en büyük endişesi Peygamberimizin ne dedi: Size tebliğ ettim mi, size her şeyi öğrettim mi? Evet ya Resulallah deyince şahit ol ya Rabbi diyor çünkü onun kendisiyle ilgili en büyük endişesi bu: Ben görevimi yapabildim mi? Yani ben bu vazifeyi yerine getirebildim mi? Şimdi o yani bu endişeyle yaşayan Efendimiz için bu ayetlerin bir teselli olduğunu düşünüyorum yani sen herkese inandıramayacaksın, herkes inanmayacak ama merak etme bu senden değil, sen eksik yaptığın için değil çünkü onların kalpleri mühürlü, gözlerinin önünde perdeler var. Efendim alışkanlıklar işte boğazlarını sabitlemiş, kafalarını sabitlemiş. Dolayısıyla senden kaynaklanmıyor. Hatta başka bir yerde şimdi hatırlamıyorum ayeti kerimenin nerede olduğunu diyor ki onlar seninle mücadele etmiyorlar, bizimle mücadele ediyorlar diyor yani dinle mücadele edenler. Arkadaşlar bunu Bizler de uyarlayabiliriz kendimize. Siz dini bir şey söylediniz, karşınızdaki mesela işte surat asıyor, tepki gösteriyor. Halbuki neden? Yani siz ne söylediniz ki orada şahsi bir şey söylemiyorsunuz, sizin fikriniz değil, sizin uydurduğunuz bir şey değil, Allah'ın kitabında, resulünün söylediği, sünnetinde var olan bir şeyi söylüyorsunuz. Karşınızdakinden aldığınız tepkiler arkadaşlar sizin şahsınıza değil, o kitaba, o sünnete, o peygambere, o Allah'a tepkidir. Eğer tabii siz usulünce söylemişsiniz. Hani onu da söylemek lazım. Bazen de efendim kabul edilecek sözü bile kabul edilmeyecek şekilde söyleyen, söylediğimiz zamanlar oluyor. Allah Teala hepimizin lisanına Efendim Cemal isimleriyle tecelli edip güzellikler lütfetsin. Sen şimdi işte geldik bugün kaldığımız yere, 11. ayet. Arar arkadaşlar. Sen ancak kime fayda verebilir senin inzarın. Sen ancak o kimseyi inzar edersin yani ekseriyet öyle olmakla beraber ekseriyetine ilgili söz kesinleşti onlar iman etmeyecekler ekseriyet öyle olmamakla öyle olmakla beraber Sen yine umumunu da inzar edeceksin. Çünkü çünkü inna matundur. Senin inzarının bazı kişilere faydası var, onları açıklayacak şimdi yani burada neyi açıklıyor biliyor musunuz? Tam kendimizi ölçme yerine geldik arkadaşlar. Peygamberlerin tebliğinin kime faydası olur? Peygamberlerin tebliğinin kime faydası olur acaba? Biz o alışkanlıkları sebebiyle boğazları Efendim dikleşmiş, kafaları dikleşmiş, sabit fikirlerden miyiz? Allah korusun yoksa peygamberlerin tebliğinden istifade edebilecek olan, faydalanacak olanlardan mıyız? Sen o kimseleri sakındırır, korundurursun ki itte ben Vitra Zikri takip etmekte onlar itteba tabi olmak Ezgi İkra zikir. Zikir burada arkadaşlar Kur'an'ın adıdır, kitabı Kur'an'ı cidden düşünerek virdetmekte, nasihat dinlemekti yani Kur'an'a tabi olan. Kur'an'a tabi olmanın da çeşitli şekilleri var, onları zikrediyor burada düşünerek. Çünkü zikir aynı zamanda müzakere etmek demektir yani üzerinde düşünmek, tezekkür etmek, ibret almak, karşılıklı onun hakkında konuşmak. Bunların hepsi bu Efendimiz zikrin kapsamı içerisindedir. Kur'an'ı cidden düşünerek vird eden ipte ve tabi olmakta virt edinme var yani bir kere iki kere değil. Kur'an'ı bir kere merak etmiş, açmış, okumuş ayda yılda bir açıp bakmış değil; ittiba ona tabi olmuş, Kur'an'a o zikre tabi olmuş, nasihat dinlemekte olanlara ve haşhaşiye rahmani. İkinci şart Rahman'a gaipta haşhet beslemekte olanlara yani şimdi burada açıklayacak Elmalı Hamdi Yazır da kısa birkaç cümle ile ben hemen topluca söyleyeyim arkadaşlar. Görmediği halde, gözünün önünde olmadığı halde Rahman'a haşşet duyan, burada haşed arkadaşlar hem korku içerir ama saygıdan doğan bir korkudur bu yani öyle yüce bir makamda ki o karşındaki Efendim Rabbül alemin. Tabii onun makamı karşısında duyduğun saygının büyüklüğünden dolayı yanlış yapmaktan korkuyorsun ve boyun eğiyorsun ona. Boyun eğme kuşu buradan buradan geliyor efendim. Ama dikkat edin Rahmana haşhet çok ilginç. Burada da çok güzel bir nükte var bana sorarsanız yani cenab-ı Hakk'ın Celal isimlerinden birini söylemedi de Cem isimlerinin en önde geleni söyledi; Rahman ismi cenab-ı Hakk'ın diğer bütün sıfatlarına galip gelen, bütün isimlerine galip gelen sıfatı galibedir yani cenab-ı Hakk'ın en önde gelen vasfıdır Rahman ismi. O kadar ki Kur'an-ı Kerim'de en çok Allah ismi yerine kullanılan sıfattır. Yani kendi özel isminin yerine bu sıfatını kendisine isim olarak kullanmıştır Rabbimiz. Buna ne kadar şükretsek azdır arkadaşlar. İşte o evet cenab-ı merhametli olduğunu, onun rahmetinin her şeyi kuşattığını, bizim bütün varlığımızın onun rahmetinin eseri olduğunu ve Allah'ın rahmeti arkadaşlar Efendimizin tarifi bakın hayal edebilmemize yardım eder. Efendimiz diyor ki Allah rahmetini 100 eşit parçaya böldü, birini bütün mahlukata dağıttı işte o bir parçadan kendisine düşen payla bir anne yavrusuna acımaktadır düşünün yani bütün mahlukata, hayvanlara, kuşlara bütün mahlukata yani o rahmet paylaştırıldı yüzde biri. O yüzde birden sana ne kadar pay düştüyse senin evladına duyduğun şefkat o pay sayesinde Allah'ın rahmetine şimdi hayal edebiliyor musun? Bütün mahlukatın duyduğu acıma hissinin toplamının 100 katı. Tabii buradaki 100 arkadaşlar gerçek matematiksel bir sayı anlamında söylenmiyor, ne kadar büyük olduğunu hayal edin. Hayal edebilmemiz için söyleniyor şimdi bu kadar büyük rahmet ve merhamet sahibi bir zatın karşısında bile haşhet duyacaksın, duyacaksınız. Saygın o yüzden böyle Haşa Rabbül alemin'den kankadan bahseder gibi bahsedilmez arkadaşlar. Onun en çok şefkati, en çok merhameti, en çok bizi hani kendisine yakın hissettirecek ifadelerinin geçtiği yerlerde bile bu haşşetin duymak gerekir, kulluk bunu gerektirir. İşte bu insanlara senin inzarının faydası var. Kim onlar? Kur'an'a tabi olmuşlar ve görmedikleri halde, huzurunda bulunmadıkları halde başka seçenek yorumları da var bu şu anda okuyacağız onu elmadan. Rahman'ın huzurunda bulunmaktan tir tir titriyorlar yani ahirette olacağı gibi henüz huzuruna varmış olmayıp gıyabında bulunduğu halde onun celalü-ü azametini sayarak, saymak burada saygı duymak yani ikabından korkar rahmandır diye rahmetine mağrur olmaz. Nebi burada bir ayeti kerimeyi bize hatırlatıyor. Yanılmıyorsam İbrahim suresinde olacak ama yine de kontrol edin. Nebi ebati Celal ve Cemal dengesinin bir arada verildiği sayılı yerlerden bir tanesidir Kur'an-ı Kerim'de. Kullarıma haber ver ben çok bağışlayan, çok merhameti çok burada artık yetmiyor arkadaşlar sınırsız bağışı, sınırsız merhameti olan bir Rabbim ve en adabı yine haber ver ki benim azabım da en acıklı azaptır buyurduğunu hesap eder, emirlerini tutar bir bu anlama geliyor. Haşer rahmani bile gayb ifadesi yahut kendi gaybında içinden yani yalnız zahiri değil Allah'tan başka kimsenin vakıf olamayacağı kalbinin iç yüzünden haşret duyar en derinden yani sadece görünüşte bir saygı değil, kalbinin en derinliklerinden haşhet duyar Allah Teala'ya, hangi kavimden olursa olsun ve beşir hu bir mavi işte. Bunu kim başarıyorsa Kur'an'a tabi olan ve Rahman'dan haşhet duyan, görmediği halde veya iç dünyasında haşhet duyan kişiye hem bir mağfiret hem de bir ecir efendi demek böyle bir ecir var ama öyle şey değil hani bir karşılık verilecek bu kimseyi ama hani böyle lanet tayin değil çok nazikçe, çok efendice, çok en üst seviyede bir ecirle onu tebeşir et, mağfiret ve ecirdeki tenvinler bakın ecrin bir mağfiratin ve ecrin yani belirsiz geldi, nekra geldi bu nevralar tefhim içindir yani daha da yüceltmek içindir bu mağfireti ve ecri. Yani hiçbir günah bırakmayıp örten geniş ehemmiyetli bir mağfiret ve hiçbir minnet ve eksikliği olmayan şanlı şerefli güzel bir ecir ile müjdele iki nokta üst üste koymuş. Demek ki Risalet yalnız inzar için değil hem de böyle büyük müjde ile tebeşir hikmeti içindir yani cenab-ı peygamberleri sadece insanları korkutsun, bebeklerindeki o kötü neticeyi onlara haber versin önceden uyarsın diye değil ama aynı zamanda eğer şu şu vasıfları taşıyabiliyorlarsa, edinebiliyorlarsa bu vasıfları onları da müjdelemek içindir. Bu inzar ve tebşirin asıl sırrı, hikmeti ise şudur; 12. ayet. İnna ve mektubuma burada iki defa biz biz diye geçiyor. Biz muhakkak ki biz demek, nahnu gene biz demek, hakikat Biz biziz. Malumdur ki Allah Teala'nın biz buyurması azamet içindir demiş yani azamet şanımız olan biz, İzzet ve kudreti malum olan Allahız yahut Biz başka değil yalnız Biz. Nahl mevta ölüleri diriltiriz. Bu cenab-ı Kerim'de hu AllahüLlebi, o Allah ki diye. Kul huvallahü ehad de ki o Allah birdir diye yani hu diyor, e ne diyor, ben diyor ve biz diyor. Bu çeşitli şekillerde yorumlanıyor arkadaşlar, benim en beğendiğim yorumu size aktarayım. Cenab-ı Hak kendisi için farklı zamirler kullanarak insanların lisanının kendisini ifade etmeye yetmeyeceğini bize anlatmak istemiştir diyorlar bir yorum böyle söylüyor. Bu da benim çok hoşuma gidiyor. Yani bir sözü var diyor ki o sözü de çok seviyorum. Neden diyor Allah'ım kelamı yoruma muhtaçtır. Yani aslında apaçık değil mi? Değil apaçık bir kitap ama asırlardır tefsir tefsir tefsir tefsir ciltler dolusu tefsirler ve hala yetersiz görüyoruz ve bence de öyle yani her 50 yılda bir hatta artık bilimler çok ilerlediği için hızla belki 20 yılda bir tefsir yeniden tefsir edilmesi gerekiyor, elimizdeki tefsirler yetersiz kalıyor. Mesela bugün ki fiziğin, astronominin, vardı veya psikolojinin, sosyolojinin varlığı noktaları da eklemek veya o bakış açısıyla bazı ayetleri yeniden yorumlamak gerekebiliyor. Efendim işte filistör şovun diyor ki Tanrı diyor 1000 kadar hakikatten kadar kelime ile anlatmak zorunda kalmıştır yani vahiy arkadaşlar bir tenezzüldür cenab-ı Hakk. Düşünebiliyor musunuz? Yani az önce rahmetini mukayese ettik hadis-i şerifin sayesinde cenab-ı ilmini düşünün, bilgisini düşünün ve o bilgiyi bizim sınırlı aklımıza, sınırlı lisanımıza indirgeyerek anlatmak zorunda neden zorunda yani cenab-ı [Müzik] İnşallah anlatabilmişimdir. Dolayısıyla da bu lisanın aslında onu anlatmaya yetersiz geldiğini gösterir işte kendisi için farklı zamirleri kullanması diyorlar. Burada da elmanın tercih ettiği yorum azamet ifade eder cenab-ı Hakk'ın kendisi için biz demesi. Bu aslında insanlar arasında da böyledir mesela bir tehdit ya da böyle bir yani karşısında ki ne kendi konumunu, makamını hatırlatması gerektiği zaman bazı durumlarda kişinin biz böyle uygun gördük der mesela biz böyle uygun gördük der yani hani o makamı anlatan bir ifade olur oradaki biz elmanın tercihi de o yönde. Şimdi biz bu zamir kullanımını bırakalım bir kenara arkadaşlar, muhtevaya bakalım ne anlatılıyor yani ne demişti bu inzar ve tebşirin asıl sırrı, hikmeti şudur demişti yani. Neden peygamberler inzar ediyor, neden müjdeliyor? Neden bunun için bütün bu peygamberlik tarihindeki acılar çekildi? Efendim neden bu vahiy olayı ilk günden itibaren bu kadar şiddetli mücadelelerle geldi bugüne? Çünkü inna nahyinleri diriltiriz ve mektubu muhakkak demo onların takdim ettikleri şeyleri yani hayatlarında yaptıkları iyi kötü bütün amelleri ve eserlerini. Burası çok etkileyici arkadaşlar, sadece amellerini değil o amellerinin eserlerini, sonuçlarını. Yani sen bugün bir şey yaptın, yaptığın o şeyin diyelim ki haram yedin ta belki de kıyamete kadar devam edecek sonuçları olacak senin soyuna, sokundan sonrakilere vesair veya toplumuna yanlış bir örnek başlatacaksın, yanlış bir çığır açacaksın ta ne zamana kadar bunun etkisi devam edecekse onun eserlerini yani geriye bıraktıkları nafi veya muzır, nafi faydalı, muzır zararlı eserlerini gerek okuttukları ilimler, yazdıkları kitaplar, yaptıkları vakıflar, medreseler, mescitler, mektepler, yollar, çeşmeler, köprüler, hastaneler türlü imaretler gibi hayrı ve gerek zulm-i kanunlarını, zalim ve zulüm ve düşmanlık üreten kanunlarını tesis ve fısku isyan numunelerini tertib eden fısk ve isyan yani günahkarlık ve Allah'a isyan örneklerini tertibeden fesat ocakları gibi şer ve seyyidelerini ve hatta bütün izlerini ve gölgelerini yazarız, namlarına hesaplarına geçiririz. Bunu işte insanlara önceden bildiriyor ki Allah Teala bu adaletinin gereği yani sürpriz bak hepsini yazdık şimdi de buna göre yargılanacaksınız demeyecek kıyamet günü bize bunu bize önceden haber veriyor. Diyor ki senin bütün amellerini, o amellerinin sonuçlarını, eserlerini ta kıyamete kadar gölgesi bile kalsa o gölgelerin hepsi onların hesaplarına geçecek. Bir hadis-i şerifte varit olmuştur ki illa bu çok meşhur bir hadistir insan öldüğü zaman ameli kesilir illa min felakin ancak üç kişi hariç sadakayı cariye bırakmışsa ve ilmin müntefa faydalanılan bir ilim bırakmışsa ve böyle dedi Salih'in yedi veyahut da kendisine dua eden hayırlı bir evlat, Salih bir evlat bırakmışsa bunlar hariç insan öldüğü vakit ameli münkatı olur şu üçten başka sadaka-i cariye, intifa olunur ilim, ona dua eden Salih evlat. Demek ki bu hadis-i şerif kalacak hayırlı eserlerin aksamını beyan etmiştir, ayet bunların zıttı olan kötü eserlerin de yazılacağını beyan ediyor ve küllü şeyhina huin ve zaten her şeyi önce açık bir kütükte, bir ana kitapta yani Levhi Mahfuz'da ihsan etmişizdir, saymışızdır. Yani her şey burada tekrar kadere bir kader konusuna bir değiniyoruz. Hukuğundan evvel ilmi ilahide malum olup yani bir şey olmadan önce cenab-ı Hakk onu zaten biliyor, Levhi Mahfuz'da bütün sayısıyla zapt edilmiş olmakla beraber vukuundan sonra da bütün izleri ve gölgeleriyle yazılır ve insanlar bu suretle yaptıklarından mesul edilir. Böyle inzar ve tebşir et. Peki şimdi size bir soru sormanın zamanı çünkü konu değişecek, yeni bir konu başlayacak bu ayet. Yani biz insanları öldürürüz, nüh ilmi daha sonra da ölüleri diriltiriz ve onların bütün takdim ettikleri hayattayken yaptıkları sundukları, Allah'ın huzuruna sundukları bütün her şeyi ve aferin ve onun izlerini ve gölgelerini yani yaptıkları amelleri değil o amellerin izlerini ve gölgelerini de yazarız ve her şeyi biz apaçık bir kitapta böyle tek tek sayarız, saydık dedi. Bu sizde bir müjde mi yani sizin için bu bir tebşir mi, biriniz var yani korktunuz mu bundan yoksa içiniz mi rahatladı? İşte bu arkadaşlar nasıl yaşadığınızla alakalıdır. Bir davada mesela iki kişi arasında bir sürtüşme olsa, içinden çıkılmaz bir mesele olsa yani hukuk çözemiyor vesair Efendim dava işte o şekilde ile kapatılıyor diyelim ki deriz ki ya Allah mahkemeye Kübra'da bunu halleder. Allah bu meseleyi mahkemeye Kübra'da eder. Şimdi mahkemeye Kübra'ya bırakılmış yani Allah'ın huzuruna bırakılmış bir meselede sizin inşallah mahkemeye Kübra'da Efendim bu tekrar gündeme gelecek diye böyle mahkeme-i Kübra'nın varlığına sevinmeniz hangi durumda söz konusu olabilir? Haklı olduğunuz zaman yani haklısınız ama ispat edemiyorsunuz, hakkınızı alamıyorsunuz. O zaman hiç olmazsa mahkeme-i Kübra var diyorsunuz, sizi ferahlatıyor yani. Peki haksız olan için nedir oradaki mahkeme-i Kübra? Bir tehdittir değil mi? Esmaül Hüsna'da böyledir biliyor musunuz mesela cenab-ı Hakk'ın her şeyi görmesi, her şeyi bilmesi Semiu, Basir, Alim olması. Bazıları için müjdedir, bazıları için tehdittir veyahut da bazı durumlarda müjdedir, bazı durumlarda tehdittir işte. Dolayısıyla bu ayetler bu efendim ikazlar kişinin içinde bulunduğu duruma göre, hayat tarzına göre, ahlakına göre, seçtiği yola göre onun için müjde de olur, tehditte olur efendim. Geldik 12. ayet-i kerimeye. Efendim 13, 13. ayeti bir daha bakayım evet 13. ayeti kelimeye geldik. Burada bir kısa anlatmaya başlıyor Rabbimiz, o kısayı giriş yapacağız. Uzunca bir kısa bugün tamamlayacağımızı düşünmüyorum ama yine de giriş yapalım bir 15-20 dakikamız var. What the ashab-ı asara ve asil bir numunede birçok şey
Ve hemen bütün rivayetleri reddetme eğiliminde oluyorlar. Halbuki efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem arkadaşlar, İsrailiyat yani ehli kitaptan gelen rivayetlerle ilgili olarak, “onların Kur'an'a uyanlarını kabul edin, ters düşenlerini reddedin. Kur'an'a ne uyuyor ne de ters düşüyorsa orada da sükut edin” buyurmuştur. Çünkü arkadaşlar, Tevrat ve İncil ve onların yorumları tepeden tırnağa değiştirilmiş değildir; onların bazı bölümleri değiştirilmiştir. Dolayısıyla, neresi değiştirilmiş, neresi değiştirilmemiş, hangi rivayet doğru, hangisi değil, oradaki hangi ayet hakikati ifade ediyor? Bunu biz bilemeyiz veyahut da bir yorumun Tevrat'la örtüşmesi, mesela bazıları da buna karşı çıkıyorlar, tabi bunlar benim alanımı aşan bilgiler ama kendi tercihimi size aktarmış oluyorum. Son sözü söyleyecek ilmi yeterlilikte birisi değilim; ben her zaman belirtiyorum bunu. Efendim, kendi tercih ettiğim yolu size açıklamış oluyorum.
Arkadaşlar, bir Kur'an'da veya işte bir tefsirde geçen veya bir yorumda geçen bir cümlenin, bir ifadenin Tevrat'la örtüşmesi onun batıl olduğunu göstermez. Yani işte bak, Tevrat'ta da bu böyle söyleniyor, demek ki bu uydurma falan diyemezsiniz; çünkü onun da içinde hak olan kısımlar var, İncil'in de içinde hak olan kısımlar var. Bunu da söyleyip geçelim. Burada bu karıya, Antakya'nın da İsa Aleyhisselam'ın Havari yolundan gönderilenler olduğunun naklediliyor. O halde Ashabı kareye, ashab-ı memleket ve zikr olunan kavmin de Romalılar olduğu anlaşılır. Şimdi Antakya, buraya hakim olan Romalılar ve oraya gönderilen Nurselun da elçiler de İsa'nın havarileri olduğu söyleniyor; yorumlardan birisi. Bu “Arselna ileyhim ilahi” biz onlara efendim iki kişiyi gönderdik, onlar bunları tekzip ettiler, yalanladılar. Yani hatırla ki, hatırlayın ki, düşünün ki biz onlara iki kişi gönderdik, iki elçi gönderdik; onlar bunları yalanladılar. Bunun zahiri arkadaşlar, bunların tarafı ilahi, nübüvvet verilmiş Resuller olduklarını işaret eder. Yani ayetin zahirine baktığımızda, bu gönderilen kişilerin peygamberler olması gerekir. E bu Hayyam der ki, işte burada biraz “o mudur, bu mudur” diye böyle yorumlar yapıyor. Bana sorarsanız, buraya hiç takılmayalım. Çünkü ne yaşadıkları önemli ve zaten bize verilmek istenen mesaj da orası. En tüm İlla 5 aromitliler denilmiş olması da buna delalet eyler diyor Ebu Hayyam. Çünkü yani “siz bizim gibi bir beşersiniz ancak” diye karşı çıkmışlar. Biraz sonra göreceğiz. Efendim, bu bu konuşma, yani “siz ancak bizim gibi bir beşersiniz” sözü peygamberlere karşı söylenir, demiş Ebu Hayyam İbni de budur. Peygamberimizin sahabesinden iki kişi. Lakin Katade ve gayrıları demişlerdir ki, bunlar Havari yönünden olup İsa Aleyhisselam, İsa Aleyhisselam'ın göğe çekilmesi sırasında bunlar gönderildi. Bu surette “Ersay Üner” buyrulması Hz. İsa tarafından gönderilmeleri de Allah Teala'nın emriyle olduğundan dolayı olmuş olur diyorlar. Bazıları bu ikisinin Yuhanna ile Pavlus olduğunu ve “Azizna biz onları destekledik”, yani biz onlara o ikisini gönderdik, onları tekzip ettiler, biz de bir üçüncü ile izzet verdik, kuvvet verdik, yani onları destekledik dedikleri ayette böyle geçen üçüncüsünün de neymiş, Safa olduğunu söylemişlerdir. Fakat beyanın asıl hedefi temsil olduğu cihetle, bunun bu suretle ifade buyrulması, risalet-i Muhammediyenin şanı, izzetini temsilde sarih denecek kadar bir işaretle göstermek içindir. Yani ikinin bir üçüncüyle takviyesi. Bu da bakın böyle yorumluyor mu Elmalılı Hamdi Yazır ama bana sorarsanız, yani çok bana akla yakın gelmedi. Musa ve yani Haşa şimdi yani elmanın aklının önüne mi geçiyor? Benim aklımda anlamaya çalışıyoruz. Elmalılı Hamdi Yazır diyor ki, burada diyor Peygamber Efendimizin peygamberliğinin, risalet-i Muhammediyenin şanı, izzetini temsil eden bir kıssa da, bir kıssa da ona da işaret eden bir yönün olması güzel olur. Yani ikinin bir üçüncüyle takviyesi, Musa ve İsa Aleyhisselam'ın ahiren risalet-i Muhammediye ile taziz ve takviyesini temsil ediyor diyor. Önce Musa ve İsa'yı göndermiştik, bunları tekzip ettiler, sonra da Muhammed Aleyhisselam ile bunlara izzet ve kuvvet verdik denilmiş gibi oluyor diyor. Fakat kıssanın devamından da böyle bir şey anlamak biraz zor oluyor. Dolayısıyla işte bu 3 birçok görüş var, bu görüşler son hani sözü söyleyebileceğimiz, bu konuyla ilgili son sözü söyleyebileceğimiz görüşler değil. Hepsi de birer yorum. Önemli olan bir tarihe var arkadaşlar, o kaleye iki tane elçi gönderilmiş. Bunlar ister peygamber olsun, ister Hz. İsa'nın havarileri olsun, iki tane elçi gönderilmiş, halk onları tekzip etmişler, yalanlamışlar, inkar etmişler. Cenab-ı Hak da bir üçüncüsü ile onları desteklemiş. O ilk ikiye gönderilen üç elçi o kaleye vardılar da, haberiniz olsun, “Biz size gönderilmiş resulleriz” dediler. Galiba o karıya sahipleri rasullere karşı şöyle dediler: “Beşer, az önce geçen ifade, siz bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsiniz. Fazla ne meziyetiniz olabilir ki öyle bir davada bulunuyorsunuz?” Yani şunu söyleyeyim arkadaşlar, biraz hızlı geçmiş buraları. Elmalılı merhum Hazreti Adem'den Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelinceye kadar bütün bizim bildiğimiz, Kur'an'da bize anlatılan bütün peygamberlerin mücadelesinde, onlara karşı çıkanların ortak vasfı kibirdir. Peygamberlere karşı çıkanların çeşitli gerekçeler, çeşitli şekilde bunu farklı farklı cümlelerle dile getirmişler, onlar hep anlatılır Kur'an-ı Kerim'de ama hepsinin altında yatan ortak kişilik özelliği kibirli olmalardır. Yani “senin benden ne üstün tarafın var ki sen bana yol göstereceksin?” diyor. “Roma en zelar Rahman, Mümin şey Rahman hiçbir şey indirmemiştir” diyor, ne vahiy, ne risalet, ne kitap. Yalnız buradan ne anlıyoruz arkadaşlar? “Rahman hiçbir şey indirmemiştir” dediklerine göre, bunlar Allah'a inanıyorlar hem de Rahman olduğunu da biliyorlar. Allah'a inanıyorlar ama peygamberi inkar ediyorlar. “Siz sırf yalan söylüyorsunuz, vahyi, risaleti, beşeri nübüvveti esasından inkar ettiler.” Yani Allah'a iman edip de peygamberleri inkar edenler yeni bir şey değil. Arkadaşlar, bu çok eski bir inanış biçimi. Çünkü Romalılar müşrik, putperest dediler, bununla beraber Allah'ı inkar etmemişlerdi. İşte burada arkadaşlar, ve Aksal Medine kıssa bir başka safhaya evriliyor. Biz de burada bırakıyoruz. Şeyde postada duyurduğum gibi arkadaşlar, Nisan ayına kadar ara veriyoruz. İnşallah Allah'tan mani olmazsa Ramazan-ı Şerif'te görüşmek üzere, hepinize hayırlı akşamlar, hayırlı günler.