Transcription
Annemiz secdede bulsun bizi her lahza ezan. Ve hazin ömrümüzün her günü olsun Ramazan. Zikrimiz arşı geçip fecre kadar yükselsin. Maveralardan ümit ettiğimiz ses gelsin.
Kıymetli dostlar, şiirin ve fikrin aziz takipçileri. Yine bir cumartesi akşamı saat 22.00'de YouTube kanalımızda, zirve şairlerimizden şiirler programında Ramazan'ın ilk programında çok kıymetli bir hocamız, Türkiye'de mantık alanında çalışmayı ilk yapan ilahiyatçı olma sorumluluğuyla mantığın zihni yanlışlardan koruyan epistemolojik bir disiplin olarak Kur'an'da Türkiye'de mantık yanlışlıklarının sistematik bir araştırma konusu haline getiren, yine Kur'an'da karşılaştırma, kıyas ve muhakemenin sistemli biçimde kullanıldığını ortaya koyarak vahyin insandan körü körüne bir teslimiyetten, Müslümanlıktan öteye bilinçli bir idrak talep ettiğini vurgulayan, mantığı sadece doğru düşünmenin tekniği değil, aynı zamanda doğru anlamanın da ahlakı bilerek insanı yanlıştan koruyan, hakikate yaklaştıran, düşünceyi istikamet üzere tutan bir emniyet zemini gören, asli görevinin mantığın düşünce üretmekten önce düşünceyi hatadan korumak olduğunu, dolayısıyla mantığın yalnızca bir akademik alan unsuru olmasından çok daha öteye gündelik hayatımızda düşünme hayatımıza yön vermesi açısından mantığın her bir birey için doğru düşünmenin, doğru hüküm vermenin, doğru yaşamanın ortak zemini olduğunu ortaya koyan önemli bir hocamız.
Dolayısıyla bugün yaşadığımız birçok problemin, iletişim hatalarının, dil hatalarının, mantık hatalarının televizyonundan, sosyal medyasına, zaman zaman efendim ekranlarda gerçekleştirilen şu mübarek Ramazan ayı içerisinde de gerçekleştirilen, hasreten daha ziyadesiyle dini sohbetlerde de, vaaz kürsüsünde de, siyaset arenasında da ciddi anlamda yaşanan kazaların temelinde dil problemini, dili kullanma sıkıntımızın, mantık hatalarının olduğunu ele alabileceğimiz kıymetli bir hocamız. Ama eskilerin ifadesiyle yol bir, maslahat birkaç oldu. Biz programlarımızı değerli dostlar aylar öncesinden ayarlıyoruz.
Tabii hocam öteden beri kıymetli İbrahim Emiroğlu hocamızı ilahiyatçı, az önce de ifade ettim, Erzincan doğumlu, Erzincan İmam Hatip Lisesi'nde başlayan hayatı, ardından Erzurum Yüksek İslam Enstitüsü, orada felsefe alanında çalışmaya akademik olarak başlıyor. 9 Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde Türkiye'de ilk ilahiyat sahasında mantık çalışmalarını yürüten bir hocamız. Dolayısıyla tevafuk dediğim hadise de şu, hocamızla bir Ramazan'ın ilk programı olarak bu gecenin tevafuk etmesini de biz planlayarak Ramazan olarak değil tarih olarak baktık ama güzel bir tevafukta oldu açıkçası. Ramazan ayının oruç ayındayız. Ve biz bu gece Ramazan'ı konuşacağız. Dil hataları yönüyle belki insanı orucun sadece yemekten değil, ölçüsüz sözden alıkoyan bir terbiye ayı oluşunu da herhalde en iyi konuşacağımız isim hocamız. Ramazan'ın insanın dilini arındırdığı bir zaman olduğunu, Kur'an'ı anlamanın mekanı olduğunu, yoğunlaşmanın mekanı olduğunu, bu anlayış için de hakikaten bize ciddi ölçüleri verecek kıymetli bir hocamızla birlikteyiz.
Hocam, programımıza hoş geldiniz. Şeref verdiniz.
>> Hoş bulduk. Sizleri ve bizleri izleyenleri en içten dileklerimle selamlıyor, muhabbetlerimi arz ediyorum ve hayırlı Ramazanlar diliyorum. Hayırlı gelecek, hayırlı ömürler diliyorum.
>> Evet hocam, biz de çok teşekkür ediyoruz. Tabii hocam, biz öteden beri tanıdığımız, istifade ettiğimiz, sosyal medya arenasında, mecrasında, diğer taraftan hakikaten alanında çok önemli öncü eserler yazan bir isim. Açıkçası böyle bir programı yapmayı çok önceden planlamış olmamıza rağmen hocamızın programları demek ki çok güzel bir mutabakatla sağlanmış oldu. Ramazan ayının ilk programı olarak başladı.
Hocam, bizim programımız tabii bir tanıklık programı, bir hayatın hülasası ve belki siz tabii yıllarca araştırmaların içerisinde oldunuz. Alanda, sahada çalışan, ilgili alanınızda çok insan üzerinde çalışma yaptınız. Biz de bu programımızı ki 252 canlı yayını gerçekleştiriyoruz, 6. yıldan gidiyoruz. Burada da arzu ettiğimiz ülkemizin birbirinden kıymetli değerlerini daha yakınen tanıma, eserleriyle daha fazla iç içe olmayı temin ve dolayısıyla onlarla ilgili çalışma yapacak olanlar açısından da çok sağlam bir istikamet, nereden işe başlayacaklarını gösteren de bir çalışma olsun gibi böyle birçok fonksiyonu sıradan bir program, bir konuk ele alınma programından ziyade bir hayatı ve hayatın arkasındaki yani o kişiliğin kimliğin inşasındaki unsurluğu, unsuru, eserleri ve hayata bakış açısını ele almaya çalışıyoruz. Farklı disiplinlerden çok önemli isimleri burada konuk ettik ve iddiamız, inancımız odur ki biz 21. yüzyıl Türk edebiyatının, sanatının, fikir dünyasının, düşünce dünyasının, şiir dünyasının kaydını tutmaya kendi zaviyemizden bakmaya çalışıyoruz. Ve bu programda elhak en uygun olan isimlerden biri de hiç tartışmasız ki İbrahim Emirioğlu hocamızdır.
Hocam, size ve sizin Erzincan'dan başlayan ve ömrün önemli bir kısmının İzmir'e geldiği ve akademik çalışmaları emekli sonrasından da İzmir'de oluşunuzu ilham verici olması yönüyle konuşacağız. Ama önce biraz Ramazan'dan bahsetmenizi arzu ederiz. Ramazan merhamet ayı, şefkat ayı, lütuf ve ikram ayı, şifa ve nur ayı, onu anlamlı kılan Kur'an ayı, burhan ayı, hüccet ayı diye aklıma geliyor. Ramazan evet, bir fırsat ayı. Niçin? Geçen gün bir öğrencim sordu. Ramazan deyince aklınıza ne geliyor? Oruç geliyor, Kur'an geliyor, merhamet geliyor, af geliyor ve huzur geliyor. Bu birinci etapta merhamet, şefkat, incelik, güzellik kendi bireysel planda sonra aile planında bir araya gelme, iftar sevinci yaşama, sahur heyecanı yaşama ve gündüz Kur'an okumakla, camilere gitmekle, iftar sofralarına misafir ağırlamakla ayrı bir neşe. Bu sene neşemize daha bir neşe katan Milli Eğitim Bakanımızın okullara gönderdiği tamim ve orada gördüğüm neşeler sosyal medyada da paylaşılıyor. Ramazan'a ayrı bir neşve kattı. Çıkmış İslam bülbülleri öter Allah deyu diyu gibi bir güzellik arz ediyor bu sene Ramazan. Tabii bir tarafımız kırık. Niye? Henüz Gazze'de kanayan yaramız var. İnşallah o da sulh yoluyla selamete erişir ve Türkiye'deki Müslümanların duyarlılığı henüz kırılmış değil. Aynı gayret ve himmet ölçüleri içerisinde devam ediyor. Bu memnun edici. İnşallah siyonist emel besleyenler oradaki emellerine ulaşamaz. Müslümanlar birlik ve beraberlik ruhu içerisinde ve Türkiye'nin de liderliğinde insafsız, merhametsiz, gaddar güçleri ben zannediyorum hizaya getirecek. Bu güçteyiz. Bu potansiyelimizi koruyoruz.
Şimdi Ramazan tabii Kur'an'ın inmiş olduğu ay içerisinde bin geceden daha hayırlı diye geçen Kadir gecesini barındıran bir ay. Ve bir de orucun bize kazandırdıkları yönüyle düşünülecek oluyorsa yani hem bireysel planda hem ailevi planda düşünebiliyor musunuz? Büyük bir neşeyle, muhabbetle iftar sofrasının heyecanı, sahurda çocukların kaldırılması, teravih çocukların değil mi? saflara girmesi, aramızda bulunması çok ayrı bir heyecan veriyor. Ve bu sıra tabii Ramazan ayında insaf ve merhamet ayı, ellerce sadaka, fıtır ve zekatlarımızı verme, fakirle ilgilenme. Ben hep derim dilden anlatma kolaydır. İkincisi cepten verme biraz daha zordur. En önemlisi de tabii nefisten verme. Eller cebe dendiği zaman nefsimize ağır gelse de o Kur'an'ın bir ayeti var. Onlar, en sevdiklerinden Allah için vermezlerse gerçek iyiliğe bir kavuşmuş olamazlar ayetini içselleştirmek ve bununla amel etmek kolay değil. Haliyle Ramazan aynı zamanda bir infak ayıdır. Bunu düşünmek gerekiyor.
İkincisi, Ramazan bizi nefsi yönden terbiye ediyor. Oruç azim bir ibadettir. Basit bir ibadet değildir. Ve önemli olan ama burada sadece ağzımızı yemeğe karşı tutmak. Nefsani arzuları frenlemek değil. Has oruç tutmak, havas oruç tutmak yani bütün azalarımızla oruç tutmak gerekiyor. Değerli dinleyenlerim, oruç tutmak diyorum. Neye karşı tutuyoruz? Nefsi arzulara, nefsin doyumsuz isteklerine karşı kendimizi frenliyoruz ve müthiş bir nefs eğitiminden geçiyoruz. İrade hakimiyeti kazanıyoruz. Biz orucu tutuyoruz ama oruç da bizi tutuyor. Neye karşı tutuyor? Yani orucun cismi aç kalmak, susuz kalmak ise ruhu da süfli arzulara karşı değil mi? tok kalmak, basit şeyler karşısında sızlanmamak, bütün benlikle tahammül ve imsak üzere olmaktır. Kısacası sadece mideye değil bütün benliğe, birliğe, diriliğe oruç tutturmaktır. Oruç bizi tutuyor.
Her ibadetin ve ilahi yüklemelerin bir hikmeti olduğu gibi orucun da faydasız incelikleri, faydaları vardır. Bu diğer ümmetlerde de ola gelen ilahi buyruktur. Orucun faydası maddi ve manevi diye ikiye ayırıyoruz. Maddi faydası yıl boyunca çalışan organlarımızı, özellikle midemizi bir ay boyunca dinlenmeye çekiyoruz. Vücut metabolizmasının daha düzenli çalışmasına imkan açıyoruz. Manevi faydası ise insanın irade eğitiminden geçtiğini görüyoruz. Oruçla sabretmeyi öğretiyor. Empati yaptırarak açın, yoksulun, fakirin halinden ve dilinden daha iyi anlamamıza ne yapıyor? İmkan açıyor. Merhamet hislerimizin gelişmesine, acıma duygumuzun artmasına vesile oluyor. Ruhumuz ne yapıyor? Dinginleşiyor, hafifleşiyor, latifleşiyor. Toplumsal kaynaşma, barışma, halleşme ve helalleşme ne yapıyor? Artıyor. Zengin fakir yakınlaşması ve dayanışması gelişiyor. Ruhumuz sekülerleşen dünyada kutsalla ilişkisini ne yapıyor? Daha sıklaştırıyor. Ahiret duygusu ve vurgusu gelişiyor. Bunların ötesinde bütün bir mümin coğrafyayı da aynı his, heyecan ve duygu yoğunluğu ile yaralar ellerin birlikte semaya kaldırılması, müminlerin bir ibadeti yerine getirmenin zevki ile hep birlikte birlikte tut bizi oruç diye yalvarmaları müminleri saflaştırıyor değil mi? Serraflaştırıyor, sadeleştiriyor ve de samimileştiriyor. Yani oruç hem felsefi, ahlaki ve mistik ameliylerle riyazet tezgahından bizi geçiriyor. Az yeme, az konuşma ve davranışlarda itidallik eğitimiyle erdemli bir insan olmanın yolunu bizlere gösteriyor. E haliyle Ramazan'ın gerçek anlamı kulluk bilincini yenilemek oluyor. Her ibadetin bir nimet olduğunu bize hatırlatıyor. Gerçekten namaz ayrı bir nimet. Eğer esprisini, inceliğini, hikmetini bilebilirsek oruç tutma ayrı bir güzellik, ayrı bir nimet, hac ayrı bir nimet, zekat, sadaka ayrı bir nimet. Eğer bunların bilinçli bir şekilde icrası sağlanırsa gerçekten o zaman deriz ki "İnned dinallâhil İslam" elhamdülillah alâ dinil İslam. İslam üzereyiz. İslami güzellikleri yaşıyoruz. Ama her ibadetin bir nimet ve kurtuluşa vesile olan eylemler olduğunu bilmek ruhumuzu saflaştırıyor. Nefsimizi terbiye ve tezkiye ediyor. Kalbimizi tasfiye ediyor. Belki yeni jenerasyon bunları bilim. Tezkiye arındırma, kalbi tasfiye saflaştırma, böyle kalbimizi kötü duygulardan arındırma. Hatta değerli dostlar, şimdi bir avam orucu var. Bir havas orucu var. Bir de havasül havas var. Avam normal açlığa karşı cinsel arzuları frenleme yönüyle kendini tutuyor. Havas bütün organlarıyla, diliyle, gözüyle, eliyle, midesiyle ve cinsel arzularıyla ketmediyor. Kendisini imsak ediyor, tutuyor. Ama havasın bir üstü daha gönlünü de lüzumsuz duygulardan, kaygılardan, ilgilerden arındırıyor. Yani salt bir tür, bir safiyet kazanıyor. En üstün seviyede oruç. İşte bu şekildeki bir oruç gerçek anlamına ulaşıyor. Ve bir de orucu anlamlı kılan nedir? Riya kabul etmiyor. Ondan dolayı Allah diyor ki, "Oruç benim içindir. Onun ecrini ben vereceğim." diyor. Mesela öyle sigara tiryakileri var, bağımlıları var. Diyor ki Allah kaygısı ve duygusu olmasa beni bu sigarayı içmeye hiçbir güç engelleyemez diyor. Daha bunun gibi nice alışkanlıklara sırf Allah rızası için, sırf Allah düşüncesiyle, ibadet bilinciyle karşı koyduğumuz için oruç çok anlamlı bir ibadet oluyor. Ve oruçlu iken rabbimize insanlarla ve eşyayle olan ilişki biçimimize göz atıyoruz. Kur'an ahlakıyla ahlaklanmak, model salih bir insan olmak, hayırlı insan olmak bilincimizi yeniliyoruz. Hayır ve hasenatımızı artırıyoruz. İnfakımızı bolca yapmaya çalışıyoruz. Dost, komşu ve misafir ilişkilerimizi yenileyerek güzelleştiriyoruz. Efendim haliyle maddi ve manevi birçok özellik ve güzellikler barındırıyor oruç.
Bir iki cümle daha katabilirim buna. Ne diyebilirim? Oruç zengini fakirin hizmetine koşturur. Cenabı Hak kullarından bazılarını fakir olarak, bazılarına zengin olarak takdir etmişse zenginlerden zekat ve sadaka vermek suretiyle fakirin yardımına koşmaları istenmiştir. Hakk malum lisili vel mahrum. Yani zenginin malında fakirin bir hakkı vardır. Belirli bir hakkı vardır. Hatta verirken ezilip büzülmesine yol açmayacaksın asla. Hatta gizli vermek bile Kur'an'da hem açık verirler hem gizli verirler. Açık verme belki başkalarını teşvik için olabilir. Hayır ve hasenatta. Ama gizli vermenin de ayrı bir bereketi, ayrı bir sevabı var. Ey Allah'ım ben bunu gösteriş için değil, riyakarlık için değil, sırf senin için veriyorum demektir.
Orucun sağlığımızın sigortası olduğunu da biliyoruz. Doktorlar bunun üzerinde hep konuşur zaten. Vücut fabrikamızın yorulmasına, eskimesine karşı bir direnme, bir bakım ameliyesidir. Biliyorsunuz 11 ay müddetince vücutta biriken yağlar eritilir. Çeşitli rahatsızlıklara sebep olan obezite, aşırı yem ve içmenin önüne büyük ölçüde geçilmiş olur.
Üçüncü olarak oruç bedenin zekatıdır. Zekat sadece maldan verilmez. Allah'ın ihsan ettiği her nimetin kendine göre bir sadakası, bir zekatı vardır. Mesela malın zekatı bir kısmını fakire vermekse bedenin zekatı da Allah için oruç tutmaktır.
Dördüncü olarak oruç ne yapar? Nefsi terbiye eder. Değil mi? Oruç şehveti kırar. Nefsi mağlup eder. Azgınlıktan ve kötülükten korur. Dünyanın aşağılık lezzetlerini makam ve üstün çıkma kaygılarını hakir gösterir. Kalbin Allah'a teveccühünü, yönelişini artırır. Ona meleki bir zevk-i sefa bahşeder adeta.
>> Eyvallah.
>> Oruç bir arınmadır. Bunu da söyleyeyim. Neden arınıyoruz üstadım? Maldan verilen zekat onun temizlemesine, bereketlenmesine sebep olduğu gibi oruç da bedenin manevi kirlilerden temizlenmesine vesile oluyor. Ve oruç insanı adeta melekileştirir. İnsanı meleklerden ayıran en önemli özellik nefis sahibi olması. İnsan yer içer, evlenir, öfkelenir, üzülür, günah işler. Fakat oruçlu iken iftar edinceye kadar yiyip içmeyi terk eder. Adeta melekileşir. Oruç ahiret içinde karlı bir ticarettir. Çünkü oruç ibadetinde gösteriş yoktur. Onun ecrini Allah verecektir. Ve oruç ayında verdiğimiz sadakalarımız da İslami dini duyarlılığımızın, ciddiyetimizin, vefamızın ve düzgün hayat sürmemizin bir nişanesi olarak verilir. Daha çok anlatılabilir bu.
Hocam, hocam tabii biz biliyoruz sizinle bütün bu programı Ramazan, oruç, bu ayda sakınmamız, yapılması gerekenleri elbette konuşabiliriz. Ama zaten dediğim gibi hem izleyen dostlarımızın mübarek Ramazan'ını tebrik etmiş olalım ve berekete vesile olsun diye de kıymetli hocamdan birkaç Ramazan'a dair hassasiyet talebinde bulunduk. Eksik olmayın ama zaten medyada, sosyal medyada, farklı alanlarda ki benim programımın arşivinde bile Ramazan'da 5-6 tane sohbet bulmak mümkün. Ramazan'ın ilk günü kıymetli dostum, hocamız Profesör Doktor Hayrettin Öztürk hocamızın Ramazan'la ilgili sohbetini yayınladık. Hafta içerisinde yine bütün bir ömrünü peygamber sünnetine, yaşantısına vakfeden Mustafa Ağırman hocamla gerçekleştirdiğim programı da hafta içinde paylaşacağız. Yine bu alanda efendim hizmetleriyle, çalışmalarıyla önde olan değerli hocalarımız var. Onlarla gerçekleştirdiğimiz İhsan Şenak'la yaptığımız programı paylaşacağız. Yine bizim arşivimizde bile dostlarımızın bulacağı bir ayrı program var. Yine Ramazan'da Yavuz Ünal efendim hadis hocası, profesör, 19 Mayıs'ın eski rektörü, kadim dostumuz. Onları paylaşacağız. Ama hocam bugün tabii bizim bu programımızda ciddi bir kültür, edebi çevre hocam oluştu. İzleyenlerimiz de bu hassasiyetle böyle dakikalara, saatlere değil de konuşanlar, konuşulacakların içeriğine bakan, kendi içerisinde bu sohbetlerde konuşulanlardan not alan ve hakikaten bir ciddi bir kazanım olarak bu gören, diğer taraftan da bizim açısından bir önemli yönü de inşallah bir kayıt olması noktasında bugün ve yarınları ışık tutucu bir program olması yönüyle de önemli.
Şimdi mantık konusu hep mantıklı konuş deriz. Mantık dışı hareket etme deriz ama netice itibariyle de mantığa da felsefeye de toplumda genelde bir bakış açısı hem ne hani bülbül yarısıya gülü niçin sevmiyorsun tanımıyorum ki nasıl seveyim demiş. Şimdi biz de tanımadıklarımızın bazen düşmanı hatta hatta onlar bizi işte sapıtan, yoldan alıkoyan gibi takdim edili. Oysa ki siz mantığın mutlak anlamda hayatla bir iç içe oluşunu ön plana çıkarıyorsunuz ve dolayısıyla dili ölçüye dönüştüren ve ölçülü olmayı ortaya koyan ve dolayısıyla bizi yanlışlardan korumak olan bir aslında alandan bahsediyoruz. Yani mantık bizi yanlışlardan alıkoyuyor. Yanlışlara karşı savunma metotları geliştiren, bizi koruyan bir olayı kaçırıyoruz veya onu kendimize yabancı görüyoruz. Böyle bir alanda ilahiyat camiasında da geciken bir alan da olduğunu görüyoruz. İlk çalışmayı yapan akademisyen olmanın hem sorumluluğu var hem de çalışma yaparken açıkçası zorluğu var. Ama bunun da bir taraftan da bu alanda hizmet öncü yapmış öncü olmanın da ayrı bir bereketi söz konusu. Bu soru içerisinde mantığa gireceğiz ama kıymetli hocamızın böyle programımızın özüne taalluk eden hayat hikayesinin böyle başlıklarını da açıkçası almak isteriz. Çünkü orada belli dokunuşlar, belli alana yönelişler, eğitimler ve dolayısıyla hayatın gayesi ve hayatımıza dokunanların da ifade edilmesi programın bereketinden açıkçası biz görüyoruz hocam. Ondan sonra da başlı başına konuya geleceğiz ve tabii hocamın bu alanla ilgili yazmış eserleri, bu eserlerde nelerin üzerinde durulduğu en azından belli başlı konuları da bu akşam ele almayı arzu ediyoruz. Evet hocam buyurun söz sizde bu anlamda.
Şimdi kısa bir öğretmenlikten sonra asistanlık sınavı açıldı. Erzurum Yüksek İslam Enstitüsü'nde başvurduk. 450'ye yakın başvuru vardı. Biz 18 arkadaş kazandık. Felsefe asistan olarak girdim. Neden felsefe diyeceksiniz? Gerçekten öteden beri felsefeye bir farklı bakış var. Bunun bu bakışı kırmak kolay değildi. Zira felsefe 18. asırdan sonra daha ziyade materyalist felsefe veya natüralist bakış açıları veya dine batıda da yani teolojiye çok barışık gitmeyen bir maddeci bir bakış açısıyla felsefe bir mesafeli bakmayı doğurmuştu. Türkiye'de de belirli ideoloji etrafında felsefe biraz dinle sıcak bir ilişki kurmamıştı. Ta Tanzimat'tan bu yana 18. yüzyıldan bu yana maddeci bir bakış açısıyla felsefe, bir de pozitivist bakış açısıyla tabii burada tanrısız varoluşçuluk, materyalizm, egzistansiyalizmin ateist kanadı ve Marksizm ve pirizm bu felsefeye dindarın biraz mesafeli bakmasını doğurmuştu. Türkiye'de de belirli çevreler adeta neredeyse felsefeyi tekeline almıştı. Bunu okuyoruz, görüyoruz. Müslümanlar da sanki felsefenin, mantığın sırf akılla yol alıp vahiye, vahyi yadırgadığını, vahiye sırt çevirdiğini düşünerek felsefe alanını ihmal etmişlerdi. Ben bu yargıyı kırmak gayretiyle yani Müslümanca düşünenlerin de felsefe alanında ben de varım demeleri gerektiğini düşündüm ve bu alana başvurdum. Ve bu çalışmam sürecinde iğne ile kuyu kazdım denebilir. Çünkü mantık bir alet ilmi olmasına rağmen düşünceyi zihni yanlışlara karşı koruyan bir alet ilmi, bir fen, bir bilim, bir sanat dalı olmasına rağmen hatta geleneksel hayatımızda kadir kıymeti bilinmiş olmasına rağmen son zamanlarda ihmal edilmişti. Hatta Osmanlı devrinde de mantık revaştaydı. Ta Müslümanlar ilk zamanlarda yani hemen Abbasilerde Harun Erreşid, Memun, halife Memnun faaliyetlerinde Bağdat'ta Farabi, Kindi, İbn Sina, İbn Rüşt, Gazzali, Tusi, Ebubekir Zekeriya Errazi, Fahrettin Razi. Yani bunlar büyük simalar. Bunlar mantığın ve felsefenin dinle barışık olduğunu sadece Gazzali burada meşai felsefenin bazı noktalarda İslam teolojisiyle uzlaşamayacağı itirazını yapmıştır. Ama burada tabii buna rağmen Gazzali 56 tane mantık kitabı yazmıştır. Hatta usulü fıkıh diyeceğimiz fıkıh kitabının ilk 65 sayfası mantıktır. Sonra miyaru'l-ilm, mihekkü'n-nazar, el-mustasfa başı, esasü'l-kıyas, el-munteha fil-ced gibi kitaplarıyla mantığı Kur'an'la barışık kılmıştır. Hatta Kur'an'dan çıkarmıştır ve mantığın ilahi olduğunu, tebliğ edenin Cebrail olduğunu bunu kitaplaştırarak kıstasu'l-müstakim adlı kitabında işlemiştir. Ama gel gör ki zamanla daha sonradan mantık ve felsefe bu şeyini aktüelliğini veya verilen önemi yitirmiştir. Bunu dinle barışık şekilde işleyip aktüel hale getirme konusunda bugün Gazali'nin dediği gibi farzı kifaye bir ilim mertebesinde gören bir anlayışı ben de benimsiyorum. Zira hem Müslümanda edebi bir zenginlik hem düşünsel bir zenginlik hem de gönülsel kalbi bir zenginlik olmalı. Ben bütün çevreme derim Müslümanda felsefi bir zevk, edebi bir zevk ve bir de tasavvufi bir olgunluk ve zevk olması lazım. Felsefe düşünceyi açıyor. Tasavvuf gönlü açıyor. Edebiyat ise dili açıyor. Yani bugün Müslümanların bu üç veçheden de güçlü olması lazım. Yani aklı selim üzere, hissi selim üzere, zevki selim üzere olmaları önemini ben bulunduğum her mecliste işlerim. Şimdi bu iş akılla olmaz. Akılsız hiç olmaz yani. Evet. Gazzali'nin yaptığı akla bir sınır çizmektir. Evet. Akıl metafizik alanda. Mevlana da öyle diyor. Çok daraldığı yerde vahyin yönlendirmesine kendisini bırakacaktır. Yani akıl yağız bir süvari. Gider gider önüne bir okyanus çıkınca orada kendisini değil mi? bir kaptana teslim etmesi lazım. Orada tahtadan bir gemiye binmesi lazım. Tahtadan bir akla binmesi lazım. O aklın dümeninde de peygamber vardır. Yani metafizik alanda, aklı aşan konularda vahyin kurtarıcılığına Müslüman ve dindar kendini teslim eder.
Şimdi tabii bunu önyargıyı kırmak kolay değil. Bazıları din adına, İslam adına, Kur'an adına aklı yatsıyorsa bu dine İslam'a yapılan büyük bir hakarettir. Pastul mekalde İbn Rüşt dinle felsefeyi aynı memeden beslenen ikiz kardeş gibi görürler. Bunu Said-i Nursi'de de görüyoruz. Diyor ki beşeriyetin akli alanda müdü fenne ihtiyacı var. Nakli alanda da vahiye ihtiyacı var. Eğer aklı terk edersek bilimde tıkanırız değil mi? Hile ve sapmalar olur. Dinde de aklı terk edersek taassup ortaya çıkar. Şimdi Müslüman akıl nakil dengesini kuracaktır. Daha doğrusu Müslüman denge insanıdır. Akılla nakil, geceyle gündüz, dünya ile ahiret, kadınla erkek, madde ile ruh, bunları birbiriyle intiz eden, birbiriyle dengeyi kuran bir kişidir Müslüman. Onun için ne akıl için nakli reddederiz, ne nakil için aklı önemsiz görürüz, ne geleneği Cafer Beyim bir kenara atarız, ne de modern hayatı çok önemser. Her şeyi kuşattığını, her şeyi çözdüğünü savunuruz. Nedir? Gelecek için geleneğin kıymetini biliriz. Ama mevcut şartlara geleneği intibak ettirme konusunda da gerekli elastikiyeti ve hassasiyeti ve pratik manevrayı da takınmamız gerekiyor. Kısaca diyeceğim o ki zor olana talip olmak gerekiyor. Mantık zor bir alan demek istemem. Felsefe zor bir düşünsel faaliyettir diyemem ama Müslümanın da bu vadide ben varım demesi gerekiyor. Zira bazen çok gerek duyuyoruz. Niye bugün bir Müslüman bir felsefeye giriş kitabı okumasın? Niye bugün bir Müslüman Platon'dan bir iki kitap veya bir iki diyalog okumasın? Veya bugün Müslüman niye çağdaş izimler dediği zaman pozitivizm nedir? Materyalizm nedir? Egzistansiyalizm, varoluşçuluk nedir? Etik nedir? Estetik nedir? Din felsefesi nedir? Siyaset felsefesi nedir? üzerinde biraz düşünmesin, konuşmasın ve niye bunların evhanesinde, kütüphanesinde birer sözlüğü olmasın? Bak biz şiir dünyası içindeyiz. Mesela niye? Birçoğumuzun evinde belki de Türk Dil Kurumunun veya Mehmet Doğan'ın veya Kubbealtı Neşriyatın sözlüğü yoktur. Mesela sözlük kamus namus bu sözlüğümüz olacak. Sonra bir felsefe sözlüğümüz olsun, bir mantık terimleri sözlüğümüz olsun. Efendim bir çağdaş izimler ve ekoller sözlüğümüz olsun. Yani bu felsefi birikimi okuyup hatta yer yer eleştirmek ve eleştirel gözle bakmak her Müslüman aydının görevidir. Bazen görüyoruz çok sığ kalıyoruz. Bazen hatta bazen çok yobazca karşı koyuşlarla da karşılaşabiliyoruz. Müslüman bu eleştirelmeyi alacak ve birbirine yerine göre hem destek olacak hem yol açıcı olacak. Ben sıkça derim, tenkit tekbih değildir. Her tenkit karalama değildir. Ve bu felsefenin ve mantığın takdi tekniğinden yararlanmamız lazım Cafer Bey. Yoksa kara kaşına, karagözüne değil. Yani biraz vusulsüzlüğümüz usulsüzlüğümüzdendir. Ben bunun altını önemle çizmek istiyorum. Hedeflere ulaşamıyor şu an. elverişli, uygun, yeterli, müsait vasıtalar edinemeyişimizden dolayıdır. Bu hem iletişimde böyle hem Allah insan münasebetinde öyle hem Allah insan alem ilişkisinde öyle hem siyaset ve yönetilen ve yönetici arasındaki ilişki de böyle hem karı koca arasındaki tıkanmalarda ve huzursuzluklarda böyle usul, yol ve yöntem konusunda daha teknik, daha etkili, daha pratik yollar edinmemiz gerekiyor. Bu düşünürken de böyle düşüncenin en pratik yolunu, yöntemini, sağlıklı işleyişini mantık bize gösteriyor değerli dostlar. Ne ile gösteriyor? Üç sacayağına oturarak gösteriyor. Kavramlar, önermeler, yargılar ve deliller. Bir Müslüman düşünürken, konuşurken, tartışırken bu üçlü sacayağı sağlama çatarsa onu hiçbir güç deviremez. Bunların üzerinde ayrı ayrı durmamız lazım belki ama yıllarca bunun tedrisini yaptık. 45 sene bunun tedrisini yaptık. Öğrencilerimize ve çevremizdekine bu kavram bilgisinin, kavram bilgisinin önemi, kavramları düzgün kullanmanın, kavramları zengin kullanmanın, kavramlar arası ilişkileri düzgün kurmanın ve kavram kargaşasına karşı önlem almanın yolunu ve yöntemini yıllarca işledik. Buna karşı yargılarımızın, önermelerimizin birbiriyle olan ilişkisi, tezata düşmememiz, karşıtlık içerisinde çelişkiye düşerek birbirimize eleştiri, eleştirel cümleler, eleştiriye konu olan cümleler kurmamız gerektiğini, konu yüklem ilişkisini iyi kurmamız gerektiğini, bunları yıllarca işledik. Sağlam bir taş. Sonra yan yana koyacağımız ikinci taş önermeler ve bu taşları tuğlaları yükselterek deliller, argümanlar geliştirme demek olan akıl yürütmelere de çıkmanın ve tutarlı akıl yürütmeler kurmanın yol ve yöntemlerini, kıyası ve çeşitlerini mantık gücüyle düzgün kurmanın ve bunların Kur'an'da da olduğunu ki Kur'an'da klasik yöntem üzere men, naks, muaraza, akıl ilkeleri. Zaten bu evrensel ve zorunlu olan bu özdeşlik, çelişmezlik, üçüncü şıkkın imkansızlığı, sebeplilik, amaçlılık bunları kaldırırsak yeter. Neden prensibini Kur'an'ı anlamak değil kendimizle hiçbir yargı kurarak iletişime geçmemiz mümkün olmaz. Bunlar evrensel ve zorunludur. Bu akıl ilkelerini atarsak cümle kuramayız. Kavramı iki yan yana getirerek bir olumlu veya olumsuz bir yargıya ulaşamayız. Sonra Kur'an düzgün dönüşmeyi, düzgün konuşmayı yine mantıklı, tutarlı düşünmeyi sıkça vurgular ve 49 yerde akletmiyor musunuz der. Diğer ayetlerde fıkhetmiyor musun? Lübbetmiyor musun? Basiret üzere değil misin? İtibar üzere değil misin? Ulul elbab, basiret, semi, basar, ilim. Yani şöyle diyeyim. İyi anlama, iyi konuşma, iyi fikretme, iyi düşünme, ilişkiyi iyi kurma, derinden düşünme üzerine çok sayıda 500'e aşkın ayet vardır. Şimdi bunları okuyan bir göz Kur'an'daki o sağlam muhakeme, sağlam tefekkür, sağlam istidlal yöntemini gözden geçirmesi, gözden kaçırmaması, dikkatten kaçırmaması gerekiyor. Yani sağlam bir dini düşünce, sağlam bir muhakemeden, sağlam bir inançtan ve nezih bir amelden geçer. Haliyle burada üçlü iyi inanç, iyi düşünce ve iyi uygulama. Ben bulunduğum meclislerde hep diyorum kurtuluşumuz iki önemli şeye bağlı. Akli sarih ve nakli sahih. Aklı sarih, açık akıl. Çünkü ben mantık yanlışları uzmanıyım. Aklın önünde birçok engeller de var. Her akıl sağlıklı düşünmüyor. Değil mi? Aklın öncülleri sağlam olacak ki o sağlam öncüllerden sağlam sonuca varsın. Eğer sağlam öncüllerden yola çıktığı halde sonucu reddediyor, yan çiziyorsa bu da formel yanlış olur, saptırma olur. Yani kıyas yanlış.
>> Yani oradan şunu mu anlıyoruz hocam? O öncüler dediğimiz sağlam bir bilgiden bahsediyoruz herhalde. Yine bilgi yetmiyor. Bunu istismar etmeyecek bir ahlaktan, ahlaki duruştan mı anlamamız gerekiyor hocam bu noktada? Yani oradaki yine tabii bütün bunlarda olmuş olduk olsa da iyi niyetli olmuş olsa bile hani bir yazarımızın ifadesiyle cehennemin kaldırımları iyi niyet taşlarıyla ölü. İyi bir mantık yoksa, iyi bir mantıki yaklaşım söz konusu, efendimle karşı karşıyaysa dil hakimiyeti de söz konusuysa iyi niyetle işte bugün sosyal medyadaki sohbetler, televizyondaki tartışma programları hatta hatta Ramazan ayında halkı efendim doğru bilgiyle, vahiyle kuşatma adına, bilgilendirme adına yapılan sohbetlerde de yaşananlar herhalde. Buradaki hocam bizim belki şu yönüyle de olaya bakmamız gerekiyor. Tabii biz ilk günden beri evet bir millet için bu millet için özellikle şiirin önemini hep vurgulamaya çalıştık. Programın adını da ortaya koyduk. Tabii sizin akademik çalışmalarınız arasında çok önemli şairler var. Onlar üzerinde çalışmalarınız, makaleleriniz var. Yine bizim kültürümüz açısından sohbetin önemini ortaya koyduk. Tabii bütün bunların da hikemi, hikmet boyutuyla da olaya bakılacak veya efendim bir duruşu da ortaya koymuş olduk. Şimdi hocam buradan devam edeceğiz ama sohbet yani programa da açıkçası istiyoruz ki değerli dostlar hani güzel bir ifademiz var. Başkasının yumruğunu yemeyen kendi yumruğunu balyoz zannedermiş. Bizim akademik dünyada da hocam, edebiyat dünyasında da, fikir dünyasında da, siyaset dünyasında da bir ben merkezlilik maalesef ve maalesef söz konusu. Ve böyle olunca da dinlememekten yakınanlar, dinlenmiyoruz, sohbet dinlenmiyor diyenler aslında muratları kendilerinin dinlenmeyişi. Efendim okunmuyor maksat da kendilerinin okunmayışı gibi bir kanaate sahibi umut ederim yanlış. İçerisindeyim bu kanaatte. Sayın kıymetli hocam bizi düzeltirse de açıkçası bu üzüntüm biraz daha hafiflemiş olur. Oysa ki bu programda bu yani 252 haftadır yüzlerce konuğumuzla her biri birbirinden kıymetli birikimleri, çalışmaları, eserleri görüyoruz. Onun için diyorum ki evet her yumruk ayrı bir kıymette, ayrı bir değerde ama değerli dostlar hakikaten bizim bugün en büyük problemlerimizin başında ailede iletişim sıkıntısı, iş yerinde iletişim sıkıntısı, öğrenci öğretmen ilişkilerinde bu, Türkiye Büyük Meclisi'nde bu, sosyal medyada bu, televizyonda bu, vaaz kürsüsünde de bu. Dolayısıyla karşımızdaki değerimizi ben tanıyanlar zaten biliyor ama bilmeyenler açısından hocam yani ilk çalışmasını bu anlamda öncü olmanın sebebiyle de mantık yanlışları üzerinde eser yazan bir isimden bahsediyoruz. Efendim işte ana konularıyla klasik mantığı ve günümüz mantığını da yansıtan dolayısıyla mantık üzerine yazıları olan bir isim karşımızda. Ve örnekleriyle az önce dedik sözlü, kamus, namussa. Dolayısıyla her bir ilim dalıyla ilgili de en azından şu bizim programımızı izleme formatında bulunan dostlar açısından işte bu anlamda bir mantık sözlüğü, bir felsefe sözlüğü bazen alan açısından zor da olabiliyor ama hocam mesela örnekleriyle mantık sözlüğünü ve yanlış düşünce ve davranışlar karşısında Mevlana ki yani hayatın içerisinden örnekleriyle de birçok çalışma alanının içerisinde bunlar bilinen bir hocamız var. Bütün bunları söylüyorum. İzleyen dostlar, siz önemli bir programı izliyorsunuz ama sevdiklerimizin yani siz sevdiklerinizi infak etmedikçe bir eremezsiniz dendiği gibi sadece bizim bu güzellikleri dinlememiz yetmez. Çoluk çocuğumuz, komşularımız, arkadaşlarımız vesaireye varıncaya kadar haberdar olması lazım. Onun için hocam dedik ki evet beğeniler yeter, beğeni tıkları yeter. Gönüllerde yer alabilmeye de mübarek Ramazan'dır ve dolayısıyla Kur'an ayıdır. Bu yönüyle yönelmemiz lazım. Evet karşımızda bir mantıkçı, bir felsefeci ama çok önemli vurguyla bulundu hocam. Felsefi zevkten bahsetti. İşte biz burada edebi zevkten bahsetti. Bir toplumun nerede olup olmadığını ve diğer tarafta da tasavvufi zevk dediğimiz toplumun bırakın bunlarla ne kadar hemhal olduğunu, ne kadar farkında olduğunu tartışılacağı bir noktada böyle bir kıymetli hocamızı konuk etmiş olmak. Dolayısıyla onunla ilgili bu sohbeti dostlarımızın hem dikkatle takip ve bundan sonrasında da bu öncü, bu alanda öncü olan kıymetli hocamızın efendim çalışmalarına dikkat vermek lazım. Dolayısıyla burada hakikaten mantık ve yine bir davet açısından Ramazan noktasında baktığımız zaman bir davetle bir liyakat gerçeği de ortada hocam. Bu anlamda lütfen devam ediniz hocam.
Tabii.
>> Güzel kardeşim, nakil akıl ilişkisi üzerinde en son bir hatırlatmada bulunayım.
>> Şimdi kurtuluşumuz dedim aklı sarih ve nakli sahih. Bunu müsaadenizle açmak isterim.
>> Buyurun.
>> Eee açık akıl, açık düşünce. Şimdi gü vardır mantıkta. Belirsizlik, bulanıklık, karmaşıklık. İnsanlar bazen o karmaşık haladan yararlanarak düşüncelerini böyle muğlak bir biçimde empoze etmeye çalışırlar. Mantığın dili clear ve distinct. Açık ve seçiktir. Açıklık ve seçiklik ilimde de önemlidir. İletişimde de önemlidir. Daha ziyade düşünce sujede açıksa bu rahat bir şekilde dile getirilir. Eğer kafa karışıksa dile de o karmaşık bir şekilde yansır. Onun için ilim adamı, siyasiler ve ahlak anlatıcısı anlatanlar, muallimler, eğitimciler dili düzgün kullanmalılar. Dil düzgünlüğü mantıksal düşünme için bir ön hazırlıktır. Yani dil olmadan mantıksal düşünceyi düzgün biz dile getiremeyiz. Ama dil yeterli değil. Onun üzerine doğru ve tutarlı düşünmeyi bindiriyoruz.
Nakdi sahihe gelince hazırdeşim, sağlam rivayetler iyice süzgeçten geçirilmiş, tashih edilmiş düşünceler. Çünkü gelenekte bazı yanlış rivayetleri kambur olarak taşımak zorunda değiliz. Müslümanların bazı yükleri sırtlarından atmaları gerekmektedir. Bunu anlatırken ben modernist bir düşünce savunucusu değilim. Bunu düşünürken çağ karşısında komplekse düşmüş özür dileyici, ipolojetik bir dil savunucusu da değilim ben. Müslümanın kendi değerleriyle barışık olması, kendi değerlerini savunucu olması, kendi değerleriyle hemdam olması ve kendi değerleriyle yetinip bunu özgüven içerisinde ifade etmesi. Hem diliyle hem yaşantısıyla bunun savunucusuyum. Çünkü Kur'an'dan öyle bir onore edeceği bir ayet alıyoruz ki diyor ki üzülmeyin, mahzun olmayın. İnanıyorsanız üstünsünüz ve galebe çalacaksınız. Bugün bazı kesimlerde çağ karşısında komplekse düşen, eziklik duyan kişileri görmemiz bazen bizi üzüyor. Onurları af dileyici, el etek öpücü, böyle aşağılık kompleksine düşücü tavırları maalesef sırıtıyor. Onun için Müslüman inanıyorsa güçlüdür. Müslüman inancının gereğini yerine getiriyorsa güçlüdür. Çünkü teolojisi güçlüdür. Ana değer kaynakları Kur'an ve sahih sünnet güçlüdür. Geleneği güçlüdür. Onun için nakli-ı sahihi de sağlama almak gerekiyor. Bunun yanı sıra tabii sağlama alacağımız o ki dersimiz biraz da değil. Dil düzgünlüğü de şart. Dil düzgünlüğünde mantık bize kavramları iyi kullanmamız, yerinde kullanmamız, çarpıtmamamızın gereğini ve delaleti, içlemi, kaplamı, cinsi, türü, ayrımı, tanımı bize verir. Ve buradan önermeler arası ilişki, oradan da argümantasyona geçiş yani delillere geçiş. Ve bunu delillere geçişte şurayı aziz dinleyicilerime önemle ifade etmek isterim. Seçeceğimiz öncüllerin içerik değerine de dikkat edelim. Mantık bunu beş sanat adı altında inceler. Burhan, cedel, hitabe, şiir ve safsata. Bakalım toplumumuzda bir lise öğrencisine sorun bu kavramları hiç duymamıştır. Ama Osmanlı'da emin olunuz İsa koca ezberletilirdi. Ve ben Süleymaniye'ye gidiyordum. Yoruluyordum. Böyle iğneyle kuyu iğneyle kuyu kazıyordum. 85'lerde, 86'larda yani kaç sene evvel? 40 sene evvel mi oluyor? Evet. O kadar çok mantık kitabı, o kadar çok şerhji, şerh-i şemsiye var. Kafam dönüyordu böyle. Yani İslam alimleri mantığa o kadar çok önem vermiş ama biz bugün gelelim bir üniversite, üniversitelerin çoğu çoğu bölümünde mantık yok. Felsefe yok. Veya İslam ahlakı yok, etik yok. Veya adab-ı muaşeret yok. O kadar çok ihtiyacımız var ki bugün toplum nezahet ve nezaket kurallarına yani adab-ı muaşeret eskilerin dediği gibi görgü kurallarına o kadar ihtiyacımız var ki sadece biz mantıkçı olarak zihni terbiye etmekle mükellef değiliz. Değil mi? Zihnin dışa yansıması. Farabi abi diyor ki saadet hem ahlak hem de mantıkla olur. Yani önce güzel düşüneceksin ki güzel eyleyesin. Güzel düşünen güzel eylemeli diyor. Enbih ala sebili sade mutluluk yoluna iletme adlı kitapta. Şimdi mantık biz güzel düşünüyorsak bu düşüncenin güzel eylemlere de dönüşmesi lazım. Güzel eylemlere dönüşürken bilgilerimiz sağlam olacak. Karşı tarafı sağlam bilgiler sunacağız. Buna burhan diyoruz. Sonra karşı tarafa uygun bir şekilde tartışacağız. Buna biz diyalektik cedel diyoruz. Sonra karşı tarafı güzel bir şekilde ikna edici sözlerle değil mi? Kalbi fethedici sözlerle ikna edeceğiz. Buna biz retorik hitabet diyoruz. Sonra hayal gücüne dayalı olarak güzel eserler inşa edeceğiz. Biz buna poetika şiir diyoruz. Sonra düşüncelerimizin dil ve anlam yönünden
Tartışılması gerekli çok sabote edici, çok saptırıcı, çok kandırıcı düşünceler ve argümanlar var. Bu tuzakları hissetme, anlama ve bunların şerrinden, tuzağına düşmekten korunma yollarını da biz safsata, mugalata, mantık yanlışlarıyla bilmemiz gerekiyor. Hele hele sosyal medyada o kadar çok mantık yanlışları var ki ben bazen diyorum keşke bu yanlışları işlemeseydim. Eee, söylesem kar etmiyor. Söylemesem içim razı değil. Gönlüm razı değil. Hangi birisine tepki gösteresin diye diye diye insan üzülüyor. Yani şunu demek istiyorum. Mantıksal düşünce, doğru düşünme daha aktüelleşmeli. Eğitim hayatımızda, ortaokul, liseden başlayıp üniversiteye kadar yaygınlaştırılmalı. Sadece mantık değil, etik, İslam terbiyesi, İslam ahlakı, talimin yanı sıra İslam terbiyesi de devreye girmeli. Bazıları korkuyor ya. İnsaf, insan, değerlerden, temel değerlerden ürküyor, kaçıyorsa onun ya aklı bozuktur, ya niyeti bozuktur, ya kanı bozuktur. Ben bu kadar diyeceğim. Bu kadar.
Hocam isterseniz şöyle bir dinlenelim. Tabii şiir dedik. Bizim programımız tabii felsefe şiir ilişkisini, şiir mantık ilişkisini de tam üstadından açıkçası konuşmak isteriz ama dostlarımız da şiir diyorlar hocam. Tabii yazdıkları da şiir tadında ve hakikaten belki güçlü şiir yazmanın da ipuçları yani dili yanlışlardan, sözü yanlışlardan korumak herhalde en fazla dil hassasiyetinin gösterileceği sanat şiirdir. Zaten mantığı da hocam zaten sanat bir sanat ilmi olarak ele alıyor. Yani dediğim gibi bazı şeyleri kendimize uzak tutmuş olmanın bir anlamı yok. Bizim bu programda, şair olmayan dostlarımız da gerçi hiçbir konuğumuz yok ki şiir yazmamış olsun. Mutlaka yazmış ama şiiri yayınlanmamış. Şimdi şiirin yayımlanmamış olması şair olmadığı anlamına gelmiyor. Öyle bakarsak yani bizim nice önemli isimler sağlığında bir tane şiir kitabı yayınlamadan dünyayı terk eden ama bugün her birimizin ezberinde mısraları olan isimler var. Hocam da şiir kitabı basmamış olsa da birkaç şiirini sağ olsun benimle paylaştı. Ben küçük bir şiir okuyacağım sizinle ilgili. Hem mübarek Ramazan ayıdır. O bir af dilemenin de hepimiz adına bir gerçekleşmesi olsun.
Hocam diyor ki:
Af dilerim. Affımı umarım.
Ne haddime günahımı küçümsemek.
Günahıma yanarım. Günahıma yanarım.
Günahımda yanarım. Dardayım yaradanı anarım.
Af dilerim. Affını umarım.
Amin diyoruz. Ve güzel bir şiir hocam açıkçası. Tabii hocam bizim programımızın diğer bir parçası dostlarımız açıkçası yorumlarıyla, sorularıyla programın içerisindeler. Şimdi ben onların hem selamlarını almış olalım. Bu arada da hemen ardından sizden hocam bir şiir dinleyeceğiz inşallah. Siz de bu arada şiirinizi hazırlamış olun. Yani hafta sonu, cumartesi günleri ve onun için biz programın böyle evet mutlaka bir zaman sınırı olması arzu edilse de insanların hiçbir ruh hiçbir cümlesini not almaya değmez olan programlarla sabahları kadar vaktini geçirirken ben hocamı, hocamın eserlerini bir taraftan hocamla ilgili bir portre yazısı oluşturmaya çalışırken bu programla ilgili inanın önümde onlarca sayfa aldığım not var ama hocam konuşurken de aldığım notlar var. Şunu anlatmaya çalışıyorum. Bu program onun için hız peşinde, has peşinde koşanların programı değil. İz peşinde koşanların programıdır. Onun için rabbim bizi hakikat yolunda koşan, koşturan güzel insanlarla oturup kalkmayı nasip etsin. Onun için sorularımız var. Konu önemli. Tabii mantık gibi bir mevzuyu bir gecede hem mantık hem dil hataları hem bu dil hatalarını ailede, toplumda, okulda, mektepte kürsüde ortaya koyabilmek zor. Ama neticede bu zora ömrünü vakfeden bu ülkenin değerli isimleri de var. İşte o isimlerin en öncüsü olan hocamızla biz bu akşam beraberiz dostlar. Bunun kıymetini ve anlamını umut ederim takdir edip arşivimizde olan bu programda ilgililerin emanet edilmiş olacak. Tarihe de emanet edilmiş olacak.
Hocam ben selamları okuyorum. Ardından sizden şiir alıyoruz. Mahmut Köker hocamız hayırlı yayın dileklerini iletiyor. Muzaffer Aptekin Bey sağlık ve huzurla hayırlı Ramazan diliyor. İsmail Ayan hocamız her iki güzel insana binlerce selam olsun. İkinizi de seviyor ve bereketli olsun diyoruz diyor. Muzaffer Rpekin Bey ailece güzel yayın dileklerini ifade ediyor. Kerime Uzungiray hanımefendi hayırlı yayınlar ve hayırlı Ramazanlar diliyor. Kıymetli hocamız, şairimiz Mehmet Yıldız Bey hayırlı akşam ve yayın dilekleriyle hayırlı Ramazan dualarını iletiyorlar. Murat Paşağ hoş geldiniz. Hayırlı akşamlar, hayırlı yayınlar. Sağlıklı, huzurlu, bereketli gönlünüze hayırlı Ramazanlar diliyorum. Bayram dalkılı selam olsun. Mantık bereketli, hoş muhabbet olsun. Mantık bereketli, hoş muhabbet olsun diyor. Eyvallah Mustafa Ört yazarımız, şairimiz, hocamız. Hayırlı vakitler, hayırlı Ramazanlar diliyorum kıymetli müdürüm. Size ve muhterem konuğunuza saygı ve esenlikle programınızı tebrik ediyorum. Kıymetli hocamız, rektörümüz Musa Yıldız iyi yayın dileklerini iletiyor. Efendim selamlar, hayırlı yayınlar diyor. Kim diyor hocam? Tabii Cafer hocam ben Faruk Gülter. Diyor keyifli sohbetler diliyor. Faruk Gülter'i hocam tanıdınız mı hatırladınız mı bilmiyorum. Faruk Gülter hocamız şu anda Amerika'da felsefede doktora yapıyor. İsmail İl pardon İbrahim Gülter'in oğlu. O da herhalde meslekten birisi. Akşam bir sohbet odasında birlikteydik. Sizinle programımızın olduğundan da bahisle hocamı bilirim. O beni hatırlar hatırlamaz bilemem ama babam da iyi tanışırlar. Dolayısıyla onunla da inşallah böyle güzel kendini yetiştiren genç bir felsefeci ona da selam olsun. Biz de buradan Amerika'ya selam iletiyoruz.
Mustafa Karacoşkun. Mustafa Doğan Karacoşkun. Kalim dostum, rektörümüz, "İyi yayınlar Sayın Genel Müdür. Muhterem konuğunuza saygılar, hayırlı Ramazanlar diliyorum." diyor. Kıymetli şair Sayın Mef Fındıkçı hanımefendi, hayırlı yayınlar hocalarıma, dinleyici dostlara selamlar, hürmetler. Ramazanınızı tebrik ediyorum. Sağlık, huzurla nicelerine erişmek duasıyla diyor Sümeyra Karaca. Saygılarla, hayırlı Ramazan olsun. Ramazanlar olsun. Hocamızın değindiği gibi Milli Eğitim Bakanımızın teşviki harika geçiyor okullarda Ramazan diyor. Rükuya Aydın Hanımefendi kıymetli hocamız yazarımız. Merhaba değerli hocalarım. İkinize de hayırlı Ramazanlar diliyorum. İnşallah tam mübarek Ramazan akşamı programın olmasını diliyorum diyor Furkan Uzunkaya. Hayırlı yayınlar diliyor. Kıymetli hocamız efendim yazarımız, şairimiz, dostumuz İsmet Erdal Bey, "İstifade edilmesi diliyle selam ve muhabbet iletiyorum." diyor. Ahmet Hoca hocamız her anımız Ramazan şuuruyla yaşamayı nasip etsin yüce Rabbim diyor. Yine edebiyatçı yazar şair Nihat Malkoç hocamız. Cafer abiy, size ve misafirinize selam, saygılar sunuyorum. Bu akşamki zirve şairlerimizden şiirler programınızın hayırlı olsun istifade etmeye çalışacağız diyor. MN Türkez. Hüseyin Göktepe hayırlı Ramazanlar olsun diyor. Ahmet Emiroğlu hayırlı akşamlar, hayırlı Ramazanlar diliyor. Cengiz Alkan tebrik ediyor. Yasin Abaydın iyi yayınlar dilerim. Hocamıza hürmetler diyor. Mehmet Sağlam Ramazanınız mübarek olsun. Rabbim oruçlarınızı kabul buyursun. Hocamızdan Rabbim razı olsun diyor. Rükuya aydın. Felsefenin ve mantığın İslam'la barışık olduğundan ilahi olduğundan bahsetmek ne güzel. Edebi ve tasavvufi düşünce ne güzel diyor. Müslüman felsefede ben de varım demeli. Eyvallah değerli hocam diyor. Mehmet Memdoğlu kıymetli yazarımız yine bizim programımızda konuklarımızdan. Hayırlı akşamlar değerli üstadım. Değerli konuğunuz İbrahim hocamıza çok teşekkür ediyoruz. Saygılar sunuyoruz. Yine kıymetli şairimiz Birden Poyraz hanımefendi hayırlı akşamlar, iyi yayınlar diliyorum. Hocam size konuğunuz İbrahim hocamıza selamlar. Hayırlı yayınlar. Mehmet Ayem Bey, saygıdeğer üstadım. Hayırlı Ramazan'lar, iyi yayınlar. Konuğumuza da selam ve saygılar diyor. Kıymetli Ahmet Sezgin hocamız, şair, yazar. İki asırdan beri ihtiyaç duyduğumuz münevver, mütefekkir, akademisyen kimliğiyle kıymetli hocamızı yürekten tebrik ediyorum. Hocamın felsefeye, ilme, edebiyata müslümanca itidali, bakışı harika diyor. Şiir okumayı da ihmal etmezsiniz inşallah sevgili hocam diyor. Akıl ve gönülle vahye, kültürde akıl ve gönülle vahiye, kültürde irfana, felsefeden hikmete, şiirden şuura yolculuk eyleyenlere selam olsun. Hayırlı sohbet ve Ramazan. Değerli Cafer ve İbrahim hocam razı olsun. Selam, saygı ve hürmetlerle diyor Serpil Uzun Güne, "Hayırlı Ramazanlar. İyi yayınlar, keyifli dinlemeler Bafra'dan" diyor Hacı Gent. Hacı Genç Mersin'den Hacı Genç dostumuz, "Pramınız mübarek olsun." Hacı Genç, bahsetmiyorsun ama muhtemeldir ki hocamın öğrencisin. Sen İzmir mezunusun. Dolayısıyla hocamdan mantık dersi aldın. Onu da ihmal etme yani onu da söyle. Tamam. Hocamın pro yani şuradan anlıyoruz hocam. Hacı benim aşağı yukarı 35-40 yıllık dostum. İlk defa programa katıldı. Belli ki hocası var diye buradan ve aleykümselam. Çok kıymetli bir kardeşimizdir. Ona da selam olsun. Mersin'e, Mersinli dostlara, Hacı Gençlere de Koksal Kır hayırlı yayınlar diliyorum. Sayın genel müdürüm diyor Mustafa Uzan. Selamünaleyküm değerli Cafer hocam. Size ve konuğunuza hoş geldiniz. İbrahim Hocaya da hoş geldiniz. Sefa getirdiniz. Evet. Hacı Genç, "Tohum saç bitmezse toprak utansın" diyor. Ve aleykümselam. Abdulkerim Uzunkayaoğlum hayırlı yayınlar diliyor. Bayram Dalkılıç, "Mehmet Akif'ten üç dize, üç dize" diyor. Eyvallah. Sayme Fındıkçı Vildan Poyraz hocaya selam iletiyor. İsmet Şirin'in iyi akşamları, iyi Ramazan dileklerini iletiyor. Hakan Arık, hayırlı programlar bu güzel yayını bizlere paylaştığınız için teşekkür ederim. Allah emeğinizi bereketlendirsin. İzleyenlere hikmet ve ilham versin. Programın devamı hayırlı olsun. Davutsal, "Hayırlı Ramazanlar hocam." İyi yayınlar. Veylal Özkan hanımefendi, "Hayırlı akşamlar, iyi yayınlar" diyor. Abdüsamet Ceran Bey bir paylaşımda bulmuş, geri çekmiş. Muhtemeldir ki daha iyisini yazacak. Ha hocamıza hürmetler, saygılar, hayırlı yayınlar diliyorum diyor. Ve biz dostların selamlarına ve aleykümselam diyoruz. Rabbim bereketlendirsin.
Evet hocam. Bir şiir dinleyelim. Ardından da biraz şiirin ben de edebiyattan da ki biraz diğer konulardan uzaklaşmayacağız ama yani biz mantık yanlışları gibi efendim dil yanlışları gibi bir program tercihi yanlışında da bulunduk mu bulunmadığını hiç önceden provasız bir soru canlı yayında hocamın hakemliğine uyarısına da müracaat etmiş olacağız. Evet hocam buyurun.
Merhum Mevlana İdris'ten "Sis Oldu Şarkılar". Bende hayli çağrışımı oluyor. Her şiirin bir anısı da olabilir. Sizin okuduğunuz "Affımı Talep Ederim"in bir hikayesi var üstadım. Onu önce anlatsaydım. İlk olarak deşifre ediyorum. 9 Eylül Üniversitesi Hastanesi'e yatıyorum. Rektör bey dedi, "30 cm bağırsağınızı keseceğim" dedi. Bir kolon rahatsızlığı. Ameliyata gitmek üzereydim. Onu hemen çala kalem hastane odasında yazdım. Yani her an için af dilekçemizi sunmamız lazım. Ama sanki hastane ortamı insanı daha da duygusal kılıyor. Yani her şiirin bir hikayesi olmalı. Şimdi bunun da olabilir.
Sis oldu şarkılar.
Bu kağıttan gemiyi bırakıyorum.
Bu kağıttan denize bakıyorum.
Bakıyorum da bilmiyor.
Ne çok çizik atmışız yüreğimize.
Dünya ne ki? Dünya ne ki?
Beyaz olan her şey biraz mavi.
İstesem de istemesen de bakarsın bir el tutmuş elini.
Bilemez kimse.
Allah dilediği gibi serpmis çiçeklerini ve çakar çivilerini.
Dilediği gibi.
Bir can olup öylece kaldığımız gibi.
Bir müzik olup sustuğumuz sesinle söyle bana.
Bir çocuğun elleri bırakılır mı hiç? Bırakılır mı?
Sana bakıyorum. Çevirme yüzünü.
Ben yabancı değilim. Seninle bakıyorum bu büyük boşluğa.
Sana bakıyorum. Şarkılara bakıyorum.
Sis oldu şarkılar. Elini arıyorum.
Kalbim dünyanın ilk aşığının kalbi gibi ve ruhum paramparça.
Sis oldu şarkılar. Elini arıyorum.
Bilemez kimse beyaz olan bir şey.
Bazen bir cümleyi bitiremiyorum.
En son ölüm gelir yine de erken deriz.
Derinlikler içinde bir yol vardı. Bilmiyorum her şey bitti mi?
Bu kağıttan gemiyi bırakıyorum. Bu kağıttan denize.
Sevgilim, sevgilim böyle yalnız mı gidecektim cennetteki evimize?
İsterseniz yorumunu yapabilirim. Belki uzayabilir ama her mısrası ayrı bir mana içeriyor. Hocam ama şöyle, şiirin tamamını göz önünde bulundurduğumuz zaman işte hasret, özlem, yakarış, acizlik, sevgi gibi pek çok duyguların güzel bir şekilde harmanlanarak sunulduğunu görüyoruz. Hocam. Zaman zaman şunu söyleniyor. Tabii şiirin hikayesi bölümü önemli. Yani onun yazmaya sevk eden amil, ortam, duygu. Ama hani genelde hep öyle ifade edilir. Bu programda da dostlarımızdan da hep gördüğümüz o. Haklı olarak da öyle. Yani şiir her okuyuşta bizi ayrı mecralara taşıdığı için hep o çuma ihtiyacı hissederiz. Yani her okuyuşta ayrı bir mana. Yazanıyla okuyanı arasında da aynı beklentiyi oluşturursa, o da şiir olma özelliğini kaybeder diye düşünmek gerekir. Yani okuyanda da, yazanda da, zamanda da onda izini sürmeye değer, derinliklerin olması gerekir.
Hocam isterseniz hakikaten zaman zaman hani bizim düşünce dünyamızın da işte şiirin yeri, işte şiir felsefe ilişkisi ve bu yönüyle şiirin önemi ve ehemmiyeti. Tabii maalesef her şeyi ben çok yakınan birisi ve onlara teslim olan birisi değilim. Olmuş olsam olmuş olsaydım yani geçmişte insanlar ben mazeret sunmayı eleştiriyi esas alan bir hayatın çok yani eleştiri derken yerine bir şey ikame etmeyen eleştiriden bahsediyorum. Oysa ki bizim eleştiriye önce başlayacağımız kendi nefislerimizin olması lazım. Yanlışlarla mücadeleye de yine vahye bu gece bu ayı da Kur'an'la irtibat kuramadıysak, kuramayacaksak oruç neyimize, Ramazan neyimize diyeceğimiz bir dönemi yaşıyoruz. O peygamberine kalk ve en yakınlarından itibaren uyar ve ikaz et diyor. Onun için bu uyarının muhatabı biz olmalıyız. Ama maalesef müthiş bir kolaycılığımız var. Biz hariç herkes suçlu dilinden, vazgeçmek. Yani bu sizin çalışmalarınızın hangi bölümünde, hangi kategorisinde nedir adı bilemem ama benim zaviyen en büyük yaşadığımız sıkıntılardan biri de bu. Yani geçmişte biz işte bir radyomuz olsun, bir televizyonumuz olsun, ü kişiye ulaşabileceğimiz bir imkanımız olsun diye gayret sarf ederken 3 kuruşu, 5 kuruşu bir araya getirmekte zorlandığımız bir ortamda şu anda istendiğinde bir anda Amerika'sından Afrika'sına, Avustralya'sına varıncaya kadar bir tripotunuz bir internetinizin olduğu halde bu hizmeti yürütebileceğiniz mecralarınız var. Okumak için insanlar veya dinlemek için binlerce, on binlerce kilometreyi 40 dakikalık, bir saatlik sohbetler için nedir? Göze alırken şimdilerde sadece ve sadece ekranın bir takip tuşuna bile basmaktan kaçınılan bir hal yaşıyoruz. Yani sohbete de, şiire de, edebiyata da, edebi zevke den uzaklaşmamız da ayrı bir işin boyutu. Hocam bu mevzuda ne buyurursunuz?
Şimdi sözün düşüşü diyorum. Yani söz bir emanet. Söz kutsal bir emanettir. Mevlana diyor ki dikkat et söz gökten inmiştir. Gökten bir Cebrail vasıtasıyla ilahi mesajlar iniyor. Bir o bir de kün emrini benim aklıma getiriyor. Ol. Önce söz vardı demek. Allah varlığı kün lafzıyla ortaya çıkardı. Ol emriyle ortaya çıkardı. Ol dedi ve varlık oldu. Ama bu ilahi buyruğu eğer taşıyamazsak ona uygun bir hal ve hareket tarzı bir medeniyet tasavvuru içerisinde varlığı anlamlandıramazsak, anlayamazsak, bir düzene sokamazsak büyük bir vebal altındayız. İslam düşüncesinde dilin önemi büyüktür. Haliyle vahiy, tebliğ, dua, öğüt ve ahlaki sorumlulukların çoğu söz aracılığıyla gerçekleşir. Hatta bu Allah'ın varlığının bir alameti olarak Kur'an'da sunulur. Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin farklı olması Allah'ın ayetlerinden olarak sunulur Kur'an'da. Kur'an-ı Kerim haliyle Arapça indirilmiş ve dilin belagat gücünü zirveye taşımıştır ve haliyle dil ilahi bir öğretidir. Arapça dil zenginliği arz ettiği için Kur'an Arapça olarak indirilmiştir. Ve çok enteresan insana bu dil gücünü Cenabı Allah başta vermiştir. Adem'e esma esprisini dinleyicilerimin biraz düşüncelerine havale ediyorum. Allah Adem'e eşyanın isimlerini öğretti. Ben bir mantıkça olarak şöyle diyor. Yani isim verme güç ve zihni donerini Cenabı Allah Adem'in zihnine nakşetti. İnsan bilebilen nutuk sahibi bir varlık ve sorumluluğu da bu akıl nimeti ile sağlanmış oldu. İnsanı o yarattı. Allemehul beyan. Açıklama gücünü de Allah insana vermiştir. Ve Cenabı Allah öyle bir kutsi anlam arz etmiştir ki kalemde olan nun vel kalemi ve ma yesturun kalemme ve satırlarda olana yemin etmiştir. Ve Kur'an'da kavl sözlüğüyle o kadar çok anlam var ki 21 tane kavl sözlüğü geçiyor. Bunların olumlu anlamı da var, olumsuz anlamı da var. Emanet dediğim bu. Kavle leyyin, kavle hasen, kavli hayr, kavli hak. Bunları biz alacağız ama kavli münkeri kötü sözü kötü ifadeyi, içeriği boş lagıf, boş sözleri bir Müslüman olarak terk etmekle yükümlüyüz. Çünkü Allah'ın ilahi bir buyruğudur. Kullarıma söyle. Sözün güzel olanını söylesinler. Haliyle bu Ramazan ayıyla münasebete de arz edeyim. Münasebete ilişkiye sokayım. Bir şey biliyorsak söyleyelim insan sansınlar. Bilmiyorsak sükut edelim arif sansınlar. Şimdi bu şiir dünyasında ben özlü sözlerin seçilerek, düşünülerek anlamlı bir şekilde ve gramer kurallarına hem sentaktik hem semantik ölçülerine uygun olarak ifade edilmesinin önemine değinmek istiyorum. Yani hem güzel düşüneceğiz hem onu güzel bir formda söyleyeceğiz. Güzel bir formda ifade edeceğiz. Dikkat edersek dilimiz dejenere oluyor. Ben dün Ramazan sohbetimde ahlaki yozlaşmadan bahsettim. Dilimizle yozlaşıyor. Özellikle bu dijital ortamda bazı yazma hataları, ondan sonra telaffuz hataları, söyleme hataları, diksiyon bozuklukları ve hepsinden de çok Türkçenin güzel telaffuz edilmeyişi ve bir de argo argo sözcükler dilimizi bozuyor. Halbuki Kur'an diyor ki onlar birçok söz duyarlar ve güzel olanına uyarlar. Şimdi sosyal medyayı da bu açıdan bir filtreye tabi tutmamız lazım. Yani güzel sözleri seçmemiz lazım. Zira söz olsun, torba olsun türünden bir takım lüzumsuz laf etmeler ve günlük konuşmalarımızda dinleme eksikliği de bir akademisyen olarak beni çok ilgilendiriyor. İletişimde değerli dostlar konuşmak kadar dinlemek de bir inceliktir, bir sanattır, bir değerdir. Şimdi çoğu insan tartışırken karşı tarafın sözü bitmeden hemen lafa dalma, söz şampiyonu olma, söz dalaşında üstün gelme ve kendini hep haklı çıkarma kavgası içerisinde görülüyor. Halbuki karşı tarafı önce anla, sonra anlamlandır, sonra ona cevap ver. Ve bir de konuşmalarımızı, teklerimizi, metinlerimizi ve çalışmalarımızı kompoze ederken, sunarken ben bütün öğrencilerime şu 8T'yi öneriyorum. Bunlara da uysak hem şiir inşa ederken, hem şiir inşat ederken söylerken, hem şiir paylaşırken daha başarılı olacağımızı düşünüyorum. Önce bir tanıda bulunacağız. Ben ne konuşacağım? Sonra tanım, sonra tespit, sonra tahlil, sonra temyiz, sonra taksim, sonra tenkit, sonra takdir, sonra en güzel şekilde onu takdim sunma. Bu tlere dikkat edince hem bir metin inşasında hem de bir şiir vücuda getirmesinde daha başarılı olacağımızı zannediyorum. Bu zihnin yol alışında bizim rehber taşlarımız olacak. Tanım, taksim, tespit, taksim, bölme, temyiz, iyiyi kötüden ayırt etme, neyi nerede koyacağımızı, nereye yerleştireceğimizi, sonra tenkit, eleştiri ve takdir, olumlu, güzel yönleri ön plana çıkarma. Ve bunu en güzel şekilde takdir ederek takdim etme, sunma. Yani bazı güzellikleri de takdir etme önemli bir vasıftır. Mesela güzeli güzel seyretme, güzel etkilenme, onu güzelce tebrik etme de önemli bir güzelliktir. Ama biz bazen kıskançlık duygularımız veya bazen dar gönüllülüğümüzden dolayı güzele güzel deme yüce gönüllülüğünü yapmıyoruz. Hatta derler ki Türkler üç konuda fakirdir. Birisi teşekkür ederim demekten, birisi seviyorum demekten, birisi de bilmiyorum demekten. Yani bir mesele açıldığı zaman bakarsın herkes alanı olmadığı halde konuşuyor. Ağzı olan konuşuyor yani. Ama bakıyorsun en güzellikler karşısında bile takdir hissini biz beyan etmiyoruz. Ama bakıyorsun özür dileme konusunda da çok zayıfız. Ben İngiltere'ye gittim. O kadar günde en çok duyduğum laf I sorry. I sorry. Yani özür dilerim. Özür dilerim. Özür dilerim. Biz de çok kaba saba bir toplum olmaya doğru gidiyoruz. Gerçekten edebiyat edip, edebiyat edepten de geliyor. Şiir şuurdan da geliyor. Bilinçli olarak yol alma, hayal gücünü genişleterek, geliştirerek, duygusal derinliklere dalarak bir şeyler çarpıcı, vezinli, ölçülü bir şekilde dile getirme. Ama bakıyoruz çok kaba saba bir toplum olma yolunda gidiyoruz. Değil mi? Akl selim, hissi selim, zevk-i selim. Bu üç güzellik, üç zevk. Yani güzel akletme, güzel duygu zenginliği içinde olma, güzel estetik beğeni içerisinde olma. Zira bu güzellik Allah'tan, güzelden bize geliyor. Onu cömertçe harcayalım. Cömertçe kullanalım. Zira vallahu cemil Allah güzeldir. Güzeli sever. Bunun için e hub mahbub tohum demek bu muhabbeti ekmemiz, çoğaltmamız lazım. O kadar çok hoşuma giden bir hadis-i şerif var ki söylenişi de çok şiirsel, çok güzel. Allahümme ve yub veik. Ey Allah'ım, senin sevgini isterim. Seni sevenin sevgisini isterim. Senin sevgine beni yaklaştıran amelin sevgisini isterim. İşte oruç da Allah'ın sevgisine yaklaştıran bir ibadettir. Ne güzel değil mi? Kur'an'ı okumak, Kur'an sevgisi, Kur'an'ı anlama, Kur'an'ı başkalarına anlatma, iyiliği emretme, kötülükten sakındırma. Toplum olarak bu konuda da hiç riske girmiyoruz. Ya kardeşimiz tehlikeye giriyor, önünde tehlike. Ben mantık yanlışlarını bir de dini sorumlulukla da yazdım. Yani yanlışa karşı uyarma da bir erdemdir. Yanlışa karşı uyarma da en büyük bir kul hakkıdır. Hakkımızdır. Görevimizdir. Yani pardon önce bir vazifemizdir. Ey inel mefer Kur'an diyor nereye gidiş? Nereye? Bak önün tehlikede. Uçurumdasın diyebilme. Ama biz keyfimizi bozmamamız için hepimiz aynı dinden olduk. Rahatımız bozulmasın. Riske girmeyelim. Efendim prestijimiz sarsılmasın. Halbuki istikamet üzere olan kişi haklıya haklı diyecek, haksıza haksız diyecek. Popülist davranmayacak, çoğunluğa uymayacak, hakka uyacak. Onun için değerli dostlar Kur'an-ı Kerim'de ben mantık yanlışlarından popülizmi de popüler yanlışı da işledim. Çoğunluğun alkışladığı, çoğunluğun beğendiği, çoğunluğun ifade ettiği her şey doğru olmayabilir. Çoğunlukla beraber de cehenneme gidilebilir. Onun için Kur'an-ı Kerim'de ekseruhum ekselkah ekselem onların çoğu anlamaz. Onların çoğu idrak etmiyorlar. Onların çoğu yanlışlar ısrar ediyorlar formunda ayetler vardır dostlar. Demek ki güzel düşünen güzel bakar, güzel görür, güzel değerlendirir, güzel yol alır. Bu güzel yol alır derken kaba saba toplum olduk dedim. Edebiyatı, edebi zevki gelişen bir kişi edeplidir. Edepli bir kişi de mazbuttur. Güzel, nazik, zarif değil mi? Edep yahuyu hanesinin kapısına asar. Dükkanının kapısına asar. Gönül kapısına asar. Edep yahu gerçekten Milli Eğitimde de mantık derslerinin, mantık yanlışlarının yanı sıra adab-ı muaşeret, toplum kuralları da öğretilmeli. Ya ben bazen kendimi yabancı hissediyorum ya bu trafik canavarları karşısında değil mi? Bu acayip böyle caddelere kaçılın ben geliyorum diye havalı böyle tehlikeli yol alan sadisçe sürenlerin karşısında irkiliyorum. Hatta bazen üzücü oluyor. Değer dünyası dindar görünen kişilerin bile bazen gururlu, kibirli, çalımlı direksiyon kıvırdıklarına şahit oluyoruz. Bunlar bize bizi bunlar bile bizi yaralıyor. Yani Müslüman mütevazi olmalı. Müslüman ağır başlı olmalı. Müslüman yeri yarar gibi, yolu yarar gibi gitmemeli. Değil mi? Savtik edebi vardır. İsra suresinde diye deniyor. Yürümende ağır ağır, vakur vakur değil mi? İtibarlı yürü ve konuşmanda da çok bağırıp çağırma. Yani veya kibirle yeryüzünde yürüme arzı denemezsin. Boyca dağları aşamazsın yaklaşıma. Bu edep okulda da velilerimizi de ben bu konuda dejenerasyon dedim dünkü sohbetimde. Ahlaki yozlaşma evet muhatabımıza nazik kibar ve makama uygun da davranmıyoruz.
Şimdi hocam tabii siz bunları bahsederken bir tarafta ben hep programlarda söylüyorum. Diyorum ki dostlar bu programda veya herhangi bir konuşmacıyı dinlediğinizde kayda değer cümleler bulamıyorsanız bir daha dinlemeyin. Bir dahaki konuşmada da bulamayacaksınız. Yani mutlaka kayda değer size hayatınıza, ufkunuza bir şeyler katması lazım. En kıymetli hazinemiz, zamanlarımız, ömürlerimizi tüketiyoruz ve bir taraftan şu anda da notlar alıyorum. Daha önceki çalışmalarıma bakıyorum. Hayat içerisindeki bu notlar ve bu otların içerisinde olan ki ilk lisansı ilahiyatçı olan birisi olarak da olaya bakıyorum. Şimdi toplumun yaptığı hatalar farklı mesleklerde gerçekleştirenler yönüyle bakıyorum. Diğer taraftan da şimdi hem Ramazan bağlamında da baktığımız işte bir belki ilahiyatlarda bu mantık dersinin konulmasının hedeflerinden de biri en azından sizin ortaya koyduğunuz bu duruşta dil ile mantık arasında güçlü bir ilişkiyi kurdurmak ve bozuk dil bozuk düşüncenin, yanlış düşüncenin üretimine de vesile olur. Öyle mi hocam? Yani dolayısıyla bozuk düşünceden dil ile mantık arasında güçlü bir ilişkiyi tesis etmek ve bu eğitimi vermek suretiyle de topluma din hizmetlerini mihrapta, minberde, vaaz kürsüsünde sunacak olan bu insanların etkin ve güzel bir dili yani insanların üzerinde Kur'an ifadesiyle rabbinin yoluna hikmetle ve iyilikle ve güzellikle davet et denilen bu öğrencileriniz e ve Türkiye'nin işte farklı noktalarında burada bir samimi kendimizi hani Ramazan bir muhasebe ayıdır dediğimizde elbette çok konuyu konuşmak önemli ama bir durum tespiti ve buradan bir adım öteye gitmenin gayreti içerisinde evet sözün tesirli olabilmesi yani o psikolojik eşiği karşı taraflı etkinliğini sağlayabilmek için elbette içeriği önemli değil mi hocam? Diğer taraftan burada ton önemli, niyet önemli, dil önemli. Yani biz bir konuyu izah edebilmek için birçok bu konuda itibar ettiğimiz büyüklerimize, abyerimize varınca yani bir konuyu izah ederken 15 dakika bir başkasının yanlış görüşünü anlatmaya harcayıp insanların beyinleri ve zihinleri ondan dolduktan sonra ona cevap vermeyle kaybedilen birtir. Yani mesela benim üzerimde etkisi olmuyor. Müthiş bir zaman israfı olarak görüyorum bunu. Oysa ki yani bu kadar zaten insanların dinlemekten çok da haz almadığı bir dönemde başkalarının yanlışlarını o kürsüde 20 dakikalık sohbetin 10 dakikasını onun üzerinde durmak yerine hakikaten işte Kur'an'daki, sünnetteki o işte retoriği de sevgi dilini de ikna dilini de kullanmak suretiyle mesafe katetmek. Bu noktada bir efendim kendimizi çekme adına hocam bu gecenin çıktısı olmak üzere ki bu anlamda dediğim gibi hem dostlarına da paylaşıyoruz. Onlar da takip ediyorlar. Bu yönüyle hocam biraz daha kendimize hani çuval dızını kendimize batırma sadedinde bakınca kendi yetiştirdiğiniz öğrenciler ve neticede de bir nevi Türkiye'de artık mantık okuyan insanlar, ilgili olan insanlar. İlahiyat camiası başta olmak üzere sizin eserlerinizle ve bu duruşunuzla şu veya bu oranda bir muhtali böyle bir kendimizi çek edecek olursak bir durum analizi ve burada daha somut önerilerimiz ne olabilir hocam diye sormak isterim açıkçası.
Ben değerli izleyicilerime diyorum ki söz bir emanetse bu özümüzü ve sözümüzü iyi koruyacaksak sözümüzü düzde söyleyeceğimizi düzde yazda söyleyeceğimizi yazda, biraz da niyazda söyleyelim biraz da hal diliyle söyleyelim. Mesela söyleme tekniği bakımından biz dolaylı dolayısız açık kapalı işarette sembollerle düzenli dağınık rastgele eğri büyrü uzun kısa, sesli söz sözlü söylüyoruz ama önemli olan hal diliyle de söyleme. Çünkü bugün neredeyse sözün bittiği yerdeyiz. Nedir? Sözü çok kullanıyoruz ama sen sus da gözlerin konuşsun diye bir espri vardır ya. Onlar ki yapmadığı şeyleri söylerler ve bu kınanırlar Kur'an'da inanmadığınız şeyleri, yapmadığınız şeyleri niye söyleyip duruyorsunuz? Bunun büyük bir vebal olduğunu efendim Kur'an-ı Kerim söyler. Bir de gerçekten rol model olarak toplumun ön planında olan kişilerin bu konuda daha hassas olması lazım. Mesela bugün adam sözde sanatçı geçiniyor. Sorsan kendi kültürüne çok yabancı. Kendi temel değerlerini hiç bilmiyor ama bakanlığa, devlete, yönetime düzen vermeye çalışıyor. Önce zavallı adam kendini bilmiyor. Kendine cahil olan bir kişinin himmete muhtaç dede, nerede kaldı gayri himmete de değil mi?
Haliyle insanın haddini bilmesi kadar irfan yoktur. Haddini bilme. Mevlana'ya derler ki, "Sen biliyorsun, çok şey biliyorsun. Ne biliyorsun?" O diyor, "Haddimi biliyorum." diyor. Değil mi? Haliyle efendim sessiz sözsüz duruşumuzla da bir mesaj vermemiz lazım. Yürüyüşümüzde de, bakışımızda da tavrımızda da ilişki biçimimizle de. Hatta mesela diyelim bir çocuğa evde edebi zevkini aşılamak için ara sıra şiir okuruz. Ama mesela bir eve ben yıllarca mutlaka bir iki edebiyat dergisi sokarım. Değil mi? Hatta bu şeye rağmen, bu dijital ortama rağmen ben isim vermeyeyim 1 2 3 edebi dergi eve sokarım yani. Tamam, şuurlu olalım, şiir okuyalım, güzel düşünelim, nezihm cümleler kuralım. Bu şüara bir halkadır, bir çevredir. O halkaya katılalım deriz. Ama kendimiz kenarda durursak olmaz. Biraz da bu bir hava işi, bir sürkül, bir çevre değil mi? Bir katılım işidir. Yani şehirlerde özellikle Ankara, İstanbul, İzmir gibi yerlerde bir çevre oluşturmak. Mesela Nuri Pakdil Allah rahmet eylesin. Amin. Bir dostum anlatıyor. Diyor ki, "Ankara'da bir gün gittik." diyor. Efendim? Zaten bazen şairlerin bir tahtası eksiktir bazı şairlerin. Yani bunu bir espri olarak söyleyeyim efendim. Böyle bir saat herkes kafasını eğdi. Ondan sonra anlatıyor arkadaş. Bir tek kelime Nuri takdir konuşmadı. Çıkarken bir arkadaş dedi ki, "Ne kadar çok konuştuk be." dedi. Yani sessiz konuşma. Hatta ben bir anekdot anlatmak isterim. İnsanların öğrenmesinde deneylerin işlevini gözümüzün önüne getirecek olursak saatlerce süren anlatımla öğretilmeyen bir şey yapılan bir deneyle insan tarafından kolayca kavranabiliyor. Göster gösterme yoluyla işte hal dili diyelim biz buna. Bu çerçevede birisi diyor ki şöyle bir hatıram var diyor. Bir şeyha bağlı olan mürit anlatmakta güçlük çektiği duygu ve düşüncelerini şeyhinden dinlemesi için sevdiği bir arkadaşını bağlı bulunduğu dergaha götürür. Olacak ya. O gün şeyh konuşmaz, sohbet etmez, suskunluğu tercih eder. Mürid arkadaşına karşı mahcup olur tabii. Daha sonra bir vesileyle bu durumu şeyhine arz eder. Şeyhin cevabı kısa ve çarpıcıdır. Ne diyor biliyor musunuz üstadım? Bizim halimizden bir şey anlamayan dilimizden hiçbir şey anlamaz der. Gerçi bu bir espridir ama duruş dikkat edersek sanat yönetmenleri, sanat danışmanları öyle bir kare yakalar ki filmde sen orada donar kalırsın. Öyle bir görüntü, öyle bir perspektif, öyle bir derinlik. Çölde ne bileyim bir adamın yaşmağını veya sarığını sarığının şeklini rüzgarın dağıttığını öyle bir yakalamış ki orada o perişanlığı, o susuzluğu, o garipliği, o yalnızlığı o fotoğrafta o kadar güzel yansır ki sadece buna benzer daha nicece hususları hal diliyle anlatırız. Bugün oruçlunun yüzüne bakınız. Nurani bir duruş. İftara yakın sana o kadar lahuti, o kadar manevi mesajlar sunar ki değil mi? Efendim biz de bazen sınıflarda bakıyoruz. Çocuğun efendim rengi, yüzü, gözü oruçlu özellikle ikindiye yakın derslerde kendisini ifade edebiliyor. Haliyle aşıkların susması daha hoştur. Denizin coşup köpürmesi hoştur. Aşıkların da susması hoştur. Mevlana diyor ki efendim aşkı bana sıkça soruyorlar. Aşk nedir? Ben de derim ki diyor benim gibi olun da görün. Evet. Olun da görün. Handım piştim yandım. Handım yandım. Pişmek. Evet. Pişmek önemli. Günümüzde de Mehmet Akif inan rahmetliin güzel bir mısrası aklıma geldi. Şöyle derdi: Susarak anlattım bütün duygumu. Gizledim duygumu ben konuşarak. Güzel. Buna biz felsefede paradoksal dil diliyoruz. Susarak nasıl anlatıyor? Susarak anlattım bütün gizliyi. Anlat gizledim duygumu ben konuşarak. Bazen söz kapatır da anlamı, hakikati, durumu, yani laf kalabalığına bozarak boğarak ve hedef saptırarak bazen şeyi de manayı da gömebiliriz biz. E haliyle sözün ilahi olanına veya akıl sözü kadar vahiy sözüne de kulak vermemiz lazım. Onun için Necip Fazıl ne güzel diyor. Bazen akıl benim iman benim sultanım. Akıl ise kölemdir. Benim en büyük demim secde ettiğim demdir. Diyor. Yani teslimiyet e de bazen buldum seni ey Rab bulunmaz meşhut demek de önemlidir. Değil mi? Mistik düşüncede Allah'ın remizlerinin kolay anlaşılmayacağı, şifreyi koyanın ve düğümü bağlayanın ancak bunları çözebileceği, nükteleri ve sırları yine söyleyenin açacağı belirtilir. Bunun için Kur'an'daki hakiki manalar var, mecazi manalar var. Kur'an'ı dil ve üslup açısından iyi dinlemek, iyi anlamak lazım. Müteşabih ayetlerin yorumu oldukça açıktır. Ve Kur'an'ı biz okuduğumuz halde Kur'an'la ilgili ilimlerden maalesef haberimiz yok. Bak bir felsefeci olarak ben bunu düşünüyorum ama bir tefsirci bunu daha iyi işlemesi lazım. Ama tefsircinin temel İslamcılarının beni kınamasınlar. Biraz yöntem, metot, irdeleme, analitik yönleri biraz daha gelişmeli diye düşünüyorum. Mesela Kur'an'ı daha iyi anlamak için Kur'an ilimlerinden mecazül Kur'an, müteşabihül Kur'an, garibül Kur'an, muhkem, müteşabih, eşbah ve nezair, gibi bilim dallarını bilmeleri lazım. Müşkül Kur'an birbiriyle çelişir gibi görünen ayetler var. Müpemül Kur'an manası kapalı, muğlak sözcükler ve ifadeler var. Birbirine benzeyen hatta kısasül Kur'an Kur'an kıssalarındaki anlatım dili, sembolik dil, mecazi dil. E bunları da iyi anlamak, iyi tahlil etmek gerekiyor. Bir de tabii bunları bazıları diyor sırf meal. Hayır meali okuyalım ama mealin demir leblebi olduğunu unutmayalım. Yani manaları açacak tefsirlerden de yararlanalım. Bir de tabii soralım. Sıkça soru sorarak muhakememizi geliştirebiliriz. Bir felsefeci olarak ben söylüyorum. Mesela ne okuyoruz sorusu. Ne alanı bildirir değil mi? Niçin okuyoruz? Amacımızı bildirir. Ama işin asıl teknik yönüne geliyoruz. Nasıl okuyacağız? Değil mi? Bir ayeti, ayetle de anlayabiliriz. Bir ayeti lügat yardımıyla, dil tahlilleri yaparak da anlayabiliriz. Bir ayeti tarihsel zeminin inerek de anlayabiliriz. Bir ayeti semantik tahliliyle de anlayabiliriz. Bir ayeti sentaktik tahliliyle de anlayabiliriz. Bir ayeti pragmatik yönüyle de yani bu topluma nasıl yansımış, nasıl uygulama imkanı bulmuş bunlarıyla da anlayabiliriz. Yeter ki biz anlama isteyelim. Yeter ki biz efendim derinliklere dalmak isteyelim. Bazıları diyor ki istediğin neden olmuyor? Niye anlamıyorsun? Yeterince istemiyoruz da ondan. Niye? Bizim önümüzde mantık yanlışlarının nedenleri var. Bir bunun yanı sıra pratik oyalayıcı unsurlar da var. Mantık yanlışlarına düşmemizin işte egomuz, cehaletimiz, bilgisizliğimiz, taklit, gücümüz, başkalarının kandırması, aldatması, yer değiştirmemiz, yön değiştirmemiz, displacement diyoruz mantıkta buna. İletişim tıkanıklığı vesaire. Bunun yanı sıra bizi dış dünyada sekülerleşme de bizi anlama karşı büyük bir engel oluşturuyor. Büyük set oluşturuyor. Niye? Önceliklerimiz farklı. Yani bana seni gerek seni diyemiyoruz. Elilm rutebi diyemiyoruz. İlim rütbelerin en üstünüdür. Gerçek ilim adamı da değerlidir diyemiyoruz. E bakıyorsun bir öğrenci bir ilim adamını hemen bir sosyal medyada bir sözcükle harcayabiliyor. Hayır ilim bu kadar ayağa düşmemeli. İlim adamı da kendisini itibarlı, vakarlı ve saygın konumda tutmalı. Maddi zaafları, makamsal kaygıları ve özlemleri olmamalı.
Sözü de yüzü de eskitmemek lazım. Sözü de yüzü de eskitmemek. Yıpratmamak lazım. Tabii stoacı felsefede deniyor. Korkularını ve arzularını ortadan kaldır. Allah'a tevekkül et. Sen sana hükmeden hiçbir zalim çıkmaz diyor. Yani bizim dünyalık kaygılarımız ağır basarsa, ilmin de önünde engel olur. Hakikati bulmada da ve yaşamada da engel olur. Dünyalık kaygılar. Halbuki benim okuduğum şiirde ne demiştim? Dünya ne ki? Dünya ne ki demiştim. Değil mi efendim? Dünya ne ki? Dünya ne ki? Beyaz olan her şey biraz mavi. İstesen de istemesen de bakarsın bir el tutmuş elini. Bilemez kimse. Allah dilediği gibi serper çiçeklerini ve çakar çivilerini dilediği gibi. Evet. Burada nihai noktada teslim olmak gerekiyor. Teslim olmak gerekiyor.
Hocam biz bu noktada noktalayalım isterseniz. Hocam şöyle tabii biz tabii sizin 50 yılınızı verdiğiniz mantık, dil hataları, yanlışları ve bizim düşünce dünyamız açısından ne ifade.
ettiğini konuşacak durumda değiliz. Ama biz burada belli, böyle bir imkanımız da yok. Ama eee, bir sözlük eee konusuna özellikle hem felsefi terimler, hem mantık açısından, eee, hem kendi işte Türkçe açısından Mehmet Doğan Türk Dil Kurumu örneğinde olduğu gibi.
Şimdi sizin örnekleriyle mantık eee sözlüğüne baktığımızda, eee, yani sadece mantık terimlerini eee tanımlayan bir referans eser olmanın ötesinde, eee, düşüncenin kavramsal temelini. Bunu özetlememin sebebi ve burada bir iki soru sorarak açıkçası tabii, eee, biz 252 program yapıyor olmasaydık, ilk defa bu programı izleyen birisi için bu program çok ağır olabilirdi. Ama inanıyorum ki bizi izleyen dostlarımız, eee, 252 derstir geldiğimiz noktayı, ele aldığımız konuların, kavramların ciddiyetini de takip eden ve buna rağmen bizi tespit tercih eden ve beraber olmayı arzu eden dostlardır. Evet.
Yani böyle e, bu anlamda baktığımızda, eee, bir yönüyle referans bir eser. Düşüncenin kavramsal temellerini eee kurma noktasında bir çaba, bir gayreti ortaya koyuyor. Eee, klasik mantık geleneğiyle modern mantık anlayışı, yani bizim şiirde edebiyatta da hocam bu son derece önemli. Yani nerede duracağız? Yani o geçmişte irtibatı ve bağı kuran da bir anlamda kurmak. Eee, kavramsal zemin üzerinde buluşturmak eee ve mantığın dilini açık, anlaşılır, sistemli hale getirebilmek ve kavramların doğru anlaşılması ve düşüncenin istikametini bu şekliyle koruyabileceğimiz vurgusu da çok önemli. Yani geçmişte kavgalı olmanın veya günümüzü hiç saymamanın da esas alan bir yaklaşım görüyoruz. Doğru mu anladık hocam?
Doğru düşünüyoruz. Yani kavramların doğru anlaşılması, düşüncenin de istikametinin korunacağı fikrine dayanıyor. Böylece mantık eeeı biz bugün bu konuyu burada ele almamızın da sebebi, yani mantık dersi işte ilgili fakültelerde veya sınıflarda verilen bir ders olmanın ötesinde, eee, bizim açımızdan eee, kavramların doğru anlaşılmasını, düşüncenin istikametini korumamız eee fikrini ön plana çıkarıyor. Yani bir eee, efendim, akademik disiplin görmenin ötesinde, yani hocam işte Ramazan sohbetinde de bunu anlattım, falan ortamda da bunu söyledim deyişi sadece bu hakikatleri akademi kürsüsünde konuşan bir hoca olmayışının duruşunu ortaya koyuyor. Yani zihni yanlışlardan koruyan ve düşünceyi hakikatle uyum halinde tutan eee bir düzeni koruma gayreti olarak görüyoruz. Yani eee, bu sözlüğü oluştururken eee, sıradan bir tanımlamanın ötesinde mantığın dilini yeniden kurma hedefim var burada.
İkincisi, eee, burada gelenek ve modernlik hususu. Yani klasik, eee, mantık geleneği ile, eee, modern mantık anlayışını birlikte ele almak. Bu iki birikim arasında sürekliliği eee, elbette eee, en azından biz şiirde, edebiyatta gelenekle, yani geleneği temellük önemsiyoruz. Bu anlamdaki duruş. Eee ve yine burada herhalde mantığın işlevi sorusuna da eee, doğru anlaşılması, e, düşüncenin doğruluğunun eee, ve istikametini belirlemesi açısından da bir nevi bir rehberlik mi burada murat edilmiştir diyorum ve eee, özellikle hem bu esere, bu esere ilgili mantığa ilgili olan dostlara da bu yönüyle de eee, en azından bu konuyu da daha netleştirmiş olalım derim.
Hocam >> doğru söylüyorsunuz. Eee, kavramlar net olunca, e, kavramlarla düşündüğümüze göre düşüncemiz de clara ve distank açık ve seçik olacaktır. Ancak eee, gökyüzünün altında eee, yeni bir şey yok. Eee, yani ben yeni bir mantık inşa edecek değilim. Yaptığım şu zaten klasik mantık üzere düşünüyoruz. Klasikle günümüzü birleştirip biraz mantığı aktüelleştirmek, hayatın içine sokmak. Bunun için ben uplate logic diyorum. Yani uygulamalı mantık, tatbiki mantık. Benim bütün mesaim mantığı hayatın içinde okumak, hayatın içinde görmek, hayata uygulamak, aktarmaktır. Eee, metni lazım. Her kafaya lazım diyorum. Bütün düşüncelerimizin ölçü, ayarı, mihenk taşıdır mantık. Mantıksız düşüncelerimiz hercü merc olur. Birbirine karışır. Konuşuyoruz ama nece konuşuyoruz oluruz ve eee, birbirimizle kör dövüşü yapmış oluruz ve birbirimizi kısa yoldan susturamayız.
Ama ben diyorum ki bütün e, beni dinleyenlere, eğer biz mesela mantık yanlışlarını bilirsek, 66 tane mantık yanlışı inceledim. Mantık yanlışları kitabımda. Şimdi 5 baskısı çıkacak. 40 tane de yeni ekledim. O da sosyal medyada görülen safsatalar ve mantık yanlışları. Böylece hemen hemen 100 eee mantık yanlışını bilecek bilinçte olan eee okuyucu e, veya kitle birbirlerine hop böyle eee, çobansız köyde değneksiz gezme diye bir tepki gösterir. Yani mantık yanlışları üzerine olan birikimimiz ve bilgimiz karşı tarafı kısa yoldan ilzam eder. Mesela adam bakıyorsun sosyal medya atı tutuyor. Çok çok fahiş yanlışlar yapıyor. Hemen adını koyacağımız genelleme yanlışı yapıyor. İlinti yanlışı yapıyor. Yanlış neden yanlış yapıyor? Petito prensibi yani kısır döngüye düşüyor. Döndürme hatası yapıyor veya popülist popüler yanlış yapıyor veya eee, tehlikeye başvurmaya yanlış yapıyor. İşte geliyor öcü geliyor. Atatürk ilkeleri elden gitti. İşte çağdaşlığa aykırıdır bu. Geç. Bunlar hep şeydir. The e falasy of danger. Tehlike, korku pompalama hatasıdır. Mesela birisi dese ki hop sen tehlike hatası yapıyorsun veya sen kaba kuvvete ergumentum et bakulum bastolon hatası yapıyorsun veya sen popüler yanlış yapıyorsun veya etominem sen eee cumhurbaşkanımızın icraatını değil kişiliğini hedef alıyorsun. Sen atomine kişiye hedef alan yanlış yapıyorsun ve çok büyük >> tribünlere oynuyorsun. >> He diye hemen yargılarız. Hemen ağzını sustururuz. Eee, bu bize böyle bir güç, böyle bir imkan açmış olur. Yeter ki bu yanlışlara bakalım. Biz yazdık. İnşallah istifade edeni çok olur, kullananı çok olur. Eee, ben bu duygularla >> hocam şimdi ben bunu söyleyeyim. Tabii hocamla biz programı mutabık kaldık. Eee, sonra yine tabii Ramazan ayı gelenler gidenler, program yoğunluğu, eee, programı erteleyebilir miyiz diye hocam sağ olsun teklifte bulundu. Hocam, eee, tüm hazırlanına kadar programlar dolu. Bir de 2ü haftadır programınızı ilan ettim dedik. Ama hocam misafirleri de muhtemelen bu geceye, eee, efendim, eee, kabul etti. Dolayısıyla misafirler bir odada. Ben onu görüyorum. Buradan hissediyorum. Hadi niye bitmedi bu program diye söyleniyor hocama. Dolayısıyla ben de bu program için hocam şunu öneriyorum. Diyorum ki ya işte hafta sonu misafirliğe gidiyoruz. Tam da bunu yapın diyorum. Misafirlikte açın bu programı izleyin. Eee, dostlarınızı önceden haberde aradım bunu halletmiş olalım.
Hocam toparlıyoruz. Yani 3 saat yapmayacağız sizinle programı. Şöyle toparlayalım ama bir eee, dostların geri kalanının birkaç selamı var. Onları paylaşayım. Sonra e, sizden en az iki şiir alacağız demiştik. Hatta dostlar diyorlar ki hocamın şiiri de harika, okuyuşu da harika. Dolayısıyla bir şiir ve toparlamayla eee, efendim bitirmiş olalım. Tabii ele alacağımız çok konular vardı. Yani hocamın özellikle ben edebiyata, şiire daha fazla da çekmeye de arzu ettim ama tabii mantık gibi bir alana girdik. İşinde üstadını bulunca umut ederim eee tekrar tekrar izlenecek bir program. Dolayısıyla akademik çalışmalarında eee Dedem Korkut hikayelerinde ahtdek eee nedir? ahlaki temasından, Necip Fazıl'ın şiirindeki ölüm temasına, diğer taraftan işte Mehmet Akif İnan eee merhumun az önce de ifade etti hocam eee ideal insan eee portresine dikkat çeken çalışması. Mehmet Akif Ersoy'un eğitim anlayışına, Sezai Karakoç'un çağ ve ilhamla ilgili eee efendim eee bazı tespit ve eee efendim teklifleri eee var. Yine bir incelemesi var. Yine merhum Rasim Özden Ören abinin kafa karıştıran kelimeler üzerinde kavramsal tahlili var. Mevlana la ilgili dilin imkanı, hal dili ve dil yanlışları. Eee ve dolayısıyla hocam eee bu yönüyle de eee bir tarafta yanlışlardan sakındırırken diğer taraftan da doğruları ön plana çıkarmaya çalışan bir duruşu var ortada. İyi ki bu insanlar var. Hocam demin eee bir bölüm okudu. Ben de merhum Mehmet Akif İnan abi'ye ve tüm burada adı geçen eee merhumlara rahmet olsun diye ifade ediyoruz. Evet, ölüm kaçınılmaz ama ölümsüz olmak mümkün. Bak hocam da biz de bu akşam Mehmet Akif İnan abiyi andık. İşte o tam da şiirinde söylediği gibi, "Kim demiş her şeyin bitişi ölüm. Destanlar yayılır mezarımızdan." Yani bu güzel insanlar ölümlerinde bile mezarlarından destanlar yaymaya devam ediyorlar. Rabbim böyle bir hayatı yaşamayı cümlemize eee nasip eylesin diye ifade etmek isterim. Eee ve dostlarımızın son eee mesajları ardından hocamın şiiriyle eee bitiriyoruz.
Eee, efendim Mustafa Polat Bey der ki, "Mübarek belde Çorum'dan hürmetlerimi sunuyorum İbrahim hocama ve sizi selamlıyorum." diyor. Ali Öztürk, "Hayırlı yayın dileklerini içiyor" diyor. Hacı Gençler ki, "Cafer hocam sizi tebrik ederim. İbrahim hocamı bırakmayın." Evet, İbrahim hocamı biz bırakmıyoruz. Her hafta İbrahim hocamla bir sohbet mevzisinde istifade etmeye çalışıyoruz. Ama bu akşam da eee bu mecrada birlikte olduk. İsmail Ayan hocam İlimir Fan Akademisi'nin YouTube hesabını da dostların takip etmesini isterim. İsmail Ayan hocam ve orada da bir nevi daha işler disipline olsun diye eee yine İbrahim hocamın da içerisinde bulunduğu ve hem konuları hem içerikleri belirlemede de gayret sarf ediyorlar. Salı ve cuma günü orada fevkalade güzel programlar var. Eee ve İlim İrfan Akademisi YouTube hesabını da takip etmeyi hasseten öneriyorum. İsmail hocam der ki, "Müslüman mantıkçı dedik bir kere geri atmayız. İbrahim hocamla ilgili." diyor. Hatice Uzuner, "Hayırlı akşamlar, hayırlı Ramazanlar. Yine çok başarılı bir program. Mustafa Doğan Karacoşkun hocamız, rektörümüz İbrahim hocamın şiiri kadar okuyuşu da etkileyici. Yüreğine sağlık diyor Mustafa Uzan. İbrahim hocam bu güzel ve değerli bilgilerden sonra İslami ve Kur'an'ı açıdan ahlakı nasıl tanımlıyorsunuz?" diyor. User keyifle izliyorum diyor. Kıymetli başmüfettişimiz, teftiş kurulu başkan yardımcımız Arif Şimşek dostumuz, Sayın genel müdürüm, zatı halinizi, kıymetli konuğunuzu, tüm katılımcıları eee selamlıyorum. Başarılı bir yayın diyor. Eee Hızır Rifan Önder hocamız, şairimiz iyi yayınlar. Hayır. Yakup Manzak, sevgili genel müdürüm, Almanya'dan sevgiler, selamlar. Size ve konuğunuza hayırlı geceler diliyorum." diyor. Kıymetli şairimiz eee Hatice Sapkun Giresun. İyi akşamlar kıymetli genel müdürüm. Size ve konuğunuza hayırlı yayınlar diliyorum. Mustafa Ozan hocam her şeyin bir metodu var ama Kur'an tefsirinin bir metodu yok. Acaba Allah Kur'an-ı Kerim'i bir metot koymuş da biz mi göremiyoruz veya tefsirciler mi görmemiş? Metoloji hakkın, metodoloji hakkında ne dersiniz diyor. Allah razı olsun üstadım. Çok özlemişiz diyor Mustafa Polat. Mahmut Tekel teşekkür ederim. Güzel bir Ramazan akşamı yaşadık. Ömer Gik selam iletiyor. Hayırlı Ramazanlar ve yayınlar diliyor.
Tabii burada başlı başına eee program kadar program yapmaya değer başlıklar var. Onlara dönersek programa geriye döneriz. Ama hocamdan şunu istiyoruz. Bir hakikaten bu programda, bu kayıtta eee Cafer Bey eee efendim eee bu konulara bir türlü gelmediniz. Ben belki hayatımın en az hocam konuştuğum programlarından biridir. Hocalarımıza ve tüm konuklara saygımız ayrı. Ama o akış bütünlüğünü de kesmeme adına olabildiğince müdahil olmamaya çalıştım. Araya girmemeye çalıştım. Muhtemelen hocam diyordu, "Araya girmediğiniz programlar buysa vay araya girdiklerinizi." Dolayısıyla bir eee diyalog aslında yürütme açısından da izleyicinin dinlemesi açısından da böyle bir akışa ihtiyaç olduğu aşikar. Ama ben kendi adıma hem programa hazırlanma sürecinde öncesinde de ve program esnasında da ziyadesiyle istifade ettiğimiz bir sohbet ve muhabbeti yaşamış olduk. Eee, dolayısıyla, eee, eee, bu gecenin de bereketli gecelerden, e, ve farklı bir konunun, eee, bu zaman içerisinde verilebileceği, en güzel şekilde verildiği bir program olduğunu düşünüyorum. Hocam, sizin bu anlamda Cafer Bey, bunu atlattınız veya hatırlatmadınız diyeceğiniz, sormadınız diyeceğiniz husus varsa o ve ardından şiirle eee bitirelim hocam.
Allah razı olsun. Eee, ben eee misafirler işaret etti bana. Ben de eee hal diliyle onlara güle güle dedim. Eee, olumlu, ılımlı ve uyumlu olmak gerekir. Girdim ilim meclisine eğleyen ilmi talep ilim gerilerde kaldı. İlla edep illa edep. Eee, yeter üstadım. Eee, vakit geçti demek, eee, terki edep olur. >> Ne biz kendi, eee, ölçümüzle, sözümüzle uyum içinde olmamız lazım. Eee, biz hanemizin başına edep yahu >> eyvallah >> takmamız lazım.
Şimdi eee, güzelim diye bir şiirim var. İlk size arz ediyorum ve paylaşıyorum.
Güzel hakikatin muhteşem manzarasıdır.
E dış dünya güzeliğin yansımasıdır.
Güzel lehül esmaül hüsna sahibi odur.
Şimdi onun da hatırlattığı e, bir eee şiirimi sizlere arz edeyim. Güzel konuştuksa, güzel baktı, güzel dile getirdiysek güzelle güzel bir şekilde güzelce güzelim diyerek güzelce ayrılalım. Eyvah.
Güzelim, güzelim canım, sevgilim.
Ümitsiz er miyim? Farkındayım alare gezişlerin.
Seni keşfetmek isteyen sezişlerin hizmetçisiyim.
Ümit oldum yarına, güller diktim diyarına.
Gülsüz kurak iklimler işleyecek ilmikler motif motif halka halka bağrına.
Seninle yeşerecek doğa.
Niyazındayım ki güzelliği, kini, nefreti boğa.
Senin sevgini kazıya çağa.
Güzelim, canım, sevgilim işte yegane emelim.
Bunu görünce gözlerim bana gülerek gelir ecelim.
Allah'a emanet olunuz. Hoş kalınız, hoşça kalınız. Dostça kalınız.
>> Evet hocam. Bey çok teşekkür ediyoruz. Rabbim razı olsun. Ömrünüzü bereketli kılsın. Eee, umut ederim. Eee, inşallah tabii ben, eee, hiç programda ikinci bir konuk alma imkanı şöyle olmadı. Elbette bu hem konuklarımızın zaman sıkıntıları başka katılamayacakları mecralar da olabilir. Hem de ben her programda açıkçası farklı bir konu bu ülkede insan kıtlığı var gibi gösterenlere aslında her alanda yüzlerce binlerce çok kıymetli değerimiz var. Bizim onları görmeyişimiz onların olmadığı anlamına eee gelmiyorun eee bir nişanesi olarak hem eee çalışmaları hem de farklı insanların insanlar üzerinde getireceği farklı tesiri de göz önüne alarak eee eee 252. programı eee yani akla eee mantığa, insanlığa eee vakfedilen bir ömrü bir değerli hocamızı bu akşam eee konuk ettik. Eee umut ederim ki bu konukluğumuz eee bizi eee zihni yanlışlardan, eee uzaklaştırmaya eee ve hak ve hakikati eee usulüne uygun ifade edebilecek bir dile ve derinliğe eee eriştirmiş olsun. Eee bu öncü ve kıymetli ve sözü kadar haliyle de eee bize hoca olmaya devam eden eee kıymetli hocamıza rabbim uzun hayırlı ve bereketli ömürler nasip etsin. Mübarek Ramazan ayının eee feyizatından hep birlikte eee istifade etmeyi rabbim cümlemize lütfetsin. Eee, evet eee akla ihtiyacımız var. İlme ihtiyacımız var. Eee, hakikate erişmek, eee, eee, zaruretimiz var. Bütün bunlar sağlam okumalar, sağlam düşünce ve sağlam bir yaşayışla mümkündür. Dolayısıyla eee bu ilmi mirasa sahip çıkabilmek de bu anlamda son derece önemlidir. Eee ve elbette bu ilmin mirası eee bize eee bir nevi eee günümüz diliyle, ufkuyla eee taşıyan her bir kıymetli değerimize, hocamıza kalbi selam ve hürmetlerimizi iletiyoruz. Ve bu gece de güzel bir program icra edildi umuduyla tüm dostlara selam ve muhabbet iletiyorum. Önümüzdeki hafta inşallah cumartesi akşamı yine eee eee bu aziz milletin kıymetli bir değeri eee özellikle hikayede önemli birisi. Osman hoca ki incelemeleri eee romanları, edebiyata dair yaklaşımları son derece önemli. Eee ve eee belki Türkiye'de öykü oldukça bol yazılmakla birlikte öykü alanında inceleme eseri, öyküye dair inceleme eseri başlı başına Türkiye'de öncü çalışmalardan birisi. Haftaya cumartesi akşamı salimen buluşmak üzere eee tüm dostlara selam, muhabbet ve saygılarımı sunuyorum. Hocam tekrar.