Transcription
Bu genç kız koridor aşıp dışarı çıkmadan önce derin bir nefes aldı. Hastane kokusunun sindiği düşüncelerini toparladı. Olan gözlerini sevdiği, alışkın olduğu bu dört duvardan bugün kurtulabilmek umudu içindeydi. Kutlaması bile yanında bir kurtarıcısı olduğu için memnundu. Sırf onun için, o yanında olduğu için mutluydu. Biricik abisi üzülmesin diye içinde dönüp duran, hiçbir zaman gitmeyen [bir şeyini] bir kenara attı. Düşen omuzlarını kaldırdı, kendine kim olduğunu hatırlattı. Bu 16 yaşındaki birine kadar güçlü görünüyorsa, o kadar güçlüydü. Dayanamıyor da masraf, abisi içinde yanıyormuş gibi yapıyordu. Yorulmuştu. Bakındı ama sırf abisi için pes etmiyordu. Bu haftalık hastaneden macerası bugünlük bitmişti. Yeniden ağrı kesicilerden, haplardan, hastanede nefret ettiği her şeyden kurtulacaktı.
Bugün kapının önüne çıktığında arkasındaki iki koruma dışında yalnızdı. Balıklardan birine oturup etrafı izledi bir süre. En çok puanları özel, de onun için. Çünkü yılmış denizin sütün bedenine yazıyordu gerçek kendisiyle. Bu yalnız aile bakıcısı 2 hafta önce işi bıraktığında çok üzülmüştü. Abisi onun yerine başhekimi getirdiyse de, birçok diploması vardıysa da, [bunu] espriyle kabul etmedi. İstemiyordu. E hayat ona toz pembe yemiş gibi gösterecek, onu teselli etmek insanlara dayanamıyor. Duygu, gerçek bir arkadaş istiyordu. İçindeki bu ağrılara iyi gelecek birini. Bu yüzden dini birine kolay kolay evet diyemeyişi. Saatine baktı, 15:49. Abisi tam bir dakika sonra burada olacaktı. Hiçbir zaman geç kalmaz, onun için ve bu çıkmadan [önce] ondaki evvel gelir alırdı onu. Vaktini şaşırmazdı. Normalde uzun sürmesine karşın, bugün kontroller kısa sürdüğünden hastanenin havasına daha fazla dayanamamış, kendini dışarı atmıştı.
Genç kız içinden saydı: 5, 4, 3, 2, 1. Ardından yola baktı. Siyah araba anayolda göründü. Omuzlarını kaldırıp derin bir nefes aldı. İşte sahip olduğu en sevdiği tek insan gelmişti. Işıl ışıl girmiş, [yerinden] doğruldu. Abi sonra görünce hızlı arabadan inip yanına geldi. Ona sarılıp gülümsedi. "Didem, geç kalmadım değil mi?" Başıyla hayır anlamında salladı genç kız. "Nasılsın? İyi misin? Ağrın falan var mı?" diyerek yüzüne [bakmış]. Tedavisi çok iyi, tedavisinde karşılık verirken. Çok değildi, yalan söylüyordu ama bu sırf o üzülmesin diye yalan sayılıyor ona göre. Bu yardım [için] oturduğu bankın yanında duran kahverengi deftere çekildi. Sağ ol, abisi onu beklerken. O [defteri] kaldırıp diğerinden saman sarısı sayfalarına baktı. Defteri şöyle bir karıştırdı. Son sayfasındaki cümlelere takıldı bakışları. "Ne istediğini biliyor musun? Kim gerçekleştirecek bu mucizeni? Var mı öyle biri? Var. Onu 150l Celalühü hatırlıyor musun? İşte her şeyi sen kendi elinle kötü yapmışken, onu hayır eleyip iyileştirecek, onu güzel yapacak olan odur. Eğer istersen Allah sana her şeyi verir. İnsanların yapamadığını yapacak olan sadece Allah'tır." Sayfayı çevirdi. "Dit peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hz. Bekir'le Mekke'den Medine'ye hicret ederken bu arada ona şöyle demişti: 'La tahzen innallahe manet.' Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ona üzülme diyordu, Allah bizimle beraberdir. Kendimizi Hz. Ebu Bekir'in radiyallahu anha yerine koyalım ve bu sözü Peygamberimizden işitmiş gibi iliklerimize kadar hissedelim. Allah, Allah bizimle beraberdir."
"Evet," dedi. Leyla'nın kalbi titredi. Leyla'nın abisi ona seslendi. İçinden değildi sebebi okuduğu satırlardan. Dadı ne olduğunu anlamadı. Bir nevi yüreğini kapladı. Kitap okumayı sever de ama ilk defa böyle bir şey okumuştu. Yutkundum. Merakı kamçıladı. Bu sözler iyi geldi. "Doğru," dedi içinden. İnsanların yapamadığını yapacak olan bir tek yaratıcıyı. "O ne elindeki bilmiyorum. Burada buldum ve pekala başkasının demek yerine bırak gidelim. Hadi sana bir sürprizim var," diyerek göz kırptı abisi. En sevdiği haldeydi. Bugün en çok görmek istediği o soğukluğundan, katılığından, insanların kendisinden uzaklaştıran halini dışındaydı. Bugün Leyla gülümsedi. İşte ilk aşkı olan, hayatındaki yegane en büyük varlığı bu adamda, abisiydi. Talha Behrem'di. Gülümseyerek ona girdi. Abisinin defteri bırakmadı ama içinde ne yazıyor merak ediyordu. Talha onun defteri bırakmadığını fark etmemişti. Aklındadır konuştukları. Leyla'nın hep gitmek istediği yer vardı. Oraya götürecekti kardeşini. Dün acı içindeyken onu yapıştırmak için söylediği sözü gerçekleştirecekti. Bugün bu kapıyı açıp arabaya binmesini bekledi. Belli arka koltuğa oturduğunda cama çık dışarı seyretti ve defteri çantasına koymadan önce içinde sahibinin adı yazan yere baktı. "O Feza Boran."
One sonrasında gelelim. Feza'yı bilmem kaçıncı adım attığım sırada dizlerimin dermanı kesildiğini hissettiğimde kendimi en yakın banka atarak biraz sorgulamaya karar verdim. Sahile gelip kendimi yatıştırmaya, nefes alma ihtiyacım olduğundan birkaç dakika görmek istemiştim. Ondan sonra döneceğim ya Anadolu'da sonraki 10 adımda diyerek sonundaki saati değilmiş. Yine de ihtiyacım olan nefesi almamış gibi eve gidememiştim. İki yaşlı amcanın oturduğu bana geçip biraz ilerdeki bankaya uğrayıp oturdum. Günün tüm yorgunluğunu, kırıklığını ve üzüntüsünü omuzlarımdan atarmışcasına bedenimi serbest bırakarak bant oturdum. Hava soğuktu. Bulutlar havayı kaplamış olduğundan daha karanlık gösteriyordu. Emirgan sahilinde en sevdiğim yönlerinden bir tanesi de gökyüzünü bana en güzel şekilde gösterdiğini inanmamda ve babamın beni küçükken buraya getirip elma şekeri alışını anımsadım. Gözlerimi kapatıp başım geri yasladım. Ben üzgün olduğum zamanlarda yüzüm gülsün diye beni buraya getirdiğinde sevinçten havalara uçarım ve bazen özellikle üzgünmüş gibi davranırdım babam söyle götürsün elma şekeri alsın diyebilseydim. Bugün o elma şekerine ihtiyacım var baba diyerek kendi kendime söylendim. O zamanların üzerinden yıllar geçmiş ama hala her üzüldüğümde sahile gelme alışkanlığım geçmemişti. Bana huzur veren en iyi hiç buydu. Tabi hoş içinde kıldığım sabah namazlarını saymazsak. İçimdeki araya getirmesi de merhem alıyordu beni sakinleştiriyor durdu sanki içinde oluşan anlamsız sıkıntı denize bırakıyor muşum gibi hüküm af yatıyordu ama bazen Karlı havalarda geldiğin bir oluyordu söyle o soğukta gelir üşüdüğümü bile hissetmeden dakikalarla sağ giriş yapar o uyanırdım genelde kriz anlarımda nöbet geçirdiğim zamanlarda gelirdi Musa ile sık sık olmadı tabi ama bazı sıkıntılar kendimi günlerce kötü hissetmene sebep oluyordu. Özellikle de şu staja başladığım günden bu yana daha sık gelmeye başlamıştım söyle psikolojideki deyimiyle anksiyete kaygı bozukluğu vardı. Çok etkilendiğim korktuğumu üzüldüm anlarda oluşan psikolojik bir rahatsızlıktır. Öğlenler da istemsiz olarak nefes alışımı zorlaşıyor öncelik olarak avuçlarımdan başlayıp tüm vücudum terliyor ellerim titremeye başlıyor ve eğer çok ciddileşir s kalp atışların düzensizleşir Ordu. O görüntüyü yeni yoktu tabi ama öyle zamandır oluyordu ki mesela babamın ölüm yıldönümleri L çalmak zorunda kalıyordum yine de çok şükür ki iki yılda bir ya da yılda bir defa ciddileşiyor rahatsızlığım. Onun dışında kendi kendime rahatlata biliyordum aşırı stres yorgunluk öfke şok gibi nedenlerden dolayı birden kendini gösteren belirtiler 5-10 dakika içinde normale dönüyordu ama bazen Yarım saatten fazla bir zaman aldı doluyordu. Tıpkı Bugün olduğu gibi biraz durup sakinleşip sonrasında eve gitmeyi olmuştum Ama bir saat 42 dakika olmuştu içimden nefes alışlarım olsaydım ardından çantamdaki tansiyon aletini çıkarıp tansiyonumu ölçtüm değerler normaldi Kalp atışlarımı Öyle iyiyim sanırım Ama biraz daha beklemeye karar verdim Çünkü eve gittiğimde hayatından memnun ve her şey yolundaymış gibi görünmem gereken biri vardır ya Annem bugün gerçekten de benim için çok zor bir gündü. Gözlerim dolacak kadar çok zor geçen bir gündemde de eve gittiğimde dolan Gözlerim değer anneme görürsem benim için daha çok endişelenecek bir öldürecekti kalp hastasıydı son krizinden sonra doktorlar ona stres ve üzüntü kesinlikle yasaklamış lardı. Bu yüzden tek bir eksik ruh halim de ona zarar verirsem kendi masraf etmezdim. Babam öldüğünde bu yana abimi ve beni büyütmek için elinden gelen her şeyi yaptı. Tek başına bir evi iki çocuğa aldığımız larına ikimize güz gibi bakıp büyüttüğü oğlu evlenip yurtdışına gönderdiğinde kar olsa da sesini çıkarmadı yanında ben olduğum için de yanıyordu 12 yıldır da yapmaya çalışıyordu o yüzden belki de artık kalbine vurmuştum sıkıntıları bize hissettirmedi. Tüm bu çaresizliği ve çırpınışları için attığından da belki son 4 yılda iki kez kalp krizi geçirdi doktorların dediğine göre Move bu hayatta kalmasını ama abimin eşi olan Aslı bunun mucizeden ziyade beni yalnız bırakmak istemediği için onu dönmeye hazır olmayışından olduğunu söylüyordu yani gözü açık gitmek istemiyormuş. Anneme sorarsanız Ece ne da vardı. Eğer benim için annem hala hayattaysa Allah'a hamd etmeye devam etmeliydim çünkü annem boyata sahip olduğum tek hazinem dedi. Bizim için o kadar sıkıntıya katlandı ysa bunca zaman bundan sonra da ben onun sıkıntılarını yüklenmeli yedim onun içinde tüm başarıları ve geleceğim için yaptığım için planlar onun iyiliği için çekilen belliydi. Tıpkı buradaki eğitimden sonra annemin Abimin yanına gitmemi istediği için Gelecek yıl Amerika'ya gitmeme karar vermesi gibi bu yıl annemi de alıp gidecektik buradan ikimizin değeri olan buydu zannımca.
Cebimdeki telefon titrediğinde isteksiz bir şekilde elim telefona gitti. Şu an kimseyle konuşmak istemiyorum. Ekranda ailenin numarasını gördüğümde cevapladım. "Efendim ben Beyza." "Neredesin kuzum? O kadar aradım seni okulda mesaj da attım göremeyince endişelendim." "Sahildeyim. İyi misin?" "Kurulu'nun verdiği kararlar duydun mu? Hoca'dan senin adına üzgünüm ama şanslıyız ki takip sonuç değil. Bu arada seni sordu Profesör." "Ne dedi?" "Geri gelip kalan eşyalarımı topladığını söyledi." "Saçmalama! Vakıf Hoca iyiliğini ister senin. Odasını yedek anahtarını getirmemi söyledi." "Allahım! Delireceğim! O Sinan denen herif elime geçirirsem kırıklığına sıkıp tırnaklarını boynunda geçireceğim." "Aman Allahım! İlk defa bir ne şiddet uygulamak istediğiniz söylediğini duyuyorum ama merak etme kimseye söylemem. Ne de olsa bir psikolog adayının birini öldürmek örtüsünü durmak kimsenin hoşuna gitmez. Yine de Sinan'ın yaptığı şey yüzünden ondan intikam almak istemediğini söyleyemeyeceğim. Lakin bunu yapmamalıyız çünkü içimizdeki öfke dürtüsünün bizi ele almasına izin veremeyiz." Böyleydi Aylin. Bazen cümleleri ardı ardına dizerken dile ne konuştuğunu fark etmezdi. Yine de okulda ders notları yüksek, onu öğrencilerden Hey Didi çok tatlı işteki ve dış görünüşe sahip olmasına karşın oldukça zeki ve başarılı bir öğrenciydi. Ben ona rakip olarak görürken, o beni arkadaş olarak benim dediğimden yanlışlıkla çok iyi dost olmuştuk. Oldukça da memnunum bu durumdan. Sınıfın gol takımında yaydık. Gold psikoloji son sınıf öğrencilerinin ilk görünen verilen isim bu vakıf hocanın gözlü öğrencileri dik ben Aylin Sinan ve Mehmet sınıftaki eksik ortalama yasak kişi olduğum için bu başarılı sebebi Vakıf kocayemiş gibi onun torpiller hangisi olduğunu düşünüyorlardı. Umrumda değil başkalarının ne düşündüğünü önem seviyordum. Neyim olan ben ve ne hissettiğimde ailem de öyleydi. Bu yüzden belki de en iyi arkadaşımdı. "Özür dilerim. Neyse anahtarları hemen teslim etmeli misin? Çünkü Vakıf Pusat yarın yurt dışına gidiyormuş. Benim senden anahtarları alıp ona götürmem gerekiyor ama şimdi bir aile yemeğine gitmem lazım ve çok geç kaldım. Benim yerim adreste sana atsam sen götürür müsün lütfen?" "Feyza bu ile yapma lütfen." Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. "Tamam, ben hallederim. Adresi gönder." Ayşe'nin diğer ucunda ailenin senin çılgını duymak istemediğinden hemen telefonu kapatıp çantama attım. Güneş batımı çok olmuştu ama havadaki kara bulutlardan bu anlaşılmıyordu. Küçük bir şimşek çaktı. O görüntüyü yankılandı yağmuruna benzeseydi daha fazla oyalanmadan ayaklanıp eve gitmek için otobüs durağına doğru yol aldım. Son Durak deyip evin olduğu sokağa saptım. Aklımda annemi yapacağım açıklamanın provasını yapıyordum. Hassas düşünen bir kadın da annem bu yüzden onunla düşünmeden pat diye konuşamadım. Mezun olmama dört gözle bekleyip beni de Abimin yanına gönderme yerleri içindeyken onu okuldan kolum aşamasındayken altı uzaklaştırma aldığımı ve bunun benim yıl meyve ettiğini söylemenin ince bir yolunu bulmalıyım. Dedemden bize Yadigar kalan büyük ahşap evin önünde durdum. Birkaç dakika oyalandım merdivenlere oturup öyle düşündüm ardından 12 volta attım kapıdaki saksıyla bir konuşma provası yaptım. Tekrar basamakları oturup karanlık gökyüzünün bulup doğru içine baktım ya sanki eve ne kadar geç gidersen o kadar iyi olacakmış gibi hissediyorum. Birkaç yağmur damlası düştü gereği memurun toprağın değmesiyle oluşan eşsiz olan oyun sevdiğim koku burnuma geldiğinde derin bir nefes aldım. O sırada kapı açıldı arkamı döndüğümde Annemlerin derkam gülümseyen yüzüyle karşılaştım. "İki basamaklı kırkımız ağrım arttı içeceksin gözümün nuru," dedi. Sahte bir sistemde gülümseyerek ayaklandım. "Ben de şimdi işe gidecektim." "Değiller Sultan Hadi halde Yarım saatte seni kapıda bekleten nedir bu öğreneyim," dediğinde ona baktım endişeyle kapıda olduğunu bildiğinden kötü bir şey olduğunda tahmin etmişti. Yutkundum ardından bakışlarım ondan kaçarak Kollarımı sıvadım. Özenli bir şekilde gülümsedi ardından içine girmemiş içeri çekildi. Her ne olursa olsun anneler gerçekten de sulukları nerede duygusu hissediyordu her şeyin farkındalar. Şimdiye kadar hep öyle olmuştu. Ben mi annem arasında ayakkabıları Ben de gittim askıya astım ardından elim hemen boynumu sana inşallah gitti ve çıkarıp saçlarımı serbest bıraktım şalını elime alıp odama çıkacaktım ki annem durdu. "Sofra hazır önce bir yemeğini ye." Sormadan amacı bir an önce ne olduğunu öğrenmek de biliyordum bu yüzden dediğini yapıp Çalı bir kenara bıraktım sandalye çekip Masaya oturdum. Sıcak sormadan büyüdüm aldığımda çok acıkmış olduğumuz sonra da uyandı Sabahtandır bir şey yemedim anımsadım oldum olası annemin yemekleri ne karşı düşündüm hep ve yemek yerken Bugün olanları Aklımın bilgilerine süpürüp yemeklere daldım. Annem sadece yemeğinden bir kaç kaşık alıyor arada o vurdum gülümsüyordu onun dışında sessizdi yemeğimi bitirmen bekliyordu sonunda duyduğumda geriye yaslanıp hamd ettim. Annem bana bakıp "O kadar yiyorsun ama halen gideceksin," dedi. "Millet zayıflamak için doktor doktor dolanıyor sen kilodayım istiyorsun bu güzellik bir şekilde eve olmuyor işte güzel bir kızın var mutlu olmasın Amanın bak hele," dedi enaniyeti Neden vurarak. "Güzelliği nasıl sahibi unutma sen kafir bize dediğinde Emin ayaklandım." "Ah namaz." Annem arkamdan giderken hemen odama çıktım ferace üzerine geçirip namaza durdum. Uzun için de namazımı kılıp devam ettikten sonra Bismillah diyerek annemin yanına mutfağa gittim. Tıkır çay demliyor du namazın bana verdiği huzurdan olsa gerek Sakin bir şekilde tekrar yerine geçip oturdum. "Anne söyle kuzum." "Ben Salim gittin yine başım olumlu anlamda salladım." Teskin edici bir bakışta bana döndü ardından geçip çaprazındaki sandalye çekip oturdu. Ondan saklamaya caktı bu yüzden sakin bir sesle başladım anlatmaya. "Tülin Hanım, hani yanında staj olduğum doktor hasta Ben bunu tuttuğun anahtarı bendeydi her gün çıkmadan önce dolabı kontrol edip öyle çıkıyordum Bu yüzden dolabı kilitledim İman ne özel bir hasta var önemli birinin oğlu hastanın dosyalarından ben sorumluydum Ama dün hastanın bilgileri Medya yayılmış sabah haberim oldu biraz sakın kayıtlarını Okul koridorunda dağıtılmış bir yerde bırakmış benim solumdaydın haliyle üstüne gönderildim alsan uzaklaştırma verildi tüm yanımda bakın Hoca da Benim yapmadığım Biliyorlar ama önlerinden gelen bir şey yok suçsuz olduğunu kanıtlayan madım haliyle Saçım dayandı." Ama annem sessizce söylediklerimi dinledi. Ona Sinan'ın bana asıldığını iğrenç değiştiğini ve sırf onu reddettiğim için bana bunu yapıp dosyaları benden gizlice aldığınız söylemedim. Başındaki örtünün gevşetti bir an için ona bir şey olacak diye korktum ama şükür ki beni yanılttı. Annem uzanıp elimden tuttu. "Çok üzüldün mü?" diye sordu endişeyle. "Ben senin içi sen ne hissediyorsun suno dosya çalıp Okulda da sen para için gazetecilere sızdıran da ben değildim Axis doğradım herkes biliyor gerçekten vasp Atlayamadım suçsuz yargılanmak çok kötü Üzgünüm ama en çok seni hayal kırıklığına attığım için." "Yine ya kırk bırakmadın ben sana güveniyorum elbet gerçek bir gün ortaya çıkacak. Biz Allah'ın adım şer olanı hayra çevirecek olan bir tek Allah'tır. Eğer yaşattıysa bir bildiği var Rabbimin." Gözümden Bir Damla Yaş süzüldü. Sabah bu yana tuttuğum öfkem kırgınlığım kızgınlığım orada kartını in bu çok uzun bir zamandan sonra ilk kez in annemin yanında alalım. Gözümden daha ilk Damla düştüğünde annem kalkıp bana sarıldı sonrasında şiddetlendi ağlamam. Her şeyini bana adamış bu kadın hayal kırıklığı bırakmam ben de derin bir etki bırakmıştı daha kötü hissettiren Sen hala benim iyiliğimi düşündün olmasıydı iyi okul başarılı bir kariyer güzel bir gelecek ne kadar düşünmesem dillerde iyi 5 hepsinin gerçekleşmesi Annem şimdi beni de mutlu ediyor güzel Bayat Ama şu an o hayatın ellerinden kayıp gidiyor oluşu beni üzmezdi allahtandır der çok üzülmezdim ama benim hayallerimi Annem ortak en Üzülme Leydim bunun verdiği sorumluluktan ağladım. Belki de annem Nihayet geri çekildiğinde sakinleşmiş Team. Elimi yüzümü yıkamak için banyoya gidip döndüğümde aklıma profesyonel vermem gereken anahtarları gelince anneme koştum. "Ya anne bakıp Hoca'nın anahtarı bende kaldı bugün ona vermem gerekiyordu Yarın yurt dışına çıkacakmış gitmem gerek." Annem birkaç tane düşündü ardından "Bekleyen kı varayımda götürüp getirsin Sen dedi." Yakup abla Sessizlik yapıyordu hem aile dostumuzun olduğuydu hem de kapı komşumuz du. Annem Yakup abi aradıktan sonra ben de hazırlanmak için odama gittim şalım bağlayıp tekrar aşağı indiğimde Yakup abi çoktan gelmişti. Taksinin arka koltuğuna oturduğumda "Nereye gidiyoruz psikolog Hanım?" dedi. Telefonumu çıkarıp Ali'nin gönderdiği adres gösterdim. "Burası bir anahtar verip geri döneceğim hemen." "Peki kusura bakma abi Sana zahmet verdim olurmuş kardeşim." "Anne ne kadar bizimkilerle geliyor seni bir yere götürmüş çok mu?" Yakup ağabey Abimle beraber mi dünden onu da o zalimden ayırmazdı moda beni kardeşi gibi görüldüğü abimle hala dostlukları söylüyordu abim yurtdışında taşındıktan sonra bize destek olmuş Çok yardım dokunmuştu yolda Dün akşama şiiri olan küçük tartışmasını anlatırken bir psikolog aday olarak ona tavsiyelerde bulunduğunu da teşekkür ediyordu en sonunda restorana geldiğimizde kapıda durdu den bekliyorum seni Feyza olur mu ağabeyciğim Tamam abi Anahtarı Hemen geliyorum arabadan inip şifre soğanın kapısında durduğumda gözlerimi şöyle bir mekanda getirdim ardından içeri girmek istediğimde kapıdaki korumalardan biri beni durdurup kibar bir şekilde sorduk "Rezervasyonunuz var mıydı efendim?" "Ya hayır ben Vakıf Pusat için gelmiştim içeri girip kendisine Feza Burhan geldi değil misiniz?" Koruma başına onaylayıp içeri girdi. "Yağmur servis tutuyordu ıslanmamak için kapının girişinde beklemeye başladım birkaç dakika sonra takım elbiseli koruma geri döndü. "Buyurun bu vakıf Bey sizi bekliyor." Bunu takip edip içeri girdiğimde karşılaştığımız 3 manzaradan sonra düşersin içerden daha samimi olduğuna karar verdim ve benim buraya ait olmadığımı bir garson eşlik etmesiyle Vakıf Hoca'nın masası ederlerken masadakilere gözüm değişti. Sinan'ı görmemle tüm Öfkem kabarırken kendi Savaşı bir işlemini süzdü geldiğini gören Vakıf Hoca ayağa kalktı ve "Za Hoşgeldin Otur lütfen etiket bize." Vakıf Pusat 50 yaşlarda hantal tombul edası ve Babacan tavırlarıyla Gerçekten de çok iyi bir adamdı. "Çok teşekkür ederim hocam odanın anahtarı size teslim edip gideyim hemen." Uzatımına kırıldıktan sonra masadakilere göz devirdi ardından bana doğru dönüp onların göremeyeceği şekilde ve duyamayacağı bir fısıltıyla "Beni bekler misin?" dedi. Başılıyla onaylayarak izin istedim. "Bu Sinan Canan insan müsvettesi ne bakmadan ayrıldım yanlarından." Biraz önce girdim Restoran Dışkapı ile ayrılan bölümüne Beklerken bir yandan da beni bekleyen Yakup Ağa biçim mahçup hissettim. Derken yanından geçen bir garson bana çarptı ve elinde tuttuğu yemek tepsiye ederek üzerime döküldü. N8 sadece kilim ucuna denk gelmişti. Ben şaşkın bir halde leke bakarken kız iki büklüm olup "Çok çok özür dilerim benim kabahatim lütfen temizleyen için izin verin," sesi korkuda çıkıyordu. Onu şikayet edeceğim den korktuğu için telaşlandı anlamıştım. Onu sakinleştirmek için omuzlarından tuttum. "Benim için pek de miyim olmayan bir mesele için kendini bu kadar harap etmesine gerek yoktu sorun yok." "Ay ben de değilim merak etme labone taraftan söyler misin?" Kız rahatlamış bir şekilde evlilerdeki kapıyı işaret etti. Ona göre bitirdikten sonra gösterdiği kapıya doğru ilerledim. İçeri girdiğimde bayanlara ait olan kabın içine girdim. Neyse kimse yoktu suyla krem köşe tren cm değilmiş ya lekesini silmeye çalıştım Tabii ki imkânsızdır neyse ki çok beklemeye temel o gidecektim Bu yüzden sonra etmeden musluğu kapatıp dışarı çıktım. Ki Sinan'la çarpışmadan hemen durdum. Beni gördüğünde şaşırdı ardından da memnun olmuş gibi güldü. "A la bura değil misin?" dedi. Tahammül edemediğim sesiyle "Bu çekil yolumdan," diyerek bir adım atmıştım ki Sinan önümü kesti. "Bu Umarım bir haftalık yapıp bugün daha fazla canımı sıkma azdı çünkü artık ne onunla aynı sınıftaydık ne de iş arkadaşı yazık. Bu yüzden her zamanki gibi kendimi tutamayacak tıme bugün için üzüldüm gerçekten seninle çalışmak bana zevk veriyordu. Bana çıkma teklif ettikten sonra reddettiğim için eziklik sendromu yaşıyordu bunu atlatamadım dan dolayı bana kim besliyordu Ama bunu emindim. İlk başlarda onu anlayışla karşıla Mıştım ama o bu tavrımı yanlış anlamıştı sürekli yaptığı İngilizce yorumlara şaka diyerek geliştirmesi Ben de sonra dedi bugün kaldıramayacak tımo belge senin aldığını gazeteciler haber verildiğini ve bunu benim üstüme attığını bal gibi ikimiz de biliyoruz." "Bak şimdi neden yapayım Böyle bir şeyi diyerek keyifli bir kalk attığımda öfke dönemlerin yumruk yapmıştım. Çok mu paraya ihtiyacım vardı Yoksa benden intikam almak da ama eğlenceli gelmişti Ama galiba sen de diğerleri gibi eziklik sendromu yaşıyorsun seni reddetmem üzerinden gelmediysen senin için Tülin hanımdan bir seans verebilirim ne dersin?" Doğru yere parmak bastığım da olsa gerek Sinan güler yüzlü oldu. Tekrardan gitmek için bir adım atmıştım ki konu duvara dayayıp tekrardan gitmem engelledi. Ben korktuk çok seviyorsun cesarete bir kenara bırakıp başındaki örtüyü kendime hatırlattım illere gitmemeliydim ve öfkeyle dolsa sözleri söylemeliydim. Tamam Mersin'den yanlış bir harekette bulunursa kendimi savunacak kadar abimler ettiği şekilde onu ders verebilirim ama nihayetinde bir erkektir ve bu gece olası bitirmek istiyordum Lakin diğer yanımda bu çocuğa bir meydanda ya da çekmek istiyordu 2'den dedim yine de içinden bir istifa çektim namazını kıldığını kendime hatırlattım evden çıkarken ki annemin Ayetel Kürsi okuyun anımsadım ama neden bilmiyorum onda biraz da olsa erken yetişti Bu yüzden biraz önceki söylediklerimi bir kenara bırakıp sakin Lisesi'nin ha ha gitmek istiyorum Sinan lütfen çekilir misin diye sordum ama Sinan beklendiği gibi söylediğim şeyi unutmamıştı. "Eziklik sendromu var öyle mi beni reddettin Neden? Çünkü sen haram eski kadını değilsin öyle mi? Bir insanın birbirini sevmesi arama yani değeri tabii ki ama şu an bunu anlatamayacak tıme konuşmak istemiyorum." Tekrar gitmek için adım attım ama bölüme geçip beni durdurdu. "Dinleyeceksin nedir sendeki bu kadarlık kendini beğenmiş tavırlar herkesi küçük görmeler falan sende de prenses sendromu var." Yorulmuş bir şekilde konuştum. "Kimseye küçümsemiyorum seni de hiçbir zaman kim sevmedim. Bu A bak sen kaptanımız küçük bir kedicik gibi geri adım atıyor Yakışmıyor sana feda vuran Sinan Yeter bu değil." Bak şimdi seninle çıkmak istedim bu doğru ama sana aşık ol bu değildi bunun Kaf dağını doğduğunu bilseydim asla arkadaş bile olmazdım. Seninle ben sadece şu örtünün altında ne var merak ettim dediğinde el yaşama dokunmaya kattığı hızla geri çekildim. "Sakın Dokunma Bana çok ellerini." Sinan tekrardan kalk attı ama merak ediyorum. "Eğer bana Dokunursan," diyerek dedi de çektim ki erkekler tuvaletinin kapısı açıldı. İçinden uzun boylu takım elbiseli şık bir adam çıktı elindeki mendili ellerini kuruluyordu. Bir bana bir Sinan bir bakış atıp biçimli Kaşlarını çattı. Sanki bana bakıp ilgisizmiş gibi görünen bir ses tonuyla "Yardım lazım mı?" diye sordu. Bu şu an onun Sesindeki kadın çaresizliğine yardım eden Kahraman tarafından nefret ederdim. Emin isteyelim bayrama bu tür bir restoranda üzeri kapalı bir takım elbise olan bu adamın edeceği yardımın ki ses tonunda düşünün işte insancıl olduğunu düşünmedim. Bu yüzden onunla Lise sonda cevap verdim. "Gerek yok, hallederim ben." Sinan onu bütün ne olacak kesinlikle bize bakan 20'li yaşlarının sonlarında görün adamı vardı. "Sen kimsin lan?" dediğinde adam alaycı, biraz öncesine söylediğim laflar kadar ağır bir gülümsemeyle Sinan aezy bir bakış attı. Eminim ki bu akışını lügatta ki adı Zavallı ydı. Ardından ilerleyerek çıkış ederim yanımızdan geçmeden önce badem kahvesi Gözlerin üzerime dikti. Birkaç saniye tuhaf hissettiğinden bakışlarımı kaçırdım. Ardından kemikli büyük ellerinle senin yanına Küçük bir çocuğa öğüt ver gibi vurdu. "Söylediklerine dikkat et koçum Buralar seni burada bak demedi değil mi?" Adam arkasını dönüp giderken Sinan sadece benim duyabileceğimiz sonuyla "Dedi adam durur gibi olduysa da yine yoluna devam etti." Silecekten sarılıp sıkılmaya başladığımda gitmek için hareketlendi. İkisinden koluma dokundu. "Sen dur bakalım da Söyleyeceklerim bitmedi." "Bırak bu haramdır basını Burası benim için sınırlı." Bismillah diyerek en son 12 yıl önce başka bir erkeğe bu durumu Sinan'ın yüzüne geçirdim. Sinan inleyerek geri çekildiğinde vurma etkisini görmek için Elif ona baktım. Elinde küçük bir kan birikintisi vardı kırık yoktu kısa bir burun kanamasından sonra kendine gelirdi bir hafta içinde de tamamen iyileşir bizde kalmayacaktı sadece şu an peçete ihtiyacı vardı. Allah beni affetsin ki gerçekten de başındaki öğretmen utandım işte yapmam gereken bir şey yapmıştım yaptığım şeyden pişmanlık duymadım için Allah'ı sığmam gerekli biliyordum. Sinan acı içinde bırakıp ki o kadar da batmasına gerek yoktu bir kızdan yumruk yemişti ağlayacak kadar acımadan emindim Kendimi dışarı attım dayanmıştı denetlenmiş Sağnak yağıyordu. Yakup abinin beni beklediği yere giderken o kısacık mesafede daire sanmıştım. Bakın duysam da etrafta takside Yakup abi de göremedim bekleyeceğini söyledi emindim bir ortam tutmuş gibi üzerime yağmur yağarken telefonumu çıkarıp Yakup abi aradım ikinci çalışta açtı ve "Keza Çağ'a Ağabey neredesin?" "Çıktım yoksun abiciğim kusura bakma ne olur Rüya rahatsızlanmış Smith acil çağırınca gelmek zorunda kaldım ama Olduğun yerde kal bir arkadaş o civarlarda ymış Hemen geliyorum merak etme abicim güvenilir durakta bekle geliyor." "Tamam mı?" "Tamam abi geçmiş olsun." Telefonu kapattıktan sonra "Böyle mi olacaktı gün sonra diyerek isyana bağlamıştım hayatımda yaşadığım en kötü gün Bugündü okuldan uzaklaştırılmış stajım yanmış Amerika'ya Ellerim Suya Düşmüş bir erkeğe yumruk atmıştım üzerine bir de sağanak yağışta Sırılsıklam olmuştu Bu yan yağmurdan karıştırdığım gözlerime Ellerimi siper edip Duran nerede olduğuna bakmak için sağıma soluma bakıyorum ki o adamı gördüm. Biraz öncesine içerdeyken Yardım lazım mı diye Sonradan the yanındaki korumaya benzer başka bir takım elbiseli adam elinde tuttuğu siyah şemsiye yanında bekliyordu önünde bekleyen araba yanında korunması ve arkasından gelen şık ve güzel kadına bakılırsa boya zengin bir olmalı diye düşündüm ardından içinden İyi ki de yardım almamışım diye Geçirdim. Onu silmeye bırakıp yüzüne baktığımda Onun da bana baktığını fark ettim kaşları Çatık tın ne olduğunu anlamaya çalışıyor gibiydi ardından bakışlarla beni üzdüğünde rahatsız olduğumu belli ederek başımı çevirdim bu elimde telefonla Annemi aramak için ıslanmış çantam odaklanmaya çalıştım ekranın gerisinde önce bir çift ayak gördüm ardından ekrana den yağmur damlaları kesildi başımı kaldırdığımda adamla Göz Göze Geldim köşeyi çenesi Kehribar mı badem anlaşılmayan göz rengi uzun gür ve korunma kirpikleri sert bakışları düzgün yüz hatlarıyla ona dikkatli baktım fark ettiğimde bakışlarımı çektim ve şemsiye tuttuğu için bana bu kadar yakın durduğundan geri çekilerek gözlerimi kırptım hiç içimden bir perde geçti aşk romanlarındaki Bey Boyle yeni karşılaşmış bu masum kız oynuyordum sanki bir istiğfar ettim. "Yardım lazım mı?" diye sordu. Tıpkı önceki ses tonuyla yardıma ihtiyacı mı var diye düşündüm. Birkaç tane yardımdan anlamamış gibi cevap verdim. "Ne böyle yağmurda köp sustu yanlış bir şey söylemek üzere olduğundan olsa gerekti." Çatıkkaş tırmana baktım. "Köpek gibi ıslandığım Adem'i diyecektin yoksa?" Sen de dürüst bir şekilde doğru cevap vermesi beni biraz kızdırmış tıbbi bir bayanla nasıl konuşması gerektiğini bilmeyen erkeklerden de sanırım ya da böyle egosu boynu açmış insanların etrafındaki diğer insanlara hor görmemeli olduklarından karşısındakinin duygularını önemsemeli rahatsızlığına yakalanmıştı beyefendi de o yüzden karşındakine söylediği kelimelerin ölçü olması gerektiğinden bir haberdi. "Sen beni yalnız bırakır mısınız yardımınıza ihtiyacım yok," dediğimde ifadesiz bir yüzle bana baktı. Başın yanına ayıp bir şey söylemeden bir adım geri çekildi elindeki Şemsiyeni bırakıp hızla hazırda bekleyen arabasına doğru sürdü. Siyah Mercedes'in kapısından diğer adam bana rahatsız olmuş bir şekilde baktığında bakışlarım oradan çektim. Ardından arabanın tekerlek sesleri yankılandı ve araba hızlı uzaklaşıp gözden kayboldu. Adamın bıraktığı kolyesi şemsiye baktım çöp diyerek bitiremediğin aşkını düşündüm ne kadar kimsem de iyi bir seçenek olduğundan ve zaten olma ihtimalini verdiği korkudan şemsiye uzandım anla durak var mı diye bakınırken ne etti oraya ulaştığımda Yakup abinin gönderdiği taksi durdurduk. "Ceza siz misiniz?" dedi içindeki yaşlı amca endişeli gözlerle baktım. Anladığımdan devam etti. "Sen beni yazı gönderdi kızım atladi." Sonrasında Taksiye binip arkama yaslandığımda adı nasıl olduğunu söyleyen amca klasik İstanbul taksileri gibi beğene sohbet etmeye başladı. Bunu dinliyor arada evet hayır öyle mi gibi yanıtlar veriyorum. Sonra demin önüne geldiğimizde sana amca Teşekkür edip ne kadar istemese de zorlayıp taksi ücretini ödeyerek indim. Kapıyı çaldığında annem bekletmeden açtı. Islanmış köpek yavrusu halini gördüğünde Kaşlarını çattı bir şey diyecekti ki onu durdurdum. "Annen lütfen bugün burada bir sindirerek Merdivenleri çıkıp odamın yolunu tuttum." İlk iş üzerini değiştirmek oldu. Ardından sıcak yorganın altına girdiğinde gün bittiği için Allah'a şükürler ettim. Gözlerimi kapatmak üzereyim ki annem kapıyı tıklatıp odama girdi. "Sıcak çikolata içinde sınır dedi." Boş durma gelerek yattığım yerden doğrulup Annem uzatıp elime aldım sıcak bardağı Kerim'de kavradım da annem ile doğru canım Saçlarımdan öptüm. Bu takılan elinde nasıldım? "İyi uykular kelebeğim." "Sana da anneannem çıktıktan sonra şu kapattı." Avucundaki loş ışık etrafı yere aydınlatıyordu. Sıcak çikolatadan büyüdüm alıp Gözlerimi kapattım. Zihnime düşen ilk düşüncesi inandı. Bu kadar karaktersiz bir olduğunu asla tahmin etmezdim. Göründüğünden de fazlası olduğunu kanıtlamıştı ve bugünkü uyumlu ktan sonra Karşı daha dikkatli olmalıydım çünkü eskisinden daha da fazla kim tutacağına ve benden nefret edeceğini emindim. Ya onda odanın köşesindeki kuruması için açık bir halde bıraktığım şemsiye takıldı bak isterim ardından sahibini düşündüm bana iki defa Yardım lazım mı diye sordu sonra aklıma geldi şaşırmıştım neden yardım etmek istemişti ki bana farklı bir niyet için de miydi? Sanmam Sinan'dan dolayı yardım etmek istediğini anlamıştım. Ama ikinci defa yağmurda bana yardım etmesine bir anlam veremedim. Belki de benim gibi masum genç kızı bir çakal derinden kurtarmadı için Vicdan yapmış yağmurda ıslanma misin de şemsiyesini vermek istemiştim. Evet kesinlikle öyle olmalıydı çünkü hiç de her yerde muhtaç olan insanın yardımına koşan bir iyilik Medeni benzemiyordu aksine taraftı Beyazlar içindeki iyilik meleği kıyasla O adam Karanlıklar İçinde ki ölüm meleği olabilirdi hatta ben ürkütmesin düşününce Bu konuda emin oldum o adamın karanlık bir tarafı vardı hatta bilimkurgu filmlerindeki O kötü karakterlerin etrafında oluşan siyah Dumandan bile taşı olabilir ama bu son düşündüm şeye girdim ardından kendi kendime güldüm. İçin bu defa kaşlarımı çattım işimden bir salavat getirelim değil kupadan son duydum da aldım komidinin üzerine koymak için uzanmıştım ki gözüm şemsiye takıldı tekrar şemsiyenin içindeki etikete benzer yere baktım ardından merak ederek ayaklanıp odanın püresini yürüdüm dizlerinin üzerine çökerek etkiye sandığım yeri eline dokundum. Etiket değildi koyu yeşil zemin üzerine siyah yok veya Fikri işlenmiştir hemen üstünde ise iki harf vardır Hem de ne demektir bu ehliyeti olmadığına emindim. Bir nevi eski aşıkların mendilin küresine isimlerinin baş harflerini işlemesi gibi bir şey midir? Hadi canım bu devirde sanırım tasarım Bir şemsiye dedi bu harflerde markaya ait olmalıydı bir an pahalı bir şey olup olmadığı aklımdan geçti o kadar pahalı olsaydı böyle kayıtsızca tanımadığı birine vermez diye düşündüm ardından hayatım boyunca asla unutmayacağım bugünün sonra dayanamayan göz kapaklarının hala altında kalarak usulca yatağıma geçtim ve sonrasında Beynimin içindeki çatlaklardan birinden zorla girmeye çalışan müzik sesini daha fazla kayıtsız kalamayıp siğil açtım gözlerimi. Nasıl olsa okuldan verilen uzaklaştırmadan sonra eğitim hayatına verdiğimden sabahın köründe kurulmuş adamları sildim emindim söyleyerek açtım gözlerimi elimle komodin üzerine yoklayıp telefonumu buldum tek gözümü zorlayarak açtığımda ekranda Vakıf hocanın aradığını gördüm de tarafta doğruldum yatakta ilk olarak avucunun hemen yanımda eski kırmızı çalar saate baktım 15/0 Bu saatte Vakfı Hoca'nın beni aramasın aşarak boğazını temizleyip telefona cevap verdim. "Alo Feyza?" diyerek Ayşe'nin diğer ucundaki üflediğinde telefonu kullandığım uzaklaştırdım ama sanki yanındaymış gibi Barış yan kullanmaya devam ediyordu. Çok korkmuştum çünkü melek gibi adam öfkelendiğinde içinden bir kaplan çıkıyordu ve bu haline denk gelen bir öğrencinin veya neydi? Neredesin sen cezam var diye depresyona girecek vakit mi? Madem sorumluluklarını yerine getirmeyecektir Neden istedin O telefonu süs diye mi taşıyorsun? Sen kaçıncı aramam bu?" Bu sesin yumuşatarak cevap verdim. "Çok özür dilerim hocam Telefonu duymadım uykum biraz ağırdı." "Saat kaç?" masum bir sesle sorduğu soruya cevap verdim. "11.01." Cevabın üzerine bir kez daha öfkelendi. "Bugün günlerden ne? Perşembe hocam da ben bir şey mi kaçırdım? O senin bu saatte hastanede olman gerekirken Sen neden evdeki hiç atıyorsun?" Dr Ahmet beni arayıp haber vermezse kafama dank alan şeyle kendime geldin benim onu uyandık çok özür dilerim hocam gerçekten yakaladım. Ayrıca den uzaklaştırma aldım da bu işimi ne dahil olduğunu sanmıştım. Vakfı'nca tekrar konuştuğumda Nihayet zorla da olsa sakinleşmeye boşa bilmişti. "Dün gece zahmet edip bekleseydin size Bunu söyleyecek mi efendim?" "Ah seni gerçekten kızım gibi görmezsem ne yapacağımı çok iyi bilirim ben en çok özür dilerim hocam gerçekten Hemen çıkıyorum hemen en kısa zamanda orada olacağım Merak etmeyin." Vakıf Hoca minnet duyacağım başka bir konuydu. Hastanedeki işim daha önce farklı bir merkezdeki işte gösterdiğin başarı Vakfı oje memnun etmiş bu defa da özel bir hastane terapi için ondan bir psikolog istediğinde kendilerine beni göndermiştik. Hastanede tedavi gören dörtgen işte grup terapisi yapıyordum işe başladı iki hafta olmuştu bu sitesinde kendi aştığımı çıkarıp annemi konuşuyordum hem de ileride daha iyi bir psikolog olmak için tecrübe edilmiş oluyordum. Vakfı Hoca babamın yakın arkadaşıydı babam öldükten sonra başlayan anksiyete bozukluğunu düzeltmek için gittiğim doktor muydu ona özenerek psikiyatrist olmak istemiş ama uzun yılların verdiği korkuyla psikiyatri olamasa da onunla aynı salamdan Psikologlar önermiştim. Bu yüzden üniversiteye başladığım günden bu yana Bana sürekli yardım etmişti asistanlık işleri için etmeyi düşünmüş ardından güvenerek bu hastanedeki psikolog düşmanlık için ayarlamış tıva kısaca bir şey demeden telefonu suratıma kapattın da uçarcasına kalktım yataktan beş dakika içinde hızlanıp çıktım evden. Allah'a şükürler olsun ki benimle aynı anda evden çıkan Yakup abi ile karşılaştım koşarcasına yanına gittim. "Ağabey ne olur hastaneye yetiştir beni daha fazla geç kalırsam kovulacağım bu adlı hemen direkten sonra beklemeden Taksiye bindim." Yolda Dün gece için özür dileyip dururken önemli olmadığını sağ salim vardın mı söyledim. Taksi tam Hastane Önünde durduğunda saat 11 32 gösteriyordu. Koşan adamı şunu kadar çıktığımda telaşlı terapi için ayrılan sonra daldım nefes nefese Üstü başı biraz dağılmış halde beni gördüklerinde Bana dönen dörtgen önce haline biraz şaşırdılar. İçeri girip çanta masanın üzerine bıraktıktan sonra bana iki dakika müsaade edin lütfen diyerek bu defa koşardım asistanların bulunduğu odaya gittim. Aynada şahımız zaten önlemi giydim yaka kartı ve ince gözlüm alıp tekrardan 22 numara Sonra gittim. Yolda sakinleşmek için nefes alıp verirken kapıda durup "Şu an burada olduklarından dolayı kendilerini dünyanın en şanssız insanı sana dört çocuğun karşısına çıkmak için yüzüne büyük bir gülümseme oturtup kapıyı açtım. "Merhabalar," diyerek ardından Kapıyı kapatıp benim için ayrılmış koltuğa oturdum. İkisi sağımdaki solumda Duran 16-17 yaşlarında bu hayatlarının baharlarını hastanede geçirmelerinin yüzlerini oturduğu karamsarlığı hoşnutsuzluğu görmeye çalıştım. Sert Alaycı bir sesle konuştu. "Ne o iç geç kalmıştım ve değerli vaktinizi boşa götürdün hoş Gelseydin."
Ben boş boş oturmaktan daha iyidir. Terapide olmayacaktı dediğinde iğnelerinde gülümsedim. Bu, beraber yaptığımız dördüncü seanstı. Önceleri altındaki gün olan terapi günlerini, onların sıkıntılarından dolayı bırakmalarından korkarak haftada bir güne indirmiştim. Ama yine de isteksiz takımla beraber hiç yol kat edememiştim. Bu yüzden Dr. Ahmet diyebilecek bir raporun olmaması benziyor. Tıp, beceriksiz bir psikolog adayı olarak beni görüyor olduğunu emindim.
"Hayır, Sarp. Dün geceler mu kapatmıştım."
Ecrin gözlerini devirerek, "Yoksa gelmek mi istemedin?" dedi.
"Bu son bir hafta maalesef benim için iyi geçmedi," dediğimde bu defa mi Konuştu. "Bugün trafiği sen görmedin halde anlat bize dostum. Neyin var?" dedi gülümseyerek. Ve ardından derin, sıkılmış bir ifadeyle bana dönüp, "Nasılsa bu terapilerin bize bir faydası olmuyor, bari seni dinleyelim," dediğinde ona baktım.
"Yorulmuş bir eda ile, gerçekten de faydası olmadı mı düşünüyorsunuz?" diye sorduğumda Ecrin cevap vermek yerine bakışlarını kaçırır, başka şeylerle uğraşmaya başladılar. Tekrardan sordum, "Hanginiz bu terapiyi zorla geliyor?"
Sarp bu soruyu bekliyormuş gibi hemen kaldırdı. Ardından diğerleri de ayağa kalktı. Kırıklığa uğramış beğendi. Arkama yaslandım. Hayal kırıklığının sebebi, onlara bir faydanın dokunmamış olmasıydı. Ve bir faydası olmasa bu toplanmalarımız onlar için gerçekten de can sıkıcıydı.
Bu elimdekin oturttum defteri kapatıp ortadaki sehpanın üzerine bıraktım. Ardından daha sonra ihtiyacım olduğunu bildiğimden telefonunu çıkararak ses kayıt tuşuna basıp onları hissettirmeden sehpaya bıraktım. Ellerimi göğsümde kavuşturmuştum.
"Pekala, gelirken sıkılıyor olmazsınız. Açtığımız uygulamadaki grupta da çek bir sorunu açıklayan olmadı. İki haftadır bu görmekten başka sorunumuz yoksa demek salıver de biz gidelim hadi," diye Ensar bayağı kalkmaya çalıştığında onu elimle durdurdum.
"Ölüm" kelimesini söylemesi diğerlerinin ruh halini değiştirmişti. "Çok güzel. Şimdi maçta 1-0 geri. Dedim, ne yapsam da maskeleme çevirmeyecektim. Yine de eli boş da durup onları zihinlerin döndüm kelimesi ile baş başa bırakamazdım."
"Tam benim dediğimi yapalım. Bugün ben size derdimi anlatacağım. Siz de dinleyin," dediğimde dördü şaşırarak bana baksa da kabul etmişlerdi.
Tamir öne doğru eğilerek, "Anlat bakalım Koç," dedi. "Ondan önce, bugün farklı bir şey yapalım. Bunu ilkte Rabbimiz kabul edelim. Millet gibi ben de sizin yaşam koçunuz, psikiyatristiniz ya da danışmanınız değilim. Sizden biriyim. Tabi gitme konuşmalarımız kesinlikle aramızda kalacak."
Kabrimi sert gözlerini kızdıktan sonra, "Şuna gitmiş gibi kabul," dedi.
"Değil." Koltukta oturan Ecrin evlendim. "Evet, seninle başlayalım. Kendini tanıt, ezin ve trap dilini söyle."
Ecrin beklemeden konuştu. "Adım Ecrin Yılmaz, 16 yaşındayım. Böbrek yetmezliği var. Soner edeyim. Bu yüzden Atatürk'ün diyalize giriyorum. Canım çok acıyor. Bu yüzden eğer uygun nakil yapılamazsa ölebilirim."
Ölürse boğazını temizleyip Ecrin ölümle ilgili konuşması böldüm mesajı aldığında devam etti. "Terapi annem çok üzüldü. İçin onu biraz olsun hayata tutunduğuna inandırmak için katıldım ama yalan." Ecrin bana aldırmadan omuzlarını silkti, umarsızca.
Sırada Pamir vardı. "O da birazdan. 16 yaşındayım. Resim hastasıydım. Bir an önce tedavim bitti, iyileşme aşamasındayım. Terapi hem bizinkiler ısrar ettiği hem de boş günüm çok olduğu için kabul ettim."
Tabi sustuğunda sıra Sert mıydı? "Sert Rüzgara taş, 17 yaşındayım. Lösemi hastasıyım. Babam devre maçına gitmeme karşılık pişer koştu. Kabul etmek zorunda kaldım."
"Derin değirmenciler, 17 yaşındayım. Benim de tehlikeli bir bölgede tümör var. Ameliyat olmayı kabul etmediğim için alem kendimi öldüreceğim endişeli. Bu yüzden 7/24 başında nöbet tutuyorlar. Soluklanmak ve sizi başımda sizi tutmak için trafiğe gönderdiler."
Sonunda başlar bana döndü. Derin nefes aldığında başladım. "Ben Feyza, bu oran 25 yaşındayım. Merkez Üniversitesi Psikoloji Bölümü son sınıf öğrencisiyim. 13 yaşından bu yana anksiyete bozukluğu var."
"Biz bunları biliyoruz. Zamanda ileriye sen lütfen bu haftaya gel de diyeceğin bildikleri şeyleri tekrar dinlemekten sıkıldıkları söylemeye çalışarak."
"Peki, Bade dinleyin. Okulda stajyerlik yaptığı mü Yürek başladım. Uzaklaştırma mslm. Bir an onların at 17 yaşında oldukları unuttum. Bu yüzden kendimi katılarak Sinan'ın bu karışıma ve bana şemsiye ver en yakışıklı adamı kadar anlattım."
Sonunda beni ciddi ciddi dinleyen 400'e bakıp derin bir nefes alarak geriye yaslandım. "Sonuç olarak aldığım uzaklaştırma yüzünden dönem uzatacağım. Amerika'ya gidemeyeceğim. Annem ya kırıklar attım ve belki bu hastanedeki bu işimden bile koyduk. İşsiz bir vatandaş olarak evde oturup koca bekleyen diğer yaşıtlarıma kılacağım dedim."
Başımı geriye yaslayıp gözlerimi kapattım. İlk konuşan Ecrin oldu. "Çok karamsarsın. Şimdiye kadar çok idare ettin. Bundan sonra da başarabilirsin."
Başımı ona çevirdiğimde samimi duygular içinde destekli olması gerçekten hoşuma gitmişti. Ona gülümsedim.
"Şu an tam bir bana bakarak, uzaklaştırma alman gerçekten kötü olmuş. Siz ama sonunda geri döneceksin ve kaldığı yerden devam edeceksin. Bir yıl geçti olsa yerleri ulaşabilirsin. Hala bu altı aylık süreci kendin için tatil say ve tadını çıkar."
Beni şaşırtan yorumundan dolayı ona baktım. Ama daha çok şaşırdığım nokta sakınıyorum yapmasaydı. Ayrıca o Sinan da ne herif yumruk atmak. Seninle gurur duydum gerçekten adam. Sen bir şerefsiz. Sırf bir kız onu reddetti diye kim beslemesi seni tahrik etmesi ve intikamını bu şekilde alması adilik."
"Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?" diye sordum.
Sarp aşarak ciddi bir ifadesine bölündü. "Evet. İnsanların kendilerine bu kadar düşürmesi utanç verici bir durum. Böyle arkadaşlarımın olmasındansa kendi egomla arkadaş alıp bencilin teki olmayı yeğlerim."
Bu durumun ezme oluşturdum. Ardından derin elini çenesine dayayarak hülyalı bir sesle konuştu. "Ayrıca sana şu şemsiye veren Prens bence çok romantik bir davranışta bulunmuş. Nasıl yakışıklı mıydı?"
Sarp ona inanmayarak baktı. "O romantik dediğin Elif onu Sinan dönen mahluk yalnız bırakmış çaresiz bir kadına."
Derinde olarak Sarpa cevap verdi. "Ve yardım lazım mı diye sormuş ya? Gerçekten mi?"
"Delikanlı öyle olmaz. Kameraya girdi. Servis sakin ol dostum," dedi. Ardından bana döndü. "Ama Feyza, ben o şemsiye beyefendi anlıyorum. Şahsen ben olsam sen mesela karışmadım. Çünkü tartışmanın konusu bilmediğim için adamın sevgilin olup olmadığını ya da eğer müdahale edersem senin hoşuna gidip gitmeyeceğini düşünüyordum. Şahsi fikrim bu."
Ömer'in düşünceli yapısını ilk kez fark ettiğinde gülümsedim. Ama serona alaylı bir sıkışma cevap verdi. "Bu benim şahsi fikrim de şu. Sen hanım evladısın diye." Sonraki dedi. Pamir'e baktı.
Ecrin araya girdi. "Ya ben senin yerinde olsaydım, Feda o anda şemsiye beni olaya müdahale etmesini istemez, kendi başıma hale derdim. Yani şemsiye ben olaya müdahale edip etmeme sorun değil, bir şekilde halledebilirsin."
Derin farklı olan görüşme sunduğu. "Ben şemsiye beyin Sinan'a müdahale etmesini beklerdim. Çünkü orada kadına zor kullanmaya çalışan bir adam var. Şemsiye ve yardım etmeliydi. Centilmenlik bunu gerektirir."
Ömer de kendini adamın yerine koyarak cevapladı. "Ben şemsiye ben sana sormasını doğru buluyorum."
Saat yorumları alt taraftan geldiğinde cevap vermedi ama düşüncesini az çok tahmin ediyordum. Bu yüzden ona döndüm. "Sen Sarp, dudağın bir kenara bırak attı. Ben Sinan Devran şerefsiz yumruğu geçirdim sana sormazdım ha. Sen aranıza girmem mi istedin? Bu benim adam değil benim gibi bir insana yardım etmesinden şeref duymasın. Bu egondan ziyade başkalarının hayatlarına müdahale etmem doğru mu sence? Bu benim kişisel kaderimle alakalı muhtaç durumdaki bir kadına yardım lazımsa ki bunu kadınların çaresi olup olmadıklarına çekme sakın kesinlikle yardım ederim. Yardımı isteyip istememesi gerekmez."
Ve servis şimdi anlamıştım. Kendi değerlerine göre yaşıyordu ve şemsiye ben yaptığının yanlış olduğunu, beni çaresiz bir halde gördüğünden sormadan yardım etmesi gerektiğine inanıyordu. Ama sen?
"Peki, soruyu soran derindi." Hepsi bana döndüğünde rahat bir şekilde cevap verdim. "Aslında düşünmediğim için. Yani şemsiye beni bana yardım etmesi benim için sorun değil. Nasıl olsa bir şekilde başımın çaresine bakabilirim ama yardım etmesi bir sorun olmazdı. Hatta onun benimkinden sert olması daha fazla beni mutlu edebilirdi," dedim gülümseyerek.
Derin, "Keşke tekrar karşılaştığınızda romantik filmlerdeki gibi bir yaş pastası," diyerek umut içinde söylendiğinde Pamir, "O sadece filmlerde olur, bu gerçek hayatta bekleyemezsin," dediğinde Sarp kurmuş gibi yaparak Derine battı. "Şu romantikliği atın üstünüzden, yoksa kusacağım," dediğinde derin hareket müziğin çelik.
İlk kez bu kadar uzun bir terapi saatini paylaşmıştık ve kez birbirimiz hakkında az da olsa fikir sahibi olmuştuk. Bundan memnun olmuştum ve bunun onların hoşuna gittiğini emindim. Bu yüzden aramızda olan bu enerji tutup bırakmamak için onlara görüşerek baktım. Ardından önceki hafta hazırladığım kağıtları cebimden çıkardım.
"Evet, tamam. Şimdi kapatalım bu konuyu. Dinleyin, elimde şu an ben de dahil hepimizin adının yazılı olduğu kağıtlar var. Herkes birer tane çeksin. EBYS giriş yapacağız," dediğimde Pamir konuştu. "Neden önemli bir gün mü?"
"Evet, bugün ilk kez iletişim kurabildiği. Bunu kaybetmemeliyiz." İtiraz tabii ki saftan geldi. "İletişim bedava bir şeyken bir neden para harcıyoruz?"
"Serptim hediye sadece bir araç. Bu sadece birbirimizi daha iyi anlayabileceğimiz ve bakalım gözlemlerimiz ne kadar kuvvetliymiş. Ayrıca hediye şimdi abartmayın lütfen."
Ve ardından itiraz eden olmadı. Herkes küçük kağıtlardan birini çekip ayağa kalktı. Sen bitmişti. Arkalarından vardım. "Haftaya mutlaka burada olun. Hoşçakalın," dediğimde Sarp hariç diğerleri gülümseyerek karşılık verdiler.
Sabah aceleyle evden çıktığım için kahvaltı bile yapmamıştım. Yemekhane içinde geç olduğundan bir tost ve çay alıp yakıştı atıştırdım. Ardından eve gitmek için çıktığım sırada telefonu çaldı. Geniş çantamda ararken çantam kayıp yere düştü ve düşen eşyalar için de telefonu elime aldım. Arayan annemdi.
"Ya anne, bir yandan da düşün eşyalarımı kaldırıyorum."
"Kuzum, neredesin? Sevgililerden geldim, yoksun. Terapi günüydü bugün, geliyorum birazdan."
"Peki kuzum, gelirken terzi uğrayıp elbise mi almayı unutma emi?"
"Emriniz olur," değildir Hanım diyerek telefonu kapattım. Eve geldiğinde yağmur yine sanat yağmaya başlamıştı. Şükür ki yakalanmadan eve gidebilmiştim. Annemle beraber güzel bir sofra kurup yemeğimizi yerken ona bakıp elindeki sakal bıraktım.
"Bu akhoca hastaneye devam etmemi sürede bilin."
Annem bana bakıp birkaç saniye düşündü. "Allah razı olsun ondan, çok yardımı dokundu. Teşekkür etmek gerek. Evet, ayrıca erce ne Amerika'ya gitmemiz istediğini biliyorum abi yalnız bırakmamak için ama bunun için bir daha beklememiz gerekecek. Bu düşünüp duruyorum. Belki de işte alırım bırakış tatil yap, boş oturmak istemiyorum. Bana göre değil."
"Sen bilirsin. İyi ol yanımda oldu, gerisi mühim değil kızım. Allah nasibimizde ne varsa onu yaşayacaktır muhakkak."
"Muhakkak."
Ve dört gün sonra Aylin'le buluşmak için en uygun saat olan öğle arası olduğu için ve beraber yemek yemek için okuldaydım. Fazla vaktim olmadığı için üniversitenin hemen yanında bulunan AVM gitmeye karar verdik. Beraber güzel vakit geçirip istemeye gittik. Sonunda ona Sinan meselesini anlattığımda Sinan'a bedduaları okudu ve bir katta ondan nefret etti. Okuldan uzaklaştırılmış arkadaşının moralini düzeltmek için elinden geleni yaptı. İcat olmadığı halde çirkin ama gelen yeni hastalardan bahsettiği dikkatimi bilgimi çeken tek şey buldu. Sanırım konuştuklarımızdan.
Ardından vedalaşma zamanı geldiğinde arabasıyla bırakmak için ne kadar ısrar etse de trafikteki etkinliğimizi anlatıp Edirne hediye almak ne AVM'de biraz olacağını söyledi mi onu yolladım. Ailesi her ne kadar zengin ve kültürlü olsalar da kolaydan olduğunda tuhaf bir şekilde baskıcı oluyorlar ve ona zor zamanları istiyorlardı. Bunu bildiğim için onu erkenden eve göndermenin ayrıl oy verip yalnız başıma mağazalara bakmaya başladım.
Sonunda bir hediyelik eşya dükkanına girdim. Uzun bir süre ne alsam diye dolaşıp düşündükten sonra Ecrin'in denizi çok sevdiğini söylediğini hatırlayarak ona deniz kabuklarından yapılmış bir çerçeveyi ediyor olarak paket getirdim. Dışarıya çıktığımda biraz önce çiseleyen yağmur şiddetini arttırmıştı. Neyse ki çantamda bana ait olmayan şemsiye vardı. Memnun bir eda ile çıkarıp şemsiye açıp otobüse binmek için karşı şeride geçip beklemeye başladım. Hava kararmıştı ve yağmurdan dolayı bütün otobüsler tıklım tıklımdı.
Sonunda beklediğim bırak tıpkı geçen her otobüse benzemeye başladığımda etrafındaki adamlarla bu kadar yakın durmaktansa şemsiyenin altında beklerim daha iyi diyerek koyu yeşil şemsiye açıp kalabalığın gerisine doğru yürüdüm. Sen bana bakıp, "Uyan burada tek başına ne dikiliyor?" diye soran 100 lira aldırmadan telefonumu çıkardım. Abimin bugün gönderdiği resimlere bakarak onu çok özlediğimi hissettim. Bu yüzden tam 10 aramak için saati bakmıştım ki en son duymak istediğim için sesini duydum.
"Nasıl oldu da Sinan'ı unutup okulda Aylin'le buluşarak bir hata yapmasın diye kendime sövdüm."
"Vay vay vay vay, bakın burda kim varmış!" Sinan'ın duymaya bile tahammül etmediğini sesine karşılık vermedim. Yanıma yaklaşıp tam önümde durduğu. "Ne o, yumruk attığını yok mu oldum senin için?"
"Bir git başımdan Sinan."
"Yine vuracaksın sağ konuşalım yoksa son mu?"
"Rahat bırak beni. Böyle romantik bir gün değil mi? Tatsızlık çıksın istemiyorum. Git başımdan."
"Sert kızları severim Feyza. Belki de bu yönünde beni sana çekin."
Yeter bu kadar. Bir yere konulan uzaklaşmak için bir adım atmıştım ki önümü kesti. Ardından şemsiyesini kapatıp benim şehrin altına girmeye çalıştığımda hızlı geri çekildim. Sinan'la aynı şemsiyenin altında durmaktansa yağmurda köpek gibi ıslanmaya gelirdim. Köpek kelimesiyle dün gece geldi aklımı takılıp kalmıştı. Bana köpek gibi ıslanmasın diye adamın sözü aynı anda yanımızda 4'ler yapmış bekleyen siyah beğenmeyi farkettim ve açık camdan bize bakan şemsiye Bey o ayağın kayması elindeki şemsiyeyi şey yazdığında Sinan hemen tutup şemsiye doğru tutup aynı anda bir kapı açılma sesi geldi belgesine bakıyordum ve şunun semsiye uzandığında geri çekti.
Yağan yağmurdan a baktım, çoktan sırılsıklam olmuştum. "Yine şemsiye mi istiyorsun yoksa beni mi?" dedi sırıtarak. Aklı sıra şaka yapıyordu. Beni rahatsız etmesi canımı sıktığında polis arayacağım söyleyecek olmuştum ki ne olduğunu anlamadan önümde tüm meyvesiyle arkası dönük bir durdu. Omuzlarına bak almışken elimden kişinin şemsiyeyi olduğunu gördüm. Aynı soruyu soracağını tahmin ederek yanına geçip yardım dediğimde sözümü onun Sinan attığımı kesti. Ardından doğru olduğunda cildiniz etti. Bu bana anlama dediğin içinde diyerek para Mahallesi'ni kaydedip düşen şemsiyesini uzanır yerden kaldırdı.
Yağmurda hala sağlanmakta olan bana baktı. Ben şaşkın bir şekilde ona bakıyordum. "Lazım değil," dedim sessizce. Yarım kalan lafını tamamlayarak dağılmıştı. Bir adım da yanıma yaklaştığında gözlerime değen yağmur kesilmişti. "Evet, şimdi ıslanmıyorum ama o şemsiye ıslanmayı diyeceğime tuttuğundan değildi." Normal bir şekilde karşımda duruyordu. Uzun bundan dolayı küçük durduğumda şemsiye beni de içine alıyor, yağmur değmesin engelliyordu.
Anda içimi biriken hiç başımı döndürmeye başladı ve "Hayır, şimdi olamazdı değil mi?" Aklımda en yakın sahibi nerede olduğunu hesabını yapmaya başladım. 20 dakika, 30 dakika. "Bu niyetim sana yardım etmek değildi." Duvarla konuşuyormuş edasında şemsibey Diğer yandan da boşu yukarıya kaldırıp şemsiye kontrol etmeye başladı. "Şemsiye benim için değerli." Nefes alış verişleri hızlandığında ellerim çoktan titremeye başlamıştı ve kendimi teskin etmeyin ayrılacak gibi durmuyordu. Ayrıca sadece gidemezdim. Çantamı açıp taşıdığım gerek yeni aramaya başladım. Yüzümdeki şeyin yağmur mu yoksa terleme olduğunu anlamamıştım. Neremi nefes almaya çalıştım ama sanki soğudum ama bitmiş gibi soluksuz kaldım. Yeni hızında titreyen ellerine kendimi zorlayarak plastik kutudan çıkarmaya çalıştım.
"İyi misin?" diye sordu şemsiye beni yaptığımı anlamayarak. Bu plastik kutunun açılması ile şırınga sanki kutudan zıplayarak yere düştü ve Şu durumda en son olmasını istediğim şey oldu. Bulunduğumuz kaldırımın yanındaki su ızgarasında içeri düştü. Şok olmuş bir şekilde şırıngaya doğru hatır zaman of Lady yere çöktüm dizlerinin üzerinde zihnimiz sakinleştirmeye çalışarak kısa bir nefes aldım ve Vakıf hocanın dediği gibi şırınga ihtiyacım olmadan da sakinleş e bileceğim kendime hatırlattım.
Niye gidiyordum ama birden duman kokusu burnuma geldiğinde bunun imkansız olacağını düşünmeye başladım. Şemsiye Bey'de yanında diz çöktüğünde elinde boğazını tutmuş nefes almaya çalışıyordum. O sırada yanımıza bir kişi daha geldi. Zorlanarak gözlerimi kaldırdığımda gelen takım elbiseli kişinin o gün şemsiye beyin kapısını açan adam olduğunu gördüm. Telaşlı bir ifadeyle bana ve Şemsiyeye baktı.
"Talha, ne oluyor?" Şemsiyede Talha diye seslenen adam cevap alamadım ve bir şey anlamadım. Bize bakmaya devam etti. Adının Talha olduğunu öğrendiğim şemsiyenin sahibi tekrar sordu. "En iyi misin? Ne kadar dönemde?"
Başaramayacağım anladım da onun sert yüzünü oturan ifadesi bakışlarıyla bana bakan badem rengi gözlerine baktım. Konuşmaya çalıştığımda sesim fısıltı halinde çıktı. "Yardım et."
"Sonrasında iş düşündünüz mü? Aşk meclisinde kaderimiz için mi? Neden kişinin neden etmekle birlikte gelmediğini? Hadi bugün, hadi yarın dedik. Cep hayatını aradığımızı gelecek vaktini başka bir bahara ve ertelediğini ve beklendiği ne kadarda değerlendiğini farkında mısınız? Düşününüz. O halde eğer bâki bir aşkta hayal kırıklığı yarattığı gelmeyişin umutsuzluğu olmasaydı sonunda bulduğumuz o eşsiz şey aşk olur mu de sizce? Hadi oldu diyelim, kıymeti itibar olur mu?"
Derince, "Benim gibi uzun bir zaman bekle değilseniz sanki şu anki duygularımı yaşadığınızdan beni anlayacağınız da eminim. O lisedeyken bir hocam anlatmıştı Leyla ile Mecnun'u. Mecnun şöyle düştü, yanıp kavruldu. Hasretini çektiği Leyla için değil, ona beslediği aşk için o kadar kıymetliydi ki. Kesin çok etkilenmiştim o zamanlar. Nasılki Leylam ilgilenmişti Mecnun için ben de büyük yumurta beklemiş, arzu etmiştim. Yüreğime mi ne renk işi derken zaman geçti, mevsimler değişti, aylar atıp gitti. Kimse gelmedi. Yenmeyen kişinin hayal kırıklığı paha biçilmez bir duyguya büründü ve işte o zaman karar verdim ki aşkı aramaya. Aradığından bulamadığımda yaşadığım iyi ki de bulamamıştım. Çünkü aranılan mutlaka bulunurdu. Aşk tabeladan evladı. Belki de öyle hemen ölme çıkan sevdası alacaktım, alacaktım ve daha fazla yakın olmayacaktım. Bu da demek ki o yaşadığım işte hatırla. Belki bir sürede olmayacaktı. İşte Elhamdülillah kıramadım. Daha fazla yakasını bırakalı çok oldu aşkım dedim ki kendi kendime. Yaradan bu fakat bir şekilde çizecek yolumu. Bu yüzden aşk meclisinden istifa edip kendimi içinde bulunduğum gerçekliğe verdim. Dedim, madem en büyük hayalim aramayacağım. O halde en sevdiğim hayalini annemin istediği yol edeyim. Kendim olsun, alalım. Bugün karar verdim başarıya aramaya. İşte bundan hep aşktan uzak duruşum. Belki nasibin burnumun dibine geliyordu da ben başka yolda olduğum için göremiyorum onu. En iyisini Allah bilir."
Devlet, "Kim bilir belki de daha bana çok vardı yolu."
Bunu derin uykudan sonra gözlerimi açtığımda hastanenin acilinde ataklardan birinde uzanmış özetledim. Mahmurluğu üzerinden atınca koruma takılan Sırma baktım. Bitmek üzereydi. Yavaşça doğru olmaz. "Şimdi sende destek aldım." Yanındaki kişiyi gördüm ve refakatçi koltuğunda oturmuş düşünür gibi başına eline dayamış gözlerini yummuştu. O duyuyor muydu? Şaşırmıştım. Beni hastaneye getirdikten sonra gidersen mıştım ama ben uykuya aldıktan sonra burada beklemeye devam etmişti. Hem de başucumda baştan ya sürdüm. Onu siyah yelek, siyah gömlek, siyah ceket. Baştan ayağa simsiyah. Onun karanlık tarafta olduğunu tahmin etmiştim ama giydikleri onu daha karanlık gösteriyordu. Siyah saçları dağılmıştı. Kocaman eline hastalığı başı birazdan düşecek gibiydi. Bir yayan diğer dizinin üzerine koymuştu. Rahat mıydı? Elif baktım. Elimden uzatıp ona doğru, "Gerçekten uyuyorum diye sağlayacak tıme ki duyduğum seslerinden uyu bu korkarak elimi çekip sizin geldiğinde döndüm."
Yine o koruma olarak düşündüğüm takım elbiseli adamla konuşan ona Talha diye seslenen adamdı. Yutkunarak baktım. Arama sert yüz ifadesiyle gözlerin üzerine dikmişti. Yaslandı duvardan doğruluk bana doğru birkaç adım attı. Yatağına gelip kollarını göğsünde kavuşturdu. South ve net bir şekilde tekrar konuştu. "Uyandırmayın onu." Düşünme inceliğini hayret edilirdi. Çünkü ikisi de görünüşlerin değişti normal insanlar olmadıklarına yıkıyorlardı. Adama bir şey demeden yerinde doğruluk nabzını kontrol ettim. Kalp atışları normal, nefes alışları üzerine görüş net iyiydim. Elime takılı olan serum bandını kaldırdığımda yatağın yanındaki masadan telefon çaldı. "Meleğim" yazan ekrandaki telefona baktığımda başka bir uzanıp aldı telefonu. "Emen cevapladı. O güzelim geliyorum birazdan. Var mı isteğin?"
"Tamam." Sanırım bu geceki arkasında duran o güzel kadın Melek karısı mıydı ya da nişanlısı sevgilisi? Hayır, parmağında yüzük yoksa bi bağladığım bir anlam ifade etmediği öldü takmayan erkeklerden biri değilse. Telefonu kapattı. Sıradan dolan bakışlarını çektin mi hala kolları göğsünde Bana dik dik bakan adama baktım. Uyandırmayın ilk azından sonra bana böyle bakması tuhaftı. Kaşlarımı çattım. "Bana bakmaya keser misiniz? Rahatsız edici," dedim. Bu kıza böyle odaklanmış avcı gibi bakması cidden rahatsız ediciydi. Adam tepki vermedi. Onun yerine Talha konuştu. "Yavuztürk, sen kapıda bekle beni." Adam anında uslu bir çocuk gibi Talha'nın dediğini yapıp çıktı.
Yavuz'dan adam çıktıktan sonra yorgun bakışlar bana döndü. "O adam sevgilin sana bir şey yaptı mı?"
"Yani o bakışlarını ondan çektim. Şimdi değil hatırlamak adını bile anmak istemiyorum." Hemen cevapladım. "Hayır, ayrıca adam benim sevgilim falan değil."
Uzun bir süre düşündü. "Neden bayıldın? Anksiyete bozukluğu." Birden sustum. "Saramadım." Bir adam açıklama yapmak zorunda olmadığımı kendimi hatırlattım. Onun yerine başka bir şey diyecektim ki hemşire yanımıza geldi. "Beyefendi, hala işinizin kaydı yapılmadı. Lütfen hasta kayıt biriminden girişini yapabilir misiniz?"
"Karın değilim," dedi buz gibi soğuk bir ses tonuyla. Kaydını kendi yapabilir diyerek suratsız bir yerde arkasına döndü. Ses tonu o kadar soğuk Ve umursamaz bir şekilde çıkmıştı ki kaşlarımın yapılmasına sebep oldu. Nezaket gereği yanlış anlamaya düzeltebilecek halde bu şekilde davranmasıyla ciddi anlamda sorumlu bir kişilik olduğunu da gayet net belli etmişti. Tıpkı benim gibi.
Tarhana arkasından bakalım. "Hemşire, ne et kendine gelip konuştu. Ben özür dilerim. Hastanesi getirdiğinde doktor diye bağırıp çağırıp endişelenince eşini sanmıştım."
"Önemli değil." Hemşire gittikten sonra yakalarım deyip ayağa kalktım. Daha iyiydim. Çalan telefonum uzandığında annemin aradığını gördüm. Meşgule attım. Birazdan eve gidecektim. Nasılsa şimdi konuşursam ses tonundan kötü bir şey olduğunu anlayabilir di. Ona Sinan'ın benim uğraştığını söylememiştim. Çünkü bir mesajın aydı. Kordona çıktığında ailenin sesini duydum. Feza endişeli bir şekilde koşturduğunu gördüm. İçin şaşırmıştım. Yanıma geldiğinde nefes nefese, "En iyi misin? Ne oldu başına bir şey mi geldi?"
"İyiyim. Bir şeyim yok çok şükür de senin nereden haberin oldu?" diye sordum.
Aylin bir şekilde dile getirip bana sarıldı. "Sana bir şey oldu diye çok korktum. Seni aradım telefonu bir adam açtı. Telefonunu eğer şu an hastanede yalnız sizin için önemliyse ver hadi buraya gelince toplu sesli." Ardından tekrar arayıp hangi hastane olduğunu sordum da bu kez başka bir adam açtı.
"Kendim nasıl hastaneye yattım bilemezsin. Kimdi o telefondakiler?"
"Feyza, ne oldu sana?"
"Bu rica etsem beni ele bırakır mısın? Geç oldu annem merak eder yolda anlatırım."
"Saçmalama ya ricası çabuk ölüme düşmüş." Ailenin benim için endişelenmesi beni gerçekten duygulandırır mıştı. Onun için önemli olduğunu hissetmek güzeldi ve başıma bir şey geldiğinde ilk olarak onu arayabileceğim düşüncesi ise oldukça güven vericiydi. Ona olanları anlatmış Talha Bey o yüzden adamdan bahsetmiştim.
Sonunda olanları anlatmaya bitirdiğinde Aydın Kaşlarını çatıp konuştu. "Merak ettim iş adamları takım elbiseli karanlık işler yapan mahvettik bir olur ya filmlerde."
"Aynen öyle. İkisi de ama tuhaf derecede mahvedilmiş gibilerdi. Nasıl oluyor etkilendi mi yoksa adamı sana yardım etmesinden yoksa bu kara şövalye da hoşlandın mı?"
Söylediğim uçuyorum kızmak yerine gözlerimi devirdim. "Şu an aklımın ucundan daha geçmeyen şey düşünmesi benim için görüştüğü derin gibi konuşmayın dedim. Kim 17 yaşında bir ergen."
Dediğimde ailen dudaklarını büzerek başına Yolaç değil. "Peki Sinan en kısa zamanda şikayet etmeliyiz. Aksi halde yakına bırakmayacak gibi."
"Ben de öyle düşünüyorum."
Ve bir hafta sonra Perşembe ve görmüyor musun? Bir örümceğin aile düşmanları uzaklaştıran bir hastane düşmanları denizi ikiye ayıran kuşlarla fil yenebilen bir Allah'a samimi dua ettikten sonra nasıl olur da sahnesini bulundurmaz? Ben okuduğum kitapta yazan bu cümleyle bakışlarımı takıldı durup düşünmeye başladım. Nasibimin nasıl olacağını bunun için nasıl dua ettiğimi ve en önemlisi ne istediğimizi üreme dokunan okuduğum her şeyi not ettiğim karakaplı saman kağıdından sayfalara sahip deftere yazmadım. Bu sözü de tıpkı diğerleri gibi çantam uzanıp bakındım. Ama içinde yoktu. Ardından odamdaki çalışmasını çekmecelerini aradım. Yok kitaplığa bakındım. Odaya Fransızca aradım. Sonra kitapla bakındım. Evet aradım yine yok. Bir yerde düşürmüş olmalıydım diye için siz Dedi. Önemliydi benim için ne kadar ki okuduklarımı yanı ise yazdırdığım not Saydım bu defterde ödendi önemliydi. Okula bastıra ya da bakmaya akıllı Truck ayaklandım.
Perşembe ile bugün kalkıp hazırlandım. Ecrin aldığım hediyeyi unutmayarak aşağı indim. Yok annem evde yok dini Sevil abla oradaydı. Çıkacağım mesaj attıktan sonra kavramı gelmiştim ki kapı çaldı. Kapıyı açtığımda Postacı gördüm. "Ceza vuran?" diye sordu. Benim elindeki zarfı uzattığında aldı mi zayiat e-posta gittikten sonra Kaşlarım Çatık elindeki zarfı açtım. Estetik ameliyatı için gereken tıklayın yazılı bir fatura ödedin. Neyi yanlış da olabilir bu diye düşünürken Sinan Özdemir resmini görünce kan beynime sıçradı. Burun ameliyatı olmuş, estetik yaptırmış üstüne iki ameliyat masraflarının faturasında bana göndermişti.
Öfkeyle telefon numarasını aradım. İlk Çalışlar siz telefonu. "Feyza Hanım?" dedi. Giderek sesin burnu tıkalıymış gibi çıkıyordu. Ameliyatta olduğu için olsa gerekti. "Benim adresine gönderdim bu fatura ne demek oluyor bu açık değil mi bunu kattın üstüne bir de o da deneme cehalet ve az kokan arkadaşının dağıttı yumruk var sebebi sen olduğun için demirdesen yapmak zorundasın."
"Neden zorundaymışım?"
"Eğer ödemezsen seni daha vereceğim. Eğer restoranda kamera kayıtları bana yumruk attığını gösteriyor odalama arkadaşımda var kayıtta. Ayrıca duraktaki olayı kaydeden güvenlik kameraları da var. Sence iyi bir avukatla seni mahkemeye versem sadece ameliyat masraflarını ödemekle mi kurtulursun Sinan?"
"Hadi ama hala seni düşündüm görmüyor musun? Sırf son arkadaşlık hatırın için bunu yapıyorum. Ayrıca benimle son bir yemek yiyeceksin. Merak etme ondan sonra bir daha beni görmeyeceksin."
Öfke tüm vücudumu ele geçirmişti. Ben vururken Sinan'ın ukala sürat önünde belirdi. "Elinden geleni ardına koyma." Hiçbir şey demiyorum. Gözlerimi kapatıp da istiğfar çektim. Titremeye başlayan ellerimin geçmesini bekledim. Bana of Lady. Ama gerçekten Sinan bu kadar iyileşmek zorunda mıydı? Hem neden diyecektim ki o faturayı daha doğrusu hangi parayla ödeyecektim? Kesinlikle demezdim. Mahkeme konusunda bir ev yapıyordu değil mi? Yapmaya gibiydi. Kaç işte çalışırsan ödeyebilirim acaba? Babaannemden alsam? Hayır, annem olmaz. Taksit yaparlar mı acaba? Ayrıca neden başlamadan attığı yumruğun masrafında bana diyordu ki kendi söylemeliydi. Saçmalama Feyza diye uyardım kendimi. Bir çare bulamadım. Bu kadar parayı bir arada benim imkansızdı. İçini kemirirken çıktım evden.
Hastaneye geldiğimde üzerimi değiştirip son 2'ye gittim. Çok tane kim terapi için gelmiş ellerine kurmuşlardı. Surat ifademi gördüklerinde Sarpal ailene bir şey olmuş diye giderken diğerlerine olduğunu merak içinde Bana bakıyorlardı. Yerime geçip oturdum.
"Merhaba çocuklar."
Pamir, "İyi misin? Yüzünden biraz," diye sordu.
Derin bir nefes aldım. "Gerçekten ben önceleri bu kadar dertli olan bir insan değildim," dedim sakin bir ses.
Sonunda o konuştu. "Anlasana geçen haftaya gelmiş," diyerek tavsiyede bulundu. Başımı salladım.
"Hayır, şimdi geçen hafta çekiliş yapmıştık. Hediyelerinizi bir görelim. İlk olarak ben başlıyorum Ecrin," diyerek yanımda getirdim paketi. Onun hakkında solgun yüzü aydınları verdi. Düzenli bir gülümseyiştir. Ona bakarken dert dediğim şeyi utandım ve içinden Allah'tan af diledim. Ne derdin vardı ki sanki başkalarınınki yanında la havle.
Ecrin heyecanla paketi açtığında gördüğü çerçevele gözleri ışıldadı. "Çok güzel bu. Teşekkür ederim Feyza, gerçekten çok beğendim."
"Denizi sevdiğini biliyor muydun?"
"Evet," diyerek itiraf ettim. Ecrin gülümse mutlu olmuştu. Ardından Ece'nin elinde tuttu paketlerini uzattı. "Bu senin."
Derin kocaman gülümseyerek aldığı için de hediyesi hemencecik açtı. İçinden bir kitap çıktığında kocaman gülümsedi. "Ya bu çok güzel bir hediye," diyerek sevinçle söylendiğinde Sarp ona gözlerini devirip başında olumsuz anlamda salladı ve Ecrin dini mutlu olduğunu gördüğünde "Aşk romanlarını seveceğini düşündüm," dedi.
"Evet, çok severim," diye atıldı dedi. Necla teşekkür ederek ardından elindeki paketi Pamir uzattı. Pamir gülümseyerek paketi aldığı. "Teşekkürler Matmazel," dedi gülümseyerek. Paketi açtığımda içinden çıkan sil Edirne soran gözlerle baktı. Derin mahçup Lisesi açıklama yaptı. "Şey, sevdiğin grubun konserine gitmek istediğini ama gidemediğini söylemiştin. Burada tüm konser kayıtları var," dediğinde Pamiri şaşkınlıkla veya Kalkan kaç TL. Kocaman gülümsedi. "Ciddi misin? Aman Allah'ım, bu nasıl güzel bir hediye. Teşekkürler," dedin. "Ben bile hepsini nasıl toplayacağım dinlememiştim. Zahmet etmişsin."
"Bir zahmet olmadı çünkü benim de en sevdiğim grup. Hepsi vardı bende bir kopyasını sana verdim sadece."
Sarp ile boyunca davranış karşısında etkilenmişse benziyordu. Derinliğe Pamir'in ortak bir yanı bulmak iyiydi. Bu da yaptığımız etkinliğin doğru olduğunu gösteriyordu. Sıra Pamir'deydi. Elinde tuttuğu büyük rulo yaptığı kağıdı Sarp uzattı. Saat kaşığı aşırılıklar Rüya aldı. Lastiğin çıkarıp sakin bir şekilde baktı. Bir futbol takımı Posteri. Poster indirip aynı sakin tavırlar kombine baktı. Birkaç saniye durdu. "Beğenmedin ip Emre sönmesini umuyorum çünkü Pamir çok kırıldı ama o düşündüğünün aksine heyecanla bağırdım dediğimiz yerimize çıkarmıştık harika oğlum bu mükemmel lan nereden biliyorsun hayran olduğumu?" Ama sen şimdiye kadar ilk kez bu kadar coşku ve mutlu görmüştüm. Bu hale gerçekten çok güzeldi. Onu yakışan sert sakin ettikten sonra poster yanında indirdi. Elini cebine atıp küçük bir paket çıkarttı. Hiçbir şey demeden sessizce bana uzattı. Avucumun sen parlak gelişerek alıp açtım. İçinden burada yapıyormuş bir birlikte çıktı. Üzerinde ise Fatıma'nın eli vardı. Gerçekten çok beğenmiştim.
"Bu sarf şaşırttın beni," dediğimde başına taktığı siyah beni çekiştirdi. "Ne güzel, çok beğendim. Çok teşekkür ederim," dedim.
Sizi gülümseyerek de ekleyebilme taleplerini sıktım. Ardından sert diğer paketleri çıkarıp diğerlerine birer tane verdiğinde daha çok şaşırdım. "Acil olsun isterim," dedi. Hiç birimize bakmayarak. Derim pembe cintra luppo mesela ceddini koluna taktı. Hepsini üzerinde farklı verme vardı. Derinde güneş elinde kelebek. Pamir değil el ne güzel grup sembolü. Buz gibi oldu. Kendine dans edin sert diyenler ne sert kazağını katla ettiğini gösterdi. Tıpkı bizdeki siyah örme bilekliğini ve üstündeki göre Baktım. Ya yoktu aklıma şemsiyenin üstünde ama geldi. İkinci kez tevafuku dişi ilginç. Sarpa teşekkür ettiklerinde utanmış gibiydi ama çok geçmeyen eski sert geri döndü. Ama bu bileklikleri size promosyon olsun diye diye verdim. Takıp herkese gösterin ve emrinde. Yaşlı bir teyze de torunun kendilerinin yapıp sattığını söyleyen dediğinde alet ederek ona baktım. Gerçekten de gösterdiğinden fazlası vardı. Onu da bambaşka bir kalbi vardı. Bize göstermediği bilmediğimiz birini vardı. Telefonun bittiğine dair telefonla vermiş aldığımda gençler hemen ayaklandı. "Bugünlük bu kadar haftaya görüşürüz," diyerek onlara veda ettiğimde Sarp yine ilk çıkan kişi oldu. Pamir ve derin sevdikleri Grup hakkında konuşurlarken Ecrin de onlara katılmıştı. Bu memnun bir ifadeyle yanlarından ayrıldım.
Dr. Ahmet Bey görüp bugünkü gelişmelerden haberdar etmek için odasına doğru yola koyuldum. Kapıdaki sekreteriyle hemşire Nimet hanım kendi aralarında konuşuyorlardı. Yanlarına yaklaşırken konuşmalarını duydum. "Ben bugün yine gelmiş. Kız da çok güzel ama maşallah el Abisi yok öyle bir yakışıklılık."
Nimet'in yorumla girdim. "Yeni hastane hemşire idi. Aynı gün işe başlamıştık. Sıcakkanlı konuşmayı seven tatlı bir kızdı." Yanına gittiğimde geldim. "Kimmiş bu güzel de bakalım ben de bileyim." Birden arkasında verildiğinden Beni görünce şaşırdı ama "Feza, beş gündür burada olan kızların bahsediyorum. Leyla'nın ne olmuş ki kıza? Kız böbrek hastası, 16 yaşında zengin bir ailenin tek kızı. Çok da güzel. Diğer için haftada bir geliyor zorla istemeye istemeye. Lakin bir şeyler oldu bu kıza. Son dört gündür her gün hastanede ortalıkta geziyor, insanlarla sohbet ediyor. Bu garip. Neden acaba?"
"Evet, ben de sordum. Yeni insanlarla tanışmak hoşuna gidiyormuş ama dün abisi ile konuşurken duydum. Abisi fena fırça attı kıza. Bir daha buraya gelmesini, insanlarla tanışması falan söyledi. Bir iş varmış da kendisiyle çekmiş."
Nimet'in başka nedenle karışmasına gözlerimi kısaca verdim. Mesajı almış gibi ellerini kaldırdı. "Vallahi bir dinlemedim. Merdivenlerden inerken şey olduğu neyse işim var kaçtım ben," diyerek hemen kaçtı. Ondan aldık çekmeden ilk hızlı ama birini yanmasını ihtiyacı olduğu kesindi. Ardından şekilde döndüm.
"Ahmet Bey odasında mı?"
"Evet, ezanı müsait girebilirsiniz." Bu sekretere girişerek Ahmet Sancar odasının kapısını çaldım. Masadaki bilgisayardan başını kaldırıp bana baktı. Kocaman gülümseyerek gözündeki gözlükleri çıkardım. Ayağa kalktı. Uzun boylu kibar yakışıklı denebilecek bir doktordu. Alanında da eteği başarılıydı. Uzun süreli olmasa da sohbet etmediğimiz de vardı. Düşünceli biriydi. Annemin rahatsızlığı söylediğimde bizi daha iyi bir doktor ön etmiş ve anneme daha çok ilgilenmesini rica etmişti. Bunun için Ahmet de minnettar dım.
"Feza," dedi samimi bir şekilde gülümseyerek. "Seni görmek ne güzel. Lütfen nasıl çok meşgulsünüz?"
"Daha sonra da gelebilirim."
"Hayır, tabii ki. Otur lütfen. Önemli bir ameliyatın var bu yüzden birkaç araştırma yapıyordum." Kapı yarın da açık bırakarak Ahmet Bey'in önündeki sandalyeye oturdum.
"Size güzel haberlerim var," dediğimde gülümseyerek Kaşlarını kaldırdı. "Bilmiyorum ama bir dakika yere kaynaklandı." Arkasını döndü, biraz oyalandı tekrar bana döndüğünde elindeki dumanı tüten çayı bana yakın bir yere masaya bıraktı. "Müseyyeyerek önce aldım. Teşekkür ederim," diyerek bardaktan bir yudum aldım. "Tadı çok güzel değil mi? Tamamıyla organik Karadeniz'de biraz."
"Tam teşekkür niye size göndermiş bağımlısı oluyor insan."
"Evet, gerçekten de çok güzel." Ahmet Bey bir yudum alıp birkaç saniye düşündü. "Ben de beklemeden size başladım. Grup telimiz sanırım doğru bir iletişim kurabildiği. Sonunda özellikle de sat beni şaşırttı."
"Öyle mi? Çok güzel bu."
"Evet, ilk defa ciddi bir hastalıkla mücadele eden bir grupla karşı karşıya kaldığında biraz afalladım sanırım ilk başlarda ama son iki hafta gayet iyi gitti. Vakıf Bey'den bu terapiyi istememizin sebebi onların karanlıkta olmadıklarını anlamaları sağlamaktı. İsteyenler ikisi benim hastalığı maalesef ki arkadaş canlısı değiller. En çok üzüldüğüm şey bu sanırım. Vücut pekala tedavi edilebiliyor bu benim işim ama onların kalplerinde eleştirmek isterdim bu yüzden trafiği istedim. Bir de sert için yeni için çok endişe ediyordu." Gözlerini alıp tekrar bu hediye çekilişi yaptık. "Sarp'ı benim adım çıkmış hediye olarak da bunu almış," diyerek elindeki bekle gösterdim.
Ahmet bir gülümsedi ve kendi bileğine Duran Tıpkı saftekin aynısından bilekliği gösterdi. "Bilim seyrek hala aynı hediyelerden alıyor sanırım," dedi. "Benimle beraber diğer arkadaşlarımı da almış öyle mi? İlginç. Arkadaş olmak istemesine bu şekilde ifade ediyor galiba. İlk defa alıyor bu sanırım gelişme var. Peki diğerleri bu aslında sadece zorunlu olarak öylesine beraber geçirdiğimiz sanıyordum ama bugün öyle olmadığını anladım. Çok fazla küçük detaylara takıyorlar mış. Biraz çekingenlik de olsa gerçek duygular da gayet Yusuf davranıyorlar bunu görmek hissettirdi."
Ahmet'le gülümsedi ardından gülümsemez oldu. "Kaç tane çıkarak devam etti. Derin gelince onu ameliyat olmaya ikna etmemiz lazım. Ailesi perişan ameliyatı daha fazla ertelenemez çok geç olabilir."
"Evet, biliyorum. Onunla konuşmanın doğru bir yolunu bulmam lazım."
"Sana güveniyorum. Teşekkür ederim," diyerek fincandan son bölüm daha adım ve fincanı yapmaya bıraktım. Ayağa kalkarak konuştu. "Ben kalkayım. Size araştırmaya devam edin." Kapıyı önerdiğim selamettir.
Sonunda Seslendi. "Heza, şey ne diyeceğini bilmeyerek edilen sesini karşıda." Ardından bakışlarını benden çekti. "Yani diyorum ki müsait olduğun bir gün bir yerlerde bir şeyler mi içsek seninle konuşmak istediğim bir konu var."
Çok şaşırdım. Geçen haftalarda nimetin söylediği şey yakında dönüp birden durdu. "Ahmet, benimle ilgili olabilir miydi gerçekten?" Şimdiye kadar hiç yanlış bir konuşma ya da tavırda bulunmamıştı. Aksine mesafesini da hemen koymuş ve bana saygı çerçevesinde yaklaşmıştı. Şimdi Sultan olarak söylediği şey aklımı karıştırdı. Bir an düşündüm. Annem onu gördüğünde çok beğendiğini terbiyeli kibar yakışıklı olduğunu söylediğin anımsadım. Bizim kızardığında yutkundu. Ondan bakışlarımı kaçırdım.
"Ben biliyorsunuz merak etme seni zor durumda bırakacak bir şey yapmayacağım."
"Hayır, öyle demek istemedim. Biliyorum Feyza hassasiyetin Elbette farkındayım ama bana yardımcı ol lütfen seninle konuşmak istiyorum." Bu nezaketi nasıl esirgemeyen bu adama bir şey diyemedim. Çünkü sormam gereken Vakıf olmak istediğim şey annem de.
Onun seni diyeceğiniz yok zannediyordum. Bu yüzden sanırım şarkım da olmasa dahi Ahmet Bey yardımcı olmak istedim. Peki size akşam haber veririm, olur mu? Cevabı bekleyen yüzü aydınlandı ve kocaman gülümsedi. "Bekleyeceğim." Bir zahmet bir odasından çıkarken ardından kapıyı kapattım. Doğru bir şey yapıp yapmadığıma emin olamamıştım. Ahmet Bey, Ahmet... Annemin onunla "kanki" oğlum düşüncesi aklımdan geçti. Aklıma yakışıklı, başarılı, dürüst, hoşgörülü, kibar biriydi. Hepsini kabul ediyorum ama istediğim şey bunlar değildi. Namaz kılıyor muydu? Bunu bilmeliydim. Ayrıca önemli olan bir şey de vardı. İnsan kaderinde yazılan, nasibi olan kişiyi erdi. O kişiyi gördüğünde "Ben bu adamla evlenebilirim" derdi. Nasibinin bir yerlerde nefes aldığını, onunla karşılaşacağımızı, beni beklediğini bilirdi. Peki ben Ahmet'i hissedebiliyor muydum? Sanırım düşüncelerin arasından çarptığım bedenle sarsıldım. Kız düşürmüşüm. Tiki kolundan tutup düşmemesini engelledim. Şaşırmış, korkmuş gözlerle bana bakarken başıma... Hep gözlerine baktım. "İyi misin?" diye sordum. Şaşkınlığını üzerinden attıktan sonra çıkan iki gamzesiyle gülümseyerek, "Doğru oldu de. İyiyim, teşekkür ederim. Özür dilerim." "Hayır, hayır. Ben özür dilerim. Önüme bakmıyorum, dalgındım." Önüne düşen sarı, uzun, dalgalı saçı kulağının arkasına gitti. Ardından beni baştan ayağa sürdü. Yüzündeki ifade anlamsızdı. Dizimin aslında bir tane örnek olarak sarı tunik, açık kot pantolon, süet deri ayakkabı, koyu lacivert çekilmiş... Al, son olarak da beyaz gömlek olan üzerindekilere bir de ben baktım. Normalde yeni bana göre kız tuhaf. Anne görmüştü acaba? Aynısını yaparak onu sürdüm. Haki rengi tüylü mont, krem kazak, dar paça kot, siyah pantolon, postallarla... O da gayet normaldi. Bir sessizlik oluşurken aramızda, sonunda kız mavi gözlerini bana dikti. Elini uzattı ve "Bu hastanede mi çalışıyorsun? Tanışalım mı?" dediğinde aklıma dank etti. En nimetin bahsettiği kız geldi. Bu kız mıydı? Leyla... Gerçek güzellik hakkında söylediği çalıyordu. Kıza karşılık vererek uzaktan ısıttım. "Evet, psikoloğum. Yani adayım." dediğimde kız gözlerini açarak bana baktı. "Ben Leyla. Sen?" diye sordu. "Evet, o kızdı. Demek ki Ela sensin. Beni tanıyor musun da buralarda bayağı üstün?" dediğimde başını salladı. Sanırım neden olduğunu anlamıştı. Ardından tekrar bana bakıp gülümsedi. "Senin adın ne?" "Feyza." dediğimde şaşkınlıkla açıldı. Bu kadar şaşırmasın anlamasam da güldüm. "İsmim çok garip." "Yoksa Leyla tekrar girdi. Çok sevinmiş sanki." Coşkulu sesle cevap verdi. "Ama hayır, çok güzel. Peki sıra adın vuran hesabın?" Kızın yüzünde gülümseme iyice yıldızlı. "Leyla Behramoğlu." Ben de baktım. "Var mı? Ben biraz acıktım da bir şeyler yiyelim mi?" Şaşırarak karşındaki dosyanızı genç kıza baktım. Arıza bitme benzemiyordu. Can sıkıntısıyla ya da aradığı bir şey olduğu için ortalıkta gezen tipler dendi. Leyla'yı gülümsedim. "Kaybeder yüz katta tostu da bayağı iyidir." dediğimde Leyla memnun olarak gülümsedi. Kafeterya gittiğimizde üzerinde Leyla için tostu, portakal suyu benim içindeki olan tepsiyi masaya bıraktım. Leyla gerçekten acıkmış olmalıdır. Hemen dostu alıp kocaman bir sıra kaldı. Koy bu için derken bir yandan da konuşuyordu. "Cüzdanımı almadan çıkmalıyım. Aslında abim burada başkasının parasıyla bir şey aldım görürse kızar." dedi. Şaşırdım. "Karıştırmışlar." "At cevap verdim. Neden ki? Bir arkadaşının sana bir şeyler ısmarlaması sence kötü bir şey mi? Bana göre değil ama abimin felsefesi biraz değişik. Şimdi beni görürse derhal indir o elindekini hiç sağlıklı değil derdi." Abisini taklid ettiğini onunla birlikte ben de girdim. "Abi burada değil. Sen daha çıkmışsın. Param da yok. Şartlar bunu elveriyorsa kaydırılabilir." Neyle söylediğim şeyi anlayınca başıyla onaylayarak konuştu. "Güzel. Bunu sevdim." Bu gülümsedim. "Neden hastaneye dolanıyordum? Yabancı yer değil. Böbrek yetmezliğim var. Bu yüzden haftada bir geliyorum." "Nasılsın? Hastanedekiler seni tanıyor gibiler." dediğimde dudak büzdü. "Çok mu takım? Sence her önüne gelenle tanışan bir kız ya?" "Hayır, daha çok arkadaş edinmeye çalışan bir kız gibi duruyorsun." Yoruma güldü. Portakal suyundan bir yudum aldı. Ben de çevremden küçüklüğüm aldım. "O halde seninle arkadaş olabilir miyiz?" "Tabii ki. Hatta istersen grup tarafından ne katılabilirsin." "Grup terapisi mi?" "Evet, senin gibi hasta olan dört arkadaşla birlikte bir grup terapisi yapıyoruz. Merak etme, söyle hastalıklardan bahseden, bilgi veren bir ortam değil. Sen de katıl. Hem yeni arkadaşlar edinirsin." Parlayan gözleri az sonra söndü. Dudak büktü. "Abim izin vermez." "İstersen ben konuşurum." "Hayır, teşekkür ederim. Neden istiyor kimsin?" "Evet, isterdim ama ağabey mi tanımıyorsun? Kesinlikle izin vermez. Hem o istemezse bende gelme istemem zaten." "Pekala. Fikrin değişirse kesinlikle buraya gel. Her perşembe 11'de 3. kat sonraki deyiz." Leyla'nın gelmek istediğini anlamıştım. Abisinin izin vermeyeceğini düşündüğü için gelemezdi sanırım. Leyla abisinden biraz korkuyordu. Yoksa hiçbir abinin kardeşi ninniline dokunan birşey geçebileceğini sanmıyorum. Bu sırada Leyla'nın masrafı telefonu çaldı. "Dünyam" yazan ekranı gördüğünde hemen cevapladı. "Hemen geliyorum." dedi ve acil ayağa kalktı. "Bim aşağıda bekliyor. Tekrar görüşeceğiz Feza Hanım." Tanıştığıma gerçekten memnun oldum. Elinde tosta koşturarak kafeden çıkarken arkasından baktım. "Feza Hanım" deme diye uyarıda bulunmamı plaka saat vermemişti. Yine görüşeceğiz dediğine göre önümüzdeki hazretleri diye gelecek sanırım. Buna sevinmiştim. "Ahmet haber vermedin diye içinden geçirdim." Ardından "Ahmet Bey" diye düzelttim. Ayağa kalktım. "Bugünlük bu kadardı." Hastane yolda iş ilanlarını kontrol ediyordum. Ne kadar bakın duysam da hiçbir şey yoktu. Bana göre aklımda fotoyu nasıl diyeceğim düşünürken iyice stres olmuştum. Bu indirimsiz oluşurken önce Aylin'le ardından gerekirse Vakıf Hoca'yla konuşmaya karar verdim. Kesinlikle annenin bilmesini istemiyorum. Bu yüzden bir şekilde etmeliydim. Eve geldiğimde sonunda anneme sulu bir öpücük kondurdum. Annem "Sen gözümün nuru, bugün iyi geçmiş anlaşılan. Gençler yapıyorlar mı seni de?" Sofrayı sevmesini yardım edip beraber akşam yemeğini yerken bir yandan da olan biteni anlattım. Sonunda benim adıma mutlu olduğunu söyledi. İkimize birer kahve yapıp sonunda karşılıklı oturduğumuzda ona Ahmet Beyim bugün söylediği şeyi anlattım. Gülümsedi. "Neyse diyorsun diye sordu." "Bilmiyorum. Aslında böyle anlarda özel bir şeyleri sevilir sanıyorum ama böyle bir şey yok. Belki de onun mesut getirmediğimiz için böyle. Bu yüzden seninle konuşup böyle haber vermedim diye düşündüm." "Deli bana niye soracak mısın nesin? Önemli ön evlenmeyeceğim doktorla." Güldüm. Haklıydı. Belki de anneme sorarım fikrinin arkasında yatan neden korktuğunu veyahut evlilik istemem de sessizliğin ardından devam etti. "Annem ciddi miniş doktor bey bu galiba öyle. Gönül eskiden arayacak vaktim olmadı biliyor. Öylesi bakalım o güzel gönlün nasıl istiyorsa öyle kararlı oğlum." Kahve tepsini kaldırıp mutfağa götürdüm. Sonra kapı çaldı. Annem ayaklanıp bakacağını söylediğinde kirli fincanları bulaşık makinesine yerleştirdim. Kapıdaki mıhlarım merak ettiğim de oraya geçtim. Annem açık kapı da biriyle konuşuyordu. Yanına yaklaştığım adam gördüm. "Senin ne işin var burada?" dediğimde şaşkınlığım ses olmayacağım etmişti. Ayrıca o adamın burada olmasına verdiği korku da bir anda vücudundaki sindi. Annem bana bakın konuştu. "Bu delikanlıyı tanıyor musun?" "Seni soruyor." Annemin yanına gidip Yavuz'a baktım. "Sana sordum burada ne yapıyorsun?" "Özür dilerim, rahatsız etmek istemezdim ama Feyza Hanım da bir şey konuşmam gerekiyor." Yavuz'un annemle samimi konuşmasına karıştırılmış açsam da annemin bana neler endişeli bakışlarını denk geldim. Ona Sinan'ın yumruk meselesini anlatmıştım. Bu nedenle bende ne diyeceğimi bilemedim. "Şeyler gel." dedi. Yavuz bu işin sahibi olan Taha'nın arkadaşı şemsiye diye sordu. Annen tek aşamada anlatmış mıydım yoksa tereddütte kaldım. "Anne, ben kusura bakmayın efendim. Talha benim patronum. Onun yanında çalışıyorum gibi." Kendisini holdingin varsa olur. Bu da benim kalplisin gerek kanıya bir kartvizit uzattı. Annem karta bakarken anlam adresine bana bahsettiler. Yıldız gönderdiğinden. "Oğlum, bu saatte Feyza neden görmek istiyorsunuz?" "Şöyle ki, kendisi daha önce mağdur olduğu bir günde Talha bir önerdim etmişti. Sonrasında onun psikolog olduğunu öğrendik. Buraya ona bir iş teklif olduğu için tane ağabey tarafından gönderildim." Annemden daha çok ben şaşırmıştım. Adam evim adresini şimdi biliyordu. Bunun hakkında tek bir bilgide vermediğim anımsadım. Endişelenmiştim. Onlar hakkında karanlık yorum bu bilgilere nasıl ulaştıklarını görünce doğru çıkıyordu. Annem benden önce cevap verdi. "İsmi endişem içinde dolanıp dururken bizden korkuyor dönüştü." Kaşlarımı çatıp cevap verdim. "Bu isvan istemiyorum." diyerek. "Yıldız test dediğimde." Adam ifadesiz bir sesi cevap verdi. "Ayrıntılı anlatma müsaade ederseniz kabul edeceğinden emin olabilirsiniz." "Hayır, teşekkür ederim." diyerek kapıyı kapattığımda annem bana soran gözlerle bakmaya devam etti. İkide geçerken peşinden geldi. Oturduğum koltuğun yanına oturduk. "Seviniyorum." "Fesadi anlamak istediğini belirterek derin nefes alıp ona anlatmadığım kesitler anlatmaya başladım. Tabii yine bazı yerleri kez batarak bak. Onları iki kez gördüm. İlki Vakfı ocağına teller vermeye gittiğim gün. Restoran daydı. Çok yağmur yağdığında sandığım için nezaket edip şemsiyesini vermişti. Talha dedi adam. İkincisi ise geçen defa ayın oluştuğunda bıraktı. Tevafuktur karşılaştık. Şemsiyesini iade etmiştim. Bu evin adresini nereden bulmuşlar?" Merakla sorduğu sorunun cevabını bende bilmiyorum ama annemin bunun için endişelendiğini gördüm. Diyet koydum çünkü cevabı bende bilmiyordum. "Restoranda bak hocanın yanında görmüştü beni. Öğrenci oldum da söylemiştim. Zengin birileri galiba bulmak zor olmamıştır ama annem sessiz onaylamış söylediklerini." Bir süre düşündü. Ardından telefonunu çıkardı. Birkaç kişiye bastıktan sonra telefonu kulağına götürdü. Ben kimi aradın merak ederken karşı taraf cevapladı. Annem konuştu. "Hayırlı akşamlar. Vakfeyi değiller. Ben rahatsız etmedim inşallah." Şok olmuş bir yerden eve baktım. "Allah'ım söylediğim yan için beni başla." diyerek içinden dua ettim. Birazdan ortaya çıkacaktı. Annem konuşmaya devam etti. "Amca olsun iyiyim. Siz nasılsınız? Bilginin nasıllar?" "Allah iyilikler versin. Bir şey soracaktım da ne Holding diye bir şekilde tanıyor musunuz acaba?" Yutkundum. Vakıf hocaya sorduğu sorunun cevabını bende çok merak etmiştim. Uzun bir sessizlik oldu. "Talham anlıyorum. Peki yıllık endişelenmeyin biliyorum. Bak Bey teşekkür ederim. Birgül Hanım selamlarımı iletin. Hayırlı akşamlar." Telefonu kapattıktan sonra bakışları yerde bir şey düşündü. Onun konuşmasını bekledim ama sessiz kalmaya devam etti. Bu yüzden ben sordum. "Ne dedi?" "Vakıf Hoca söyleyince bilişim diyorum. Bu saatte daha fazla meşgul etmek istemediğimden bir şey demedim ama eğer ki teklifi neymiş nasıl bir düşünürsen bakıp veya bir tanış istemezsen de sorun yok." Şaşkın bir şekilde anne bakakaldım. Ne yapmaya çalıştığını anlamıştım. Önce kendi hakkındaki şüpheleri sonra da benimki de ortadan kaldırmak istemişti. Kendi aklındakileri silmişti. Yalnızın anlatmadığın dediler. Bende daha çok soru işareti bırakmıştı içimde. Kötü bir his oluştu. Olur sızlandım. Odama çıktığımda ilk olarak namaz kıldım. Ardından üzerimi değiştirip yatağıma uzandım. Talha'nın yanında çalıştığı söyleyen adam Yavuz. İkisinin mahvoldun adım gibi emindim. Lakin ben yazmışlardı. Aklın Deniz ondan kötü bir şey duymayı bekliyordum. Bir psikolog adına öğrenecekler iş teklifini olabilirdi ki şirket için bir telefon niye yok canım kendi için mi? Neden ki bana yardım teklif edip durduğundan bir şey çıkarmadı mıydın? Hayır, hayır. Bir anda kafamdan ampullerinden doğruldum. İlk olarak sabahki fatura sonra bu iş teklifi. Yettim kulum diyor rabbim. Onu değişimi ve ferahlık doğdu. Gerçekten değişiklik için düşünmeden miydim ama psikolog olduğumu adımı adresimi bir anda bulan kapıma gelen o da güvenebilir miyim yoksa defterim o adam almış olabilir miydi? Hastane duyduğumu sırada orada bilgileri bulaşmış olabilir miydi? Delirmeye ramak kalmışken sonunda gözlerimi kapatabilirim ve sonrasında başımı kaldırıp kapı gidelim tabeladan o Holding eden cam şahesere baktım. Buraya gelirken işi düşündüğüm özgüvenim şirketi görünce işim değil kutuları bir yere kaçtı. Böyle bir ki de sahip olan bir adam defterinden çalındı ve bana neden bir teklif ettiğinde anlamlandıramadığım bugün buraya bunun nedenini sormak ve defterim geri almak için gelmiştim. Kararlı adımlarla ilerledim. İçeriye girdiğimde bir an karışık bir labirent girmiş gibi hissettim. Arasında görüş alanıma giren danışma yakası bilgisayar ekranına sabitlenmiş olan bana sordum. "İyi günler Yavuz parası nasıl alabilirim?" Kız beni sürdükten sonra şüpheli bir ses tonuyla karşılık verdi. "Ne için aramıştınız acaba?" İçimden bir istiğfar çayı. Kızın tarafını görmezden geldim. "Lütfen." diye sözümü tamamlamadan Yavuz'u gördüm. Cem asansörün yanındaki merdivenlerden aşağı yanıyordu. Oraya doğru bir adım attığında kızın arkamdan seslenmesini aldırmadım. Yanına yaklaştığımda çoktan merdivenlerden inmiş olan Yavuz araç beni gördü. Kaşları şaşkınlıkla ve ardından arkamızdan kıza gitmesi için gel shirt yaptıktan sonra bana tekrar döndü. "Sizi bu kadar çabuk beklemiyorduk." dedi. Geldiğim için memnun olmuş bir ses tonuyla hemen konuya girdim. "Patronunuza görüşebilir miyim?" Yavuz saatine baktı. Ardından yanındaki aramadan the phase Ahmet'im kadınlara eşlik et beni bekleyen lütfen. Az sonra geleceğim. Acele yanımdan geçtiklerinde arttıran adam bana bakmayacak asansörü gösterdi. Bu sensöre baktım. De diğer kalabalık olmazsa süren daha iyi olacağını düşündüğümden oraya geldim. Hapşırtılır hissetmedi benimle beraber diğer asansöre bindi. Bilmem kaçıncı kadar geldiğimizde kapı açıldı. Bu Elif indiğinde ben de onu takip ettim. Diğer katlara göre daha sakin dinlediğim katı bir köşeden bir kadın ya da bir adam elini dosyalara çıkıyordu. Aniden o kadar al beni bir manzaraya sahip cam kenarına götürüp eli oturmam için koltuğu gösterdi. Ardından kendisi bir şey demedin ortalıktan kayboldu. Bu bir süre bekledim. Masadaki dergileri inceledim. Etrafa göz gezdirdim. Manzarayı seyre daldım. Oturmaktan sıkılmaya başladığımda çantamı da alıp etrafı bir göz atmaya karar verdim. Birkaç dev kapının bulunduğu koridorda ilerlerken odanın kime ait olduğunu gösteren tavanlarındaki isimleri dokuma ihmal etmiyordum. Ve Allah Knight yazan isme baktım. Şirketi yabancı ortaklar dolmayı diyerek buna şaşırmadım. Ne de olsa devri şirketi Agit azadoğlu ismini gördüğümde daha ilginçleri de varmış diye düşünmeden edemedim. Hemen yanında kapıda Yıldızlar As yazıyordu. Burası kara şövalye'nin gölgesinde da citlemek koridorun sonunda tek bir oda vardı. U dönüşü yapmadan önce diğerlerinden daha gösterişli olan kapının üzerinde altın harflerle yazan adı da okumayı tabii ki atmadım. Bu Talha Behramoğlu. Arkama demiştim ki dur tekrar etme baktım. Bahrem oldu aklımda dönüp Duran bu sayısının sonunda bir hedefe denk gelip yankılandı. Leyla Bahrem oğlu nimetin söyledikleri kullandığı yankılandı. Kız herkese tanışıp duruyor bir nereye gibi zengin abisi yakışıklı kendisi gelecekmiş. Leyla'nın abisi Talha mıydı? Leyla benim arıyordu abisi için mi işimi adresini de la sayesinde bulunmuştu de aklıma dolan soruyu Mahalle beklemeden benden ne istediğini sormak için Talha Behramoğlu odasına daldım. Kapıyı açtığımda gördüğüm manzara dönüp kaldım. Sen ha odanın ortasında durmuştu. Karşısında başka bir adam vardı. İkisi de birbirlerine silah doğrultmuş Turkuaz sonra dedi çekip birbirlerinin kanını akıtacak gibi nefret dolu. İkisinin de birbirine bakışı kapının açılmasıyla Talha'nın sert 4K bakışların hedef haline geldi ve sanki daha denilmesi duyguları karşısında duran Talha göre daha kısa adam. Talha'nın bana olan bakışlarını fark ettiğinde silah ondan çekip bana doğrulttu. Ama bu kırmızı başlıklı kızı kim benimle konuşma değil mi? Ne yapacağını bilememek donup kaldım. Talha dişlerin arasından resmen çıkmadı. "Ne işin var senin burada?" Ona cevap veren ben değil. Karşındaki adam da kurdun elinde. "Yanlış zaman indir. Silah Bayramoğlu yoksa kıvırırım." Adamın şaka yaptım da emin olamadım. Şu an belki yapmam gereken açtım kapıdan koşarak çok gitmedi ama bana doğru olmuş bir silahın karşısında hareketsiz bekliyordum. Sanırım en az karşımda duran adam bu kadar normal değildim. Aynaya Baktım göz göze geldiğimizde ondan bu duyguları Mısırlı okumak imkansızdı. Yutkundum. Talha sert ve ifadesi yüzünü bu defa adama çevirdi. Dudağının birine yukarı kıvrıldı. Gülüyor muydu? Gerçekten de bu durumdan evlenecek kadar ruh sağlığı bozuk olamazdı değil mi? Yok. Yalnız kırmızı başlıklı n kim olduğunu bile bilmiyorum ama siz yanlış tehdit. Şimdi ben şu anlaşmayı seldanın sesi o kadar netteki ölümün umrunda olmayacağını anlamıştı. Malzeme adamda anlamış olmalıydı. O halde onu kafan kurban olayım dedi ve ateş etti. Bana değil kapıya gelen kurşun mesaj atma ses odaya dolduğunda bir çığlık atıp elini boşması var ettim. Kapının önünde diz çöküp ateşinden adama Baktım. Aynı anda benden bakışlarına çekenlere adamın dilinde tuttuğu silahı tekme attığımda silah yere düştü. Ardından adamın suratına sert yıllık geçildi. Adam tekrar doğruluğunda adamın kafasından Tıp karşıdaki cam pencere vurduğunda burnundan akan kanın camda bıraktıysa takılıp kaldım. Adam canavar deliğin erken ben manzarayı de seçin de izledim. Talha yere düşen adamın üzerine Elif silah başına doğrulttu. "Ya sen neredesin ki benim mekanımda bana silah çekiyorsun? Güzelliklerle etmedik aramızdaki meseleyi şimdi az efendi. Şu son kurşunu kafama sıkmam için bana bir sebep söyle." Evet, işte gerçek Talha Behram oğluyla bu şekilde tanışmıştım. O kendi ayaklarınızla ateşi yürüdüğünüz hissettiniz mi hiç? Olmayan dilediler yüreğinizin bu hanlarında peydâ olup tüm vücudunuzu tavaf ettikten sonra son durak olarak aklınıza değdimi? İSKİ gerekli önceden cetvel ölçüsüyle yerleştirdiğimiz serimin olduğu iç yurdumda bir fırtına kopardı. Parlayan güneşin önüne kara bulutlar geçti. Ilık hava kaç beklendi mis kokular kayboldu. Tufanı Beşer bir Tufan maneviyatımı sarsan bir Beşer. Ne kadar doğru de emin değildim. Belirsizlik içinde hissettiğim bu yabancı isimsiz alisten müthiş bir rahatsızlık duydum. Ve kapısına gelen hiçbir misafiri geri çevirmez dedim ben. Bilakis kucak açar dünyamı alırdım. Lakin bu defa yüreğimin kapısını çalan bu duygudan korktum. Hiç Yurduma gelişi hoş olmayan bu işte kapı mı açmasam da misafir kabul etmesem de bu işi çoktan bu üretmişti. Kendini gölge demişti. Gökyüzümü Beyza mı kaplamıştı? İsmini zikret etmeyeceğim. Hayır, zira kızım ihlal evlendirmeye cektim korkuyordum ve korkum bu isi bu yurttan atmak için her şeyi yapacaktı yapmalıydı. Beşer bir duygu insana ne hayır getirmişti ki? Baksana dedim içinde kopan fırtına. Bunu sen içine çekeceğinin bitirip süreceğinin araba diyeceğin farkındasın değil mi? Ya İlahi entel baki diyerek sürdü marşa doğamı ve her bir kelime kalbimden yankılanıp uğultular eşliğinde kulaklarıma geri dönerken kapattım. Krallık olan son kapımı. Ben de işe düşmüş bir şekilde hareket siz kalmışken bir yanım Talha'nın ne söylediğini duyan yanım diğer de yatan Allah denen adamın şakası olmayan avcısına bir sebep söyleyerek kurtulmasını oldu. Garip olan şimdiki aklımda ne desem de vazgeçer diye bir şeyler aramaya başlamıştı ve düşünmem gereken şeyi dile Getirdiğimde bunun için nerede kendime çok kızacağım. Aşk yerde dur dur elinde silah tanım kaldığında beni duyduğunu anlamıştım. Yazık ki bu defa yerde yatan adamın korkusu bana bulaşmıştı. Olmayan kulaklarımı kapattım. Ellerim pişmeye başladığında kendimi kontrol etmeye çabaladım. Kocaman açılmış gözlerle çal ha bahram ona baktım. Diyor ki üzerine çekmeyi başardı ımda sıradaki şey mermi olmazdı değil mi? İzinde sağ tehlike vardı. Az da olsa şaşkınlık endişe veya merhamet kalıntısı bulunmayı ummam üzücüydü. Talha'nın bakışların ardından yerde yatan adam olmak ister'de beni buldun. Dudağında alaycı bir gülümsemeyle celladına baktı. Ona dur demem adamın umrunda bu video. Biraz önceki korkusundan eser kalmamıştı. Talha ise böyle bir öfke kaplamıştı ki bir yansıttığı çenesinin dişlerini kalabileceğini düşündüm. Kalp atışlarımı hızlanmaya başlamıştı. Bir yandan Talha odaklanmış iken diğer yanım sakinleşmeye çalışıyordu. O ise tüm öfkesinin içinde bir kütle merkezine yığılmış gibi parmağını silahında musun eleştirdi. Dehşet içinde onu izledim. O anda açık kapı da başka birinin varlığını hissettim. Daha bilerek seslenen adam Yavuz hızlı adımlarla onun yanına gittiğinde görüş alanıma girdi. Sana birkaç saniye sonra ya kalktı alalım başında dikildi. Sana merhamet ettiğimi sanma. Bir daha seni bir kilometre yakında daha Görmeyeceğim. Sakın bana güvenme kuralları bozarım. Yavuz adamın kolundan tutup kaldırdı. Odan çıkarken adamı da ardısıra söylüyordu. Ya ben yavaş ayağa kalktım. Dizlerindeki hadi kendini gösterdiğinde düşmemek için kapı koluna sıkıldım. Karşındaki gözüne ona gitmiş avcıya baktım. O biraz önce olan şeyin gerçekten üzerine çöktüğünde havada bana doğru sarılan bir kurşun beni öldürene bilme ihtimali benim de aklımca. Ellerimin titremesi şiddetlendi. Klasik kriz anlarında farklıydı bu defa kalp atışlarımı yavaş anlamına dönmeye başlamıştı. Hayret verici diğer durumsa nefes alışlarında düzenli bir hal almaya başlamıştı. Kaşlarım çatık ne olduğunu anlamaya çalışırken üzerime doğru gelen adamın küfür eden sesiyle kendime geldim. "Sen ne yaptığını sanıyorsun?" Ses tonu göz kapaklarımı titretecek kadar ülkücüydü. "Ben diye kekelemeye başladığımda aklım axiata krizin deydi. Baş göstermemiş olmasına bir açıklama bulmaya çalıştığımdan Talha odaklan almamıştım." Koruma dokunarak beni saçmaya başladığında kendime geldim. Canım acıkmıştı. Kaşlarımı çıkarak kolumu sıkan güçlü ellerine baktım. Etkili olduğunu söylemesem de onu ittim. "Talha sen denemede böyle bırak olur mu?" diyerek çekiştirmeye başladığımda beni dinleyip geri çekildi. Ama biz odaya nasıl girersin hesap soran sesi daha da öfkelenme sebep oldu. "Biraz önce bir adam öldürmekle tehdit ediyorsun adam odamda kurşun sıktı benim üzerime ölebilirdim. Birazdan polisin geleceğine eminim ve ben kesinlikle gördüyse onu söyleyeceğim. Bir de kalkıp bana odan adamın hesabımızı diyorsun." Talha'nın Öfkeli yüzünde Alaycı bir gülümseme oluştu. Elindeki silah beni yerleştirdikten sonra arkasını döndü. Mesaj atmayarak büyük masanın başına geçip koltuğa oturdu. Rahatlığı alkışlanacak cinsten değildi bu duvarın kalınlığı 50 santimden fazla ses geçirmez ayrıca şirket prensibi olarak misafirlerimiz daima öğle arası konuk ederiz. Anlamak ona baktım. Koltukta geriye yaslanıp bana bakmayı sürdürdü. Öfke sağlar şimdi de ayrıca onun benden az etmeyen bir yanına varlığını hissetmem beni rahatsız etmişti. Var yani kurşun sesini duyurma ihtimali yüzde 5 polis gelmeyecekti. Biraz önce bir adam öldüreceksin kanıtı var mı? İhtimalleri insanı suçlu yapmaz. Karşımdaki adamın gerçekten zeki biri olduğunu anladım. "Şartları konuşalım." dedi konuyu değiştirerek. Öfkesinin nereye atması diyerek ona bakmaya sürdüm. İki saniye içinde ruh hali değişmiş olamazdı değil mi? "Şart ve buraya kadar geldiğine göre isteklerimizi kabul etmişsin demektir." "Bu gördüğü manzaradan sonra gerçekten teklifini kabul edecek mi düşünüyorsun? Bu gördüklerimiz insanı yanıltabilir. Öyle değil mi?" "Miscola göre önyargılısın. Hakkında herşey biliyorsun demek. Bu yüzden mi kardeşim hastaneye beni bulması için gönderdin?" "Kardeşimden bahsetme boşuna etmemiş olsa gerek." Gözlerimin içine bakarak sustu. Bakışlarımı çektim. "O gün hastane defterimi sen aldın değil mi?" "Hayır." "Öyleyse ben nasıl oldun?" "Defterinde yazıyordu." "Biraz önce bana defterin sende olmadığını söyledin." "Defterim geri istiyorum." "Talha badem olup vermezsen vermezsen." Sustum. Onu tehdit edeceğini düşünüyordu. Kurduğum cümleler ne kadar onu tehdit ettiğini gösterdi. Öyle değildi tabii ki ama başladıysam sonunda getirmedim. "Polise ihbar edeceğim." "Nasıl istersen." Bu dövme kalmamıştı. Sonunda pes ettim. Bir defter için bu kadar uzatmayacak tımeline göz kapaklarımı oldum. Düşünmemi gerektiren tek şey merakta. Bu yüzden büyük masanın karşısında giderek olsa Talha'ya en uzak mesafeye oturdum. Ona bakmadan bakışlarımız ben gittim. "Başlamayalım. Beni nasıl buldun?" "Söylediğim gibi defterinde hastanenin adı yazıyordu." "Ev adresini nasıl buldun?" Sorun üzerine sessiz kaldı. Bakışlarımı ona çevirdiğimde bana onun için kolay olduğunu açıklayan bir bakış attı. Tekrar önüme döndüm. "Karşımda ki adamdan korkmuş olmalı." dedim ki yutkundum. "Defterim nerede?" "Leyla'da." "Leyla'mı sen mi verdin yoksa düşürmüşsün?" "O da buldu okumuş. Yazdıklarından çok etkilenmiş. Bu yüzden seninle tanışmak istedi. Ben hastanede benim arıyordu." "Evet, Leyla." "Şimdi söyle." Karşıma sıkıldım soru üzerine sıkılmış yoksa bir nefes verdi. "Teklifimizi kabul ediyor musun?" "Şirketinin bir psikolog ihtiyacı olduğunu sanmıyorum." "Bir şirket için değil. Ne için?" "Peki Leyla için." Kaşlarımı çattım. "Bunun için neler bir teklif ihtiyacınız yok. Hastanede taleplerimize katılabilir. Ayrıca onun durmalı bir kaç çocuk var. Öyle değil psikolog Hanım. Leyla için 7/24 çalışmanı istiyorum." "Nasıl tüm gün tarafimi?" "Leyla'nın bir psikolog ihtiyacı yok." Söylediği üzerine şaşırdım. Birkaç saniye sonra isteklerinin ne olduğunu anladığımda alaylı bir şekilde gülümsedim. "Onu anladık yapmamı istiyorsun. Delirdin mi? 2 yaşındaki bir çocuğa bakmayacaksın? Sadece yanımda olacaksın. Ben 4 yıl psikoloji eğitimine bakıcılık yapmak için." Anladım. "Kardeşim hastane tepelerine getirme öneririm." Ayağa kalkıp kapıya doğru emin adımlarla yöneldim. İki adım atmıştım ki Tarhan'ın sesini duydum. "Bu iki katını öderim." Olduğum yerde durma sebep oldu. Söylediği şey. "Bazı anlarda beynimiz iki lobunu birden kullanabilirsiniz." O zaman beynimin bilo hastanede aldığım ücretin iki katını hesaplarken diğer logoda Sinan'ın kapıma gönderdi faturayı dönüp dolaştırıyor taksitli fiyatı ödeyebileceğim şekilde kaça çalışmam gerektiğini hesabını yapıyordu. Ardından Tarhan'ın burnun iki katını verse bile en az üç yıl önce ödeyebileceğim fotoğrafında birikince yavaş çağırıldım. Sert ve rahatsız edici bakışları üzerindeydi. Aldığım bursun iki katını versem bile bulursun değil müziğin teklif ettiğimizin iki katını ödeyeceğim. Kendi teklif ettiği ne kadardı dün gece yüzden adımı dinlemeden koyduğum için bu konuda bir bilgim yoktu. Talha buna anlamış olacak ki olması da duran bir dosyayı bunu uzattı. Ama bu dosyada veya şirketlerin gönderdiği çalışanların isimleri deneyimlerine maaşları var. Masa yaklaşık dosyaya baktım. 15 ha resim vardı. Çalışma günleri bir ya da iki gün en azından üç gündür. Neden kollukları merak ettim. Leyla'dan bir sorun vardı. Yoksa sanıyordum. Ardından ödenen tutar gözü Melis'in de çok şaşırdım. Bu fiyatının iki katı cidden harikaydı ve kesinlikle hı bilmeyen bir tutardı. Yaptıkları tek iş 16 yaşında bir çocuğa bakmak en bu paraya gittiğini düşünüyorlar değil mi? Thuraya döndüm. "Neden şekli bakır değiştiriyorsunuz?" "Sen neyle aşkını istemedi bakıcılarla yapamıyor." Demek ki annesi." Anne kelimesini durmasıyla sesi buz gibi çıkıp yüzüme çarptı. Bu konuda konuşma sustun ve annesi ile ilgili sıkıntısı merak edip içimde bir yerde rafa kaldırdım. "Peki neden illa ben?" "Yazdıklarından etkilenmiş galiba o yazdıklarımın hepsi alıntı." "Birkaç kitap verebilirim." Selha yerinden kalktı. Sabrı taşıyormuş gibiydi. Pencereye yürüdü. Birkaç saniye düşündü. Arkasına dönüp tekrar bana baktı. Bi öfkesi biraz olsun değilmiş gibiydi. "Kitabı ihtiyacı yok. Yanımda dilinde olmasına ihtiyacı var." Bak ben üç katı parayı arttırma gerek yok. Şu an bile söylediğin çok fazla. Sadece ben yani konuşamamanın sebebi hem bu paraya ihtiyacım olduğuydu hem de kabul etmek istemediğim de kabul etmekle etmenin arasındaydım. Kadar bunu anladığımdan doğru bir taktik seçip sesini bir ton yumuşattı. "Bak bak şu an burada durmuş seni ikna etmekten daha önemli işlerim var ama Leyla benim bu hayattaki her şeyim. Gül koklamak istersen etrafına girişten ederim. Yani diken bastığı yedi göğün ederim. Meral Hanım dadısı eşinin rahatsızlığından dolayı ayrılmak zorunda kaldı. Leyla da böbrek yetmezliği var bu yüzden şeklinde olacak birini ihtiyacımız var. Evde çalışanlar var ama ben Leyla'nın yanında bulunabilecek birini istiyorum. Birkaç kişiden eden ve Leyla kolay kolay bir ne oluşabilecek biri değil. Aynı zamanda tek bir sözle insanlardan etkilenecek biridir de o defteri bulduğunda seninle tanışmak istedi. Hastane seninle konuşmuş ve sana kibar bir şekilde teklif etmemi istedi ve ben gayet nazik davranıyorum. Kabul ediyor musun?" Bir süre sessiz kaldım. Sen ha iki eli cebinde karşında Durmuş benden bir cevap bekliyordu. Sessiz kalmam devam ettikçe sabrının taştığını görebiliyordum. Sonunda boğazımı temizledim ve Şu durumda doğru olduğunu sandığım şeyi yapmaya karar verdim. "Sen ne zaman işten ayrılacağım?" "A ben karar vereceğim." Talha tek başına kaldırdı. Kabul etmeyeceğini düşündüm ama beni yanıt. "Kabul. Pazar günleri çalışmam kabul. Haftada bir gün hastanede olmam gerek. Leyla de benimle beraber hastanede olacak. Grup terapisine katılacak." "Kabul de Leyla gelemez ama başka sabah sekiz akşam 8 çalışırım." Selha güldü. Ardından yüzü ciddileşti. "Sabah sekiz akşam 12. Yavuz sen evden alır ve bırakır." "12 dedi. Öyle oluyor değil mi? Geceden bahsediyorduk." "Hadi canım ciddi olamaz." Bu yüzden üzerinde durmadım. Kendim gidip gelebilirim. "Yapamazsın ve uyman gereken birkaç kural var." "Nedir?" "Bir ilk olarak gizlilik. Evde ne olursa olsun kesinlikle gizli kalacak. Eğer ihlal edersen bedelini ödersin. Kubbede Leyla'ya kesinlikle Kredi tek bir söz bile etmeyeceksin. Öğleden bahsetmek yok. İzni dışında dışarı çıkmak yok. Başka biriyle görüşmek yok. Bu ne arabası olsa dahi bana sormadan görüşmeyecek." "Ciddi değilsin." "Ciddiydi. Her gün ne yaptı hakkında bilgi vereceksin. O günde okuduğunu ne izlediğini düşündüğünü bilmek istiyorum. Gerçekten bunu yapacağım düşünmüyorsun değil mi? Yapacaksın çünkü küçücük bile olsa tehlikeli bir durumda bunun hesabını sana soracağım." Tarhan'ın söylediği şeyi cennet koydum. Bu adam söylediği her şeyde ciddiydi. İşte o an ben de ciddi olarak korktum. Leyla'nın gerçekten daha birini sevip sevmediğini düşündüm ve Talha kendi abimle kıyasladı mi kesinlikle aynı değildir. Ben onu sıkıyorsun iyiliği için Leyla'nın yanında olduğundan senin için de geçerli kurallar. Özellikle hayatını sevgilini heyecan üniversite yaşamıyla aktarmaya caksın. Onunla konuşacağız bir şeyler bırakacak mısın bana? Leyla bulur. Yavuz'a muhasebe uğra ilk ödeme peşin ardından seni bıraksın. Tebrikler. İlk günün bugün." Saatine baktı. "Leyla'nın dersi bitmiştir. Onu etsen iyi olur." Talha sustuğunda ne bakıyorum hala aklımda. Belki de hasta cevaplanamayacak sorular oluşmuştu. Doğru bir şey yapıp yapmadığımı taktım. Bir an yanım korkuyordu. Kendini bir bilinmezin içine atmış gibi hissediyordu. Diğer yanım bu karanlık tarafa bile isteye geçmek istiyordum. Lakin ne olursa olsun Leyla'nın saptan hicrinden bir eksiği yoktur diye düşündüm. Bu yüzden ona yardım etmek beni mutlu ederdi. Talha'ya bir şey söylemeden sessizce kapıya yöneldim. Dışarı çıktığımda koridorda beni bekleyen Yavuz araç gülümsedi. "Beni takip edin Feyza Hanım." Şaşırarak ona baktım. "Kabul ettim biliyor muydun? Talha istediğimi alır." Özellikleriyle için Yavuz'a Bir Şey Demeden onu takip ettim. Sonunda şirketten çıkıp açık hava yüzme çarptığında tüm gerginliğimi üzerinden atmıştım. Arabanın arka koltuğunda otururken Talha ile aramızda geçen Konuşmayı bir kez daha düşündüm. Verdiğim kararı sorgulayıp durdum. Bir yanım rahat etmişti. Sinan'ın hastane masrafını ödeyebilecek Team nihayetinde ama Diğer yanım kendimi Aslan ne yapmışım istiyordum. Anneme işi kabul ettiğin ve bugün çalışmaya başlayacağım haber Mesaj attım. Yolun kenarındaki evlerin yavaş seyrekleşmeye başladı hissettiğimde Gözlerim boğazın güzelliğin değdi. Araba yavaşlayıp yüksek duvarlı birinde durarak devasa kapının açılmasını bekledi. Siyah Mercedes içeri süzülürken hem meraklı etrafı inceliyorum. Sadece bahçenin büyüklüğü dahi başımı döndürme yetmişti. Bu üç katlı lüks villanın önünde duran araçtan indiğimde olduğum yerden işte hoşlanmıştım. Yavuz Sürücü koltuğundan ip yanıma geldiğinde ben etrafa anlamsız bakışlar atıyordum. "Endişelenmenize gerektirecek bir şey yok. Beni izleyin lütfen." dedi ses tonu Güven vericiydi. Ona baktım de ilk defa dikkatli bir şekilde inceledim. Özenli bir şekilde girmiş saçları normal Biz ifadesinde olmasına rağmen çatılmış bu durum kaşları kahverengi gözleri vardı. Sıradan bir insandan tek farkı karizmasıydı. Yakışıklı patron yetişemezse dahi insanın dikkatini çeken bir yapısı vardı bu Yavuz arasın ve Neden bilmiyorum bırakıldık gelen bir yüzü daha önce karşılaşması veriyordu daha önce karşılaşmış mıydık? Sorma şaşırdı ardından benden bakışlarını çekti. "Tarhan'ın yanındayım Hep ayrılın dışında sanmıyorum." "Buyrun lütfen." Bir şey demeye fırsat vermeden yürümeye başladığımda onu Takip ettiğim ya beni rahatsız eden isimden kurtulmam için içimden küçük bir daha mırıldandım. Kendimi teskin etmeliydim. Bu yüzden etrafı incelemeye başladım. İçerisi sade bir şıklıkla Dizayn edilmişti. Modern çizgiler insanlar birisini çekiyordu. Capcanlı bir hava vardı içerde. Çok geniş ve ferah olması ayrıca da gereksiz hiçbir eşyanın bulunması hoşuma gitmişti. İnsana canlı katıldığı İçerisi ardından duvarda kitaplık dikkatimi çekti. Sonusa duvarını boydan boya kaplayan kitaplarda olarak var Hayranlık uyandırıcı ve soğanın taze modern yapısına oranla çok nostaljik durmuştu. "Leyla bu kızın sesi salonda yankılandı ında bakışlarımı kitaplardan çektim. O sırada Leyla koşa koşa açılan kapısından girdiğinde yüzünde bir gülümseme vardı. Benim gözüm görmez birden durdu. Gözleri şaşırmış gibi kocaman açıldı. Yavuz Onun bu heyecanla bakarak film seti Sultanım diyerek lorans verdiğinde şaşırarak bir ona bir Leyla'ya baktım. Yavuz bana döndü. "Bu halde ben gidiyorum bir şey isterseniz beni aramız yeter Feyza Hanım." Bir iki adım atıp Leyla'nın yanına gitti saçlarını karıştırıp ısıttıktan Sonra salondan çıktı. De Leyla karışan saçlarını düzeltip bana baktım. "Aşık olmuş gibi bakışları çekti." "Bana söylemek istediğin şeyler var değil mi? İşi Kabul ettin mi?" diye sordu canlı. "Sanırım evet." "Ağabeyim değişik bir şey yapmamıştır Umarım." dediğinde Talha'nın elinde silah olan görüntüsü Gözümde canlandı. Leyla onun nasıl biri olduğunu biliyor olmalıydı ama yine de buna söyleyemezdim. "Çok değişik." "Neyse neyse otur sana bir şey içer misin? İstediğin her şey bu evde mevcut." Numara doğru heyecanla gelip koltukları işaret ettiğinde geçip oturdu mi. Leyla eliyle beklemem için işaret edip koşalım çıktı. Sondan bir kaç dakika sonra Elinde bir tepsiyle geri geldi. Gümüş tepsi üzerinde duran Tesisler bardakların içindeki pembe sıvı dikkat çekiciydi. Bana ikram ederken uzanıp bardağı aldım. Bardaktan yayılan Gül Kokusu içine çektiğinde gülümsemeden edemedim. "Nedir bu?" "Seni kendime bağlamam içinde ondan hazırlamasını istediğini bilgisi." dediğinde ona bakakaldım. "Kalk attı şaka hakiki Gül Şerbeti gerek duydum aldım." "Subhanallah çok güzel." ve Leyla yüzünde bir gülümsemeyle bana baktı. Bir süre sessiz kaldı. "Tıpkı abla gibisin." "Hareketim ben Beyza abinin eşi." "Beyza abi abinin kardeşi gibidir. Kendisi çok çok yakışıklı ele bir gözleri var aşık olmamak elde değil. Onunla ben evlenecektim. Bahar abla benden daha güzel onunla yaşayamadım Ben dedim değiştirdim gerek." "Ona baktım." "Kimisine dedin?" "Yavuz abi ben büyüyünceye kadar beni bekleyeceğiz verdi." "O halde düğünden elimin olacağım." dediğimde eli onaylayan bir işaret yaptı. "Bu Okey tekrar gibi şerbetinden bildim aldım." "Peki hala Ablan nasıl?" "Bana benziyor. O da tesettürlü Çok zarif biri kıskanacak derecede hem de ayrıca Senin söylediğin gibi Allah'ın ismi çok sıkılıyor Allah'a çok seviyor. Ben seni seviyoruz sadece ölçülerimiz farklı ama aynı olan en güzel şey Allah'ım hepimizi çok seviyormuşum." Söylediğim şehirde nere la? Bir süre düşündü. "Şeker konuştuğumda seçilmiş ve sevdim. Bende seviyorum." Sence Leyla'nın yüzüne baka kaldım. Bir çocuğun saf haliyle bakışları içindeki neden ben çıkmazların da kulak attığını göre bilmiştim. Şaşırmıştım çünkü çok pozitif bir izlenimi vermişti bana. Lakin görünmeyen tarafını atmıştım. Bunun için kızdım kendime ve Leyla'nın o üzerine Ferdi attı duygularını kaldırıp tozların alınması gerektiğine karar verdim. Açıklama yapmak için lazım açmıştım ki içeriye 30-35 yaşlarında bir kadın girdi. Mavi gözleri uzun siyah saçları ile bize yaklaşırken gülümsüyordu. De la gelen kişiye döndüğünde gülümsedi. "Nazar Abla gel seni yakın arkadaşımla tanıştırayım." Kadının kaşları şaşkınlıkla havalandığında Leyla'nın yanında durup elinde olduğunu atmıştı. "Sanırım siz kazanırsınız." dediğin değil. "Yirmi sml karşılık verdim." "Feyza dedim." "Hanım ortadan kaldırarak." Kadının Gülümsemesi genişlediği samimiyetinden hoşlanmış tıbben de Nazar evin kahyası Emine ablası diyerek düzeltti. Leyla bu defa gülümseyerek elimi uzattım. "Memnun oldum Nazar Hanım." "Nazar diyebilirsin." Benden büyük olduğu için ona adıyla hitap etmeye karar verdim. "Nazar abla çok güzel oldu." dedi kocaman gülüşerek. "Bugün ipinin etrafı tanıtayım ardından bilmen gereken birisi var. Leyla sende kitap okuma zamanın." Leyla itiraz ettik. "Hayır Beraber gezelim değil mi?" "Olur." Nazar abla tehdit etse de sesini çıkarmadı ve kendisi önde ben ve Leyla arkada Onu takip ederken evi gezmeye başladık. Üç katlı tripleks villa benim Emin Neredeyse üç katıydı. Bu kadar lüks insanı gerçekten mutlu ettiği düşünmeden edemedim. El istediğinde olan bu insanların Allah'tan umudumu isteyecekleri şeylerin bir anne olacağını düşünürken Leyla bu için yüzümde bilirdi ve düşüncelerinden utanmama sebep oldu. Dikkatimi Nazar abla ve düşüncelerini uzaklaştım. Evinin kadını çalışanlarla ortak kullanılıyordu. İkinci kata çıktığımızda buranın sadece Leyla ve Talha'ya ait olduğunu gördüm. İkisinin de zarından ziyade büyük çalışma odası küçük bir kütüphane spor Adası ve harika bir teras çalışıyorduk. Nazar Abla sesli bir şekilde Tarhan'ın odasını ve yanında bulunan çalışma.
Odasının kapısını gösterdi Talha. "Ben izni olmadan asla giremezsin," dedi. Öyle bir niyetinin olmadığını içimden söyleyip başımla onayladım. Ardından üçüncü kata çıktık. Sadece terastı ki buradaki iki kattan daha güzeldi. Misafir odalarından oluşuyordu. Sonrasında Elif, "Gezmiyor musun?" bittiğinde iki yer hariç evin diğer bölümlerine girmenin serbest olduğunu öğrendim. Kolay görünüyordu.
Son durak olan mutfakta masaya oturdum. Leyla programı önüme koydu. Nazar abla uyuma, uyanma saati, ilaç saati, kahvaltı saati, kitap okuma saati, egzersiz saati... Bir tek tek planlamıştı. Okumayı bitirdiğinde Leyla'ya "Gibi baktım. Cidden bunu uyuyor musunuz?" Budak bükerek onayladı. Sevmediği belliydi. Nazan abla gülümseyerek elime bir küçük alet verdi. "Bana yakında bir yerde tutmaya çalışırsa ilaç saatinde vermiyor tarafa." Ben kesinlikle nasıl oldu noktalardan bir tanesi bu. Perşembe ve cuma günleri hariç, çünkü o günler programda gördüğün gibi hastanede geçiyor. "Anladım sanırım. Ama neden böyle bir programa ihtiyaç diyorsunuz ki?" Leyla ben olaylar arasında gözlerini devirirken Nazar Abla cevap verdi. "Tane ağabey aksatılması da nefret ediyor demek istediğim ona bu şekilde. Leyla için en iyi olan bu şekilde olmalı." Nazan Anladığım kadarıyla Leyla biz isteklerine göre yaşıyordu. Şikayetçi gibi durmasına bu derece kontrollü yaşamak istemediğinden emindim. Mı sadece ben görüyor olamadım değil mi? O halde şu an boş zaten gibi duruyor. Böyle ne yapmak istersin? "Bu ne ya?" Birkaç sene düşündükten sonra gülümsedi. "Sana bir şey vereceğim. Benimle gel." Leyla yakalandığında peşinden gittim.
2'nci kattaki odasına girdiğimizde kocaman odaya bakakaldım. Bir çocuk için burası çok fazlaydı. Şaşkınlığını gören Leyla güldü. "Büyük odalar çok yalnız hissettiriyor," dedi. "Senin yaşındaki en normal çocuk bu büyüklüktedir." O da istiyor. Pudra ve krem renkleri ile döşenmiş odaya göz gezdirdim. Odanın bir köşesine yayılmış peluş oyuncakları görünce gülümsedim. Ardından dikkatimi çeken şey yatağın başlarında yandı duvar oldu. Duvar kağıdı dünya haritasıydı ve bazı ülkelerde polo iğnesiyle tutturmuş resimler vardı. Yaklaştım. İlk resim Franz aydı. Arkada Eyfel Kulesi, önde objektife poz veren Talha ve Leyla vardı. Leyla kocaman gülümsemiş, Talha sonra da olmayarak başka bir tarafa bakmıştı. Bu ikinci resme baktım. İtalya yaydı. Yine Talha ve Leyla yan yana durmuştu. Ama bu defa Talha kocaman gülümsemiş, kollarını Leyla'nın burnuna kalmıştı. Diğer resimler Amerika ve İngiltere'den di. Ardından kırmızı kalemle işaretlenmiş yerlere baktım. İsviçre, Hindistan, Çin, Yeni Zelanda, Mısır. "Demek ki işaretlenmiş yerlerden," dedi şaşırarak. "Deliye döndüm. Gerçekten burada gitti mi diye sordum." "Evet, geçen yaz. Bunun içinde işaretlenmiş yerler var. Planlarımız arasında çok kalmamıştık." Benim dönem a sesi biraz önce çıkmıştı. Suçluluk hissediyor gibi konuyu değiştirdim. "O benim de en büyük kalem dünyaya gezmekte." "Bir zamanlar benim de öyle dediğini şeyle gibi fotoğraflarımızı görmek ister misin?" "Tabii." Sonra gibi saat boyunca geldikleri yerlerin fotoğraflarını gösterdi. Anılarını anlattı. Anlatırken sesindeki coşku, gözlerindeki parıltı görülmeye değerdi ve ne kadar mutlu olduğunu anlamak imkansızdı. Leyla'nın coşkun anlatımlı telefon sesi böldüğünde hemen cevap verdi. "Abi çok iyiyim. Sentez abla geldi şimdi onunla Leyla üstüne bakıyorduk." Ne ile konuşmaya devam ederken bende ölüm inceliyordu. Kalbimin son resmi Talha'nın tek olduğu bir fotoğraftı. Güneş batmaya yakınken çekilmiş olmalıydı. Neresi olduğunu kestiremedim.
De bir sürece baktım. Talha taş birleşmeye oturmuş. Güneş yüzünün sol tarafının tamamen aydınlatmış. Hadi uzun saçları sağ tarafa yapmış. Çok rüzgarlı olmalı diye düşündüm. Üzerinde beyaz V yaka bir tişört, siyah kot pantolon var. O takım elbiseli otel adam değil. Sakallı şimdi ve daha uzun. Sol bacağının izine da yanlış birini düşünceli bir şekilde ellerinde tuttuğu bir sapla oynuyor ve değerli fotoğrafını andırıyor. Çerçeveletip duvara asılmalı ya da bir yarışmaya gönderirse derece yapılacak fotoğraf. Nemrut Dağı arası bu. Leyla'nın sesiyle kendime geldim. "Fotoğrafa uzun süredir bakıyor olman beni biraz tanınmıştı. Seninle de fotoğrafın yok. Ben daha çok küçükmüş o zamanlar. 2009 ay fotoğrafı abim üniversitede Berna ve Zeyd abi ile Türkiye turuna çıkmışlar. Neredeyse Harry gezmişler. Ta bir sürü fotoğrafları varmış ama abim yapmış edildi." Neden Leyla'nın yüzünde gülümseme dalarken cevap vermek istemediğini anladım. İçin sessiz kaldığına bakma kestim. "Al bu kapattığımız öyle yanında tuttu defteri bana uzattı. Bu senin A unutmuşum. Talha'nın sana verdiğimi biliyordum. Abimden almadım. Birkaç hafta önce hastaneye gittiğim gün başka bir bakın küresinde bulmuştum. Özür dilerim izinsiz aldım. İçine okudum. İçinse da dönmedi ya." "O kadar da değil. Hastaneye beni bulmaya gelmişsin değil mi?" "Evet. Ağabeyim kızıyordu sürekli seni bulmasını istediğini de şaşırdı. Böyle şeyleri takıntı haline getirmem gerektiğini söyledi ama defterine yazdıkları beni çok etkiledi. Konuşmak istedim sadece." "Ağabeyim seni bir defter için bulmasını istemem doğru değil dedi. O yüzden seni bulmam istemedi. Bu yüzden ben de yeni bakıcı yerine seni işe alması gerektiğini sadece seni istediğimi söyledim. İlk başlarda ben ciddiye almadı. Ardından ben seni bulmak için hastaneye gelip gittiğinde ciddi olduğumu anlaşılmalı. Seninle konuşmak Tamam şimdi kabul etmeyeceğini emindim. Şaşırdım. Ben kabul ettim bu çünkü parası çok iyiydi. Dilekleri tohum ve değil abi kaç sene düşündü sanırım. Pınar'ın gözümde kıymetli olduğu kanısına varmıştı. Bu halde gitmem için abimden sana daha çok para vermesini isteyeceğim dediğinde de ciddi olup olmadığına bakıyorum ki." Kahkaha attı. Ben de onunla birlikte girdim. Kapatın da Nazan abla içeri girdi. İkimiz giderken gördüğünde önce şaşırdı. Ardından gidip "Şimdi bir ihtiyacınız var mı?" diye bakayım dedim. "Keyfiniz gayet yerinde galiba," dedi. "Bu ihtiyacımız yok. Teşekkür ederim Nazan abla." Çıkarken kapıdan çıkmadan önce yeni cebine götürüp telefonu çıkardın da bunu sadece ben fark etmiştim. Ve anladığım kadarıyla Talha Behramoğlu bizi kontrol etmesi için göndermişti. Göz üzerindeydi. "Nazar abla nasıl biri?" diye sorduğumda Leyla bana baktı. "Çok iyi biri. Ben doğduğumdan beri bu evde ailecek bizimle çalışıyorlar ama hepsi babamın evinde onunla birlikte ver. Sadece manzaralı Bahadır abi ikisi bizimle kalıyor. Bahadır abi korumaların başında olan akşam atacaksın tanışacak mıyım?" "Evet, bu evdeki herkesi iyice tanımalısın. Dışarıdaki koruma ne kadar bu kadar güvenlik tehlikeli durumların olabileceğini gösteriyor. Babamı sevmeyen bir sürü insan vardı. Onun yerine adım geçince babamı sevmeyen insanlar da şirketle beraber abine miras kaldı. Yine de sana bir zarar vereceklerini sanmıyorum," dediğimde de Leyla'nın yüzünde ironik bir gülümseme oluştu. "Az önce eve gelen bir kuruya bir çay boynuma dayana kadar ben de senin gibi düşünüyordum," dediğinde şok olmuş bir şekilde ona baktım. O yaştaki bir çocuğun boynuna bıçağı dayayarak onu öldürmek istemesi yapılacak ne olmuş olabilirdi? Daha da önemlisi Leyla hem hastalığıyla hem de psikolojide nasıl hayata biliyordu? Aklımın almadığı düğümlendiği bir anda Leyla'nın başını öne yediğini gördüm. Ne yapmam gereken şey düşündüm. Kendi içinde düştüğümde eşit onu yansıtmalı mıydım? Ya da bu olaya çok normalmiş gibi göstermeliyiz? Bu boğazımı temizledim. "Talha sana bir şey olmasına izin verecek bir gibi durmuyordu. Abim sevdiği insanlar için gözünü bile kırpmadan birini öldürebilir." "Bugünkü kuryeyi?" "Hayır, yani sanırım. Hayır, adamın abimin karşısındayken bir şey tuttuk. Yeni titrediğini hatırlıyorum. İstediğini aldıktan sonra bıraktı beni." Sessiz kaldığı ve gerçekten de Leyla'nın söylediği şeyin gerçek olmasın dedim. Dalıp gitmem üzerine Leyla bana baktı. "Sana ilk günden bunları anlattığım abim duysa ne anladın ki?" diye sahte bir ifade ile konuştuğumda güldüm. "Yarın işi bırakmazsın değil mi?" Bunu büyük bir merak içinde sormuş ve beni bir arkadaş gibi gördüğünden samimi davranıyor unutmuştu. Bu da gerçekten bağlılık istediği anlamına geliyordu. Elimde tuttuğum defterdeki yazanları aklımdan geçirdim. Cidden bu kadar çok etkilemişti bu iyiydi. Demek ki etrafını saran karanlıktan kurtulmak istiyordu. O halde bana uzanan o ile tutmalıyım. "Bir aylık ücreti var bunun hakkını vermeden bir yere gidemem değil mi?" "Evet, gitmemelisin."
Leyla'yı odasında başladığımız sohbeti bahçedeki cam şişede devam ettirdik. Nazar abinin getirdiği çayırındaki etrafta bulunan bitkilerden konuşuyor dileğiyle çiçekleri kendi eliyle etmişti ve meyve vermesine kutlanıyordu. Elindeki çayı bir kenara bırakıp onları sulanmaya başladı. Herkesin bir acı olduğundan bahsediyordu ve bahçıvanın dan benim için de bir fidan olmasını isteyeceğiniz söylüyordu. Ayağa kalkıp yanına gittim. "Bahadır abi onlara sevgiyle yaklaşırsan onlardan rica bulursam önce khmer vereceklerini söylemişti," dediğinde gülümsedim. "Görüşelim iş bu çiçeklerde işe yaramıyor anlaşılan o kadar değil döktüm ama hala bir şey yok. Denemek ister misin?" Onun küçük bir çocuk kadar masum olan bu teorilerine gülümsedim. Masallara inandığı için değil, inanmak istediği için böyle davrandığında emindim. O Leyla'nın yanına gidip dizlerini bükerek topukların üzerinde oturdum. Elim uzatıp yeşil yapraklara parmak uçlarımla dokundum. "Ey Allah'ın yarattığı güzelliklerden bir tanesi. Senden beklenildiği gibi daha da güzelleşmiş ve seni bekleyen Leyla'ya emen meyvelerinden ver." Çekilip deliğe baktım. Giriş yazık oldu mu? "Seni dinleyeceğim de eminim." Ayağa kalktıktan sonra onun da kalkması için elimi uzattım. Elindeki sulama kabını yere bırakıp elimden tuttu. Ayağa kalktı. "Biraz önce oturdum," demişti. "Sen de elenmişti ki de la birden yanımda kapıya koşturdu." Abi bakışlarımı kapıya yöneldiğinde Talha'ya kapıya yaslanmış bir şekilde biz izlerken buldum. Gözleri üzerimdeydi. Giydiği takım elbisenin içinde "Ben buradayım" derken bakışlarını benden çekip ona doğru koşar adım giden Leyla'ya dikti ve yüzünde inanılmaz bir gülümseme oluştu. Şok olmuş bir şekilde ona bakakaldım. Leyla'ya bu derece güzel gülümserken insanlara Bulgar aşılayan bu alacakaranlık bir insanı şaşırtıyor du. Gülümsemesinin hoşuma gittiğini anladım. İçinden bir istifa çektim. Kollarını açıp Leyla sarıldığımda onu saçlarını öperken o gülüyordu. "Ne zaman geldin?" "Az önce. Ben her şeyin kapıda karşılayan birliğine göremeyince ne işlemez kızım merak ettim. Saatin farkında değildik. Feyza abla sohbet ediyorduk." Yanlarına duruyorken Talha elbisesiz olduğunu benim duymadım düşünerek "Onu bana tercih etmiyorsun değil mi?" dediğinde Leyla bir seyret al "Hayır." Tüh yanlarına vardığında Talha bana döndü ve Leyla'yı olan gülümsemesinin yerini çatık kaşları alırken otoriter bir ses tonuyla konuştu. "İlk günün nasıldı? Nasıl bir anda bu şekilde işe biliyorum merak ederken o gülümsemesinin sadece Leyla's olduğunu fark ettim." "Ben de ona tekdüze bir sese cevap verdim. İyi teşekkür ederim." Sadece başı onaylayıp Leyla dönüp tekrar gülümsedi. "Senin nasıldı günün?" "Feyza abla geldikten sonra çok çok iyi oldum. Çok güzel." "Hadi hadi yemeğe," diyerek arkasına döndüğünde olurdum bir şey. "Ben gidebilir miyim artık?" "Nereye?" Elime Talha bana "Dalga mı geçiyorsun?" diye bir bakış attı. "Anlaşmamız unuttunuz galiba. Saat 12 olmadı. Keyifsiz girdim şimdi gelecek oynamıyoruz değil mi? Gitmem gerekiyor. Seni bırakacağım da söylemiştim. Annem yalnız başına yemek yiyemez. Onu da getirelim ister misin?" "Şaka mı yapıyorsun Yavuz?" diye seslendiğinde onu durdurdum. Talha seslenişi üzerine çatık kaşlarıyla bana döndü. "Bey Talha Bey benimle teklifsiz konuşma." Sinirden güldüğüm ve içimi kalktığını öfkeden yana ısırmaya başladım. "İlkinden patronum kendinden nefret ettiği için ha millet derdim. Talha Bey," dedim basarak. "Annemin buraya gelmesine gerek yok. Siz buradasınız verilen yalnız değil ve benim gitmem gerekiyor." "Mı kaldın saatlerin parasını ödeyeceğim." "Sorun para değil. Aramızda biraz sonra bir tartışma çıkacak kesin." Dile da bunu sezmiş olacak. "Kere girdi ceza abla lütfen bugün bizim ne ne ses tonu abisinin tam zıddı kent kimliği alıp götürdü." Birkaç saniye düşündüm. Ardından tartışmak yerine Leyla'yı kırmamaya seçtin. "Peki sen rica ettiğin için." Talha'ya bakmadan ikisini de gidip yerden çıktım. Bahçenin yazı içinde şudur kendi telefonumu çıkarıp annemi aradım. "Annem ne yapıyorsun?" "Sofrayı kuracaktım şimdi." "Sen neredesin?" "Talha ben evindeyim." "Nasıl evinde çalışmaya başladığını sanıyordum." "Çalışıyorum. Kız kardeşin mi teklif gelince uzun uzun konuşuruz olur mu?" "Bir şey anlamadım ama." "Peki kızım ne zaman gelirsin?" "Yemek almamı istiyorlar yalnız yiyebilecek misin?" "Yerim kızım sorun değil de endişelendim." "Bak bak endişelenecek bir şey yok canım annem sen ağabey eve sağ Salim bıraktıracak beni merak etme. Ayrıca Vakıf Hoca'dan da duydun mu ne olduğunu merak etme gerektirecek birileri değil. Belki telefonu yanından ayırma mutlaka." "Peki afiyet olsun annem." "Sana da kuzum." O telefonu kapattığında açık kapıdan içeri girdim. Etrafta kimse yoktu. Salonda Nazar ablayı gördüm de gülümsedim. "Leyla nerede?" "Talha böyle saç modasında var. Otur sen masa birazdan hazır olur." "Yardım edin olur mu?" "Bizim işimiz o. Ne de olsa ben de bir çalışalım." "Yardım etmek istiyorum," dediğimde Nazar abi itiraz etmeden gülümsedi. Mutfakta diğer çalışan olan 50'li yaşlarda Kerime teyze vardı. 3'ünü birlikte masaya hazırlayıp son tabağı yerleştirdiğimiz sırada değil abisiyle sonra geldi. Hazırlanması ya bakıp gülümserken masaya oturdular. Leyla'nın karşısına oturduğumda Talha geldiğini temizledi ve za "Biraz önceki davranışın kusura bakma ama anlaşmamızı uyumanı rica ediyorum. Kurallar değişmeyecek ve bir eksikliği istemiyorum." "Bakın Talha Bey ben bu Talha diyebilirsin." Tarhan'ın muayene değişimini sevmenin yan baktı ele aldığınız anne etmek zor değildi. Leyla laflar kazanmış bedale bana gülümsüyordu. Şaşkınlığımı gizleyemedim. Cidden de Leyla anlatır için bana kibar davranıyordu. Sanırım biraz önce konuşmasından dolayı gururum kırılmıştı. Bu yüzden sessiz kaldım. Yemekten sonra konuşacaktım. Aklım annem deyken önündeki tabakla oynuyordum. Lokmalar boğazında sağlanıyordu. Bir yandan da kullanma helal et alanı konuşmasını daydı. Berzah were ile ilgili konuşuyorlardı. Tanıdığım bu iki insan her kimse tane için çok değerli verdi. Bunu Leyla bahsederken ikisi hakkın dolayı ilçelerinden anlayabiliyordum. "Yemeği beğenmediysen Halime abla istediğim şey hazırlayabilir diyen İtalya'nın sesiyle kendime gelip ona döndüm." Bu kahverengi bakışlarındaki siyah ailelerin içinde hiçbir ifade yoktu. Bakışlarını istemsiz Leyla kaydı. Onu da bana baktığını gördüm. Bir an Leyla'nın ona bunu sormasını istediğiniz almam gibi bir paranı oluşturmuş mamayı anlıyordum. "Hayır, yemekler çok lezzetli teşekkür ederim." "İyi hadi," dedikten sonra yine devam etti. Sanki biraz önce ilgili davranan kendi değilmiş gibi birden ruh hali değişmişti. Sessiz geçen yemeğinin ardından sofranın toplanmasına yardım etmek için ayağa kalktığım sırada Talha'nın bakışlarıyla karşılaştım. "Bırakmadılar. Nadir yardım etmek istiyorum. Bana hizmet edilmesi rahatsızlık veriyor." Birkaç saniye sessizce baktı yüzüme. O bakmaya devam ederken mutfağına geldim. Saate baktığımda dokuza geldiğini gördüm. "De Ela koşarak geldi yanıma. Abimle film izleyeceğiz. Bize kız sana canım ağabey nerede?" "Şu an onunla konuşmam gerek." "Çalışma odasında." La gülümseyip merdivenlere yöneldim. İki katlı çalışma odasına vardığımda kapıyı tıklatıp içeri girdim. Sen hayat kaldırmış telefonla konuşuyordu. Beni görünce şaşırdığından bakışların oturmamı işaret etti. Sessizce geçip oturdum. Dahil eden biri uzuyordu. Bir an kadın sesim yoksa erkek İzmir ziyaret etmeye çalışırken buldum kendimi. İçimden bir istiğfarda çekip bu düşünceyi bir kenara attım ve aklımı sirke edip onu da uymamaya çalışıyordum. "Seni görmek güzel de bunu bir daha yapalım." "Elbette görüşürüz." Telefonu kapatıp büyük çalışma masasının başına geçtiğinde üzerine değiştirdiğini gördüm. Siyah kazanın kollarını kaplamış kocaman ellerini masada birleştirmiş bana bakıyordu. Oturduğu yerden dahi bekle görünüyordu ve insan ondan etmeden duramıyordu. "Bu nedir mesela mesele saatler anlaşmıştık 12." "Şaka yaptığını sanıyordum." "Yapıyordum. Son defa açıklıyorum. Leyla'nın durumdasın. Açıklamama gerek yok. Şimdi böyle iyi durduğuna bakma diğer günlerde ya dahi kalkamayacak hale geliyor. Bu yüzden onun yanında olacak ben ihtiyaç var. İnan bana senin gibi deneyimsiz bir ne kardeşim emanet etmek benim hoşuma gitmiyor ama elimden gelen bir şey yok. Seni sevdi beni deli de gitmekle tehdit etti." "Leyla'mı bak benim kardeşim ilk defa bana karşı geldi bu yüzden onun isteğini yerine getireceğim seni koymayacağım ve sen de işlerini şekilde yapacaksın." "Leyla sevdiğinize girmemek de tehdit ettiyse bunu konuşarak halletmeye leydin istediğini yerine getirerek değil." "Tanımıyorsun 16 yaşındaki bir çocuğun psikolojisini tahmin etmek zor değil." Arkasına yaslandı. "Bir Leyla 16 yaşındaki bir çocuktan daha uygun bu. Burada bizimle kal ne beni duydun yaşadık almanı istiyorum." "Leyla şimdi senin içinde en uygunu bu aslında. Bunun için önce bir hafta deneme süresi ayrılmıştık ama uzatmayalım. Bu yüzden istediğim fiyat alacaksın burada kal." "Hayır, anlaştığımız üç katı." "Ne hayır ev bayır araba yeter." Sürekli bir fiyat gitmekten vazgeçtim. "İmkansız." "Neden imkansız?" diye sorduğumda beni anlamayacağın döneminde. Bu yüzden en doğru şekilde anlatmaya çalıştım. "Dışarıda kaç erkek kurma var?" "Sorma." "Şaşırdı." "Cevap verdi. 18-20 falan." "İçerideki peki kaç erkek var?" "İçeride ben Bahadır Yavuz bir şoför var işte." "Burada kalmam doğru değil. Bu kadar erkek nanede kalamam caiz değil." Talha'nın bakışları üzerinde dondu. Kaşları çatık. Birkaç saniye düşündü. "Bahadır ve Yavuz burada kalmıyorlar. Bir tek sahibi var. Halime ablanın eşi onlarda müştemilatta kalıyor." "Bak olmaz. Bu odasında ikimizin şu an bu arada yalnız olması bile doğru değil." "İstanbul'a göre buyuz." "Bir dakika yani benden mi çekiniyorsun? Sana başka bir niyetle baktığı falan düşünmüyorsun değil mi?" "Kesinlikle öyle bir şey yok. Seni temin edebilirim." "Olamazdı. İkimizi denk börek senin hakkında farklı düşünceler içinde değilim. Asla da olmayacak." Bundan emin olabilirsin. O kadar net bir ifadeyle söylemişti ki bunu. Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Bana güvence vermesi neden canımı sıkmıştı ki? Alınmış mıydım? İncinmiş gururumu kırılmıştı? Önemsediğim şey Talha'nın beni kendine layık görmesi miydi? "Dair ayrılamadı değil mi?" diye şehit içinde oluşan buyum annelerine olabilirdi. Ver zor konuştum desem sulara sizin çatallaşmış tıbbı çok güzel tepkisiz kaldı. Bu yüzden boğazını temizleyip bu defa net bir sesle konuştum. "De bunu bildiğim iyi oldu Talha Bey. Yine de burada kalamam. Yatılı bir bakıcı arıyorsanız beni şimdi komando öneririm. Saat geç oldu eve gitmem gerek. Rica etsem anlaştığımız gibi adamlarından birine beni elma bırakmasını söyleyebilir misiniz?" Sen arkamı döndüğümde içinde parlayan Volkan yüreğinde sıra sebep oldu. Bu hiç istemediğim duygu için Allah beni affetsin. Talha Bahrem oldu gerçekten yeni gitmişti ve sonrasında insanın kalbinde filizlenen küçücük bir duygu depremlere sebep olabilir bazen. Eğer farkettiğiniz edof izi kökünden söküp atmazsanız aklınızda kurup duyduğunuz tüm korkular başınıza içebilirsiniz yapabilir tepetaklak a de midir. Uzun geceler boyunca uykusu bırakabilir sol tarafınıza adının acı olduğunu sandığınız birisi yerleştirir ve ne yaparsanız yapın o iş bir daha asla gitmez. Yar gider Amos içinizde diğerleri de kalmaya devam eder. Korkmazsınız boşuna dememiş eskiler ah aşkın elinden diye. Bunu bildiğim için şu an korkuyorum. Aklıma sızmaya çalışan duygu sanırım ben fark etmeden ufak bir tutum atmış doktor ama bunu dün gece net bir şekilde anlamıştım. Bazı şeyleri aklından atmak için ilk 365 defa bir şarkı ne kadar tekrarlamanız gerekiyor. Eğer o şarkı olmazsa düşündüğüm şey içinden oturacak ve bir sarmaşık gibi aklımı sarmaya devam edecek. Tıpkı dün aklından atmasin kim gece aklından çaldığımız en korktuğum şey akıllı dönüp dururken dua ile aklımdan çekemediğim şarkıyla bastırmaya çalışıyordum. Yazık sanıyorum ki inandığın yapamadığı yapacak. Hayır sanmıyorum. Sadece kendimi inandırmaya çalışıyorum. Yazıp bana belki de bu kadar başka için düşecektim aşkım pençesine karıştıkça su verip izin verecektim içinden yeşeren filiz'in bilmesine. Ben Türk'ü saklarım. Aşkım bana gerçekten de mahrem bu adam. Yani hiç de bir öğretmene doktora benzemiyordu. Aklını kaçırmış olmalı. Gözümün önünde bir adam vuracaktı ta ki derinlerde yansın diye. O kurşun gerçekte değil mi? Evet de ben vardım ben ben. Ya arkadaş sen de kulak vermem çağırdı. Buna layık olmadığını söyledi. Asıl onun gibi bir adam bana layık mıydı ki ismi bile kalmasın diye gerçekten aklımda onunla ilgili bir şeylerin geçtiğini düşünüyor. Buna simader Berk kulaklığı kullanılan çıkarıp mutfak masasına bıraktım. Telefonu müzik bile bastığımızda kıldığım plan düşünceleri tekrar mutfak tezgahının edip bıçağı elime aldım ve yarım bıraktığım domatesleri dinlemeye devam ettim. Çaydanlıktaki su fokurdamaya başladı. Hızlanıp altını kıstım. Gözüm duvar saatine gitti. 06:36. Sabah namazından sonra Kur'an okumuştum. Ardından erken de olsa mutfağa gelmiş kahvaltı hazırlamaya başlamıştım. Önemle güzel bir kahvaltı yapıp ardından da ikinci şuna başlayacaktım. Talha pardon Talha Bey Yavuz neden aldıracağını onu bekletmeyen gerektiğine dair net bir mesaj atmıştın gece ben eve geldikten sonra emin Altına da maaşım hesabıma yaptığını söylüyordu. İlk işim içinden dönen mahlukun ilk hastane taşıdığı ödeme o içinden Birincide okudum ve Allah'tan sabır dedim. Büyük bir özveriyle kahvaltı sofrasına hazırladığım da anne mutfağa girdi. Gülümse nasıl görünce "Günaydın Nizamettin." "Kızım zaten yorgunum biraz da uyusaydın." "Ben hazırladım seni bugün şımartmak istedim," diyerek oturması için sandalye çektim. Ardından ince belli bardakta çay doldurup yanına bıraktım. Karşıma oturduğumda domateslerden bilirim alıp ağzına attı. Kaşlarını çattı ardından çıktığı bırakıp çayından bir yudum altı dön. "Bir sorun mu çıktı?" diye sordu endişeli bir ses tonuyla. "Yok annem ne olabilir?" "Şey olmadı Elhamdülillah." "Nedir hakkındaki de bakalım nereden çıkardın hakkında bir şey olduğunu?" Annem çatı eline alıp domateslerden birine batırdı ve yeni için bana doğru uzattı. Gülümseyerek ağzım aldım. Domates birkaç saniye sonra tatlı almaya başladığında annenin bakışlarına denk geldim. Tuz yerine şeker attığım domatesi onu nasıl açıklayabilirim ki? Ama sen saklamazsın ki benden bir şey. "Aklını başından alacak kadar ne oldu?" Karşımda kızının her şeyi bilen kadın gülümseyerek baktım. Haklıydı ama ona zihnimin Talha ile kullandığını anlatamazdım. Yutkundum ve dinledi. "Tuhaf olmayan durumlarına bir anlattım." Sonunda annem "Madem ben psikoloğum bakıcı değilim diyorsun hadi neden kabul ettin kızım?" diye sordu. "O ilk başlarda parası yoldaşın evet demiştim ama Leyla'yı gördükten sonra bu aklımdan tamamen çıktı. Hani sanırım ben Leyla'nın yanında bakıcıya da psikolog diyelim bir arkadaşım. Onu arkadaşa ihtiyacı vardı yani ben ben de uzun elimi tuttu." Gülümseyişi güven vericiydi. "Ah benim güzel yürekli kızım iyi yapmışsın. Eğer dediğin gibi hapse otoriter bir ise kızın kendini yalnız hissetmesi gayet normal." "Orası biraz tuhaf anne. Talha Leyla'nın yanında bambaşka bir yani onun yanında tamamıyla ben ve onun abim gibi. Onur senin her önüne hemen gerektiğine karar vermiyorum kızım ama Leyla'nın buna ihtiyacı var anne." "Selahattin bunları Leyla ne için yapıyor? Onu anlıyorsun öyle değil mi?" "Sadece Leyla içinden düzenli kısmına kadar onun dışında kurallar koyması sevmedim. Ayrıca insanlarla nasıl konuşacağını bilmiyor. Biraz da dengesiz ruhsal bozukluğu olabilir ya da geçmişte yaşadığı bitiren madan dolayı fazla korumacı olabilir. Düşünceleri net bir şekilde ifade etmek için konuşmadan bu insanların gözlerindeki saniye bakıyor oshnet olmadı bir şey söylediğinde ise çenesi kaşınıyor. Ayrıca öfkesi çok kötü Eren kontrolü kaybedecek bir gibi duruyor. Gerçi mutluluğu dengesiz Leyla'nın yanındayken gülümseyişin sana düşürüyor benim dediğim olacak havasında ve etrafındaki insanların ondan korkusuna bakılırsa durum ciddi." "Disi sustuğumda annemin kaşlara kalkmıştı. Elinde tuttuğu bardağı masaya bıraktı. Tüm bunları sadece bir günde mi gözlemledim?" dediğinde yakaladığı ipin ucunu hayret ettim. Yine de dürüst olmalıydım. "Evet." "Nasıl bir bu daha da anlattım ya öyle değil fiziksel olarak fiziksel ve kumral saç rengi koyu kahve göz rengi kehribar boyu tahminen bir 85-90 arası kilo 80xr olabilir tabii kasları ağırlığı nasıl etkiler bilemem hafif köşede bir çene yapısı kirli sakalı var. İş yoğunluğundan traş olacak vakit bulamıyorum acı versede düz çizgiler bir eksik algıladığını gösteriyor bu taşı diğerine oranla biraz daha kalkıp duruyor ve gülün diyerek yanında belli bir gamze oluşuyor. Takım elbise içine fit bir fiziğe sahip spor yaptığı kesin düzenli özelliği planda biri herkes Niğde erkek tipi uzun boylu bildiğin erkek." Annem aklından geçeni değil de söylediğim tarih pek bir garip gelmiş gibi süre bana baktı. Ardından masaya bıraktığım telefonumu aldı. "Ne yapıyor?" diye merakla bekledim. "Soyadı Bahrem oldu değil mi?" diye sorduğunda başımla onayladım. Birkaç dakika sonra annem telefonu masaya bıraktı. Ekranda internet görsellerinin açılmış Tarhan'ın serti duruyordu. "Normal erkek dediğin böyle oluyor kızım," dediğimde baktım. Kısa bir nefes alıp telefonda görseli kapattım. "Daha ne diyeyim annesi." "Adam ben sen işte ve Zap hayran." "Ne aklımdan her ne geçiyorsa kesinlikle öyle bir şey yok. İyi bir gözlemci olduğumu biliyorsun neden altında mı çıkardın ki? Adam yakışıklıysa ne olmuş bana ne bundan?" "Evet Feza Sanane bundan sakın aklından çıkarma bunu. Nasıl bir karakteri vardır necla Allah bilir. Herkesin etkileyici bir görüntüye sahip adam malı mülkü değerinde ama bunun senin hakkında bulandırması izin verme sakın. O adam senin patronun aklından geçenlere dikkat etmen gerekir. Bir defa bulandım mı temizlenmek zor olur." "Anne adımı sadece bir kez gör." "Daha önceleri de vardı bunu hanım sence?" "Sustum." "Emin ol o adamlar etkilenmedim." "Hani beni etkileyecek hiçbir şey yok. Talha da için rahat olsun. Ben de bir kulum ve de olsa olur ki." "Cidden aklım bakılırsa sen dursun önünde mı durmam diye iki gündür gördüm bu adam için yarın öbür gün filme siz bir adamı getirip anne ben bu adamı seviyorum dersen o zaman da durmam sen gönlüne layık olmayan benimle karşıma çıkarmasın. Eminim sana güveniyorum kuzum ben. Lakin herkes bu adamın görüntüsünü alınabilir yanılabilir kalbi kırılabilir. Sakın ola sen onlardan." Ama annem sustuğunda bir şey demedim. Neden bilmiyorum. Söyledikleri kalbinde birlik ip ağırlık yaptı göğüs kafesimiz sıkıştırdı. Gerçekten ben de onun görüntüsünden etkilenmiştim. Bu bencileyin. "Hayır, o halde neden adamın her bir aranın zihin dedi ki?" Annemi haklıydı. "Bence yine hayır. Ben adamdan etkilenmedim. İnsan işini bilir. İnsan ister değil mi? Ben Talha behramoğlu'nun etkilenmedim. Kabız ile düşüncelerinden sıkıldım." Annem benden önce davranıp ayaklandı. Saate baktığımda zaman nefes ilerlediğini gördüm. Annene sohbet almıştım. Ayağa kalktığım sırada annem mutfağa girdi tekrar. Arkasında adamı görünce şaşkınlıkla bakakaldım. "Yavuz Bey bir yere." Bana baktığımda Yavuz mahçup pederle başını öne eğip anne baktı baktı. "Kusura bakmayın Feza Hanım anneniz ıslatince." Annem defa karıştı. "Dışarısı soğuk biraz sabah saatleri malum bir çay doldurayım." Yavuz "Sen de hazırlan." "Evet," dediğinde başımı salladım. Ben mutfaktan çıkarken annem Yavuz Akçay açık mı yoksa Demli olsun onu soruyordu. Hayret ettim. Biraz önce bana Talha'nın rüzgarını kapıma mu söyleyen annem şimdi onun sağ kolu mutfakta şahit oluyordu. Bu çantam alıp aşağı indiğimde annem yıldıza sohbet ediyordu sanırım iki gözükürdü bu adamı şu an masaya oturmasının sebebi nasıl insanlarla yayın olduğunu anlamak için dedi. İçimden kendi kendime güldüm. Annem cidden zeki bir kadındı. "Ben hazırım," dediğinde Yavuz "Sen ayaklandı için teşekkür ederim. Bir dar teyze ve rahatsızlık verdiysem Kusura bakmayın olur mu?" "Evladım yine beklerim," dediğinde annemin yüzündeki samimi gülümsemeyi gördüğümde bir kez daha şaşırdım. Yavuz'u sevmiştim. O kapıdaki arabanın arka kapısını açtığında anneme sağlayıp arabaya bindim. Yavuz'da çok beklemeden anneme teşekkür ederek sürücü koltuğuna geçti. Yol boyunca sessizdi aslında annemle ilgili bir şey söylemesini bekledim ama tek kelime etmedi. Dalgındı bir şey düşünüyor gibiydi. Bir saatlik yol boyunca iki kez telefonu çaldı. 2'sinde konuşmalar tek kelimelik oldu. Sanırım meşgul bir adamdı ve ona rağmen taraf ağabey beni alması için normal bir şoför değil de sana konu göndermişti. Bu da ilginçti. Eve vardığımızda içimden "İnşallah Tarhan evde değil de" diye geçirdim. Dışkapı yaklaştığımda Yavuz arkamdan seslendi. "Feyza Hanım yanlış anlamazsanız bir şey soracağım." "Tabii." "Babanız yani nasıl öldü?" İçimde kuytu bir karanlıkta saklanan küçük çocuk bakışlarını kaldırdık. Hatırlananlar tozlu sayfalar puslu görüntüler içinde kulak at. Yutkundum. "İntihar etti," dediğimde yol şaşırmadı. Kaşlarını çattı. Kokunu bildiğini anladım. Hakkımda her şeyi biliyorlar. Tabii birkaç saniye düşündükten sonra gülümsemeye çalıştı. "Özür dilerim," dedi. Başımı önemli değil der gibi salladım. Ardından Yavuz konuyu değiştirdi. "Bu aradan Deniz çok tatlı ve seveceğim bir de tıpkı anne gibi." "Şey için tekrar teşekkür ettiğimi söyle lütfen." "En önemli değil Yavuz Bey." "Beğenmediğim diyerek kafam karışık bir şekilde sordum da Yavuz gülümsedi. Orada onun da gülümserken bambaşka bir adam olduğunu fark ettim. Yazık ki Talha ya da etrafındakilerin de yüzüne mu sert maske yapışmıştı ve gülümseyiştir olmaz kenarında bambaşka bir yol olduğunu gösteriyordu. Ya hayır Yavuz diyebilirsiniz." "Peki sen de Feda diyebilirsin." "Peki bu arada Leyla ve tel hastaneler öğleden sonraya kadar gelmezler onu söylemem istendi." Ardından hiçbir şey demeden tekrar arabaya bindi uzaklaştı. Diye baktım. Bir de açık bahçe kapısına. Madem ki evde kimse yoktu Amcaoğlu beni boş bir yere getirmek için mi gelmişti bu adamda Allah'ım sen bana sabır ver dedim içinden tekrardan kapı zili çaldım. Alime abla bir yapının içinde Kapıyı açtığında gülümsedi. "Günaydın kızım." "Günaydın kimse yokmuş galiba Hastanedeler bugün bütün gün gelemezler." "Artık geleli mutfak sıkılmıştım ben de tek başıma kafamı vestiyere bırakıp mutfağa geçtim." "Şu an hazırda var mı?" "Yok o da Leyla ile birlikte gider az kaldı ağlayacaktı istemeye istemeye gittiler." "Eda sesini çıkaramadı tabi Talha ben yanında bütün çocuklar öyle diyerek çok zor bir işlem tüm enerjilerini tüketiyor çocukların Rabbim tez vakitte şifa versin kızıma." "Amin." "Alime abla ben de yardım edeyim mi?" "Yok hiç bulaşma sen Leyla bugün istasyonları yemek yiyemez hiç onun için sevdiği kurabiyeler den yapayım dedim." İşte olmasada kurabiye yer. Ver masada oturmuş Halime abla izlerken kendine bir şey koydum. O kurabiye için hamuru hazırlarken ben de onu izledim. "Ne zamandır çalışıyorsun buradayım abla?" "21 yıldır bu Ali'nin yanındayım ben evvelden annem babam çalışırdı yanında unutmayın sonra yaşlanıp memlekete gittiler. İkisi de ben kaldım. Nuhbey Salihli'de evlendirirdi bizi Salih bir eksikliği o zamanlar bakma şimdi böyle olduğunu ben de pek bir güzeldim bu hbed Allah razı olsun düğünümüz de o yaptı." Dedi gözlerini gülümseyerek. "Çocuğun var mı abla?" "Benim ikizler var olan ikisi de biri Buğra öteki de Tura ikisi de üniversite kazandılar bu yıl mühendis olacaksın inşallah." "Talha Bey'den Allah razı olsun kutlu ikisinide tanışırsın inşallah." "İnşallah." "Onu da İpekyol nerede şimdi?" "O ne var öyle burası daha beğeni parasını Leyla'yı da alır yemeğe giderler." "O kadar." "Peki Leyla'nın annesi fotoğraftaki o güzel kadın Halime abla?" Birden dondu ardından da bana baktı. "O Leyla'nın annesinin oh böyle kalıyor ama diyeyim kızım paraben yanında ailesi hakkında bir şey sormasın yasaklı zaten bize bir Leyla konuşur onu da garibim konuşacak kimse bulamaz ağlamaya başlar sonra bu yüzden Talha Bey çok kızar annesi hakkında soru sorma." "Anladım." "Nazar abla peki o zaman da burada nazarlar ailecek muhbete çarşılar onun dediğine de muhtemelen babasıyla çalışıyorlarmış büyük bir köklü aşiretler onlar nazarla Bahadır kardeşler diğer kardeşleri de ana babasıyla mı?" "Evet hastane onlar hastaneye ne demek soyadları duymadın mı hiç?" "Neyse duyma zaten nazarla bağırın böyle olduğuna bakma ailenin tek insancıl olanları bu ikisi diğerleri taştı var bilmesen senin için dahili." "Yavuz peki yavuzum araçların küçük olanı 167 yıl oldu herhalde." "Talha var ya başlayalım araçlar mı hani şu iklim valileri var ya biliyor musun şu milyonluk konaklardan bahsetmiyorsun değil mi?" "Evet onlar o konakların sahibi işte." "Uzun babası babası o kadar zengin kendinden sarayla etler böyle çalışıyor. Orası biraz karışık kızım boş ver boş vermem gereken geri söyledikten sonra sustum." "Nasıl yerde burası?" "Bazı aldığı Bahadır başka hikayede Yavuz başka kaldıysa bambaşka merak ediyorum ama ne kadar az bilirsem hayrı mı olacağı da kesindi bu yüzden uzatmadan susmak en iyisi olurdu onu anlamıştım." "Elma abla bir de bir şey soracağım Talha bize biraz soğuk mu?" "Tan abi herkes o kızım dedi gülerek onunla birlikte ben de güldüm ama Leyla ya başka selam söyle Leyla olmayaydı Talha ve tutmadı kendini kasıp kavurur her şeyi ondan belki Leyla'yı canımdan çok sever dünya bir kenara Leyla diğer yandan için o yüzden sen de otomatikman önemli oluyorsun işte de Lara en ufak bir şey olsa eline diken batsa hesabını sana sorar aman dikkat et ki Allah muhafaza Talha beyin öfkesine denk gelmesin." "Tahmin edebiliyorum," dedim patronun öfkesini gözümde canlandırmaya çalışarak. "Halime abla bu arada yaptığı kurabiyelerin eleştiriyordu ayaklanarak yanına gittim." "O Leyla elmalı kurabiyesi var mi diye sorduğumda Gülümse de sever tabi sevmez mi bi o halde ben de onun için elmalı kurabiye yapayım boş boş duruyorum bari aldığım paranın hakkını vereyim dediğimde Halime abla önce şaşırdı ardından bir şey demeden malzemelerine koymaya başladı. Yardım edecek yanına durdurdum. "Şimdi sen otur beni izle." Gülümsedi. Ben yavaştan acı karıştırmaya başlarken bir çay doldurup biraz önce benim oturduğum sandalye geçti. "Kaç kardeşsiniz?" diye sordu. "Biraz sonra sorusu olma sırası bana gelmişti." "Anlaşılır 12 diğer numarası acı olur." "O da Amerika'da." "Babanız?" "Babam hakkında konuştuğunu yutkundum. Bugün ikinci kez bir bomba soruyordu. Biraz önce hıza gerçeği söylemiştim çünkü bunu zaten bildiğin emindim ama annem ablaya diyemedim." "Babam ben küçükken vefat etti." "Allah rahmet eylesin." "Amin." "Annem yaşıyor musun?" "Evet." "Tanıştınız ney anlaşırsınız?" "Getir bugün buraya misafir edelim." "Buraya mı?" "Bence siz bize gelin misafirimiz olun." "Olur inşallah." "Annen için yatılı kalmak istemiyorsun." "Evet kocaman evde yalnız kalamaz ayrıca kalp hastası." "Haklısın tabii." "Ağabeyim dönmeyi düşünmüyor mu?" "İnşallah ben mezun olduktan sonra bir gideceğiz." "Öyle mi Amerika'ya gideceksin?" "İnşallah hayırlısı olsun kızım." "Peki yok mu nişanlın ya da sevdiğim bir falan?" "Yok yok abla meksi kalsın hayırlısıyla olur zamanı gelince ama şimdi başım kalabalık." Dediğim sırada aklım Ahmet geldi. Onu aramıştım. Aklımdan tamamen çıkmıştı. Birden durduğum için elime abla fark ettiğinden gülümsemeye başladı. "Kim geldiği hakkında?" "Yok öyle değil bir şey unutmuştum şimdi aklıma geldi." "Hadi hadi Kaçmaz." Ben de elmalı kurabiyeleri de bir güzel hazırlayıp diğerlerinin yanına koydum ve geri kalan tüm zaman yalnız başıma sıkılarak zamanın geçmesini bekleyerek geçirdim. İkindi namazından sonra kitaplıkta buldum Kur'an alıp bir süre okudum. Ardından çekilen kitaplıkta bulduğum bir romanı da alıp koltuğa geçip kaçıncı sayfaydı uyuyakaldım. Sonrasında kendime geldiğimde iki kişi salonda konuşuyordu. Erkek sesinin tel hayat olduğunu anladım. Demin ayaklandım hızlı orası kılına zarar abla. Talha kapıda bana döndüler. Nazar abla gülümserken Tarhan'ın sert bakışlar üzerinde olan the. "Leyla nasıl?" diye sordum. "Serhan'ın soğuk ses bu endişem yerini öfkeye bıraktı. İyi oluyor şimdi dinlensin." "Nazan abla evde tekrar sen de dinlen biraz." "Eda Leyla'nın bu üstünde beklesin bir şeye ihtiyacı olur diye uyandığında yemek yediğinde emin olun gerekirse zorla edin." Ardından hiçbir şey demeden çıktın. "Abla gittikten sonra bana dönüp yorgun bir gülümsedi. Leyla'yı mi diye tekrar sordum." Talha'nın biraz önceki soğuktan umursamayarak "Zor liginde iyi çok şükür." "Başında bekler misin? Ben de biraz dinleneyim." "Defteri almışsındır ne isterse vermeyeceğim ve ne vermen gerektiği yazıyor ve lütfen dikkatli ol tamam mı?" "Sana ben gözüne bakmaya çalış." Son cümleyi söylerken ki ses tonu bana acımış çıkmıştı. Talha'nın sesinde gittiğini fark ettiğini anladım. Başımla onayladım. "Onu anladım belirtisine hazır aldığını ağırlıktan sonra ben de üst kata Leyla'nın odasına çıktım." Topu yavaş yavaş içeri girdim. Leyla yatağına uzanmış uyuyordu. Ara kapıyı kapatıp yavaş adımlarla eta yaklaştım. Leyla'nın yüzü sapsarıydı terlemişti saçları anında yapış yapıştı. Hemen banyoya gidip bir havlu aldım. Leyla'nın andaki ter damlalarını kurulayıp saçlarını geri gittim. Alayı boyuna bastırdığımda "Anne" diyerek zayıfladı. Annesine duyduğu özlemi ses tonu ancak bu şekilde yansıtabilirdi. Ardından geri çekilip yatan bezlerindeki tekli mavi koltuğa oturdum ve Leyla izlemeye başladım. Neden Leyla'nın annesinin yanında değil de Talha'nın yanında yaşadığını merak ettim. Buna sebep olan neydi? Leyla gibi bir çocuğum bir harbiden çok anne ve babasını ihtiyacı vardı. Talha'nın anne baba görevini tek başına istendiğini görebiliyordum ama bu da şimdiye kadar.
Zaman ilerleyen arkadaşlarımızdan güç olarak sordum. Yavuz, yanlış anlamazsan bir şey soracağım. Neden önemi yok dedin? Biraz karışık bir annem var. Birinin adı, bana da Kemal. Bir de kardeşim var, Bulut. Yani ailem sanırım onları takip... Evlatlık olduğunu öğrenene kadar. Sonrasında babam verdiği tüm haklardan vazgeçtim. Talha ile arkadaşlık, sonra yanında işe başladım. Bu çok normal bir şeyden bahsediyoruz ki bunu bir çırpıda anlat. Işınlan anladım ki ya bu olayı ona ağır geldiği için aklından perdelerinin gerisini atarak düşünüyordu ya da gerçek... Ben senden gelecek kadar güçlüyüm. Peki gerçek halen diye sordum. Bu defa bilmiyorum. Aramadın mı? Aramadım. Beni diye... Şimdi yetimhaneye bırakan bir hale beni büyüten bir yerden daha kötüydü. En ne sebeple olursa olsun, neden yanlarından ayrıldım? Peki babam, yani Kemal... Babam beni evlatlık aldığında amacı Bulut arkadaş olmamış bir evlat değilmiş. Yine de birini... Annem beni gerçek evlendirmiş gibi severdi. Babam da öyle. Lakin Bulut gibi değilim. Onun için onlarla görüşüyor musun? Ben babamla... Hayır. Annem oraya gün bu da tane çalıştığım için benden nefret ediyor. Talha ile nelerdir var? Yavuz güldü. Bir derdi yoktu ama benimle çalışınca oldu. Talha bir düşman kazanmıştı. Seni bu danışmandan sevmiyoruz. Şampiyonlar Ligi görmelisin. Şaka olarak söylediği şeyin ciddi olduğunu falan... Şirketine gittiğim bugünü anımsadığımda anlamıştım. Bunun benim gitmesi gerekirken neden normal karşılıyorum diye düşündüm ve istiğfar çektim içinden. Bu daha çok farklı bir diyerek kendi kendime söylediğimde Yıldız iki sahnesinden bana kısa bir bakış attı. Şu evlilik mevzusu yüzünden mi? Biliyor musun? Evet, anlattı ama ben onu anlayacağını düşünmüştüm. Anlıyorum. Leyla için basit bir evlilik. Yine de biriyle evlenmek... Benimki ne kadar basit durmuyor. Yavuz birkaç da karıştırdıktan sonra konuştu. Tut ha sevdikleri mevzu bahis olunca gözü kara biridir. Leyla için her şeyi yapar. Blenderize için hiç düşünmeden on kişiyle yüz kişiye kafa tutup Suriye gitmişti. Zeytin babasını içine falan ver. Zaten Leyla bahsetmişti biraz ondan beşinden. Zeytin. Peki bu Suat hızlanıyor musun? Tanımazsın onların alır edebiliyor musun? Google firması olan... Elbette ki biliyorum. Sabır. Mehmet Zeyd Hazar ay tutar en yakın arkadaşlarından biridir. Benim de öyle. Peki dediğim sırada ve sözünü kesti. Bugünlük bu kadar. İlk azaltımı uzatmadım. İlk zamanlarda sorduğum sorulara cevap vermesi de yanlarında kalıcı olduğunu fark ettiğinden olsa gerek. Yavuz'un sorularıma cevap vermesi oldukça lüks sayılıyordu benim için. Bu yüzden üstelemedim. Aklımda olan diğer soruları başka birine bıraktım. Tamam. Yolculuğun geri kalanında sessizdi. Yavuz tuhaf biriydi. Sert yüzü, duruşu bana hep bilinen atıp duruyordu ama çıkaramıyorum. Daha tuhaf olansa annemin onu olan sevgilisiydi. Yavuz'un hiç çekinmeden bir sevgi beslemesi ise da tuhaftı. Yine de şöyle ki annem onu gördükten sonra Talha'nın ve onun kötü bir insan olmadığına karar vermişti. Belinde taşıdığı fiyatına ver. Siz tabii ki bu o ise yine de onun iyi bir insan olduğunu düşünün miydi acaba? Ya gerçekten kötülerse ben ne kadar aksini seslendi hiçbir zaman emin olamayacaksın galiba. O eve geldiğimizde bana diri kapıda beklerken gördüm. Yüzündeki ifadeye bakınca bir şeyler olduğunu anlamıştım. Yavuz'un da karşılaştırarak yanına gittiğini gördüm de bunu dönemin oldum. İkisine de baktığımda Taylor ya bugün nasıl bulurum diye düşünmeden edemedim. Çekinerek eve girdiğimde Leyla'nın sesini duydum. Lütfen dedi, ikna edici bir ses tonuyla. Hayallerim Leyla, sakın Şükran teyze arayın falan deme. Selanik adı sert ve tartışmanın bittiğini gösteriyordu. Yanlarına gittiğimde ikisi de bana döndü. Sonunda kahvaltı masasında dediler. Talha'ya kısa bir bakış atıp mesafede videonun da günaydın dedim. Karşılık vermedi. Onun yeni Leyla gülümseyerek konuştu. Günaydın. Elindekine gülümseyerek elimde tuttuğum kapaması eğlendiğini bıraktım. Annem ıspanaklı börek yapmıştı. Peyniri de var senin için getirdim. Cidden mi? Dilber Teyze biraz daha sevdim. Otur hadi hep beraber yiyelim. Bildiğini başlamıştır de yedim ben. Afiyet olsun size. Bu Yavuz abi ile çağırıyım? Bu sefer böyle diyerek yakalanmıştı ki onu durdurdum. Annem orada ayrılmıştı. Verdim ben Leyla'nın karşısına oturdum. Kabın içinden birkaç dilimi tabağa koyup onu uzattım. Tane döndüğümde onu bana bakarken buldum. Çenesini kasıyordu. Az sonra dişlerinin kırıldığını düşündüm. Ardından masanın üstünde duran elini sıktığı fark ettim. Biraz önceki sesin cesaretini kaybederek sıvı haline çıktı. Siz sen de ister misin? İstemez dedi. Ses turizme çarparken ardından ayağa kalkıp Leyla yanağından öptü. Çıkıyorum ben. Kendine iyi bak. Bu Seyhan'ın arkasından ben de Leyla'da bakakaldık. Neden öfkelendiğin elbette anlamıştım. Daha gelir gelmez onu sinirlendirecek ne yapmış olabilirdim ki? Leyla'ya bir bakış attım ama onun da benden bir farkı yoktu. Biraz öncesine ara böyle tanıştırmak istediğimi söyledim ama kabul etmedi. Buna sinirlenmiş olmaz sefer ha çok farklı bir dedim. Bir günde iki kez aynı şey söylerken nasıl farklı ne hissettiğini anlamıyorum ya da ne düşündüğünü tahmin edemiyorum. Halbuki çok kolay de Leyla börekten bir sır kalırken abim sadece güzelsin demez. Denize nazır bir yerde güneşin akşamüstü Ali gibisin der. Çok güzel söyledin dedim. İşten gülümserken o an fark ettim. Talha kendi içinden anlamaya çalışmam laf ileydi. Onu en iyi Leyla bilirdi. Elbette burada önce düşünmediğim için kendime kızdım. Leyla'nın çayını taciz ederken bir yandan da aklındakileri aktarmak için kelimeleri kovalıyordum. Yani diyorsun ki Talha dolaylı bir adam. Abim işlerini farklı belli eder. Seni seviyorum demez mesela. Kendine iyi bak der. Saçlarımdan öper. Özledim deme. İlaçlarını içtin mi diye sorar. Sen Hanım birini sevdiğini nasıl anlarsın mesela? Leyla bir süre düşündü. Sahip çıkar, korur, kollar. Eksikliğini giderir. Bir sıkıntısı varsa düzeltir ama kendinin yaptığını bilinsin istemez. Ev seni düşündüm ama bi sonuca varamadım. Velâ sorduğum soru için kendimden utandım. Ama madem başladım devam etmeli. O bir kız mesela ağabey Sevsene yapar. Leyla abla biri değildi. Elbette burada durup gözlerimin içine baktı. Tek başına falandı bir şey diyecekti. Vazgeçti. Onun yerine soruma cevap verdi. Yanında tutar bu evlenelim bitter. Leyla'nın yakınları çayı ağzından aşağıda girdi. Abim sana evlenme mi teklif etti diye sorduğunda afalladım. Dürüst olmakla olmamak arasında kaldım. Kısacık bir anda ve olmayı seçtim. Hayır canım ne alakası var? Sadece sen yanında kızar deyince aklıma geldi. Leyla bana bakmayı sürdürdü. Ardından PC lazım silip ciddi bir ifadeyle bana baktı. Feyza abla ağabeyimi biri Gerçekten senin için çok farklı bir dünyada bulunuyor gibi olabilir ama öyle değil. O da bir insan değil mi? Tamam, bazı hareketleri sadece Talha Behramoğlu klasik kabul ediyorum ama onu Benim abim yapımında bu yani. Her senin ona karşı... Hayır Leyla, gerçekten öyle bir şey yok aramızda. Şükür ki de la istemedi. Sessizce kahvaltısına devam etti. Akşam üzeri Leyla ile sonda otururken biraz dalgındı. Kitaplıktan aldığı kitap okumaya Çalışıyordum ama yarım saattir aynı sayfada olduğunu biliyordum. Düşündüğü şeyin ne olduğunu merak etmeden duramaz bu ve sessizce kendisinin anlatmasını bekledim. Az çok tahmin ediyordum dayanmayacak ve sonunda atacaktı. Birkaç dakika da kitapla bakışmayı sürdürdü ve Nihayet elindeki de bırakıp an alındı. Abim nasıl bir fiziksel olarak diye sordu. Birden önce şaşırırsan da ona belli etmemeye çalıştım. Leyla'nın Talha'nın kardeşi olduğunu kendimi atarak soruyu birkaç sene düşündüm ve dikkatli bir şekilde cevap verdim. Her genç kızın de el tipi çok yakışıklı değil mi dedi. Gözlerini çizilerek bazen dışarıda onunlayken tüm kızların gözü üstümüzde oluyor diyerek sürdürdü konuşmasını. Abi Siverek gülerek cevap verdim. Allah sahibine bağışlasın. Bu Amin. Feyza abla senin hiç erkek arkadaşın oldu mu sorusuna şaşarak Birkaç saniye deliğe baktım. Bu defa ben derinde kitabı kapatıp yanına bıraktım. Hayır. Peki hiç birine aşık oldun mu? Ayır olması gerektiği olmadı. Aşık olması gerektiğine göre ayrı canım. Elbette ki değil. Aşk Fikri birini çok sevme Fikri çok güzel. Lakin doğru zamanda ve doğru yerde. Şimdiki zamandan ve Mekandan insanın içi ürperiyor. Bence insan hayatında sadece bir kişiyi görür ona aşık olur sever bu onunla evlenir. Peki nasıl bulacaksın doğru kişi? Bir insan hisseder. Leyla bir yerde okumuştum diyordu ki doğru insan sevgiyle büyütülmüş olduğu için kendini belli ediyor kestirip atmıyor gönül almayı biliyor ayrılmayı değil onarmayı tercih ediyor güzel seviyor sarıp sarmalıyor ve bayağı iyi oluyor tanıyorsun görünce yani Zaten evin nerede görsen tanırsın abim gibi düşünüyorsun sefer adam böyle düşünüyorum yok. O da çok tutar kolundan yanıma aldığım kafasında ama hissettiğimde diyor. Peki ya o kız gelmek istemezse o hissetmiyorum diye sormadın mı? Sorduğum ne dedi ve o da seviyorlarmış zaten. Eğer önceden kalbimin atfedilmesi hissetmedim zaten dedi. Bir de yine olmadı iki bacağından vurun zorladığımda sardım dedi de ilacı dibi adamın söylediği için birkaç saniye Birbirimize baktık. O ne düşünüyorsun bilmiyorum ama ben Tarhan'ın söylediği için yerine kendimi çoktan koymuştum. İstemeye istemeye oldu bende. Yüreğim sanki zorla Talha etti beni hem İstemezsen de zorla yanında Sardı Beni Tabii setiş olsaydım aşık olacak şey ise dermişler ha. Leyla'nın söylediğine göre benim hakkımda ne istedi acaba diye düşündüm bu defa. Ardından aklımdan geçen cümleler önce içinden kızdım ardından hemen bir sevgiyle silip süpürdüm. Leyla gülümsemeye başladığımda istemsiz ben de girdim. Aramızda tuhaf bir gelişme geçti sonunda girişmek al kanlara dönüştü ve kahkahalarımız Leyla'nın telefonunu çalmasına kadar devam etti. İkram develerin Annem yazısıyla Leyla hızlı oturduğu yerden doğruluk telefona cevap verdi anne de ya ben de adım geldiğinde Yarın geleceğimi söyledim olur mu? Tamam, ben de seni seviyorum. Telefonu kapattığımda yüzünde gülücükler açıyordu ki ilk defa ne arıyor? Normalde parama birkaç hafta Amerika daydı babamın özel bir Fizik Tedavi görmesi gerekiyordu. Bu yüzden birlikte gitmişlerdi. Saatler uymadığı için mi babamla ilgilendiği için pek konuşamadık. Şimdi havaalanındayım işlemleri mezarmış. Annen nasıl bir fotoğraf falan var mı? Leyla'nın Yüzündeki gülümseme dondu. Zorlamaya gülümsemeyi başaramadı. Maalesef yok yok diye çırak sordum. Yok İslam'a internetten gösterebilirim. Leyla telefondan internete girip Nida Sancak ismini aradı. Annenin ismini da Sancak mı diye sordum. Defa Hayır bu teyzem birkaç sene sonra bir şirketin haberler arasındaki kadının yana durdu. Tahminimce bir davete çekilmiş olan bir fotoğraf açtı. İkisi de Sarışın olan kadınlardan uzun boylu olan giydi abiyenin içinde çok güzel gör. Şu an ne oldu mu diyerek daha güzel olan kadın İşaret ettim. Leyla gülümsedi ve başıyla onayladı. Evet ama Bu resim çok eski. Yine de hala bu şekilde çok güzel sana çok benziyor. Özellikle Gözlerin hemen bu kadar güzel değilim. Hayır, çok güzelsin. Leyla'nın annesi ne bir tuhaflık vardı salonda gram fotoğrafından çok uzakta bu Ali. Ardından haberin yayınlandığı tarihe baktım. Çok eski bir tarihti hatta Leyla'nın bile doğmadı zamana denk geldi olmalıydı. Şey diyeceğim sırada bir araba sesi duyduğumuzda Leyla hızlı Telefondaki resmi kapattı. Ayrıca tarayıcı geçmişini silme ihmal etmedi. Anladım ki Talha bunu bile kontrol ediyordu. O annesinin resmin sağında durduğu haline nelerde olmayı tuhafıma gitmişti. Ama akıllı dönüp Duran soru Leyla'nın annesi ile görüşmesine neden izin vermiyor? Düşürdüm. Leyla ayaklanarak kapıya yöneldiğinde Ben de ardından yavaş şeyler dedim. Kapıyı vardığımda Leyla kollarını Tarhan'ın boynuna dolamış çoktan sanki bir haftadır görüşmeye gibiler. Aklım olur geldiğinde onu çok özlediğimi fark ettim ve gelir gelmez Ben de bununla böyle sarılacağım diye kendi kendime söylendim. İzinde istemsiz oluşan gülümseme Talha'ya baktığımda Onun da bana baktığını fark ettim. Bakışlarındaki ifade eden dolayı gülümseyen yüzünü oldu hala sabah köftesinin sürü olsun. Hayret ettim. Her neyse isterler kuruluşu ve bu sadece bana hissettiriyordu su yüklemesi yapılıyordu. Arkamı dönüp daha fazla onun bakışlarına maruz kampın içine girdim. Sen ha geldiğine göre benim de Gitme Vakti gelmişti. Beyza diyerek Bana seslendiğinde başla döndüm. Efendim konu Ben de la sonra geçsin kalbimin ritmini yükseldiğini hissettim. Ayrıca yüzünde sığındığını Beycan Peyda oldu içimde ve nereden geldi bilmiyorum bir tur attı korktum. Bana en son konuşalım dediğinde evlenme teklifi ile son bulmuştu konuşma. Bu defa ne olabilir diye düşündüm bu yüzden olduğum yerde durup kaldım. Serhan'a sert bakışları hala üzerindeydi. Arkası dönük çalışma odasına giderken ben de onu Yavaş adımlarla takip ettim. Koridora döndüm de Bildiğim tüm duaları ayarlamıştım. Çekingen Talha'nın beklediği çalışma odasına girdim. Tıpkı önceki açık bırakarak bak sessiz bir şekilde konuşmasını bekledim. Nihayet bana döndü. Öfkesini sesiyle gayet açık edecek derecede beni şaşırtan bir soru sordu. Yavuzların da var bu yanlış duyduğumu farz ederek bir süre ona baktım. Talha kızgındı ciddi. Yanlış duymamıştım. Ne duydum diyerek ukala bir tavır takındı. Öfkelenmeden edemedim. Karşılar amca kılmıştı. Tıpkı onun olduğu gibi çenem katılmıştı. Tüm öfkesini kusacak yeri ben ve Uz arasında bir şeyler olduğunu imal etme arayacaktı. Bu nasıl bir soru? Bu bence gayet net. Ben adamlarından biri ile aranda bir şeyler olması için şey almadım seni. Senin ilgi alanın Yavuz değil. Leyla sesini yükselmesiyle bir adım geri gitmekten kendimi alamadım ama Elhamdülillah Öfkem korku bastırdı. Sen benim hakkımda ne düşündüğüne Dikkat etsen iyi olur. Yavuzda Gönül iş aramızda bir şey yok. Sesini yükselmesine mani olamadım. Nadiren alırdı bir şekilde Sinan'a bile bu denli öfkelenmişim ve bunu fark ettiğim anda sesimi yükselmesine pişman oldum. Gözlerimi yumdum. Bana yakışan bir hareket değildi bu. Hızlı istiğfar çekip tekrar konuştum. Bakın Talha ve Yavuzlar amca sandığınız gibi bir iş yok ha olsa da bu sizi hiç ilgilendirmez içmem ama ne olduğunu düşündüğünüz Amerika bilirsiniz beni tanımadığın için hakkında yanlış fikirlere kapılırsınız yanılırsınız. Şimdi İzninizle geç oldu gitmeli. Talha'nın bir şey söylemesine fırsat vermeden ayrıldım yanından ve bir Taksiye binip eve döndüm ve sonrasında Tüm gece uyuyamam. Onun acısını Sabah namazına uyanamam ödedim. Moralim bozuk canım sıkkındı ve üstüne bir de namazı kaçırınca Bugün hiç diye bir gün olmayacağını düşündüm. Serhan'ın Yavuzlar anda bir şey Mahallesi çok ağrıma gitmişti. Değeri gayrimeşru bir muhabbetin ulaşmak bunu aklımın ucundan daha geçirmiştim. Özellikle de yavuzda tamam onunla Sen ne olduğunu kabul ediyorum ama hiçbir zaman inancımın yasakladığı bir seviye sıcak şekilde değildi. Bunu Gayet net belli ettiğimi düşünüyordum ve Yavuz'un da bu sınır açmadığında emindim. Yapmadığım bir şey için itham edilmek beni kırmıştı. Bunu daha derinleştiren sanırım tel hanım bunu diye getirmeseydi bu Eğer gerçekten dışarıdan Yavuz aramızda bir şey varmış gibi görüntüler gidiyorsam Bu benim hatamdı ve bundan sonra buna dikkat etmeliydim. Bunu tane için değil başındaki ayet için yapacaktım bana yakışmaz çünkü. Annem kahvaltıda neler yaptım da klasik sorular sorarken Hepsine tek bize cevaplar verdim. Kahvaltını yaptıktan sonra gitme yerken Vakıf Bu arada dün gece sana ulaşamamış. Yurtdışından dönüş seansta gitmek istediğinde Vakfı unuttuğum için kendime kızdım. Yap yaklaşık bir ay oluyordu. Sense gitmeli olur konuşurum bugün onunla. Klasik sabahlar İbrahim ardından dokurken kapıyı açtım ve kapıda Yavuz yerinde Bahadır görünce şaşırmadım ama annem şaşırmıştı. Demek azından sonra Talha'nın Yavuz'un yerine Bahadır göndermesi bayağı İronik tea. Başısıyla annemi selamlayan Bahadır annemden şekilde karşılık verdi. Açıklama yapmadan Veda edip Arabaya bindim. Hazır arabayı çalıştırdığımda bir şey demedim zaten pek konuşkan biri değildi vardır ve benim de hiç konuşalım yok. Çok önemli bir sıkıntı mı var diye sorduğunda şişe bahadır'a baktım. Durum o kadar vahim görünüyor gerçekten ki ağzından iki üç kelime çıkan Bahadır bir endişelendi için konuşmuştu. Hayır sadece gece pek uyuyamadım. Bahadır Anladım der gibi başını salladı. Sonrasında ise yeni sessizleşti. Başka bir yola sattığımız gördüğümde şaşırarak sordum. Eve gitmiyor musun? Hayır boyunluk ve geldiği için değil a ziyarete gidecek seni oraya götüreceğim. Oh beyin evine gidiyoruz. Evet zehranın dün annesiyle konuşmasından unutmadım ki sabah erkenden buluşacak kadar özlemiş olmayı dönmesini. Leyla Madem annesini bu kadar çok özlüyordu ve seviyordu neden abisiyle yaşıyordu tarhanadan neden gizli duygularını aklımda oluşup Duran soru zincirinin cevaplarını böyle girip Leyla'nın ve Talha'nın annesini Hazin Bahrem onu görünce olacaktım. Araba Boğaz manzaralı büyük bir yanın bahçesine girdiğinde Talha'nın ya onun yanında çok mütevazı kaldığını gördüm. Oldukça farklı bir lüks evin içinde kendimi bir kez daha yabancı hissettim. Taş yolda bazı takip edip yürürken hayatımın hiçbir zaman fırsatını bulup da göremeyeceğim bu eve Benim yolum düşüren kalorim Hayret ettim. İçimdeki his büyüdü Ben gittikçe küçüldüm sanki. Kapıda Leyla'yı görene kadar Sadık birini görmek beni çok mutlu ettin de elle elle sarıldım kocaman bir gülümsemeyle karşılık verdi. İçeri girmek için ne bekliyorsun diye sordum. Sırada Talha yanımızda bilirdi onu dedi. Leyla göz devletten Hey gösterirken ardından büyük kapıya yöneldi. Talha'nın yanında yürürken fısıltı halinde Benim de gelmemi şart mı diye sordum. Ferhat'ın oranla daha sakin ve yetişmiş bir şey sonra net bir cevap verdi. Bu şarttır bu. İçeri girdiğimizde Tıpkı dışarısı gibi hatta Dışarıdan da fazla birlikte karşılaştım. Çok gösterişli bin dolar tablolar heykeller alıcılar ile donatılmış değer Gözümün değdiği yerlerini üstünü sevmedim Ve sonunda gözlerimi öğren şatafattan bakışlarımı kaçırıp etrafı oranı sadece Duran insanlar önermesi içtim. Bakışlarım önümüzde yürüyen hizmetli kızıydı. Sonunda büyük bir sonra girdiğimizde yine içerde en sade Duran kişilere takıldı bakışlarım. İlki tekerlekli sandalye oturan Oh Bayram oluyordu. Yaşını ve rahatsızlığını oranla çok Dinç ve genç görünmesi Beni şaşırtmıştı. Bana olan bak isteyen yakaladığımda Beni Baştan ayağa sözü Başımdaki tutup beni incelemesini umursamayarak Talha'nın yanında ilerledim. Bu iki kişi ise tekerlekli sandalye yanında ayakta Durmuş ona kollarını açarak yaklaşan kızına sarılan Leyla'nın annesiydi. Tıpkı Leyla'nın gösterdiği fotoğrafta dikkat ana benziyordu sadece yılların verdiği olgunluk güzelliğini değiştiremez ede gençliğinden bir parça alıp götürmüştü süresini oranla çok güzel görünüyordu. Yüzünün sol tarafındaki yeriz ne rağmen hem de kadının yüzündeki yara izini ilk gördüğümde seneler gibi oldum duraksadım adımlarımı şaşırtıp Talha kadına bakmıyor ama ben farketmişti beni hafifçe kaldırıp Bilmem İçime dokundu anında uzaklaştım. Yine de yüzünün sol tarafının gözün alt kısmından başlayarak boydan kaplayan veya benzeyen yara izinden bakışlarımı alamadım. De la annesine sebep onu öperken kadında Bağkur ve da Leyla karşılık verdi. Da diktik bakmayı kes diyenler Hanım Sultan ile çıkan sesi kendime getirdi beni yutkunarak ve üzüm yerleştirdim bir gülümsemeyle kadına baktım veya Rezine bakmaya dikkat ettim. Not benim Bakışların hala üzerimde olduğunu biliyordum ama bu rahatsız edici vakitleri yok saymayı başardım. Tarhan'ın bugün kimden aldığın belli oluyor şimdi Nuhbey umursamazken kadın tl ye başıyla selam verdi. Bir annende onu olan tavrından kilometreler uzaktaydı bu al seneden Sonra bakışları bana döndü ve gülümseyerek elini uzattı. Teyze olmazsınız de la sizden çok bahsetti. Kızımı bu kadar etkileyen kişi kim merak ediyordum. Kadının samimi olup olmadığı konusunda tereddüt ettim. Bakışları ve girişi samimiyetsiz ama ses tonu samimiydi. Yine de Nezaket olsun diyoruz. Akdeniz kıp aynı şekilde gülümsedim. Ben de sizi merak edip duruyordum. Sizinle tanıştığıma memnun oldum. Hazin Hanım o ortamdaki sert tavaya koyarak yüzlere yansıdı karşımdaki kadının ve emin arkasındaki not Ben yüzündeki ifade dondu. Yanlış bir şey yapan sadece Ben Olmalıydım ya da yanlış olmuş öyle bakışlarım anında Leyla döndü yüzünde bana Cihan bir ifade gördüm. Bakışları hızlı tarlaya çevrildiğinde Ben de ona döndüm ve emindim ki Talha behramoğlu'nun hayatımda bir daha asla böyle bir yüz ifadesiyle gelmeyecektim korku endişe hayal kırıklığı Hüzün nefret kim Tüm bu duygular tek bir maske Elini yüzüne perçinlenmiş gözlerinde birikmiştir saliseler sürdü Bu olay Neyi yanlış söylediğimi düşündüm bulamadım ben de sizi merak ediyordum mu Yanlış olan Zinde Tanıştığıma memnun oldum mu hangi cümle yanlış olabilir diazin Hanım o değil miydi bu Seyhan'ın gözlerindeki Duygu karmaşası dalgalı bir servisleri içinde bir renge bulunmaya karar verdi ve ona en çok yakışan Duygu'ya öfkeye döndü. Kehribarın içinde siyah bir alev topuna dönen göz bebeği karardıkça karardı öfkesiyle Beni çepeçevre sardığı Hayatımda en çok korktuğum anda sana beni Kolumdan tutup sürüklemeye başladığında ona seslendim Talha Beni duymadın emindim kolumu sıra Neli etten değil de demirden de sanki kemiğine batmaya canım yapmaya başladı sızladı kolum sıvıyla birlikte Korkum da büyüdü tahta Ben dışarı çıkardı arabaların farkedildiği otopark getirip beni atacaksın arabanın kapısına doğru gittiğinde oğlum acıdan feryat fidandı siyah beğenmeye çarpma dengemi kaybedip yere düştüm depolama bu muameleyi yapmasının altında yatan sebebi hala anlamamıştım ta ki Talha tırnaklarını etine geçireceksin vurun sıkıp arabanın camına getirinceye ve kanlar damlayan elinde biriken öfkesiyle o Üzerime doğru kükreyinceye kadar ya o kadın benim annem değil bilse sonrasında insanın yaptıklarına ve yaşadıklarını inanmadı zamanlar olur ya hani ben bunu neden yapıyorum neden katlanıyorum diye Kendi kendinize sorup durursunuz yaptıklarınız onaylamazsınız ama yine de aynı şeyleri yapmaya devam edersiniz işte ben de işimin bin parçalarına dan farksız olduğu bir zamandayım her bir parça da yansıyan farklı bir ben görüyorum Hepsi tanıdık Aşina ama bazı sürekli lerimiz bana benzemiyor. O bana benzemeyen yansımalarda ki süreçlerinden şikayetçiyim bir kaç zamandır mantığım geri alınmış sanki fıtratından kararlarını sorgulayıp duruyorum ama iradem sıfır durumda istemsiz katlandığım devam ettirdiğimiz yerim olmuştu ve o Filiz Gün geçtikçe büyümeye devam ediyor gözlerinin önünde koparıp atmak için hakkında Binbir düşünce oluştururken bunu asla eyleme dökmeyeceğim dökmeyeceğim anlamıştı mı 12000 tüm duvarlarını Her gün biraz daha detaylı resminin çizildiği kişi tarafından incitilmek çok ağrıma gitmişti nasıl gitme Cindy Demir bileyip bükülür de Yürek nasıl kırıldı incinmesinde ki bu hikaye de kötü kalpli prensle karşılaşmıştım ve bu rolde in silmekten kaç almayacaktım bu düşünce bir kez daha yanlış duygulara büründüm farkına vardım yazık ciddi anlamda Aklımın bulandığını düşünmüştüm Neydi bu kadar duyguların konusunda beni zayıf idareli yapan Hasta biri olan merhametin mide almamızı sağlayan onun soğukluğuna ihtimalle çekilme sebebim neydi böyle duvara toslar demişti etrafında dönüp durduğum taşlardan bir şey inşa etmeye niyetlenmiştim yoksa Yazık o taşlar Sen bu ürün üzerinde katlanarak oturtulmuş to bir şeyler içime saplanıp kalmış tıbbi iyi misin İyi oldun sesi endişeliydi Birkaç adım hem de olurmuş oturduğu banktan bir Allah bizi seyreden beni bekliyordu evden talandır kesin den beni alıp çıkardığı için ona Milletler olmalıydım ama değildim çünkü Tıpkı Talha gibi odaya kırıklığıydı iyi bir hediye olan düşüncelerim artık ta siklemiyor bunu insanın fıtratında var diye olmak değil mi Lakin Talha Bu iyiliğini karanlıklarda bırakmış gibiydi karanlık tarafı seçmiş gibiydi Tüm bu karanlığına kaydettiği tek kişi leylaydı sanki iyi olan yani Leyla tatmin ediyor gerisi Neyse yüzüne dönmüyordu karanlık Bu adamları tarafından insanların süt beyaz olmayacağını biliyorum Yavuz'un da tıpkı Talha benzediğini düşünmem Bu yüzden de yaklaşık bir aydır ilk defa istifa etmeyi düşündüm sadece sessizce oturup sakinleşmeye Beklerken Yavuz'a beni sahile bırakmasını istediğimde beni bırakıp sanırım tekrar Talha'nın yanına dönmüştü ardından yine beni almaya gelmişti Leyla istemişti sanırım Çünkü Tarhan'ın son gördüğümüz ifadesi beni öldürmek istiyor gibiydi ve o durumdayken beni gör oy vereceğini sanmıyorum bu ve Zap Yavuz bir yardımda atmıştı ona doğru başımı iyiyim der gibi salladım ses endişeliydi cevap vermeyince sakin teskin edici bir ses tonuyla devam etti Senin bir suçun yok dedi Alaycı bir gülümseme oluşturduğumda bir kabahatin olmadığı bilen bir tek oydu sanırım kısa bir nefes aldım bugün niye beni almaya Sen gelmedin diye sordum Yavuz'a ellerini ceplerine koyup yüzünü karşıya çevirdi yaramaz gülümsediğini fark ettim patron artık seni almaya şimdi bu arada verdi neden diye sordum Bu defa ilgisiz bir şekilde omuzlarını silkti Bilmiyorum neden diye sorma pek Eğer bugün Bahadır'ın yerine gelip Sen beni alsaydın kimin yanına gideceğimi söyledim derdin ki o kadının hazin hanım değil Sana daha önce anlatmadık evet sizin atanız ve Senin patronun bunu anlamayacak kadar öfkesinin acizliğin oraya bir adam ve yorum üzerine Yavuz kaç tane çıkıp buna kısa bir bakış attı Talha ile aciz kelimesinin yan yana kullanan tek Gitsin dedi sinirle güldüm Öyle değil mi değilse annesi konusunda hassas olan bir çocuğa Onu anlamsızca kötü bana hatırlatın da ne olmasını bekliyordun ki Bu patronun haklı olduğunu düşünüyorsun Hayır sana tavrı konusundaki değildi yanımda olsaydın Bunu engel olurdu Anladım Yavuz Talha'ya kocasız bir bağlılık ve saygı besliyordu ne kadar onu nasıl olduğunu düşünüyor olsada yinede Talha'ya toz kondurma yazacaktı Onun bu balığına ve Talha yanlış bir şey yapsa bile onu anlayabilen yapısını Evet ettim o sayfayı olan bu balığın sebebi ne diye sorduğumda bir süre sessiz kaldı düşündü cevabı bilmediğinden değil de nasıl söylemesi gerektiğini de artıyordu bu selha kaybetmenin ne olduğunu bilen bir adam ve bunu bilen bir insandan daha iyi bir dost olamaz Bana etrafında sorular var geçebilirsin Sen içine alır dünya Yansa sana zarar gelmez daha iyi Çok iyi tanıdığını da orada öğrendim emindim ki Yavuz kesinlikle unsurların içindeydi Ve sanırım sadece ben gerisini dedim kapısını daydım ne çalıyordum o kapıyı ne ayrılıyordum oradan ne de Teala beni içeri almaya niyet neydi onun etrafındaki herkesi koruyup kollar Ken Sevgi beslerken ben asla o surların içinde olmayacaktım kendi kendime söylendim bu niyetim o surlardan içeri girmek değil Yavuz duyduğumu duymadım bilmiyorum birkaç saniye sonra konuştu şaşırdın değil mi Bana da olmuştu uzun sürdü Gerçi rayların yerine oturması Neye dayanarak onu söylediğini anlamamıştım sanırım Tarhan'ın dengesizlikler den dolayı söyle söylemişti kimin iyi kimin kötü olduğunu anlayamıyorum Kişiye göre değişir dedi sevdiklerimize iyiyiz Diğerlerine kötü demek istiyordu anlamıştım Talha Behramoğlu felsefesi Sen nasılsın Talha diyerek birden sorduğumda Yavuz önce şaşırdı sonra giderek cevap verdi uzun biraz hem seni daha fazla üzmek istemem bundan sonra sinir etmek için biraz geç Beni dinleyip anlatmaya başlayacağını tahmin etmezdim ilgili gibi durmuyordu Bu yüzden öylesine söylediğim şeyi Yavuz'un anlatmaya başlamasıyla dikkat kesildim yemeğini yapıştırmak için anlatıyordu ya da anlamam beklediği için bilmiyorum sessiz onu dinlemeye başladım Ama sen sıradan birisin teyze anlatacağım şeyler sana ne kadar garip gelirim de alamıyorum inançlı birisin biz de müslümanız ama senin kadar değil yetiştirdiğimiz ortamlar farklı ondan belki de çok paranın hep şeylerden olmaz lezzet aklı Elbette bize de öyleydi babam var şirketin başında nakliye şirketi sözde ama farklı şeyler de var altında liseden sonra şirkette Ergin babamın yanındaydım bu Aman işte mükemmel olmadığını da o zaman öğrendi mi yine de babadır yani oy abdese her şeyin içinde si yapıyorsun İş yönetmeye başladığını West öğrendim onun gözüne girmek istiyorum Çünkü şöyle diğer şey yaptım ben sizde O zaman ne yaptın Bilmezdim sadece Babamın verdiği dört dörtlük yapardım ne işe diye sorarsan bana bir paket verirdi bir adres götürüp süren kişi teslim ederdim Hepsi bu içinde ne var ne yok Bilmezdim ardından biriyle tanıştırdı beni ismi a dendi onunla iş dışında konuşmam yasaktı ile oy kullanmaya saklı sadece işim olduğu zaman adını bulurdum adresi alırdım oraya gider paketi bırakırdım gerisini asla Bilmezdim maden Sadece beni takip ederdi babam Aslında adamdır ama konu ben olunca biraz sert davranırdı iş konusunda katıydı yalnız bulutu asla ulaştırmaz the can olurdu Ben değildim Yavuz sustu buraya kadar anlattıklarını anlayabildim ama Bunun neresini kötü olduğuna karar veremedim maden dedi adam kendini bıraktığı paket ne olabilir diye düşündüm içim ürperdi iyioz anlatmaya başladığında ülkece mi söylediğinde onu dinlememiştim ama bu adamların şaka yapmadığını unutmuştum sanırım sessiz kaldım daha devamında Ne olabilir ki diye geçirdim içimden Birkaç saniye düşünüyoruz sonra biraz kısık bir sesle devam etti Ama bu benim canımdır beraber büyüdük oynadık düştük dayak yedik aynı kıza aşık olduk ismi Zeynep şu an nişanlılar bulupta Sırf onun için kızdan Vazgeçtim canım dedim ya da kız ondan değerli değil benim için ben de onun için öyle yedim bitirdim Babam beni sırtoğlu yalnız kalmasın diye attı Kalmışam acıymış ama sonradan aslında bir iyi bir kötü olan ihtiyacı olduğundan beni yanına atan düşünüyordum Özoğlu pisliğe ulaştıramaz Çünkü duramadım daha dayandı evi terk ettikten sonra at durmadım bir süre kendi aklımca isyanlar dedim falan Sen neden su tekrar dudağındaki alacağı gülümseme dondu geriye doğru kararsız bir bakış attı ardından yavaşça gelip oturduğu Bank'ın en kirlisi ne benden uzatırdı geriye yaslandı Gözlerini denize dikti çok küçük işlerle başlayan adamlar bazen Milyonlar kazanır Kağıt toplama ile başlayan bir adamın yapılacak parayı kazanması gibi mesela İnsanoğlu fazlasını isteyip para da çoğunu çekmek ister Kendine buradayız gibi Bizim Alem biraz farklı Herkes Kendi işinin patronu ama daha fazlasını isteyen büyükler orada mı Örneğin Biraz önce gördüğümüz Bey gibi işler farklı türlerde edilir inançlar yok bu dünyada fesa Seninkiler kadar pembe değil Düşler gerş Artık eskisi gibi değil Çok şükür Ama babalar insanın Çok canını yakıyor hala olaya giremedim diyerek alaylı bir şekilde güldüm Yavuz'a anlatacaklarını daha başında olduğunu dafı kelimelerle süslerinden anlamıştım Eğer söylediklerinden sonra Talha'ya koşup istifa edersem ve Leyla yalnız bırakırsam kendime suçlayacak tıbu düşündüğün emindim korktum duymak istediğim şeyler olmadığı açıktı ama Diğer yanım şu korkmayan umursamaya feda can kulağıyla anlatacaklarını bekliyordu değil Onun göremeden anlatması için tekrar konuştum birazdan Bir mafya hikayesi dinleyecek gibiyim bu gerilim severim Allah korkusu görünüyorsun ama patronun dediği gibi Neredesin yine de bundan dolayı uzatmıyorum lafı sadece bizi yanlış tırmanan endişeleniyorum Sen hala benim hakkımda konuşmuşlar dışı endişelenen sevdin halen başlamasın Center ha yanlış Tamam ben düşünüyorsun öyle değil mi Zeki kısımları giderek onu inandırdım da olsa gerek uzatmadan devam etti Peki bizim alemde kurallar var o işlerin başındakiler sadece kendi işlerinin patronu olmaktan az almazlar Kral olmak isterler oğlum da onlardan biriydi ama başarmak nuhbey nasip oldu Ondan önceleri de varsa ve ama Demir değiştikçe rejimlerde değişiyor bir tek Has Düşmanlar var ki dertler ha ha odaklı Büyümek isteyen küçük Düşmanlar bir araya gelip insanı yerleri ediyorlar Tabii bunun için gerçekten iyi olması Neyse Eğer Windows olmak istiyorsan işini temiz yapacaksın peşini kirli etmeyeceksin herkes senin sağ elinde tuttuğu bu sebebi görecek ama sol elindeki bıçağı dostum bile farketmeyecek babamın sahile bulutu söyle de ben evlatlık sucuğun arama Kolay ver zaman bu Yavuz dibinden bir sigara çıkarıp yaktı Benim rahatsız olup olmadığı umrumda değil gibiydi sessiz kaldım ondan duymak istediğim daha önemli şeyler vardı çünkü yani sen kötü çocuktum bu değil telaş anamix Peki oyuncak bebek mi bıçak mı diye sorduğumda yüzünde küçük bir gülümseme belirdi oyuncak bebek olmadığı kesin diye dürüst olarak bıçakla değil gibi dedim İçimden bir yerlerde bir kahkaha yankılandı Biraz önce Kolumdan tutup beni tane adamım kötü olmadığını düşünüyordum saçmalık Yavuz söylediğim şeye gülümsedi ardından tekrar önüne döndü bu işler üç aşamada yapılır kuryeci Nişancı ve paket Nişancı kimse tanımaz kimdir nedir Sadece kolu edebilir kuryeci adres bellidir Koleji Nişancı bulur adres hediye teslim eder Nişancı dediği almaya gider Nişancı bulmak çok zordur ye istihbarattan bulursun ki bu imkansız gibi bir şey ya da akemek atarsın ki bunun içinde atlamamak gerekir yani zor O bir dakika yani Sen babanın Yavuz sessiz bir şekilde çözüm kesti ben koyacağım Babam da kuruyo giydi Bu yüzden tüm nişancılar iyi tanırım asıl ismin sadece değil götürmek olmadığını çok Sonradan anladım adres para söylenir Ben kurye götürürüm gerisini düşüncelerle der kime gider paket ne olur Ne Bilirdim Ne diyorsunuz zaten evlatlık olduğunu öğrendikten sonra bazı şeyler oturdu kıvamda sırf babam için yaptığım şey yapmak istemedim tabi bildiğin başka bir işte yok tanıdığım o Nişancı var istesem Milyonlar kazanabilirim Bu oluşturmadım bir patron buldum kendime hem de babamın nefret ettiği bir adam genç olarak yaptığım iki şimdi o Çetin Bey Patronum onun uyuşturucu işine Taşkıran bir adama götürmem için bir paket verdi Bir de adres adamları Önder bir önce haber verdim baget alıp yola çıktım nereden geldiyse geldi o merak Hiç huyum değildir bir Paketi açtım içinde bir doğum günü zarfı var bir de fotoğraf kızım İyi ki doğdun der yazıyordu Fotoğrafı görünce donup kaldım fotoğrafta Zeynep vardı tam Kapıdayım diye çalmışım Önder açmış kapıyı o an yapmam gereken paketi vermek buradan gitmek neşeli bulmuştur masası böyle yaptım Önder dediği alınca şaşırdı ama sevindirdi hızlı kaçtım oradan Ne yapacağımı bilemedim Zeynep olan sevgimi değil bu düşündüm Zeynep bir şey olsa Bulut önder'den daha çok kahrolur Hedef gönder miydi yoksa önder'e hediye olan Zeynep ve bilemedim Sen ne yaptın da ki koşarak Nişancı buldum yüzünü ilk Orda gördüm annenin yeni gördüğümde çok şaşırdı İlk kez bir kuryeci ile bir nişancı karşılaşıyordu o da benim vicdanım yüzünden kendimi değil adını tehlike yapmıştım Tabi ona göre hedefini Sordum söylemedi para teklif ettim Zeynep dedi vazgeçirmeye çalıştım elimden geleni yaptım sonunda kazandım tüm paraya mal oldu Zeynep'in Hayat bulutun sevdiği kızı kurtarmıştı mo üzülmesin para işte önemli değil o kurtuldu Yalnız da ben de senin elinden kurtulamadım öğrenince başka bir kuleye verdiği işi Ben duramadım yerimde ademden yardım istedim acıdı galiba Oğlum bilmiyorum yardım etti ye Nişancı nereye gittiğini öğrendi adenis ip araç olduğunu öğrendim orada çizdin mi hedefi değiştirmiş mekanı vardığımda Anladım istedim gitmez ama gittim kanaması ilk görüşümde O ruh beyin evinde toplantının yapıldığı gündü oy vermiştim silah sesleri duydum koştuğum için render olmuş ilerler çekilmiş nuhbey kanlar içinde yerde yatıyor Talha vurulmuş babasını korumak için bitti kalden Mahalle yaktı Tanıyorum onu As yok ama o zamanlar Hayatını kurtaracak kadar değil Çetin beni gördüğünde tel Anladım sandı o anda seçim yapmam gerekti ya bulaşmadan sessizce böyle bilecektim ki kesin Çetin önce terrahi sonra beni öldürdü ya da tarhananın olacaktı maden dışarıda eğer bana bir şey olursa çirkin öldürmesi için gereken parayı çoktan vermiştim hazırda bekliyor O gün bugündür selamn yanında demişti yanlışlıkla hayatını kurtardım Şimdi de benim için Bulut'tan farksız Biz Çetin Peki öldü mü Yavuz başıyla onayladı elindeki sigarayı hizmetin yerdeki çöp kutusuna atmak için ayaklandı İkinci soru Düştü Aklıma bu defa ürperdim neydi yani sonuç o adamı kim vurduysa o kötü olan mıydı Bunu da siklemiyorum Yıldızı gerçek anlamda İyi Aile Çocuğu sandığım için Aptalın teki ol o hala aptalca olabilirdim çünkü kötü bir olduğuna dayanamıyordum Peki Talha Yavuz sonradan bu işler ulaşmıştı ama Talha zaten hepsini değildi sonunda de döktüm kim öldürdü adamı sen mi Talha mı mı Yavuz sustu yutkundu yüzünde bir gülümseme oluştu beğendim artık gitmedi bu emin oldum kötü çocuk serhaddi Sonrasında ne Yavuz beni tekrar eve getirdiğinde ayaklarım koşarak gitmek istiyordu buradan Talha görmek istemiyorum onunla konuşacağım hakkında fikrim yoktu ona göre yanlış yapmıştım özür dileme eğitim dinlemek istemiyorum yanlış Yapan oydu bencileyin bilmediğim bir şey yapmıştım bu doğru Ama bunun için Talha'nın beni anlayışla karşılamasını istiyordum Lakin onu hiç görmek istemediğim kadar çok sinirli olsun emindim salon sessizdi Leyla yoktu Leyla evde olmasa dahi bu eve gelme zorunluluğu bir kere daha sinirlendim Madem benim için önemli olan oydu neden olmadığı zamanlarda bu eve gelmek zorundaydım ki o yavaş adımlarla ilerledim ama ayaklarımı sonradan resmin tamamını durdu Azize Hanım'ın Bir koltukta oturup dışarıyı seyrettiği kocaman fotoğrafa baktım oturduğu yerin şimdi sonun önce pis olduğunu fark
Ettim bu evde çekilmiş resim. Hangi zamana ait olduğunu merak ettim. Kadın incelemeye başladım. Gerçekten hiçbir benzerlik yok de Leyla'nın annesiyle. Nasıl oldu da karıştırmışım ki ikisini? Ciddi anlamda farklı vardı. Leyla'nın annesi olan inceleme makyajı yüzüne sarı saçlarını oranla bu kadın makyajsız doğal bir güzelliğe sahipti. Dudağın memnun bir şekilde yukarı doğru kırılışı, yüzümde birden Tarhan'ın gülüşüne canlandırdı. Benzerlik olağanüstüydü. Annesinden almış girişini. Kadın siyah uzun seslerin arkadan toplamasına, kulağındaki zarif yeşil taşlı küpesini yine tıpkı Talha'nın ki gibi uzun, gül kirpiklerini üzerindeki uzun, burada nakışlı elbisesine elini zarif bir şekilde çenesinin altında yerleştir içine. Uzun ne hazin Bahrem. Oğlum, bir fotoğrafı bile insan etkileyebiliyor sa gerçeğini nasıl olduğunu merak ettim. Talha gibi egolu, öfkeli ve hırçın, soğuk değil miydi yoksa tam tersi miydi? Anlaşabilir miydik? Onun da yoksa da tıpkı Talha gibi beni sevmez miydi? Kadının neden öldüğünü merak ettim. Arkamdan daha önce hiç aklıma gelmeyen bir soruydu. Kala Leyla'yı bu kadar sevse erken onların ve kardeş oldukları aklımın ucundan da geçmemişti. Leyla'nın annesi hayattaydı ve nuhbey iniş olarak yanımdaydı ama Talha'nın annesi ölmüştü. Baktığımda oluşan sorun yanına artık bir yere kadar dolduğunu fark ettim ve buraya kadar demem için bunların hepsini tl ye sormalıyım. Eğer Bursa çalışmamı istiyorsa, en azından bunu yapmalıydı. Aksi halde istifamı verip gidecektim. Eminim ki Talha bundan hoşnut olurdu. Bugün köftesinden sonra beni görmek istemeyeceğim. Denemedim. Bu yüzden ya bana kendi ile ilgili her şey alacaktı ya da ben bugün bu evden gidecektim.
Herkese selamlar. Başına kapıda görmüştüm. Evdeydi. Çalışma odasında olduğunuz. Emre ettiğimden hızlı adımlarla yukarı çıktım. Çalışma odasında önerdim kabın varlık olduğunu gördüm. Tıklatmak için yumruk yaptığım elimi kaldırmıştım ki içerden ismimi duyunca birden vazgeçtim. Bu Feyza iyi biri demiştin. Adını söyleyen ses yabancı birine aitti. Talha içeride yalnız değildi demek. Kim olabileceğini tahmin etmeye çalıştım ama elbette ki bir elin parmaklarını geçmeyen tahminlerin başına edip ardından terane sesini duydum. Bilmeyerek de olsa laf kalabalığı yapma mıydı verse dedi. İçerde konuştuk için ben zaten demek onu hiçbir şey anlatma mısın üzerine Leyla de kovanın niyet etmişsin. En cehennem sarması da et normal bak dediler ki internanın onu dinleyeceğini attı olacağını sanmıyordum ya ondan az etmiyorum da yeter. Ha bu defa ödediği haz etmediği ben alıyordum hala öfkeli olduğunu birden cevap ver içinden anlamıştım. Benden az etmediğini söylediğinde tarifsiz bir duygu ile kaplandığı için parasız hissettim o anda. Benzer güzel bir öneride bulunur Talha'yı kongresini halde Leyla için dediğinde alaycı bir gülümseme oluştu yüzümde.
Duygularım içinde bu Leyla. Şimdi burada olduğumu kendime hatırlattım. Merza tıpkı benim gibi alaycı bir ses tonuyla cevap verdi. Leyla için mi? Yeter. Sen de zevkli başlama. Sana bunu öfkeli bir ses tonuyla söylemişti. Yeter. Feyza'nın adını bile duymak istemiyorum. Demek ki bu onları dinleyerek yanlış bir şey yaptığımı biliyorum. Havada kalan elimle bu şekilde burada bulunmak bu tencere ciddi. Ama yine de ben senden bir şey varmış gibi bekledim. Benzer konuyu değiştirdi. Ardından tel hani gaz işe yaramış gibiydi. Leyla nasıl dün gece rahatsızlanmış yine ama donup kaldım. Leyla bir şey mi olmuştu? Ben yerken şaşırarak havada kalan elimi indirdim. Bana bir şey söylemişlerdi. Leyla ilgilenmesi gereken ki ben de ama nasıl oluyorsa Berzan olup bitenden benden daha önce ver oluyordu. Leyla'nın sabah ifadesi geldi aklıma. Yüzü biraz sorgun'da ama gayet iyi görünüyordu. Onun duygularını saklayabileceği unutmuştum. Neyi zaten dün geceki mesela olmasa İnci ile görüşmesine izin vermezdim. Annesi tabii ki kız mı göreceksen Mirza çekiç şırdan elimden bir kaza çıkacak. Talha bu defa sesini yükseltmişti. Ben Beyza yerinde olsam çoktan odayı terk etmiştim ama o orada bulunmaya devam etti. Süre sessiz kaldıktan sonra beklemediğim bir şey söyleyerek o teyzeden özür diledi. Islanmayan bir çocuk gibi. Tıpkı benim gibi. Tarlada şaşırdı. Ne adım gibi eminim kız gelip istifa edecektir. Bu da senin zararına olur. Asıl onun gelip benden özür dilemesi gerekir. Sen ha sen hayırdır ya? Aklın başında değil. Yine sabahtan bir de o sarı almışsın orası belli dediğinde merdiven bir kahkaha attı. Çok mu belli? Lakin olacaksın oğlum başıma Konuş sen konuş kalk git bana de bol canımı sıkıyorsun Zed yok sabah mahkemesi vardı.
Kapıyı tıkladım. İçeri girdim. Daha fazlasını dinlemezdim. Elbette ki. Peki size beni görünce şaşırdılar sanırım. Sözün üzerine geldiğim için dijital ha. Çalışma masasının başında oturmuş tutsak onu sandalye yaslamış sol elinde tuttuğu bir kalemle oynuyordu. Beyza ile görüşüldü. Talha'nın tam karşısında oturmuş dayağını sol bacağımı üzerine atmış oturuyordu. İyi bir görünüşü vardı ayır bayağı iyiydi. Bakışlarına denk bu geçirdim. İlk kez bu kadar koyu mavi gözlere sahip düğünde görmüştüm. Beni gördüğünde dikkatli bir şekilde bana baktı. O anla tanışma faslımızı yapması gereken Talha bunun yerine oturt elbise sonuyla ne istiyorsun diye sordu bana. Berzah anda benim de bakışlarımız tarlaya döndü. Beyza bilmem ama bana olan bak ister sert konuşmamız gerek dedim. Tek güzel bir sesle yoğun sıkılmaya başladım. Öfkesini ardında bırakarak aynı anda Benz ayaklandı. Uzun boyla karşımda durduğunda baktım ama bak işlemeden kendime dikkat ederek. İnsanı sultan renkli gözleri ırkları yolu insan baktığından ama eşsiz olduğu kesindi. Ben ver zakat dedi sakin bir ses tonuyla. Parmağındaki alyansı parıldadı. Elini uzatması şaşırmam ayrıca memnun oldum. Sessiz bir şekilde başımla onaylayarak ona baktım. Sert bir ifadesi vardı. Onu da tutar hangi bir ama ya da patronu oranda bu adam daha kibar ve nezaket sahibiydi. Ben Beyza ben de memnun oldum tanıştığımıza. Benzer Bey Berzah diyebilirsin dedi. İfadesi bir ses tonuyla tane döndü. Ardından yarın yemeğe Feyza'yı da getir dediğinde şişirerek on. Ama kızlarla bu tekliften memnun olmamış gibiydi ama itiraz etmedi. Ben de itiraz etmedim çünkü ben zaten değil tela yapmalıydım. Ver daha kat tekrar bana döndüğünde yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu ama keyiften değildi daha çok Allah yardımcın olsun der gibisin dendi. Ardından burda yanından geçerek çıktı odadan. Kapıya ardından kapattı. Birkaç saniye sonra tellere döndüğümde hala aynı pozisyonda olduğunu fark ettim. Beyza söylediği şeyler tekrar et zihnim de ondan haz etmiyorum demişti. Benden cidden az etmiyor muydu? Hadi ama Feyza dedi içimden bir ses. Bunu vücut değil o kadar net belli değildi ki anlamayarak tam bir hafta oynuyorsun. Aslında anlamıştım ama bunu duymak insanı epey garip geliyordu. Bu duygu içimde birikti. O zalimi kötü eleştirmeye başladı. Benden az etmiyordu ama benzai bir olduğunu söylemişti değil mi? İyi biri olduğunu bildiği halde ben naz etmiyorum demek aklımda birden oturan yapbozu hayret ettim. Aramızdaki zıplıne açıklanacak tek bir kelimesi vardı az belkader. Talabani emmi oğlu iyi bir olduğum halde ben naz etmiyordu ve ben Talha kötü bir olduğu halde ondan sustum. Daha seçimde biriken duyguları zorla sürdüm birer kepenk ve kapatıp için kuytularına attım. İçimde tomurcuklanan şeyi ayaklarımla ezdim. Eğer iradem Tarhan'ın karşısında beni yalnız bırakıp işe yaramıyorsa ben irade değilmiş gibi davranacaktım. Bu yüzden Teala yumuşamadan biraz önce Berzan oturduğu koltuğa oturdum. Hayata Tarhan'ın bakışlarının karşısında nereye bakacağımı şaşırdım. Bu vaziyette olmaktan daha iyidir ya ben istifa ediyorum buraya kadar. Talha bir şey söylemedi. Ben izlediğin farkındaydım. Bizim kızarmaya başlamıştı. Ellerim için terlemesini fark ettiğinde şaşırdım. İlk kez oluyordu. Korkudan mıydı yoksa heyecandan mıydı? Telanın bana bakışından heyecan duymam beni hangi mesele ediyordu ya ile ederim içimden karanlığımdaki Feza aydınlığa doğru bir adım attı. Orada her namazdan sonra ellerimi açtım rahmanı. Şimdi kalbimle sesleniyorum. Sen içimin bedenimi ve benim sahibimsin. İçinde filizden hiç bir duygudan haber edersin bilirim. Sana olan şikayetim Rabbim içinde filizlenen bu duygu en ne kadar ayaklarını değilsem suda bıraksam koparıp atsam asla bir işe yaramayacak eminim çünkü o duygularımın da sahibi sensin Rabbim. Eğer ki sen hayır buymuş lan bu öfkeye sarıp sarmalanmış bu başıboş kalpli bu adamın kalbimi amenna. Ama eğer ki bu kaybedeceğim bir insan gelip geçici bir duygu beni Feza olmaktan alacaktı ben alırım. Yalvarırım belli hali çekip ara bu durumdan sessiz bir rağmen çıktı yüreğimden. Gebze tamamıyla Star Han'ın sükuneti cesareti nereden geldi bilmiyorum ama ona döndü bakışlarım. Bana bakıyordu. O da gözlerine denk geldim. Neydi bu kistler nedir düşündüğü neler hissettiği anlayamadım. İşim daha çok sıkıldı. En zor da bu değil miydi? Kendi düşüncelerimizden duygularımız dönemin Ken karşımızdaki bulmacayı çözememek. Talha birkaç saniye sonra çekti bakışlarını gözlerimden. Oturduğu yerden doğruldu. Koyu kahve saçlarını asimetrik yüzüne nasıl bu kadar güzellik tattın uyku anda fark ettim. Kirpiklerin uçların eğer bir tanesinin göz kırpış ında usulü göz kapağına değişimi de düz bir burun kıvrımlı tıpkı annesini gibi çizilmiş Turan dudakları bir gülümsedim içimden. Başına çevirdi bu saydığım elması hafifçe hareketlendi. Giydiği siyah gömleğin kollarını kaplamıştı damarları fark ettim. Parmağına taktığı yüzük kolundaki saati kemikli büyük elleri o ile tuttu silah fark ettiklerim çoğaldıkça içinde dalgalanan hiç beni sanki bir uçurumdan aşağı attı. Ben de naz etmeyen adamdır beni oradan aşağı iten düşünce. Kendime geldim bugün. Ah Bismillah diyerek yutkundum. Bakışlarım anın dövmeden dijital hala sessizde. Birkaç saniye geçti ona bakmadan sessizce cevap vermesini bekledim. Talha gire ya sana tekrar bana değil önündeki masaya gitti. Bakışlarını kaşların çatık olduğunu fark ettim. Konuştu ama ses tonu yüksekliği ile bir alakası yoktu aksine zıt bir şekilde sakindi. Anlaşılırdır rahattı. En önemlisi ise samimiydi. Öyle hissettim. Ben sana öyle davranmam alaydım bir kabahatin yoktu anlarsın yani işim bu öfkelendiğimde kendini kaybediyorsun diyerek devam ettim. Sen Hanım bakışları var döndü aynı anda geri çekildik. Benden az etmeyen adam kendi usulünce özür dilemeye çalışıyordu. Devam ettim de mesela bayram oldu böyle özür diliyor özür dilemiyorum ne yapıyorsun peki ki eğer ki sana olan davranışım için istifa ediyorsan etme çünkü sen benim için değil Leyla şimdi buradayım lafı tamamlamayı kes sonra kırmadım sert devlete mataranın lugatın böyle olduğunu kavradım. İtiraz etmedim. Peki dediğimde Talha onu onaylama şaşırır gibi oldu. Ayağa kalktığım onun anladığı dilden konuşmam gerektiğini fark ettim. O bir çocuk ağladığı zaman sırf sussun diye onu her istediğini vermemezlik değil mi? Sen Hanım bakışları üstündeydi kolumu sıkı zaman buradan yer buluşacağım şey arkadaşlarımız attım. O Leyla için buradaysan istifa etmiyorum çünkü paraya ihtiyacım var ama sakın bir daha bana o şekilde davranma. Buna hakkın yok çünkü patronum olabilirsin ama bu sinirden deliye dön sen canımı acıtacak anlamına gelmez sen abi özellikle bir kabahatim olmadığı halde ben set atlamak zorunda değilim ve bu saatten sonra mümkün olduğunca sizden uzak duracağım. Bu Talha donuk bakışlarla yüzüne bakarken sessiz kaldı. Bakışlarının değiştiğini gördüm. Fırsat bulup da her odadan dışarı çıktım. Kapıyı ardından kapattığımda durdum. Elim biraz sonra yerinden fırlayacakmış gibi Vatan Kalbimin üstünde durdu. Biraz önce kafa tutturmadan bir mafyayı cesaretim alkışlayacaksınız sende ama fark ettim ki menisk olmamıştım. Kalbimin hızlıca çarpmasının sebebi korkum değildi emindim yine de ile getirmek almak istemedim çünkü bir kelime da yanarsam o işimde destan olurdu bilirdim bu isteyen korkuyordum ben ve şuan yaptığım şey aptallıktan başka bir şey değildi. Eline şu an önce biraz gevşettim ve namaz için yukarı Leylam odasına çıktım. Sonrasında sabah bilerek evden geçtim. Bazıları kabul yarım saat bekletme nedenim Talha'nın kahvaltını yapılabilen çıkmasıydı. Onunla karşılaşmak istemiyorum. Bu kadar geç kalma bir şey demedi. Çok şükür ben eve gel bu italya'yla kapıda karşılaştık. Birkaç saniye gözlerimin içine baktıysan da bir şey demedi. Ben de dün ondan uzak durmaya karar vermiş biri olarak ona günaydın bile demeden içeri girdim. Leyla kahvaltımı çoktan yapmıştı. Beni gördüğünde gülümsedi sonra dün aklına gelmiş olsa gerek mahçup bu şekilde bana bakıp yavaş yanıma geldi ardından bana sarıldı. İyi misin dediğin dedim selamı sıktık olumsuz dedi gülümsedim. İyiyim kuzum sen nasılsın bakalım bugün Leyla'nın mavi gözleri benimkileri oldu üzgündü hatta sonra ağlayacak gibi duruyordu yanağıma dokunup okşadım. Neyim güzelim gerçekten hem iyi olmasam gelir miyim hiç buraya sen beni bırak da neyin var senin onu söyle. Geçen gece bir şey mi oldu la la la başına olumsuz bir şekilde salladı. Ben size düştüm abim doktor çağırdı iyiyim şimdi sadece yarın sitesi var biraz neyse bırak almadım bugün benzer bir yemeğe gideceğiz harabi çağırdı sen de davet iyi misin evet ama gelmeyeceğim neden tanımadığım insanlarla ile rahatsız etmem lütfen gel hem arabayla çalışmalısın inan onu çok seversin Şükran teyzede çok iyi bilirim lütfen benim için ve o kadar ısrar ediyordu ki bakışların altındaki mor halkalar içmezdi gece uyuyamamış demek peki hadi o zaman sana bir şey göstereceğim dedi. Kolumdan tutarak bahçeye söylediğinde karşıma kocaman bir köpek çıktığında şaşırdım. Leyla yavaşça eğilip Reis gel oğlum dediğinde köpek koşarak Leyla'nın yanına gelip etrafında dönmeye başladı. Kim bu yakışıklı diyerek ben de köpeği sevmeye başladım. Abimin Zeyd abi getirip bıraktı abinin köpeği seneden Zeyd takılıyordu ki ben rahatsızlanınca abim evden gönderdi reise sonra Zehra bir bakmaya başladı. Neden geri getirmiş peki evinde artık bir prenses varmış iki erkekli aynı evde kalamaz mı istediğinde Leyla'yı anlamaz yaşına baktım o da dudak bakıp gülmeye başladı sanırım zeytin kız arkadaşı köpeği istemişti yani anladın mı uydu Leyla kim günlere ise başladı vakit geçirerek karşıladığı 3D hile kendi akşam üzeri Berzah ve halen evine gitmek için hazırlandık. Talha'yı kapıda beklerken buldum. Leyla sarılırken bakışları kısa bir an beni buldu. Bir şey diyeceğiz adam dinlemeden arabanın arka koltuğuna oturdum. Kararlıydım onunla konuşmayacaktın. Leyla'da aramızdaki gerginliği fark ettiğinde tarlaya tatsızlık çıkarmadığım bakışlar atıyordu. Yol boyunca arabada sessiz herkes. Ben de bir an önce bu yemek fazla bitsin ve eve gitmek istiyorum. Leyla ile tüm gün vakit geçirmek eğlenceli bir oluyordu ama Taha ile karşılaşmak istemiyorum artık hem akıl sağlığı hem de benim ruh sağlığım için. Nihayet vardığımızda Tarhan ip Leyla'nın kapısını açtı. Leyla indiğinde ardından ben değildim. Talha'nın rahatsız edici bakışları altında kapıyı ilerledik. Kapıyı mezarlığı yanında bir kadın açtı. Sanırım haliyle bu tıpkı onun bana baktı gibi ben de kadına baktım. Tesettürlü oluşuna şaşırmıştım ve çok güzel oluşuna da. Beyza'nın yanında yüzü parlayarak duran ince uzun kadın neler sarıldıktan sonra uzun kirpiklerinin altında duran kehribar gözlerini bana çevirdi ve ve amcası görünürken gülümsedi. Bu hoş geldin paraben dediğimde uzattı yerine karşılık verip ona gülümsedim. Ceza ben demem lazım asıl bilmem ne oldu Feyza içeri gir lütfen. Bir bahçeye kurulan yemek masasında Leyla'nın yanına geçtiğimde Talha ile karşılıklı oturduğumuzu fark ettiğinde değiştirmek için çok geçti. Bakışlarını üzerinde olduğunu bilmek beni rahatsız ettirdi. Leyla'nın şifre nitelediği kadına çok ısındım. Buna uzanıp sarılması çok hoşuma gitmişti sanırım ondan sonra az da olsa yabancı hissettiğim duygudan biraz sarılmıştım. Ardından zeyd'e ilk görüşümü ona da oldukça şaşırmıştım. Zeki ve avukattan çok dergi modellerine benziyordu. Yemek masası epey kalabalıktı hali haber zaman gerçekten sevilen insanlar olduğunu anladım. En yeni bir sayfamız var Leyla Sultan diye soran adamın Emir olduğunu söylemişti. Leyla bir anda tüm o da bana çevirmesine kısımda kötü bir niyet olmadığını biliyordum. Leyla'na gülümse bir göz kırparken yanımda oturan Talha'nın keskin bakışların altında lime lime olmuştum. Konuşmak yerine Emre çok kısa bir bakış atıp gülümsedim. O anda masada oturan haliyle göz göze geldik. Bakışları yumuşak gülümsedim sana yakışır yok sattıktan sonra Beyza mutfaktan varlıkları getireceğim yardım etmek ister misin diye sorduğunda şaşırdım ama bir o kadar da sevindim. Hayatta partisine mutfağa Gittiğimde her bardakları hazırlarken bana bakıp gülümsedi. Rahatsız edici olmasın evet dediğim daha bir süre sustu. Ardından bana bak bu yumuşacık bir ses tonuyla gerçekte Talha iyi biri bilmez miyim dedim. Başını sallayarak Leyla'yı olan anladım. Sence kendim için kötü hissettim onunla çalışmak zorunda dediğinde Talha'nın bana olan bakışlarını ya kadını anlamıştım. Bu olayı bilip bilmediği merak ettim. Evet çok zor hem de sert görünüyor olabilir ama böyle değil aslında biliyorum diyerek itirafta bulundum. Leyla'ya ve sevdiklerin olan hala ortadaydı. Nasıl olsa asılan şeydeki benden az etmiyordu. Ardından hazırladığı tepsiye elime alarak bahçeye çıktım. Herkes sessiz sakin bir şekilde yemek erken bir an bulunduğum andan keyifli aldım. Uzun zaman olmuştu böyle kalabalık bir şekilde güzel bir yemek yemeli. Şükran teyze ailem hakkında birkaç soru soru benimle ilgilendi. Aynı şekilde herhalde öyle aynısını yakın bir zamanda kaybettiğini öğrenmiştim. Ona rağmen bile acılı bir kadından çok huzurla bakabilen bir gibiydi. Bir yere onun benzer olan bakışlarına denk geldim. Hayranlık dolu sürdü her birisi Elise de o adamı sevdiğini anlatıcısını aydı. Onu evlendim beni sevebilme kanınla aynı duyguları paylaşabilmek çok çok eski bir şeydi ve almış getirecek kadar güzel hissetmesi için Allah'a şükür etmeliydi. İyi ki bunu yaptığını emindim. Onun konuştum o gece boyunca onun gerçekten harika bir insan olduğunu anladım. Tıpkı Leyla'nın söylediği gibiydi. Deliğe baktım da onun okuluna arkadaşı olduğunu söylediği bana sohbet ettiğini gördüm. Yüzyıl ışıl ışıldı güldüğünde onun bu neşeli anne ben de gülümsemeden edemedim. Gülümseyen yüzüm Salihe bakınca dondu. Onun da bana baktığını gördüm. Öfkenin yerine yatışmış bir duygu sevdim bu iyiydi bilemedim kalbim tekledi. Van'da içimde dedim çek şu bakışlarını artık geçti üç saniye ama yapamadım. Ne kadar süre onu öfkesinden uzak görebileceğim merak ettim ki merakım zeytin konuşmasıyla cevabını aldı. Bu evleniyorum dediğinde masada gittim gözler ona döndü. Bir süre sessizlik oluştu masa değil konuşan Benz oldu. Nereden çıktı bu diye sordu sert dostlukta Zeyd ona bakmadan cevap verdi. Birden eski işte en önemli soru kiminle diye sordu Demir. Bu defa Zed kararlı bir şekilde Tezel Şems dediğin detaylı anında Berzan da gözlerini ateşler çıktı ortam gerildi yüzler sertleşti. Söylediği kişi her kimse de keyifleri kaçmıştı. Bu saçmalama dedi Talha tıpkı benimle konuştu o ses tonuyla. Sana bu ses tonundan sonra patlamaya hazır bir herkesi olduğunuz etti. Biri olacak ki açıklama gereği hissetti. Talha ben sen rahat etme ne yaptığını sanıyorsun dedi. Beyza senin sözünü keserek Zed sustu bir süre ardından sakin ama kararlı bir şekilde konuştu masadakilere. Ya ben bir karar verdim size de onaylamak düşer beni yalnız bırakmayacağını umuyorum ardından masadan kalktı. Onun kalkmasıyla birlikte bizim de gitme vaktimizi belirten yüzüyle Talha da yakalandığında evden Ayrıldıktan a&t çıktığından ben ve Leyla baldırların dik vardığımızda Talha'nın bizden önce evde olduğunu fark ettim. Zeytinler bazı kapıdaydı konuşmak için gelmiş olmalıydı. Leyla yukarı çıktığında vardı Reza biraz bekleyebilir misin buraya bir şey almam lazım ardından senin evine bırakayım dedi. Ne olur bu dışarı sen ne olduğundan Bahadır beklemek içine girdim. Kapıda dururken salondan gelen barışı duydum. Sena yüksek sesle vardı bir davayı Kaybettim diye diyetini böyle mi ödeme düşünüyorsun mesele diyette yeter ha ha o adama bir söz verdim ben özellikle tartışıyordu başladım sözüne oğlum kimse değil hani Şems'in kızı bu kimse daha önce ne görmüş ne demiş kız hakkında söylenenlere duymadın mı o umrumda değil başkalarını duymayacağım görmeyeceğim ne Zeyd yeter sana şimdiye kadar hiç bir zaman sesini yükseltme dim Talha yanımda değil de karşımda alacaksın eyvallah senin yerin bamyanın drama kararım kesin. İkisinin arasında büyüyen kavganın içinde Tepe büyüktü mevzu her neyse Teala kesinlikle zeytin gazel şemsiye kız değerlenmesi istemiyor anlaşılan. Bahadır kapıda tekrar görmem duyduğum seslerden ve düşüncelerden sarıldım ve rahat bir nefes alıp evine gitmek için arabaya doğru yol aldım. Bugünlük bu kadardı sonrasında sabah eve gittiğinde Teala çoktan çıkmıştı ve Leyla tüm gün ortalıkta yoktu annesinin yanına gitmişti. Bugün de nazar abla Halime abla vakit geçirdim. Onlar sohbet ederken bir yer sonradan ablanın nişanı olduğunu öğrendiğimde çok şaşırdım. Anladım ki artık o da bana güven olmalıydı ki sonları açık konuşabilirsin benimle evlenmek içinde ne kadar bekleyeceksiniz diye sorduğumda gülümsedi. Bak bu yaz inşallah yeniden döndüğünde dedi gülümseyerek nişanlısının polis olduğunu şuan Doğu hizmeti yaptığını söylemişti. Akşama doğru mutfakta akşam yemeği için Halime abla yardım ederken sıkıcı bir gün bittiği için Allah'a şükür ediyordum. Buğra mutfağa girdiğinde gelip Halime ablanın gözleri ışıldadı. Aslanın bir şey mi oldu diye sordu abi sofrayı kurun dedi şaşırarak buraya baktım Leyla geldi mi bura bana kısa bir bakış atıp ardından masaj random aydan birini ağzına attı. Bilmiyorum abla bana sadece sofraya kurşunlar dedi demek oluyordu ki de la gelecekti. Nazar abla ile sofrayı kurmaya başladığımızda Bahadır gelip Nazar abla aldı akşam yemeği için oh be edeceklerdi alemi için sofra razı olduktan sonra Tura da Halime ablaya alıp yemek için bahçedeki onları ayrılan müşterim Ata götürdü. Sonunda yalnız başıma yemek masasında Beklerken etrafın çok sessiz olduğunu fark ettim. Telefonumu alıp böyle mesaj attım. Bu kuzu neredesin yemek yiyorum ben gelene kadar bir yere gitme olur mu yemek yiyordum ısıya baktım bir tek ben vardım. Leyla eğer babası ve annesiyle yemek yiyorsa bu yemek sofrası sadece Talha. Şimdi aklıma gelen şeyle birden ayaklandım acele edip hemen çıkmasam tel hala karşılaşabilirim bu kadar evde olmadığı için beni bırakmazdı. O yüzden Yavuz aramasaydım bir adım atmıştım ki Talha aynı anda sonra indi siyahlar içinde görüşüne bakmadan bakışlarımı yedim beni gördüğünüz şaşırdık sen gitmedin mi hala diye sordu yemek masasının başında dururken bir yandan da ceketini çıkarıyordu. Ben eve bırakması için Yavuz arıyordum sen ha bir andır aksa gibi olduysa da yavaşça sandalye oturup kollarını katlanmaya başladı. Bu defa ses tonu birden bire yine sertleşmişti. Yavuz yok açmadı zaten neyse ben taksiyle giderim sana afiyet olsun dedim umursamaz bir tavırla tam arkamı dönüp yürümeye başlar çok güzel dur dedi durdum. Yavaşça döndüm geriye yaslandı yemeğimi servis et anlamadım dedim yanlışlığını varsayarak sen cidden okulu taban puanları kazandın hala ona bakmaya devam ettim ki birkaç saniye sonra onun bana hatasını demeye getirdiğin farkına vardım. Okul puanı mı biliyor oluşuna tabii şaşırmadım yana laf yetiştirecek tim ve buradan çıkacaktım ki sanırım yarın bir işim olmazdı ya da sessizce yemeğini servis edip ardından açılıp gidecektim. Bu ikincisini seçtim. Yanına gidip sabahın elime aldım ve masadaki yemeklerden azar azar acı sos anda bol bol koyarak sabah ne bıraktım. Dudağın bir kenarını yukarı doğru kıvrıldığını gördüm. Anında yitip giden öfkenin yakasını yapmalıydım şimdi gidebilir miyim diye sordum sanki sesli otur dediğinde anladım elimle uğraşıyordu onu satmayan tavırları müze ne yaparsan yap benim dediğim olacak demeye getiriyordu içinden. Onun bu çocuk soru önergesine girdim ve laf dinleyerek kısaca sandalye çekip oturdum. Sena'nın yemek yerken özellikle acı sos kanalını gördüğümde keşkek olmasaydın da zahmet eseri diye geçirdim içimden. Ardından bakışlara masrafı yemekleri gitti özellikle de buranın ye diyo güzelim dolmaları acıkmıştım acaba yesem ayvalı mı diye düşündüm gitarla bu defa yemek ye diye emretti. Aç değilim diye desem yoksa yemek yesem denkleminde iken bakışların beni umursamayan tela ile doğu arasında gidip geldi ve dolmayı uzandı. Ama sen Hanım ikinci kez gülümsediğini fark ettim ama hemen askerime geri döndü. Ağzımızda yemek varken onunla zafer satışında bir açıklama getirdim sen devletin diyemiyorum dedim bir yandan da Halime abla bu lezzet için içimden daha derken sen öyle diyorsan eli Talha benim umursamayarak sonunda duyduğumda talala yemek yiyordu fark edeceğini bilerek onu izlemeyi kestim gitsem mi gitmesem mi diye düşünürken birden neden yalnız yiyorsun diye sordum cevap vereceğini sanmıyorum ama beni yanılttı. Sen varsın ben olmasaydım yalnız diyecektin sıkıntı yok dedi. Cidden onun için sorun olmadığını düşündüm. İnsan yalnız yemek yememeli çok yalnız hissediyor biliyor gibisin babam öldükten sonra annem bir fabrikada çalışırdı bazen gece mesela kalırdı abim de annemden gizli onun gibi gelmediği günlerde para kazanmak için çalışırdı yalnız kalırdım evde yemek yemezdim korkardım yalnız hissederdim bu Seyhan'ın diyen hareketsiz kaldığını gördüm diğer yandan da kime ne anlatıyorum diyerek içimden söylüyordum. Şu adama bir şey anlatma kalk git eve diyerek kendimi iyi hissediyordum. Bu yalnızlık demek kendine vakit ayırmak demektir neden ilave ihtiyacın olsun işte neden onun yalnız yemesin önemsemiş Team ki yalnızlığı bile paylaştığımı düşünsene sevdiklerinle bunun içi polyannacılık aldı. Sinirlendirdim cidden elimi görünüyor dediğimde onunla dudağının kenarı ile gördüğünü gördüm. Romantiksin sanırım senin de benden aşağı kalır yanın yok fazlası var dedi. Bu defa cidden benimle muhatap olsun şaşırmıştım onunla bu şekilde konuşabilir oluşumu siz geçti neden benimle konuşuyor diye bir ara şüpheye düştüm. Talha bir şey sormak istiyorum sorma ama sorma sustum. İçini kemiren sorular ucundan birinden tutmalıyız çünkü Leyla tam bir türlü öğreniyordum hep sessiz kalıyor veriliyordu onu üzmek istemiyorum bu yüzden Talha dinlemeye karar verdim. En sondaki resim annenin değil mi hala sessiz kaldığı itiraz etmedi evet deme şekliydi. Annen çok güzelmiş dediğimde bu defa açık bir şekilde gülümsedi hem de samimiydi. Gidişine takılıp kaldım bu adamın nasıl oluyor da kılınacak bir şekilde gülümseyebildiğini hayret ediyordum. Değerli şeyler gizli tutulur ya Talha'nın gülüşüne kadar değerliydi ki bunu gezi tutuyor esir gönder kezden bakışlarım al oyundayken yemeğini bitirip geriye yaslandı ardından bakışları kısa bir en benimkiler ile buluştu. Ayağa kalktı hemen hala gözlerim onu da iken tabağına alıp mutfağına geldiğinde hayret ettim. Sofrayı topla caktı aynı anda bana döndü elinde serviste bu olan siyahlar içindeki Talaba hem oldu izlenmeye değerdi giysisi milyonluk bu Ya ben toplarken utanmayacak mısın dediğimde de ne yapmadım sen mutfağa giderken bende hala inanamayacak onu yardım etmeye başladım şaşkınlığım Tarhan'ın sadece elinde kitaba mutfağa bırakıp yukarı çıkmasıyla son buldu. Yardım etmeyecekti dolaylı yoldan yemeği kaldırma mı istiyordu. Sessiz bir şekilde yarısını toplamıştım ki teller kapıda göründü tekrar. Allah beni bildiği gibi yapsın ki sabahlar zor takıldığım sert davranma yerle yeksan ederek o kadının annen olmadığını bilmiyordum dedim. Böyle söylemek istememiştim ama düşüncelerim o kadar dolmuş ki onu görünce kendiliğinden taşmaya başlamıştı tıpkı onun gibi dolaylı yoldan özür dileme şeklinde benim de Talha birden durdu gözlerimin içine bakıyor kaç saniye kızacağını sandım ama kızmadı. Onun yerine emrivaki bir ses tonuyla abi çalışma odasına getirdi. Benim eve gitmem sadece olsun Talha'nın dediklerini yapmanın ve ona lan etkeni bir kenara atıp böyle uslu durumunun iyi olabilirdi. O da biraz önce onun bağlantı mıydı gerçekten nasıl bir duygu için dedim ki asıl olan duygularımı anlamlarını yitirmiş şu an ona kızgın olmak yerine elimde cezve ocakbaşında yaptık abi yapıyordum içimden kendime kızım bu defa ardından bir istiğfar okudum. Kahvesini yapıp ikinci kata çıktım. Kapıyı tıklattıktan sonra içeri girdim. Sen ha masada oturmuş elinde tuttuğu bir dosya inceliyordu. Ona bakmaya dikkat ederek kahvesine masaya bıraktım. Beni görmeye gibiydi dikkatini çekmek için boğazını temizledim. Ama siz olan hizmetin bittiyse ben artık gidebilir miyim diye sorduğumda sana elindeki dosya bırakıp kahvesini içmeye başladı. Otur dedi yine emri vaki sinir katsayım da ufak bir yüksel mağusa dediğini yaptım. Karşında koltuklardan birine oturdum. Sena bana bakmadan devam etti. İnci babamın ikinci işi annem vefat etti babam bencille pek anlaşamayız nedenle bilmene gerek yok. Leyla için en iyi olan benimle kalması bunu aklından çıkarma yeterli. Sen neden seni ha Leyla bir daha bir çocuk bu kadar korumanın arasında bu duvarların ardında annesinden uzakta büyütülmesi normal mi bu değil gibi görünüyor. Böyle gerekseydi sana nedenlerini açıkladım. Birkaç saniye ona baktım. Nasıl düşünüyordu adam kendinin ne olduğunun farkında değil miydi? Onun karanlığının Leyla'yı olumsuz etkilediğinin farkında değil miydi? Öfkemi indirmek için içinden bir besmele çektim. Ne iş yapıyorsun diye sordum. Talha sorma seçilir gibi oldu kahvesinden bir yudum aldı. Sencebe mafya mısın? Keyifsiz bir şekilde girdi ama sonra ciddileşti. Değilim. Sadece sevdiklerimi korumak için bazı gerekli önlemler alıyorum dediğinde bu defa da acı bir gülümsemeyle ona baktım. Her gün belinde taşıdığı silah gerekli bir önlem gibi duruyor. Haklısın Talha'nın bakışların sertleştiğini gördüm aynı anda içimde bir heyecan dalgası da oluştu. Güzel şimdi başlıyorduk. 15 önlemini almazsan bugün şirkette gördüğün o alan denen nokta nokta var ya evimizin başında biraz delik açar ondan sonra da bakalım sen bu kadar polis düşünebilecek misin? Yutkundum. Bugün Hanım sence haklıydı sakin kendi kendine konuşur gibi söyledim. O önlemlerinden o gün o kurşun bana hesap edilebilirdi ama etmedi buna izin vermezdim. Neden senin için o kadar değerliyim? Ondan az etmiyorum demişti ilerleyişini. Öyleyse benim için öylesin onun için değil de Allah için ödemişim. Leyla şimdiden önemliyim. Talha kahvesini bitirmişti geriye yaslanıp bana baktı. Senin defterini buldu hastanenin bahçesinde içinde yazdıklarından çok etkilendi. Daha çocuk nasıl olsa sonra etmedim ama işi ciddi yerleştirdi. Son zamanlarda okul kitapları biliyor musun aklına getirmeye çalıştım. Geçen günlerinde Kur'an meali görmüştüm epey bir süredir onu okuyordu. Öncekiler hatırlamaya çalıştım Hz Hatice çöl Deniz can feda kimya Hatun Mevlana ve Şems de evet takip ediyorum söylediğin gibi ama normal kitaplar ya niye sorun var bunda. Leyla daha önce hiç öyle kitapta lokum azdı Harry Potter Sherlock Holmes severdi bazen aşk romanları okuturdu. Ne demek istediğini anladım. Benden önce benden sonra ihtiyaç diyorduk. Leyla'nın benim muhafazakar yaşam ayak olduğunu düşünüyordu. Öyle miydi? Tane anlattığına göre öyleydi. 16 yaşındaki bir kız çocuğunun normalde gösterebileceği eğilimleri bunlar özlem bu taklit vesaire olabilirdi. Benim için nasıl sorun başkaydı bu seni rahatsız mı ediyor? Yani benim gibi olması benim yaşam tarzım yanlış mı sana göre bir gerçek bir merak içinde sordum. Bunu Talha'ya burda ha ondan etmiyorum derken ki düşüncesi benim inancım yüzünden miydi tesettürlü oluşundan mıydı bunu hissettim biraz biraz da korktum. Sanırım evet derse inceledim yine. Ya hayır etmiyor ayı gördüm mesela o da tesettürlü sen inancım beni ilgilendirmez farklı bir din de olsaydın da aynı şekilde olurdu. Sadece Leyla'da çocuk benim gibi düşünüyordu. Peki Leyla tesettürlü olmak ister sana karşı çıkar mısın? Taha sanki bu soruyu da hangi düşünmüş gibi hemen cevapladı. Ona emin olup olmadığını söyledim çünkü tesettür bana göre şaka yapılmayacak bir şey değil ama tesettürlü olmak isterse olabilir ama bir daha açılmamak suretiyle Axa de tescilli olmasına izin vermem. Karar vermesi için daha çok yaşanması gerekir bu tesettürlü olduktan sonra açılacağını düşünüyorsun evet yapıyorsunuz hala Leyla senin sandığından senin için çok üstünde bir olgunluğa sahip ve inan bana bazı hal ve davranışları ona hayran bırakıyor beni bunun için eğer isterseniz tesettüre giderse tekrardan saçlarını özleyip açılacağını düşünüyorum ben onu da bir aydır tanıyorsun ben bir insanı tanımak sinirler zaman gerekmez bazen karşındakinin gözlerinin içine baktığımda onunla bezm-i elestten bu yana berabermiş gibi iyi tanırsın ezmeli test ruhların yaratıldığı zaman ha yani diyorsun ki onu sanki sen doğmadan dünya tanıyormuş gibi istiyorsun öyle mi evet dedim dürüst olarak onu ve seni demek istedim ben ve düşündüğüm şeyden korktum. Talha için böyle hissettiğimi gerçek farkındalığı Doğan fena bu defa bambaşka bi ses tonu ile konuştu. En ilginç olan ne biliyor musun Feyza ben de sana karşı öyle hissediyorum konup kaldım. Talha'ya ne dediğini bilmiyor ya da benimle oyun oynuyordu söylediği şeyin gönül lügatında ne olduğunu bilmeyen biri gibi değiştiriyordu ama yazık ki ondan alalım mutsuz canım geriye çekmeye çalıştı ve sanki ben geriye gitmeye çalıştıkça ayağındaki zincir bırakmadı beni durdurma zincirinin sahibi ne baktım söylediği için o zincirleri pamuklara çeviriyordu asla korkmayan bükülmeyen sağlam bir pranga ile bu bu pamuk sadece kaderle bu kadar güçlü girebilirdi bezm-i elestten bu yana ve sonrasında eğer bana aşkın ne olduğunu sorsaydınız size klasik ve mutlak bir cevap verirdim. Aşk sonsuz bir sevme kabiliyeti olan kalbin sonsuz bir muhabbeti düşmesidir sonsuz bir sevda yani hiç ölmeyecek sallanmayacak orada olacak belki bir muhabbet elbette biliriz ki baki olan bir tek Allah'tır buna bina Allah'a duyulan muhabbet aşk olarak tanımlanır. Ben de ver bana beşer olan aşk nedir diye sorarsanız bu söyle size güzel bir filmin ettiğine cevap verirdim abartı biyokimyasal olarak yüksek miktarda çikolata yemekte hiçbir farkı yok tabi bu şimdiye kadar fikrim dedi. Sevdiğimde hocam bir keresinde insan hayatı iki farklı dönemde oluşur demişti buna çoğu kez katılmazdım ama aşkla ilgili kendine sorduğum bu sorudan sonra aklı olabileceğini düşündüm. Önceki Feza ile şimdiki Feza'nın cevaplarının farklı olmasıyla bunu bana düşündüren ve bu düşüncem lebende hayatım az önce dönemine girdiğini fark ettim. Talha Behramoğlu karşımda oturmuş anlamadım bir ifadeyle gözlerinin içine bakarken tek düşündüğüm bu iki dönemi başlatan anahtarın kendisi olup olmadığını benim hakkımda estetiği şey tam olarak sanki beni daha önceden ruhlarımız yaratıldığı vakit tanıyormuş gibiydi bu sonucun beni çıkardı kapılar aklıma bulandırdı. Ruhlar yaratıldı ındo sevgi çemberinde Talha'nın yanında mıydın ben öyle mi hissediyordu evet hissettiğimiz her şey gerçekti buna gönülden katılıyorum lakin Talan hissettiği ile benim hissettiğim duyguları teraziye koyduğumda oluşan bu dengesizlik benim iç dünyamda depremlere gibiydi onun gibi hissediyorum uydum emin değildim belkide ama bildiğim tek şey vardı ki bu alacakaranlık prens benim kaderimde bir dönüm noktasıydı ve bu dönüm noktası hayatın mükâfatını sıcaktı ya da hayatımın cehennemini. Bu bedenimden büyük hayata geçtiğinde aynı anda Talha'nın gözbebeklerinde küçük bir kıpırdama gördüm sanki tam Doğan ne diyor farketmiş gibi bir ana falan ifadesi bakışlarını çekip gözlerini kaçırdı. Ben hala ona bakıp söylediği şeyi düşünürken daha gereği yaslandı ve çatık kaşlarının masaya gitti aramızda oluşan tuhaf hava ikimizde şaşırmış gibiydi sahada bunu fark ettiğimde bakışlarım ondan çektim. Yani sen diyerek geldiğimde sözümü bıçak gibi bir ses tonuyla kesti. Ben sana güvenmem için tek sebebi buydu bu ses totem her şey bir anda durdu. Biraz önce söylediği şeyin yapışmalı ından ya da aptaldım da nasıl gerek söylemişti farz ederek geçirmeye niyetlendi. Öfkelendiğinde bir şey demek için ağzımı açtıysam da ona önemliymiş gibi hissetmek istemediğinden sustum. Ayağa kalktım dudağım 4K vallahi karşıma bilginize mi oluştu. Ben sistemi olacaktır abi bu itiraz edecek gibi olduysa da buna izin vermeden hemen ayrıldım yanından. Tarhan'ın benim duygularımla kışın gönderen gel konusunda bir kez daha sarsıldığı fark ettim. Yanlış olan bir vardı ki sebep olan ben ya da içeride oturan adam da şekilli kapıda bahadırlar karşılaştım. Ben Eline bırakmasın istediğimde bana yan bir bakış atarak başıyla onayladı. Bela bugün gelmeyecekti anlaşılan bağırma Nazar abla tek başına demişlerdi. Bu arada ben de Bahadır da herzamanki sessizliğimiz dedik tek fark Bahadır'ın bir iki kez dikiz aynasından beni kontrol bir şeydi. Bir şey söylemek için kararsız kalmış belde olduğunu anladığımdan onun için işleri kolaylaştırır dım. Bir şey mi söyleyeceksin badır mı yoksa sen iyi misin sorusuna şaşırdım. Ne dediğini anlamaz sana bir saniyeliğine baktığımda bakışlarıyla gitmişti ölmeden hemen nasıl görünüyorum ki bir psikolog bir psikoloğun ihtiyacı varmış gibi güldüm. Bahadır da güldü. Doğru fena desene bu işte yine de idare ediyorsun. Bahadır önüne döndükten sonra şimşek.
Hızıyla aklıma gelen doktorun Vakfı'nın yurtdışından dönüş olduğunu hatırladım ve beraber seans yapmaya neredeyse bir ay olmuştu. Sonrasında Feyza, "Ki yüzünde kocaman bir gülümseme, adımımı seslendi," dedi. Geliş koridorun sonundaki odasının kapısında yatırmış, yaklaşık yarım saattir onu bekliyordum. Yüzündeki insanı rahatlatan gülümsemeye gördüğümde, beklediğim edeceğini bilmek beni memnun etti. Ve de olsa Vakıf, bu saat beklettiğin olmuştu kadar karşılık vererek insanın gönlünü almayı bilen bir adamdır. Bu yüzden belki etrafındaki hiç kimse onu bir geç kalmalar yüzünden asla şikayet etmezdi. Ben de etmezdim.
"Hocam, nasılsınız?" diyerek ona bakıp gülümsediğimde, soğuk su olaydı acele edip beni daha fazla bekletmemek için izliyormuş da. Anlaşılan beni göbeğinin üstüne koyup sıvazladı. "Hiç, çok afiyetteyim, çok," dedi aldığı kiloları gösterirken. Kirletildi bu saatte bir ciddiyete binerek ona takıldım. "Eşiniz sizi dış görünüş yüzünde boşarsa, bu gayet mantıklı bir neden olur bu zaten. Sırf bu yüzden burada," dedim. Sadece bakmasını söylüyorum, dedi kıs kıs gülerek. Keyfi gayet yerindeydi. Yurtdışı gezisi iyi geçmiş olmalıydı. Odasına girip içeri geçmem için kapıyı ardına kadar açtı. Elinde tuttuğu birkaç kitabı masaya bıraktığında, ben de her zaman oturduğum ses koltuğuna oturmak için adım attım. O beni durdurdu. "Dair, eğer sen benim korkma," geç soran gözlerle ona baktım. "Bugün canım seninle doktorculuk oynamak istemiyor, baba kız gibi konuşalım." Bu isteği beni o kadar memnun etti ki, birkaç duygusal konuşmada yapsaydı o an sevgili profesyonel ve doktorların ne ağlayabildim ama şükür ki çok da fazla ciddi kalan bir adam değildi. En azından ben etrafında iken her zaman oturdu.
Siyah koltuğa bu defa ben oturduğumda tuhaf hissettirdi. Ama bu akhoca bordo koltukta otururken görmen lazım. Başka hiçbir şey olamazdı. "Ne demek bordo koltuk?" fotoğrafın aslını gördüğünde tıpkı şu an hissettiğim gibi hissediyordu. Düşüncelerimin içinde devlet durdu. Bir süreden sonra, "Bugün kendinizi nasıl hissediyorsunuz Vakıf Bey?" diyerek onun her zaman oluşturduğu konuşma babam oluşturmaya çalıştığımda gülmemek için kendimi zorluyorum. Ellerini yeni çıkmış göbeğin üstünde birleştirip birkaç saniye düşündü. "Bu koltuk epe rahatsız edici. Neden ki şikayet etmiyor?" diye sorduğunda beklemeden cevapladım. "Çünkü akıllarında ki düşünceler o koltuktan da rahatsız edici ve bu rahatsız ediyor düşünceler bazı olumsuz durumlar göre geliyor, değil mi?" "İstiyorsun evet, tıpkı bir acı ancak daha derin başka bir araca bastırır felsefesi gibi." "Öyle mi sence?" "Gerçekten sanırım öyle."
Bu vakıf hocam süre sessiz kaldı. Birkaç dakika düşünüp oturuşunu düzeltti. Ses sonra biraz daha yumuşaktı. "Bu masada ikinci çekmece çay var, fincanların yerini biliyorsun, sıcak suda hazır." Söylediği gibi ikimize birer fincan çay yapıp karşısına geçtiğimde anlatmaya başladım. Son kaldığım çizgiden ilerisine kadar olan zamanı, aklımda kalan tüm ayrıntılarla birlikte. Yeterli dikkat ettiğini bildiğimden üzerinde durarak yaklaşık bir saat sonra ikinci fincancıyı masaya bıraktığında, "Vakıf Hoca, yani Talha evresindeki Mehmet geçirdiğinde Sinan sen ve Tarhan'ın olduğu zamanda," dedi. "Analiz ve sentez evresinde geçerken evet." "Burnuma gördüm ben kokusu geldiği için," dedi. "Ama falan elinde silah gördüğümde çok fazla heyecanlanma." "Hemen nöbet mi?" "Evet, çok korktum, dehşete düştüm ama sonraki sakinliğin ben de şaşırttı." Başını sağlayabileceğini yayınladı. "Sıcak olduğu için eşitti."
Birkaç saniye düşündükten sonra cevap verdi. "Sonra muhbirin evinde o sana öfkeyle varıp üzerine geldiğinde öyle oldu." "Öyle mi?" "Kolumdan tutup beni ettiğini söyleseydin, Talha'nın ciddi bir ruh hastalığı olduğuna kanaat getireceğini bildim mi?" "Belki de öyle de bilmiyorum ama nedense Doktorum da olsa Talha ile ilgili küçük ayrıntıları atlamayın için gibi hissediyordum. Bu yüzden Vakfı Hoca'ya bazı şeyler eksik atmıştım." "Evet, peki o anı hatırlıyor musun? Ne hissettiğini, neler düşündüğünü?" "Korkmuştum, endişeliyim de biraz öfkeli ama aslında onun neden o derece öfkelendiğin anlamaya çalışıyordum." "Bu etrafta duman kokusu var mıydı?" "Sanırım hayır, pek hatırlamıyorum."
"Eczacım, aslında öyle olmadığı halde öyleymiş gibi gördüğün için atak geçirir olabilirsin. Yani duyguların ona zemin hazırlıyor, korku bunu tetikte olabilir ama daha önceleri de çok defa korktuğu durumları olmuştu, değil mi? Hiç birinde vücudun bir tepki göstermemişti. Yani yine aynı şekilde hissettiğin lakin bu defa tat geçirmeme sebep olacak birşey oldu tamam kokusu belki de öyle olmadığı halde kokuyu aldı mı sandın? Diğer durumlar gibi tabii bu duygu da olabildiğince gerçektir lakin ya etrafta bir yerlerde bir yangın vardı ya da duman kokusu yoktu. Ayrıca Talha'nın öfkesinin atak geçirmeye sebep vermesiyle var ki selamın öfkesinin mi?" "Evet, hissettiklerini artık başlat butonu değiştirmiş olabilir. Yani Talha ilk gördüğümde onun çok sinirli olup Sinan yumruk atmasıyla sen duman kokusu aldığını söylüyorsun ama sonra Tera yok içinde çok öfkeli gördüğünüz limon kokusu gelmiyor, bak geçemiyorsun. Ardından Talha yine çok öfkeli iken duman kokusu almıyorsun ve atak geçiriyorsun. Şimdiye kadar her zaman başla yandan sebep duman'dan dolayı olduğu için aklım duman kokusuna ata baştan seçmişti. Şimdi ise değiştiğini görüyorum."
"Karanlık kesin benim ataklarında ne alakası olabilir ki bu?" "Aklımız duygularımızla bağlantılı olduğu için bazen aklımızdaki kurgularla duygularımızın karmaşa halinde olması yapbozların değişmesine tetikleyebilir. Yani sana ya karşı hissettiğim bir duygu şey gibi yani bu aşk ile mi?" Dedim sessizce. Vakıf hocanın yanlış bir şey söylemek istemediği için doğru kelimeleri oluşuna bir netlik geçirerek sustu. Çayından bir yudum aldı ve tekdüze bir sesle sordu. "Ona aşık mısın?" "Hayır ama ama onu seviyor musun?" Bunu da hayır. Ama sustu. Mamaların önceki cümleyi öldürdüğünü bilerek imkansızlığın ve etrafı bunun farkına varıp böyle sus tüm anladı. Vakfa ciğerim bıraktığım sözcükleri mi tamamlamak için devam etti. "Ama bazı şeylerin farkında olmak için erken alabilir Face'e sadece şu gerçek ki tarlaya karşıya ne hissediyorsan bu anksiyete bozukluğu didiklenmiş ve oyunda bazı taşlar değişmiş. Yani onu öfkesinden korkuyorsun ve ama korkmuyorum dediğim gibi istemsiz çalışan bazı durumlar var zihnimizde uyuduğumuzda mesela şık olmadı."
"Talha aşık değilim," dedim sessiz ama net bir şekilde. Farkındadır mı inkarına başvurdum. Vakfı Hoca'nın yüzünde belirsiz bir gülümseme oluştu. "O inkar aşkı yok etmez," diyerek gene sus kırdığında bana inanmadın anlamıştım. İçindeki ilk elması deprem duydum. "Anlaması için itiraz ettim ona bir ayda aşık olduğumu söyleme ne olur. Her şey söylemiyorum zaten şahıs olarak senin oh beyin oğlu aşık olmam an umarım," dediğinde şaşırdım. Nuhbey tanıyor gibi konuşmuştu. Onun annem olan telefon görüşmesinde hatırladım. Bahrem olsaydı bildiğiniz söylemişti. Bir an merak edip sormadın. "Ne geçtiyse başka bir düşünce önüne geçti. Feriha'yı babasına göre yargılama indirim ben," dediğimde bu defa Musa bundan olsa gerek. Bir an şaşırdık. "Nasıl yani? Her ikisi de kötü ise biri sarayda tahta oturan, diğeri kapıda beklenir. Kapıda bekleyen kötü bir midir sanırım değil mi?" "Yani bence değil. Onu Leyla'nın yanındayken görmezsiniz gerçek yüzünü ortaya çıkarıyor. Mesela Leyla yasta Bir de görmeye tanımıyor. Özellikle de cumartesi günleri Leyla dinlenirken o kadar soğuk ve bitkin görünüyor ki kardeşinin yüzüne bakamıyor bile. Böyle zamanlarda Leyla uyanana kadar eve gelmiyor. Ben onu koruyamadığı düşündüğü için içinde oluşan suçlu psikolojisine olabilir ama daha büyük olan sen ne kadar Leyla benim yanımda daha iyi desede ve gerçekten öyle olsa da aslında Leyla'nın annesinin yanında olmasını istemesin. O Leyla'nın annesini sevmediğini söylemiştin." "Evet, söyleyince hanımlarını duyunca bile sinirleniyor ama kendi annesinin yokluğunun acısını Leyla'nın deseydi oluşundan rahatsız oluyor ve bence sırf bu yüzden Leyla şeyler şey mükemmelleştirme çalışıyor."
"Ne nasıl biri acayip yani 16 yaşındaki bir çocuğa kıyasla benimle eşit olduğunu düşünüyorum bazen ayıdan Kur'an saat araya belli etmemek için kendini sıktın. Çok kez gördüm canım yansada yağmıyor gibi görünmeyi pekala başarıyor. Yanında olduğum süre boyunca birkaç kez onu savunmasız ve saklı sal haliyle gördüm ve gerçekten ben dayağını kucaklayıp korumak istedim. Yanımda olduğunu bilmesini istedim. Saçlarını okşamak istedim." "İyi anlıyorum. Hatta öyle yaptığım bugün Leyla çok etkilendiğinde ben yanında olmadığım için ağlamış hem de Talha'nın görmediğiniz olarak sessizce." "Talha bir daha öyle yapma ama değil anın beni annesinin yerine koyduğunu söyledi bana bağlanması yanlışmış Sence?" "Peki etkilendiği doğru ama annesinin yerine koymaktan çok annesinden görmediği şevkati benden gördüğü için." "Peki bu doğru mu yanlış ama Talha göre çünkü gelecek olan birine bağlanmama demiş gidecek misin? Eninde sonunda işim bitecek bu okuma devam edip bitireceğim. Amerika'ya gideceğim abimin yanına."
"Annem," Feyza diyerek aniden sözümü kestiğinde ondan korkmam gereken bir şey duyacağım anlamıştım. Soran gözlerle ona baktığımda sakin bir şey söyle devam etti. "Bu daha çok gitmem gerektiğinde kendini inandırmaya çalışıyor gibisin. Ben onlarla olmayı seviyor musun?" "Evet." "O halde şimdi tadını çıkar becerisine düşünmek için sen de çok erken değil mi?" Ayağa kalkıp not defterini aldı. Tekrar yerine oturup birkaç şey not etmeye başladı. O sırada daldığım düşüncelerde Kulaç atarken içinde bir yerlerde Vakıf hocanın perdesini çekip batarak gün yüzüne çıkardı. Duygularımın Yalın meteoroloğun içmeye geçirmesine sevdim. Tekrar konuştuğumda ona yorgun gözlerle baktı. "En başa dönmek ister misin?" "Ne kadar başı bu gece babanı kaybettiğin zamanı." Onaylayarak başımı salladım. Her defasında başa dönmenin tedavi bir yer olmadığını söylesem de beni asla dinlemiyorum biliyordum. Bu yüzden istemiyorum.
Vakfı hocanın yanından ayrılacağım sırada zaten akşam olduğunu fark ettiğimde çok şaşırdım. Çünkü daha önce hiç bu kadar uzun bir seans yapmamıştık. Hafta sonu olduğu için ders olmadığından tüm günü bana ayırmıştı. Bunun için Amin ettirdim. Kapıdan çıkmadan önce son kez bana dönüp, "Bir sonraki görüşmenin nedenle cidden merak ediyor olacağım," dediğinde anlamayarak sordum. "Nasıl yani? Eğer nöbet geçirirsen bunun sevmenin duman mı yoksa Tarhanoğlu döneceğiz? Bu şekilde net bir değerlendirme yapacağız. Umarım sana hazır çünkü bu şekilde rahatsızlıkları son verebiliriz." Ve huzursuz bir şekilde gülümsedim. "Rahatsızlığım ortadan kalkmasında çok sevindim. Duygularım netleştirilmesi beni biraz dökülmüştü."
Sabah sana ya bugün gelemeyeceğimi doktora gitmem gerektir mesaj atmıştım ama beklendiği gibi cevap vermemişti. Annemin seslenmesi akşam yemeği için mutfağa gittiğimde gülümseyerek yerindeki tabakta bulunan Patlıcan yemeğini gösterdiğinde hoş arasında gidip masaya götürdüm. Günlerden seans gün olduğundan en sevdiğim yemeği yapmıştı. Büyük bir iştahla yemeye koyulurken Sabahtandır bir şey yemediğimi annemli kazlarla fark ettim. "Çok yavaş ya bu olacaksın." Annem bir çay doldurup oturdu yanıma. "Yavuz gelmiyor artık seni almaya gerek." Aniden bu konuya yorum yapmasına çakmak çakmak baktım. "Yavuz'un işi beni almak değil kendi başka işleri de var. Ne bileyim iş diye s Konuşkan Doğu iki kelime edince insan içi rahat ediyordu. Bir de sevdim de o çocuğu ama Burhan mü neopack bir soğuk güldüm." "Bahadır anne hem bademden alıyoruz kadar iyi biri Allah razı olsun. Keşke alima böyle falan bir Tanışabilir sen o da çok iyi biri. Hatta önce de ilahiyat alışmalısın." "Evet, ee getirsene bugün kızım." "Ben senden izin vereceğini düşünmüyorum," dediğimde annem kaşları çatık sahte misin ile cevap verdi. "Nedenmiş? Ben izin veriyorum ama senin oraya gitmeni." Güldüm ağzındaki lokmayı ve onu öpmeye çalıştığımda benden kaçtı. Canım annem benim. "Duruyorsun öpmeyi al yanlış demek dedi." Sahte ve sinirli masanın küresinde durum paketlenmiş kapları gördüğümde onları gösterip yavaş işlerinde diye sordum. "Börek yaptım geçen sefer Leyla sevdi demiştin ya yarın bir arayıp da bırak nasıl oldu acaba bugün sen de gitmedin ya bu merak ettim aradın mı?" Annemi Leyla'yı düşünmesi beni hüzünlendirdi. Onun için ediliyordu her sabah namazından sonra dua ettiğini söylüyordu. Görmeden sevmişti, görse daha çok severdi emindim. Ben aradım Nazar abla dönmüşler iyiymiş o da yorgun olduğu için çok fazla soru sormakta istemedim. Aslında bugün yanımda değilim ya kötü hissettiğin biraz kardeşim gibi değil mi? Ondan öyle hissettin onaylayarak başımı salladım. "Öyle özledim galiba ben bile görmedim hiç ona rağmen merak ediyorum kızcağızı. İnşallah iyidir." Ben annemden adımlarken ayakları masayı topladım. Bir çay da isteyip istemediğini sordum. "Yokluyorum bir araba başında Sabahtandır ilaç alıp uyuyacağım." Annem ayağa kalkıp beni öptükten sonra da sana çıktığında tek başıma bir süre dağıtırdım. Akım Leyla daydı. Nasıl olduğunu merak etmiştim. Uyuyor muydu acaba? Nazar aramazdım. Talha'yı aramak istemiyorum. Hem arasam da evde olmadığını zannediyordum. Neredeydi acaba? Cumartesi gecesi nerede kalıyordu? Başka birinde mi? Meleğe yazan kişi de mi? Meleği de onu gördüm o gece kız olmalıydı. Aklındaki soru yumakları öncesinde seni fark çok geliştirdim. Bugün Vakıf Hoca'nın söylediklerini çakılar tekrar dilimden geçirdim. Haklıydı. İstesem de istemesem de içimde bir şeylerin bir ihtiyaç geldi. Dilim ne kadar inkâr etse ne kadar o fizik kopartmak istesem de olmuyordu olmayacaktı. Onu sevmeme engel olmayacaktım. Asıl ilginç olan sabah oluşmaya başlamış sevginin yanında aynı zamanda kalbimin gizli öncesine bir parça öfke duyuyor. Onunla yayındayken kalbim nasıl şeklini yoksa o kadar da rahatsız oluyordum. Bu nedenle belki de beni çok çelişkiye düşüren neden Talha eden bu kadar çabuk neden kaybolan asılmıştı cevaplarıma malıydı. Beni evli çevirip aynı başı yüklen saate baktım da çok erkendi. Aklımdaki der sizlerin birkaçına daha gidip çıktım ve son girdiğim orada gördüm o Filiz avucumdan su vereceksiniz. Ayağa kalkıp merdivenlere yöneldim. Annemin odasına vardığımda kapağını bıktı bu susuz içeriye bir göz atalım be annem yatağında uyurken Gördüm Hemen Başucumda ise uyku ile ilişkisi vardı. Şu an duramazdım bu yüzden çekmecenin birinden aldığım bir deftere küçük bir mat karaladım. Uyandığım değer yoksam Leyla'yı merak ettim. Yakup abi ile onu görmeye gidip hemen döneceğim. O uyanmadan gidip dönmüş olurum elbet. Samet ihtimale karşın bırakmak en iyisi olacaktı. Yakup abi aradığımda takside olduğunu öğrendim bu yüzden bir başka arkadaşı beni bırakacaksın. Hızlıca gitme çantamı alıp evden çıktın mı beni kapıda bekleyen Taksiye bindim. O eve yaklaştığında içindeki canım artmıştı. Leyla göreceğim için bu kadar heyecanlanmama şaşırmıştım. Derin bir kaç nefes alıp sakinleşmeye çalıştım. Nihayet Taksiden indiğimde büyük demir kapının önünde korumalardan yüz tanıdık kenardan beni gördüğünde hemen kapıyı açtı. Başında teşekkür edip içeri girdim. Tuhaf bir şekilde köşedeki tek olan korumaların çifte halini alması beni biraz ürküttü. Her geçen böyle diye düşündüm daha önce fark etmemiştim. Kapıyı çaldığımda birkaç dakika sonra Halime abla açtı beni gördüğümde şaşırsa da sonrasında Gülümse geçirdi davet etti. "Ah hafıza Hoş geldin gelsene." "Hoş buldum Leyla merak ettim duramadım evde bir göreyim istedim hemen gideceğim." "Hemen gitme bir kahve içelim bir Leyla'ya bakayım nasıl diye Sonra bakarız inşallah." Bu içeri girip ceketimi çıkardıktan sonra bir de hatırlayarak sordum. "Tarla evde mi göremedim ortalıkta hiç." Halim ağabey geride bırakıp üst kata çıktım. Leyla'nın odasının kapısını açıp etrafı taradım. Oda boştu. İçeri girip los karışıklığı ya neler yaklaştım yatağa yanına oturdum. Derin bir uykunun içinde gibiydi. Sarı saçlarını okşadım da iç geçirdi. Daha önce rap rüyada iken bir insan sen okşadığını söylediğin Hanım sayınca gülümsedim. İyi görünüyor değildi ama inşallah Rabbim daha edecekti. Çantamdan onun için aradım okuma kitabını çıkarıp kombine bıraktım. Bu uyandığımda kitabı görüp sevinecek Tea. Bir an aklıma gelmesin arkamda Duran geçen defa Talha'nın orta bulunduğu çıkıntılı Pencereye döndüm ama selaniğin yerine kocaman boşluk vardı. Evde yok demek. Derin nefes alıp çakılar Leyla nasıl olduğunu yüzüne baktım. Ne kadar geçti bilmiyorum. Göz kapaklarım lan anlaşmasıyla başım düşer yazdığımda kendime gelip hemen doğruldum. "Ya oğlum Leyla'nın oldu." Ne temas ettiği sebeple yavaşça gözlerini açıp yorgun bu şekilde bana baktı. Küçük bir yan şaşkınlık yaşadı da sonrasında giriş7 "Feyza abla buradan güzelim." Başından bekledin. "Evet bir şeye ihtiyacın olur diye." Var mı konuşmak yerine başını iki yana salladı. Üzerindeki örtüyü düzelttim. "Uyu sen dinlemeyecek buradayım ben." "Sağ ol abim yok mu buradaydı Az önce halletmesi gereken bir işi vardı çıktı da cevap veremeyecek derecede yorgun olduğunda hemen uykuya daldı." Yine onun içinde olduğu ve katlandığın diye düşündüm de kendimi çok kötü hissettim. Küçücük savunmasız bedene sığdırdığı acılar Onu yukarıya çıkmasına uçmasına engel oluyordu. Her bu konu hakkında şikayet ettiğinde söylediği şey şey yapmak istediklerini yapamamak oluyordu. Geride kaldığını düşünüyordu. Yaşıtlarından geride kalmak güzelliklerin kenarından seyretmek onu üzüyordu. Bu döneme şikayetlerinin gittikçe az aldığımda farketmiştim. Ona sürekli sabredenlerden olanların kazandığını temizlemem işe yarıyormu diye düşünmek bile beni mutlu ediyordu. Çünkü ben ne kadar Talha gideceğim de emin olsa da belki gerçekten bugün Leyla ile görüşmeyecek olsak da ona bir şeyler bırakma konusunda bir şeyleri değiştirmek en azından inancın farkındalığını sağlamak istiyordum. Çünkü Leyla dedi o saf ışığı öğrenmez mi görmüş.
Gözlerim saatte kaydında zamanın ilerlediğini fark ettim. Bakışlarım ne la takıldık. Biraz daha kalmazmıydım yağı nasıl tekrar kendini bu karanlık odada yalnız sesini istemiyordum. Talha nerelerdeydim burada bulunması gereken ben değil olmalıydı. Ayağa kalktım artık gitmeliydim. Koridora çıktım etrafımı sana soğuk taşırım bir cama açmış olmalıydı. Koridorun sonuna gittiğinde ikinci katın telefonu Açılan pencereleri ve kapıyı açık gördüm. Çünkü perde Rüzgar eşliğinde ahenkli bir şekilde alınırken içersiniz soğuk olmasından dolayı eğlen düşebileceğini düşündüm kapatma. Sinirlendiğimde işlerden bunalıp kendini gecenin ayazında bırakmış Talha'ya gördüm. Teresinin gözümde kudurmuş gecenin karanlığını seyrediyordu. Düşüncelerin yakasını bırakmadı anlamıştım. Hangi kulaçta neler yaşıyordu bir an merak ettim. Bugün gitmemişti. Anlaşılan kalmış ziyan ve Leyla'nın ondan mı bu soğuk gecede kapıyı pencereyi açmıştı bu adam adı her nefes bunu hazırladık çağırıyor yüreğini kavramdır. Anlaşılan merakıma getirdiği cesaretle ona doğru yürüdüm. Yardımları mı oldukça sessizdi ya da ayakkabılarımdan çıkan Tok sesini duyamayacak kadar dalgındı. Onu korkutmak için daha doğrusu birden parlayan ve öfkesini denk gelmemek için biraz ötesinde durdum.
İşte böyle dostlar ve bu bölümde burada bitti. Bu güzellik yani yazarı Çiğdem Kılıç ben de Cihan Bozacı. Eğer hala kanalımıza abone olmadıysanız abone olmayı unutmayın. Yeni bölüm beklerken bir hikaye tavsiye ederim size YouTube'da arama kısmına "Sen Leylasın" sesli kitap "Sen Leylasın Cihan Bozacı" diye yazarsanız çıkacaktır. Muhteşem bir hikaye sizleri bekliyor. Böyle oh uzun bir hikaye içimden keyifli dinlemeler. Yeni bölümde görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın. Allah'a emanet olun.