📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

#CANLI I Op. Dr. Fatih Dağdelen ile Estetik I 22.02.2025

KRT TV51:01

Transcription

KRT ekranlarından mutlu akşamlar sevgili izleyenler. Ben İrem Aktaş. Bugün de 22 Şubat 2025 Cumartesi akşamındayım. La birlikte bugün de son programımızla karşınızdayız ve hemen Doktor Fatih'e dönmek istiyorum. Hoş geldiniz öncelikle hocam.

Hoş bulduk. Nasılsınız? Çok teşekkürler, çok iyiyim. Sizler nasılsınız? Çok teşekkür ederiz, sağ olun. Gerçekten 4 aydır çok güzel tempolu bir yayın yaptık. Evet, hakikaten plastik cerrahi ile ilgili ele alınması gereken ne varsa %80-90'ını ele aldık diyebiliriz.

Peki ben hemen aslında size sormak istiyorum: 30 yılı aşkın tecrübe ve 80 binden fazla başarılı operasyon nasıl gerçekleşiyor ve tüm bunlar sizin diğer operasyonlarınıza, işlemlerinize nasıl yansıyor?

Şimdi şöyle: 30 yılı geçtik, yani 32 yıl olduk aslında. Tabii ki sayısız cerrahi prosedür, sayısız cerrahi işlem, operasyon, gerek cerrahi uygulamalar gerekse cerrahi dışı uygulamalarla gerçekten olağanüstü büyük sayılara ulaştık. Bu tabii ki çok büyük bir deneyim, büyük bir tecrübeyi de beraberinde getirdi. Bu da tabii ki yeni hastalarımıza aslında çok böyle süzülmüş, tamamen rafine bir hizmet sunabilme ifadesini aslında ortaya koyuyor desem abartmış olmam. Bu işime nasıl yansıyor? Normal şartlarda plastik cerrahideki hiçbir ameliyat standart tekniklerle gerçekleştirilemez. Çünkü biz her hastaya başka bir teknik uygulamak zorunda kalıyoruz. Yani standart bir teknik değil, çünkü bir sanat icra ediyoruz. Yani aynı damarı kesmiyoruz, aynı damarı dikmiyoruz. Konu aslında yaptığımız şey kişiden kişiye, kişiye özel bir cerrahi uygulama.

Tabii ki bütün bunları yaparken mesela örnek olarak anlatırsam o zaman daha somutlaştırayım. Örnek: Diyelim ki bir kişinin memesini küçültüyoruz. Kimisi 25 cm'de, kimisi 35 cm, kimisi 45 cm'de. Yani köprücük kemiğinden meme başına olan uzaklık. Bu tabii ki her hastada farklı teknikler kullanmanızı gerektiriyor. Tabii ki bu gereklilik otomatik olarak her tekniğe de hakim olmanızla ancak mümkün olabiliyor. Diğer şekilde standart bir yöntem yapsanız bir sürü komplikasyon, bir sürü probleme de açık bir hale gelirsiniz ya da hasta memnuniyetinizin çok azaldığı bir işle karşılaşırsınız. İşte bu deneyim aslında bütün bunların daha iyi sonuçlanmasını ortaya koyuyor.

Tabii ki hala %100 mü? Hayır, yolculuk hala devam ediyor. En zirveye çıksanız bile onun bir tık üstüne gitmek zorunda kalıyorsunuz. Çünkü bilim her zaman değişiyor ve ilerliyor. Ben şöyle söyleyeyim size: 20 yıl önce yaptığım bir ameliyatımı da o zaman çok özenerek yapmışımdır ama şimdi baktığım zaman keşke diyorum şunları şunları da yapsaydık diye biliyorum. Çünkü bilim ilerliyor. Sözün kısası, 20 yıl ya da 30 yıl önceki yaptığımız işlerden şu an çok daha farklı, çok daha değişik yöntemler, teknikler ve tecrübelere haiziz.

Evet, çok güzel. Peki siz şimdi aslında sadece burun ya da sadece göğüs, bunları yapmıyorsunuz. Her şeyi bir arada yapabilmek nasıl bir şey? Bunu aslında anlatın istiyorum biraz da. Tüm cerrahi operasyonları gerçekleştiriyorsunuz, çünkü çok büyük bir başarı. Evet, evet, onu dinlemek isteriz birazdan.

Bu da aslında şöyle bir şey: Ben yani tabii ki plastik cerrahide en çok burun ameliyatı yapan bir hekim olarak konuşuyorum, çünkü en çok burun yaptım yani. Tabii ki ama sadece burunla yetinmek istemedim. Çünkü burun tabii ki çok güzeldi, vakalarımın yaklaşık %25'ini onlar oluşturuyordu. Fakat bununla beraber mutlaka işte bir vücut estetiği, bir yüz estetiği ile ilgili de çalışmalar yapmak gerekiyordu. Çünkü biz plastik cerrahlar dokunabildiğimiz hemen her bölgeyle uğraşıyoruz ve sadece izole kalmak benim cerrahi dağarcığımı aslında azaltacaktır, manipülasyonu azaltacaktır. Sadece bir konuda zoom olmak belki çok başarılı gibi gelebilir ama tıpta bütünsellik diye bir şey vardır. Bugün tıpta aslında tartışılan konulardan bir tanesi bu, bütün sağlık alanları için de geçerli. Ne demek istiyorum? Mesela sadece bir kardiyolog, sadece bir göğüs hastalıkları, sadece bir böbrek hastalıkları, sadece bir karaciğer hastalıklarına bakan bir hekim, bir dahiliye uzmanı otomatik olarak bütünü kaybediyor. Yani vücut sadece bir kalpten, sadece bir böbrekten, sadece bir karaciğerden ibaret değil. Yani yüzümüz de bir burundan ibaret değil, vücudumuz da sadece bir memeden ibaret değil. Yani insanı komple bir bütün şeklinde değerlendirmek gerektiğine inandığım için mesela günümüzde yine basit bir örnek: Pek çok hekim arkadaşımız ne yapıyor? Sadece BBL yapıyor, yani sadece yağ alıyor, lipo yapıyor ve sadece popoya yağ veriyor. Ama yağ olmayan bir hasta olduğunda buna popo protezi yapmak gerektiğinde bu defa tıkanıyor. Bu da tabii ki işleri aslında azaltan ve işleri gerçekten düzgün bir şekilde ilerletmeyen, sizi bir girdabın içerisine sokuyor diyebilirim.

Yahut bir hasta geliyor bana ki bu hafta mesela ben iki tane hastama hem burun hem meme yaptım. Şimdi burnu ben yapayım, memeyi başka bir doktor yapsın ya da burnu buruncu, memeyi memeci yapsın gibi bir yaklaşımı ben çok doğru bulmuyorum. Doğru bir yaklaşım değil. Evet, yani aynı hastaya eğer ikisini de yapabiliyorsanız, ikisi için de yeterli hissediyorsanız kendinizi, o zaman yapabilmelisiniz. Tabii ki bu tecrübeye ulaşabilmek için de çok çalışmak gerekiyor. Çok çalışmaktan kastım yani işte ayda iki tane, üç tane vakayla değil, çok fazla hastaya sahip olabilmek. Bu sahiplik, yapabilmek için de çok büyük bir tecrübe, çok büyük bir emek gerektiriyor. Bu emeği sağladığınızda otomatik olarak zaten böyle bir büyük bir yani spektruma ulaşabiliyorsunuz. 32 yıl, yani bu tecrübe aslında bunları size getiriyor, bunları sağlıyor. Aynen öyle, evet.

Peki hangi teknikler değişti? Bu ileri teknikler hastaları nasıl iyileştiriyor ya da çözüm sunabiliyor mu sizce şu anda kullandıklarınız? Şimdi aslında tekniklerde hem gelişme hem ilerleme hem bizim tecrübelerimiz artması, bununla beraber yaklaşımlar, vizyonlar değişiyor. Mesela önceden sadece yağ almak, yağ almaktan ibaretken şu anda işin içerisine vücut şekillendirmek girdi. Yahut işte yüz germeyle ilgili eskiden tek yaptığımız klasik keserek yaptığımız yüz germeyken şu anda yüz germe adı altında geçen de söylemiştim, 10 farklı ameliyattan bahsediyoruz. Evet, ve bu 10 ameliyatın her birisi bir değer katıyor, her birisi bir değer katıyor ve katılan bu değerler de sonuçları çok daha iyi yapıyor.

Ben aslında kısa bir serüvendir şeyler olacağına artık inanmaya başlamıştık, inandırılmıştık o dönem içerisinde. İsveç'te bir kongreye gitmiştim Stockholm'de. O kongreye gittiğimizde bir Amerikalı plastik cerrahın çok güzel bir yüz seminerine katıldım. Yani bir ders niteliğinde bir kursuna katıldım, paralı bir kurstu. Ve o kursa katıldığımda gördüğüm sonuç beni şaşırtmıştı hakikaten. Yani hayal dahi edemeyeceğimiz güzel sonuçlar elde edilmişti ki bunlar hep kombine işlemlerle yapılan işlemlerdi. Şimdi Türkiye'ye geldiğimde ki ben o dönemde mesela her ay 10-15 tane yüz germe yapıyordum ama hepsi izole tekli vakalardı, yani tek işlemlerde. Ve bir anda kombine işlemlerin olması gerektiğini, çok daha iyi sonuçlar alacağımızı, dolgu işlemlerinin gerçekten yeterli düzeyde bir iyileşme, yeterli bir tedavi sağlamadığını, erken dönemde güzel ama geç dönemde sorunlar çıkarabildiğini düşünüp bunları anlatmaya başladığımda bir anda ayda 10-15 yaptığım vaka sayım çok azalmaya başladı. Neden? Çünkü insanlar sizin onlara üçlü, dörtlü, beşli ameliyat önerdiğinizi düşününce korkmaya başladılar. Tabii bir kombine ameliyatlardan, değil mi? Evet, evet. Oysaki gerçek sonuçlar öyle elde ediliyor.

Tabii bunu hastaya inandırmak, hastaya güvendirebilmek için sonuçlarınızı ortaya koymanız gerekir. Tabii ki ister istemez çoklu ameliyatların fiyatları da biraz daha farklılık arz ediyor. Hasta tabii ki beklentileriyle bunun uyuşmayabiliyor. Tabii hastalar hep böyle daha ekonomik, daha kolay, daha basit çözümler istiyorlar ama aslında basit çözümler olmakla beraber yetersiz sonuçlar da bu defa hastaların yaptıkları, yaptığınız işlemlere inanmaması da birlikte getiriyordu. Yani eski yaptığım yüz germeler de kötü değildi fakat eksikti. Bir şeylerde bir istediğimiz tam oluşmuyorsa, ancak tekniklerin gelişmesiyle mümkün olabiliyor.

Ve bu uygulamalar esnasında mesela açık yaptığımız bazı işlemleri kapalı cerrahilerle yapmaya başladık. Bu burun için de geçerli ya da meme için de geçerli. Mesela meme protezi uygulamalarını biz eskiden ışık kaynakları kullanmadan sadece meme başından ya da koltuk altından yaparken bir süre sonra alttan ışıklı kaynaklarla çok daha düzgün anatomik yapılar içerisinde gerçekleştirmeye başladık. Yani tekniğin ilerlemesi, oturması ve dünyanın da artık bu yolda, istikamette gidiyor olması otomatik olarak daha ileri tekniklerin daha az problemler oluşturduğu, daha hızlı iyileşme süreçlerini beraber getirdiğini görmeye başladık. İşte bu noktada da cerrahimiz çok daha iyi bir seviyeye ulaştı. Bu da tabii ki hastaların lehine olan olumlu gelişmelerdir diyebiliriz.

Düşük ölüm ve komplikasyon oranları da elbette cerrahi işlemlerin aslında artık biraz daha güvenli olduğunu mu bize söylüyor sizce? Şimdi şöyle: Düşük ölüm ya da düşük komplikasyon oranları da ancak doğru hasta seçimiyle ilintilidir. Bir ikincisi, hekimin bu konuda tecrübeli olmasıyla ilintilidir. Bir de hastanın beklentisi ile yapabilecekleriniz arasındaki korelasyona ilintilidir. Tabii doğru işlemleri ne yaparsanız yapın, mutlaka cerrahi yapıyorsanız komplikasyonlarınız olabilir ama bizim amacımız burada bunları minimize etmek, en alt seviyeye indirebilmek. Bunun için ön hazırlık aşamasını çok ciddiye aldığımız, iyi değerlendirdiğimiz, doğru hasta seçimini yaptığımızda bu komplikasyonların gerçekten çok çok çok azaldığına şahit oluyoruz. Tabii ki bununla ilgili deneyimler de çok önemli. Tabii ki bu deneyimler daha önceki yaptığımız standart işlemlerden biraz daha farklı seviyelerde gerçekleşebiliyor ve kullandığınız cihazlar olsun, aletler olsun, sizin tekniğinizdeki iyileşmeler olsun, bütün bunlar bu bahsedilen problemleri de en alt seviyeye indiriyor.

Ve daha az ağrı, konfor sağlıyor. Tabii ki kan kaybının önlenmesi, değil mi bir yandan da? Evet, evet. Yani şöyle bir hastanın mesela eskiden ben hep şunu duyuyordum: İşte meme ameliyatı olduktan sonra 2 ay kolunu kaldıramıyor. Evet, onlar çok fazla yaşandı. Karın germe yaptıktan sonra işte iki büklüm kalıyor, bu hasta hiçbir zaman dikleşmiyor, işte bir ay iki ay evde yatmak zorunda kalıyor ya da direnler çıkmıyor mesela. Evet, ya da direnler konusu yine hakeza. Şimdi pek çok ameliyatı mesela dirençsiz gerçekleştirebiliyoruz. Bir ikincisi, pek çok o bahsedilen problemdeki ameliyatların pek çoğunu bir arada yapabiliyoruz. Yani aynı seansta dörtlü, beşli, altılı ameliyatlar dahi yapabiliyoruz. Burada tabii ki hasta açısından mesela tek ameliyat yaptığınızdaki ağrıyla beş ameliyat yaptığınızdaki ağrının farkı 5 kat artmıyor aslında. Hatta pek çoğu bunu hissetmiyor bile. Sözün kısası, bütün bunları yapabilmek için tabii en ideal koşullara ve en ideal cerrahi pratiğe artık ulaşmanız gerekiyor ki bunları yapabilin. Yoksa diğer şekilde hasta için de zarar veriyorsunuz.

Hatta şöyle söyleyeyim: Bizler tabii ki bu konudaki tecrübeleri, yaptığımız işlemler bazı genç meslektaşlarımızı da 'biz de yaparız' demeye getiriyor ki onlar bu işe başladıklarında tabii o mesafe, oradaki zaman farkı, oradaki tecrübe farkı otomatik olarak hastalar bu anlamda zarar görebiliyorlar. Eğer hasta kolay bir hastaysa problem olmayabiliyor ama biraz problemli veya komplike bir vakaysa hakikaten bir ameliyat yapıyorlar, ondan sonra bir sürü sorunla karşı karşıya kalınabiliyor.

Evet, ve şu anda en yeni teknolojiyi kullanıyorsunuz siz zaten. Evet, evet, en son gelişmeleri de kullanıyorsunuz tabii ki. Tabii ki. Şimdi şöyle: Bunu nasıl yapıyoruz? Aslında bizim olağan, yani yıllık yapılan kongrelerimiz vardır. Gerek yurt içinde gerekse yurt dışında. Bunlar tabii konu konudur, zaman zaman belli konular içerir, zaman zaman genel kongrelerdeki yani bilimin dışına çıkarsa bir süre sonra oyunun dışına da çıkmış oluyorsunuz otomatik olarak. Otomatik olarak, evet. Çünkü her geçen gün, yani şöyle söyleyeyim: Güncelliğini kaybeden konular gazete gibi. Yani şimdi düşünün bir gazete aldınız, iki gün sonra o gazetenin okunma değeri kalmıyor. Bir sene sonra hiç kalmıyor, beş sene sonra hiç kalmıyor. Bilim de aynı şekilde, hele de plastik cerrahi çok hızlı bir şekilde bir gelişim gösterirken yani 10 yıl önce yaptığınız bir tekniği aynı şekilde devam etme çabası hakikaten aslında yetersiz sonuçları beraberinde getiriyor.

Bu da şu da var tabii ki: Yeni teknikleri uygulayabilmek de bir cesaret işi. Evet, gerçekten öyle. Yani yeni bir hastada ilk uygulayacağınız zaman mesela yani bu yeni tekniği siz bulmadınız, belki bir başka hekim arkadaşınız yaptı, siz de onu yapmak istiyorsunuz ama onun tecrübesi onun için belki 3 yıl, 5 yıl oluşmuş. Siz onu aynı gün yapmaya çalışırsanız ciddi sorunlar yaşayabilirsiniz. Demek ki bu anlamda yeteneğinizin ve becerinizin de gelişmiş olması gerekiyor. Yani ve cesur olmanız gerekiyor. Gözünüz korkmuyorsa eğer yeni teknik uygulanabilecek altyapınız var ise temel prensipler de hiç problem olmaz. Mesela siz bir sunucusunuz, evet, ve çok güzel programlar sunuyorsunuz. Sizin için hava durumu sunmak, spor programı sunmak ya da bir siyaset programı sunmak çok farklı değildir. Ama tabii ki altyapınız da yoksa hiçbirisi hiçbir şey yapamazsınız ama o konularda temel basic prensipleriniz varsa çok iyi bir sunucu gerçekten hava durumu da çok güzel bir şekilde sunabilir eğer o konuya da hakimse, okuyorsa, günlük olarak kendini yeniliyorsa. İyi çalışmak gerekiyor tabii ki. Yani biz de her gün ders çalışıyoruz desek abartmış olmayız. O kongreler, eğitimler çok çok önemli hocam. Yani az önce yurt dışında gördüğünüz eğitimi anlattınız mesela. Tecrübeyle birlikte bunun da bir yandan aslında hekimler açısından gitmesi gerekiyor.

Kesinlikle. Yani her hekimin muhakkak ama muhakkak yani gerek yurt içi gerekse yurt dışı bütün konferanslara, kongrelere imkanı ölçüsünde mutlaka katılması gerekir. Bunların her birisinde yurt dışındaki, dünyadaki bütün olup bitenleri görme fırsatınız oluyor. Kendi kendinizi kalibre ediyorsunuz. Kalibre etmek demek şu demektir: Yani bir mesela cihazınız var, bir saatiniz var. Saatinizi gidip Greenwich'teki saat kulesinden ayarlamak gibi bir şey. Yani gidiyorsunuz kendinize o kongrede dünya nerede, ben neredeyim ve nereye gideceğiz? Yani işin biraz da fütüristik konularını da düşünmek gerekir. Bu esnada tabii ki her cerrahın da kendine göre bir zekası, bir aklı vardır ve yepyeni teknikler bulabilir, yepyeni tekniklerle uğraşabilir, yeni tekniklere elverişli olabilir ya da statik hoca olup yıllar boyunca yaptığınız aynı tekniği, aynı işlemi hep aynı şekilde uygulamaya başlarsınız. Bu tabii ki sizi ilerletmeyecektir. Hele de farklı farklı hasta profillerinde bu defa mutlaka birisinde problem olacak. Bu defa ne oluyor? Hastalar yapılan işlemler için işte 'ben şanssızım', 'şanssız bir işlemle karşılaştım', 'hani bu iş şans işiymiş' diyen bir grupla karşılaşıyoruz. Halbuki şans işi değil, tamamen tecrübe işi ve olayın farkında olabilme meselesidir.

Evet. Peki uluslararası alanda aslında bu eğitimler, her şey güzel gidiyor, evet, ama bir yandan da Türkiye çok tercih ediliyor, değil mi? Bunun asıl sebebi nedir? Evet, evet. Şimdi şöyle: Ben bunu daha önceki programlarımızda söylemiştim, yine söylüyorum. Türkiye'de 1990 ile 2005 yılı arasında mezun olan tıp fakültesi mezunları gerçekten dünyada çok çok iyi noktalara geldi ve ülkemizi en iyi noktalara getirdi. Bu hem bilimsel açıdan hem de tecrübe açısından ve ülkemizdeki bu konudaki insanımızın da cesur olmasıyla da çok ilintili. Yani gözümüz kara bir milletiz aslında biraz öyle düşünmek lazım. Evet, lazım. Bodoslama dalıyoruz desem bu biraz yanlış olabilir tam anlamıyla. Çünkü bilim adamları bodoslama dalmaz hiçbir şeye ama cesur olmak çok önemli. Başka milletler insanları bizim kadar cesur değil bence ya da cesur olamıyorlar, biraz daha korkuyorlar.

E ikincisi tabii ki ülkemizde bu tip bir cerrahi işlemi yapmayı düşündüğünüz hastalarınızı bunlara teklif ettiğiniz hastalarınız da kabul ediyorsa, bu da tabii ki çok güzel bir şey ve zaman içerisinde her yaptığınız vakayla tecrübeniz bir kat, bir kat, bir kat daha artıyor. Bu da otomatik olarak bizi dünyadaki en lider pozisyona getirecek bir duruma getirdi. Hatta bütün dünya şu anda bizlerden örnek alıyor, bizim yaptığımız işleri. Tabii ki komplikasyonlarımız oluyor, tabii ki problemlerimiz olabiliyor ama bunlar bu işin doğasında var zaten. Tabii ki bunların da altında yatan sebepler nedir? Her şeyden önce işin hem ekonomik boyutu hem hastanın iyi hazırlanması hem hastanın şartlarının olumlu ya da olumsuz olması. Yani burada eğer hasta bazlı düşünürseniz hastanın yani menfaatine olabilecek, yani aslında buradaki kazandığınız para gibi düşünmemek lazım. Burada aslında gerçek hastanın o ameliyatı olup olmamasına doğru karar vermeniz gerekiyor: Yapılmalı mı, yapılmamalı mı?

Fakat bazı hastalar da çok inatçı oluyor, yani onu da söyleyeyim. Diretiyor, yani olmaması gereken bir şey ya da hekimin ona tavsiye etmediği ya da 'bunu yapmasanız daha iyi olur' dediği bir şey. 'Ben bunu illa yaptırmak istiyorum' diyen hastalarla da karşılaşabiliyoruz. Örneğin mesela tüp mide ameliyatı olmuş kişi ideal kilosu diyelim ki 60 kilo ama hasta geliyor 80 kiloyken ameliyat olmak istiyorum diyor. Yani bu hastaya mesela 'gidin 20 kilo daha verip gelin' dediğiniz zaman hasta bunu yapamıyor ya da kabul etmiyor. Bir ikincisi, bu hastayı kendi kaderine bırakmak da doğru değil. Doğru değil. Yani aslında iki arada bir derede yaptığımız bir konu. Tabii ki bu her hasta için geçerli değil. İdeal hastaya ulaştığınızda zaten o hastalarda problemleriniz çok çok minimal olur. Eğer ideal olmayan bir hastada ise bu yaklaşımı eğer sergileyecekseniz hakikaten sizin bu konudaki tecrübeniz çok olması gerekiyor. Eğer büyük bir tecrübeyle yaklaşırsanız ve çok titiz ve dikkatli bir cerrahi yaparsanız, bunu ben yemek örneğiyle hep alıştırıyorum ya, hep söylüyorum: Yani siz her gün kuru fasulye yapıyorsanız artık kuru fasulyenin nasıl olduğuna bakmazsınız, her şekilde onu pişirirsiniz. Yani buradaki önemli olan şey her gün yaptığınız işte otomatik olarak sizin tecrübenize yansır. Ama siz ayda yılda bir yaptığınız bir işlemi, nadiren mesela yılda iki defa, üç defa yaptığınız bir ameliyatı bir hastada yapmaya kalkarsanız tabii işler biraz kötü gidebilir ya da fazlasıyla zaman kullanabilirsiniz. Bu hastanın ameliyat esnasındaki komplikasyonlarını artırabilir, ameliyat sonrası hastanın iyileşmesini uzatabilir, ağrısını artırabilir ya da iyi planlamadan. Bütün bunlar aslında hepsini bir bütün olarak değerlendirmek gerekiyor.

Evet. Peki düşük revizyon oranı da aslında bir başarı göstergesi, değil mi? Siz genellikle diğer hastaların, diğer doktorların yapmış olduğu hastaları revizyona gidiyorsunuz. Yani şöyle: Ben 100 hasta ameliyat ediyorsam bunun 30-40 tanesi tabii ki başka yerde ameliyat olmuş hastalar oluşturuyor. Kendi revizyonlarım da var ama oransal olarak düşük, yani %2-3 revizyon oluyor. Evet, bu bütün hastalıklar için geçerli. Yani liposuction'la ilgili mesela hiç revize ettiğim hastayı hatırlamam. Yani belki bir iki tane yapmışımdır diye düşünüyorum, bazen bulamıyorum bile mesela. Burun konusunda da ufak tefek revizyonlar yapıyoruz ama bir burnu sıfırdan ele alıp tekrardan yaptığımı çok fazla hatırlamıyorum. Hani sonuçlar muhteşem miydi? %100 hiçbir zaman olamaz zaten. Bunu hep iddia etmedim, yani hiçbir zaman böyle olması da söylememiştim. Ama bununla beraber bana başvuran hastalarda da mesela insaflı bir doktorum, yani onu da söyleyeyim. Gerçekten gerekli olmayan bir hastaya 'gel seni yapalım' demiyorum. Yani bazen hasta abartmış olabilir veya hasta hakikaten mutsuz olabilir. Mutsuzluğunun sebebi yani 'bu bu kadar olur' dediğiniz hastalar da çok. Yani ben bana başvurup da 'hayır bunu yapmayalım' dediğim çok hastam var ya da başkalarının yapmış oldu ama çok önemli hocam bu, çok önemli yani yanlış bir şeye itmem açısından, öyle değil mi? Sonuç olarak bazı hastalarda takıntı da olabiliyor, bunu da işlemiş geçtiğimiz haftalarda. Aynen öyle.

Bazen şu da oluyor mesela: Hasta ameliyat olmuş oluyor ve artık düzelmeyecek bu boyutta oluyor. Diyorum ki: 'Bakın bu olmaz, yani bunun üzerine gitmeyin.' Çok rahat bunu söyleyebiliyorum. Yahut diyorum ki: 'Bundan bu kadar olabilir.' Bunu da söyleyebiliyorum. Yani bunu bir terazi olarak değerlendirmek lazım. O terazinin kefeleri düşündüğünüz zaman yani eğer ki ağır basıyorsa bunu biraz da vicdan muhasebesi olarak da değerlendirmek gerekiyor. Ne kadar önemli. Evet, yani konu biraz da o ve burada aslında iki olayla uğraşıyorsunuz: Bir hastanın psikolojisi, ikincisi hastanın mevcut fiziksel, yani yapacağınız işlemle ilgili mevcut ameliyatın zorluk derecesi. Eğer bu ikisini de göğüsleyecek düzeyde bir yeterliliğiniz varsa, çünkü hastanın psikolojisini idare etmek ayrı bir kabiliyet, cerrahi yapabilmek ayrı bir kabiliyet. Her ikisini de yapabiliyorsanız dokunmalısınız. Diğer şekilde hastaya zarar vermemek gerekiyor. Kesinlikle öyle. Yani orada aslında anlaşmak gerekiyor öncesinde. O planlama süreci çok önemli, hastalık psikolojisi çok önemli. İşiniz gerçekten çok zor bu arada. Aynen öyle, insanla uğraşıldığında tabii ki.

İdeal hasta peki nasıl olmalı sizce? İdeal hasta profili nedir mesela? Şimdi buradaki ideal hasta seçimi bence çok önemli. Yani bir cerrahi işlemi yaparken bizim karşıdaki hastamızdan beklentimiz nedir? Bu sadece benim için değil, bütün hekimler için de aynı şekilde geçerli. Hastanın istekli olması gerekir. Diyeceksiniz ki: 'Ya istekli olmayan bir insan size niye başvursun?' Bazen gelir hasta fikir danışmak içindir, yani bir geçerken uğradık gibidir. Yani aslında çok kararlı değildir. Kararlı olmayan bir hastayı kararsız olduğu bir konuda ikna etmeye çalışmak çok doğru bir şey değil. Hani çok iyi bir sonuç olacağını düşünüyorsanız burada belki motive edebilirsiniz, problem değil ama çok kararsız olan bir hastayla çok uğraşmamak gerekiyor.

İkincisi, hastanın gerçekten optimum koşullarda olmasını öngörmek gerekir. Mesela hasta yaşlı olabilir ya da genç olur ama başka sağlık sorunları vardır. Mesela böbrek transplantı olmuştur, böbrek yetmezliği vardır, ne bileyim bir ilaçlar kullanıyordur, psikolojik bir takım sorunları vardır, beklentisi çok yüksek seviyededir, onun hayal ettiğiyle sizin yapacaklarınız uyuşmuyordur. Bütün bunlar aslında bir denge. Bu dengeyi eğer koruyabiliyorsanız, olanı o yüzden bu ameliyattan önce yapılan görüşmeler ki ön hazırlık görüşmeleri, bir bunlar. Bu dönemde yaptığınız görüşmeler gerçekten her şeyi belirler. Yani hastayı sevmeyebilirsiniz, hasta da sizi sevmeyebilir. Yani bu da son derece normal. Sevmediğiniz bir hastaya ameliyat etmeyin. Yani o hasta sizi sevmiyorsa ameliyat olmasın. Buradaki önemli koşullardan bir tanesi de bu. Çok önemli ama, evet, gerçekten önemli. Çünkü bir de mesela baktığınız zaman eğer tecrübeli bir hekimseniz aslında siz o hastadaki sonucu görürsünüz. Yani yemeği yapmadan önce siz yemek yapacağınız yemeğin nasıl bir lezzetli olacağını az çok biliyorsunuz ki görüneceğini biliriz. Evet, biliyorsunuz. Bildiğiniz için bunu sunabiliyor musunuz, anlatabiliyorsanız, yansır aslında.

Yani hasta mesela geldi, sizin o işi yapıp yapamayacağınızı gözlerinize baksa anlayacak zaten. Güven çok önemli. Evet, yani sizin konuşmalarınız, tedirgin olması bile bunu çok etkileyen bir şey. Mesela ben bazen hastaların işte bir hekimle görüşmeye gittiklerinde işte hekimle konuşurlar falan. Hekim çok şey anlatır ama anlattıklarının hepsinde hastaya işin komplikasyonlarını, risklerini, işte olmazsa sebeplerini söylüyordur. Baştan korkutuyor zaten. Evet, baştan korkutuyor. Aslında bu bir anlama da şu anlama da geliyor: Bu hekim aslında bu ameliyatlara çok vakıf olmadığını, komplikasyonların olabileceğini ve bu komplikasyonlar olduğunda 'ben size söylemiştim, bakın böyle öyle de oldu' bu aslında kendine çok inanmayan bir insanın yansımasıdır.

İkinci bir kişi tiklemesi var. Hekim ya da bir avukat da olabilir, bu fark etmez. Yani bir avukata gidin mesela, evet, bir şey anlatırken size 'ya olur yaparız ama işte şöyle de olabilir, böyle bizim elimizde olmayan sebepler de var, işte hakim şöyle karar verir, böyle karar verir' diyerek bu kişi aslında riskleri bu defa %50-50 paylaşıyor. Bakın ilk grupta bütün riskler sizin oluyor. İkincisi de %50-50 paylaşıyor. Üçüncü gruba gittiğiniz zaman oradaki kişi eğer ki işine hakim birisi ise bunlar iki gruba ayrılır ama A grubu gerçekten gerçekleri anlatan, kendine güvenen, yapabileceğine inanan. İkinci grup ise şarlatan. Şarlatan. Tabii şarlatanlar da söyler. Mesela şarlatanlar ne yapar? 'Şöyle yaparım, böyle yaparım' ayağı yerden kesik ifadeler kullanır, sizi hayal ürünü ifadeler, hayal ürünü ifadeler. Tabii ki yani işte 'denize düşen yılana sarılır' olayı ve siz de onun o şarlatanlıklarına kanabilirsiniz gerçekten. Ama şarlatan ile şarlatan olmayan arasındaki ne fark vardır? Şarlatan olmayan şarlatanın arka şeyi yoktur, backgroundu yoktur yani. Evet, arkası boştur. Onun arkası dolu birine gittiğiniz zaman ve o 'ben bunu yapabilirim' diyorsa o gerçekten bir kendine güveniyordur, ikincisi yani yapacağı işe güveniyordur ve bunu gerçekçi bir şekilde de size ifade ettiğinde işte o kişiye gerçekten kendinize emanet edebilirsiniz. Yani doğrusu bu. Bu avukat seçiminde de, mimar seçiminde de, doktor seçiminde de bence benzer şeylerdir yani. Evet, bazı şeyler çünkü tasarımla ilgili bir konu. Kesinlikle öyle ve tecrübe çok önemli yine dediğiniz gibi. Yani arka plan boş ama şu anda da çok fazla var hocam, değil mi? Özellikle aslında ucuz bütçeli tutup bu işi aslında çok ciddi işlemler, nasıl sağlığını insanlar emanet edebiliyor zaten hala anlamış değiliz ama çok fazla da var şu an günümüzde.

Bunlar aslında şöyle oluyor: Bir merdiven altı zaten onları geçiyorum, yani onları Allah'a havale ediyorum diyeceğim. Kesinlikle öyle. Onlara giden hastaları da Allah'a havale etmek gerekiyor, çünkü öyle. Hakikaten o hastalara da ben şaşırıyorum gerçekten. Yani İstanbul'da yaşıyorsunuz, nasıl böyle bir şeye cesaret edip yapabiliyorsunuz? Bu tabii ki şaşırtıcı bir şey ve hakikaten ben bazen oluyor ki haftada iki üç tane böyle insanla karşılaşıyorum. İşte gittik şöyle birisi, sonra doktor olmadığını anladık, sonra işte şu olmadığını anladık, bu olmadığını anladık ve şaşırtıyor gerçekten insanı. Yahut bu tip durumlarla karşılaşan kişiler, bilemiyorum yani nasıl böyle bir karar alıyorlar, insan şaşırıyor. Neden daima işin içerisinde ekonomi ve bütçeyi düşünüyorlar? Oysa ki estetik ilk sıralamada o geliyor. Evet, evet. Oysa ki estetik aslında kimler yaptırmalı, kimler yapabilir, nasıl yapılmalı konusuna girdiğimizde her şeyden önce bu bir lüks bir tüketimdeki düşünmek lazım. Ya ben de Ferrari almak istiyorum ama param yoksa Ferrari almıyorum. İşte bu kadar basit. Aynen öyle, öyle değil mi? Yani siz Ferrari alacak paranız yoksa Ferrari hayali kurmanızın da çok büyük bir anlam olmadığını düşünüyorum. Çok doğru. Yani bu gerçeği hakikaten şey yapmamak gerekir. Diğer şekilde 'a Ferrari olmasa da işte ben Ferrari çakma Ferrari alırım' ama işte hiçbir zaman o görüntünün aynı olmuyor yani onu elde edemiyoruz. Olmaz, onu elde edemiyor ve bunun karşılığında aldıkları kötü sonuçta bir sonraki düzeltme işlemlerine yansıyor ve hayatlarını mutluluğu isterken daha karanlık bir hayatla karşı karşıya kalıyor ya da sağlığımızdan oluyoruz. Geçtiğimiz günlerde de gördük mesela fenomen hayatını kaybetti. Evet, evet, kendisi verecek çok ucuza yaptırıyor. Tabii işin ben gerçek yüzünü bilmiyorum ama yani şunu söylemek lazım: Yani estetik ameliyat oluyorsanız bu bir kamyon almaya, bir araba almaya benzemez. Bu tamamen ve tamamen sağlık, güzellik için yapılan ve hakikaten sizin artık buna ihtiyacınız var ise bunun için hazırlıklarınızı tamamladıysanız, her şeyiniz hazır ise bu yola girişmelisiniz. Diğer şekilde hani fiyat araştırarak bu işi yapma çabası, yani çünkü domates almıyorsunuz ki. Sanatla uğraşılan bir sağlık hizmetinden bahsediyorum ve burada iyi sonuç alabilmek için de doğru hekimi tercih etmeniz ve paranızın da olması gerekiyor. Bunu da söylemek gerekir.

Doğru yaş, cinsiyet ve biyolojik özellikler de çok önemli. Evet. Mesela şöyle örnek vereyim: Mesela erkekle kadın burnunun farkı vardır, birbirinden farklıdır. Mesela erkek burnu daha kemikli oluyor, daha yapılı oluyor, daha zordur. Kadın burnu ona göre biraz daha nazik, biraz daha ince yapılı olabiliyor. Yine hastanın yaş grubu birbirinden farklı. Yani ne diyeyim mesela 70 yaşındaki bir hastaya yapacağınız ameliyat ile 50 yaşındaki yapacağınız bir hastanın ameliyatı aynı değil. Ya da 50 yaşında iki kişi var, birisi son derece sağlıklı, birisi sağlıksız. Demek ki sağlıklı insanlarda karşılaşılabilecek problemlere göre sağlıksız hastalarda çok daha farklı problemlerle karşılaşılabilir. O yüzden yaşı, cinsiyeti ya da hastanın sağlık durumu aslında cerrahide yaptığımız işleri, estetik cerrahide yaptığımız bütün işlemleri belirleyici en önemli faktörlerden birisi haline geliyor.

Peki hangi tıbbi testlerden geçiriyorsunuz mesela? Şimdi hastanın hazırlama sürecinde öncelikle hastayla görüşmek esastır. Yani mutlaka görüşmeniz gerekir. Hastanın isteklerini, beklentilerini tam olarak anlamanız gerekiyor ve buna uygun bir planlama yapmanız gerekiyor. Belki planlamayı o anda yapmazsınız, ameliyat günü yaparsınız ama ön görüşmede en azından bu sizin yapabileceğiniz ya da yapamayacağınız ya da olmalı ya da olmamalı diyeceğiniz bir süreç halinde ilerlemesi gerekiyor. Hasta ameliyat günü geldiğinde tabii ki biz mutlaka bütün testler, yani kan testleri olsun, pıhtılaşma testleri olsun, kalp testleri olsun. Eğer ekstra problemi varsa bu bir tiroid hastası olabilir, bir böbrek hastası olabilir, bir akciğer hastası olabilir, bir kanser hastası olabilir. Her şeyle karşılaşabiliriz. Bazen bildiğimiz, bazen bilmediğimiz bir takım sorunlarla karşılaşılabilir. Tabii ki böyle bir şeyle karşılaştığınızda bunun önlemlerini almanız gerekiyor. Bu aslında bir checklist gibi düşünün.

Mesela ben hastayı gördüm, sağlık durumuyla ilgili gereken bilgileri aldım ve bazı noktaların üzerine kullandığı ilaçlara bakarak ya da yapılan ameliyatlara bakarak notlar koyuyorum. Bunu anestezi doktorum da görüyor. Anestezi doktorumuz mesela gelip diyor ki: 'Bu hasta ameliyat olamaz' ya da diyor ki: 'Bir dahiliye görsün' ya da diyor ki: 'Bir üroloji görsün, bir radyoloji görsün, bir göz doktoru görsün, kadın doğumcu görsün' gibi. Mesela hasta geldi, hamile olduğu anlaşıldı. Olamaz mı? Olabiliyor, karşılaşıyoruz. Siz bu hastayı hamile olduğunu bile bile ameliyat edebilir misiniz? Hayır, edemezsiniz, kabul etmemeniz gerekiyor mesela en basitinden. Ya da hasta geldi, bir işte ciddi bir akciğer enfeksiyonu var. Belki çok aktif değil ama ateşi yok belki ama nihayetinde öksürüyor ya da damar bir problemi var, damarsal problemi var, böbrek problemi var. Böyle hastaları mutlaka ekarte edecek bir anestezi alıp alamayacağını belirlemek açısından çok önemli testlerin yapılması gerekebiliyor. Bu testlerin sonucunda sorun varsa direkt iptal oluyor, sorun yoksa ona göre o doktorlar oraya not koyuyorlar: 'Olmasında sakınca yoktur' diyerek.

Mesela yine ondan örnek vereceğim ama o fenomenin ölümünden sonra aile biraz da hastaneyi suçlamıştı: 'İşte aslında geçmişte hastalığı vardı ama üzerinde durulmadı' gibi. Yani bunlar iddia, tabii ki. O yüzden o tıbbi testler de son derece önemli. Kesinlikle, yani o olmadan olmaz, ön koşullardan bir tanesi. Yani hastalar bazen şunu diyor: 'İşte geleceğim, hemen ameliyat mı olacağım?' Hayır efendim, ameliyat olmayacaksınız. Ameliyattan önce bütün değerlendirmeleriniz tekrar tekrar yapılacak. Ondan sonra bir problem yok ise bu defa işin planlama aşamasına geçilecek. Planlama dediğimiz, ben ameliyat öncesi kendi pratiğimden anlatıyorum tabii ki. Ameliyat öncesi hastaların ne ameliyat yapacağımı, ameliyat salonunda mutlaka ben hastayı uyutarak aşağıya indirmem. Ameliyathaneyi gösteriyorsunuz, neler olacak? Evet, odasında da planlama. Hasta kendi başına, tek başına, rahat rahat, kendisi doğru bir şekilde ifade edecek şekilde nereden keseceğim, nereden ne alacağım, hangi yerden gireceğim, nasıl olacak? Bütün bunların hepsini konuştuktan sonra hastanın kafasında en ufak bir soru işareti kalmadığını anladığımda, beni anladığında, benim onu anladığımda bu ameliyatı gerçekleştirebilirim. Hasta o anda bile vazgeçebilir. Bazen oluyor ki 'ben yapmak istemiyorum' der, 'tamam' diyorum, 'eyvallah, elbette olabilir.' Tabii ki yani son anda da. Yani hiçbir hastaya sürpriz yaşatmak gibi bir niyetimiz yok, sürpriz de olmamalı zaten. Yoksa mesela meme büyütüyorsunuz, 'işte benim istediğim bu değildi, işte siz yaptınız, büyük koydunuz, küçük koydunuz.' Çünkü zevkler ve renkler tartışılmaz. Oysa hastanın kendi göreceli bir kavram. O yüzden diyorum işiniz çok zor diye.

Peki o zaman ne yapıyorsunuz mesela beğenmedi, işte nasıl bir süreç sizi bekliyor? Aslında şöyle: Böyle bir beğenmeme konusuyla çok nadiren karşılaşıyoruz. Bazı hastalarda gerçekten olabiliyor. Ben daha yeni bir hastamdan bir örnek anlatabilirim, çok da gerçekten enteresan. Hastaya mesela bundan yıllar önce, bir 3 yıl önce filan bir protez koymuştum. Daha sonra geldi, 'bunlar çok büyük' dedi, 'küçültmek istiyorum' dedi. Hiçbir sorun da yok bakın ve sonuçta muhteşem. Yani gerçekten küçülttüm. Daha sonra küçülttükten sonra daha odasına çıktım, 'çok küçük olmuş' dedi. Dedim ama siz küçük istemiştiniz. Halbuki kendi seçiyor bakın bütün şeyleri. 'Ben işte daha sonra tekrar geleceğim ama büyük yaptırmak istiyorum.' Bu defa çok daha büyüğünü istedi. Bu sefer büyüğünü yaptık. Bu sefer 'çok büyük oldu, tekrar küçültmek istiyorum' dedi. Yani üç defa, dört defa aynı ameliyatı yapmak zorunda kaldığımız hastalarımızdan bahsediyoruz. Yani bu ki hani apar topar bir şey değil, hastayla saatlerce konuştuktan sonra ona rağmen verdiği kararla ilgili kararsız insanlar da olabiliyor. Bu belki uçuk bir örnek ama böyle örneklerle de karşılaşabiliyoruz. İşte o yüzden hep söylüyorum çok zor diye.

Ve elbette hastanın o yaşam tarzı operasyon kararı verirken de onu çok etkiliyor. Sonrasında da nasıl bir durum onu izleyecek, nasıl toparlayacak kendisini? Yani hastayla tabii ki konuşuyorum, yani bu anlamda hastayla mutlaka konuşuyorum. Hastaya anlatıyorum, hastanın yaşam tarzını kendisinden dinlemek istiyorum, beklentilerini öğrenmeye çalışıyorum. Tabii ki bunlar biraz oldu bittiye getirmemek. Hayır, hayır, oldu bittiye asla gelmeyecektir zaten, gelmemeli de zaten. Ama nihayetinde hasta belki o anda bir karar veriyor, o karardan kendisi de çok emin olmayabiliyor. Emin olduğunu düşünüyor, kendi seçtiği şeyi daha sonra 'ben bunu istememiştim, büyük istemiştim' diyor mesela. Böyle şeylerle karşılaşabiliyoruz ama bunlar bizim işimizin doğasında var. Artı yani bunu tabii ki simülasyon yapabiliyoruz. Mesela hastanın üzerinde protezi gösterebiliyoruz, simülasyon yapabiliyoruz. Mesela burun için simülasyonu bilgisayarda yapmak, mesela meme simülasyonu hastanın kendi vücudunda bir sütyen giydirerek yapmak şansımız var. Bütün bunları yapsanız dahi aslında gerçekten yine de bir sorun çıkıyor mu? Sorun çıkarabilir, çıkarabilir, yani ihtimal var.

Geçmişteki ameliyatlar da önemli elbette. Evet, bu aslında işin en önemli kısmı. Hatta ben geçmiş programlarda bunlardan hep bahsettim. Yani daha önce bir ameliyat yaptırdıysanız, daha önce mesela yüzle ilgili bir işlem yaptırdıysanız, bu bir ip askı olabilir, bir sıvı ip uygulaması olabilir. Sanki, değil mi? İp askıda olsun, sıvı ip uygulamaları olsun, dolgular olsun, bazı gereksiz yapılmış işlemler o anda o kişiyi belki mutlu etmiş olabilir ama birkaç sene sonra onun çok ciddi problemleriyle karşılaşabiliyor ya da ileride bir cerrahi istediğinde bu defa hiç ellenmemiş bir hastayla daha önce bir işlemler yapılmış hastanın süreci aynı şekilde ilerlemiyor. Bu tabii bize yansıyor, işlemimize yansıyor, ameliyattaki planlarımıza yansıyor. Bu da otomatik olarak hastanın sonucuna yansıyabilir. Ben hep şunu diyorum: Yani bunca yıldır bütün bu uygulamaların hepsini yapan, bilen bir hekim olarak yani doktorunuzu çok değiştirmeye çalışmayın. Bir ikincisi de doktorunuz yani eğer o konuda içinize sinmiyorsa ya da basit bir uygulama olarak size anlatılan şeyler bazen sizin gerçekten istemediğiniz şeyler olabilir ya da ileride yaptıracağınız uygulamalar için bir risk taşıyabilir.

Peki neye dikkat etsinler o zaman doktor seçerken? Hangi eğitim, hangi deneyimlere, fiyat konusuna neye baksın? Estetik bir uygulama yaptıracaksanız, evet, bugün ülkemizde estetik, plastik ve rekonstrüktif cerrahi eğitimi almış hekimler estetik cerrahi uygulaması yapabilir. Çünkü adımızın üstüne bakın: Estetik cerrahi. Estetik cerrahi başka hiçbir branşta yoktur. Bunu net söylüyorum. Yani demek ki bir uygulama yaptıracaksanız, estetik bir uygulama yaptıracaksanız bu bir dolgu da olabilir, bir başka uygulama da olabilir. Dolgu için de öyle değil mi? Yani en ufak şey için bile aslında o eğitim ne kadar önemli. Kesinlikle. Yani bir plastik cerraha giderseniz onun çünkü bu konuda da tecrübesi vardır, muhakkak size en doğru olanı yapar. Yani ben dolguya karşı değilim, bunu söylüyorum ama anlamsız, gereksiz ya da işte hayal ürünü olan dolgular yapılmasına bence karşıyım ya da trend uygulamalara karşıyım. Yani bir saman alevi gibi bir dönem var, bir anda bir şey furya patlıyor böyle. İşte Barbie göz mü ne deniyor? Barbie, Barbie nose, Barbie burun mesela. Mesela bu ciddi bir sorundu. Biz mesela örümcek ağı deniyordu hatırlıyorsanız herkesi. Evet, sonra Fransız askıları denildi. Var mı şu anda? Çok az ya da yapılmıyor. Bir dönem ama insanlar gitti yaptırdı sayısız defa ve şu anda o kişiler onların sorunlarıyla uğraşıyorlar. Ne kadar acı. İşte aslında ne büyük hayallerle başlıyorlar. Evet, aynen öyle efendim.

Peki hasta yorumları ve iletişim tarzı, fiyat bilgisi, çalıştığı kurum da çok önemli, değil mi? Tabii ki. Şimdi şöyle: Bir hastanın tabii ki yani hekim seçiminde nelere dikkat etmesi gerektiğinden birazcık bahsetmek isterim. Çünkü programlarda bunu yer yer zaman zaman ele aldık ama yani her şeyden önce bir hekim tercihiniz varsa öncelikle o hekimle ilgili olarak yorumlar okuyabilirsiniz, sosyal medyasına, sayfalarına her şeyine bakabilirsiniz ama gidip görüşmeniz şart diye düşünüyorum. Kesinlikle. İkincisi, mutlaka o hekimin ameliyat ettiği bir takım hastalar vardır. O hastalardan konuşabilirsiniz, onların yorumlarını alabilirsiniz. Fakat yorumunu alacağınız kişi iyi niyetli mi, kötü niyetli mi onu da bilemezsiniz. Artı o kişinin vücudu ya da o kişinin yüzü sizinle aynı olmayabilir. Bir de reklam amaçlı yapılanlara aslında çok kanmamak gerekiyor özellikle sosyal medyada. Aynen öyle.

İkincisi mesela bu acente tarzı emlakçılık yapan bir takım kurumlar var. Yani sağlık emlakçılığı, buna acente deniyor günümüzde. Bu tip kurumlardaki çalışan işte sekreter ya da hasta danışmanlarıyla konuşup onlarla ameliyat kararı alan hastalar var mesela. Şaşırıyorum, korkunç. Yani insan sağlığını nasıl? Bugün ülkemiz hakikaten yani bir doktora ulaşabilmenin en kolay olduğu memleketlerden bir tanesi. Bugün siz bir Avrupa'da yaşasanız bir doktora ulaşmanız mümkün bile değildir. Çok doğru. Ama Türkiye'de rahatlıkla bir profesörden dahi istediğiniz vakit, istediğiniz saatte bir randevu alabiliyorsunuz ve gidip görüşebilirsiniz, en azından fikrini alabilirsiniz. Gidip bunu bir emlakçı vasıtasıyla yapıp onlara da para kazandırmak gibi bir niyetiniz varsa ona bir şey demiyorum tabii ki. Bu işte 'işte bunlar yurt dışı' falan. Hayır, yurt içinde de böyle şekilde ilerliyor. Yurt içinde de bu şekilde. Yani insanlar kendilerini bir emlakçı vasıtasıyla bir hekime ulaşmayı sanki daha doğru buluyorlar, onların tecrübesi var diye düşünüyorlar ama bu tip sanal işler bence bizim yaptığımız işe biraz sağlık, güzellik ötesinde biraz ticari bir hava veriyor. O yüzden bunun çok doğru olmadığını düşünüyorum.

Bunun dışında tabii ki hekimin deneyimi bence çok önemli. Hastaların özellikle bu deneyim için bazen yüksek ücretler ödediğini bilmelerini isterim. Çünkü hani fiyat bazında siz deneyimsiz bir doktora daha uygun bir fiyata yaptırabilirsiniz fakat bu sefer o hekimin siz deney araçlarından bir tanesi, deneyim araçlarından bir tanesi oluyorsunuz. Bunu da unutmamak gerekiyor. Yani oradaki fiyat performans konusunu tabii ki onu anlatmaya çalıştığım şey hep söylüyorum ya, araba almak gibi değil bu iş. Bu sizin için hayatınızın önemli bir işlemiyse, önemli bir parçasıysa buna uygun bir şekilde davranmak durumundasınız. Kesinlikle buna özen göstermeniz gerekir. Diğer türlü hem sağlığınızdan hem ruh sağlığınızdan hem sosyal sağlığınızdan olursunuz ve geri dönüşü de bazen imkansız olabiliyor ya da ikinci, üçüncü ameliyatlar hiçbir zaman ilk ameliyat gibi çok çok başarılı olamıyor. Aslında en baştan çok önemli. O yüzden başlarken dikkat etmemiz gerekiyor hem tecrübeye hem eğitime hem deneyime. Sizin gibi 32 yıllık bir deneyim de bulmak zor tabii ki. O yüzden direkt Fatih Dağdelen'e gidiyoruz. Vardır tabii ki, ya vardır elbette ama sayılı sonuçta hocam. Bir de bu kadar yani vücuttaki her şeyi bir arada yapabiliyor olmak aslında büyük bir başarı, onu da yine vurgulamak isteriz elbette.

Evet, ya ben tabii dokunabildiğimiz her yerle uğraşıyorum. Yani gerek vücutta yani bacak estetiği de yapıyorum, genital bölge estetiği de yapıyorum, vücut estetiği, yüz estetiği de yapıyorum ve bütün bunların hepsinin birbirine katkıda bulunduğuna inanıyorum. Hepsi aslında o kişiyi tam olarak hazırladığını düşünüyorum. Yani bununla beraber tabii ki bir meme büyütmek değil aslında konu. Mesela memesini büyütmek isteyen bir kişi için ya da bir kişi için sadece burnu yapmak değil aslında bunların bir tasarım işi olduğuna inanıyorum. Evet, tasarım cerrahisine gelelim o zaman, değil mi? Tasarım cerrahisi nedir, nasıl ilerliyor, siz neler yapıyorsunuz bu alanda? Ne demek tasarım cerrahisi? Şimdi tasarım deyince mesela bakın bir şey marka değeri tasarımla ilgili bir şey aslında. Bugün tasarım dediğinizde mesela dünya lideri İtalya'dan biliyorsunuz. Bugün bütün o araçların olsun, bütün önemli cihazların olsun pek çoğunun tasarlandığı yer. Ayakkabı olsun, kıyafetler olsun, değil mi? Hepsi böyle İtalya'da mutlaka bir dizayn yapılır, bir tasarımdan geçer. Tasarım gerçekten çok önemli.

Mesela iyi bir ameliyat sizin yaşam tarzınızı değiştirir. Çok doğru. Yani göğsünüzü sadece büyütmek değildir meme büyütme ameliyatı. Doğru bir şekilde yapıldığında bu size yeni bir yaşam tarzı, yeni bir hayat sunar. Mesela liposuction'da yağ almak değildir önemli olan şey. O yapılan işlem eğer çok güzelse bu sizin kıyafetinize yansır, bu sizin işinize yansır, bu sizin ailenize yansır, bu sizin sosyal hayatınıza yansır, özel yaşamınıza yansır. Ve bütün bunların da doğru bir şekilde yapılabilmesi için mutlaka iyi planlanmış bir işlem yapılması gerekiyor ve doktorunuzun size bu konuda birtakım önerileri olacaktır.

Yani şimdi ben yüzümü gerdirmek istiyorum diyerek gittiğiniz bir hekim size sadece yüzünüzü gerebilir. Bu bir yüz germe ameliyatıdır. Ama başka bir hekim size ki ben öyle yapıyorum mesela, diyorum ki size yüzü gerelim ama dudak boyunuz da uzun, bunu da yapalım beraberinde. İşte şurayı da biraz çekelim ya da bir göz kapağınızı da alalım gibi bir önerim olabilir. Ya da siz göz kapağını da yaptırmak istiyorsunuz ama ben size diyorum ki: 'Hayır, göz kapağı değil, kaşınızı kaldıralım.' Diyorum. Ya da siz diyorsunuz ki: 'Ben çeneme biraz dolgu yaptırayım.' Ben de diyorum ki size: 'Hayır, buraya yağ koyalım.' Evet, yani ezbere gidilen şeyler değil de aslında bütün bakış açısıyla. Aynen, bütünsellik bizim işimizin temeli aslında ki 360 derece yani her tarafa müdahale edebilme selahiyeti bir hekimde aslında bunu sağlıyor.

Yani böyle düşündüğünüz zaman mesela bir burun ameliyatı yapıyoruz. O burun ameliyatını yaparken o kişinin yüzüne uygun bir şekilde bir tasarım yaptığınızda farklı. Yoksa ucunu kaldırdığınız, üstünü oyduğunuz, biraz daralttığınız bir burun mu? Yoksa elmacık kemiğiyle, dudağıyla, çenesiyle uyumlu bir burun mu? Yani üstteki kemeri aldık ama buradaki şu burun kökünü bıraktıysanız eğer bu size bir 'great nose' yapıyor. Oysaki orayı biraz daha incelttiğiniz zaman çok daha güzel tasarlanmış, o kişinin yüzüyle uyumlu, dengeli bir burun oluyor. Anlatmaya çalıştığım bu tasarımı yaptırdığınız takdirde siz yepyeni bir kimliğe bürünüyor musunuz? Diğer şekilde sadece burnunu yaptırmış bir insansınız. Yani doğru, çok doğru.

Peki kalıcılık nasıl sağlanıyor ve daha sonraki o kalıcılığı nasıl takip ediyorsunuz? Hastalarınız sizin elbette iletişiminiz oluyor benim bildiğim. Evet, evet. Şimdi her şeyden önce estetik cerrahi uygulamaları hepsi kalıcı uygulamalardır. Bunların hiçbirisi geçici değildir. Zaman içerisinde tabii ki bir kısmı birazcık da olsa mesela meme yaparsınız ama meme zaman içerisinde bir miktar yine deforme olabilir. Mesela karın yaparsınız, o tekrar doğum yapsanız gene deforme olabilir ya da yüz yaptınız, 10 sene sonra biraz deforme olabilir. Bu dönem içerisinde bazı şeyleri eklemek gerekebilir ya da ameliyatınız yapılmıştır ama birkaç tanesi yapılmamıştır. Mesela kombine bir işlemde bazen hepsini yapmıyoruz, bir kısmını yapıp bir kısmını sonraya bırakıyoruz. Yahut hasta diyor ki mesela: 'Gözümü yapın' diyor, 'yüzümü gerin, işte dudağımı, kaşımı da' diyor, 'sonra yapalım' diyor ve hasta daha sonra size gelmiyor, başka bir yere gidiyor, orada yaptırıyor. Oysaki o işe siz başladınız, siz bitirmelisiniz. Doğrusu bu, yani hekim değiştirmemek lazım. Yani hasta ülkemizde maalesef çok az, o da büyük cesaret yani.

Evet, ben mesela bizim hanımlara hakikaten şaşırıyorum. Mesela o gün diyelim ki kaşını aldıracak. 30 yıldır gittiği kaş alıcısı işte bir estetisyeni vardır. O gün o izinlidir ya da o gün işe gelmemiştir, gider yanındakine de başka birisine yaptırır bunu. Yani bu işte sadakatsizlik. Yani bunu bir Alman'da göremezsiniz. Doğru, bir Alman mutlaka yani 30 senelik bir kişiden başkası mesela aynı berberini hiçbir zaman değiştirmez. Çünkü o berber sizin saçınızın, kuaför sizin saçınızın tarzını, tavrını biliyordur gibi. Yani hakikaten cerrahınızı çok değiştirmeyin. Memnun olduğunuz bir işlemle ilgili olarak bir başkasının sizin kafanıza girmesine izin vermeyin. Çünkü o bir şey tasarlamıştır ve o tasarım üzerine ilerliyordur. Ama başka biri size başka bir tasarımla karşılaşacaksınız. Bu defa alt taraf Üsküdar, üst taraf Kasımpaşa olur öyle bir şeyle hocam. Doğru, yani o seçimler çok önemli elbette.

Süremiz artık daralıyor. Program sona geldik. Neler söylemek istiyorsunuz? Özellikle sizin 30 yılı aşkın tecrübenizden faydalandık 16 haftadır ama yine son bizlere iletmek istediklerinizi alalım. Şimdi her şeyden önce bu 16 hafta içerisinde gerçekten KRT izleyicileriyle estetik cerrahiye dair, plastik cerrahiye dair hemen her konuyu anlatmaya çalıştım içtenlikle ve samimiyetle. Ve burada hastaların iyiliğini tabii ki baz aldım. Bunları yaparken hastaların işte davranması gerektiğini, ameliyat sonuçlarında ne ile karşılaşacaklarını, bunun olumlu, olumsuz komplikasyonları, riskleri nelerdir, bütün bunları çok açık yürekle söylemeye çalıştım. Hakikaten izleyicilerimiz de bizi çok güzel bir şekilde...

Bence dinlediler. Bu konuda bilgiler edindik, özel geri dönüşler aldık. Evet, evet, çok güzel geri dönüşler, çok güzel sorularla karşılaştık ve biz o soruların hepsini de teker teker programlarımızda işlemeye çalıştık. Amacımız aslında halkımıza bu konuda faydalı olmaktı. Çünkü estetik cerrahi günümüzde çok trend bir konu, herkesin yaptırmak istediği, arzu ettiği bir konu.

Fakat burada aslında özet olarak söyleyecek olursam, birinci aşama ön hazırlık demiştim. Daima ön hazırlık aşaması mutlaka hekimle gidilerek, görüşülerek yapılacak. Ya da online olabilir, telefonla olabilir ama mutlaka hekimle görüşmeniz önemli olduğu bir konu.

İkincisi, beklentilerinizi iyi anlatmalısınız ve o beklentileri o hekimin gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğini iyi anlamanız gerekiyor. Çok önemli bir konu ve hekimi zorlamamanız gerekiyor. Şartlarınız olgunlaştığında o ameliyatı yapmalısınız. Bu hem vücudunuzla ilgili hem sağlığınızla ilgili şartlar olgunlaştığında; yani ideal kiloya geldiğinizde, ideal hastalık durumlarınızı atlattığınızda olmalı.

Ve fiyat anlamında da her zaman dediğim gibi, bu işi fiyatla değerlendirmememiz gerekiyor. Değer yargısı bence burada çok önemli. Ben şimdi burada size yüz tane değerden bahsetsem, bunların içerisinde hangisi? İşte para da bir değerdir, değil mi insanın hayatında para? Bakın, burada yüz kişiye sorsak, bu değer yargıları ilk ona dahi girmez. Fakat estetik ameliyat olmaya karar verdiğinizde parayı birinci etapta tuttuğunuzda, bu yanlış kararlar verebilmenizi gerektiriyor ve getiriyor. Bunun sonucunda da sizler mağdur oluyorsunuz ve bu defa da hekimleri suçluyorsunuz.

O hekimin aslında size zarar vermek gibi bir niyeti yok. Sizin bir hasmınız değil, bir düşmanınız değil. O size yapılması gereken en iyi şeyi yapabiliyor. Ama şunu da unutmamak gerekir ki, bir uçak kazası nasıl olabiliyorsa, tıpta da komplikasyon olabilir. Bunlar son derece normal şeyler. Başınıza geldiği zaman burada birilerini suçlamak yerine, onun tedavisini ve onu yaptırmak için, düzeltmek için bence emek sarf edilmeli diye düşünüyorum. İnsaflı olmak gerekiyor, vicdanlı olmak gerekiyor. Doğru hekimi tercih edebilmek de bu işin içerisindeki en önemli kriter diye düşünüyorum.

Çok teşekkür ediyoruz Hocam. Gerçekten haftalardır çok kıymetliydi aktardıklarınız. Özellikle dürüstlükten, güvenden bahsettiniz. 32 yıllık tecrübenizden faydalanmış olduk ve 80.000 aşkın yine başarılı operasyonlarınızı aktardık. Hem hastalarınızdan bize yazanlar oldu hem merak edip de soranlar oldu. Yine ben tekrar teşekkürlerimizi iletmek istiyorum bir kez daha.

Sevgili izleyenler, bu programımızın da yani son programımızın da sonuna geldik. Doktor Fatih Dağdelen ile 16 haftalık serüvenimiz burada bitti. Bizleri izlediğiniz için çok teşekkür ediyoruz. Hoşça kalın, iyi hafta sonları diliyoruz.

Ben de teşekkür ediyorum. Hoşça kalın. Sağ olun.