📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Piyasalar Baskın Seçimi Nasıl Fiyatlar? Ekonomide Yol Ayrımı: Cennet Veya Cehennem?| Atilla Yeşilada

Mesele Ekonomi36:56

Transcription

Dünya Kupası'ndan da elendik ya iki maçta?

Evet, evet. Çok fazla gaz abi. Çok fazla gaz.

Dün İran maçını izledim. İran bizden daha iyi. Çok net yani.

İran oynar.

İran ne oynar? İran top oynama, abi. Bence orada futbolun kalitesinden çok zaman farkı ve sıcak dev.

İran nereden? İran gerçi İran'dan gelmedi değil.

Çok sıcak galiba.

Bizde mi sıcak?

Bizde dikkat edersen genelde Avrupa kupalarında da Türk takımları yaz aylarında çok zorlanıyor.

E biz Akdeniz ülkesiyiz. Bizim burası çok sık.

Öyleyiz ama. Yok. Hayır canım, oranın sıcağı bambaşka yok.

Burada Avrupa'da acayip bir sıcak hava dalgası var. Felaket derecede korkunç. Ciddi sayıda ölüm. Bu sene Elninio var. Meşhur, ev, süper Elnino. Belki insanlık tarihinin en güçlüsü olacak. Acayip bir ısınma yaşanacak korkuları içinde bütün dünya. Bu tabii kuzey yarımkürede özellikle Pasifik yakasında gıda üretiminde ciddi bir gerilemeye neden olabilir. Ama şunu kabul etmek lazım. Yani insanlar her ne kadar bunu düşünmek istemeseler de artık iklimde geri dönülmez noktayı geçtik. Bundan sonra her türlü felakete hazırlanmak lazım.

Evet. Siz hep söylüyorsunuz ama kimse dinlemiyor Türkiye'de abi.

Başlayalım mı?

Kim? Tabii ki.

Pazartesi ve cuma günleri mesele ekonomideyim.

Ben de pazartesi cuma buradayım. Siz göbeği açık geziyorsunuz. Yayın da sürekli.

Ah.

Atilla Bey, merhaba.

Merhabalar. Sevgili Semih'im, hoş geldiniz. Değerli izleyicilerim, önce bir ricada bulunurum. Lütfen bize destek vermek isteyen herkes beğeni tuşuna bassın, yorum yapsın ve mümkünse imkanlar varsa katı butonuna bassın. Özellikle katı butonuna basıp bizi üye olan izleyicilerimize yakında bir newsletter çıkartıp göndereceğiz. Hep destek ve üzerindeki üyemize bülten göndereceğiz. Ekonomi bülteni; ekonomi, siyaset, dış politika. Herkesi butona basmaya davet edelim. Mesele Ekonomi bence Türkiye'de en kaliteli ekonomi hizmetini veriyor. Bizde hiç sansasyon, spekülasyon, clickbait yok. Eğer bunun değerini anlıyorsanız bize katkıda bulunmanızı rica ediyoruz sizden.

Evet, bir yazı yazdınız paraanaliz.com'da. Cennet ile cehennem arasında Türkiye. Bize cennet kısmını ve cehennem kısmını ve bu sırat köprüsünde Türkiye'nin nereye daha yakın olduğunu anlatır mısınız?

Burada yol ayrımı Hürmüz Körfezi'nin, Hürmüz Boğazı'nın akıbeti. Biliyorsun, Hürmüz Boğazı hafta sonunda dört defa kapandı, beş defa açıldı. İran, ABD müzakereleri filan bence açılacak. Çünkü İran hakikaten Amerika'nın bu kadar cazip bir teklifini reddedecek kadar keriz olamaz. Kötü senaryoda sen gelmeden birkaç Hint ve İran kanalını izledim. Bir iç çatışma başlıyor olabilir İran'da.

Evet. Sertlik yanlarıyla çok daha fazla sertlik yanları arasında Müçteba ortada yok. Belki yaralı veyahut da faaliyet gösteremeyecek kadar zedelenmiş durumda. Bir yanda devrim muhafızları var. Onlar sonuna kadar savaşmak ve her şeyin intikamını almak niyetindeler. İşte bu pragmatistler, arakçı, meclis başkanı, pezeşki, bunlar da "Ya Amerika'dan o kadar çok şey kopardık ki artık hani biraz para kazanalım." şeklinde düşünüyorlar.

O çok korkutucu bir şey olur. Yani İran rejiminin parçalanması ve özellikle yani bu rejimin içinde en bölgeye bela olan devrim muhafızlarının bütün silahların elinde olduğu göz önünde bulunursa bir kriz olur. O zaman bütün benim senaryolarım kötüye çıkar. Ama benim senaryom bu savaştan önce hep konuştuk. Doğalgazda durum biraz farklı ama petrolde zaten yapısal bir arz fazlası var. Yani kendi haline bıraktığında petrol fiyatları gerilemeye devam edecek. Tabii ki bu savaştan dolayı bayağı yükseldi ama bence Hürmüz açık kalacak. Çünkü bunu kapatmanın maliyeti çok ağır. Eğer Amerika'da petrol fiyatları yeniden yükselirse Trump İran'ı bombalamak, taş devrine göndermek zorunda kalacak.

Bir de dediğim gibi yani İran açısından işte böyle 300 milyar dolarlık bir fon filan afaki geliyor ama bu dünyada böyle şeylere para yatıracak salak çok. Yani bir şekilde bütün mali sıkıntılarından kurtulabilirler. Şimdi bu tezi kabul edersek o zaman Türkiye'ye son aylardaki bakış bir her zaman siyaset ama siyaset aslında bir maske veyahut da işte binanın duvarındaki boya. Aslında insanı rahatsız eden Türkiye'nin bu enerji fiyatlarındaki artışı kaldıramayacağı. Nitekim işte cari açıktaki patlamayı gördük, enflasyondaki patlamayı gördük. Özellikle Merkez Bankası'nın enflasyona karşı tek silahın güçlü TL olduğu bir ortamda enflasyonun daha da artması bütün dengeleri bozar.

Şimdi eğer benim düşündüğüm gibi petrol fiyatları 80'lerde bir sene oyalanıp bundan sonra 60'a doğru kademeler olarak azalacaksa Türkiye'nin hikayesi kökünden değişiyor. Her şeyden önce ödemeler dengesi krizini tamamen unutmak lazım. Cari açıkta sene sonunda 60 milyara kadar çıktı tahminler. 50 milyar veya altı gerçekleşebilir. İkincisi, enflasyonda tabii ki bir atalet var. İşte bugün hane halkı 12 ay sonrası enflasyon beklentisi açıklandı: 46, %46. Ama önümüzdeki aylarda manşet ve ölçülen enflasyon petrolle birlikte hızlı gerilemeye başladı. Zaten yalnız petrol değil. Bu sene gıdada da iyi bir hasat görüyoruz. Gübre fiyatları ve diğer kullandığımız plastik fiyatları özellikle ucuzlarsa Türkiye'de pozitif anlamda maliyet çok yansır. Şu anda iç talep oldukça zayıf. Yani ben Merkez Bankası'na katılıyorum. Şirketler eğer maliyetleri düşüp satışları yeteri kadar artmazlarsa kar marjlarını aşağı indirirler. Yani marjdan tasarruf edip hacimden kazanmaya çalışırlar. Bu da Türkiye'deki enflasyon sorununu bir miktar azaltır.

Dünya çapında baktığımızda da gerçekten mesela petrol 80'de kalsa dahi Avrupa Merkez Bankası daha fazla faiz arttırmaz. Bütün dünya ekonomisinde stagflasyon değil, hızlı bir reflasyon yani çok hızlı büyüme eşliğinde enflasyonist baskılar görürüz. Bu ortam Türkiye için iyidir. Çünkü bizim ihracatımızı olumlu etkiler. Zaten Arap ülkeleri yani Hürmüz açıldığı andan itibaren yeniden Türkiye'den ihracatlarını arttıracaklar.

Özetle söylemek gerekirse eminim belki de soracağın soruyu ya da herkesin kafasındaki soru bu: Ayşe teyzenin refahı artacak mı? Artmaz kardeşim. Türkiye'deki yapı öyle bir kurulmuş ki Türkiye bir senede milli gelirini ikiye katlasa yine bu tepedeki %10'a gidecek. O başka bir sorun. Ama Türkiye makroekonomik dengeler açısından çok uluslu iş dünyası ve yabancı finansal kuruluşlar açısından baktığımızda bu dengeler çok önemli. Sen bir anda "Türkiye bu krizde en kırılgan ülke." derken bütün analizler öyle yapılıyor. Bir ay içinde "Ya, aa, bu ülkenin bütün makroekonomik şeyleri, diyagnozları düzeldi ve hiç kimse yatırım yapmamış." demeye başlayacaksın. Bu bizim Dünya Kupası'na giden milli takım gibi ama giderken "Şampiyon olacağız!" deyip ilk turda dönmek gibi. Yani ne o kadar kötü ne bu kadar iyi. Sonuçta biz bu savaştan önce yani 28 Şubat'tan önce Ocak enflasyonu %5 falan geldi. Şubat enflasyonu çok yüksek geldi. Yani biz ekonominin gitmediğini, programın bittiğini konuşuyorduk.

Evet. Ama şimdi temel gerçekler bunlar. Türkiye'de temel olarak hiçbir şey düzelmez. Yani Erdoğan rejimi başta olduğu sürece Türkiye çok yavaş bir çöküntüye mahkum. Ama kimse de bunu fiyatlamaz. İş dünyası, yani yalnız finansal yatırımcıları değil, iş dünyasını da kastediyorum. Değişiklikler fiyatlanır. Yani bir dengeden ötekine kayış.

Şu anda fiyatlanan denge Türkiye'nin her an krize sürüklenebileceği ve buna karşı yeterli cephanesinin olmadığı bir denge. Hazine'nin durumu da buna dahil. Yani bu şartlar altında Hazine'nin borcu sürdürmesi de zor olurdu. Ama şimdi görüyoruz Merkez Bankası'nın benim bahsettiğim ortamda faiz indirdiği, Hazine'nin bütçe açığının daraldığı, Türkiye'nin yabancıların "metrik" dediği yani bütün kriterlerinin, kan tahlillerinin beklenmedik bir şekilde iyi gittiği bir ortama gireriz.

Biz bu savaş devam etse bize çok kötü bir şey bekliyordu o zaman ekonomi.

O bekliyor. Evet, bekliyor ya. Orada yanıldıysan bitti oyun. İşte cehennem orası zaten. Yani hani kışı zor çıkartırız. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Hürmüz açılmaması...

150 dolar petrol abi. Yani...

Hürmüz açılmazsa bu iş çok tehlikeli bir noktaya gidiyor değil mi? Evet. Ya Hürmüz açılsa da oradan geçişler sınırlı olacak ama tabii bir miktar başka ülke mesela Libya, Irak hızla üretim arttırmaya başladı filan idare eder. Yani...

Birkaç şey sormak istiyorum. Siz daha önceki yayınlarımızda demiştiniz ki savaş bitse bile petrol tesisleri bombalandığı için petrol üretimi toparlanması zaman alacak.

A...

O zaman fiyat niye bu kadar hızlı düşüyor? Gördüğümüz fiyatlar kağıt fiyatları. Zaten spot fiyatların bu kadar hızlı düştüğüne emin değilim.

Bir mesele petrolden çok doğalgaz. Yani petrolün alternatifi çok. Mesela Suudi Arabistan'ın da, Katar'ın da Kızıldeniz'e uzanan alternatif boru hatları var. İkincisi, dediğim gibi Amerika, Brezilya, Venezuela, Irak ve Libya dün petrol üretimi 13 yılın rekorunu kırdı. Rusya'da çok enteresan bir durum var. Rusya'da Ukrayna bütün rafine tesislerini bombaladı. Rusya mecburen istemese de ham ürün satıyor. Dolayısıyla buna İran da şimdi yaptırımlardan muaf olacak. Günde 2-2,5 milyon varil koyacak. Acayip bir petrol fazlası gerçekleşiyor. Bu o tesislerin hasarını telafi eder. Tabii bunların hepsi derhal fiyatları düşürmez. Çünkü stoklar çok azaldı. Bir kısmı bunun stok birikimine gidecek. Dolayısıyla çok abartılı bir şey beklemiyorum.

Benim biraz önce bahsettiğim "Türkiye cennet olacak" senaryosu petrolün 80 dolarda kaldığı durumda da geçerlidir. Çünkü merkezin bile tahmini 89 dolardı. Yani onun bayağı bir 10 dolar altına indik. Ama hele 60'lara filan inerse Türkiye ekonomisinde en azından tepeden baktığımızda çok hızlı bir iyileşme göreceğiz. Ben bunun kısmen de sokağa yansıyabileceğini düşünüyorum. Mesela bugün Merkez Bankası'nın hane halkı enflasyon beklenti anketi ilginçti. 46 akıl almaz yüksek bir rakam ama bir ayda 3,5 puan gerilemiş. Açıkçası enflasyonist baskıların bir miktar yavaşladığını, iç talep darlığından dolayı bu sene 66 yılın en büyük yağışını yaşamışız abi Türkiye'de. Geçen ay elektrik üretiminin %67'si hidroelektrik santrallerden gelmiş. Bak, birden dışarıdan ithalatını azalttın. Hidroelektrik santrallerin marjinal maliyeti sıfır. Elektrik zamlarını öteledin. Bütün bunların hepsi sokağa biraz yansır. Ama yani sen evine 22.000 liraya, 24.000 liraya 10 somun ekmek götürüyorsan belki 11 götürürsün. 12 olmaz bu. Et götüremezsin.

Yaz da gerekiyor. Tabii onun da biraz pozitif yansıma olacak. Turizme büyük etkisi olabilir. Yani eğer bu özellikle...

Bir savaş korkusunun geçmesi zaten Türkiye'nin itibarını azaltır. İkincisi, ben zaten Türkiye'ye gelen turistlerin en önemli korkusunun savaş değil, bu uçak fiyatlarının pahalanması olduğunu düşünüyorum. O piyasa hakkında hiç bilgim yok ama orada da fiyatların düşeceğinden eminim. Türkiye muhtemelen mayıs, haziran, temmuzda geçen seneki turist rakamlarının altında kalır. Ağustos, eylülde, ekimde onu telafi eder diye düşünüyorum.

Atilla Bey, istiyorsanız bir Midas parantez açalım çünkü...

A, hoş geldiler.

Hoş geldiler ve hoş bir haberle geldiler.

Avrupa borsalarına giriş başladı. Frankfurt'ta işlem yapabiliyorsunuz artık. Üstelik ilk 30 gün boyunca işlem komisyonu da yok ve TL'den euro veya dolardan euroya döndüğünüzde de çok düşük makaslar alınıyor ve tebrik ederiz. Ben Midas'ın zaten tanıtımına da gittim. Akıl almaz yenilikleri var yakında. Ya işte asıl bunlarla övünmeliyiz yani. Evet. Startup sermayesi almış, bütün dünyaca itibar gören, Türkiye'yi bütün dünyaya açan bir kurum olarak öne çıkıyor. Kimse yatırım tavsiyesi vermek niyetinde değiliz ama Türkiye'de de artık yurt dışı piyasalara yatırım yapmak makbul bir hale gelmeye başladı. Eğer Avrupa piyasaları özellikle Frankfurt'u deneyimlemek istiyorsanız aşağıdaki linklere tıklayarak Midas platformuna bir şans verin diyoruz. Şimdi Avrupa'ya açıldı. Frankfurt'ta başladı ama Frankfurt'u tabii ki diğer Avrupa borsaları da takip edecek. Onu da söyleyelim.

Fransa, Hollanda...

Hepsi takip edecek. Lansmana özel ilk 30 gün Almanya borsalarındaki işlemlerinin hiçbirine ücret ödemiyorsunuz. Hepsi ücretsiz. Ücretsiz canlı veri de zaten Midas'ın özelliklerinde, onu biliyor seyircilerimiz. Tek platformda giriyorsunuz. İster Borsa İstanbul, ister ABD, ister Avrupa, çok rahat bir şekilde zaten arayüz de çok kolay. Ben de bir kullanıcısı olduğum için, müşterisi olduğum için rahatlıkla bunu önerebiliyorum. Çok user-friendly bir uygulama.

Kendilerine çok teşekkür edip...

Murat Ongun bir video paylaştı. Biliyorsunuz, arada paylaşıyor. Şimdi son yazıda baskın seçim olabileceğini söylüyor ki Özgür Özel de arada sırada bunu dile getiriyor. Yani soru üzerine dile getiriyor. "Biz her ihtimale, her olasılığa hazırız." krizi diye. Sizin bu söylediğiniz tabloyu, ekonomik tabloyu yazın. İşte biraz toparlanma, 10'dan 11'e çıkan insanların en azından alım gücü çok toparlanmasa bir tık toparlama olabilir dediniz. CHP'nin halini biraz sonra konuşacağız zaten, paramparça. Orada bir risk var. Bizim yorumcularımızın birçoğu katılmasa da, ana senaryo olarak baskın seçim senaryosu dile getirmese, savunmasa da küçük bir ihtimal var mı?

%1.

O kadar.

Evet.

O kadar.

Anketler yani AKP'ye yakın kuruluşların yaptığı anketler bile mecliste çok büyük sorun yaşayan Erdoğan belki her halk alakalı...

Ama partisi yok şu anda Özgür Özel ve ekibinin.

Parti hazır. Yürüyüş partisi kurulacak. Bir de bir yedek parti var zaten.

Var yedek ama hemen onu aktive edip insanlara...

Ama yedek parti var demek, YSK'dan seçime katılma yeterliliği almaya hazır parti.

Tabii onu insanlara anlatmak, öğretmek.

Vallahi öyle değil. İşte bu sabah Sonar'ın Haziran anketini izliyoruz. Daha parti ortada yok. Adı bile yok. "Özgür Özel parti kurarsa yüzde kaç oy alır?" %36 veriyor CHP'ye, AKP'ye %28 veriyor. Bu yeni yürüyüş partisi geleneksel olarak çeşitli tarihi veyahut da ideolojik nedenlerden dolayı eli CHP'ye gitmeyen bir takım seçmeni, özellikle sandığa giderken ilk motivasyonu Erdoğan'ı devirmek isteyen merkez saha ve kararsız seçmeni de cezbedebilir. Bence o konuda Özel'e hiçbir şekilde zarar veremediler. Bence şu anda zaten Erdoğan da Kılıçdaroğlu da Özel'in parti kurmasını istemiyor. O bütün tuzaklardan kurtuldu. Bütün sırtındaki yükleri atıp yoluna devam etti demektir. Onun parti içinde kalıp etkisizleşmesini istiyorlar.

Hatta şöyle bir şey duydum. Doğru mu yanlış mı bilmiyorum. Sanırım İsmail Saymaz söyledi. Hiçbir belediye başkanının da bu yeni partiye geçmesini istemiyormuş Özgür Özel.

Olabilir.

Yani hiçbir belediye başkanı sadece seçime dair spekülasyonlardan ve iddialardan da kendini şey yap. Bu arada o Sonar anket ona da cevap veriyor. Bu Mutlak Butlan kararının taraflı olduğunu düşünenlerin oranı %60'ı geçiyor. Yani Kılıçdaroğlu'nun itirafına ve yapılan bütün propagandaya, Muhittin Böcek'in zorla alınan ifadesine rağmen halkımız olan bitenin farkında.

Bir şey daha söyleyeceğim. Bu çok önemli. Erken seçim konuşurken hep AKP-CHP dengesini tartışıyoruz. En bu konuda olumlu sonuç veren ankette bile MHP 8'lerde kalıyor. Şimdi MHP'nin işi çok zor. MHP ittifak yapmayı seven bir parti de değil.

Sen CHP olarak anket 32 gösterir, 40 alırsın. MHP barajı altında kalırsa yine meclisi kaybedersin. Bence bu açıdan seçim şu anda hiç düşünmüyor. Zaten Mehmet Uçum ortaya olta attı. Yani onlar seçimi 18 Nisan 2028'de düşünüyorlar. Ama bir tek şey söyleyeyim. Bir şey daha kusura bak, uzattım ama hani derler ya "Nereden belli olur söylediklerin?" Eğer Temmuz'da enflasyon uyarlamasının yanına %15 ekstra zam yaparsa Erdoğan, o zaman erken baskın seçim tezlerine ben de inanırım. Onu çalışmaya başladı.

22 Haziran oldu yani muhtemelen öyle bir şey düşük.

Gündemde bir yok çünkü...

Spekülatif bir soru sorayım size. Sürpriz oldu. Çarşamba günü Cumhurbaşkanı Erdoğan'a dedi ki işte %15-20 zam yaptık. Bu demek ki seçim geliyor.

Ne olur piyasalar ve ekonomi? Valla ciddi bir sarsıntı olur birkaç günlüğüne. Ondan sonra anketler takip edilir. Piyasadakilerin pek ideolojisi, partisi yoktur. Onlar istikrarı ve belirliliği severler. Ben şahsen tabii CHP'nin kazanmasını, o başka yani. Ama piyasalar açısından Erdoğan rejimine alıştılar. Onun devam etmesini isterler. Dolayısıyla eğer anketler cumhurbaşkanlığı ve/veya meclis seçiminde muhalefetin kazanacağı bir manzara sunarsa piyasalarda ciddi bir bozulma görürüz.

İkincisi, seçimlerde para harcamak kolay. O paranın enflasyona değil, insanların cebine gitmesi önemli. Yoksa seçmen sana oy vermez. Dolayısıyla bu sefer harcanacak paranın miktarından çok dozu ve nereye harcanacağı çok önemli. Mehmet Şimşek o konuda asıl görevi yapacak. Eğer yanlış yapılırsa mesela erken harcanmaya başlanır veyahut da harcamalar yine her zaman olduğu gibi ihtiyacı olanlara değil bir takım imtiyazlı kesimin cebine giderse bir enflasyon patlaması yaşarız. Ve o zaman iyice kararsız seçmenin "Aman bunlar olmasın, kim olursa olsun." muhalefete döndüğü bir ortam görebiliriz.

Kur patlaması yaşar mıyız?

Hayır, yaşamayız. Kesinlikle öyle bir şey yok. Bunu defalarca anlattım yani.

Ama şey şimdi seçim olması, seçim açıklanması...

Hiçbir şey, hiçbir şey olmaz. Bak, bizim bu...

Seçimden sonra hani belada da olsa devalüasyon şartlanıyor ya, o yüzden soruyorum.

Tabii yok. Seçimden önce olmasına müsaade etmezler. Bu her zaman söyledim. Tamam, bütün vatandaşlar TL'lerini satıp dövize geçti. Banka ne yapacak o dövizi? Kredi veremiyor ki. Merkez Bankası'na geri verecek. Merkez piyasaya verip vatandaşın ihtiyacını şey yapacak. Kerim Rota'nın meşhur yazısı yani onu Türkiye'de yazarlık anlamında meşhur eden yazı "Ali Baba'nın Devridaim Makinesi" mi ne?

Evet. O yüzden bu unutulsun. Yani Türkiye'de eğer bir kur patlaması yani Merkez Bankası'nın havlu attığı bir senaryodan bahsediyorsak o işte petrol 150'ye çıkar ve kalır 2027'de. O zaman evet, derenin suyu tükenir yani.

Dediğiniz ki piyasalar Erdoğan'a alıştı. O yüzden Erdoğan anketlere güçlü çıkarsa bir reaksiyon vermezler. Negatif...

İstikrar, o istikrar oynar.

Ama mesela Macaristan'da Orban'ın gitmesinden sonra piyasalar çok hızlı ters düzeltme yaptı. Yukarı çıktı. Türkiye'de sonuçta işte fiyatların gerçeğe yansıtmadığı, yapay olduğu, sunulduğu, işte her bölümde bir hukuksuzluk, işte sermaye kesimine yapılan baskı, zahmetli, zordu konuşuyoruz. Bunların değişme ihtimali yansımaz mı piyasaya? Orası bir değişim senaryosunda.

Şimdi Orban meselesi biraz farklı. Çünkü Orban dış politikada yatırımcıların da gördüğü bir şekilde Avrupa'yla çelişiyordu. Bir sıkıntı yaratıyordu Avrupa'ya. Yani uluslararası alanında çok muteber bir insan değildi Erdoğan. Aynı durumda değil. Erdoğan'ın Türkiye'de yaptığı her şeyi eleştiririm ve hepsine karşı yüksek sesle protestomu bağırıyorum. Ama dışarıya bakarsan NATO zirvesi buraya geliyor. Biz Irak'la Suriye'yi bize devretmişler. Pakistan bize teşekkür ediyor. Barış zirvesi var şimdi.

Evet. Yani Akın Gürlek'e yaptırım uygulayacakları hiç Türkiye'den ses yok. Dolayısıyla yani yabancı yatırımcı açısından Erdoğan dış politikada aslında çok kötü bir performans göstermediğini kabul etmek lazım.

Özellikle son 3-4 senede değil mi?

Evet. Yani bak, Avrasyacılık bitti artık Türkiye. Hatta onu da bu hafta müşterilerime gönderdiğim özel raporda yazdım. Erdoğan batıya koşuyor. Yani şu anda AB bize biraz gülümsese hemen nikaha basacağız. İyi geçmişsiniz.

Hı.

Küme geliyorum.

Toparlamışsınız madem rapor dediniz. Dün bir video yayınladık. Tanır mısınız bilmiyorum, ekonomist Murat Bey, Murat Üçer.

Tanımıyorum adını duydum ama yani yok, imzasına denk gelmişsinizdir.

Boğaziçi'nden beri 1980'den beri dostum, Amerikalı dostumuz.

Şimdi onun birkaç sözü var, onu soracağım size. Çok güzel bir yayın oldu. Herkesi izlemeye davet edeyim. Dedi ki: "Türkiye'de makro dengeler kırılgan şekilde bozuldu savaş sonrası." Dedik. Hatırlıyor musunuz? "Yani 25 milyar dolardan bahsediyoruz. Cari açık 50 milyar dolardan bahsediyoruz. Bu önemli bir fark." dedi. "Yani yekün olarak hala da çok riskli olmasa da 25 milyar doları yönetmek, 50 milyar doları yönetmek aynı şey değildir." dedi. "Makro dengelerin kırılgan şekilde bozulduğunu söyledi. Bunu enflasyona da kattı. Enflasyon da 20'lerde konuşurken şimdi 30'da konuşuyoruz." dedi.

Enflasyona katılıyorum. Çünkü enflasyonda büyük ölçüde psikolojik faktör var ve yukarı çıkan fiyatı geri çekmek kolay değil. Cari açık konusundaki söylediklerine tam katılamıyorum. Şimdi bu cari açıktaki patlamanın nedeni gerçekten güçlü TL midir? Yoksa Avrupa artık tamamen bitmiş mal alamıyor, Arap ülkeleri mecburen kestiler. O mudur, emin değilim. Bir de son iki ayda yani Nisan, Mayıs verilerinde ihracatta çok ciddi bir artış gözüküyor. Murat'a şu açıdan katılmıyorum. Bence mantıksız rakam 50 değil, 25'tir. Aslında sorulması gereken Türkiye nasıl oldu da bir yandan büyürken cari açığını 25 milyar dolara indirdi? O açıdan onunla bir anlaşmazlığımız var. O şeyde de var. Yani biz hani birlikte ortak çalışmalar da yapıyoruz. Merkez Bankası'nın faizleri ve bu güçlü TL politikasından nasıl çıkacağı konusunda da yani o mesela Merkez Bankası'nın bu noktadan sonra reel kur dedi, sabit reel kur dediğimiz ne kadar enflasyon o kadar devalüasyon politikasına geçmesini savunurken ben hala TL'nin reel olarak değer kazanmasını enflasyonla mücadelede tek silah olduğuna inanıyorum. O Türk lirasının aşırı değerli olmadığını ama artık sınırına yaklaşıldığını...

Kesinlikle doğru. Ya her şeyin bir sınırı var. Yani şimdi hiç para birimi arkasında verimlilik artışı, cari fazla olmadan ebediyen değer kazanamaz. Türkiye'de de bizim neredeyse 2,5 yıl doluyor. Bir çıkış stratejisi yok. En korkuncu da o. Yani işte herkesin yani bir ülkede herkes seçimden sonra %25 veya neyse oranı devalüasyon bekliyorsa o zaman demek ki o para biriminin değeri doğru veya sürdürülebilir değildir.

Olacak mı o düzelme?

Seçimden sonra? Olacak. Seçimden önce kesinlikle olmayacak. Bir tek şansı var merkezin.

Eee...

Onun bu kadar yönetmek kolay mı?

Yönetmek kolay. Seçimden sonra da yönetir ama yönetmek başka. Ekonomiye artık çok zarar vermeye başlar. Yoksa yönetim...

Yani tekstili kaybettin. Tekstilin arkasında katma değer sırasında en altta kimler varsa belki demir çelik...

O da gider.

O da gider. Yavaş yavaş tak tak. Sen çünkü bir sürü daha yüksek katma değere geçemiyorsun. Ekonomide verimlilik Erdoğan başta olduğu sürece söz konusu değil. Ha bir de ama şu soruya da cevap verelim. Ben yeter ki CHP güçlü bir yani hem cumhurbaşkanlığı hem mecliste iktidara gelsin. Piyasalar onu da satın alır. Çünkü CHP'nin çok pozitif bir gündemi var. Ve o zaman Erdoğan vazgeçmek, Erdoğan'ı unutmak tabii ki çok doğru olur. Ama dediğim gibi anketlere bağlı olarak mesela cumhurbaşkanlığına Erdoğan'ın kazanacağı, meclisin muhalefete geçeceği ya da tam tersi olacağı senaryolar istatistiklere yansıyorsa o zaman piyasalar satar ve çok başa baş bir seçim.

Evet. Hiç belirsiz o meşhur şey gibi, referandum gibi.

Evet. Sonrasında hoca veririz böyle.

E işte o zaman herkes çıkar kenarda bekler. Kimse o Türkiye riskini almaz. Bizde de ciddi boyutta dolarizasyon görürüz.

O zaman şey mi diyorsunuz? Yani ya onu seçin ya onu seçin ama fakat seçin.

Hayır. Yani şimdi burada bir piyasa konuşmak var. Önümüzdeki 6 ayı konuşmak var. Bir Türkiye'nin geleceğini konuşmak var. Yani Erdoğan'ı 5 yıl daha seçerseniz...

Şu ana kadar iki nesil kaybettik, bir nesil daha kaybederiz. Ya kardeşim, Türkiye'de 4 milyon çocuk artık ilk ve orta öğretime gidemiyor. Yani daha hani bundan başka bir şey söylemeye gerek yok. 4 milyon çocuk doğduğu andan itibaren açlığa ve devlet yardımıyla yaşamaya mahkum ediliyor. Bu ülkeye daha ne kadar kötülük yapabilirsin?

Tekstil demişken ISO 500 açıklandı. 2024 yılında 32 şirketi temsil eden tekstil ve hazır giyim sektörü sayısı 32 şirketmiş. 2025'te 29'a düşmüş.

A...

ISO 500'ün toplam net satışı %27 büyürken tekstilin %10 büyümüş sadece ve aldığı pay da 2.4'ten 2.1'e düşmüş. Ya tekstil tabii yani yarattığı istihdam ve ihracat açısından çok önemli bir sektör ama bu konudaki tartışmanın çok yanlış yapıldığı düşüncesindeyim. Biz tekstili hiçbir zaman koruyamayız. Çünkü dünyada sanayileşen bütün ülkelerin ilk girdikleri ve devamlı bize karşı maliyet avantajları olan bir endüstriden bahsediyoruz. Yani ne yaparsak yapalım tekstili koruyamayız. Tekstile yapılacak olan şey markaya ve yüksek katma değerli üretime şey yapmak veyahut da tekstilin yanında mesela bir gıda endüstrisini ekleyerek Türkiye'nin ihracat gamını zenginleştirmek.

Burada tekstilin bu kadar çok konuşulmasının sebebi biz rahmetli Özal döneminde başladı Türkiye'nin tekstil ihracatı. O zamandan beri yanına otomotifi ekledik. Bir de şimdi son günlerde çok az istihdam üretse de savunma var. Başka ne oldu? Türkiye nerede yeni bir ihracat pazarı yarattı kendine? Hangi alanda dedik ki ya 5 yıl önce bu yoktu. Bu adamlar nereden geldiler? Helal olsun çocuklar. Yok, yapamıyoruz yani. O yüzden aslında bu işin normali ekonomiler olgunlaştıkça veyahut da kalkınmaları yükseldikçe tekstil gibi düşük katma değerli endüstrilerden başka alanlara geçip oradaki istihdamın zaman içinde öteki taraflara kaydırılmasıdır. Ama biz onu yaratamıyoruz. Şimdi tekstildeki düşüşün asıl şey kur politikası değil mi?

Değil.

Ne?

Fiyat ya? Sen istediğin kuru ver yani.

Ya kur politikamız bu olmasaydı tekstil yine bu zamanda olacaktı.

Belki birkaç kuruş daha fazla ihracat yapardı ama mesele o değil yani. Senin karşında Bangladeş var ya adamın.

Ama 3 sene önce de Bangladeş vardı canım. Bu böyle tekstil büyümüyordu, gitmiyordu.

Hayır. Şimdi orası hızla gelişiyor. Şimdi bak yani bir de keşif süreci var diyelim. KFOF yani alışveriş merkezi Türkiye'den tedarikini yapıyor. E şimdi bu adam Bangladeş'e gidip gelip öğrenecek. Oradaki üretim şartlarına, kaliteye, tedarikin garantisine bakacak. Eğer fiyat Türkiye'den ucuza oraya kayacak, Mısır'a kayacak. Bu işin doğal şeyi. Yani ben tekstil sanayi kurdum, hadi gelin benden mal alın diye bir şey olmaz. Bu işin çok çeşitli boyutları var. Hafta sonu...

Biz aksine bu kadar dayanabildiysek Avrupa'ya çok yakın ve son derece kaliteli ve güvenilir bir şekilde tedarik yapabildiğimiz için dayandık.

Hafta sonu lojistik sektöründe üst düzey yönetici olan bir arkadaşımla konuştum. Mısır'da iş yapıyorlar tabii. Mısır'da tekstil işçisi 60-70 dolar falan oluyormuş.

Yani sen böyle mi, böyle mi Türkiye mi istiyorsun? Hadi yapalım. Tamam, hadi biz de düşürelim. Tamam, ben zaten söylüyorum. Kaldırın asgari ücreti. Piyasa belirlesin emeğin fiyatını. Bak nasıl tekstil fiyatları yarı yarıya iner. Montu 200 liradan alırsın. Bütün dünyanın ihracatı. Bunu mu istiyoruz? Yani biz Türkiye'de insanların...

Ayda 200 dolara, 100 dolara mı yaşaması? Biz ayda 2.000-3.000 dolar bir işine verdiği değerin karşılığı 3.000 dolar olan işler üretmek istiyoruz.

Ama tabii insanın korktuğu şey şu: Ondan onu gönderiyoruz. Tamam, onu istemiyoruz da yerine bir şey koymazsak daha da mı beter oluruz?

İşte o. Evet. Tabii daha beter olursun. Tabii o siyasi bir sorun ama yani bunu korumanın imkanı yok. Bunun anlaşılması lazım. Türkiye'de tekstilciye göre kur belirlenemez ya da herhangi bir ihracatçıya göre ne olur enflasyon? Yani bu bu kadar basit bir şey belki 50 defa anlattım hala yani böyle sanki körlere, sağır ve duvarlara konuşuyorum. İhracatı arttırmak için kur belirlenmez. Böyle bir şey yok. Çin bile yapmıyor bunu. Yapamazsın.

Bana pek...

Çünkü senin bütün hammaddelerin ithal. Şimdi seyircilerimize soruyorum. Bu işe iyi gelen birisi varsa yazsın. Ben şimdi hafta sonu manava gittim. Avokado alacağım. Sordum. "Avokado niye görüyorsunuz ya?"

Ben de hastanede doktora "Ejder meyvesi yiyebilir miyim? Dokunur mu?" diye sordum da dövüyorlardı.

Ama avokado, sen bir ara anlatacağım hemen şey yapmayın. Avokadocu dedi ki manav: "İki tane var abi." dedi. "Bir tanesi ithal, bir tanesi yerli." dedi.

Onu...

Ben de ne düşünürsünüz? Yerli olan daha ucuz. "Ne kadar?" dedim istemsiz olarak. Abi dedi: "Yerli." dedi, "250, ithal 125."

Tamam.

Şimdi fiyatla karşılaştırmıyorum. Biraz pahalı olabiliyor ama iki katı yani Türkiye'de üretilen avokado. Yurt dışından gelen avokadonun yarı fiyatı, iki katı pardon, iki katı. Dedim ki: "Niye bu iki katı?" dedim. Abi: "Türkiye'deki daha kaliteli." Tamam, ben dedim: "Abiciğim, Türkiye'deki daha kaliteli nasıl olacak ya? Bunun memleketi bu değil ki. Biz avokadoyu 5 sene önce, 10 sene önce bilmiyordu Türkiye zaten."

Şimdi bak, orada da çok güzel bir soru sordun aslında. İşte bak, değer yaratmak ne olur? Türkiye'de fiyatların yüksek olması ölçek eksikliği. Yani çok düşük hani 4-5 dönümlük arazilerde işte avokado yerleştiriliyor. Bir de bu işin sanatını bilmedikleri için yeteri kadar verimli olmuyor ağaçlar. 5 sene sonra biz o fiyatı 125 dolara indiririz. Türkiye'nin güney kıyısı avokadoya gayet müsait. Kiviye gayet müsait. Biz bu konuda dünyanın en büyük ihracatçılarından biri olabiliriz. Kimse hatırlamaz. Türkiye'de çay yoktu. Çay 20. yüzyılın, Cumhuriyet'in hikayesidir. Tütün de öyledir. Bütün bunlarda geldik zamanla ölçek ve ustalık geliştirdik. Büyüdü. Avokadoda da böyle olacak iddiaya giriyorum. Muzda da iddialıyız. Eğer iklim değişikliği böyle devam ederse yakında yerli kahve üretmeye başlayacağız. Bunlar çok önemli gelişmeler. Bunların üstünde durmak lazım.

O zaman desteklemek için 250'den mi alalım yani?

Ya paran varsa al. Ben öyle yapıyorum şahsen.

Yerli üretileni mi alıyorsunuz?

Evet. Yani yerli bulursam kesinlikle yerli alırım. Yabancı...

Ne ucuz alın? E bu tabii yani...

Ben sonuçta geçim derdinde değilim tabii ki.

Tabii başka bir şey söylemeye gerek yok zaten.

Evet, kapatırken sona gelirken şeyden bahsedelim. Çok az bahsettik ama herhalde Özgür Özel ve arkadaşları yeni bir partiye doğru gidiyor hızlı. Biz bu yaz bitmeden herhalde bunu göreceğiz, anlayacağız.

Temmuz ortalarına adli tatili veriyor galiba Özel. Ya işin ilginç yanı şu yani bu kadar baskı, hukuksal haksızlığa rağmen filan Erdoğan Özel'i bir türlü kıstıramadı. Yani anketlere bakarak konuşuyorum. Her türlü kara propaganda, işte Ekrem İmamoğlu örgüt abi yani ahtapotun kolları şudur budur...

Duvardan atılan milyon şeyler ne varsa yani bu ağır propaganda makinesi geçmişte çok etkili olurdu. Evet. Ama şimdi AKP-MHP seçmenine bile bakıyorsun: "Yok abi." diyorlar.

Toplum üretemiyor.

Evet. Yani o anlamda Özel'i çok takdir ediyorum. Bütün yapılanlara rağmen partisinin itibarını, markasını ve oy oranını korudu ve hala ve hala yükseltmeye başladı. Bu yüzden de Erdoğan yani Tanrı'ya dua ediyorum. İnşallah o riski göze alıp az çok adil yani sandığa çok fazla hile karışmayan bir seçime razı olur ve bence bu sefer yenilmesi ihtimali çok yüksektir.

Ama önce onun olması lazım. O koşuyor.

Ama önce onun olması lazım. Ben yani çok açık söyleyeyim, korkarak da söylüyorum bunu. CHP'liler bana kızmasın. Özel ve Mansur Yavaş'ın da siyasetten yasaklanacağı dış...

Bunun bu tip senaryoların, kötü senaryoların çok söylenmesini topluma alıştırdığı eleştiri var. Kısmen de hakkı bence. Siz bunu sürekli söylüyorsunuz. Nasıl? Nasıl yani bunu bu uyarı mı da sizce? Tabii sosyolojik açıdan kesinlikle değil. Yani ben bu orada şeyde kamerada ışık yandığında insanlıktan tamamen uzak bir tahmin makinesi oluyorum. Söylediklerim kendi menfaatime uymaz. Ben de bu rejimin zulmünü çektim. Ya çekmeyen yok ki. Niye isteyeyim böyle şeyleri halka yaymayı? Ama yani ben o anda içimden ne gelirse gerçek olduğu düşündüğüm şeyi söylüyorum. Bu yüzden de zaten başıma ne bela geliyorsa geliyor. Yani izleyici inanır inanmaz ben işten pazarlıklı veyahut da herhangi bir ideolojiyi savunmak için ekonomi yapamam. Yani elimden gelmiyor. Keşke yapabilsem.

Sizin en büyük özelliğiniz o zaten. Peki Kılıçdaroğlu'nun şeyini izlediniz mi? Sözcü TV'deki yayını?

Ya yani izledim. Hakikaten 20 yıl yani işte SGK'dan emekli olup CHP saflarında siyasete katıldığından beri saygı duyduğum ve desteklediğim bir insanın bu şekilde bir hayal kırıklığına dönüşmesi beni acayip rahatsız ediyor. Çok üzülüyorum yani her şeyden. Yine anlayamıyorum siyaseti. Benim için maddi veya manevi hiçbir ödül bu şekilde ideallerimi satmam. İnşallah Allah beni o duruma götürmez. Bak mesela Muhittin Böcek'e hiçbir şey söyleyemem. Benim de ailemi tehdit etse her şeyi yaparım. Ama Kılıçdaroğlu'nun üzerinde böyle bir baskı da yoktu. Hani bir zamanlar ya adam hakikaten yani kendisine bir haksızlık yapıldığını düşünüyor. Bunu telafi etmek için bu görevi kabul etti diye düşünebilirdim. Ama o günden beri açın Sayın Erdoğan'ın konuşmalarını, Sayın Kılıçdaroğlu'nun konuşmalarını yan yana koyun. Yani iki metni üst üste getirdiğinizde çok az farklılık göreceksiniz. Ben açıkçası inanmakta büyük güçlük çekiyorum.

Bir de biz burada çok tabii ekonomi konuşuyoruz. İnsanın şikayetlerini konuşuyoruz. Hem makro ekonomi konuşuyoruz hem de vatandaşın...

Tek kelime çıkmadı ağzından.

Hem ondan çıkmadı tabii muhalefetin ilgisi de daraldı. Yani şimdi halkın şikayetlerini Özgür Özel ve ekibi dile getiriyor ama sonuçta dağılım bakımından eskiden %90 dile getiriyorsa şimdi %20-30 değil. O yüzden yani Özel'in bence en doğru alternatifi çok zor da olsa baba ocağını veyahut da ana ocağını terk edip bütün bu yüklerden arınmış olarak tamamen siyasi mağduriyetler ve ekonomik mağduriyetler iki ayaklı yepyeni, daha yalın, herkesin anlayabileceği ve bütün siyasi yelpazeye hitap eden bir partiyle yola başlamak.

Evet. Çünkü İzmir İl Başkanlığını dün biliyorsunuz görmüşsünüzdür belki. Sürekli o görüntünün içinde anlaşılmak da iyi bir şey değil. Yani yapacak bir şey yok artık. Şimdi şunu da anlamak lazım ama yani siz meşruiyeti ve adaleti savunuyorsanız ilk önce meşruiyetin size gösterdiği bütün yolları tüketeceksiniz ki ondan sonra partiden ayrılacaksınız. Bence o da onu bekliyor. O yüzden adli tatili bekliyor. Yani ben adli tatile kadar mahkemelerden veya Kılıçdaroğlu'ndan kurultay konusunda tarih alamazsam kimse beni suçlayamaz. Ben partide kalmak için her şeyi yaptım. Bence çok doğru. Bence doğru.

Yani şu ana kadar hani bir yıldız. Kerem Aktürkoğlu'ndan daha büyük bir yıldız. Bekle...

Kim ya?

Kerem Aktürkoğlu değil mi diyor? Futbolcu genel...

Aktürkoğlu.

Kerem Aktürkoğlu.

Futbolcudan bahsediyorsun değil mi? Futbolcudan bahsediyor. Neden? Kadınlar...

Santrafor olup hiç gol atamadığımız turnuvadaki futbolcu. Kerem Aktürkoğlu. Çok uğraştık ama olmadı. Çok etmedi. Bir şey bu kadar siyasete bu kadar.

Az gelişmiş ülkelerin en önemli özelliği böyle şeylerden çok şeyler beklemeleridir. Dünya Kupası'ndan elendik geldik.

Aynı ne olacak? Zaten sürekli gittiğimiz değil ki.

Ulan Amerika şu ana kadar ilk defa mı ne katılıyor Dünya Kupası'na? Kimsenin umurunda neden? Çünkü oyalanacak çok şeyimiz var.

Ya biz bu özeni Nobel armağanı kazanan insanlarımıza göstersek, uluslararası alanda sanat eserleriyle veyahut da işte herhangi bir keşifleriyle şununla bununla meşhur olan binlerce...

Veya kadın voleybol takımımız...

Kadın voleybol takımımıza göstersek. Evet. Yani evet. Atletizmde yerli Türklerle başarılı olabilsek bunlar övünmeye değer ama işte hep böyledir yani.

Ama Atilla Bey mesela az gelişmiş ülke diyorsunuz. Tabii ki az gelişmiş ülke veya gelişmekte olan ülke şeyi bizdeki refleks ama o ülkeye baktığımızda bizim Kanada yapan yok. Yani mesela İran şimdi savaşta...

Yani milli takımı gidiyor Amerika'ya ki bayağı bir zulüm görüyorlar yani görüyorlarmış yani duyuyoruz işte Los Angeles'ta mesela maç varmış dün spiker söyledi. 24 saat önce Amerika'ya giriş yapmana izin vermişler. Çok ciddi bir ama onlar böyle "TG gidiyoruz, siyahımız var, uçak gemimiz var." filan diye bir şey görmekte. Eşimle hastaneye kontrole gittik göz için yollarda kendi sahamızda oynuyoruz filan gibi milli takım. Ya bu ne anlama geliyor yani hiçbir şey yok işte bu gereksiz yani bu oyuncunun da şeyini bozuyor ya bir de şuna dikkat etmek lazım bak...

Bazı şeyler yani belki de çok güçlü bir gruba düştük ne bileyim mesela Avustralya, Amerika mı çıkacak? Bunları yarı finallerde de filan görürsek o zaman şansın payını da hesaba katmak gerekecek. Çok acayip takımlar çıkıyor. Japonya mesela.

Evet ama Türkiye'nin hikayesi yok değil ama neyse her şeyinde her şeyde siyasi propaganda bu kadar alet etmiyorum yani.

Ya buradan evet. Yani buradan yola çıkarak efendim işte Türkiye'de siyaset tamam hepsi bozuk da bununla bunun alakası pek yok. Sahaya çıktın, oynayamadın abi.

Aynen öyle.

Kötü bir gün. Belki 6 maçlık bir turnuva olsaydı öteki üç maçı kazanacaktın kim bilir.

İzlemediniz maç anladığım kadarıyla.

Bu yorumu yaptığınız izlemediniz çünkü hiç altı maç olsa da son...

6 değil, 60 kere oynasak yener. Aynen.

Çok teşekkür ederiz Atilla Bey. Haftayı sizi açtık her zaman olduğu gibi.

Ben katıl, beğen ve katkı tuşlarına basan bütün izleyicilerime hepsine teşekkür ederim. Hepsine, bütün hepsine çok teşekkür ediyoruz. İzleme zahmeti gösteren herkese görüşmek üzere. Pazartesi ve cuma günleri Mesele Ekonomi'deyim.

Ben de pazartesi cuma buradayım. Siz göbeği açık geziyorsunuz. Ah, man.