Transcription
Da bir gün bütün dişliler döner, şanlı şanlı çarkımız bizim. Gökten bir el yaşlı gözleri siler. Şenlenir evimiz barkımız bizim. Yokuşlar kaybolur, çıkarız düze. Kavuşuruz sonu gelmez gündüze. Kapan taşlarının yanında füze. Başka alemlerle farkımız bizim. Kurtulur dil, tarih, ahlak ve iman. Görürler nasılmış, neymiş kahraman. Yer ve gök su vermem dediği zaman her tarlayı sular arkımız bizim. Gideriz. Nur yolu izde gideriz. Taş bağırda, sular dizde gideriz. Bir gün akşam olur, biz de gideriz. Kalır dudaklarda şarkımız bizim.
Şiirin ve fikrin aziz takipçileri, kıymetli dostlar, yine bir cumartesi akşamı 14 Haziran 2025. YouTube kanalında zirve şairlerimizden Şiirler programında 216 canlı yayında siz şiirin ve fikrin aziz takipçileriyle birlikteyiz. Her hafta aziz milletimizin ve ülkemizin önemli bir değerini siz değerli dostlarla tanıştırmak, birlikte haspal etmek, yaşamakta olduğumuz şu dünya hayatında hoş bir sad bırakabilecek güzel örnekleri ve örneklemleri takdim edebilmenin mutluluğunu yaşıyoruz.
Şairimizin de ifade ettiği gibi, evet, bir gün akşam olur, biz de gideriz. Yani bu bazen akşam olur, bazen gece yarısı olur, bazen sabaha karşı olur. Gelişler ve gidişler eksik olmaz. Bazen bir meydanda olur. Bazen bir saldırıyla, bazen bir trafik kazasıyla, bazen döşekte ve o son kaçınılmaz gerçekle yüzleştiğimizde asıl olan dudaklarda hakikaten eee tarannüm etmeye değer bir izin, bir şarkının bırakılmış olabilmesi.
Evet. Bu aziz milletin birbirinden çok kıymetli değerleri var. İstiyoruz ki bu değerlerle aziz milletimizin yaşarken daha fazla hemhal olabilmesi, onları, onların mücadelesini, bir hayat boyu verdikleri mücadeleye yakinen tanıklık edebilmesi. Elbette bir milletin bugününden, dününden ve yarınından bağımsız bir gelecek inşası mümkün değildir. Yani, eee, gelenek, gün ve gelecek birlikte değerlendirilmek durumunda. İşte bunu en iyi taşıyıcıları da elbette ki toplumun yaşayan münevverleridir, entelektüelleridir. Eee, sorumluluk üstlenenleridir.
İşte bu akşam yine eee 50 yıllık eee meslek hayatını, yaşamını eee Aziz Türk milletinin, milletimizin hizmetine, güvenlik hizmetlerine vakfeden eee polis koleji, polis akademisi, komiser muavinliği eee efendim rütbesiyle başladığı meslek hayatını Emniyet Genel Müdürlüğü gibi bu aziz milletin güvenliğini, huzurunu adalet ve hakkaniyet duygularının tahakkuku ve zinde tutulabilmesine vakfeden eee elbette milletimizin ilgililerin yakınen bildiği eee ve çalışmalarını eee hele hele meslektaşlarının eee ve tanıyanların yakinen tanıklık ettiği elbette ki benim açımdan da bu program ayrı bir özellik ve güzellik. Ülkemizin böyle bir değeri ama eee bu değer aynı zamanda eee benim eee çok kıymetli değerli abeyim Celal Uzunkaya, eski Emniyet Genel Müdürü.
Tabii eee bizim programımız şiir programı, fikir programı, sohbet programı. Eee elbette ki ben eee aslında eee devlette hele hele üst kademede görev ve sorumluluk alan hiçbir insanın şiirden, edebiyattan, sanattan uzak olup güzel hizmetler verebileceğine inanan durumda değilim. İnanmadığım için illa da ısrarla şiir, edebiyat, kültür ve sanat diyoruz, okumak diyoruz. Eee ve işte bu akşamki sohbetimiz aslında eee 50 yıllık bir eee meslek hayatı eee ve bunun yanında da aslında eee doğumundan bu ana kadar bir hayatın hülasasını, sohbetini gerçekleştireceğiz. Her bir sohbetin ayrı bir heyecanı var ama bu sohbet benim için dediğim gibi yani birçok konuğumuzun eee onlarca kitabını okuyarak bu programa hazırlandık. Ama burada eee bütün o zor günlerini yani o 12 Eylül öncesinde her gün şehit haberlerinin, polisin, askerin haberinin geldiği işte yine 80'li 90'lı yıllarda eee terör örgütleriyle eee mücadelede eee Türk polis teşkilatının eee eee yüzlerce binlerce şehitliğiyle karşı karşıya kaldığı süreçleri, acıları ama bunun yanında da onu onurlu süreci hem hisset ettiğimiz ABM'le bu programı yapmış olacağız.
Tabii eee ben eee 216 programda onunla birlikteyiz. Eee ve bugün eee inşallah yani onun doğumundan şu anda ben eee onun doğduğu, büyüdüğü, beraber doğduğumuz eee ama şu anda ben eee Samsun Özeren'de eee mahallemiz eski ifadesiyle Özeren köyünde eee o da Bursa'dan eee Zoom üzerinden bu canlı yayını gerçekleştiriyoruz. Eee doğumundan eee bugüne gelinceye kadar kısa bir eee kendisini takdiimi. Çünkü bu program sadece bu geceye değil inşallah yarınlara da eee bir başarı hikayesi bu aziz milletin yetiştirdiği kıymetli değerlerden eee müstefit olmak isteyen, haberdar olmak isteyenler için de bir arşiv niteliği taşıyacak.
A Bey, programa hoş geldin. Şeref verdin. Eee, giriş çok kolay olmadı. Çünkü eee nedir o hani şair diyor, "Ağlarım, ağlatamam, hissederim, söyleyemem. Dili yok kalbimin." Ondan ne kadar bizaraya takdim etmek girişte de olsa çok kolay olmadığını biliyorum. Tekrar selam ve muhabbetle bugüne kadar yaptığın hizmetler için sonsuz teşekkürler. Rabbim ömrünü bereketli eylesin. Eee, programa hoş geldin tekrar.
Sevgili kardeşim, öncelikle bu güzel eee giriş ve takdim nedeniyle eee sana teşekkür ediyor ve bizi izleyen ve izleyecek olan tüm dostlara da Bursa'dan sıcak bir Bursa akşamından eee en kalbi selam, sevgi ve muhabbetlerimi iletiyorum. Evet. Senin için eee bir yönüyle kolay olmayan bir programdır muhtemelen. Ses ses mi kesildi? Şu anda yayındayız. Evet. Yani internet sıkıntısı yaşanınca yok. Senin görüntü dondu da onun için. Evet, şu anda şu anda sesi alıyoruz. Her şey tamam. Tamam.
Şimdi eee şöyle eee ben programlarının 216'ya kadar olanının belki üçte birini veya 1örte birini fırsat buldukça eee takip etmeye çalıştım. Ama takip edemediklerimin hemen hepsinde vakıf olduğum bir süreci de izledim. Sen bir sonraki hafta eee alacağın eee şairi, yazarı eee bir hafta boyunca herhalde doğumundan son anına kadar olan kitaplarını, şiirlerini, dünyaya bakışını, değerlerini, değerlendirmelerini eee böyle kritik eee çizgilerini satır satır çıkarıp eee derin bir analiz yapıyor ve ondan sonra cumartesi gününe hazırlanıyordun. Ama sanıyorum benim için böyle bir hazırlığa gerek olmadı. Çünkü benim eee hayatımın en azından senin tanık olduğun 55 yıllık sürecini bildiğin için 5 yılda eee çocukluğu sayarsak eee rahatlıkla eee bütün hikayemi biliyorsun. Onun için bir araştırma yapma eee zorluğun olmamıştır. Ama tabii dile kolay 216 program gerçekten eee takdire şayan. Eee tebrik ediyorum bu vesileyle.
Celal Uzunkaya, eee, senin de ifade ettiğin üzere Samsun Özeren köyünde 1957 yılında, nüfusta 58 ama rahmetli annem 57 olduğunu söylerdi. 57 yılında doğmuş, ilkokulunu eee, köyde okumuş, ortaokulu Samsun'da okumuş. Sonra eee aile imkansızlıkları nedeniyle yatılı okullara gitmesi gerektiğinden yatılı okul imtihanlarına girmiş ve birkaçını öğretmen okulu vesaireyi kazanmış olmasına rağmen eee polis kolejini biraz da silaha olan tutkusuyla orada ağır basan bir terazi kefesi olmuştu. Eee polis kolejini eee öncelemiş, tercih etmiş. Sonra polis kolejinde eee yatılı okumuş'da eee 13-14 yaşında ana kucağından baba yurdundan ayrılmış. Gurbet ellere eee gitmiş ve eee 68 yaşına kadar demek ki 55 senesini eee böyle gurbet ellerde eee okul ve meslek eee hayatında geçirmiş bir eee insan olarak çok şükür bugün eee emekli bir eee emniyet mensubu, eski bir emniyet genel müdürü eee olarak ve yine çok şükür kardeşimin programında eee onun konuğu olarak eee sevgili dostlarla buluşmuş olmanın gerçekten mutluluğunu yaşıyorum. Ben meslek hayatımın değişik evrelerinde çok kez saatlerce canlı televizyon programlarına katıldım, yayınlara katıldım, bant yayınlarına, canlı yayınlara. Fakat bu yayının özel bir anlamı var. Bir ucunda kardeşim var. Bir ucunda abisi olarak ben varım ve diğer tarafta da bizi izleyen ve izleyecek olan eee değerli dostlarımız, yakınlarımız, arkadaşlarımız var. Tabii ben burada bir anekdot olarak bir mutluluğumu ve hatıramı da özellikle ifade etmek isterim. Ben Emniyet Genel Müdürüyken eee Cafer Bey eee sevgili kardeşim İşkur Genel Müdürü idi. Yani devletin eee üst yönetiminde iki tane genel müdür olarak birisi eee İşkur Genel Müdürü, birisi Emniyet Genel Müdürü. Ve bu iki genel müdür bir tarihte eee okullarla ilgili eee İŞKUR üzerinden personel eee alımı ve eee güvenlik için görevlendirilmesi hususunda sanıyorum 30.000 civarında eee güvenlik görevlisinin eee tahsis edilmesi hususunda bir protokol yapılmıştı her iki bakanlık arasında. Ve o protokolü eee Cafer Uzunkaya kardeşimle ben eee iki genel müdür olarak imzalamıştım. O benim için eee çok anlamlı bir protokol ve imza idi. Bugün o yazılı imzanın üzerine şimdi de böyle bir görsel imza atıyoruz. İnşallah başta da senin ifade ettiğin gibi tarihe kayıt düşmek için bizden sonrakilere, gelecek nesillere eee hoş bir hatıra ve anı olarak izleyebilecekleri eee bir eee arşiv eee sunmak amacıyla eee böyle bir programın eee içerisinde olmaktan tekrar memnuniyetimi ifade eee etmek isterim.
Neticede koleji ve akademiyi bitirdikten sonra eee yine Celal Uzunkaya tabii yeni bir komiser yardımcısı, heyecanlı, hizmet için böyle koşu atı gibi ileriye hücum etmeye çalışan bir heyecanla eee biraz da Trabzonspor'a olan eee o dönemdeki aşırı sevdasıyla akademiyi 1. bitirmiş olmasına rağmen herkesin İstanbul'a gitmek için becayiş eee konusunda zorladığı bir dönemde eee Trabzon'u Trabzonspor ağırlığından dolayı tercih etti ve Trabzon'a gitti. Trabzon'da 4 yıl görev yaptım. 78-82 yılları siyasi şubede tabii o dönem 80 öncesi ve sonrası 2 yıl bu 12 Eylül dönemi öncesi ve sonrasının eee yoğunluğunu, stresini ve yükünü büyük oranda üzerimizde taşıdık. Bulunduğum birim ve görev itibariyle rütbem komiser yardımcısı, komiser idi ama eee onu o dönemi yaşayanlar, bilenler, tanıklık edenler biliyorlar. Yani bir komiser olarak değil de çok daha üst rütbeli bir eee kimlikteki emniyet görevlisi eee pozisyonunda görevler ifa ettik. Etmeye çalıştık. 12 Eylül'ün amiyane tabiriyle bütün yükü eee birkaç kişi eee ağırlıklı olmak üzere bizim üzerimizden geçti. Malum Trabzon üniversite şehri, eee, Karadeniz bölgesinin, Doğu Karadeniz bölgesinin çok hareketli bir alanı, eee, yoğun bir süreçti. Sonra Şark hizmeti Hakkari'ye gittik 82 senesinde ve 82-85 yıllarında 3 yıl 1. şark görevini Hakkari'de tamamladım ve onun eee devamında İzmir'e atandım. Hatta o dönem eee Allah selamet versin bizim zamanın genel müdürü bana nere istiyorsan seni oraya vereceğim. Diye söz vermiş idi. Fakat ben de Hakkari'nin üzerine dinlenebileceğim bir yer olsun diye özür dilerim. Eee Konya'yı istemiştim ama genel müdürümüz sen çalışma ve iş adamısın. Senin yatmaya eee öyle lüksün yok deyip beni İzmir'e emri vaki gönderdi. Kaderimizdeki İzmir'in 1. sayfası o dönem açıldı. Eee 85-91 yıllarında İzmir'de 6 sene görev yaptım. Eee bir kısmı eee istihbarat müdür yardımcılığı, bir kısmı da istihbarat müdürlüğü olarak daha sonra kısa süreli bir Antep sonrasında Bursa ve Bursa'da 4 yıllık bir görev eee sonrası şube müdürüydüm. İkinci Şark hizmeti olarak Artvin'e eee atandım. Eee iki sene de Artvin'de görev yaptıktan sonra tekrar Bursa'ya geldim. Bursa'da eee emniyet müdür yardımcılığı 4 yıl ifa ettikten sonra eee Polis Teftiş Kurulunda başmüfettiş olarak görev aldım. Arkasından 2003 yılında ilk il emniyet müdürlüğüm eee yani Emniyet Müdürlüğünde ilk göz ağrım dediğimiz eee bir eee görevle birkaç gündür böyle bir öksürüğüm var. Biraz da gıcık öksürüğü izleyenleri rahatsız edebilir ama Balıkesir Emniyet Müdürü olarak eee görev yaptım. 4 yıl 4 yılı biraz geçkin süre eee 2007 yılı sonunda Emniyet Genel Müdür Yardımcısı oldum. Eee trafik eee hizmetlerinden sorumlu Türkiye Trafik Hizmetleri eee trafik hizmetleri başkanı olarak görev yaptım. Bu 96-97'de özel kanunla kurulan bir eee yapılanmaydı. Eee oranın eee başında eee 2 yılı aşkın süreyle çok şükür çok önemli eee görevlere eee öncülük yaptık arkadaşlarımızla birlikte. Sonrasında 2009 sonunda eee çoklarının da malumu olduğu ya da Celal Uzunkaya'yı tanıyanların, izleyenlerin bildiği bir süreçte eee o dönemde çok revaşlı olan eee bir vatansever FETÖ'cüün ihbarıyla isimsiz, imzasız ki o dönem çok yaygın bir uygulamaydı. Eee bir ihbar mektubuyla eee hakkımızda soruşturma açıldı. Bir genel müdür yardımcısıyla birlikte ve o süreçte de eee 4 yıl İzmir'de ağır cezada yargılandım ve o 4 yıllık yargılama sonunda tabii eee bu özel bir mahkemeydi ve yargılamamız da özeldi. Amaç bizi devre dışı bırakmaktı, itibarsızlaştırmaktı. Tabii eee kişilerin amacı ve niyetiyle eee mutlak irade sahibinin eee iradesi eee çoğu zaman örtüşmüyor. Bizi devre dışı bırakıp eee eee polis tabiriyle derdest edip eee çöpe atmaya çalışanlar eee hüsrana uğradı. Eee ve çok şükür 2014 yılında eee beraat ettim ve yargılandığım ile il emniyet müdürü olarak atandım. Yani ben bunu çok yerde hep anlatırım. Eee örneklerime yaparken de şunu söylerim. Yani bir insan bir roman yazsa, romanda bir hayali kahraman oluştursa, o hayali-i kahramana benim hikayemi yüklese, eee, işte gittiği, yargılandığı bir ile onu daha sonra romanda o ilin emniyet müdürü, valisi ya da neyse herhangi bir önemli biriminin başına atandığını yazsa o romanı yazan bunun çok absürt bir hikaye olduğunu düşünür ve bu eee çok anlamlı değil değiştirir onu. Ama bizim hikayemizde aynen öyle oldu. Ben 4 yıl yargılandığım ile 4 yılın sonunda emniyet müdürü oldum. Bir nevi iade-i itibardı bu. Bir nevi değil iade-i itibardı. Çünkü biz o dönemde eee Cafer kardeşim, abeylerim ve tüm ailemle birlikte hep şunu eee diledik, ifade ettik, temenni ettik, dua ettik. Dedik ki eee bu zulmü, bu haksızlığı bize reva görenleri eee bize başımıza sarmaya çalışanları eee hem bu dünyada hem öteki dünyada eee zelil olmalarını, rüsvai olmalarını eee mahcup olmalarını gözlerimizle görmek istiyoruz. Öteki dünyada tereddütümüz yok ama bu dünyada da görmeyi arzu ediyoruz diye çokça ve içten dualarımız vardı ama Allah'a hamdolsun dualarımız çok ertelenmedi. O sürecin sonunda bizlere bunları eee hazırlayan, bu e tezgahları bizim başımıza sarmaya çalışanların büyük bir kısmını Allah bana kendi ellerimle eee gözaltına aldırmayı ve cezaevine koymayı nasip etti. Eee onlar bizi derdest etmek isterken eee kendileri eee derdest oldular. Eee böyle bir süreci yaşadık. İbretlik bir hikaye olduğu için bunu eee açmak istedim. Eee İzmir Emniyet Müdürlüğünden sonra takriben 3 yıl eee sonra eee Antalya Emniyet Müdürü oldum. Eee Antalya Emniyet Müdürlüğüm de eee, biraz enteresandı ki olayın tanıklarından birisi de şu anda eee, programın moderatörü olan kardeşim, eee, ve, eee, diğer büyük abeyim, birisi de rahmetli olan abeyim ve tüm ailem. Ben o süreçte eee İzmir'den sonra Antalya'nın eee bir eee tenzili rütbe gibi eee takdim edilebilecek bir uygulama olduğunu, algılanacağını ki doğrusu da öyle. Çünkü genelde hep İzmir ve benzeri illerden daha üst görevlere gidilirken eee Antalya elbette önemli bir şehir ama eee benim İzmir'den Antalya'ya gidişimin eee böyle bir hikayesi eee vardı ve bu nakısa oluşturacak bir hikayeydi. Ben o dönemde ciddi ciddi dilekçe verip eee gitmeme konusunda eee görevden eee azlimi talep konusunda karar aşamasındaydım. Eee fakat aileyle genelde böyle eee kritik eşiklik konularda müşavere eee değerlendirmelerimiz eee çokça olur. Hamdolsun her aşamada bunu yaparız. O süreçte ailemizin, kardeşlerimin eee bunun da farklı bir anlamı ve değeri olduğu hususundaki görüşlerimiz eee sonrası Antalya'ya gittik ve Antalya'daki 2 yıllık görevim sonrası Emniyet Genel Müdürü oldum. Tabii Emniyet Genel Müdürlüğü eee sıradan bir genel müdürlük eee formatında bir görev değil. Ben özellikle bunu e şu bakımdan ifade ediyorum. Her genel müdürlük mutlaka çok değerlidir, çok önemlidir de eee mesela ben kendi teşkilatım içerisinde komiser yardımcısıyken eee Celalettin Tüfekçi Genel Müdürümüz vardı. İlk tanıdığım genel müdür. Eee onun da adı kısm birlikte ortaklığı olan bir isim benzerliğimiz vardı. Benim Celal, onun Celalettin Tüfekçi. Celalettin Tüfekçi Polis Kolejinde eee bizim ziyaretimize gelip bizimle yemek yediğinde masada dünyalar bizim olmuştu. Yani bir emniyet genel müdürü koskoca bir teşkilatın en tepesindeki erişilmez bir kişi eee bizimle eee oturup eee yemek yemişti. Eee birlikte bahçede çay içmiştik. Benim için çok anlamlıydı. Sonraki yıllarda hep e emniyet genel müdürlerimizi böyle erişilmez eee uzaklıklarda görüyorduk. Ama Allah uzakları yakın edenmiş. Eee ve bizim o çok uzaklarda gördüğümüz bu makamı eee komiser yardımcılığıyla başladığım eee bir uzun maratonun sonunda, eee komiser yardımcılığımın eee 78-82 eee 18 eee 40 sene sonrası eee Emniyet Genel Müdürlüğünü nasip etti. Emniyet Genel Müdürlüğü eee gerçekte o yönüyle bizim için eee bir de biraz böyle kaftağının ardında erişilmesi çok zor olan bir eee Zümrüdü Anka Kuşu gibi idi. Çünkü hala de öyle eee Emniyet Genel Müdürlüğü görevinde eee şu ana kadar Cumhuriyet döneminde sanıyorum 50 civarında, eee, genel müdür değişti ve bunların, eee, iki, benimle birlikte üçüncü olan hariç hepsi Mülkiye kökenli eee, idarecilerdi, valilerdi. Dolayısıyla her komiser yardımcısı eee il emniyet müdürü olmayı ve eee şanslı yaver giderse, çok başarılı olursa vesaire de eee çok uç ekstrem bir beklentiyle genel müdürlüğü düşünürdü ama hayal gibi. Ve ben Allah'a hamdolsun böyle hayal gibi uzaklıkta olan göreve eee dişimizle, tırnağımızla, gayretimizle, geçmişimizle eee yaptıklarımızla ve bizi bu yönüyle de takdir eden Sayın Cumhurbaşkanının takdirleriyle eee bu göreve atandık ve eee süresi uzun olmadı ama bazen eee süresi uzun olmayıp izi eee eee net ve keskin olan hizmetler süresi çok uzun olup silik olanlardan çok daha önemli olduğunu hep gördük, biliyoruz. Dolayısıyla bir yıllık, eee, görev sürecim, eee, boyunca, eee, çok şükür Emniyet Teşkilatı için, ülkem için, ülkemin güvenliği için, huzuru için pek çok konuda eee öncü projelere güvenlik alanında eee, imza atmaya çalıştık. Bunu il emniyet müdürlüklerimde de yaptım, alt rütbelerde de yaptım. Ömrümüz o kadar vefa etti. Neticede bizi o makama takdir edenler, eee, daha doğrusu eden makam Sayın Cumhurbaşkanı, eee, yine, eee, bizi o görevden, eee, aldı. Eee, farklı sikitlerle. Siyaseten bir tasarruft. Saygı duyduk. Eee, hiçbir yerde de başka bir ifademiz zaten olmadı. Aldığımız devlet terbiyesi de onu gerektirirdi zaten. Ve neticede eee 2023 yılında yaş haddinden emekli olduk.
Şimdi böyle uzun bir serüven ve bu serüven yani hem serüven öyle hem de aslında bu programı izleyenler yani Cafer Uzunkaya sen susmayı da biliyor musun yani hiç araya girmeden uzun uzun konuşmaya. Tabii bir abi farkı. Bir de hayatınızı takdim edin bölümüyle ilgili aslında tüm dostlara bunu soruyoruz. Elbette bu geçen yıllar ve dönemlerle ilgili benim ara sorularım olacak ama bir bütün olarak Celal Uzunkaya'yı yani eee şu anda teşkilatın herhalde 250-300.000 mensubu olan bir teşkilat. 350.000, 350.000 kat 350.000 birlik bir eee teşkilattan bahsediyoruz ve eee 180 yıllık bir eee şeref ve şanla aziz millete hükmeden bir teşkilat. Ve burada da dediğimiz gibi yani polis koleji ve akademli kökenli eee birinin Cumhuriyet tarihi boyunca e birkaç ismin görev yaptığı ama benim de çoğu zaman abim ve diğer dostlarla da paylaştığımız veya bizi dinleyen dostların bu sohbetlerde de bolca gördüğü gibi mesele ömrün nasıl uzun olanı değil önemli olan hayırlı ve bereketli olanıysa görevlerde de niceleri böyledir. Şimdi abim çok hatırlayacak. Yani o atsız, şanssız, efendim unvansız ihbar mektuplarının geldiği o dönemde ben o zaman İstanbul Büyükşehir Belediyesi İSKİ Genel Müdür Yardımcısı, ondan sonrası da ayrı bir hikayedir. O dönemde yapıldığında abimle eee konuyu değerlendirdiğimizde böyle yapıldığında evet mevla sizi özel koruyor. Yani böyle bir ihanetlerin olduğu bir dönemde demek ki dinlenmek daha güzelmiş ve bunu göreceğiz. İşte Hazreti Ayşeler eee efendim iftiralara maruz kalırken Celal Uzunkaya'lar kalmış çok mu dediğimizde elbette bir mutlaka Allah'ın adaletine güvenmenin yanında Hzreti Ayşe'yi vahiyle temize çıkaran bir Rabbimiz vardı. Ama Hazreti Ayşe'yi vahiyle temize çıkaran Hazreti Allah celalini de nice sevdiği cemal kullarını da elbette dünyada da ahirette de hesabını görücü ve hakkını teslim edici. Dolayısıyla bu bölümleri değerli dostlar, e yani o işte yani o Trabzon, Hakkari yılları yine aslında işte İzmir ve İzmir'de aslında 15 Temmuz sürecine gidişin gidiş sürecinin hızlanmasında benim de bizzat tanığı olduğum yani o zaman İŞKUR Genel Müdürlüğü döneminde yani burayı da dostlar da merak etsin buradan da kopmayalım işte birtakım endişeler, kaygılar operasyonların safsaklandığı, mücadelenin hakkıyla yürütülmediği noktasında bu ihanet yapısının merkezi olan İzmir ve dolayısıyla sizin yaptığınız o süreç alanın çok daha daraldığını ve orada sizin yaptığınız çalışmaların süreci nasıl hızlandırdığı gibi hususlar elbette sorulacak hususlar ama dostlar şunu bilsinler. Tabii bizim programımız eee evet bir kültür, sanat, şiir, edebiyat eee ve tabii abeyim okuyan, yazan okuma yazma hassasiyeti de yani bir metin yazmada da görevini yerine getirmede de mesai mefhumu tanımadan çalışan, gayret sarf eden birisi aslında bu denli başarıları yerine getiren, hizmetleri yerine getiren birisinin de yani insan sevgisi, millet sevgisi, vatan sevgisi, bayrak sevgisi, ve nesil kaygısı ve endişesi, millet kaygısı olmayan birinin bütün bunları yerine getirmesi mümkün değil. Dolayısıyla meslek hayatı, oradaki belli kırılma noktaları ve emniyet teşkilatı ile alakalı bu kadar geniş bir yelpaze. Yani tanıyanlar bir gurur abidesi olarak dün de bugün de ben bugün programı ilan ettiğimde birçok meslektaşınız yani size yani sadece mesleğinde değil. Sayın Genel Müdürümüz bugün emekli olarak da Türk polisinin meselelerini gündeme taşıyan, hukukunu koruyan, "Keşke bugün de başımızda olsaydı." diye yüzlerce mesaj aldım. Yüzlerce dostla görüşme imkanı oldu. Ve biz liderliği, yöneticiliği haspel kadar Rabbim lütfetti. Hep inandığımız o olmuştur. Görevdeyken değil, görevde olmadığınız zaman insanlar keşke başımızda olsaydı dedirtebilmek önemli. Onun için şükürler olsun ki eee bugün o 350.000 in eee emniyet mensubu emeklileriyle birlikte Celal Uzunkaya'ya bir meslek büyükleri olarak gayretleri sebebiyle şükran içindeler. Tabii ki biz bunları konuşmamızın sebebi bir aile sohbeti değil millete insanımıza, gayretin, çabanın, azmin ve kararlılığın nelerin üstesinden geldiğini görülmesi adına önemli.
Şimdi buraya abi bir ara verelim dostlar. Bana yazıyor. Bırak konuşsun diyorlar. Sayın genel müdürüm, evet konuşsun. Yani siz Uzun kayaları kendi haline bırakırsanız sabaha kadar konuşur bunlar. Hepsi öyledir elhamdülillah. Ama biz Evet. Celal Uzunkaya'nın okuma, kitap okuma, yazma, şiire, edebiyata, sanata ve aslında okuyanla okumayan hani Kur'an ifadesiyle hiç bilenle bilmeyen, okuyanla okumayan bir olur mu dediği bir yönüyle baktığımızda aslında bu sorumluluğu üstlenmesinde okuyan, düşünen, fikreden ve insanı seven yönünün her ne kadar o polis simasıyla ilk anda gördüğünüz çok ciddi bir Celal Uzunkaya'yı karşısında insanlar görseler de son derece müşfik yani zalime karşı, hırsıza, arsıza karşı asla tereddütü yani babasının oğlu da olsa ki onu göreceğiz. Yani abim o zaman milletvekili, Türkiye'nin her yerinde vekiller belki milletvekiliyim deyip gelip geçerken aman abi benim burs memleket o zaman görev yeri Bursa. Bursa'ya gelince dikkat et bu işe. En yakın dostları aradığında evet cezayı ben ödeyeyim ama o ceza ödenecektir. Paşasına da vekiline de efendim kendisine de hakkaniyetten, adaletten ayrılmayan bir meslek yaşamı hikayesi var. Bu örneklere ziyadesiyle ihtiyacımız var. Yani bu program boşuna geciken bir program değil aslında. Vakti de olgunlaşan bir program. Biraz edebiyatı, sanatı, şiiri, ve sizin dünyanızdaki yerine geçelim ama diğer konulardan da uzaklaşmayacağız. Orada çok sorularım var.
Evet, teşekkür ederim. Şimdi tabii okumayı ailece. Ve okumak bilginin ki eskiden şu anda okumayla değil elimizdeki bu teknoloji araçlarıyla bir milli kütüphanenin bütün bilgilerini, kitaplarını, ansiklop ansiklopedilerini cebimizde taşıyoruz. Kolej yıllarımda hafta sonu Necati Bey'deki Milli Kütüphaneye gider. Sabahtan akşama kadar orada milli kütüphanede kitap kurdu gibi karıştırırdık. Bulamadığımız orada kitapları Hacı Bayram Camisi'nin etrafında sahaflar vardı. Oraya giderdik veya İzmir Çarşısı vardı. Kızılay'da İzmir çarşısına gider. Orada kitaplardan bütçemiz kısıtlı. Enteresandır. Belki çokları da yapmıştır bunu ama ben çokça yaptım. Gider oturur bir kitabı alır. Kitabın 50-60-80 sayfasını okur, not alırdım. Şu kitap 60 sayfasında bırakırdım onu. Bir başka kitabı okurdum. Sonra bir sonraki hafta sonu izine çıktığımda o 60'tan 80'den sonrasını orada tamamlardım. Çünkü almaya imkanım yok ama okumam lazım. Öyle bir okuma sevdamız, merakımız vardı. Çok şükür. Dolayısıyla hem edebiyata, hem tarihe hem kültüre hem sanata fırsat buldukça tabii hem de özellikle mesleki alandaki bilgilere ulaşma konusunda gayretimiz oldu. Yani neticede böyle güvenlikle ilgili bir makale dahi okumayanların bir yerlere geldiği, yükseldiği bir Türkiye'de öyle tesadüfen bir yerlere gelmemiş olma adına hazırlıklı ve donanımlı olmamız gerekiyordu. Öyle düşünüyorduk.
Şiirle ilgili tabii konu ve programın adı zirve şairler. Yani tabii sen başta çok güzel ifade ettin. Burada bir mal, mal oluş ve Türkiye açısından bir değer olarak görülme çerçevesinde hamdolsun hem kardeşim hem çevrem hem toplum hem teşkilatım çok şükür bugüne kadar bizi öyle bir değer gördü. Bu bizi hiçbir zaman şımartmadı. Şımartmaz. Zaten bu saatten sonra da zaten öyle bir lüksümüz yok. Dolayısıyla bu kimlikle seyircilerin programının karşısına çıktık. Ama yani o kadar da şiirden azade ve boş olmadık. Fırsat buldukça karalamalarımız oldu, denemelerimiz oldu, roman çalışmaları. Mesela ben kolejdeyken başladığım bir romanım vardı sanıyorum sen bir arada onu kaçamak bayağı okumuştun. O roman ve şiir denemelerini sonra bir yerlerde topladık. Elbette ailemizin zirve şairi olan Musa Uzunkaya'nın olduğu bir yerde bizim şiirlerimizi, su yüzüne çıkarıp takdim etme cesaretimiz olmadı, olamaz. Ama kendimizce amatörce denemeler içinde bulunduk, şiirler yazdık, şiirler okuduk. Özellikle şiirin insanın ruhunu okşayan bir yönü olduğunu çocukluğumdan beri çokça gördüğüm için ve bir de şiirde tabii sen bu işin hani kitap kurdu, şiir kurdu denir. Sen şimdi bu süreçte maşallah bunun yüksek lisans, doktora vesaire dahil her türlü akademik aşamalarını hıfzetmiş bir durumundasın. Benim tabii o anlamda söyleyebileceklerim belki eksik ya da yetersiz olabilir ama şunu çok net biliyorum. Bir insan yüzlerce sayfalık bir roman yazsa ki okuyoruz zaman. O romanda anlatmaya çalıştıklarını okuyan kişiye ne oranda veriyor ya da verebiliyor ise belki onun çok daha fazlasını dört kıtalık ya da bir sayfalık bir şiirde bir şair böyle ilmek ilmek insanın ruhuna, beynine işleyerek daha fazlasını verebiliyor ve siz onu kafa kafanızla o kadar geniş bir çerçeveye yayıp oturtabiliyorsunuz ki dolayısıyla şiirin böyle bir gizemli ve tılsımlı tarafı var. Yani bence şiir de hani müzik ruhun gıdasıdır diye hep çocukluğumuzda anlatılırdı, söylenirdi. Hala da öyle denir. Bence şiir de tıpkı müzik gibi ruhun gıdası durumundadır. Şiir aynı zamanda güzelliği, duruluğu, sadeliği de ifade ediyor. Yani bir şey gördüğünüzde ya şuna bak ya şiir gibi dersiniz. Şiir gibi yani her şeyi mükemmel, oturmuş, ahenkli, net, duru. O anlamda bir güzellik tarif ederken bile bunu şiir gibi tanımlarsınız. Mesela Cahit Sıtkı Tarancı, şiiri sözcüklerle güzel biçimler kurma sanatı olarak ifade etmiş. Sözcüklerle güzel biçimler kurma sanatı. Aynı zamanda yine bu konuda tabii böyle sen benimle ilgili çok çalışma yapmadın ama ben biraz böyle tedarikli olayım diye şiir üzerine çok önemsediğim eskiden okuduğum birkaç değerlendirmeyi de bu vesileyle paylaşmak isterim. Mesela Hegel diyor ki meşhur Hegel, "Güzel sanatların en üstünü ve en zor olanı şiir sanatıdır." diyor. Muhtemelen sen bunları daha önce programlarında telaffuz etmişsindir ama en azından ben tekrarlamış olayım. Yine mesela Lamartin şiir büyük eee zekalıların rüyalarıdır diyor. Büyük zekalıların rüyalarıdır. Yani öyle orta zekalıq düşük olanların işi değil diyor. Büyük zekaların rüyasıdır. Mesela yine Maksim Gorki bilim aklın şiiridir diyor. Şiir de yüreğin kalbin bilimidir diyor. Yani o kadar kalbe ve yüreğe hitap ediyor. Şiir Ahmet Haşim, "Şiir düz yazıya çevrilemeyen bir dildir." diyor Ahmet Haşim. Düz yazıya çeviremezsin şiiri. Yani özelliği o. Bunun yanında mesela yine şiirle ilgili Sandburg'un güzel bir sözü var. Diyor ki şiir karada yaşayan ve havada uçmak isteyen bir deniz hayvanının günlüğüdür diyor. Yani deniz hayvanı karada yaşıyor ama havada uçmak istiyor. Onun günlüğüdür diyor şiir. Malerme. Şiir sözcüklerin dinidir diyor. Yani o kadar kutsuyor ki şiiri sözcüklerin dini olarak ifade ediyor. Ayrıca yine meşhur Neru da Pablo Neru da diyor ki, "Neden şiirlerimi çalıp sevgiline kendi şiirlerinmiş gibi okudun ey postacı." Postacıya bozuk atıyor. Postacı Neruda'nın şiirlerini almış kendi şiiri gibi okuyor. Diyor ki, "Neden?" diyor, "Şiirlerimi çalıp sevgiline kendi şiirlerinmiş gibi okudun." Postacı da diyor ki, "Üstat, şiir yazanın değil, ihtiyacı olanındır. Benim onlara ihtiyacım vardı." diyor. Yani ihtiyacım olduğu için diyor, "onları çaldım." Yine mesela İbn Sina, "Şairler söz sultanlarıdır." diyor. Şairin dil güzelliği ruha zevk verir. Hekimlerin becerisi ise hastaları iyileştirir. Demek ki yani şair ruhu tedavi ediyor, hekimler bedeni tedavi ediyor. Bu kadar önemli ruhu besleyen bir alanı var. Yine Orhan Veli Kanık meşhur yazarlarımızdan, şairlerimizden, romancılarımızdan diyor ki kolayca okunabilen bir şiirin kolayca yazılabildiğini mi sanıyorsunuz? Yani öyle böyle çok güzel okuyoruz da o şiiri yazana kadar o şairin hangi zorluklar, hangi netameler geçtiğini hiç biliyor musunuz diyor. Yine Arago'nun şiirle ilgili güzel bir sözü var. Şiir sesli resim, resim ise sessiz şiirdir. Diyor. Çok güzel bir şey. Şiir sesli resim. Resimi sesli olarak anlatıyor. Resim ise sessiz şiirdir." diyor. Ve Buru. Diyor ki, "Bazı şairlerin ölümüne yanarım ancak onlar onların şiirleridir ki yıllar sonra soğukta bile bizleri ısıtırlar" diyor. Yani ölüme de yanarsınız ama yıllar sonra onların şiirleri sizleri buzulda da olsa soğuklarda ısıtırlar diyor. Ve son olarak yine alıntı yaptığım güzel sözlerden birisidir. Jean Costao diyor ki, "Ne masayı anlatacağım diye masa sözcüğünü kullanacaksın, ne kuşu anlatacağım diye kuş sözcüğünü." Yani masayı anlatmak için masa sözcüğünü kullanmayacaksın. Şiirde kuşu anlatmak için kuş sözcüğünü de kullanmayacaksın. Ne de aşkı anlatacağım diye aşk sözcüğünü. Yani anlatacakların onun içerisinde o kadar böyle sırlı ve gizli olarak işlenir ki onu okuyan onun içerisinden almak istediğini, bulmak istediğini, görmek istediğini alacak.
Şimdi tabii şiir farklı bir sanat, farklı bir alan. Ben çocukluğumda 60'lı yıllar, 70'li yıllar, 80'li yıllar, işte mesela 60'lı yıllarda Abdurrahim Karakoç'un Hasan Mektuplar kitabı vardı. Çok böyle hoş bir şiir kitabıydı. Abdurrahim Karakoç'un. İşte kitabın önünde de mektup yazdım. Hasan' ha Hasan' ha sana derdi. Yani Hasan orada bir simgeydi. Öznesi tüm insanların olduğu bir mesaj niteliğinde çok güzeldi o günkü şeyimizle. Ben o şiirleri belki onlarca kez okumuştum. Daha sonra 70'li yıllarda Uğur Emre olarak yeni bir kitapla çıktı. Rahmetiniz sanıyorum 12-13 tane şiir kitabı yayınlandı ve ben hemen hemen o tüm şiir kitaplarını da birkaç kez okudum. Sonrası işte bizim dönemimizin böyle İslami duyarlılığı son derece yüksek ve ruh dünyasına hitap eden romanlarıyla işte Reis Bey'iyle Siyah Pelerinle Adamıyla Necip Fazıl Kısakürek'in Çilesi ideologya örgüsü falanını okuyunca farklı deryalara farklı alanlara gittiğimiz oldu ve onları yaşadık. Necip Fazıl'ın özellikle ki ben Allah rahmet etsin Hakkari'deyken 1983 yılında ölmüştü. Demek ki aşağı yukarı 42 sene oldu. Dün gibi. Necip Fazıl'ın o dönemlerdeki efsane olan işte Sakarya Türküsü, dilden dile dolaşan zindandan Mehmet'e mektuplar işte çilesi ki 24 kıt'alı olan bu çile esinde en sonunda şöyle diyordu son dörtlüğünde diz çök ey zorlu nefs önümde diz çök hey bem hayat dolu deste ve yumak. Sen bütün dalların birleştiği kök biricik meselem sonsuza varmak diyordu Necip Fazıl ki çok farklı inişli çıkışlı bir hikayesi, hayat hikayesi olan ama şiirleri içerisinde bir dörtlüğünde bile kendinizi savurabileceğiniz bir şairin kelimeleri arasında kaybolup gidebiliyordunuz. Yine mesela rahmetlinin tohum saç bitmezse toprak utansın. Hedefe varmayan mızrak utansın. Hey gidi küheylan koşmana bak sen. Çatlarsan doğuran kısrak utansın dörtlüğü. Mesela burada hedefleri olan insanların, amaçları olan insanların, gayesi olan ülkesine, vatanına, milletine, ailesine sorumluluğu olan insanların kendilerine böyle dinamo olarak motor olarak yanlarında takviye kullanabilecekleri sözler bunlar. Yani diyor ki sen yapman gerekeni yap. Sen diyor bunu koş. Eğer diyor çatlarsa seni doğuran kısrak utansın. Eğer diyor hedefe varmazsa mızrak utansın. Sen hedefini mızrağı gönder diyor. Yani bugün bizim toplumumuzun da coğrafyamızın da ülkemizin de esasında içerisinde bulunduğu ve son iki gündür özellikle çok sıcak bir sürecin yaşandığı coğrafyamızda ülkelerin, yöneticilerin, insanların nasıl savrulduklarını görünce bu ruh dünyasını toplayacak bir araya getirecek, birleştirecek o değerleri öne çıkaracak şairlere de inançlara da ideolojilere de duruşlara da son derece ihtiyaç olduğunu biliyoruz, görüyoruz. Yine gençliğimizin yani onun da ötesinde ülkemizin milli şairi olarak hep bildiğimiz belki bütün şiirlerini defalarca okuduğumuz bir Mehmet Akif'imiz vardı. İstiklal şairinin eşsiz yazarı ve kahramanı. Onun ötesinde Çanakkale şehitlerinin içerisinde kendinizi o şehitler arasında hissedeceğiniz bir ruh haline sokan bir Mehmet Akif vardı. Yine zulüm karşısında, haksızlık karşısında haykıran, isyan eden ve zulmü alkışlayamam. Zalimi asla sevem. Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem diyecek kadar net bir duruşu ortaya koyan bir şair duruşu vardı. Yine mesela rahmetliin tabii şiirleri ne tekrar burada elbette okuyacak değilim ama mesela Mehmet Akif'in çokça hoşuma giden beğendiğim böyle sihirli ifadeler olarak gördüğüm sözleri var. Bunları da mesela paylaşmak isterim. Diyor ki, "Kime ok atmayı öğrettimse bir gün beni nişan aldı." diyor. Yani bu bir vefasızlıkla alakalı çok önemli ve çarpıcı bir tespit. Yine diyor ki Mehmet Akif merhum eski eski olduğu için atılmaz. Fena yani kötü olduğu için atılır. Yeni de yeni olduğu için alınmaz. İyi olduğu için alınır." diyor. Yani biz eskileri eski olduğu için çoğu zaman atıyoruz. Yenileri de sırf yeni olduğu için alıyoruz. Halbuki yenilerle eskilerin arasındaki temel ayracın kötü ve iyi olması son derece önemli ve değerli. Yine Akif'in güzel sözlerinden birisi diyor ki belki bil ki bir mezar taşıdır insandan yarına kalan diyor. Ve unutma onu da başkası yaptırır. Gerisi yalan. Yani senin diyor geride kalan bir mezar taşıdır. Onu da diyor sen yaptırmıyorsun başkası yaptırır diyor. Onun için çokça dünyaya ve dünyanın değerlerine kendini kaptırıp da harcama diyor.
Tabii bu zirve şairlerimizden çokça ülkemizde yetişti. Allah rahmet etsin. Hepsi geride çok güzel izler bıraktılar. Güzel nesiller bıraktılar. Güzel eserler bıraktılar. İşte bunlar arasında merhum Sezai Karakoç, merhum Abdurrahim Karakoç, onun ötesinde işte Ahmet Arif hasretinden prangalar esittim. Yani Ahmet Arif'in geçen Diyarbakır'a gittik. Müzede şeyini gördüm. Hikayesini sırf bu kitabıyla ve bu şiiriyle bir tane fakat okuduğunuzda belki çok sıradan gibi gelen bu şiirin içerisine kendinizi yoğunlaştırdığınızda o kadar farklı bir derinliklere ve anlamlara ulaşabiliyorsunuz ki onun için o inceliğe
ulaşmak için kendinizi o dehlizlerden geçirmeniz gerekiyor. Eee, mesela Ozan Arif, bizim işte meşhur eee Samsunlu eee şairimiz. Uzun yıllar yurt dışında yaşadı, kaçak kaldı. 12 Eylül döneminde 12 Eylül eee zindanlarına ve paşalarına isyanlarda bulundu. Mesela o zaman derdi ki, "Mesela eee, ey ölümden öteye kör köy mü kurdunuz? Eee, şarap değil. Eee, barut değil, şarap kokan paşalar. Korkum yok. Korkum yok, korkum yok sizden." diyordu. E yani o zamanki süreçte, eee, barut normalde paşaların barut kokması lazım gelirken, şarap kokuyorlar. Ben sizden korkum yok, diyordu. Eee, çok şükür günümüzde, eee, ki paşalarımız, eee, yöneticiler, hele 15 Temmuz'dan sonra sanıyorum oralara döneceğiz. Şu anda onların pek çoğu şarap kokanlardan ya da farklı, eee, küf kokanlardan arınmıştır inşallah.
Ve yine Cengiz Numanoğlu, çok sevdiğim şairlerdendi. Eee, çokça güzel şiirleri var ama en güzellerinden birisi de derdi ki, herkesin dilinde terennüm ettiği, "Babam" derdi ki, "Yavrum" diye başlayan, eee, çok güzel ve uzun bir şiiri var. Eee, fırsat verirsen o şiiri esasında süreç içinde okumak isterim.
Ve son olarak bunu tamamlayayım. Sen dedin ya, "Uzun Kayalar sözü alınca..." eee, moderatör Uzun Kaya da olsa ona çok söz bırakmaz. Eee, Cemal Safi, bence, eee, ülkemizin son yüzyıldaki en büyük sevgi ve aşk üzerine şiirler yazan en büyük şairi. Yani ben bunu, eee, açık ara tek geçerim rahmetliyi. Cemal abiyle ben Balıkesir Emniyet Müdürü'yken tanıştım. O yazları Akçay'da otururdu ve zaten 90'lı yılların başlarından beri, eee, Akçay'da, eee, şiir, eee, günleri diye program yapıyordu. Şairleri getiriyordu oraya. Tabii Cemal abinin, Allah rahmet etsin, eee, pek çok şairden farklı bir özelliği vardı. Eee, çok güzel şiirleri var. Çok anlamlı, işte herkes zaten böyle ezberlenen, eee, şiirleri var. E şarkılar oldu. Sadece 40-50 tanesini Orhan Gencebay besteledi, okudu. Eee, pek çok ünlü sanatçı bunların eserlerini, eee, okudular, herkesin dilinde. Eee, Cemal abinin en önemli özelliği yazdığı şiiri ezberinde tutması ve yazdığı şiiri en az o kadar güzel bir vurguyla okuyabilmesi. Şimdi bazıları var, çok güzel şiir yazar. Şiirini okursunuz, içiniz ürperir ama şiiri yazanı dinlersiniz, "Allah!" dersiniz. Yani çok farklı bir şey olur. Fakat Cemal abi rahmetli öyleydi. Şiiri yaşayarak, eee, okurdu, seslendirirdi. Mesela en sonaki meşhur tek hece aşk şiiri var, çok ünlü bir şiir. Çok severim onu. Televizyonlarda da okudu ve yine son zamanlarda, eee, biraz böyle, eee, insani, eee, aşktan, ilahi aşka yönelmişti. Rahmetli, "Kâinatın Ulu İmparatoru" diye çok güzel bir şiiri vardı. Eee, orada da çok, böyle büyük bir teslimiyeti, Cemal Safi'ye uygun bir dille ifade etmişti. İşte biliyorsunuz, "Vurgun", "Altın E Plak" ödülü almış bir, eee, şeyin, eee, Cemal Safi şiiri. "Rüyalarım Olmasa", "Ayşen Ya Evde Yoksan" vesaire vesaire. Yani Cemal abinin de, eee, burada, eee, ünlü şairler ve zirve şairler arasında, eee, adını telaffuz etmek lazım.
Mesela onda benim bir şey dikkatimi çektiydi. Çocuklarının birisinin adı Peyami Safa, vermişti. Birinin adı da Mehmet Akif Ersoy. Mesela ben, bir gün dedim ki, "Ya dedim, Cemal abi, sen dedim bu şiirleri böyle oturup masa başında yazamazsın. Yani mutlaka arka planda bir şeyler olmuştur dedim. Bir ipucu verebilir misin dedim." Güldü. Eee, çok bir ipucu alamadım ama ben en azından kendimce bir şeyler yorumladım. Fakat sonradan, çocuklarının birisinin adının Peyami Safa, birisinin de Mehmet Akif olduğunu öğrenince, eee, yani derinliğinde farklı bir kimyanın olduğunu da, eee, görmüş olduk.
Yine mesela, eee, böyle mütedeyyin insanların dünyasından ayrı gibi algılanır ama son zamanlarda Sayın Cumhurbaşkanının da, eee, böyle, eee, ifade ettiği, şiirlerinden alıntı yaptığı, sürgün şair diye bilinen Nazım Hikmet'in "Bu Memleket Bizim" şiiri de mesela çok şiirlerini okudum, severim ama "Bu Memleket Bizim" şiiri de gerçekten hem memleket sevgisini, vatan sevgisini vurgulayan hem de birtakım ön yargıları temizleyen bir, eee, duruşu da ortaya koyuyor. Çünkü şunu biliyoruz. Eee, bizim toplumumuzda belki başka toplumlarda da vardır ama bizde bu çok daha net. Ben bunu hem meslek hayatımda hem kendi özelimde gördüm. Birini seviyorsak, günahıyla sevabıyla alıyoruz. Birini sevmiyorsak, nefret ediyorsak onu da günahıyla, sevabıyla hepsini gaye kuyusuna atıyoruz. Halbuki güzel tarafları alınabilir, güzel yönleri alınabilir. Yani, eee, A takımını tutuyorsak, B takımının başarısını inkar eden bir spor taraftarı gibi duruma düşüyoruz. Bu da son derece yanlış. Eee, mesela bizim çocukluğumuzda da hep Nazım Hikmet'i, böyle vatan haini Nazım Hikmet gibi kafamızda oluşturuldu, algılandı. İşte sürgüne gitti, yurt dışına sürüldü, Rusya'da yaşadı, Moskova'da şu oldu, bu gitti. Ama bakıyorsunuz, okuyunca o vatan haini dediğiniz insanın sizin çok vatansever dediğiniz pek çok insandan çok daha vatansever duruşları, mücadeleleri, gayretleri, acıları ve yaşanmışlıkları olduğunu görüyorsunuz. Bu da bence, şair duruşunda önemli, eee, konulardan birisi.
Mesela demin, Sezai Karakoç'tan bahsettik. Orada, eee, geçmek lazım. Rahmetli, Sezai Karakoç'um, eee, mesela onu da, Cemal Süreya biliyorsunuz onu tanımlarken bir yanıyla Mehmet Akif, bir yanıyla Necip Fazıl diye tanımlıyor. Yani, eee, Sezai Karakoç'un Akif ve Necip Fazıl, ortak paydalı bir, eee, şair yönü var. Tabii bildiğim kadarıyla öyle çokça ulaşılabilen bir şair de değildi. Sanıyorum senin böyle ulaşma hikayelerin oldu mu bilmiyorum, Sezai Karakoç'a. Eee, ve onun da, işte özellikle Sayın Cumhurbaşkanının uzun yıllardır siyaset arenasında, "Ey sevgili" diye vurguladığı, okuduğu, "Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine" şiiri. O da bir, eee, efsane. Monarşisini sen de okumuştun ve yine çok sevdiğim şiirlerinden birisi onun da "Kara Yılan" şiiri, eee, var. Eee, Abdurrahim Karakoç'tan bahsettik. Onun da biliyorsun Mihriban yok, bitireyim ben. Yok yok, ben bunu bitireyim müsaade et. Ondan sonra senin diğer sorularına geçeceğiz. Çünkü şairlerle ilgili benim kafamdaki, senin zirve şairlerin var. Benim de hayat hikayemde zirveye oturttuğum şairlerle ilgili, eee, bunu da belirteyim. Eee, Abdurrahim Karakoç'un Mihriban'ına, eee, yani, eee, lambadaki titremeyi bile üşüten bir şair ya. Böyle bir dil görüyorsunuz orada. Eee, yani herkesin kullanabileceği bir, eee, ifadeler değil bunlar. Eee, aynı zamanda yine çok çok okuduğum, sevdiğim ve hayatımın çoğu bölümünde de, dörtlüklerini terennüm ettiğim, işte böyle devlet kapılarında, eee, gelgitlerle uğraşanlara, "Doktor Bey, Hakim Bey" şiirlerinden, ta sabahtan geldim kaldım akşama yarına mümkün mü? Sıra doktor bey dedi, bugün dün hastane kapılarında yaşanan, işte hakim beyle ilgili. "Bu dava dedemden kaldı, hakim bey, eğer diyeceksen bana ne? Git, oğlumun bir oğlu oldu, hakim bey" deyip dededen toruna devredilen davaların geç gelen adalet, adalet değildir. Bugün de maalesef hala, eee, yani Karakoç rahmetli bunları 70'li yıllarda, dededen toruna kalan davalar anlattı ve bunu eleştirdi. Çok güzel bir dille. Ama bugün de maalesef görüyoruz ki pek çok dava çok gecikmeli, kararlarla insanları mağdur ediyor. Eee, ve sonunda Musa abimin, ailemizin zirve şairi dedim. Ondan da şiirlerinden tabii altı tane şiir kitabı var. Sen onu da çıkardın, konuk ettin. Eee, eğer, eee, sıra verirsen onun da, şiirlerinden bir tanesini, "Bir Rüyam Var" şiirini veya şöyle yapalım veya "Atlılar" şiirini. Abimin o son "Atlılar"ı da çok güzel. Onu okumak isterim.
Şöyle abi, onu okuyacaksın. Şöyle yapalım mı? Bakın şimdi ben şöyle bir zorda kaldık. Ben bizi izleyen dostlara da selam ve muhabbet iletiyorum. Bizim tabii programımızın özelliklerinden biri dostlardan gelen yorumları okumak. Ama tabii yorumlarda bir rekora gidiyoruz ve ilk defa karşılaştım. Yorumların ben başta okuyordum. Abimin, nice dostların yorumlarının çoğu yarısından çoğu demek sayfa dolunca arka planda kaldı ve ben onları göremiyorum. Onun için acele etmemin sebebi yorumları bir an önce okuyayım. Muhtemeldir ki bunlar da kaybolacak. Dostlar bizi mazur görsünler. Ama bu arada mutlaka yorumlarını, eee, paylaşmayı da arzu ediyorum. Okunmayan dostlar atladığımı düşünmesin. Şu anda ekranında gözüken ilk yorum, ki öncesinde en az 40 tane yorum vardı, 50 tane. Tanju Çolak'ın yorumu: "Güzel abim, Aslan abim, Can abim. İki güzel insanı dinlemek çok keyifli. Eee, eee, keyifli bir program. İyi ki varsınız. Çok özel insansınız. Amerika'dan selamlar, eee, sevgilerimi sunuyorum. Allah'a emanet olun. Sevgi ve saygılarla." O da bizim sevgili dostumuz, Samsun'umuzun, ülkemizin yetiştirdiği altın ayakkabımız. Eee, biz de aleykümselam diyoruz ama öncesindeki dostlar lütfen ısrarla söylüyorum, fevkalade yorumlar vardı, onları almak istiyorum. Tabii değerli dostlar, abim konuşurken aslında yorumları okuyacağım. Sen de o şiirleri mutlaka ayarla.
Şimdi gün içerisinde ben programı takdim ederken yorumum şuydu: "Efendim, eski Emniyet Genel Müdürü, işte efendim, Türk Polis Teşkilatı'nın meselelerini ve beklentilerini konuşacağız. Ve bir millet için edebiyatın, sanatın, şiirin ne anlama geldiğini ifade edeceğiz" dendiğinde muhtemeldir ki bilmeyen dostlar, bu yönlü çünkü gerçek gündemini, meseleleri bile anlatmada zorluk çekildiği bir noktada, "Yahu, bir emniyet genel müdürüyle şiirin millet için, devlet için ne ifade ettiğini ne konuşacaklardı?" sorusunu şu anda dostların yorumları ama açıkça söylüyorum, yine Musa abime selam olsun, izliyor bizi. Şimdi ben hep söylüyorum, bu programa benim uzundur diyenlere diyorum ki, bakın, bir koskoca bir hayatın hülasasını siz az önce programın başında "Cafer'in en rahat programı" dediniz ama onun da üzerimde müthiş bir yükü var. Yani bu programı öyle olmalı ki, hakikaten hem çocuklarımıza, nesillerimize, emniyet mensuplarına, devlet adamlarına, yani böyle bir Celal Uzunkaya hikayesi varsa, bunun sadece polis selahiyetini, görev ve selahiyet mevzuatını bilen bir insanla değil, kültürle, edebiyatla, tarihle, dinle, medeniyetle olan güçlü bağıyla gerçekleşmiştir. Çoğu zaman 216 programdır, hala bazı dostların, "Ya bu şiir ne işe yarar? Şiir mi dünyayı kurtaracak?" sorusuna ısrarla dün de bugün de diyoruz ki, dünyayı şiir değil, insan kurtaracak. İnsanı da kurtaracak olan şiirdir. Sevgisi olan, aşkı olan, sevdası olan, davası olan ve dolayısıyla, meselesi olan insanların meselesidir şiir. Tabii, sözü uzatmayacağım ama tam yeri geldiği için ifade etmem lazım. "Konuştur" diyorlar sayın genel müdürüme. Eyvallah, biz abimi hep dinleriz. Ve burada hakikaten bu yönüyle de dostların tanıması yönüyle de önemli. Bakın, işte o şairlerin bir milletin istikbaline, gençliğine, nesli üzerinde ne kadar örneği açısından aslında abimin programdaki zikrettiği üç tane isme bakmak lazım. Bütün mesele ne diyoruz? Gençlik, nesil, neslin yetişmesi. Mehmet Akif Ersoy ne diyor? Asım'ın nesli, yani tarihiyle, diniyle, milletiyle, geçmişiyle, yarınıyla barışıp bir nesil inşa etmeye çalışıyor. Kim? Mehmet Akif Ersoy. Bir şair. Yine Necip Fazıl Kısakürek, "Büyük Doğu", müthiş bir, eee, mücadele ve Anadolu'yu karış karış sadece yazmakla kalmamış, meselelerini anlatan bir insan. Ve yine ömrünü "Diriliş Nesli"ne vakfeden bir Sezai Karakoç görüyoruz. İşte onun için bir toplumun gerçek yön verenleri, e gerçek anlamda mimarları, imar edenleri, ihyan edenleri elbette kalem ehlidir. Kalem ehli içerisinde de şairin ayrı bir yeri söz konusu. Eee, dolayısıyla evet, burada dostlar gördüler ki, eee, mevzusuna Emniyet Genel Müdürlüğü meslekle ilgili günlerce, yani 50 yıllık bir mesleğin elbette temel noktalarına da dikkat çekmek, ilham verici olsun diye tabii yazmak dendi. Evet, o yazdığı roman denemeleri, şiir denemeleri, bunlara abimin şahit olduk ve biz bu programın bereketine inşallah uzun süredir, çalışmasını da fikri altyapısı, elinde olan, mutlaka bir hatıratının, mutlaka efendim denemelerinin, mutlaka öykülerinin gelecek nesillere bırakabilecek, hakikaten mesleğinin zirvesinde, yani bir kolejli olarak koleji birincilikle bitiren, akademiyi birincilikle bitiren, mesleğinin her safhasında mesleğini seven, milletini seven, bütün zorluklarla efendim mücadele eden bir duruşun, nasıl ortaya çıktığının, bu milletin eserleri arasında yer almaya da ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Bu, bunu da bekliyoruz.
Sevilay Hanım hayırlı yayınlar diliyorum. Muzaffer Atekin Bey selam ve muhabbet iletiyor. Mioğlu Celal abi devlet adamı olduğunu, çubuk saldırısında da tüm ülkeye anlattı, diyor Dilek Çelikkaya. Hayırlı yayınlar diyor. Ali Şükrü dostumuz Espiye'den yazmış. Dilek Çelik Bey hayırlı yayınlar. Murat Arslan selamlar. Ahmet Acar. Sevgili hocam, Adana'dan. Tabii iki tane Ahmet Acar'ımız var. Biri emniyet müdürümüz, Ordu Emniyet Müdürü aziz dostumuz. Bir de öğretmen Ahmet Acar. Sayın Genel Müdürümüzü keyifle izliyoruz. Hayırlı ömürler diliyorum. Adana'dan sevgiler, selamlar diyor. Yetkin Dilek hayırlı yayınlar diliyorum sayın genel müdürümüz. Hoş geldiniz. Sevgi ve muhabbetlerimi iletiyorum. Yetkin abi bana kızma ama önceki yorumlarını da mutlaka tekrardan paylaşmanı isterim. Çok önemli tespitler vardı. Şu anda elimde olan sadece bu. Koray Çatan değerli abilerim, saygılar, selamlar. Yüreğinize, emeğinize sağlık. Yine Mustafa Işık şairimiz. Maşallah güzel abeylere kalbi selam ve muhabbetler. Furkan Üsaya, "Yayını beğenmeyi unutmayın" diyor kıymetli izleyiciler. Eyvallah. Saime Fındıkçı, biz gibi acemileri bu güzel yayına değer bulan hocam, sizi bu değerle layık görmen, görmez mi? Kıymetli müdürüm diyor. Rabbim daim etsin. Saime Hanım'a da selam olsun. Sizin şark görevli bölgelerinizden biri Artvin, Pazar ve bizim sanıyorum ilk hanım şairlerimizden biriydi. Gönlüne sağlık. Yazıyor, yazıyor, yazmaya devam ediyor. Evet. Esra Uzunkaya Manzak, yani abimin kızı, benim kıymetli yeğenim. Demek ki tek okuma huyum benzememiş Cafer amcama. O yazdığın romanı ben de bulup gizlice okumuştum babacığım diye. Esra, bir gizli hali ifşa ediyor. Yakup Banzak, sevgili Celal Bey, Cafer Bey kardeşlerim, sizlere hayırlı yayınlar diler, saygılar sunuyorum. Evet. Rana Değirmenci, kıymetli hocam, kıymetli şairimiz, hakikaten yaşayan kıymetli değerlerimiz burada konuk ettik. Onlardan biri demin Sim Hanım, Yetkin hocam bahsettik. Diyor ki, Rana hocam merhaba. 42 yıl Anadolu'nun her köşesinde mülki idarecilik yapan babamın çileli, vakur, dirayetli duruşuna şahitliğim, ülkemin yiğit amir ve memurunu iyi tanımama vesiledir. İki yiğit kardeşe de selam olsun diyor. İşte görüyorsunuz, şairin düz yazısı da şiir gibi oluyor. Rana hocam, seni seviyoruz Allah için, rabbim kalemini kavi kılsın. Gezmece Tozmaca, maşallah size. Çok güzel bir program. Şiir gibisiniz. Aziz dostumuz Fehmi Gür başkanımız, temiz kalabilen, milletine hizmet etmeyi hep önceleyen bir devlet adamıdır. Celal Uzunkaya, Sahime Fındıkçı, Esra kızım, çok şanslısınız. Maşallah baba ve amca şiir yürek genler çok asil diyor. Kıymetli hocam rektörümüz Mustafa Doğan Karacoşkun. Celal A Bey her zamanki gibi şiir tadında konuşuyor. Maşallah diyor. Hatice Satkun, selamünaleyküm. Kıymetli genel müdürlerime selam ve saygılarımı sunuyorum. Değerli genel müdürümüz hoş gelmişler. Hayırlı yayınlar diliyorum. Şiirden dem vuran bir emniyet müdürü görmek fevkalade ediyor. Hatice Hanım, Hatice Giresuni mahlaslı kıymetli şairimiz. O da konuğumuzdu. Selam olsun. Eee, şiir programında şiirden konuşanlar misali. Tim yollar şiire mi çıkıyor diyelim acaba? diyor Hakan Uzun. Saygıdeğer büyüklerime sevgi ve saygılarımı iletiyorum. Çok güzel bir yayın oluyor." diyor. Celal Ata'ya selam ve muhabbet iletiyor. Rana Dermenci, "Elbette insanı seven, insana hizmeti düstur edinen bir yönetici. E, aynı zamanda sanatçı ruhludur. Müşahede etmekteyiz. Sizleri yürekten kutluyorum." Evet. Kıymetli Sıddık Akbayer hocam der ki, "Şiirden söz eden, şiir okuyan, şiir yazabilen bir emniyet genel müdürü olmuş. Bu güzel bir, güzel ülke. Evet. Bir emniyet genel müdürü olmuş bir güzel ülke. Evet. Sıddık hocam sana da selam ediyoruz. Sıddık Sıddık hocamla birlikte bu programların inşallah etekemi bir esere dönüşmesinin de çalışmalarını birlikte yürütüyoruz. Hocam, eee, gönlüne, eee, katkıların için sonsuz teşekkür. Hatice Satkun. Evet, eee, şiirin tanımı evrensel kalemlerin dilinden aktarılıyor şu anda. Sayın genel müdürümüzün ağzından. Gökhan Erz, saygılar, selamlar iletiyorum." diyor. Eee, onda kendini buluyorsa. Ha Şahin hocam der ki, "Şiiri kim okuyorsa onda kendini buluyorsa onundur. Ceh. Sayın genel müdürüm, konuya maşallah oldukça hazır." diyor. E samimiyle kıymetli şairimiz, dostumuz, hastane odasından selam, saygılar. Daha uzun uzun sonrasında da izleyeceğim diyor. Uzunkaya ve dahil olan herkesin hanelerine huzur ve sağanak olsun. Yıldırım Yıldıoğlu, "Sayın genel müdürüm, iyi yayınlar diliyorum." Kazım Elmas, Kırkalız kardeşimiz. "Canlarım, hayırlı yayınlar. Nerede ne de güzel anlatıyorsunuz? Ağzınıza yüreğinize sağlık." Yetkin hocam der ki, "Bir güvenlikçi olarak Sayın Celal Bey'in edebiyat ve haliyle şiir konusunda da bu derece yetkin oluşu takdire şayan. Doktor, mühendis, sanatçı biliyorduk. Bu akşam güvenlikçi bir sanatçıyla tanışmış olduk" diyor. Mioğlu, "Arkadaşlar yetişin. Cafer dostumun çıkmıyor. Cafer dostumun çıtı çıkmıyor şu anda" diye Ali Şükrü e şey yapmış. Yani diyor, "Böyle halini de zor bulursunuz, gelin." diyor. Eyvallah. Sim Hanım, "Emniyet mensubu çok şair ve edip tanıyorum. Bu ilginç geliyor. İşin yoğunluğu ve ağırlığının yanında ruhu dinlendirmek için belki de şiire bir ayrı düşkünlük var. Amirim ne düşünüyor acaba bu konuda?" diyor. Evet. Kural Erdal, sevgi ve dualarımda. Gökhan Erol, "Kendi alanında bir numara olan Celal Uzunkaya, şiir konusunda da harika. Sizleri rabbim nazardan korusun, kollasın inşallah." Yetkin hocam, "Sanat ve şiir konusunu imrendirecek derecede içselleştiren Celal Bey, bir Emniyet Genel Müdürü olarak dinleyenleri ters köşe yapıyor. Kutluyorum, harika" diyor. Sadık Mang, sevgi ile izliyoruz. Derya Uzunkaya diyor. Serhat Yanarda, "Devlet adamı Celal Uzunkaya ve sizi selam saygıyla unutuyorum. Selamlıyorum." Yani bakın, programa katılımdan müthiş tabii. Serhat Yanarda benim 30 yıllık dostum. 216 programda sağ olsun selamını almak nasip oldu. Yani dolayısıyla herhalde o da bir, nedir, şiir gönüllü bir Emniyet Genel Müdürü bekliyormuş. Ona da selam olsun. Gekonal'a, Kazime Elmas'a, Hakan Uzunkaya'ya. Sevgili dostumuz Celal Ata, maşallah zevkle, tatla alarak izliyoruz. Ahmet Arif'in bir kitabı var ve iyi ki var diyor Samim hocam. Rahmet olsun Arif Şirin abiye. Sevil Yerdal, "Kardeş Dayanışması çok güzel bir yayın oluyor. Üstelik konusu itibariyle oldukça dolu ve sürekli akan dinamik bir sohbet. Sevgili Muzaffer Alptekin dostumuz ki bu programın hiç istisnasız 216'sını da ailesiyle, çocuklarıyla izleyen bir kıymetlimiz. O da bir polis emeklisi. Eee, selam olsun ona da. Samimi idde, umarım isimlerini zikrederek eserlerinden bahs ifade ettiğiniz o büyük üstatlardan beslenerek yazmayı tercih eder günümüz kalemleri. Evet. Aziz dostum, efendim, Fazlı Yıldız Uzunkaya kardeşlere selam olsun. İyi yayınlar diliyorum." diye, "Bilseydik Diyarbakır'da misafir etmek isterdik" diyor. İki kardeş bir arada olunca çok daha büyük zevkle izliyoruz. Rabbim ömrünüzü uzun etsin, acınızı göstermesin diyor Kazım Elmaz. Evet. Eee, kainatın ulu imparatoru dem samimiyde herhalde şeyin şiirini okurken Cemal abin Uzunkaya kardeşlere selam olsun, saygılar Ankara'dan sevgiler diyor Özcan Demir Kaya. Uzunkaya selam olsun üzülmelerine. Samimiyle "Vurgun" ve "Ayşen" eserleri hikayeleriyle muhakkak bilinmesi gerekir" diyor. Eyyüp Azla şairimiz Urfa'dan hayırlara vesile olsun diyor. Kocaman bir sözlük ve muhabbet. Muhakkak notlar alacağı bir defteri vardı. Her daim yanında. Murat Araz, "Furkan Uzunkaya kardeşime selamlar" demiş. Yetkin hocam, sanki bir edebiyat uzmanı, akademisyen dinliyoruz. Doğrusu büyük keyif alıyoruz. Celal Bey, bilgiyi bir de ruh yaklaşımla diyelim. Müthiş üslup, yumuşak ve kapsayıcı bir dile sahip" diyor. Esra Uzunkaya, "İki kıymetli devlet adamı, dayılarımı selamlıyorum" diyor. Tabii Esra Uzunkaya'nın, efendim, eee, telefonundan Kamil Manzak yeğenimiz paylaşmış. Muhammed Furkan geldi. Selamünaleyküm Cafer Uzunkaya, Celal Uzunkaya hocalarım iyi yayınlar. Rabbim yar ve yardımcınız olsun. Eee, muhakkak zerk edilmeli bu ülkeye. Evet. Diyor ki Samim hocam, "Sizin o vurgunuz sonrasında Nazım Hikmet, Ran ve Necip Fazıl Kısakürek rahmetlilerin dostlukları da muhakkak zerk edilmeli bu ülkeye" diyor. Nazım Hikmet İnönü'ü hapse atmıştı, Menderes çıkardı diyor Ali Şükrü. Kazime Elmas, Selam Muhabbet. Erdal, "İşte burada okumak ve araştırmak gerekiyor galiba. Eksikliğimiz bu" diyor. "Ön yargılardan uzak kültürel birlik için programınızı destekleyici olacaktır" diyor Celal Ata. Eee, eee, efendim, Sebahattin Ali'nin de tek parti döneminde boğulduğunu Ali Şükrü yazıyor. Eee, demek ki Cafer abi sadece dinlemeye mecbur eden nefes varmış. Ömrü ömürlü olun diyor. Eyvallah. İsmail Bayrak, Ayşe Bayrak, "Düşümde düşümü gördüm dün gece" diyor. Yetkin Dilek, "Cafer kardeşim, abeyin değerli vatan evladı sana bu akşam söz bırakmadı. Söylemeden geçemeyeceğim." Eyvallah. Arif Şimşek, "Kıymetli abey kardeş genel müdürlerimi saygılarımla selamlıyorum. Sizler abey kardeş ülkemiz için büyük şanssınız. Cafer Bey, genel müdürüm, sizinle çok yakın çalıştım. Dolayısıyla aileyi tanıdım" diyor. Evet. Sayın Arif Şimşek dostumuza da, efendim, Çalışma Bakanlığımızın eski Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısına da selam ve muhabbet iletiyorum. Ömer Bey iyi programlar diliyor. Mehmet Sağlam, "Rabbim sizden razı olsun. Ne mutlu sizlere, güzel bir abi kardeş davaları uğruna her dilden anlayıştan insanları aydınlatıyorsunuz. Rabbim sizlerden razı olsun." İsmetçi'in çok değerli iki genel müdürüme kucak dolusu selamlar. İyi ki varsınız. Rabbim selamet versin diyor. Evet, İsmet Bey, biz de aziz kardeşim selam ediyoruz. Murat Paşaok, "Bir emniyetçi olarak Celal abinin İran savaşı hakkında yorumlarını dinleyebilecek miyiz?" Vallah o kadar geniş bir konuya girdik ki, bize 200 saati fazla görenler bu sorunun cevabını versinler. Efendim, Celal Ata'ya, "Programın özü ön yargılardan uzak bir bakış için şiir yürektir" diyor Uladar. "Maşallah Allah nazarlardan saklasın. Maşallah dolu dolu keyif aldım" diyor. İsmail Ayan, İlim Arfan Akademisi. "Şiir karın doyurmaz fakat çay içtirir derler" diyor. Kim der bunu? Bunu, eee, bizim Sıddık hocamız der. Evet. Ural Erdar, maşallah demiş. Sami Kabaş, "Cafer hocam koltuğu kaptırdın ama iyi gidiyor. Selamlar, sevgiler." Evet, kıymetli genel müdürüm, biz de selam iletiyoruz. Arif Şimek, "Uzunkaya ailesini tanıdığım için çok şanslıyım. İyi ki varsınız. Allah sizlere sağlık huzurlar versin." Eee, Avni Doğan, "Süper Emniyet Genel Müdürüm. Dünyada çekgeçerim. Kral adamdır" diyor. Cafer kardeşim, "Sen de öylesin. Sizler ailece mükemmelsiniz." Evet, Avni abiye de selam iletiyoruz. İsmail Bayrak, "Eğil de kulak ver. Bu sakıt yığın bir vatan kalbinin attığı yerdir." Mustafa Kutlu, "Allah'ın selamı siz iki güzel insanın üzerine olsun. Her zaman sizlere gurur duyuyorum canlarım. Varlığınıza çok şükür" diyor. Kazime Elmaz. Hüseyin Göktebe iyi yayınlar diliyor. Esra Uzunkaya, "Hatırlıyorum daha küçücük çocuklardık" diyor. "Babam bize Necip Fazıl ve Mehmet Akif beyitlerini okur, sonra da ne anladığımızı sorardı. Kitap sevgim, şiir sevgim hep babamdan mirastır." Eyvallah. Sevilay Uzunkaya, "İkiniz de çok öpüyorum" diyor. Sevilay yeğenimize de selam olsun. Adem Arkan, "Güzel insanlar, selamünaleyküm. Asarcık'tan Adem Arkan. İkinizi de ellerinden öpüyorum." Avni Doğan, iyi geceler. Samsun'dan selamlar. Uzunkaya ailesinin tamamen süper bir ailedir. Allah'ım uzun ömürler versin. Sayın Celal, emniyet genel müdürüm, dünya çapında emniyetçidir. Süperdir. Sadık Manzak, "Babamdan mesleki bilgilerini yazdığı bir kitap bekliyoruz." Derya Uzunkaya Manzak. Evet, bekliyoruz. Artık ona bir tarih de vereceğiz. Geniş zamandan artık uzak duracağız inşallah. Eee, evet. İi, eee, efendim, rahmetli Ferru amcanın mekanı cennet olsun. Annenizin ve kıymetli muhterem Musa abime de selamlar" diyor Amni Bey. Rukya Saran Aydın, kıymetli yazarımız. Hayırlı yayınlar değerli hocalarım. Eee, eee, bu arada kıymetli Hamza abimin mekanı cennet olsun. Hiç unutmuyorum. İyi yayınlar hepinize. Çok seviyorum diyor abi. Dilek Çelikkaya, "Celal dayımın ağzından şiir dinlemek isteriz." Dinleyeceğiz. Dostların yorumlarını okuyalım. Sonra bu dostlar bize her daim lazım ve onlarla biz, güzel bir programı birlikte gerçekleştiriyoruz. Ali Ark, hayırlı yayınlar. Sayın büyüklerimiz, devlete, millete, hizmet aşkını sizlerden öğrendik. Sağ olun, var olun. Sevgiler, saygılar. Eee, Oğuz Kaymaz, "Bir yorum da benden. Cafer Bey kardeşim, ilk yorum zevkle izliyorum. Hatıra hatıralarını yazsa sayın genel müdürümüz." Evet, söyledik. Mutlaka mutlaka önemli hatıralar yazılmalı. Tuğba Uzunkaya, "Çok selam öpüyorum canlarım" diyor sevgili yeğenimiz. Eee, eee, Abdi Bey, "Bu yayınınızı çok faydalı görüyorum. Sizi saygıyla selamlıyorum." Eee, Ali Şükrü, "Cafer dostum susma hakkını bu gece kullanıyor." Eee, ve Kazime, "Sizleri dünyaya getiren annem babam mekanları cennet olsun can kardeşler. Allah ömrünüzü uzun etsin. Ben de aileyi yakınen tanıdım" diyor Oğuz hocam. "Babanızın vaaz dinlemek ve vaazı pilli teybe kayıt için elinde cami cami dolaştığına şahidim. Rabbim razı olsun" diyor. Rahmet eylesin diyoruz hocam. Hüşra Uzunkaya, kızım hayırlı yayınlar diliyor. Kezban Şahin hayırlı yayınlar. Samsun'dan selamlar, saygılar. Eee, birlikte bir şiir bekliyoruz" diyor Tuğba. Eee, selam olsun kıymetli amcalarıma. Hürmet ve muhabbetle, eee, ilgiyle, takip ediyoruz diyor. Eee, yani Musa abi, senin yorumların vardı öncesinde bir hayırlı dostların yorumları vardı. Ama maalesef ve maalesef mutlaka onlar, bir gün geçtikten sonra tümünü görme ihtimalimiz olacak. Ama atladığım yorumları, sakın dostlar, bilerek atladığımı düşünmesinler. Eee, birçoğu herhalde çok gelince sayfada muhafaza edemedi. Eee, dolayısıyla dostlarımızın, hem yorumları hem programla ilgili kanaatleri ve sizinle ilgili bu tanıklıklarını da paylaşmış olduk abi. Evet. Ağzına sağlık ve izleyenlere de çok selam saygı sunuyoruz. Eee, övgülerine, layık olmaya çalışıyoruz. Eee, Uzunkaya kardeşler olarak, gerçekten Allah'a hamdolsun, hem tutkunluğumuz hem toplum içerisindeki duruşumuz, bu yönüyle bizim geride bıraktığımız ya da bırakacağımız en önemli miraslardan, değerlerden birisidir diye düşünüyoruz. Ve bunu takdir eden dostlara da çok teşekkür ediyoruz. Allah razı olsun. Hepsini sevgiyle, saygıyla, muhabbetle selamlıyoruz. Yani burada ben bir iki not aldım. Eee, hemen onlardan bahsedeyim. Mesela emniyetçi, şiir, şair olur mu? Ve enteresan, eee, gibi ifade geçti bir arkadaşımızdan. Yani neticede insanın ruhuna hitap ediyor ve emniyetçinin de ruhu var, duyguları var, değerleri var. Eee, ve onu kuşatan o değerlerle ilgili beslenmesi gereken birtakım ana damarlar var ve bunu şiirle beslemesi gerekiyorsa kendisini zinde tutması için o damarı sürekli canlı ve açık tutması, beslemesi gerekir. Hatta daha da ötesi tabii ben bu vesileyle emniyetimizin çok böyle ünlü meslek büyüklerimiz, arkadaşlarımızdan, onlarca şiir kitabı olan ve yüzlerce şiiri olan ve pek çok şiirleri, işte rahmetli Cemal abi gibi, Cemal Safi gibi bestelenen şair emniyet müdürlerimiz var. Mesela bir tanesi eski bizim Samsun ve İzmir Emniyet Müdürü, halen Samsun'da oturuyor, izliyorsa, selam ve saygılarımı sunuyorum. Benim İzmir'de 80'li yıllarda emniyet müdürlüğümü yaptı Şükrü Eşimoğlu. Şükrü Eşimoğlu müdürümüz de iyi bir şair müdürdür ve çokça ve çok güzel şiirleri vardır. Yine meşhur Uğur Gür müdürümüz var. İstanbul'un 70'li yıllarının ünlü polis şeflerinden. Bolu'da 9 yıl emniyet müdürlüğü yapan Uğur Abi'nin de çok güzel şiirleri var. Gerçekten böyle kaliteli şiirleri, böyle içten yazdığı duygularla yüklendiği, yüklediği güzel şiirler. Mesela Şevki Dinçkal müdürümüz var. İzmir'de şu anda emekli. Onun da sanıyorum 78 tane şiir kitabı var. Nedim abi vardı, rahmetli oldu. Eskişehir'de eski emniyet müdürlerinden. O da ödüllü şair müdürlerimizden. Yani şu anda aklıma gelen bir anda en azından bir 8 tane böyle şair müdürümüz var. Ve bunlarla da çoğu zaman polis haftalarında birtakım etkinliklerde hep birlikte olduk. Onların şiirlerini kamuoyuyla da teşkilatımızla da paylaşıp canlı tutmaya çalıştık.
Hatıra ve kitap konusu. E birkaç dinleyen ifade etti ki, o zaten gündemimizde olan bir konu. İnşallah ömrüm vefa ederse, o konuda taslağı ana hatlarıyla hazır olan bir çalışma içindeyim. İnşallah böyle kapsamlı, çocukluğumdan, Özören köyünden başlayan, yani Rıza Nur'un hani meşhur "Hayat ve Hatıratım" vardı. Benim hatıratım daha farklı. Çocukluğumdan, hayallerimden, duygu dünyamdan, mesleğe geçişimden, insani değerlerle emniyet değerlerinin buluşmasından, çatışmasından, ortak faydalarından, yaşadıklarından ve bir sürü inişli çıkışlı, yani zirveye çıkıp en diplere düşüşümden, hayal kırıklıklarımdan ve çok ekstrem hayat hikayelerinden pek çok insanımıza, gencimize örnek oluşturabilecek ve bir ibret hikayesi olarak önlerine konulabilecek bir insanın hangi çizgilerden geçebildiğini ortaya koyan ekstrem örneklerle süslü bir, inşallah hatıra kitabımı bir iki yıl içinde belki 2 yıla da kalmaz inşallah hazırlayıp dostlara sunma imkanı olacak.
İran, İsrail Savaşı başta bahsettik. Tabii o gündemimizde değil. O tamamen farklı bir konu. Fakat başlangıçtaki girizgahta da kısmen ifade ettim. Yani şu anda bulunduğumuz coğrafya bir ateş alanına çevrilmeye çalışılıyor. Yıllardır bu konuda yürütülen bir proje var. İsrail ve Amerika'nın Ortadoğu'yu tamamen kendi kontrolüne alacağı bir zamanlar Irak'ta işte nükleer enerjilerden vesairelerden bahsedip de nasıl Irak'ı yerle bir ettiler. 1 milyondan fazla Iraklıyı öldürdüler. Ondan sonra bunların nükleer santralleri, atom enerjileri vesaireleri yokmuş, pardon dediler. Şimdi de bir benzerini İran üzerinden yürütmeye çalışıyorlar ve zaten rahmetli Erbakan hocanın son zamanlarda çokça ifade ediliyor. Gerçi insanlar öldükten sonra değerleri daha çok öne çıkıyor, vurgulanıyor. Erbakan hocanın "Eğer bir gün Suriye hedef olursa, bilin ki son aşamadaki hedef Türkiye'dir" dediği gibi, şu anda Suriye sonrası İran. Ve gerçi tabii İran'ın bölgemizle ilgili birtakım, hatta bir takımdan öteye çokça günahları da var. Çünkü ülkemize karşı yürütülen PKK terörünün arka planını bir şekilde ülkemize karşı elinde koz olarak tutup destekleyen, bu anlamda da çokça makul ve makbul duruşu olmayan bir ülke olmasına rağmen şu anda içinde bulunulan durum, son derece trajik bir durum. Yani işte eski cumhurbaşkanı Ahmet Nejat'ın biliyorsunuz daha önce bir itirafı olmuştu. Yani biz içimizdeki Mossad ajanlarını temizlemek için bir yapı oluşturduk. O yapının başına getirdiğimiz kişi de Mossad ajanı çıktı, demişti eski İran Cumhurbaşkanı. Şimdi son iki günlük İran'daki İsrail saldırılarına bakınca, İran'ın hemen hemen her tarafının Mossad ajanları tarafından kuşatıldığını, çünkü bilim adamlarından, atom enerjisi ile ilgili olan bilim adamları dahil tüm üst düzey komutanlarının evlerinde tek tek vurulmasının başka türlü izahı yok. Bu kadar kuşatılmış. Ha buradan şöyle bir geçiş yapılabilir. Bu 15 Temmuz sürecinde hain darbe girişimini ortaya koyan FETÖ terör örgütünün Türkiye'de yapmak istediği bir sürecin farklı bir versiyonu. Yani FETÖ devletin kılcal damarlarına kadar girip ülkenin, yani Genelkurmay'ın karargahında, en önemli karar verici mercilerde FETÖ'nün yöneticileri vardı. Üst akıl olarak en alt kademede sokakta icra noktasında görev yapana kadar hepsi bunların kontrolünde yerleştirilmişti. Hakiminden, savcısından, generalinden, işte kaymakamından, valisinden, emniyet müdüründen vesaire. Şimdi bakıyorsunuz, İran, işte bir Mossad kuşatmasıyla nasıl içten içe acze düşürüldüyse, yani koca Pers İmparatorluğu'nun varisi olan, tarihte çok farklı ve gerçekte bir devlet duruşu olan bir imparatorluğun şu andaki hangi noktada olduğunu, yani halk tabiriyle 3,5 İsrail militanının, devletinin, işte arkasında tabii Amerika'nın olması ayrı bir konu ve esaslı bir konu, neleri yaptığını, Ortadoğu'yu nasıl talan etmeye çalıştığını, savaş alanına çevirdiğini ve bütün dünyanın da buna nasıl seyirci kaldığını maalesef ibretle, üzülerek izliyoruz. Ha bir sonraki aşaması Türkiye olur mu? Çünkü öyle dillendirmeler var. Türkiye olur mu? Türkiye ve İran hiçbir zaman olmadı. Olmaz. Şu sürecin benzerinin Türkiye'ye dönük olması halinde bizim Türk insanının, yani bütün dağınıklığımıza rağmen birtakım ayrışmalarımıza rağmen milli davalarda nasıl bir araya geldiğimizi çokça gerçekte gördük, yaşadık. Bunun en tipik örneği de yakın tarihimizde 15 Temmuz'da oldu. Yani 15 Temmuz'da bütün görüşteki insanlar 30 gün boyunca şu partili bu partili demeden hepsi sabahlara kadar şehirlerin meydanlarında nöbet tuttular. Bu şu demektir. Yani ortak bir düşmanda, ortak bir tehlikede tüm ayrılıklara, farklılıklara rağmen bizim insanımızın duruşu çok şükür. Yani en azından bu noktada oldukça iyiyiz diyelim. Çünkü niye oldukça iyiyiz diyorum? Mesela Bolu Kartalkaya'daki otel yangınında şimdi bir an o aklıma geldi. Çok iyiyiz diyemedim. Çünkü hepimiz biliyoruz. O da içimizde bir yürek sancısıdır. Bolu Kartalkaya'da onca insan hemen bitişiğindeki otelde yanmışken, yandaki bir oteldeki insanların ertesi gün hala dumanları tüten cesetlerin kokularının yayıldığı bir coğrafyada kayak yaptıklarını gördük. Ve bu da bizim bazı değerlerimizdeki bozulmaların, çürümelerin, sapmaların kötü göstergelerinden birisiydi. Ama şunu biliyoruz tabii, coğrafyamız gerçekte zor bir coğrafya. Ülkemiz zor bir coğrafyada bulunuyor ve bu coğrafya üzerinde yıllardan beri büyük oyunlar oynanıyor ve bu oyunların içerisindeki güçler bir kere ülkemizi hiçbir zaman güçlü olmasını, ayağa kalkmasını istemedik. 40 yıl boyunca PKK ile bizi meşgul ettiler. Öncesinde ASALA terör örgütüyle, sonrasında FETÖ ile teslim almak istediler. Hepsi akamete uğratıldı. Hamdolsun. Kimisinde Allah yardım etti ki mutlaka hepsinde Allah'ın yardımı var da bazı şeyler tamamen bizim dışımızda gerçekleşebiliyor. Kimisinde toplumun topyekün duruşunun faydaları oldu. Sonuç alındı ama bu birliğimizi, duruşumuzu mutlaka sürdürmemiz şu yönden çok önemli. Günümüz insanı maalesef her yönüyle inançlısı inançsızı dünyevileştiği için dünya ile ilgili değerleri toplumsal milli değerlerin çoğu zaman önüne koyuyor ve bu da toplumla ilgili bence ve toplumun gerçek dinamikleri açısından en önemli dağılma ve riski oluşturuyor. İnşallah böyle bir süreç ülkemiz açısından bir olumsuzluğa gidişat olarak yol açmaz. Temennimiz odur. Ama dediğim gibi tabii bu konu çok daha farklı bir boyutu olan, belki tamamen farklı bir program konusu olması gereken konu.
Evet sevgili kardeşim, senin tabii program akışında bir de sana izleyicilerin sistemlerine tanık oldum. İyi ki 216 programda senin konuğun oldum. Demek ki 16'da olsaydım, ondan sonraki 200 programda konukların sana söz vermeme ya da seni devre dışı bırakma gibi bir alışkanlık edineceklerdi. En azından bu saatten sonra herhalde 3 be programla bilmiyorum biterse, bundan sonrakiler için yol açmış olduk. Ama ben şunu söyleyeyim. Kardeşim benim programlarımı da bu tür programlardaki konuşma üslubumu da bildiği için sevgili dostlar, onun için benim o insicamımı bozmama adına müdahale etmedi. Yoksa bakmayın siz Cafer Hoca abisi mavisi dinlemez, hemen araya girer sözünü keserdi. Onu bildiği için akışın insicamı bozulmasın diye müdahale etmemiştir sanıyorum. Evet. Soruların mesleki olarak var mı? Yine şiir üzerine mi şey yapacaksın? Ben sana tabii olarak devam edeyim. İzleyenleri de bunaltmayalım. Yani sesin sesin gelmiyor şu anda. Şimdi şöyle, biz tabii ki işin esprisi, biz o diğer programlarda da açıkçası izleyenler bazen öyle algılasalar da özellikle konukların araya girişlerimden ve verdiğim bilgilerden şöyle hoşnutlar. Tamamıyla o arkadaşımızla veya konuğumuzla, şairimizle ilgili yapılan çalışma ve benim alıntı olarak verdiğim bilgiler. Bu bilgiler, yani düşün bu hafta ben işte yarın birkaç gün içinde kendisiyle ilgili yazı yazacağım. Arkadaşımın altı kitabını gönderdi bana. Ben yani bir haftada 6 tane kitap, 150 sayfalık 6 tane kitap okumuşum. 6 tane, her güne neredeyse bir kitap. Şimdi ve böyle bir konukla yaptığınızda onun çarpıcı yönlerini ön plana çıkarma arzunuz oluyor. İki tabii programı çoğu zaman hep böyle magazin gecelik günlük programlar olarak algıladıkları için insanlar, o gece ya bir gecede bu kadar.
yoğunlaşılabilir mi eee diye olaya bakıyorlar. Bakın ben eee yani Türk Emniyet Teşkilatının 350.000 1000 kişilik eee bir yapının ve Türk milletinin tanıyanların medarı iftarı olan abeyim olan bir diğer 216 programda konuk alabildim veya konuk aldım.
Onun da programının uygunluğu içerisinde şunu anlatmaya çalışıyorum. Yani neticede birçok konuk alınacak olan insan var. Değerimiz var. Bunlar sağlığında bilinsin ve ilham alınsın. Hatta hatta onlarla yüz yüze temas olsun. Bakın şu anda biz bazı isimlerin adlarını zikrediyoruz. yaşarken onların birçoğu da maalesef bilinmiyorlardı. Onun için ben bu programda diyorum ki kadro kıymet bilmek için illa ölmek mi gerekir? Yaşarken bilinsin ve onlardan ilham alınsın.
İki, biz burada oluşturduğumuz programı neticede bir eser gibi YouTube'a teslim etmekle artık bugünden sonra elbette sizinle ilgili yüzlerce program var ama eee bu program da bir şiir, sanat, edebiyat ve emniyet eee birlikteliğiyle değerlendirildiğinde ilgililerin zaman içerisinde uzun uzun bakmak istedikleri bir arşiv programı olsun diye baktığım için ben o noktada son derece rahatım.
Şimdi şöyle eee sizin eee okumayı eee az önce bahsettiğiniz gerek abeyimden gerek aldığınız başka şiirler hatta orada yani benim de karalamalarım var dediğiniz kendinize ait bir şiir de okumayı arzu ederseniz eee o şiirleri dinleyelim ama ondan sonra emniyetle alakalı eee bahsettiğimiz yani mesela özellikle işte bugün eee işte Mobesis sistemleri bir nevi birilerine göre aman cezanın yazıldığı bir hal gibi tarif edilse de özellikle Balıkesir yani Emniyet Müdürlüğünüz, il emniyet müdürlüğünüz döneminde Türkiye'de bildiğim kadarıyla mübedise uygulamasını ilk başlatan il oldu ve bu olayları ne kadar değerlendirildi veya ne kadar azalttığı görmek işte trafikteki farkındalık çalışmaları, Emniyet Genel Müdürlüğünüz döneminde özellikle trafik hizmetleri yani aslında bir branşlaşma an bir emniyet müdürü olarak tüm alanlarda varsınız ama mesleğinizde hani bir branşlaşmadan bahsedilecekse eee Celal Uzunkaya işte Türkiye'nin bu anlamda iyi bir istihbaratçısı olarak istihbaratçı eee müdür olarak bilinen bir isim. Eee ama bunun yanında emniyetle özellikle trafikte de teröre kaybettiğimizden belki daha fazla insanı farkına varmadan ihmaller, farkındalığın oluşmaması adına yapılan durum var. Onun için o trafik hizmetleri eee vurgusunun önemli, orada yapılanlar konusu önemli. Yine Türkiye'deki işte suç oranları ve onun da gerçek rakamlarına çekilmesi noktasında ilk zamanda ya bu da neyin nesi denmiş olmasına rağmen katedilen çok öncü çalışmalar var.
Mesela dostlar işte 15 Temmuz gecesinde iki sürecin değerlendirilmesini arzu ederler. Bir taraftan eee açıkta yapılan yorumlarda, bir taraftan WhatsApp'tan gelen sorularda da var. Bunları ele alacağız ama evet gördüler ki Celal Uzunkaya şiir ve edebiyata dair okumalarını, değerlendirmelerini, yorumlarını da saatlerce konuşsak eee ifade edemeyeceğimiz bir gerçek. Yani ilk dönemde ben bunun üzüntüsünü hissediyordum. hepsi anlatılsın diye. Her şey dünyada zaten olmuyor. Hiçbir şey tamam olmuyor. Önemli olan dediğim gibi bir duruşu ortaya koyabilmek. Onun için şiire, edebiyata, sanata dair eee bölümü bitirelim. Ondan sonra da son bölümde de eee tekrar Emniyet Genel Müdürlüğü ve Emniyet Mensupluğu ve arada eee bugünkü gelen yorumlardan da yine emniyet mensupları hani birtım meslekler vardır ki orada emekli olunmaz. emekler kıyamete kadar devam eder. Siz e dün olduğu gibi bugün de o teşkilatın e bir mensubu olmanın onurunu ve onların hak hukukunu ve daha faydalı olabilmek için ne yapılması gerekiyorsa da onun mücadelesini vermeye de devam edeceksiniz. Eee biz bunun şahidi ve tanığıyız. Onu da paylaşmış oluruz. Buyur abi.
Evet. Teşekkür ederim. Şimdi şöyle yapalım o zaman. Eee dinleyenleri, izleyenleri de sıklama adına. Eee, ben, eee, yani çok iyi şiirlerden başlayıp da kendimkine okursam, eee, biraz şey olur. Eee, onların üzerine, eee, okunması. Eee, önce kendi amatör bir iki şiirimi okuyayım hızlıca. Ondan sonra diğerlerine geçince benimkiler arada kaynar. Eee, ben şiir yazmaya başladığımda, eee, işte mesela bu okuyacağım şiir ne desem 1979 senesinde Trabzon'dayken yazmışım. Şiirle ilgili kendi kendimi eee, hem eleştiriyorum hem birtım toplumsal konulara eee değinmeye çalışıyorum. Komiser Yardımcısı Celal Uzunkaya bakışıyla Neem? Şiirimin adı: "Her taraf karanlık zindan içinde. Yoksa görünenler viran mı desem? Şekiller var insanlara benziyor. Ruhsuz canlılara bilmem ne desem. Dünya ay tükendi sıra Merihte. Güya altın devir yaşanıyor tarihte. Nükleer silahlar şimdi tetikte. İnsan icadından korkar mı desem? Kullanılmaz oldu kılıç, yay, mızrak. Anaya dudak büküyor artık tay, kısrak. Kalpler kömür olmuş yakmıyor mızrap. Kalp olan kalplere acep ne desem? Ne ana sevgisi, ata saygısı, nerede aşk denilen gönül sancısı, merhamet yoksunu, dost yabancısı olana yaban mı, insan mı desem? Nerede hicabından kızaran talebeler ve bugün hocasını kovalayan bebeler? Tarihe kahraman diye geçen cüceler. Karaya ak aka kara mı desem? İnsan birbirini sevip saymalı. Haklı yolda gerek başın koymalı. Güçsüze merhamet, sevgi duymalı. Huzursuz dünyaya ben ne ad versem eksiğimiz çoktur saymakla bitmez. İnsanlık batıyor konuşmak yetmez. Düzelecek ama ömrümüz gitmez. Yüz mutlu kalp coşmuş. Bayram mı desem? Şairler var kafiyeli yazarlar. Okuyanın isteğini sezerler. Benimkisin okumadan bezerler. Acep yazdığıma şiir mi desem?" Demişim. Kendi şiirimi de beğenmediğimi sonunda söylemişim.
1979 8 Ağustos mesela anneme yazdığım bir şiir var. eee yine 70'li yıllarda yine eee mesela yine böyle toplumsal konuyu anlatan dünyadaki dünyalar aynı dünyada farklı şeyi ortaya koyan eee böyle kafiyeli değil ama eee bir eleştiri şiiri. Onu da hızlıca okumak isterim. Dünya ne büyük ve ne kadar da küçük. Ufacık bedeni dünyada kaybolan insan ve düşüncelerine, hayal ufkuna dar gelen dünya. Madde aleminde ortağız dünyaya. Çalışır, ter döker didiriz. Doymak bilmeyen boğazımızı doyurmak için tırnaklarımızla işleriz, eleriz. Tek tek taşını, toprağını ve suyunu unuturuz. Fani olduğumuzu kim dolarız, hırslanırız. Kavga ile, gürültü ile boğarız birbirimizi. Öyle ya bunun adı dünya kanunu. Her gün bir yakınımız, canımız gider ve hiç dönmez. Haber yok. Biraz üzüntü, iki damla gözyaşı. Tüm değerimiz bu. Dünyada biliriz bir gün öleceğimizi. Ama nasıl, ne zaman ve nerede? Ama mutlaka bir gün, belki 100 yıl, belki 10 gün, belki de bugün. Aman aman sen de düşünme diyorsan olsun. Madem öyle düşünmeyelim. Her gün gülelim, gezelim, eğlenelim. Baloda, plajlarda, diskotekte, villada 450 Mercedes üstü açık son moda sevgililer tek olmaz. En az 5 tane lazım. Sürekli yemeliyim, hiç durmamalı ağzım. Ve daha neler neler bitmez ki ihtiyacım. Senin dünyan eğlence, zevk, sefa dünyasıdır. Yaşantın lüks, hayatın fakirin rüyasıdır. Bir yanda çocuğuna yemek seçtiremeyenler ve bir yanda karnı aç, sırtı açık gezenler. Mercedes koltuğunda kışı uyuşan baylar, makyaj için gününü harcayan siz bayanlar hiç düşündünüz mü siz? Yorulmak ne, açlık ne? Topuğundan ters çıkmak, güneşte kavrulmak ne? Günlük masrafınızla bir yıl geçinenler var. Sanmayın çok geliyor. Bu dünya herkese dar. Dünyada çalışılır kazanmak, yemek için. Size çok görmüyoruz. Elbette yiyin, için. Ama bilesiniz ki bunlar geçicidir hep. Şükürsüz olan insan eşittir hayvan demek. Sizin döktüğünüzü bulmadan şükredenler ne götürdü giderken sizden önce gidenler? El ele vermek varken ezmek hor görmek niye? Düşmanı yenmek varken düşmanla olmak niye? İyi kötü karıştı. Allah ayırsın gayri. Dünyamız ortak ama dünyalarımız ayrı demişim. Yine 1979 senesinde.
Ve üçüncü bir şiirimi hızlıca okuyacağım. Cafer hocam müsaade edersen. Bu da askerde yazmıştım. eee olsam diye bir şiir. Eee Erzincan'da kısa dönem askerlik yaptığım bir dönemde etrafımı kuşatan çember dışında olsam Erzincan kışın topçu tugayındayız ve Erzincan'ı bilenler bilir. Orası böyle kuşatılmış bir coğrafya içinde. Etrafımı kuşatan çember dışında olsam, karlı buzlu dağlardan yükseklere ulaşsam, şu koskoca evreni topyekün görmek için tanrının erişilmez kudretiyle donansam. Arasında varlığın fark edilmeden dünya ve içindekilerle parmağımla oynasam. Ayrılsa sıkıntılar, düşünceler içimden bir yıldızdan birine koşan, zıplayan olsam. Dağların arkasında kalan sevdiklerimden sevdiğimin saçını bir yıldızda okşasam. Hayalini göklerde çizdiğim sevgiliyi bütün gözlerden uzak galakside saklasam. Kainat nizamından habersiz insanlara neyin, niçin, ne zaman olduğunu anlatsam, sevgiden merhametten nasipsiz olanlara mutluluk diyarının yollarını canlatsam. Yıldızlar arasından izleyerek dünyayı, geçmiş anılarımı yaşlı gözle arasam. Sessiz sonsuz uzayda dolaşmak hoş olsa da sabah içtimas kıtamda hazır olsam. Yani bütün bunları yapıyoruz. Sabah içtimas kıtamıza dönüyoruz. Hazır oluyoruz. Evet. Bu üç tane yani pek çok karalamamdan bu üç tanesini eee paylaşayım.
Sıddık hocam demiş ki bu Erzincan'da yazılan şiiri mutlaka portyee e konuklarımızdan birer şiir de alıyoruz. Bunu alalım diyor. Siz şimdi üst şiirinizi de inşallah iletiyorsunuz. Tekrar hocamla değerlendirelim. Eee gayet güzel yani. Eee Sıddık hoca alalım diyorsa bu bir şiirdir demektir. Yani bu şeyin Acu'un programındaki gibi ilk etapta geçip eee eleme şeyine mi katılıyor? Öyle mi olacak diyorsun? Yok canım. Yok yok. Şimdi yani hocam bize y der o derde olduğunu sanmıyorum. Eee hocamız iltifat etmiş sağ olsun. Eee biz haddimizi biliriz. Şimdi Musa abimin eee ki benim eee yani bizim ailemizin zirve şairidir. Bunu herkes biliyor. Eee abimin eee de Allah uzun ömür versin kıymeti herkes gibi öldükten sonra e daha çok anlaşılan şair ve yazarlardan birisi olacak. eee onun kalemi de güçlü, yüreği de coşkulu, şiirleri de aynı şekilde çok dolu. Altı tane şiir kitabından, eee, her birisi her gün birkaç kez okunacak şiirleri var. Atlılar şiirini eee abimden alıntılı yani intihal falan değil. E öyle bir suç işlemiş olmayalım. Onun şiirini de Musa Uzunkaya şiiri olarak eee okumak istiyorum. Atlılar sanki gök gürültüsü tanınmayan atlılar rüzgar gibi geçtiler. Hepsi de kanatlılar. Asırlar ötesinden yarışarak zamanla tarihe silinmez iz yüz akı bıraktılar. Zulmü cehli yok edip hakkı egemen kılan çağları aydınlatan kandilleri yaktılar. Taştan katı kalplere esen bir meltem gibi buzulların içinde güneşten sıcaktılar. Tabi olup resule yaklaştılar Allah'a. Nefis denen beladan şeytandan ıraktılar. Terki dahi terk edip dolunca muhabbetle sade cennete değil ruyete muştaktılar. Sevgi denizlerine daldılar yalın kılınç. İlahi din uğruna okyanuslar açtılar. Bir sevgiyle kalpleri kıpır kıpır bu gençler. Bir bin bedende tek bir ruh hep aynı kumaşlılar. dahil edin ne olur kervanınıza bizi. Önden yürüyüp giden siz kanatlı atlılar. Bu da abimin eee şiirlerinden eee güzel şiirlerinden bir tanesiydi. Eee bunun dışında eee yani mesela ben Mihriban'ı çok seviyorum. Orada eee söylemeye gerek yok. Herkes zaten ezber debiliyor ama eee diyor ya orada lambamda titreyen alev üşüyor diyor ya. Böyle bir ifade var mı? Alev üşüyor lambda titreyen alev üşüyor. Aşk kağıda yazılmıyor mihriban diyor rahmetli Abdurrahim Karakoç mesela Ozan Arif'in güzel şiirlerinden birisi. Onu da anmak lazım. Allah rahmet etsin. Bunlar tabii hepsi rahmetli oldu. Bak görürsün diyor. Böyle gitmez hep bu devran. Döner kardeş bak görürsün. Boş mangalda kül savuran siner kardeş bak görürsün. Gürültüsü çoktur boşun. Eti yenmez her cins kuşun. Eylüldeki sular kışın donar kardeş. Bak görürsün. Öz yerine geçmez kabuk. Ok olur mu eğri çubuk? Yalancının mumu çabuk söner kardeş. Bak görürsün. İster cik de ister he de neler gördük bu dünyada. Ata binen merkebe de biner kardeş bak görürsün. Pilavdan döner mi kaşık? Hep bu işler keşik keşik. Bize de o yeşil ışık yanar kardeş. Bak görürsün. Karga korkar havasından, kartal geçmez davasından. Karga kartal yuvasından iner kardeş. Bak görürsün. Hani nerede firavunlar? Nemrut varmış bir zamanlar. Arif der ki inananlar yener. Kardeş bak görürsün. Allah rahmet etsin. Eee, Ozan Arif de gerçekte, eee, bu konularda çileli ve Çil yaşayan, Çile'yi bizzat yaşayan ama mücadelesinden bir adım geri atmayan, eee, bir uzanımızdı. Rahmet olsun. Eee, Cengiz Numaloğlu'nun babam derdi ki, "Gerek var mı? Sıkar mıyız? Geçelim mi?" Eee, ya da şöyle yapalım. Eee, onu geçtik. E Abdurrahim Karakoş'tan eee size bıraktımı okuyabilirdik. Onu geçelim. Eee Ozan Arif'ten bir tane okuduk. Musabimin bir rüyam varını eee istersen okuyabilirim. Onu abi şöyle yapalım. Şöyle yapalım. Geçtik. Onu da geçtik. Bir şiir daha okuyalım ama diğer konular beklenen yani sizin özellikle öncü faaliyetlerinizi de biraz değinmeye zaman olmuş olsun. Tamam.
Şimdi o zaman şöyle eee Cemal Abid'den de rahmetliden bir şiir okuyalım. Eee sana sorayım hangisini okuyalım. Tekce aşkı mı okuyalım? Eee veya sende kalmış biraz uzun ama çok güzel bir şiir ya da vurgun şarkılarda böyle. Valla en iyi yani her şiiri herkes aynı oranda iyi oynuyor ama en iyisini eee en fazla okumayı tercih edeceğin bir tanesini okuyalım ve şiir okuma konusundan eee Evet. geçelim. Tamam. Evet. Eee Cemal abinin tek hece aşk şiiri. Var mı beni içinizde tanıyan? Yaşanmadan çözülmeyen sır benim. Kalmasa da şöhretimi duymayan kimliğimi tarif etmek zor benim. Bülbül benim lisanımla ötüştü. Bir gül için can evinden tutuştu. Yüreğine Toroslardan çığ düştü. Yangın söndürmedi kar benim. Niceler sultandı, kraldı, şahtı. Benimle değişti talihi-i bahtı. Yerle bir eylerim tac ile tahtı. Akıl almaz hünerlerim var benim. Kamil iken cahil ettim alimi. Vahşi iken yahşi ettim zalimi. Yavuz iken zebimi. Her oyunu bozan gizli zor benim. Yeryüzünde ben ürettim veremi. Lokman Hekim bulamadı çaremi. Aslı içe aslı için kül eyledim Keremi. İbrahim'in atıldığı kor benim. Sebep bazı Leyla bazı Şirindi. Hatrım için yüce dağlar delindi. Bilek gücüm ferhat ile bilindi. Kuvvet benim, kudret benim. Fer benim. İlahimle Mevlana'yı döndürdüm. Yunus'umla öfkeleri dindirdim. Günahımla çok ocaklar söndürdüm. Mevladanım, hayır benim, şer benim. Kimsesizim, hısmım da yok, hasmım da. Görünmezim, cismim de yok, resmim de. Dil üzmezim tek hece var ismimde. Barınağım gönül denen yer benim. Benim için yaratıldı Muhammed. Benim için yağdırıldı o rahmet. Evliyanın sözündeki muhabbet enbiyanın yüzündeki nur. Benim benim adım aşk diyor rahmetli Cemal Safi. Evet. Eee, yani şiir dünyamız ve şairlerimiz o kadar zengin ki her alanda, her konuda sosyal, kültürel sevgi, eee, toplumsal sorunlar, eee, dirlik, birlik üzerine eee bizim böyle eee can suuyu, e, alacağımız eee, alanlar olarak, şairler olarak, eee, güzel eserler bıraktılar ve eee, eee, bir şairimizin de dediği gibi bunlar eee ölümlerine yanarız ama soğuk havada bile geride kalan şiirleri bizlerin içini ısıtır dediğimiz şairlerimiz var. Ölen Allah rahmet etsin. Kalanlara da sağlıkla güzel şiirler yazmaya devam etmelerini nasip etsin.
Evet. Şimdi eee konumuz şiir ve şairden. Biraz da herhalde eee yine eski mesleki alanımıza döneceğiz. Şimdi sevgili kardeşim, değerli dostlar. Tabii eee benim şu ana kadar zorlayarak zirve şairlerin eee formatına uymaya çalıştığım eee sunumum, anlatımım ne kadar oturdu, ne kadar sırıttı? Eee bunun takdiri elbette size ait ama ben bir şair değilim. şiiri seven eee bir eee insanım. E şairleri seven bir insanım. Dolayısıyla bugüne kadar çok değerli şairlerimiz burada konuk oldular. Eee belki onların eee seviyesinde bir duruşumuz olmadı. Zaten de mümkün değil. Eee ama zaten burada oluşumun eee temel nedeni eee mesleki geçmişimden ve bir de Cafer Uzunkaya'nın abisi olmaktan kaynaklı torpilli gelişimden, eee, oluşuyor. Yani biraz da bizim programımıza sizin katılmanız ancak onur katar yani. Öyle. Evet. Sağ ol. Teşekkür ederim. Ama ben onu biraz torpillik, konukluk diye ifade edeyim. Gene tevazu sınırları içinde olsun. Şimdi şöyle yani öyle bir şey olmayacağını şöyle bilirsin. Sen hayatta hiç torpile hem müsaade etmediğin hem de torpili kabul edecek bir durumun da olmaz. Yani torpil yapmayacağın gibi torpille ama programın formatında sohbet muhabbet topluma şiirin de topluma iyi geldiğini ifade ettiğimiz için tabii bu da işin bir programın latifesi. Latifesi. Latifesi oldu. Evet.
Şimdi eee şöyle tabii inşallah demin ifade ettiğim gibi eee hayat hikayemin eee çok böyle eee birtım mahremiyetleri, mesleki sırları ayırarak eee ortaya koyacağım kitabımda eee inşallah dostlar yakın çevrem eee okuyunca eee ilk defa eee duyacakları bazı şeyleri duyacaklar, okuyacaklardır ama Burada çok kısa süre içerisinde bazı şeyleri en azından demin senin vurgulamaya eee özen gösterdiğin Celal Uzunaya'nın öncülük ettiği meslek hayatında eee komiserliğinden eee genel müdürlüğüne kadar süreçteki birtım çalışmaları eee bilinmesi ve tarihe eee not düşünmesi adına eee tekraren eee kısaca söyleyeyim. bunaltmadan, eee, dostları sıkmadan. Bir de tabii geçtiğimiz günlerde, eee, biliyorsunuz Emniyet Teşkilatı ile ilgili, eee, gündemde olan birtım yasal düzenlemeden kaynaklı oldukça tepkiler oldu. Şu anda bizi izleyen eee, meslektaşlarım da var. Emekli ve görevde olanlar. Eee bir televizyon kanalında eee iki defa e iki gün arayla eee birisi kısa birisi uzun olmak üzere birtım açıklamalar yaptım. Eee ve oldukça ses getirdi ve bu açıklamalar çerçevesinde eee Ankara'da birtım eee değerlendirmelerin eee yapıldığını eee birtım eee geri düzenlemeler içerisine girildiğini duyduk. eee yanlıştan inşallah dönülür. Yani buradaki temel sorun eee Emniyet Teşkilatının bana göre eee itibarsızlaştırılacağı bir süreci bilerek ya da bilmeyerek, bunu ben hep altını çizerek söylüyorum. bilerek olması ihanet olur. bilerek ya da bilmeyerek eee yapılan bir yanlışa eee tecrübesiyle, bilgisiyle, meslekteki geçmiş eee hikayesiyle eee duyarlı bir duayen emniyetçinin tepkisini ortaya koymak ve teşkilatımın sorunlarını hiç bugüne kadar eee ifade edilmeyen bir üslupla bunu özellikle altını çiziyorum. Çünkü gerçekte öyle. Bugüne kadar ben 50 yıl bu teşkilat içinde oldum. Hiçbir emniyet mensubu eee bunu övünme olarak demiyorum. Eee ama bir tespit olarak söylüyorum. eee bu tarz bir eleştiriyi herkesin bildiği, herkesin kafasında, zihninde çevirdiği eee ama eee en yakınındakiyle dahi paylaşmaktan imtina ettiği eee düşünceleri, tespitleri, eleştirileri eee ortaya koymaya çalıştım ve bunu bir teşkilatıma karşı eee borç olarak gördüğüm için söyledim. Bazıları bunu eleştirdi. Yani meslek işinden eleştiren arkadaşlarımız da oldu. Eee, yani anlamayan ya da olayı tam kavrayamayan arkadaşlara pek bir şey diyemiyorum. Eee, yani efendim siz il müdürlüğü yaptınız, genel müdürlük yaptınız. Bunca emniyet müdürlüğünüz, genel müdürlüğünüz döneminde bunları niye söylemediniz de şimdi böyle en üst perdeden dile getiriyorsunuz diyenler oldu. Kendilerince doğru bir bakış olarak doğru denilebilir ama benim bunları dile getirmediğimi bilmedikleri için doğru diyorum. Ben zaten meslek hayatım boyunca hep teşkilatımla ilgili sorunları komiser yardımcılığımdan genel müdürlüğüme kadar her platformda eee sivri dilli olmamak kaydıyla yani dik durmadan dikleşmek, dikleşmeden dik durmak formatında eee ortaya koymaya çalıştım. Cumhurbaşkanıyla konuşurken de söyledim. Başbakanla konuşurken, bakanla konuşurken, genel müdürlerle, valilerle benim alt rütbelerdeyken üstümdeki rütbeli eee komiser amirlerle hepsinde ve bundan dolayı da genelde hep öyledir. Yani işte doğru söyleyeni köy hesabı. Ve ben yine o televizyon programında da ifade ettim. Tabii bizim sevgili dostlar ben bir tespiti hem teşkilatım için söyleyeyim hem toplum için söyleyeyim. Bu bir toplumun gelişmesini, üretmesini, beynini kullanmasını eee dumura uğratan bir anlayıştır. Bunu ifade edeceğim konu emniyet teşkilatımızda da bu var. Ailelerimizde de bu var. Toplumda da. Yani şöyle alın. Bir çocuk aile içinde eee bir konuda bir görüş ifade ediyor. Ailenin bireyleri eee sen çocuk aklında ne anlarsın bu işten diyor. İkide bir böyle susturuyor onu. Ağzını eliyle kapatıyor, eliyle sus işareti yapıyor falan filan. E yükseldikçe de hep onun üstündekiler aynı durumu işliyorlar. Bu ailemizde var. Bu ata erkeli bir toplum yapısının ortaya koyduğu. Ha günümüz gençliği ve ailelerinde bu biraz daha farklılaştı artık. eee büyükler küçüklerini susturma değil. Küçükler büyüklerini susturuyorlar. Sen anlamazsın. Sen çağın gerisinde kaldın diyorlar. Ama bizim jenerasyon ya da şu anda ülkeyi yöneten zihniyetin ya da yönetenlerin bulunduğu eee yapının eee o kuşağın yaklaşımı, eğitimi, kültürü aynen böyle. Ve biz hep eee bizden alt kategorideki yaş grubundaki insanları eee bilmez kendimizi bilir gördük. Hani var ya bir televizyon programı ben bilmem eşim bilir. Orada da kendisi bilmiyor eşi biliyor hesabı. Bu durum benim teşkilatımda da var. Ben geçen eee programda da ayrısını söyledim. Komiser yardımcısıyım. Ya ben bir konuda bir fikrim var, tespitim var. Güzel de bir fikir ama yanlış olabilir. Ben bunu büyük bir heyecanla kalkıyorum üstüme komiserime, başkomiserime. Diyorum ki ya şöyle bir konuda şöyle bir şey. Dur hele diyor ya sen diyor dünkü çocuk diyor nereden çey yapacaksın bu işleri? Bizim işimiz diyor abilerim, büyüklerim var. Benim heyecanımı kırıyor. Benim beynimin çalışmasını durduruyor. Ya diyorum ki ben niye boşuna şey yapayım? Nasıl olsa söylediklerim kale alınmayacak, değerlendirilmeyecek. Bu yukarıya doğru hep devam ediyor ve ben bunu kendi özelimde, hayatımda hep yaşadım ve bunu hep söyledim ve bunu cumhurbaşkanımıza dahil, sıralı amirlere, demin söylediğim silsiledekilere hep konu oldu. Eee, şifayen arz ettim. Dedim ki, "Bakın ya ben eee, şube müdürü oldum. Ulan dedim inşallah emniyet müdürü olduğumda artık konuşabilirim de. Söylediklerim, yapmak istediklerim hayata geçirilir. Sonra emniyet müdürü oldum. Baktım yani mülki amiri, ilin mülki amiri lafımız yok. İlleri İdaresi Kanununa göre tanımlanmış. Devlet memurları kanunu da yeri belli. İlin eee valisi mülki amir eee diyor ki ben senden daha iyi bilirim diyor. Eyvallah diyorsunuz. Mülki Amir. Sonra genel müdür yardımcısı oldum. Ya genel müdür bir şey oluyor. Bir dakika diyor ya. Ya diyorum ki efendim bak bu konu benim uzmanlık alanım. Yok diyor ben diyor bu konuda böyle olacak diyor. Israr ediyorsunuz. Hayır diyor. Mesela bakın ben ısrar ettiğim bir örneği de bu ölümlü trafik kazalarıyla demin sen ifade etmeye çalıştın. Orada da söyleyeceğim o örneğini. Eee sonra dedim ki ya genel müdürlere de sitem ediyordum. Diyordum ki ya bak genel müdürsünüz. şunları yapın, bunları edin. Allah nasip etti. Genel müdür oldum. Şimdi gel bakalım. Sen onlara diyordun ki bunları yapın. Bak genel müdürsünüz. Geldik başımızda bakan dedi ki sen bilmezsin. Dedi. Ve bunu diyen bakan da bakan olana kadar bir tane güvenlik konusunda makale dahi okumadığını itiraf eden bir bakan. Yani güvenlik konusunda bir makale okumamış bir insan. Ben kişi olarak, makam olarak küçümseme için demiyorum. Yani oradaki olan zatın konumu itibariyle benim 45 yılım geçen teşkilatımla ilgili görüşüme diyor ki sen bilmezsin diyor. Bunu ben bilirim diyor. Böyle olacak. Hulasılı kelam böyle bir zincirleme yapı içerisinde sesinizi çıkaramıyorsunuz veya çıkardığınız ses yerine ulaşmıyor ve de yapmak istediğinizin önüne set çekiliyor.
Hemen mesela bununla ilgili bir konu belirteyim. Genel müdür yardımcısıyım. 1900 düzeltiyorum 2007-2010 yılları arası 2008 veya 9 yılları trafikten sorumlu genel müdür yardımcısıyım. Trafik kazalarındaki ölüm rakamları işte Türkiye'de 7.000 küsürler. En yüksek rakam 7600 falandı açıklanan resmi rakam. O tarihlere kadar 7600 kişi trafik kazalarında ölmüş. Ya ben şimdi her gün illerden gelen polis ve jandarma bölgesinden gelen kazaların icmali önüme geliyor. Ya bakıyorum bir kaza anında ölenlerin rakamı geliyor. Bir de bilahire hastanede yolda ölenler geliyor. Çarpıyorum topluyorum çıkarıyorum. 7600 olması mümkün değil. Her gün 30 kişi ölüyor, 40 kişi ölüyor ama 7.000 olması için günde ortalama 20 kişinin ölmesi lazım. 365 üzerinden alırsanız mümkün değil. Zamanın genel müdürüne dedim ki, "Sayın genel müdürüm, bu trafik kazalarındaki ölüm rakamlarını, gerçek seviyesini tespit edelim." Yani bunlar neticede of buyurun kedi değil, köpek değil, herhangi bir hayvan değil yani insan ölen ölen insanımız ne kadar bilelim bunu. Ve biz kalkıyoruz devlet olarak diyoruz ki efendim şu kadar insan öldü ki en pik rakamdır. 7.000 küsur olan rakam. 7600 falandır. Yani 7600 rakamı en yüksek rakam. Daha sonraki yıllar 3.000'e, 4.000'e, 5.000'e düştü. Sözde düştü. Güzel. düşmüşse iyi yani kağıt üstünde ölümü eee yok yazmayla ölümü kaldıramıyorsunuz. Dedim ki biz eee kaza sonrası yaralıların bir aylık hikayesini takip edecek bir format geliştirelim. Nasıl olacak dedi. Dedim ya ben şimdi tüm illere, valiliklere bir talimat göndereceğim. Orada bir format koyacağım. Çizelge polis bölgesinde olanı polis jandarma bölgesinde olanı jandarma dolduracak. Celal Uzunkaya yaralı yolda alındı. Celal Uzunkaya'nın telefonu yazılı. Celal Uzunkaya'nın yakını kim var? Cafer Uzunkaya, Musa Uzunkaya. Kimse yanında. Onun da ismi alındı. Bunlarla beraber gönderildi ama Celal Yaralı gitti. Ben bir ay sonra bunlar kayda giriyor. 30 gün sonunda polis polis, jandarmaysa jandarma bölgesindeki görevli kendi bölgesinde olduğu için kaza alacak. bilgisayar ortamında, kağıttan, dosyadan, manuel değil artık her şey. E bilgisayar ortamında dökülür. Önüne geldi 30 gün önceki yaralıların listesi. Aradı Ceral Uzunkaya'yı çaldı, telefonu çaldı. Cevap yok ya da ulaşılamıyor. Aradı kardeşini dedi ki, "E siz Celal Uzunkaya'nın kardeşi misiniz?" Evet. Ceral Uzun Kaya bir ay önce yaralanmıştı. Durumu nasıl? dedi ki kardeşi, "Kardeşim, abim taburcu oldu, durumu iyi." Veya abim rahmetli oldu. 15 gün önce defnettik onu. O görevli kimle görüştü? Cafer'le. İsmini aldı, notunu aldı, kaydını teyit ettirdi. Yazdı oraya ölü. Ne oldu bu? Trafik kazasına bağlı ölü. Şimdi bir aylık tabloda takip ettiriyoruz. Dedim ki bak bunu yapalım. Bir aylık süreç içinde 6 ay bunu devam edelim. Kaza anında ölenlerle kaza sonrası yolda ve hastanede ölenlerin toplamını görelim. Neticede bunlar kazaya bağlı ölüyor. Genel müdür dedi ki, "Aman" dedi. O zaman Beşir Bey de içişleri Bakanı aman dedi bu sıkıntı getirir. Şimdi ölüm sayılarını artıran işte patlayan bir eee emniyet falan filan durumuna düşmeyelim. Bunu paylaşmayalım. Dedim ki ya tamam paylaşmayacağız biz bilelim gerçek rakamı. Neyse zar zor ikna ettik. Uzun lafın kısası çizelgeleri hazırladım. İllere gönderdim. Genel müdür yardımcısı olarak imzamda bakan adına o zaman yetkimiz vardı. Şimdi her şey cumhurbaşkanı üzerinden gidiyor. Bakan adına tüm il valiliklerine talimat gönderdik. Neticede bir ay döküm geldi. İlk ayında ölenlerin yanında bir aylık süreçte ilave ölenler %96 daha eklendi. Bir sonraki ay %103 geldi. Bir sonraki ay %106 geldi. Yani ortalama birebir kaza sonrası ölüm. Yani bu şu demek. 7.000 kişi görünüyorsa ölüm esasında rakam 15 14.000 kişi. Şimdi 3 ay oldu. Genel müdürümüz bir gün toplantıda dedi ki, "Aman" dedi, "buulayı durdurun." dedi. Niye? Yah, dedi, "buahim. Bu" dedi, "bir patlarsa kamuoyuna duyurulursa perişan oluruz dedi." "Yah, sayın genel müdürüm bu rakamı, bu insanları biz öldürmüyoruz ki. Bu insanlar zaten ölüyor. Biz sadece malumun tespitini yapıyoruz ve paylaşmıyoruz." "Kaldır kardeşim" dedi bu uygulamayı ya direndim falan. dedi ki, "Bak, senin emrinle yazılan konuyu bana" dedi, "Yazdırıp kaldırtma." dedi. Genel müdür. Neticede kaldırdık. 3 aylık tabloda zorla bir tablo çıkardık ki kaza anında ölenlerin bir o kadarı da kaza sonrası veya tedavi sürecinde ölüyor. Neymiş efendim? Ölü sayısı az görülünce trafik kazalarında ölenlerimiz az oluyor. Sanki Azrail'le alışveriş yapıyoruz da eee şeyleri düzeltiyoruz.
Mesela demin yine söylediğin benim böyle mücadele ettiğim alanlardan birisi. İlk emniyet müdürlüğüm Balıkesir'de. 200425 yılında 2003'te Balıkesir'e gittiydim. 2004'te o zaman deneme yanılmayla olsa olsayla daha hiç Türkiye'de hiçbir yerde yok. Eee kent güvenlik yönetim sistemi dediğimiz MOBES sistemi ile ilgili eee böyle karasal eee çanaklarla bir sistem kurduk. Aşağı yukarı 80 küsur civarında kamera kurduk. Çanak antenden Çanak antene görmeyen yerlerde ondan emniyete, emniyetten Ankara'ya, Ankara üzerinden sorgulanıyor. Otomatik sorgulama yapılıyor. Ayda 2 milyon küsür araç sorgusu yapılıyor. Dünya kadar araç yakaladık. Ve bu işi yaptığımızda Abdülkadir Aksu İçişleri Bakanı bir gün il emniyet müdürleri toplantısında dedim ki ya sayın bakanım ya şuna dedim bir ödenek bütçe ayırın da mecliste bütçede bunlar konulsun. Bakın dedim şu geçtiğimiz günlerde o tarihlerde hatırlarsın bazı vatandaş izleyenlerimiz de hatırlar. eee bir eee seri katil diye ki seri katilin formatı farklıdır. Seri katil diye tanımlanan birisi Bolu Sakarya üzerinden Konya Ankara gidiş geliş 56 kişiyi öldürdü. Daha sonra yakalandı. E bir arabayla gidiyor. Araba plakası var ama bulunamıyor. Dedim ki Bakan Bey'e ya sayın bakanım dedim bakın o seri katil eğer benim bölgemden geçseydi bir sonraki cinayete gidemezdi. Eee benim sistemimde yakalanırdı. Bakın dedim her gün şu kadar aran eee aracı benim ilimde girişte çıkışta alıyoruz ve ilk defa Abdülkadir Bey zamanında Türkiye genelinde MOBES için 25 milyon eee bütçeye ödenek konuldu. Daha sonra her bir il yüzlerce milyonluk ödeneklerle iş büyütüldü. Yani bu işin de hamdolsun ilklerinden birisi olarak Balıkesir'de ilk mueseyi kurduk. Pek çok yer o dönemde bizden geldi. Örnek aldı. Uygulamayla ilgili o şartlarda 2021 sene önce geliştirildi.
Yine mesela suç cerrahimleri ile ilgili. Gerçi bunu izleyenler çok ilgilendirmeyebilir ama eee yani bunlar eee toplumun ve teşkilatın eee trajik yaralarından, kanayan yaralarından birisi. Balıkesir'e gitmişim. İdealist bir emniyet müdürüyüm. Hedeflerim var. Yani eee kendime de oldukça güvenim yüksek. Balıkesir'e gittim. Balıkesir'in, eee, suç sayısı 2000 küsür yıl sonu itibariyle. 2003'ün sonu 2700 falan suç sayısı var. Ya 2700 suç sayısı. Bir sürü ilçemiz var. 16 17 tane ilçe var. Eee, her gün gelen sayılara, suç sayılarına bakıyorum. Maddi hasarlı kazalar hariç hepsinin cerahim verilmesi lazım. eee, günde en azından 40-50 tane suç işleniyor. 50 suçu 50 x 3 deseniz, eee, 15.000 eder. Eee, şeyden toplamında bizimki 2700 suçu. Ben eee, tabii il emniyet müdürleri toplantısında zamanın genel müdürü, farklı bir genel müdürdü o zaman. Eee, dedim ki, "Sayın genel müdürüm, bu rakamlar" dedim, "gizleniyor. Böyle bir şey olmaz." Olur mu? dediği rakam falan dedim efendim gizleniyor yazmıyorlar yani deftere yazıyorlar sonra kayıtlardan düşürülüyor halbuki kanunda tanımlanmış maddi hasarlı kazalar hariç her şeye suç numarası verilecek ve ben bunu ilk Balıkesir'de uygulattım talimat yazdım. Hep suça vereceksiniz. Ben başarısız emniyet müdürü olarak görüneyim ama bir defa görüneyim. Gerçek rakam görünsün. Ondan sonra düşüyor mu, yükseliyor mu? Ona göre grafiğimi, değerlendirmemi, puanımı, başarımı ortaya koyarız. Neyse bir gittik ertesi sene 2000 senesinde 5.000 küsürlere çıktı. Balıkesir'in suç sayısı iki kat arttı. O zamanlar Emniyet Genel Müdürlüğü listeler yayınlıyor. Aylık ya da 3 aylık illerin eee suç sayılarını. Balıkesir suç artışında %18 artışla birinci. Düşünebiliyor musun? Ben bu işin fedailiğini yapıyorum. Ben şimdi suçu artan bir ilin emniyet müdürü oldum. Toplantıda dedim ki dosya da gönderdim genel müdüre. Dedim ki ya ben suçu artıran bir il emniyet müdürü olacak kadar ahmak değilim. Yani ben de kalkarım şeyi eksiltirim. eee 2700'ü 1700'e de düşürürüm ama gerçek sayı 5.000 küsür değil dedim. Ben soruşturma açtım. Esasında 7.000 küsür olacakken 5.000 yapmışlar. Bu eksiği yapanlar hakkında da ceza verdim dedim. Siz beni eee suçları %180 artıran eee emniyet olarak şey yaptınız. Yine bu konuyu Sayın Abdülkadir Aksuya yaşıyor. Allah selamet versin. Yine bir toplantıda otelin lobisinde oturuyoruz. Sağ olsun dinledi bizi. Dedim ki ya sayın bakanım böyle böyle bir konu var. Bu konu dedim çok yanlış. Siz dedim bakan olarak şunu düşünebilirsiniz. Benim İçişleri Bakanlığımda Türkiye genelinde 560.000 suç varken 1 milyona çıkan bir eee suçun sahibi olan bakan olmayı istemem dersiniz ama gerçekte suç 3 milyon. Siz 560.000le işi minimal düzeyde tutuyorsunuz. 600'e çıkarsa hesap soruyorsunuz. Ne 600'ü? 3 milyondan fazla suç var. Çünkü dedim karakol komiseri e başkomiserine göre diyor ki evet e suçum az aferin alıyor. Başkomiser asayiş müdüründen aferin alıyor. O emniyet müdüründen alıyor. Vali alıyor. Savcı suç sayısı az olan ilin başsavcısı. Genel müdür suçlar düşük. Bakan suçlar düşük. Her şey yerli yerinde. Alan memnun, satan memnun. Ama ortada mağdur olan suç sayıları işlenmeyen bir yapı var. Ben yel değirmenlerine böyle savaş açmış donşot gibi uğraşıyorum. Emniyet müdürleri toplantılarında dosya yazıyorum falan filan. Neticede iki sene üst üste suçu zirve yapan emniyet müdürü oldum. Daha sonra yavaş yavaş baktılar ki suçu artan emniyet müdürünü de asmıyorlar gerçek rakama doğru dönünce. Ondan sonra ufak ufak gerçek rakamına ulaştırıldı. Yani şu anda da herhalde ona yakındır.
Mesela bu konu. Şimdi abi ben burada bir devreye girmem lazım. Şimdi bu bu bütün şunu gösteriyor. Tabii ki biz burada bir fotoğrafı çekme adına bu örnekleri son derece yani bir kişinin iyi yetişkin vatanına, milletine, mesleğinin onuruna eee sahip çıkan birinin bu zorlukları göze almak suretiyle de aslında işin üstesinden birtım bedeller ödese de yani en başarılı gözde bir emniyet müdürü rakamlarını çıkarmakla aslında rakamları az göstermekle siz teşkilatınızın da görev ve sorumluluğunu az işler yaptığını gösterip bir nevi daha az ilgiye muhatap olmasına da vesile oluyorsunuz. Oysa ki eee ilgilendiğiniz alan, suç oranınız, problem alanınızın farklı personel anlamında da teknolojik anlamda da almanız gereken hizmeti ortaya koyacak. İşte burada birilerinin duruşuna ihtiyacı var ve bu duruş çoğu zaman meşakkatli bir duruştur diye eee ifade etmek istiyoruz. Ama neticede de zor da olsa demek ki insanlar inandıklarının kavgasını verip kendileriyle barışıp olabilmeliler.
Evet. Mesela yine eee bu toplumun hepsini ilgilendiriyor. Herkes şu anda aracı olanlar eee bunu kullanıyorlar. Biliyorsunuz maddi hasarlı trafik kazalarında tarafların eee anlaşma tutanağı, maddi hasarlı kaza tutanağı kendi aralarında düzenlemesi. Genel müdür yardımcısıyım. Trafikten sorumlu olduğum 2007-2010 yılları arası bu konuyla ilgili yaptığımız çalışma. Şimdi o tarihlere kadar herkes biliyor. Yolda bir kaza oluyor. İki araç birbirine dokunuyor. Trafik polisi gelene kadar o araçları yerinden kaldırmıyorlar. Trafik kilitleniyor. İşine gidecek gidemiyor. Hastayı götürecek götüremiyor. Millet kavga ediyor. Oradaki araç akary yakıt kaybı bir tarafa, iş gücü kaybı bir tarafa, hastası yolda öleni falan dünya kadar aklınıza gelebilecek mağduriyetler yaşanıyor. Eee en sonu ufacık bir maddi hasarlı kazaya bağlı. Bu ve benzeri durumların önlenmesi amacıyla eee bir kaza tutanağı formatı geliştirdik ve bunu Türkiye Şoförler Otomobilciler Federasyonu üzerinden formlarını hazırlayıp matbulaştırdık ve önce pilot iller uygulamasıyla işte sanıyorum o zaman 10 tane ilde başlattık. Sonra ikinci bir 10 sonra Türkiye genelinde uyguladık. Hatta ilk başlarda hep şöyle düşünüldü ya işte buna eee katılım oranı uygulamada %405'leri bulursak başarılıdır diyebiliriz falan diye. İlk uygulamamızda %70'in üzerinde bir uygulama çıktı. Sonra toplum bunu kabullendi. 80 85 90 şu andaki yüzdeyi bilmiyorum ama %100'e yakındır. Çünkü bir de şu anda e-devlet üzerinden de biliyorsunuz eee hazır o kaza tutanağı formları da var. Onlar üzerinden taraflar eğer kaza madde hasarlıysa araçlarını kenara çekiyorlar. Fotoğraflarını çekiyorlar. Bunun üzerine işlemlerini yapıyor. Kendi sigorta şirketlerine gönderiyor. Ondan sonra ne trafik aksiyon, ne bir şey, ne gereksiz kavgalar, gürültüler. Mesela bunu toplum yararı için çok önemli bir proje olarak görüyorum. Ve o projenin de hamdolsun o dönemdeki öncülerinden, uygulayıcılarından birisi olduğum için kendimi mutlu addediyorum.
Yine mesela o dönemde bu araç satışları ile ilgili ben hep bunun mücadelesini veriyordum. Görev yaptığım illerde Bursa'da trafikten sorumlu müdür yardımcılığımda da öyle. İl müdürlüklerimde de öyle ya. Şimdi bir olay oluyor. Araç, oraya karışan aracı bakıyorsunuz. Araç Celal Uzunkaya adına eee aracı bir araştırıyorsunuz. Cafer Uzunkaya'ya gitmiş. Ondan sonra Serhat Yanardağ'a gitmiş. Amni Doğan'a gitmiş. En son eee Furkan Uzunkaya'da bilmem şuna çarpmış. Ya şimdi Furkan'ı alıyorsunuz. Diyor ki arabayı diyor ben Avni'den aldım. abi ondan aldı ama işin esas sahibi Celal Uzunkaya. Bir sürü mahkeme dosyaları, bir sürü yargılama işleri sahibine ulaşma. Niye? Şundan arabasını satarken, eee, o zamanları hatırlayın yani 2008 7 öncesi 9 öncesi eee noter satışlarındaki rakamlar o zamanki parayla 78.000 L civarındaydı. Yani şimdiki parayla belki 7800.000 ya da neyse eee sıfırlar karıştığı için eksik yanlış olabilir. Çok yüksekti. Eee insanlar arabasını devrederken noter satışı yapmıyordu. Veriyordu ona diyordu ki tamam kullan. Eee bir şey olursa kazaya karışıyor. E o kişi sorumlu olacak kullanan kişiden oluyor. Eee bir sürü adli davalar, bir sürü icra davaları, bir sürü haciz davaları falanın konusu.
On binlerce dava konusu ya. Dedik ki bunu çözmenin kolayı şu sürümden kazanın. Yani bir tane aracın satımını 7800.000 alacağına eee bunu 5060 liraya indirelim cüzi rakamı ki o zaman 45 lira falandı bu dediğim tarihte. Eee bu rakama indirelim. Her alım satımda araç el değiştirsin. Satışlı yani tüccar mantığıyla sürümden kazanılsın. Bu sefer de mahkemeler, şunlar bunlar, mağduriyetler ortadan kalksın.
Maliye Bakanlığı ile görüştük. Çünkü bundan maliye de harç alıyor. Önce pek razı olmak istemediler. Sonra Noterler Birliği ile görüştük. Noterler Birliği başkanı eee ile dedik ya böyle böyle. Onlar da önce biraz ırın kırın etti. Çünkü onlar da bu işten rakamları yüksek. Ama ikna ettik. Dedik ki ya siz yine aynı şeyi kazanacaksınız. Bir tane satış yerine 10 tane satış yiyecek araç. Neticede eee bir de bir sürü mağduriyet kaybolacak. Hülasa. Bunu düzenledik. Yasal prosedürünü hazırladık. O zamanki parayla o tarihleri bilenler, alım satım yapanlar da bilir. Şimdi rakamlarla yanlış söylemeyeyim. belki onda birinin dahi altında bir rakamla araç devir eee ve satış işlemlerini noter üzerinden hallederek çok önemli bir sorunun da kaynağından kurutulmasını sağlamış olduk.
Yine eee mesela bu iktidarın en önemli projelerinden birisiydi biliyorsunuz. Eee bölünmüş yollar. Sayın Cumhurbaşkanı iktidara gelmeden 15.000 km bölünmüş yol vadetti. Sonra 20.000'lere falan çıktı. ki eee yani yol medeniyettir. Bir ülke için bu hiç tartışılmaz. Şimdi bu bölünmüş yollar çıktı. Bunların yol eee hız tahditleri ile ilgili konu gündeme geldi. Ben trafik hizmetleri başkanıyım. O zaman trafik hizmetleri başkanı başbakanın başkanlığındaki trafik hizmetleri yüksek kurulu eeeun bir altındaki kurul. Yani biz görüş hazırlıyoruz, öneri hazırlıyoruz. Başbakanın başkanlığındaki o kurula sunuyoruz. O kurul karara varıyor. Ama bize 10 12 tane bakanlığın müsteşar düzeyinde katılımda olan bir kurul ve ben onun da başındaki eee görevliyim. Trafik hizmetleri başkanı. Dedik ki eee hız sınırını dedik bölünmüş yollarda 110'a çıkaralım. Karayolları Ulaştırma Bakanlığı dediler ki bizim yolların fiziki yapısı 110'a uygun değil. Çünkü 110 + %10 da olacak. Eee, 121 km. Eee, dedim ki ya tamam uygun veya değil ama neticede bundan en çok müstarip olanlar da milletvekilleri. Biz bunu 110 + 10 olarak yazalım. Eee, 121 şeyiyle meclise gönderelim. Siz merak etmeyin dedim. Meclis bunun daha da artmasını ister dedim. Çünkü onlar da bundan müzdarip. Hülassa. Biz bunu 110 diye planladık. ikna ettik ilgilileri. Sonra kurula gitti geçti. 121 km olarak sanıyorum şu anda da hala bölünmüş yollardaki hız sınırı o. Çünkü ya kırmızı ışık koymayın ya da kırmızı ışığı koyuyorsanız ihlal ettirmeyin. Yani biz kırmızı ışığı koyduğumuz yerde en azından ihlal ettirmemeyi önceleyelim istedik. Böyle bir uygulamayı da o tarihte yapmıştık.
Sonra yine çoğukları belki bilir. Eee, Türkiye Şoförler Otomobilleri Federasyonu ve TRT ile müştereken, 13 bölümlük rahmetli Cüneyt Arkın dahil çok ünlü sanatçıların da rol aldığı, her biri birbirinden bağımsız. 13 tane bölümlük 35-40 dakikalık spot eğitim filmi yaptık. Eee, ve bunları tüm televizyonlarda yayınlama zorunluluğu getirdik. Kırmızı Işık eee diye bir eee, trafik e kampanyası. O da gayet güzel olmuştu.
Yine mesela benim İzmir Emniyet Müdürlüğüm döneminde hala bugün eee yaygın olan telefon dolandırıcılığı her gün farklı farklı formatlarda yapılıyor. Eee o zaman çok daha yaygındı. Telefonla milleti kandırıyorlar. Profesörünü de kandırıyorlar. İş adamını da mühendisini de polisini de şusunu da busunu da. Yani bu tuzağa düşmeyen hemen hemen hiç kimse yoktu. Bizim akrabalarımızdan da biliyorsun. eee benzeri dolandırıcılığa muhatap olanlar oldu. Belki dinliyordur bizi Halit abi. Yüksek e inşaat mühendisi. Dünyayı her şeyini biliyor. Bizim amcaoğlu trafik nedir? Polisle ilgili en küçük bir sorun olduğunda beni arayan kendisini saatlerce tutan dolandırıcıya telefonunu kapatıp da ya telefonum ses gelmiyor deyip kapatamıyor. Beni diyor hipnotize etti. Adam dolandırıyor, parayı gönderiyor. Netice itibariyle parayı gönderdikten sonra amçoğlu beni arıyor. Diyor ki ya böyle böyle bir para gönderdim. Geçmiş olsun. Şimdi bu süreçte o kadar yaygın ki insanlar 40 yıllık 50 yıllık birikimini bir tane geri zekalının sıcak odada oturup masa başında kendisini yönlendirmesiyle polisim, savcıyım, hakimim işte bilmem şuyum buyum diyerek askerim. Eee operasyon yapıyoruz. Hesabınız şuraya geçti. parayı gönder, bankaya dövizlerini bozdur, git şuradaki dükkanını sat. Eee, milyonlarını talan ettiriyorlar. Ben o dönem çıktım ulusal televizyonlarda dedim ki bakın dedim hiçbir devlet görevlisi, ne polis, ne savcı, ne asker, eee, biz operasyon yapıyoruz bize yardım için, para gönderin, altın gönderin, gümüş gönderin falan demez. Eğer birisi size telefon açıp da böyle diyorsa o güne kadar hayatınızda hiç küfür etmemiş bir insan da olabilirsiniz. Yani çok munis eee ahlaklı bir adamsınız. Küfrü bilmiyorsunuz ama duyduğunuz en galis küfür neyse onu karşınızdakine söyleyin ve telefonu kapatın dedim. Bunun üzerine bayağı yankı getirdi bu eee açıklamam. Çokları Bravo emniyet müdürü. eee, çok böyle şey oldu. Bazıları da dedi ki ya devletin emniyet müdürüne hiç yakışıyor mu? Millete küfür etmesini tavsiye ediyor. Ben de dedim ki, "Tamam mesele yok. Küfür etmesin. Ondan sonra kendi kendine kahretsin." Dolandırılan yani ikisinden birini seçer. O dönemde de böyle çarpıcı bir çıkışımız olmuştu ve bayağı da etkili olduğuydu.
Daha sonra yine eee böyle ilklerimizden önemli projelerinden pek çok var. Bir tanesi de eee yaya öncelikli trafik uygulamamız eee Emniyet Genel Müdürlüğüm döneminde eee bu konuyu Türkiye genelinde hem eee yaygın bir şekilde eee uyguladık. Eee çalışmalarını kampanyalarla, tanıtımlarla vesairelerle yürüttük. E ve çok şükür büyük oranda yani hala bir Avrupa standardında elbette değiliz de büyük oranda yaya öncelikli eee kampanyamızın trafikte eee tuttuğunu e gördük. Çünkü yaya ölümleri eee son derece trafik kazaları içerisindeki masum cinayetlerden eee birileriydi. Çokça vardı. en azından asgariye inmesi konusunda katkımız olmuştur. Eee gibi bir sürü şeyler yani. Şimdi şeye abi biraz çalışmalar içerisinde yürüttük. Evet. Eyvallah.
Belki şu eee o 15 Temmuz gecesi ve İzmir ve İzmir'in bu sürecin eee efendim belki de öne alınmasında böyle bir eee tarihi bir yönü vardı. eee ve o geceye dair eee dostların sorularında da vardı. İsterseniz bununla da toparlamış olalım. Son öyle onu da bahsedelim. Eee İzmir'de tabii ben 15 Temmuz'da İzmir Emniyet Müdürüyüm. O sürecin öncesinde de 80'li yıllarda ben İzmir'de istihbarat Müdürlüğü yaptım. Herkes biliyor artık yani bunu meşhul bir şey değil. FETÖ yapılanmasının Türkiye'deki en önemli ayaklarından, merkezlerinden birisi 70'li yıllardan itibaren eee İzmir'dir. Yani hatta bir zamanlar şu ifadeyi kullandım. PKK terör örgütü için Kandil neyse FETÖ için de İzmir odur demiştim. O denli İzmir'in önemi vardı ki gerçekte öyle. Yani o uzun hikayeye girmeyeceğim. eee örgütün liderinin İzmir'deki vaizlik sürecinden kestane pazarı, Bornova vesaire şu bu onlar hariç. neticede eee o sürecin sonunda Türkiye genelinde eee yaygınlaşan ve devleti eee kılcal damarlarına girerek demin başta eee İsrail İran savaşı ile ilgili örneklememde de ifade ettiğim gibi nasıl ki Mossat'ı eee Mossat'ı çökertmek için kurulan birimin başına Mossat ajanını sokuyorsa eee FETÖ eee devletin en kılcal damarlarına ki örgüt lideri biliyorsunuz bunu açık açık söylüyordu. Herkül orgda diyordu ki devletin kılcal damarlarına gireceksiniz. Eee, sürekli hareket halinde olacaksınız. Hiç ilerlemiyorsanız bile bulunduğunuz yerde eee, adımlayacaksınız. Yani eee, uygun adım marş demeden önce olduğu yerde eee, böyle paslanmamak için hareket halinde olacaksınız. Şimdi öyle bir süreç yaşanmış. Eee ve işte ben de bu işin başlangıcını biliyorum. İzmir sürecini biliyorum. İzmir süreci sonrası Türkiye genelindeki yapıyı biliyoruz. Emniyet teşkilatının içerisindeki yapılanmayı biliyoruz. Ve nihayetinde de eee genel müdür yardımcılığında bu örgütün eee tezgahıyla, amiyane tabiriyle, kumpasıyla eee görevden aldırıldım. 2 4 yıl eee ağır cezada mücrim gibi yargılandık. 910 yıl hapis istemiyle eee ki o süreci de en az benim kadar yakından yaşayanlardan birisi de sensin. Neticede eee böyle bir ihanet şebekesi eee 15 Temmuz da eee darbe girişiminde bulundu. Tabii bu 15 Temmuz'a geliş eee yani olan süreci herkes biliyor da geliş sürecini eee anlatmak bence anlamlı olur.
Şimdi bizim İzmir'de eee askeri birlikler Ege Ordu komutanlığı var. Hava üst komutanlığı var. Deniz amfibi birlikleri var. Eee jandarma tugayları var. Komando tugayları var. Bir sürü askeri birlik var. Yani İzmir'in eee Güney Deniz Sağı Komutanlığı var. Eee askeri alanları çok. Şimdi buralardaki eee asker eee üniformalı yapı eee bizim her eee hafta yaptığımız asayiş toplantılarında valinin başkanlığında işte Ege Ordu komutanından tutun kurmay başkanlarından, sahip güvenlik komutanından eee amfibisinden, şundan bundan, jandarmanın eee komutanından, istihbaratından, emniyetinden toplantılara katılıyoruz. MT müdürlerine kadar MİT başkanları. Ama işin garibi eee İran'daki Mossat'ın eee Mossat'ı çökertmek için eee kurulan birimin başında olduğu gibi bizim bu toplantılara gelenler de içerisinde üçte biri eee FETÖ'cü. Tabii biz bunları bilmiyoruz. Ve bir gün ben şunu dedim. Eee zamanın valisi adı lazım değil ve zamanın genel kurul nedir? Ege Ordu Komutanı Abdullah Paşa da eee orada eee dedim ki bakın mücadele ediyoruz diyoruz ama neticede şu anda biz mücadelemizi ederken planlamalarımızı, yaptığımız çalışmaları oturup değerlendirdiğimizde şunu yapacağız, bunu yapacağız dediğimiz çalışmaların içerisinde kimler FETÖ'cüdür, kimler değildir bunu dahi bilmiyoruz dedim. Ya şu anda içimizde kaç tane FETÖ'cü var bilmiyoruz. Düşünebiliyor musunuz? Herkes buz kesti. Çok ağır bir ifade. Yani benim geçende televizyonda söylediğimden de ağır bir şey. Dedim ki şu anda kaç tane içimizde FETÖ'cü var bilmiyoruz ve biz FETÖ ile mücadele ediyoruz diye planlamalar yapıyoruz. 15 Temmuz oldu. Hemen oraya geçelim. Ve bu dediğim toplantıya katılanlardan 67 tanesi FETÖ'den gözaltına alıp tutuklandı. Komutanlar vesaireler işte eee sahil güvenliğinden eee kurmay başkanından, Jandarma İstihbarat eee subayından, müdüründen falan dahil. Böyle bir süreç yaşandı. Biz tabii yaptığımız çalışmalarda özellikle İzmir bölgesinde eee daha önce biliyorsunuz orada eee farklı operasyonlar olmuştu. eee ve bunlarla ilgili de eee birtım eee görevlendirmeler, görevden almalar zamanın eee emniyet müdürleri falanların olduğu eee liman operasyonu eee ondan sonra eee eee bir tane daha büyük operasyon vardı. onlarla ilgili eee alınan kişilerle eee yürüttüğümüz çalışmada bu kumpası hazırlayanların içerisinde Ankara'da Genelkurmayda, Jandarma Genel Komutanlığı'a eee ve yurt dışında Birleşmiş Milletler emrinde görevli olan yüksek rütbeli eee General Amiral ve albay yarbay rütbesi. Yani sadece bu kategoride 140 küsur tane subay hakkında dosya hazırladık savcılık üzeri ve bunların eee gözaltına alınması için yazılar yazıldı eee Cumhuriyet Başsavcılığı üzerinden. Tabii bunlara maalesef bunu biliyorsun daha önce eee şeyde Kilise verdiğim konferansta da anlatmıştım. Eee Mustafa hocam da evsitliği yaptıydı. eee hatırlar. Eee bizim gönderdiğimiz 78 tane eee yazının eee 73'üne cevap dahi verilmedi. Sadece 5 tanesine safsaklamalı cevap verildi. Çünkü yazdıklarımız eee FETÖ'nün oradaki eee yani Mossat'ın başındaki adam gibi FETÖ'nün oradaki adamların eline gidiyor. Böyle bir garabet durumu vardı. Ama neticede yazdığımız kişiler sadece İzmir mahreşli 140 tane subay ve bunlar hakkında daralan bir tehlike. O gelen beş tanesinde de bize işte efendim şu anda Çukur Hendek operasyonları yapılıyor. Bu operasyon sürecinde bunlar gözaltına alınırsa askerin moral motivasyonunu olumsuz etkiler falan diyordu. Halbuki çukur operasyonlarında, hendek operasyonlarında polis de operasyonlardaydı. Eee, dünya kadar şehit verdik orada. Ama biz o dönemde polislerle ilgili de gözaltına alıyorduk. Moralse bizim de moralimiz söz konusuydu. Ama bunu kurgulayan yine oradaki FETÖcü yapılanma. Netice itibariyle bizim bu operasyon eee hazırlığımız ve onun gürültüsü, sesi bir taraftan da 2016'da eee hükümetin eee 600 civarında eee Karadeniz, Hava ve Sahil güvenlikte jandarma da dahil olmak üzere eee subayın eee emekli edileceği, tasfiye edileceği şeklinde bir hazırlık nedeniyle bizim bu operasyon da dahil yani tek başına mutlaka o etkendir diyemem ama çok önemli bir etken olduğunu biliyoruz. Bu e 15 Temmuz sürecinin öne çekilmesini eee hızlandırdı. Neye yaradı bu? Hızlandırdı. Eli ayağına, elleri ayaklarına dolaştı. Yani ben hep şunu söyledim. Dinleyenler de bilsin diye söylüyorum. Yani eğer 15 Temmuz tabii orada bir başka daha ayrıntı var. Biliyorsunuz medyaya da yansıdı. İşte eee bir ihbar geliyor. Eee hava birliklerinde bir hareketlilik var diye o zamanki Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Paşa'yı Genelkurmay Başkanı Ankara'ya çağırıyor. Salih Seki Paşa da e İzmir'de o gün. Salih Paşa Ankara'ya gidiyor. Giderken yanında darbenin bir numarası olarak daha sonra tutuklanan eee Akın Paşa da onunla beraber gidiyor. Akın Paşa o zaman eee şura üyesi Orgeneral Eski Hava Kuvvetleri Komutanı Ankara'ya gidiyor aynı uçakla. Ama eee o darbe yapmaya gidiyor. Öteki de darbeyi araştırmaya gidiyor. Böyle bir garabet yani. Neticede eee bu araştırma üzerine bir panik oluşuyor. Ama bir tespit yapamıyorlar. Bunun üzerine eee Genelkurmay hava eee birliklerinin eee indirilmesi yani sürekli havada eee devriye eee görevi yapan eee onlarca uçağımız var. 24 saat boyunca devreye görevi yapıyor, uçuş yapıyor. Bunların indirilmesi talimatını verince ya ne oluyor? eee bir şey mi var diye bir panik havası oluşuyor ve bunun üzerine gece normalde 15 Temmuz'u 16'ya bağlayan Temmuz gece 3'te yapılması planlanan darbe bu panik nedeniyle akşam saatlerinde eee erkene çekiliyor. Erkene çekilince işin en eee tökezleme boyutu orada oluyor. Ben bunu mesela hep şöyle anlattım. eee, bilmeyenler için de, e, sadece kafalarında tasavvur etsinler diye söylüyorum. 12 Eylül'ü yaşayanlar bilir. 12 Eylül'de gene bir cuma günüydü. Eee, sabaha karşı tanklar, tüfekler meydanları tuttu. İnsanlar kalktı, baktılar ki her tarafta askerler, paletler, zincirler falan filan. Ne oluyoruz dediler. Asker gelmiş darbe yapmış dendi. Ama o zaman şöyle dendi. Eee hoş gelmiş, safa gelmişler. Zaten bekliyorduk onları. Çünkü o zamanki şartlarda gerçekten öyle bir olgunlaştırılmıştı ki askere nerede kaldınız diyordu toplum. Yani öyle bir hava verilmişti. Çaresiz yönetilemez bir Türkiye eee güvenlik yönünden dip yapmış insanlar evden çıkıp akşam eve geleceğinin garantisi yok. Ve insanlar o zaman şunu diyor ya günde bir öğün yemek yiyeyim de sabah evden çıkıp akşama eve dönme ihtimalim yüksek olsun. O günkü şartlar oydu. Ama 15 Temmuz 2016'da öyle bir şey yok. Yönetilemez bir Türkiye yok. İstikrarsız bir Türkiye yok. Şu andakinden çok çok daha düzgün. ekonomisi düzgün, alsayışı düzgün falan yani her yönüyle eee işleri tıkır tıkırında işleyen bir ülke. E şimdi sabahın 3'ünde asker planladığı şekilde 15 Temmuz 16'ya bağlayan gece eee sokakları tuttu. Sabah insanlar kalktılar bir baktılar ki meydanlarda askerler, tanklar, tüfekler. O zaman 12 Eylül'de telefon, melefon, cep telefonları yoktu. Herkes birbirini aradı, sordu. Ne iştir bu? darbe varmış. İnsanlar televizyonlarını açtılar. Bir baktılar ki yani bu varsayımı söylüyorum. Televizyonlarda Cumhurbaşkanı derdest edilmiş. Yaralı veya ölü bilmiyoruz. Çünkü o zaman Marmaris'ten almaya gittiler onu. Bizim oradan İzmir'den. O da ayrı bir konu. Benim o kitapta da ondan bahsedeceğim. Konferanslarımda da belirttiydim. onu almaya tane helikopter gidiyor e şeyden eee Skorski İzmir Çeğiden'den kalkıyor. eee cumhurbaşkanını derdest etmek için 53.000 adet mermiyle gidiyorlar. Ne anlamı varsa yani Rizeli olduğu için 53'ten 53.000 mi koymuşlar? Her neyse. 3 tane Sorski'ye 53.000 eee mermi ve eee 38 veya 37 tane özel komando eee ile eee bir operasyona gidiliyor. Cumhurbaşkanını alacakta. Sabah insanlar televizyonu açtı. Cumhurbaşkanı yaralı eee veya ölü veya kelepçeli başbakan yaralı alınmış, bakanlar alınmış. Böyle bir tablo gördüler. İnsanlar isyanda. Bir de şimdi o dönemde düşünün eee iktidarın %50'lik bir karşılığı var toplumda. Bir de onun karşılığı da var. Toplum böyle eee sevenler sevmeyenler şeklinde bir ayrışması var. Böyle bir tabloda sokağa çıkan insanlar kimin darbeci, kimin darbe karşıtı olduğunu bilmiyor. Polis darbeci midir? Askerin bir kısmı darbeci, bir kısmı değil midir? İnsanlar sokakta gördükleri birbirlerini boğazlayacak. bir boğazlama ve kargaşanın olduğu bir toplum ve her gün ben mesela o gün onu o günlerde hep öyle tanımladım. Her gün onlarca insanın sokak çatışmalarında ölüp yüzlercesinin de kayı kayıp olduğu bilgilerinin paylaşılacağı bir tablo olacaktı ve yönetilemez iç savaşın çıktığı bir ülke. Şimdi bu gece saat 300'te olsa idi efendim eee işte eee halk sokağa çıktı. Evet çıktı. Ama ne zaman çıktı sokağa halk? Halk yatmadan sokağa çıktı. Akşam 9'da tanklar çıktı. Halk da kalktı tankın karşısına çıktı. Gece sabaha karşı olmuş bitmiş her şey kuşatılmış bir darbe sürecinde değil bu olay. Yani planlama kesinlikle düşünülenin dışında seyrettiği için ha burada cumhurbaşkanının elbette tavrı önemli. O da erkenden olmasından kaynaklı o gece Sayın Cumhurbaşkanıyla iki defa telefon görüşmesi yaptık. işte eee Marmaris'ten beni aradı. Eee dedi ki eee İzmir nasıl dedi ben İzmir'e gelecek diye düşündüm. Efendim havaalanı kontrolümüzde dedim. İyi dedi. Eee bizim buraya dedi özel harekat hemen gönderebilir misiniz? Dedim efendim bizim eee helikopterimiz 4 kişi alıyor. Yani bizim küçük helikopter karadan gönderelim. Onların güvenlik falan e böyle tatil işin gittiği için hatırlarsanız biraz yetersizdi. Karadan eee iki tane tim gönderdik. Özel harekat. Bizim özel harekat timleri Marmaris'e girdi. Cumhurbaşkanını almaya giden ü tane helikopterde aynı saatlerde bulunduğu Grand Yazıcı otelinin oraya iniyor ve ilk bizimkilerle çatışmaya giriyorlar ve orada iki tane şehit veriliyor. Bir Muğla polisinden, bir tane de eee Sayın Cumhurbaşkanının korumalarından olan Mehmet diye bir çocuk Allah rahmet etsin. Hülasa böyle bir süreç yaşandı. Sonra Cumhurbaşkanı eee şeye vazgeçmiş herhalde. Sonraki süreç malum işte eee uçak kodunu değiştirerek İstanbul'a gittiler falan filan. Yani İzmir'de biz böyle bir süreci yaşadık ve böyle bir sürecin sonunda da hamdolsun askeri birlikler var. Askeri birliklerdeki her yeri gece kapattık. eee polis araçlarıyla, belediye araçlarıyla, karayolları araçlarıyla giriş çıkışlarını eee hepsinin önünü kestik. Sokağa çıkmak isteyen, darbeye karışacak olan birlikler müdahale edildi, derdest edildi. Hava Kuvvetleri Komutanı Darbe başarılı olsaydı olacak olan Paşa'yı gözaltına aldık. şeyin cumhurbaşkanının yaveri olan Ali Yazıcı Albayı vesaire böyle bir süreci yaşadık. Neticede Allah ülkemizi korudu. Burada da tabii devletin ve milletin Topyek'in bir dürüşü önemliydi. Fakat erkene alınmasının sağladığı büyük bir avantajdı. Bu da bizim dışımızda gelişti. erken olması ne devletin ne güvenliğin hiçbir inisiyatifi olan konu değil. Tamamen spontane olarak zorunlu değişen bir süreçti. Bu şu demek değil. Yani FETÖ bitti artık ülkemiz refaha felaha erdi. Erecek. Yok öyle bir şey. FETÖ gider başkası gelir. Bugün PKK gider yarın yerine. Şimdi böyle bahar havaları esiyor. Güzel bir şey tabii. Terörsüz Türkiye herkesin isteyeceği, arzulayacağı bir şey. Buna hiç kimse itiraz edemez. Ama neticede teröristüz Türkiye'yi hiçbir zaman bırakmazlar. Kimler? Türkiye'nin bu bölgede güçlü durmasını istemeyen başta İsrail, Amerika ve Avrupa'daki işte yıllar yılı Ortadoğu'yu karıştıran bütün projelere öncülük eden İngiltere olmak üzere dolayısıyla hiçbir şekilde rehavet bizim yanımıza yaklaşmaması lazım. Herkes dikkatli olacak, duyarlı olacak. Geçmişten ders çıkaracağız. Hani şairin dediği gibi hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi? Biz genelde balık hafızalı bir toplumuz. Bu bir gerçek. Çok çabuk unutuyoruz. Yani 12 Eylül'ü unuttuk farklı boyutuyla. 15 Temmuz'u canlı tutmaya çalışıyoruz ama hele üzerinden bir 10 yıl geçsin. Daha şu anda 8 7 yıllık bir seneyi devriyesi var. bir 10 yıl geçsin. Ondan sonra biz onu da şey yaparız. Bu bakımdan toplumun zinde olması, duyarlı olması, milli değerlerine sahip çıkması, toplumsal reflekslerini çok iyi koruması, dayanışma içinde olması ve bizim her zamankinden daha çok birliğe ihtiyacımız olduğumuz bir dönemde ayrıştırıcı dilden, iktidarın da muhalefetinde, bu çok önemli ayrıştırıcı dilden uzak durulması. yarın Allah vermesin bir savaş ortamı olsa yani kalkıp da birileriyle savaşmak yerine arkamızdan birilerinin acaba işimizden olacak ihanetini düşünecek bir toplum durumuna düşmememiz lazım. Bu da bizim toplum açısından çok önemli değerlerimizden ve reflekslerimizdan birisidir diye düşünüyorum. Eyvallah.
Abi e 3 saati 3 saat 5 dakika yani tarihi bir program oldu. Dostlar da sağ olsun gecenin bu ilerleyen saatine. Herkes uyudu galiba demek ki ben takip edemiyorum ama izleyen izleyen var mı bizi? Yok yok yorumlar yorumlar habered yoksa yoksa Necip Fazıl'ın dediği gibi sen ve ben ikimiz kaldık divanesi Allah yolunun dediği gibi biz sadece ikimiz değiliz değil mi? Yok yok hiç ilk defa katılan dostlar da var bu saate kadar büyük bir dikkatle takip eden dostlar var. Çok değerli bilgiler aldık diyor. Dostlar İsmail Bay inşallah yormamışızdır dinleyelim. Mustafa Turan Bey, Sevilay Erd hanımefendi, Muzaffer Bey Aysel Hanım, Leyla Özkan Hanımefendi, efendim Tovga Bey, Arif Bey tabii Yetkin hocam özellikle birtım değerlendirmeleri yani bu tür tavrın sizin işte o örnek olabilecek ön plana çıkarılmı gerektiğinde vatanları için canını veriyorsa bürokratlar da makamlarını kaybetmek pahasına da hakikati ifade etmeli ve mücadeleyi vermeli. Ve Celal Bey'in bu akşamki bu açıklamaları aslında ne kadar ümitvar olmamız gerekliliğinin de veya hassas olmamızın da bir ifadesidir diyor. çok isabetli bir program oldu, çok zevkli bir program oldu diye dostların bir aile yorumları var. eee, ve yine kıymetli şairimiz Eyüp Eyüp Azlal Bey. Genelde hep yorumları bütün okurdum ama bu akşam yorumlarda zaten birçoğunu kaybettik. Onun için dostlar bizi anlamışlardır diye umit ediyorum. Genel müdürümüzden Allah razı olsun. Genel müdürümüz ve arkadaşları olmasaydı halimiz yaman olurdu. O tarihte Tahran'daydık. Darbe girişimini İran medyasına bir hafta boyunca anlattık diyor. Ve siz uyudular mı deyince yine kıymetli yazarımız Rukya Hanım uyumadık bu sohbet sasında uyunur mu diyor. haklarını helal etsinler. Uyk uykularından çaldık. Evet, yorumu kapatmıştım ama Celal Bey son anda çok önemli mesajlar verdi. İsmail Bayrak der ki, "Kayıt tarih hafıza." der. Evet. Ve dolayısıyla hatta bizim benim yine kadim dostum Mustafa Toğan bak Mersin'den diyor abi devam. Diyor Mustafacığım bu devamı senden her hafta bekliyoruz. Bu hafta devamlı olmuyor bu. Tüm programlara devam. Hasa ben katılan, yorum yapan yarınlarda nedir o programı izleyecek olanlar için de son derece kıymetli olduğunu düşünüyorum. Tabii Twitter'da yapılan yorumlar var. WhatsApp'ıma gelen yorumlar var. Müthiş yayın. İki değerli büyüğümüze selam saygı iletiyoruz. ve genel müdürümüz Türkiye çok önemli değerler kattı. yüreğinize sağlık, ömürlerinize bereket diye yorumlarını ifade edeyim. Ben, oldukça kendi adıma, din izleyenler adına bütün programın, 216 programın nabzını, öncesini, sonrasını ve esnasında gözetleyen biri olarak çok kıymetli bir program olduğunu birtım sıkıntıları Evet. Bu ülkeyi, bu vatanı, bu milleti seven insanlar dertleriyle dertlenenlerdir. ağrı acı da gelse hakikatleri hakiki ve sahici, samimi bir dille ortaya koyanlardır. Dolayısıyla Celal Uzunaya'nın devletine, milletine sadakati ce malumdur. Ve biz böyle bir abeye sahip olmaktan her birimizde gerek abi üç dönem vekilliği öncesi sonrası ve gerek rabbimizin lütfuyla Türkiye'nin önemli kurumlarında üst düzey yöneticilik yani Türkiye'nin en hassas konularından biri de iş sağlığı ve güvenliği gibi elhamdülillah orada 3 yıla yakın önemli görevleri yerine getirme imkanı bulduk. Dünyanın en önemli meselesi her zaman istihdam, istihdam etme imkanları bulduk. Dolayısıyla bu imkanları hizmet imkanlarını lütfeden elbette Cenabı Hak'a ama bu imkanları, bu hizmeti yapabilme fırsatını her birimize de tanıyan devlet büyüklerimize şükranlarımızı ifade ediyor. Ama bu şükranlarımızı ifademiz yine dostluğumuzun, devlete ve millete sadakatimizin gereği de yanlış gördüklerimizi ifade etmenin gerekliliğidir. Biz biliyoruz ki zalim de olsa, mazlum da olsa kardeşine yardım ediniz diyor efendimiz. Asıl yanlış yapan kardeşe yardım ederek onu yanlıştan alıkoymak son derece önemli. Bunlar kasıtlı olabilir. bilgi dışında olabilir, kolaylıklar olabilir. Bizim duruşumuz hep böyle olmuştu. Ben, açıkçası keyif aldım. Umit ederim ki herhalde verilmesi gereken mesajları da belli bir önemde yani 3 saatlik programda hiçbir konuda tekrara düşmemeye çalıştık. Tekrara düşemedik çünkü hiç değinilmeyen konular da var. Son cümlelerle abi bitirmiş olalım. Son mesaj sizin olsun.
Sağ ol kardeşim. öncelikle tekrar böyle bir programla dostlarla bizi buluşturma düşüncelerimizi gerek teşkilatımızla ilgili, gerek güvenlikle ilgili, gerek Türkiye'nin içerisinde bulunduğu birtım sarmallarla, bekleyen tehlikelerle ilgili uyarı ve hatırlatma imkanları sağlamış olmanızla gerekse şiirle şöyle ya da böyle köşesinden bucağından gönlümüzü işte okşayacak, ruhumuza hitap edecek. Ve kendilerini rahmetle andığımız büyük şairlerimizi, ve onların şiirlerini paylaşma imkanı bulduğumuz için de ayrıca teşekkür ediyorum. Ben tabii saate hiç bakmadığım için telefondan genelde kullanıyordum. 3 saat 5 dakikayı duyunca gerçekten klasik bir uzun kaya programı olmuş. Şimdi double double uzun kaya oluyor. Tabii bir tane uzun kaya olunca daha zaten süre aşılıyor da. Mesela bir de düşün ki sen Musa Uzunkaya'yı da abimi de alsaydın üçlü programa muhtemelen sabah 4'e kadar devam ederdi. Yani Allah korumuş izleyenleri. Bu saate kadar bu saate kadar kalıp bizi izleyenlere hem teşekkür ediyorum hem haklarını helal etsinler. uykularından çalmış olduk ama umarım faydalı olmuşuzdur. Herkese selam, sevgi ve muhabbetlerimi iletiyorum. Allah rahatlık versin. Allah'a emanet olun.
Biz de çok teşekkür ediyoruz. Şimdi evet, mükemmel yayın oldu. Ellerinize, dillerinize sağlık diyor. Dostlar yazıyor. İki değerli kardeşlerin programı çok ilginç, dolu dolu oldu." diyor. Ve bazı dostlar, "Bırakın ben şimdi bazen bizim dostlar var programın başlangıcında programa katılıyorlar. Biraz bulunuyorlar. İşte sayın genel müdürüm hayırlı yayınlar, başarılar diliyorum. Tabii dost olanlara bazen diyorum böyle yayının başında selam verip ayrılıp gitmekle olmuyor. Sonda var mısınız diye. Şimdi bizim burada yorum eden dostlar sonda da var olduklarını var olmak şöyle kalsın. Lütfen tekrarını yakalım. Çok önemli konulara vakıf olduk sayenizde. Ve bu görüşe habire katkı sunanlar var. Çok teşekkür ediyoruz. Dolu dolu doya doya dinledik ve daima var olun diyor dostlarımız. Evet dostlar, biz de sizlerle var olmaya asl olan gök kubbede hoş ve sala bırakmaksa bütün gayret bunun içindir. Biz bu gayretlerimizi, çabalarımızı gerek abeyim, gerek bizler ve gerek bu vatanın ve milletin sadakatle görevini yerine getirenler gayretlerinin karşılığını kullardan beklemedikleri için hiçbir hayal kırıklıkları olmamıştır. Devetlerimizin karşılığını hiçbir şey ihmal etmeyen, insanların kalplerinde gizlediklerini de aşikar ettiklerini de bilen ve yine peygamberlerin ifadesiyle in ecri illa alallah ecririmiz ancak Allah'a aittir diyenler milletin takdirini duasını bekleyenlerin asla yorulması söz konusu değildir. Celal Uzunkaya sadece genel müdür olarak 50 yıllık hizmet hayatında değil. Bugün de birçok meslektaşının o günde bugün de bizim meselelerimiz ilk defa bu denli ortaya kondu dendiği noktada umut ediyoruz. Rabbim ona hayırlı uzun ömürler versin. O büyük birikimi yazılı olarak meslektaşlarına ve yine bana göre orada özellikle hatıratlarda en önemli olan şuradan şuraya gittim, buradan buraya gittiğimden ziyade az önce de ele aldığımız örneklerde olduğu gibi evet zorluk ve bizim umutsuzluğa değil umutlarımızı da ziyadesiyle artırabilecek örneklerin ortaya konabilmesidir. İnşallah bunu da yakında gerçekleştireceğine inanıyorum. Değerli dostlar, önümüzdeki hafta yine çok önemli bir kıymetli konuğum benim çok değer verdiğim, abimin de yakınen tanıdığı aslında bir televizyoncu, medyacı yani işte Kanal 7, Ülke TV gibi televizyonlar, yayın organları içerisinde olmasına rağmen hiç ekranda görülmeyen Mustafa abi, Mustafa Çelik şair, yazar dergici medyanın içerisinde ben ona programı teklif ettiğimde Cafer senin en televizyon Tevyonda gördün mü? Hiç konuşuyor muyum? Düşün herkesi konuşturan bir adam ama ekranlarda bir görüntüsü yok. Abi işte nedir? televizyonda konuşmamana rağmen bizimle beraber olmalısın ki anlamı olsun diye ısrar ettiğimiz sağ olsun o da bizi kırmadı ve inşallah hakikaten bir mücadelenin içerisinden gelen duruşu olan kalemi güçlü ve yine müjde olarak da aldık. Yani yıllar öncesi basılan bir şiir kitabı vardı. Şu anda 2iü şiir kitabı baskıya hazır hale gelme aşamasında. Dolayısıyla önümüzdeki hafta cumartesi akşamı Mustafa Çelik abi canlı yayın konuğumuz olacak. Bütün dostlara sağlık, sıhat, afiyet diliyoruz. Biz karkış gece gündüz demeden 5 yıldır herhalde bir sosyal medyada YouTube'da bir rekordur. İşte abimin başlangıçta ifade ettiği gibi o, Necip Fazlı'nın ifadesiyle tohum saç bitmezse toprak utansın. Biz hiç hayatımızda görmedik. Hiç saçtığımız hiçbir tohum bitmemezlik yapmadı. Yeter ki iyilikle ve güzellikle bu tohumlar saçılsın. onun için inşallah önümüzdeki hafta kıymetli bir konuğumuzla tekrar sizlerle birlikte olacağız. Tüm dostlara kalbi selam ve muhabbetlerimizi iletiyoruz. Bu gece programdan haberdar olan dostlara da tavsiyemiz şudur. 70, 80, 90 programlarda programımıza katılan birtım dostların da zaman içerisinde açıkçası programı, geçmiş programları da izlediklerine şahit olduk. Tavsiyem odur ki YouTube'dan düzenli olarak geçmiş konuklarla ilgili yaptığımız programları da takip etmeleridir. Bu duygu düşüncelerle hepinizi Allah'a emanet ediyorum. Geceniz hayırlı olsun.