📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Kur'an'da Salat Kavramı Nasıl Anlatılıyor? Prof. Dr. Muhammed Nur Doğan #namaz #salat #kuran #dini

Prof. Dr. Muhammet Nur Doğan45:31

Transcription

Zira namaz günlük bir ibadettir. Ona göre salat ise namazı da içine alan geniş bir anlam ağına sahiptir ve genel olarak varlığa yüklenen görevi, sorumluluğu ifade etmektedir. Kalplerinin derinliklerinden ona iman ederler. Köklü bir şekilde iman edenler anlamındadır. Kıraat kelimesi kökünden türemiş olmak itibariyle kıraatte de okumaktan çok araştırıp inceleme anlamı vardır. Peygamberimiz de marufu emretmen salat, münkerden sakındırman salat, zayıf birinin yükünü kaldırman salat. Nebiye destek olurlar, kuvvet verirler. Ona yardım ederler. Ey müminler, siz de ona yardımcı olun. Siz de ona destek olun. Salat kavramının üst çatı anlamı görev sorumluluktur. Salat kavramının bütün anlamlarını görev sorumluluk şeklindeki çatı anlamının altında toplamak mümkündür.

Değerli arkadaşlar, eee, bugün Kur'an'da salat kavramı üzerinde, eee, bir, eee, konuşma yapmak üzere davet edildim. Mesele doğruları paylaşabilmek, aklımızı kullanmaya özen göstermek. Yani akıl ne? Esas itibariyle akıl doğruya götüren düşünce demektir. Yani bu bir yetenek ama bu yeteneği yani düşünme yeteneği akıl anlamına tam gelmiyor. Düşünme yeteneğini eğer doğru bir şekilde kullanırsak o zaman akıl sahibi olmuş oluruz. Çünkü bu akıl sahipleri de Kur'an'da inananlar olarak tanımlanıyor. Yani akıl sahipleri müminlerdir. Müminler de akıl sahibi insanlardır. Çünkü inanmak amentü diyoruz. İnandım. Ament eee kelimesinin kökeni emin olmaktır. Emine emin oldu. Emin olmak ise bilmeyi gerektirir. İnsan bilmediğinden emin olmaz. Olamaz. O halde biz inanacağımız şeylerle ilgili doğru bilgi sahibi isek bu gerçek ve geçerli bir iman oluşturacaktır. Yok babamızdan, dedemizden aldığımız kılade, taklit. Kade boyun gerdanlık demektir. Babanızdan aldığınız, annenizden aldığınız gerdanlığı boynunuza takıyorsunuz. Atalarınızın inandığı şeyleri sorgulamadan boynunuza takıyorsunuz. Bu taklittir. Ama gerçek iman ise araştırıcı aydının, münevverin imanıdır. Tahkik yani eee gerçekleştirme, doğrulama, tespit. Eee, o sebeple aslında, eee, İslam olmak, mümin olmak, Allah'ın kendi ruhundan üflediği Ademoğlunun onun sıfatlarından kendisine bahşedilmiş olan en önemli sıfatı hüküm verme yani düşünme ve aklını kullanma sıfatını eee, kendisine bahşedildikten Sonra Allah Teala bu sıfatıyla bizi yeryüzünde halife nazbetmiş. Bu halife Allah'ın yeryüzündeki tasarruflarını bir anlamda halifesi olarak neden akıl sayesinde görme, işitme, düşünme, hüküm verme, kudret, irade gibi. Dolayısıyla insana Allah bu sıfattan bahşetmiş ve bizi irademizi kendimizin oluşturduğu bir kuvvete, bir kuvvye eee sahip kılmıştır. Dolayısıyla eee bu bizi özgür iradesini kullanan ve kendi iradesini yani nasıl iradeyi kullanıyorsunuz? İrade istemek demektir. E insan nasıl ister? Akli kuvvetlerini, düşünce kuvvetlerini, düşünce melekesini çalıştırarak imal eder. İradesini imal eder. İrade istemek demek, tercih etmek demek.

Evet. Şimdi eee salat kavramıyla ilgili biz burada asla efendim salat namaz kılalım mı kılmayalım mı işte namaz kılınmasın falan diye bir şey söylemiyorum. Ben böyle bir şeyi asla eee gündeme getirmek istemem. Eee bunu sosyal medyada veya değişik eee ortamlarda sürekli bir şekilde eee salat namazın bir tapınma ritüeli olduğunu ifade ederek yani bundan Müslümanları vazgeçirtmeye çalışan bazı arkadaşlar var. İyi niyetlilerdi. Ama eee onun yerine yani ben salat kavramını bütün meallerde yani baştan sona kadar namaz, namaz, namaz, namaz sürekli namaz. İşte bu birikimle Kur'an'a bakıldığı zaman, Kur'an'ın kelime ve kavramlarına bakıldığı zaman bu tabii ki bir eee tefsir değildir. Bizim, benim yapmak istediğim şey asla tefsir değildir. Yorum değildir. Eee bir metin şerhi çabasıdır. Şimdi buradan kalkarak salat kelimesini de eee önce etimolojik olarak bir eee değerlendirmeye çalışalım. Şimdi kamusul muhit en önemli Arapça eee sözlüklerden bir tanesinde salat kelimesi bakın şöyle anlamlandırılıyor. İnsanın sırtının vasatına, ortasına derler. Şu sırtın ortasında bele yakın yahut eee çarpağın, dört ayaklı hayvanların vasatı zahrına denir. Yani sırtının ortasına denir. Arka kısmına yahut çarpağanın uyruklarından aşağı aşağıya inen yere denir ki yancık tabir edilir. Yani atın kalçası gibi bir şey demek bu. Yahut eee şeyiyle eee arkasıyla, dübürüyle kuyruğu aralığına denir ki kuskun yeri olacaktır. Yahut kuyruğun sağı ve sol taraflarının her birine denir. Şimdi essalat bazılarının indinde musalli dedikleri ikinci koşu atına teşbih olunmuştur. Yani koşuda şimdi salv kelimesi atın eee sağrısı yani kalçası demek. Eee bu işte dedik ya şimdi kalça anlamına geliyor ama eee bu eee metin içerisinde kullanıldığı zaman etrafında bir nüans, bir anlam halkası oluşuyor. Nedir bu? Bu da yarış anlamı. Şimdi at yarışlarında arkadan gelen atın burnu önden giden atın sağrısına yani kalçasına yakın girdiği için, yürüdüğü için, koştuğu için arkadan gelen ata musalli deniyor. Tasliyet koşu atlarının birisi en ileride gelen atın ardında gelmek manasındadır ki başı güya ki onun sala dedikleri mevziine gelir denilmiştir. Salalt mücella ve musaykal ve abdar olan işlek zağlı yağlı kılıca denir. Halt aynı zamanda parlak, bilenmiş eee kılıca denir ve umur ve mesalihte eee bu savaşta çaba gösterirken kılıç gibi işlek, ikdamlı, sebatla çalışan, girişimci, nafiz, işleyen, etkileyici, becerikli, mahir ve kargüzar adama ılak oluyor. Demek ki salt salattan eee türemiştir. Kılıç gibi savaşa sebatla çalışan girişimci, üretici, nafis, işlerinde eee etkili işler yapan, becerikli ve iş bilir adama adam için kullanılır. insilat yürümekte ya seyirtmekte yürümek ve koşmakta diğerlerine diğerlerini geçen ve onları arkasında bırakmak manasındadır. Yani burada da görüldüğü gibi bir yoğun çaba eee yürümek, seyirtmek, koşturmak ve birilerini geçmek yarış. Yani herhangi bir meselede yoğun çaba içerisine girmek de bu anlama geliyor. Hatta yusallun kelimesinde çok ilginç. Ateşle pençeleşmek manası var. Ateşle bir nevi ki ateş tabii burada eee manevi anlamda daha doğrusu mücerret anlamda eee her türlü tehlike, her türlü fitne, fesat anlamında bunlarla pençeleşmek, savaşmak.

Daha enteresan bir şey salat kavramının semantik analizi diye Cahit Karap isimli bir ilahiyatçının bakın hadislerde salat kavramı ile ilgili bir bölüm aldım buraya. Şimdi diyor ki İbnü'l Esir salat kavramının hadislerde daha çok namaz anlamında kullanıldığını belirtir. Bunun yanı sıra salat kavramının hadislerde yer yer sözlük anlamı ile de kullanıldığı görülmektedir. Hadisler incelendiğinde salat kavramının namaz ibadeti dışında yerine göre dua, istiğfar, rahmet, mağfiret, bereket, destek ve ibadet gibi anlamlarıyla öne çıktığı anlaşılmaktadır. Salat kavramının hadislerde namaz ibadeti dışındaki kullanımlarına şu hadisler örnek verilebilir. Bakın Abdullah bin Ebi Evimize sadakalar getirdiğinde peygamberimiz Allah'ım filancanın ailesine salatta bulun şeklinde dua ederdi. Ona babam geldi. Hazreti peygamber ey Allah'ım Ebi Evfa'nın ailesine salli salatta bulun. Şeklinde dua etti. Bu hadiste salat kavramı rahmet, bereket, mağfiret, destek, yardım anlamlarında kullanılmıştır. Salat kavramı bazı hadislerde namazdan daha geniş anlamda kullanılmıştır. Aslında salat hadislerde namaz anlamında hiç kullanılmamıştır. Çünkü hani en eee çok bilinen eee namaz dinin direğidir. Eee, salat imadüddin hadisi. Orada bile salat. Evet. Salat gerçekten çaba, yoğun mücadele, dinin dileğidir. Namazı nereden çıkarttınız? Yani orada peygamberin eğer gerçekten o hadis ise bizim için önemli olan şu. Yani hani birileri şimdi diyebilir ki, "E siz hadisleri dinin kaynağı olarak almıyorsunuz. Şimdi burada kullanıyorsunuz. Biz burada dini dine bir hükmü eee ortaya koyması açısından hadise müracaat etmiyoruz. Yani bir kelimenin o dönemde nasıl kullanıldığı, hangi anlamda kullanıldığına dair bir eee kaynak olarak nitekim eee cahiliye şiirinden de olaya bakıldığında cahiliye şiirinden bile yani asrı saadetten önceki dönemlerde eee bu kelimelerin, kavramların nasıl kullanıldığına dair cahiliye şiirinden de elbette ki bilgi ve eee şahitlik şahit başvurmak mümkündür. Eee, Peygamberimiz her Müslümana her gün salat etme sorumluluğu vardır. İşte vec. Şimdi bakın hadiste de enteresan. Her gün salat etme sorumluluğu vardır. Bu da ayette de salatı eee ikame edin güneşin doğuşundan batışına kadar. Ve sonra da Kur'anel feesi kıraat kelimesi kökünden türemiş olmak itibariyle kıraatte de okumaktan çok araştırıp inceleme anlamı vardır. Nitekim ilk ayet ikra bismi rabbikellezi halak. Allah'ın adıyla oku değil Allah'ın adıyla onun ayetlerini eee araştır ve incele. Daha sonra arkasından elemleşahle leke sadrek. Biz senin sadrı, kalbini, aklını, ufkunu genişletmedik mi? Cahiliyenin o dar kalıplarına hapsolmuş zihniyet dünyanı, düşünce dünyanı genişlettik ve Allah'ın ayetlerinin çerçevesinde senin ufkunu açtık. Şimdi burada salatı kastederek eee bu hadis bize ne kadar da ağır bir şey getirdin dedi. Bir adam gelip peygamberimiz de marufu emretmen salat, münkerden sakındırman salat. Zayıf birinin yükünü kaldırman salat. Yolda eziyet veren bir şeyi kaldırman salat. salata her adımın senin için salattır. Salat salat da buradaki salat da herhalde yani mescitlerde yapılan İslami faaliyet o tevhidi eee devrimci faaliyetin yönetildiği merkezlerde yapılan faaliyetler salat. Bu anlamda başka bir hadiste de mümin şahsın her ameli salattır. Bu hadislerde salat kavramı daha geniş anlamda kullanılmış ve her türlü hayırlı amele salat denmiştir. Ebu Hatem Errazi ve Firuz Abadi bu hadislerde geçen salat ifadelerini istiğfar anlamında almış ve istiğfar kısmında bu hadisleri zikretmişlerdir. Daha sonra sahabeler aşağıdaki hadiste geldiği gibi salat kavramını ikinci gelme ardından gelme anlamında kullanmışlardır. Resulullah öncü oldu. Sonra ona Ebubekir izledi. İşte musalli kelimesini burada kullanıyorlar. İkinci oldu. Ondan sonra Ömer üçüncü oldu. Daha sonra da Allah'ın irade ettiği fitne bizlere isabet etti. Bu hadisin şerhinde salla kelimesine tabi olmak, ulaşmak, eee ve katılmak anlamı verilmiştir.

Şimdi evet salat kavramının lügat anlamlarını şey yapıyor. E bu arkadaş eee sırtın ortası kuyruk sokumu, uylukların hareketi. Salat kavramının türediği sala kökeninin insan ve dört ayaklı hayvanlar için sırtın ortası anlamında kullanıldığı ve doğum yapan her dişi için sırtı beli gevşedi, genişledi denildiği salaha kullanılmıştır. İbn Dureyt sala kelimesi için kuyruk sokumunun bulunduğu insanın en son çürüyen kemiği ifadesini kullanır ve delil olarak şu beyti zikreder. Mızrağı sırtında parlar bir halde bıraktım. Mızrağın ucu kartalın gagası gibidir. Burada da salla kelimesini eee kullanıyor. Sonra iz sürmek, takip etmek. Uyluk kemiğini ifade eden sala kelimesinden türetilen musalli kelimesine yarışta birinci gelen atı izleyen birinci atın izini takip eden ikinci gelen birinci atın uyuk hizasında duran ikinci at yarışta ikinci sıradaki atın başının birinci gelen atın uyluğunun hizasında olmasından dolayı ikinci ata müsalli denildiği gibi biraz önce ifade etmiştim. Bu e akademisyen de bunları almış. Arapların birinci gelen ata feresül musalli ikinci gelen ata pardon feresül mukaddem öbürüne ikinci gelen ata ise feres fer feresül musalli dediklerini ifade eder. Öndekinin fiillerine uyana ardından gidip onu takip edene musalli denir. Dolayısıyla öndekinin uyluğunun hizasında durduğu için namaz kılan kişiye de işte musalli denildiği ifade edilmiştir. Bu bir yorumdur bana göre. Efendim, evet, farklı şairlere ait aşağıdaki beyitlerde de musalli kelimesi ikincilik, ardından gitme anlamları kastedilmiştir. Eee, musalli kelimesinin Arap dilindeki ardından gitmek, takip etmek, izlemek temel anlamına bakarak Ragıb el İsfahani 43. ayetinde müddessir suretindeki musallin musallinden değildik ifadesine peygambere uyanlardan değildik anlamını vermiştir. Hep ne denir? Biz namaz kılanlardan değildik. Ragı Üslani çok önemli bir lügatçıdır. Elmüfredat kitabı son derece önemli. eee İslam kültür tarihinde önemli bir eee semantik eee ustasıdır. Salat anlamının eee kavramının din anlamına geldiği şeklindeki görüş Ata ve Hasan El Basri'ye dayandırılmıştır. Din anlamında ki ben de onu benim İslamı Kur'an'dan okumak kitabında ve özellikle eee Kur'an'ın din dediği kitabında bir bölüm var. Orada salat eee ile din eee müteradif kavramlardır. Çünkü eee bir ayette salatı ikame ettiğiniz zaman onlar sizinle alay ederler diyor. Aynı şekilde siz dine çağırdığınız zaman onlar sizinle alay ederler anlamında. Dolayısıyla burada eee din ile salat birbirleriyle eş anlamlı olarak kullanılmış. Şimdi şöyle bir şey daha var. Yani her edebi eserde, her şairde bir tasarruf eee özelliği vardır. Şimdi bazen bakarsınız mesela Şeyh Galib'in filanca beytinde bir kelime var. Hiçbir lügatta o beyit içerisinde kullanıldığı anlamıyla o kelimeyiin karşılığını bulmak mümkün değil. O şair artık o kelimeye kendinden özel bir anlam vermiştir. Kur'an'da da bu çok fazlasıyla mevcut. Yani Arapça sözlüklerde eee bulunmayan ancak eee o sözcüğü, o kavramı ve kelimeyi bütün Kur'an'ın semantik dünyası içerisinde, anlam dünyası içerisinde dikkatli bir gözle, tahlili bir gözle eee araştıracak olursanız anlıyorsunuz ki burada Cenabı Hak bu kelimeye eee özel bir anlam yüklemiştir. Şimdi mesela sünnet kelimesi de böyledir. E sünnet kelimesi bakıldığında ben bunu İzsunun kitaplarında gördüm. Eee Toşiku Izussu'nun eee sünnet kelimesi eee esas itibariyle Arab örfü anlatır. Arap cahiliyesinin dini anlamındadır. Kutsal örf. Hatta bu iki şairden örnekler var bende. O beyitler de mevcut notlarımda. Eee, birisinde Arap cahiliye örfü olarak geçiyor. Sünnet, cahiliyenin dini. İkincisinde de çok ilginç eee Beni Ümeyye eee yani Emevilerin kabilesinin örfü manasında kullanılmıştır. Yani daha sonra nitekim Kur'an'ı gölgelemek amacıyla sünnet, icma ve kıyas diye üç kaynak daha yanına ilave edilmek suretiyle Kur'an'ın eee yeganeliğini gölgele bırakmak hatta Kur'an'ı mehcur kılmanın çabasıdır. Bu dolayısıyla ehl sünnet vel cemaat kavramı bile birisinde işte Emevi kabilesinin, kavminin eee örfü din haline getirme eee niyeti açıkça anlaşılıyor. Cemaat kelimesi ise yine bir akademisyenin bir doktora tezinde görmüştüm. eee Muaviye'nin iktidar yıllarına yevmül cemaa deniyor. Yani cemaat yılı. Dolayısıyla Ehl Sünnet vel Cemaat kavramı da doğrudan doğruya Emevi iktidarının kamuoyu, Emevi iktidarının eee dayattığı eee ideolojik karakter olarak ortaya çıkıyor. Eee, kıyas ise zaten kıyası da Cenabı Hak eee müteşabih kavramı içerisinde görülebilir. Ve eee, Ali İmran suresi 7. ayette müteşabih ayetlerin eee müteşabih ayetlerin bile din eee açısından kaynaklık teşkil etmeyeceğini söylüyor. Kalplerinde eğrilik bulunanlar ancak müteşabih ayetlerin tevilini din edinirler diyor. Dolayısıyla icma da eee kıyas da bas bayağı bir eee şeydir. müteşabihtir. Eee, bu tartışmalı eee zan taşıyan birtım eee tevilleri, birtım yorumları getirip dinin kaynağı haline getirmek. Allah'ın dini Allah'a tahsis edin emrine. Yani Kur'an'dan başka herhangi bir kaynağı dinin temeli ittihaz etmeyin emrine aykırı bir şeydir.

Şimdi salat kavramının anlamları arasında yardım, destek kelimelerini de zikretmek gerekiyor. Kavrama bu anlamların ilk defa kendisi tarafından verildiğini ifade edebilir. İbn Kutluboğa daha sonra Ebul Beka ve salat kavramı için yardım destek desteklemek anlamlarını vermiştir ki her cuma okunan şu ayeti hatırlayalım. Innallahe ve melaikhu yü al nebi ya eyyüellezine amenu sallu aleyhi ve sellimu teslima. Şimdi birçok mealde ben baktım bendeki bir program Kur'an programına baktım. Aşağı yukarı hemen hemen bütün meallerde Allah ve melekleri peygamberine salavat getirirler diye çevrilmiş. Salavat getirmek nedir? İşte Allahümme salli ala seyyidina Muhammed demektir. Demek ki o zaman Allah ve melekleri bir araya geliyorlar ve peygambere salatı selam okuyorlar. Allahümme salli alâ. Halbuki burada net bir şekilde şu ifade ediliyor. Allah ve melekleri onun güçleri, yeryüzünün eee Allah'ın emrindeki güçleri, melekleri eee innallahe ve melaikete yell al nebi nebiye destek olurlar, kuvvet verirler. Ona yardım ederler. Ey müminler, siz de ona yardımcı olun. Siz de ona destek olun ve tam bir teslimiyetle ona teslim olun. Sallu aleyhi ve sellimu teslima. Ona tam bir teslimiyetle teslim olun. Yani onun getirdiği Kur'an'a teslim olun ve ona destek olun. Onun mücadelesinden eee arkasında durun. Destek olun. E şimdi bunu söylediğiniz zaman birtım arkadaşlar diyorlar ki tutuyorlar. E hadi şurada destek, burada orada destek, orada nasıl destek ya arkadaş? Destek sadece bir anlamı. Yani bu çok anlamlı bir kavram, bir şemsiye kavramı. Bu şemsiye kavramı eee tek bir anlam içerisine toplamak yanlış olur. Bu kavramın zenginliğini ondan sonra o kavramın içinde geçtiği ayetlerin çok anlam katmanlılığını ortadan kaldırmak olur ki buna hiçbir şekilde eee bizim eee hakkımız yoktur. Yani Allah Teala bize burada şu ayette ne demiş? Bu ayette ne demiş? Bu ayette ne demiş? Şimdi biz bu zenginliği gözden ırak tutarak Allah'ın muradını anlayamayız. O yüzden eee evet burada yardım ve nasır. Şimdi Ahzap 56. ayette ulaşmak, bağı birleştirmek, bir araya getirmek eee şeklinde kullanılıyor. Şimdi Kur'an'ın Arapların günlük dilde kullandıkları birçok kelimeye yeni anlamlar yüklediği ve yeni bir din dili oluşturduğu gözlenmektedir. İşte biraz önce ifade etmeye çalıştığımız gibi. Eee işte dolayısıyla bu salat kelimesi eee cahiliye araplarından sonra ehli kitaptan aldıkları birtım şeylerle eee onda işte bu tapınma ritüeli anlamında eee namaza da isim eee ve kavram olarak kullanılma işiyle karşı karşıya kalıyoruz. Yoksa dediğimiz gibi temel itibariyle salatın içerisinde böyle bir ritüeli eee doğrudan ifade edecek bir ayetin eee bulunmadığını eee rahatlıkla söylemek mümkün.

Şimdi sonuç olarak talat kavramının üst çatı anlamı görev sorumluluktur. Salat kavramının bütün anlamlarını görev sorumluluk şeklindeki çatı anlamının altında toplamak mümkündür. Ayrıca Nur suresi 41. ayetinde de Allah'ın her mahluka yüklediği bir görev ve sorumluluktan bahsediyor. Ve tesbih vallahu alim. Yani görmedin mi gökte ve yerde bulunanların Allah'a tespih ettiklerini ve tayru saffin kuşların saf saf uçan kuşların salatı küllün salat onların hepsi salatlarını ve tesbihlerini bildiler. biliyorlar. Vallahu alim. Allah sizin yaptıklarınızı hakkıyla bilir. Birçok müfessirin salat kavramına namaz üst anlamını verdikleri görülüyor şeye göre. Şeri mana olan namaz. Şimdi şeri mana ne demektir? Şeri mana eee şeriat kelimesinin de eee nasıl daha sonra modern bir şekilde eee dinin bütünlüğünden kopartılmış fıkıh anlamında kullanıldığı gibi işte Kur'ani mana ayrı, şeri mana ayrı. Şeri mana demek insanların oluşturdukları kültür yani din kültürü anlamında. Buradaki namaz ayetlerin birçoğunda öncelikli olarak takdir edilerek anlam sorunları giderilmek istenmiş. Ancak bize göre şeri anlamın öncelenmesi ve üst anlam olarak takdir edilmesi doğru değildir. Zira namaz günlük bir ibadettir. Ona göre salat ise namazı da içine alan geniş bir anlam ağına sahiptir ve genel olarak varlığa yüklenen görevi, sorumluluğu ifade etmektedir. Bu salat kelimesinin içinde geçtiği bazı ayetleri eee okuyup buradan acaba salat ile Allah Teala neyi kastediyor? Ona bir bakmak istiyorum. Şimdi bakın onlar gaybe inanırlar diye çevriliyor ama bu da bana göre yanlış. Onlar gaybe inanırlar değil. Onlar kökten derinlemesine, kalplerinin eee derinliğinden Allah'a iman ederler. Çünkü gabe fiili ağacın kökünün derinlere inmesi anlamına gelir. Yoksa yine bilaybi nasıl gaybe inanabilirsiniz? Gaybe iman olmaz. Şehadete iman olur. Bir şeyi görürsünüz ve ona varlığına iman edersiniz. Görmediğiniz bir şeye iman olamaz. Buradaki ellezine yine bil gayb eee yani kalplerinin derinliklerinden ona iman ederler. Köklü bir şekilde iman ederler anlamındadır. Onların imanı köklüdür. Yüzeysel değil. Onlar akıllarıyla tahkik ederek araştırıcı bir eee aydınlanma ile kalplerinin, ruhlarının, akıllarının eee derinliklerinden Allah'a iman denen olayı gerçekleştirirler. Onlar onlar salatı ikame ederler ve bu yoğun çaba içerisinde gerçekleştirdikleri bu eee salat-ı ikame faaliyetlerinin bir devamı olarak kendilerine yüklenmiş olan arındırıcı mali yükümlülüklerini yerine getirirler. Arındırıcı mali yükümlülüklerini yerine getirmek. İnfak kelimesi işte hep salatın ikamesi ile beraber hiç birbirinden kopmayacak bir şekilde kullanılıyor. Başka bir ayette de ve şimdi yine salatı ikame edin, zekatı veatü zekat verin. Rüku edenlerle yani itaat edenlerle Allah'a boyun eğenlerle eee beraber Allah'a boyun eyin, itaat edin. Sonra bri Bakara 45 vah ve inir illin sabrederek ve salatı ikame ederek yardım dileyin. Vein Allah'a eee sığının ondan yardım dileyin. Dilenin ama nasıl? Sabrederek ve salatı ikame ederek, zekatı vererek. Şimdi bakın burada da yani salatı ikame etmenin önde ve sondaki faaliyetlerle bir bütün olarak yaklaştığımız zaman görürüz ki esas itibariyle salatın ikame etmesi sabretmek. Allah'a eee yardım talebinde bulunmak. Allah'a sığınmak huşu ile yaklaşmak. Bakara 83'te ve israile illallah ve ihsan ve mesin ve bakın bütün bunlarda söylenen şey İsrailoğullarından Allah'tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz. Anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz. Herkese güzel sözler söyleyeceksiniz. Salatı ikame edeceksiniz. Zekatı vereceksiniz diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç yüz çevirerek sözünüzden döndünüz. Bakın burada da salatın ikamesi birtım fiillerle beraber zikrediliyor. Neymiş bu? Allah'tan başkasına ibadet etmemek. İki anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik etmek. Yani yeryüzünün ıslah çabası. Hayatın ıslahı çabası herkese güzel sözler söylemek ve bu şey içerisinde salatın ikamesi, zekatın verilmesi eee görüldüğü gibi yani bu bir faaliyet içerisinde sosyal bir faaliyet içerisinde bireysel ve toplumsal eee iyileştirme faaliyeti içerisinde eee yer alan bir kavram. Yine salatı ikame edin, zekatı verin. Kendinizin için her ne iyilik işlemiş olursanız Allah katında onu bulursunuz. Burada da görüldüğü gibi salatın ikame edilmesinin iki nokta üst üste karşılığı kendiniz için her neyilik işlemiş olursanız olun anlamı bulunuyor. Şimdi bakın eee yine Bakara 177'de uzunca bir ayet okuyup geçeceğim. İyilik yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin mala olan sevgilerine rağmen onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, ihtiyacından dolayı isteyene, kölelere verenlerin, salatı ikame eden, arındırıcı mali yükümlülüklerini yerine getiren, antlaşma yaptıklarında sözlerini tutanların ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştı zamanlarda direnip sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar doğru olanlardır. İşte bunlar Allah'a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir. Görüldüğü gibi içinde salatın ikamesinin de bulunduğu birtım fiiller zikrediliyor. Bütün bunlar yine toplumsal iyileşmeyi eee toplumsal ıslahı eee ıslahun fil arzı eee gerçekleştirme çabasıdır.

Şimdi Kıyamet suresi ayet 31'de çok ilginç bir eee sanat kullanıyor Allahu Teala. Biz buna lef neşir diyoruz. Lefü neşir eee dürme ve açma demektir. Yani eee şöyle şairler eee bir mısrada iki kavram zikrederler. İkinci mısrada bir beyit içinde ikinci mısrada ise bu iki kelimenin karşılıklarını eee zikrederler. Bazen bunlar çapraz olur. Lef neşri müşevveş denir buna. Karışık lef neşir. Bazen de düzgün sıralı lef neşir olur. Şimdi kıyamet suresi ayet 31'de harika bir leffüne neşir kullanılmış. Vakin kezebe ve tevella. Şimdi fela saddaka burada saddaka ve salla. Şimdi saddaka tasdik etmek. Vela saddaka tasdik etmedi. Doğrulamadı. Ve salla. Sallayı şimdilik bırakalım. Salla olarak nasıl çevirelim? saddaka. O ne tasdik etti, ne doğruladı ne de salla yaptı. Ama velakin kezebe ve tevella. Ama yalanladı ve ayrıldı. Arkasını döndü, yüzünü döndü, çekti gitti, ayrıldı. Yani o topluluktan, o gerçeklik topluluğundan ayrıldı. Peki fela saddaka ve salla tekrar edelim. Bu ne tasdik etti, doğrulamadı ne de salla yaptı. Ama ne yaptı? Yalanladı ve tevella etti. Yani ayrıldı gitti. O zaman eğer saddakanın karşılığı, ters karşılığı eee kezebe ise yani yalanladı ise o zaman tevellanın karşılığı da bunun tam tersi olmalıdır. Tevella neydi? Ayrıldı gitti. O zaman salla da katılmak demek, iştirak etmek demek. Yani harekete ki zaten bu da e Mekki surelerin ilk inan ayetlerinden bir tanesi. Dolayısıyla buradaki salladan bu mücadele ortamı içerisinde doğruluk mücadelesine, hak mücadelesine, davete katılmadı. Çekti gitti. İşte bu ayet salatı ikame etmeyi ariz amik eee ifade ediyor, tarif ediyor. Hepsi o ayet ayet içerisinde eee zikredilen bütün fiiller hayırlı ameller yapma, salih işler görme, zorluklarla pençeleşme, sabır, direniş, hayırda yarış ortak paydasını bütünleştirmekte ve böylelikle salatın ikamesinin de aynı çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini işaret etmektedir. içinde salatı ikamet etme emrinin de geçtiği bu toplu tavsiyelerde salatın namaz olarak anlaşılmasının imkansız olduğunun açık delili bu ayetlerin hiçbirinde namazın rükünleri ile ilgili bir açıklama, bir izah ve bir sıralama söz konusu edilmemiştir. Bakara 277'de amen ve şüphesiz iman edip salih ameller işleyen, salatı ikame eden ve zekatı verenlerin mükafatları rableri katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar masum da olmayacaklardır. Yine burada da salih ameller işlemek, salatı ikame etmek ve zekatı vermek fiilleriyle koş zikrediliyor. Yani birbirlerini izah ediyor. Salatı ikame etmek eee efendim salih amel işlemek. Salih amel işlemek eee eee salatı ikame etmek anlamına geliyor. Keza zekatı arındırıcı mali yükümlülüklerini yerine getirmekte. Şimdi erkedibu biddin hiç bütün bir ahlaki değerler sistemini yalanlayan birini tasavvur edebilir misin? O şeyi gerçek halin aksine tasavvur etti. Kezzebe demek. Dini bir yalan, bir uydurma, bir kurmaca, bir masal, düzmece yerine koydu. Yani onlar dini bir nevi kendi hayal dünyalarında eee bir şekilde kurguladılar. Onlar uydurma bir din istiyorlardı ve öyle bir eee yalan sahte bir din üretme çabasına girdiler. İşte böyle biridir yetimi itip kakan. Onu eee yoksulu doyurma arzusu gayreti duymayan, güçsüz, zayıf, mütevazi veya itaatkar. Mütevazilik alçak gönüllülük demek. Miskin, itaatkarlık, aynı zamanda mütevazilik, zillet, rezillik. Şimdi eee miskin eee işte böyle zayıf ve güçsüz insanları itip kalkmaından bahsediyor. Feylü lil musallin. Yazıklar olsun olsun şu salatı ikame ettiklerini sananlara. Salatı ikame edenlere yazıklar olsun. Onlar ki kalpleri salatlarına yabancıdır. Sahun kelimesi, saha kelimesi aklı başka bir şeye veya işe veya duruma kaymış. O şeye aldırış etmemek, ihmal etmek, umursamamak ve ona dair şuursuzluk, dikkat etmeme hali. Bilerek unutmak ve atlamak manasına geliyor. Yani onlar bilerek aslında dinin gerçeklerini saptırmaya çalışıyorlar. Bilerek unutma anlamı var. Cehalet içerisinde şuursuzluk manası var. Aldırış etmeme, umursamama anlamı var. Bir de ellezine yura. Onlar zanla ve tahayyülle olaya bakıyorlar. Kendilerine salatı ikame emredilmişken onlar bu salatın ikamesini birtım gösteri şeklinde oluşturarak kurgulayarak Allah'ı ve müminleri kandırma çabası içerisine giriyorlar demek. Sonuç salat bütün hayırlı işlerin, amel-i salihin, cihadın, emri bil maruf ve nehyi anil münkerin, takvanın arındırıcı mali yükümlülükleri yerine getirmenin, Allah'a bağlanmanın, tebliğin ıslahun fil arz, yeryüzüne ıslah çabasının, duanın, görev ve sorumluluk bilincinin yani din kavramının şemsiye diye kavramıdır.