Transcription
Ve estetiğe dair çok önemli konuları konuşacağız. Bugünkü konumuz aslında hepinizin ilgisini çekecek olan saç ekimi ve sağlık turizmi alanındaki konular olacak. Hocamıza sorularımızı yönelteceğiz. Yine hocamız da stüdyoda bizlerle birlikte. Hoş geldiniz hocam stüdyomuza.
Hoş bulduk. Nasılsınız?
Çok teşekkürler, iyiyiz. Sizler nasılsınız?
Teşekkür ederim, sağ olun. Teşekkür ediyorum. O halde hemen başlayalım dilerseniz. Saç ekimi nedir, ne zaman yapılır, niye ihtiyaç duyulur ve teknikleri nelerdir?
Şimdi her şeyden önce saç ekimi tabii %95 erkekler için yapılan bir işlem. Tabii kadınlara da saç ekimi yapıyoruz, sadece erkeklere has bir şey değil. Hatta kadınlarda sadece saç değil, kaş ekimi de yapılabiliyor ve çok da güzel sonuçlar elde ediliyor. Plastik cerrahinin yine mucizelerinden bir tanesi de saç ekimi elbette. Ve hakikaten çok önemli, çünkü erkek için, ki kadın için de geçerli, saç aslında en büyük aksesuar, makyaj. Aslında erkeğin makyajı. Aynen öyle. En büyük sakal. Evet, aynen öyle. Sakal da aynı şekilde söylediğiniz gibi.
Şimdi saç ekiminde biz ne yapıyoruz? Aslında bu herkesin bildiği bir şey ama yine de çok kısaca böyle anlatayım. Tabii saç ekiminde saçımızın yoğun olduğu ve genetik olarak dökülmeyecek olan bölgelerden, ki buraya biz donör alan yani verici alan gibi düşünün, o bölgeden aldığımız saçları açık olan ya da doldurmak istediğimiz alana bir transfer yapıyoruz. Yani aslında bir yerden bir yere doku nakli. Fakat bu doku nakli kendi vücudunuzdan olduğu için kesinlikle tutar, tutmama gibi bir ihtimal söz konusu değildir. Yani mesela bazı hastalar geliyor, diyor ki: "Hocam diyor, işte eşime saç ekelim, benden alın." Hayır, bir başkasının saçı bir başkasına olmaz. Belki ikiz olsanız olabilir ama onun dışında mümkün değil. O yüzden saç ekimi kişiye özgü bir şey ve kişinin kendi vücudundan alınan fazla olan saçları bir yerden bir yere transfer etmek.
Tabii bunun bilinmesi gereken en önemli kısmı şu: Bu aslında bir yerden bir yere doku nakli. Biz bunu saç için yapıyoruz, biz bunu kıkırdak naklediyoruz bir yerden bir yere, deri naklediyoruz. Mesela yanıklı bir hastada da bir başka yerinden deri alıp yanıklı olan ya da ölmüş olan bölgeye naklediyoruz. Bakın bu da bir deri grefti, aslında bir greft uygulaması. O yüzden saç ekimini biz aldığımız her bir dokuya greft deriz, greft diyoruz. Greft. Bunun içerisinde saçın tüyü vardır ama altında aslında soğancığı vardır. Buna zarar vermeyecek şekilde düzgün bir şekilde arka ense bölgesi genetik olarak dökülmeyen bölgedir. O bölgeden aldığımız saçları, bunlar birli olabilir, iki köklü olabilir, üç köklü olabilir ama her aldığınız parçaya bir greft denir. Ve bu şekilde açık olan bölgeyi güzel bir şekilde planlar, işaretlersiniz ve oraya ekersiniz.
Saç ekimi aslında üç aşamada gerçekleşen bir uygulamadır. Birinci aşama donör alandan saç elde etmek. İkinci aşaması konulacak bölgeyi planlayıp o bölgeye kanal açmak. Üçüncü aşaması ise aldığınız saçları düzgün bir şekilde planlarsınız ve bunu düzgün bir şekilde yerleştirirseniz. Yani üç aşamalı bir uygulamadan bahsediyoruz. Tabii işlemi ise yine üç aşamadan ibaret olarak düşünmek gerekir. Birinci aşaması ön hazırlık. Yani hasta daha operasyon olmadan bu hastaya saç ekilebilir mi, ekilmeli mi, nasıl ekilmeli, hangi teknik kullanılmalı, hangi yöntem kullanılmalı? Ön hazırlık çok önemli. Hastanın hazırlanması, işte hastanın başka bir hastalığı var mı, başka bir kronik problemi var mı, bir deri hastalığı var mı? Çünkü her hastada saç ekimi aynı şekilde sonuç vermez. Sonrası ekim esnasında yapılan işlemler, bir de ekim sonrası yapılan uygulamalar. Yani saç ekimini de yine üç bazda değerlendiriyoruz. Bakın ekim aşamasını üç bazda, ekim öncesi, ekim aşaması, ekim sonrası olmak üzere yine bir üç bazda değerlendiriyoruz.
Yine bir greftin tutabilmesi için, yani bir koyduğunuz saçın o bölgede tutabilmesi de yine üç yolu var. Bak hep üçlerden gidiyorum, üçleme yapıyorum. Hani bazı senaristler vardır ya üçlü üçleme yaparlar böyle İspanyol sinemasında, Amerikan sinemasında vardır. Ben de bu şekilde yaptım. Şimdi her şeyden önce bir greftin tutabilmesi için, yani saç ekiminin başarılı olabilmesinin üç ana yolu vardır. Bunlardan birincisi aldığınız saçı enek olmadan steril bir şekilde almalısınız. Evet, steril bir şekilde ekmelisiniz, steril bir şekilde saklamalısınız. Çünkü saçı aldınız, bu ekim aşamasına geçene kadar bir iki saatlik bir zamanı var. Demek ki bu iş kesinlikle bir hastane ortamında, steril bir ortamda olması gerekir. İşi yapacak olan kişiler tamamen steriliteye uygun bir şekilde hareket etmesi gerekir. Bakın çok önemli ipuçlarından bahsediyorum. Çok önemli.
İkincisi, bakın greftin tutabilmesi için enfeksiyon olmayacak. Yani bir enfeksiyon, bir mikropla karşılaşmayacaksınız. Bölgede hematom dediğimiz kan birikmesi olmayacak. Kan birikmesi olan bir kısımda yine saç tutmaz. Üçüncüsü ise immobil olacak. Yani ektiğiniz bölge hareketsiz kalması gerekiyor ilk beş gün. Çok önemli. Evet, çünkü korumak da çok önemli. Korumak da çok önemli. Yani ilk beş gün. O yüzden saç ekim sonrasını da çok ciddiye almak gerekiyor. Bu bilinçle yapılmış olan bir saç ekimi son derece başarılı olur. Diğer şekilde başarısız, şöyle böyle.
Peki o kökün tutmama nedeni aslında sadece steril bir ortam olmamasından mı kaynaklanır hocam?
Bakın üç aşamadan bahsettim. Birincisi sterilite, bu ekim aşamasında olan bir şey. İkincisi hematom dedim. Bakın hematom kan birikmesi demektir. Yani siz ekim yaparken kanamalı bir sahaya yaparsanız, o kanamalı bir sahaya koyduğunuz saçlar o hematom dediğimiz kan birikmesi yüzünden gene saçların tutmasını engelleyecektir. Bu ise hastanın ön hazırlık aşamasını aslında ilgilendiren kısmı. Üçüncü aşaması ise immobil olması. Bakın hareketsiz olması gerekiyor. Yani o bölgeye dokunmamak, o bölgeyi şey yapmamak gerekiyor, oynatmamak gerekiyor minimum beş gün. Bu da sonrasını ilgilendiriyor. Evet, çok önemli detaylar. Bakın çok ipuçları veriyorum, çok ince ince.
Ve bu tamamen bir plastik cerrahi uygulamasıdır. Estetik cerrahinin, plastik cerrahinin aslında bir mikrocerrahi uygulamasıdır. Saç ekimine bu minvalde bakılırsa, bu perspektiften bakarsanız saç ekiminin ne kadar özel bir iş olduğu anlaşılır. Diğer şekilde olay çok basitleştirilmiş bir kuaför hizmeti haline sokmuş olursunuz, değil mi? Ve günümüzde maalesef saç ekimi tamamen bir kuaförlük hizmeti olarak algılanmaya ve bu şekilde pazarlanıyor. Ve biz tıp hekimleri bu işten çok muzdaribiz.
Çok doğru. Çok merdiven altına döndü artık, değil mi?
Aynen öyle. Sağlık turizmi adı altında yapılan ve ucuz olarak pazarlanan bir şey. Hakikaten hem ülkemize hem ülkemizin imajına hem biz hekimlere çok ciddi zarar veriyor. Hastaların da bu işe dedim ya bir kuaförlük hizmeti olarak bakıp ve nihayetinde "Bu bir sağlık işi ya, ne olacak?" diyor, "İşte yapıldı." Oysa ki yapılan işte normalde %3, %5'lik bir kayıp son derece normal. Ama %12'leri, %30'ları, %40'ları ilgilendiren saç tutmama olayının altyapısı tıbbi bilgi ve tecrübe eksikliği. Bu işteki aslında alacağınız güzel sonuçtan feda etmek anlamına geliyor. Bu da otomatik olarak bizim yapmış olduğumuz ya da yapılan hastaların zarar görmesine sebep oluyor. Tıptaki ilk önemli felsefe nedir? Önce zarar vermeyeceksiniz. Elbette.
Ve ülkemiz bu konuda çok güzel yerlere gelmekle beraber ucuz iş yapan bir algı oluşturması, "Ucuzken eyvallah, gelelim." biraz bakın, "Çok iyi yapıyoruz artık ama pahalısın." denilen bir konuma geldiğinde saç ekimi böyle böyle bir ivmeyle çıkarken o grafik düştü mü?
Yani kesinlikle düştü ve düşmeye de devam ediyor. Şu anda herkes kan ağlıyor. Herkes kan ağlıyor. Neden? Çünkü "Gelsin, gelsin, gelsin." kafasıyla hareket ettiğinizde ve siz ona yetişmek, orada kaliteli iş üretmek, kaliteli bir algı yaptırmak değil de ucuz peşinde, ucuz peşinde olmak için de bu defa hizmetten fedakarlık, kaliteden ödün veriyorsunuz. Bu da otomatik olarak sonuçlara yansıyor. O sonuçları o kişi bilmiyor mu? Biliyor. Saç ekimi yaptırmak isteyen kişi bunu bir günde karar vermiyor ki. Bunu bir yılda, iki yılda, hatta üç yılda, beş yılda, on yılda karar veriyor. Her şeyini biliyor hastalar, pek çok kişi. Fakat bu bahsettiğim ince detayları çok bilmezler elbette. Ve siz eğer bu perspektiften bakarsanız gerçekten muhteşem sonuçlar elde edersiniz ve hasta o parayı verdiğine asla üzülmez, yanmaz. Diğer şekilde, "Tamam, bir şeyler yapıldı ama işte bu para da bu kadar olur." Yani "Gittik Türkiye'ye yaptırdık, işte tamam." Ama sağlıkta bu algının asla olmaması gerekiyor elbette.
Aynen öyle. Bakın ben bundan bir süre önce, herhalde bir iki üç yıl önce bir plastik cerrahi kongresi vardı. O kongrenin düzenlendiği otelde yemek arasıydı ve baktım iki tane saç ektirmiş kişiyle karşılaştım, yabancı, Arap'tı zannedersem. Ve biraz sohbet etmek istedim. Dedim: "Kaç liraya yaptırdınız, ne kadara yaptırdınız?" İşte bir fiyat söylediler, 1000 dolar mı dediler, 1500 dolar mı dediler, tam emin değilim, hatırlamıyorum. Allah Allah dedim. Yani siz 1000-1500 dolar yapıyorsunuz ama bu otel zaten fiyatı çok pahalı, otelden bile ucuz. Sonra gittim oteldeki şeye sordum, resepsiyoniste: "Bunlar kaç lira veriyorlar bu otelde, kaç gündür kalıyor?" "Hocam," dediler, "ya beş gün kalıyor, ne kadar? 1500 dolar." Şimdi düşündüm yani otele verdikleri para saç ekibine verdikleri paradan daha fazla. Yani bir kuaförlük hizmeti olarak görüyorlar aslında. "Geldik Türkiye'de yaptırdık, gidelim." Tabii bir süre sonra diyorlar ki: "Ya ben bunun için niye Türkiye'ye yaptırayım ki? Gelsin saç ekimci benim ülkemde yapsın."
Şimdi bakın bir de işin bu basamağı var. Yani biraz işin sağlık turizmi kısmına da giriyor. Ne oluyor? Saç ekimi yapanlar gidip yurt dışında kaçak göçek, illegal yollarla gidip bu defa işlemleri orada yapıp tabii bu ne oluyor? Buradaki bu işi yapan sektöre de zarar veriyor, Türkiye'ye de zarar veriyor. Ve işi o kadar basite indirgeniyor ki konu. Yani bu evinizin mutfağında, misafir odasında yapılabilecek bir uygulama gibi merdiven altına doğru itiliyor uygulama. Oysa ki mikrocerrahi gerektiren çok özel bir iş, işlem. Çok titizlikle yapılması gereken bir işlem. Çok basit indirgeniyor. Bu da tabii ki bahsettiğim sebeplerden ötürü. Çünkü hastayı değerlendirmiyorsunuz. Hasta resmini atıyor, "Yapalım." "Kaç tane saç konulacak, nereden alınacak, ne kadar sayıda alınacak?" Doğru dürüst bir planlama olmadan plan. "Ya canım biz planlamaya ne var yani? Şuradan yapar, çizeriz, yapar ederiz." Yani sonra bir bakıyorsunuz komik komik sonuçlar. Ve o komik sonuçlar ister istemez Türkiye o kalite algısını. Kalite çok özel bir şeydir, eğitim gerektiren bir şeydir, bir vizyon gerektiren bir şeydir. Ki estetik cerrahlar bu vizyonun eğitimini almış insanlardır. Plastik cerrahlar bunun eğitimini almış insanlardır. Bu nedenle plastik cerrahinin gözetim altında yapılırsa ekimi, çünkü cerrahi bir uygulamadır elbette. Ve plastik cerrahi bu amaçla var. Anlatmaya çalıştığım şey ülkemizin gerçekten burada çok çok daha iyi noktalara gelecekken bir şekilde tepe taklak olmaya başladı. Ki bunu sağlık turizmi konusunda bu sektör kan ağlıyor yani.
Aynen öyle. Bence ağlıyor. Yani çünkü yapılan masraflar. Şimdi bakın, turizm, sağlık turizmi dediğimizde o turizm çatısı altında söylenilen şeyler aslında amaç değil, yardımcı faktör. O zaten olacak. Aslında turizm için gelmiyor o kişi. O kişi sadece geldiğinde buradaki olayı da turizm olarak değerlendiriyor. Amaç turizm yapıp beraberinde saç ektirmek değil. Amaç saç ektirmek için gelip beraberinde turizm yapıyorsunuz. Yani amaçla şeyi karıştırmamak gerekiyor. "Canım ne olacak, bu kişi geldi 1000 dolara bunu yaptırdı, 1500 dolar da otele verdi, biz otelden kazandık." Bu yaklaşım yanlış. Oysa ki biz asıl parayı saç ekiminden kazanmalıyız.
Çok doğru. Saç ekiminden kazanmalı. İnsanlar buraya bu paraları vermek için gelmeler. Yanlış yaklaşım. Ekonominin durumu belli, ülke belli. Yani neden bu iş bu kadar pahalandı? Çok emek isteyen bir işten bahsediyoruz. Tabii ki bu emeği doktordan satın almaları mümkün olmuyor. Bu defa yardımcı sağlık personelleri, bir süre sonra o sağlık personellerinin de olmadı. Çünkü daha ucuz, daha ucuz, daha ucuz peşinde insanlar. Ama nereye kadar ucuz? Yani biz çiftçinin üretemediği, hayvancının iflas ettiği bir durumda artık hekimlere mi yöneldik? Yani hekimler de mi bitsin, yok olsunlar, gitsinler?
Çok önemli. Evet hocam. Yani bir işin bir hakkı vardır ve o hak verilmelidir. Çünkü saatler boyunca emek verdiğiniz, bilgi birikim ve tecrübenizle yaptınız ve kalite söz konusu bir kere. Evet. Neden insanlar kalkıp Avrupa'dan, Amerika'dan Türkiye'ye geldiler? Ben mesela bundan yaklaşık bir 15 yıl önceydi zannedersem Fransa'da bir saç ekimi konferansına katılmıştım. Ve orada tabii bir workshop da vardı. Workshop'ta baktım işte Fransız'ın açmış olduğu bir klinik, bir plastik cerrahi kliniği. Orada işte bir cihaz tanıtıyorlar böyle otomatik aletlerle, işte havalı bir sistem, robotik saç ekiminin aslında öncülerinden bahsediyorum. Evet. Şimdi o işlem yapılırken o cihazı hem tanıtıyorlar hem bize de işte "Beğenirseniz siz de alın." filan. Şimdi gittik, baktık. Tabii ki oradaki hastalar da görüyoruz. Şimdi hastaya sordum: "Kaçıncı seansın?" "Dördüncü seansım." "Peki neden dört seans? Normalde iki olması gerekir." Normalde bir seans yeterlidir aslında. Bir seans yeterlidir, ideali budur aslında. Dedi ki: "Ama ben ilk seansta 1000 greft konuldu. İkinci seansta bir sene sonra ikinci seans yapıldı, yine 1000 greft. Bir sene sonra üçüncü bir seans, 1000 greft. Bir sene sonra dördüncü seans, 1000 greft." Yani her sene her sene. Bunu revizyon gibi bir şey. Evet. Yani revizyon değil de aslında eksik olan yerlere biraz daha, biraz daha, biraz daha. Tabii hasta için her sefer gel git maliyeti farklı. Bugün Avrupa'da düzgün bir saç ekimi yaptırmak isteyen kişi bunun için 15-20 bin dolarları, euroları gözden çıkarıyor zaten. Yani bizim ülkemize geldiğinde bu kişi zaten 5000, 6000, 7000 dolarları, euroları vermeye hazırlar zaten. Siz bunun neden 300, 500, 1000'lere yapmaya kalkıyorsunuz? Bu kişi zaten bunu vermeye hazır. Çünkü bu burada bu işin düzgün yapıldığının farkında ama iyi yapsın diyor. Buraya gelen bir kişi, saç ekimi yaptırmak isteyen bir kişi karşısında bir sağlık çalışanı, bir doktor bulacağını zannediyor. O düşünceyle geliyor. Geliyor ki burada bambaşka bir şey. Üç gün sonra saç ektiren kişi oradaki personele diyor ki: "Ya sen burada durma, gel bizim orada, bizim orada ek. Ben de sana patron olayım, sana hasta bulayım." Bakın artık olay bu boyuta ulaştı. Bu boyuta ulaşmış durumda. Herkes bir şekilde acente sahipleri, acentelik yapmaya, hasta bulmaya, hasta komisyonculuğu, hasta emlakçılığı yapma peşinde geziyor. Yani işin birazcık mutfağını anlatıyorum aslında. Çünkü tıbbi bilgiyi az çok söyleyebilirim, anlatacağım zaten.
Aslında buradaki sorunlardan bahsetmekle beraber doğru saç ekiminin ben gene tıbbi bilgilere döneyim. İşin çünkü diğer kısmı birazcık tekniğe dönelim. Dönelim. FUE saç ekimi mesela. Şimdi FUE saç ekimi ne yapıyoruz biz burada? Aslında Follicular Unit Extraction denilen bir tırpan vasıtasıyla, tırpan dediğimiz aslında oradan bir saçı almanız gereken bir cihazınız var, bir aletiniz var. Bunu ister manuel ister motorlu bir şekilde yapabilirsiniz. İsterseniz kalem tekniği, DHI tekniğiyle alabilirsiniz, fark etmez. Oradan saçları zarar vermeden doğru açıyla, doğru yönde almanız gerekiyor. Saç alırken orada saç öldürmemeniz gerekiyor. Yani alınan saç, bakın her bir saçın altın değerinde kıymeti var. Çünkü başka bir muadili yok. Klonlama mesela hastalar bunu da bazen soruyorlar: "Ne zaman klonlanır?" Evet, olacak ama bir 30-40 sene sonra olacak. Onun ömrünüz yeterse bekleyin. Evet. Ama yani insanlar 25 yaşında saç ekimine geldiklerinde diyorum: "Aktif saç dökülmeniz var, şu anda yapmayın, birkaç sene sonra yapın." "Hayır," diyor, "psikolojim bozuluyor." 30 sene beklemeyi nasıl bekleyecekler? Mümkün değil yani elbette.
Neyse tekniğe yeniden döneyim. Biz bu tırpan vasıtasıyla bu saçları alıyoruz. Bunu alırken çok titiz ve dikkatli olmak gerekiyor. Ve bunu aldıktan sonra steril bir şekilde dizmeniz gerekiyor. Daha sonra saçın çizgisini yüze uygun bir şekilde çizmek gerekiyor. Kaşa uygun, buruna uygun, kafa yapısına uygun bir şekilde. Diğer şekilde hastanın istediği gibi yaparsanız, çünkü hasta ister ki şuraya kadar doldurun. Oysa ki mesele doldurmak değil, mesele orada düzgün bir saç sınırı elde etmek, düzgün bir form elde etmek. Burnunuzun şekli bile saçınızın formunu etkiler. Artı yoğunluk çok önemli. Şimdi düşünün sizin başınızda 100 tane saçınız olduğunu düşünün. Bakın bir matematik yine yapıyorum. Evet. Bu saçın siz %70'ini kaybettiniz. Geri kalan %30'undan ki bunun hepsini alamazsınız, geri kalan %20'sini, %30'unu, %40'ını aldığınızı düşünün. O 30-40 ile siz %70'lik bir alanı doldurmaya çalışıyorsunuz aslında. Demek ki burada yoğunlaşması gereken yerleri doğru belirlerseniz güzel ve doğru bir saç ekimiyle karşılaşırsınız. Diğer şekilde bu iş oldu bittiye gelir, fabrikasyon bir iş haline gelir. Fabrikasyon bir iş ise tasarım işi değildir. Bakın bugün ayakkabı alıyoruz ama bir de ne diyoruz? "İtalyan malı, tasarım bir ürün." Fiyat ne oluyor? Çarpı 3, çarpı 5, çarpı 10, çarpı 100. Öyle değil mi? Tonlarca para. Neden? Tasarım meselesi. Buradaki o tasarım o kişinin aslında görselliğe her gün aynaya baktığında "Ya ne kadar güzel oldu." ya da "Ya yaptırdık ama işte içine sinmiyor." Ama bu kadar. Bir de o yüz şekline olan uyumu da çok önemli elbette.
Aynı şekilde burada alacağınız miktar, saç sayısı. Yani havalarda uçuşuyor rakamlar: "7000 greft koydum." 7000 greft koyduğunda kaçı tuttu? Asıl marifet orada. Evet. 7000 greft koyduğunda bunun kaçını gerçekten sağlam bir doku olarak oraya yerleştirdin? Yüzde kaç kaybettin? Bu kaybın sebebi ne? Teknikteki problem mi, hazırlıktaki problem mi yoksa işlem sonrasındaki problem mi? Bunun özellikle altını çiziyorum. Eğer saç ekilecekse bu kişinin muhakkak ama muhakkak birincisi beklentisi çok net bir şekilde anlaşılmalı. Hastaya yapabileceklerinizi net olarak söylemeniz gerekir. Bu birinci aşama. İkincisi bu kişinin ekstra hastalıkları var mı? Bir diyabeti var mı, bir damar problemi var mı, sistemik bir hastalığı var mı? Bir romatizmal sistemik problemi var mı? Kullandığı ilaçlar bile burada önemli. Mesela hasta ameliyat için gelecek ama Aspirin kullanıyor, kalple ilgili problemi var. Yani "Saç ekiminden insanlar ölmez." demeyelim. Saç ekiminden dolayı bile belki yılda bir iki kişi gidiyor yani. Neden? Çünkü sağlıksız şartlarda, merdiven altı yerlerde. Sonuçta iğne korkusu olan bir toplumdan bahsediyoruz. İğne gösterdiğinizde bayılan insanları düşünün ki saç ekiminde sekiz saat o kişiye belli bir şeyler yapıyorsunuz. Bütün bunlar için hastanın iyi hazırlanması, yerine göre bir anestezi hekiminin bulunduğu, acil şartların olabileceği ortam. Hasta diyelim ki 45-50 yaşında, damar problemi var, kalp problemi var, kalpten gidebilir. Evet. O verdiğiniz ilaçlar tansiyonu bir anda fırlatır, hasta taşikardiye girebilir. Çok ciddi sorunlar olabilir. Demek ki iyi bir hastalık analizi yapılması, iyi bir değerlendirme yapılması, hastanın kullandığı ilaçlar ya da hastaya her şeyi söylüyorsunuz ama hasta bir performansıyla çalıyor, cinsel performans ilacı alıyor akşamdan, utanıyor da söylemiyor da. Başlıyorsun saç ekmeye, o habire her yer kanıyor, deli gibi kanıyor. Hepsi çok önemli detaylar. Yani kanayınca ne oluyor? Hem iş uzuyor, iki, tutma ihtimali azalıyor. Azalıyor. Bütün bunlar bakın ön hazırlık aşamasında yapılması gereken en önemli kurallar. Ekim aşamasında o sterilite az önce üzerine biraz değindim. Bunların bakın her birisi üzerinde bir program daha yapabileceğim kadar ince teknik detayları vardır elbette. Öyle, şüphesiz.
Yine saçın mesela ön kısmına koyacağınız greftin tekli olması, daha arkalara ikili, daha arkalara üçlü koyabilirsiniz. Ama dörtlü beşli koyarsanız bu defa çim adam görüntüsü olur. Santimetrekarede kaç tane saç yoğunluğu olmalı ki, olmalı ki o saç bakıldığında anlaşılmasın ekim olduğu. O da çok önemli bir detay. Bugün televizyona baktığınızda bile "A bu normal." Hiç amatör birisi bile ne diyor? "Bu saç ekimi yaptırmış, bu yaptırmamış." İnsanlar yorum yapıyorlar. Anlaşılmaması gerekiyor. Bunlar başarı kriteri. Anlaşılmadığı takdirde işte kalite oturmuş, işlem tam olarak oturmuştur. Böyle bir saç ekimi hakikaten herkese reklam edilebilir. İstediğiniz ücreti isteyin, fark etmez. Çünkü saç ektirmek isteyen kişi bunu kafaya koymuşsa her şeyi yapar. Evet, çok doğru, çok önemli. Diğer şekilde "Hocam saç ekiyor musunuz, kaça?" İşte bu olmamalı sağlıkta özellikle. Evet, asıl en son kriter belki de o olmalı.
Peki şimdi her şey güzel ama en çok merak edilen hocam elbette bu işlemin ağrılı olup olmadığı.
Şimdi şöyle, saç ekimi 7-8 saat süren bir uygulama. Ortalama diyorum yani 4 saatte de bitirebilirsiniz, alan azdır, ekeceğiniz alan azdır, hastaya göre değişir. Ama 2-8 saat süren bir uygulama. Ve bu uygulama esnasında hastaya full anestezi vermeniz hasta için gereksiz ve anlamsız. Yani doğru. Eğer bunu lokal anestezi altında yapıyoruz ama hasta bunu bile tolere edemeyecek durumdaysa, bu hastaya en azından o lokal anestezinin verildiği aşamada bir damar yolu girip aynı anda sedasyon dediğimiz hastayı rahatlatıcı, hissetmeyeceği bir şekilde bunu planlayabilir, bunu yapabilirsiniz. Bunun için hastane koşulları şart, olmazsa olmaz. Bu pasajda ya da ne bileyim bir iş hanında, bir plazada yapılacak bir iş değil. Tamamen hastane ortamı, hastane koşullarında ortamında olması gereken bir işlemdir. Bunun özellikle altını çizmek gerekiyor. Neden oralarda yapılıyor? Çünkü bu defa maliyet artmasın diye. Ama sağlığı tehdit ediyor. Yani sağlığınız mı yoksa maliyeti mi? Bütün bunları ince ince hesaplamak gerekir. Eğer sizin için bu çok kıymetliyse öncelikle mutlaka hekimle görüşmelisiniz. Yani saç ekimi hastasını normal bir hasta gibi, fiziksel problemi olan bir hasta gibi çok ciddi değerlendirmek, incelemek gerekiyor. Gerektiğinde bir dermatoloğa, cilt deri hastalığı vardır, hiç bilmediğiniz, onu bile mutlaka göstermek gerekir.
Gösterebilir mi? Yani reaksiyon göstermez ama saçın tutmasını engelleyecek birtakım hastalıklar vardır. Yani bütün bunlar çok önemli. Bütün bunları göz önünde alarak yaptığınız takdirde işlemde başarı çok daha yüksek olur. Biz komplikasyonu ve problemi minimize etmeye çalışıyoruz, en aza indirmeye çalışıyoruz. Artı görsellik anlamında da en iyi sonuca ulaşmaya çalışıyoruz. Bakın yani bir sağlığınız, iki güzelliğiniz. İkisini beraber bir şekilde topladığınızda bu mükemmel ötesi bir sonuç demektir. Diğer şekilde yetersiz bir sonuçla karşılaşırsınız ama yetersiz sonuç aldığınızın bile farkında olamayabilirsiniz.
Peki kimler yaptırabilir hocam? Yaş sınırı nedir ve kalıcılığı da çok önemli elbette.
Evet. Şimdi her şeyden önce ekilen saç kendi saçınız olduğu için ve alınan bölge genetik olarak dökülmeme kodlanmış bölge olduğu için saç kesinlikle tutar ve dökülmez. Bakın bu net. Yani alerji durumu ya da tutmama durumu diye bir şey söz konusu değil. Çünkü kendi vücudunuzdan. İkincisi, saç ekimi yaş olarak 20 yaşının üstünde. Çoğunluk hastamız 18 yaşında bile isteyenler oluyor. Fakat akut dönem, yani aktif dökülmenin olduğu dönemde saç ekimi yapmamak lazım.
Evet, siz onu zaten belirtiyorsunuz.
Ben bunu hep söylüyorum. Yani hasta geliyor 22-23 yaşında, aktif bir dökülmesi var ve saç ekimi istiyor. "Psikolojim bozuluyor." diyor, "İşte her zaman saçıma bakıyorum, sürekli saçıma uğraşıyorum." Aktif dönemde yapmamanız gerekir. Neden? Yaptığınızda siz saçı alıp oraya koyarsınız. Fakat o kişinin saçı zaten aktif dönem olduğu için çok daha ciddi bir dökülmeyle karşılaşır. Yaptığınız iş de boşa gider. Artı siz yapsanız bile sizin koyduklarınız dökülmez ama hastanın kendi saçları aradan gittiği için gene mutsuz olur. Ne der? "Benim saçım zaten vardı, gene aynı saçım." Halbuki "Arada kendi saçların gitti." dersiniz ama bunu bir türlü ona kabul ettiremeyiz.
Yani o dökülme süreci tamamen bitmeli aslında en sağlıklı sonuç için.
Yani en sağlıklısı o. Ya da hastanın az çok tahmin edersiniz yapılacak olan bölgeyi. Hastada gerçekten psikolojik olarak çok ciddi sorun oluşturuyorsa bu durumun hepsini teker teker anlattıktan sonra bunu yapabilirsiniz. Saçı en azından dökülmesini yavaşlatacak ya da dökülmesini geciktirecek birtakım tedavi planları önceden denenebilir, uygulanabilir. Bütün bunlarda baştaki yapılması gereken önemli koşullardan bir tanesi. Hastalar hep acele edebilirler ama bazı hastalar var zaten uygun aday. Bazı hastalar var ise soru işareti. Soru işareti olanların da yanlış bir şekilde sırf para odaklı bakıldığında "Gel yapalım." Evet ama sonrasında mutsuz insanlarla karşılaşabiliyorsunuz. Bu kişiler daha sonra bu aktif dönemdeki dökülen hastalar ikinci bir seansa ihtiyaç duyuyorlar. İkinci bir seansa ihtiyaç duyduklarında, bakın altını çizerek bütün herkese bunu özellikle bastırarak söylüyorum: İkinci bir seansa ihtiyaç duyulduğunda ama ilk seansta çok böyle paldır küldür gidilmiş, oradaki arka bölgedeki güzel kaliteli köklerin hepsi harap edilmiş, bir kısmı zarar verilmiş. Yani "Attığınız taş ürküttüğünüz kurbağaya değmiyor." diye bir atasözümüz var biliyorsunuz. Evet. Yani bir şey yapılırken sonrası düşünülmemiş. Mesele nedir? Bu işin beş sene sonrası, on sene sonrası. O kişinin saçı tamamen açıksa problem yok. Fakat tamamen açık değil, arada hala saçları olan bir kişiyse ve bu genetik olarak çok bilirsiniz yani bu işle uğraşan bir hekim bunun zaten farkındadır. Bu kişiye en azından bu bölgeleri de sıklaştırma, en azından o bölgelere yönelik olarak ya da belli bölgelere dokunmamak tarzında bir işlem yaparsa arkadan alacağı saç miktarını da ona göre ayarlar. Hasta direkt olarak bize şunu der: "Bana 4000 greft koyun." Ama senin şu anda 2000 greft'e ihtiyacın var. 2000 koyalım, kalan miktar bir sonraki seansa bırakalım, ikinci seansa yapılır. Çünkü ikinci seansta daha çok o bölgeyi tamamen bitirmemek gerekiyor. Yani saç sayı odaklı değil, sonuç odaklı olmak ve bunu yaparken illa hastanın istediği böyle şuralara kadar yapalım tarzı değil, doğal bir görüntü, doğal bir sonuç, doğal bir saç yönü, doğal bir kıvrım, doğal bir şekil olmalı. Tasarım, yüze göre bir tasarım olması sonucu direkt olarak etkiliyor.
Geçtiğimiz günlerde bana bir hasta başvurdu. Daha ikinci seans için geliyor. Bakın ilk seansta diyor 7000 tane, 7000 greft konuldu diyor. Bakıyorum 1000 greft bile yok. Dökülmüş, tutmamış. Çünkü tutmamış. Ve 7000 diyorum ki: "Emin misin 7000 olduğunu?" Resimleri gösteriyor. Gerçekten açılan kanallara baktığımız zaman 7000'e yakın şey var. Artı raporlar var, raporlarda da 7000 yazıyor ama tutmamış, 1000 tane bile yok. Aynı hastaya sakalından, şuradan buradan toplam 3500 greftle ikinci bir saç ekimi yaptık. Elde ettiğimiz sonuç o 7000 konulanın iki kat, üç kat daha iyisiydi. Ki ne kadar zor bir ekim olmasına rağmen, yani ikinci düzeltme ekim olmasına rağmen çok daha az sayı ile. O da şaşırdı, hasta da şaşırdı. O zaman anladı gerçeği. Sonuçta resimlerle ortaya koyuyorsunuz. "Bak ilk halin buydu, yapıldıktan sonraki görüntün bu. 7000 yapıldı diyorsun ama şimdi 3500 zar zor bulabildik, 3500'ü koyuyoruz. Elde edilen sonuç ilk yapılanın iki üç kat fazlası." Demek ki ilk ekimde ne kadar çok ciddi bir travma almışsın ama hasta bunun farkında bile olamıyor tabii ki.
Yani doğru hekimi bulmadan bilemiyor insan.
Evet. Bir de sakal ve hatta kaş ekimi de var. Biraz da bunları isterseniz açalım hocam. Bunlar kimlere yapılır, niye ihtiyaç duyulur ve teknikleri nasıl olur?
Şimdi kaş ekiminden özellikle bahsedeyim. Kaş ekimi kadınlara yapılan bir şey. Erkekler kaş ekimi için çok başvurmaz. Yani 100 hastanın belki bir ikisi erkek, çoğunluğu kadın. Erkekteki kaş ekimi hastaları genellikle travmatik kesileri olmuştur ya da çok ciddi bir sorunları olmuştur filan. O yüzden ya da genetik yapı olarak boştur, onlardan dolayı yapılır. Ama kadınlara çok yapılıyor. Kadınlara yapılmasının en önemli sebeplerden bir tanesi kadınların sürekli kaşını aldırma esnasında, çünkü kaş bir alıyorsun, iki alıyorsun, en sonunda kaş küsüyor.
Yanlış almaktan dolayı mı?
Yanlış almak, çok inceltme çabası. Şimdi bu inceltme çabası kaşı kalkık göstereceğim, şekil vereceğim tarzında. Şimdi küçük kızlarımız ya da genç kızlarımız diyeyim, belli yaşa geldiğinde başlıyorlar kaş aldırmaya. Tabii kaş alan kişi de bu vizyondan, bu bilgiden ve eğitimden yoksun olduğu için incelttikçe inceltiyor, incelttikçe inceltiyor. Neden? Bir an önce tekrar gelsin. Hani "Uzadı." diyor, "İşte saçım." diyor, "Sakala döndü." Evet, değil mi? Bu şeyde. Ve hemen bir an önce gelsin diyerek inceltiyor, inceltiyor ve kişi sık sık gelsin ki oradan para kazanın. Bakın gene suistimal edilen bir insan grubu. Ve nihayetinde belli bir zaman sonra saç kaşlarını kaybediyor. Şimdi ikinci darbe nasıl gelecek? Bu defa "Gel sana dövme yapalım oraya, tatuaj yapalım."
Doğru, çok önemli bir noktaya değindiniz.
Evet. "Sana gel bir oraya kalıcı makyaj yapalım." Kalıcı makyaj bu defa ikinci darbeyi vuruyor. Çünkü bu defa o da döküyor saçı, %50, %60 kaşı. Yani iyice yok ediyoruz yani. Evet. Sonra tabii kalıcı makyajcılar şimdi hepsi bana belki şey yapacaklar, savaş açacaklar ama yani tıbben gerçekler.
Hocam, bir sonrakinde diyor ki: "Bu soldu, bir kez daha yapalım, tekrar rengini alsın." Renk atıyor çünkü.
Renk atıyor. Evet. Bir sefer daha yapıyorlar, bir %5 de öyle kaybediliyor. "Bir sene sonra gel bir revizyon daha yapalım." Bir kez daha yapıyorlar. Kadın kalıyor kaşsız. Artık boyayacak. Rengi solmuş, rengi böyle komik renkler. İşte renk vereceğim derken işte yeşil yapanlar var, mavi yapanlar var. Kır kaşmen bire geliyor. Şimdi böyle bir hastanın artık tek bir çaresi kalıyor. Çünkü her gün boyamak zorunda ve çok çirkin bir görüntü. Demek ki annelerin babaların çok dikkatli olması gerekir. Genç kızların "Güzel olacağım." diyerek lütfen "Kaşla göz, geri kalan söz." denmiş. Ne kadar güzel söylediniz. Doğru. Evet. Yani kaşla göz, geri kalan söz. Bir sonrasında dudaklar ve dişler geliyor. Lütfen dudaklarınız konusunda da abartmayalım ki komik dudaklarla karşılaşmayın. Çünkü bir sonraki problem de onu da başka programda anlatayım.
Evet, onu ele alacağız. Şimdi gelelim kaşlar gitti. Yani dövme bu sefer kıl tekniği.
Ona gelecektim. Bir o var şimdi.
Evet. Bir sonrakinde kıl tekniği, kıl tekniği ya da pudralama tekniği, değil mi? Bu sefer mikro.
Evet, evet. Birçok teknik üretiyor yani. Tabii bu sefer onunla da yine kayıp ve en son geliyorlar böyle jilet gibi tamamen yok. Çünkü boya artık tamamen kılsız. Artık kıllar küsmüş. Evet, kıllar küsmüş. Yani orada sayılıyor 5 kıl, 6 kıl, 7 kıl, ne kadarsa artık. Tabii bu hakikaten kadını üzüyor ve istiyor ki artık kaş ektireyim. Kaş ektirmek için geldiğinde hastayı görüyoruz, değerlendiriyoruz. Bu defa işin birtakım dezavantajları da var. Nedir? Kaş siz 60-70 yaşına gelseniz beyazlamaz. Evet. Ama saçlar beyazlar. Bu defa koyduğunuz saçlar aradan yıllar geçip 15-20 yıl geçtiğinde belki gençken saçınız siyah olabilir ama 40'lı 45'li yaşlara gelin kaşlarınız beyazlayacak, boyamak zorundasınız. İkincisi buradaki genetik yapıyla geldiği için bunlar uzar, trimlemek zorundasınız. Hele de bir de kaş ekimini yaparken de düzgün bir şekilde planlanmadan ise, çünkü kaş bakın burada böyle çıkar, böyle gider, böyle gider, böyle gider, buraya gelince böyle iner. Evet hocam. Yani buradaki ekim yönü bu saç için de geçerlidir. Saçı bile ekerken yönü doğrultusunda ekmek. Dimdik yapamazsınız, dik çıkar. Belli bir açıyla girmeniz gerekiyor. O saçın kanallarının açılması, kaşın kanallarının açılması da aynı şekilde. Ki kaşta çok daha fazla bir mikro, hatta böyle loop'larla çalışmak zorundasınız, özel merceklerle çalışmak zorundasınız ki çok güzel bir sonuç elde edebilin. Diğer şekilde hasta gene mutsuz, gene mutsuz. Geçen bana yine bir bu anlamda bir hasta geldi kaşıyla ilgili olarak. Gerçekten görseniz böyle karikatür kahramanı gibi. Ya böyle tuhaf, böyle kocaman bir taraf yapılmış, çok bir taraf yapılmış, az. Yani onu gören herkes çok üzücü. Yolda gerçekten ona bakar yani.
Şimdi bakın az önce alım tekniklerinden bahsettik, işte tatu yöntemlerinden yani dövme yöntemlerinden bahsettik. Bir de kötü kaş yapılma tekniklerinin de ayrı bir şeyi var. Kendimizi de eleştirelim yani sonuçta. Evet, çok güzel. Nihayetinde yani kaş ekilirken de titiz olmak gerekiyor. O yönünü bilmeyen, sadece ekmek ve sadece para kazanmak amaçlı yaptırdığınız kaş ekimleri başınıza daha sonra çok büyük dertler açar. Çünkü ekilen kaşı tekrar sökemezsiniz. Olduğu gibi o kalıcı artık, değil mi? Kalacak. Ya da oraya elektrik akımıyla o kökleri öldürebilirsiniz. Bu defa da koca koca izler yapar. Sonuç alamazsın. Hüsran, hüsran. Hasta geldi bana gerçekten komik. Yani bir şey de diyemiyorsunuz. Gerçekten yolda gören birisi mutlaka dönüp bakar.
Peki ne yapabiliyorsunuz o noktada bu kadar kötü bir durumda gelen birine?
Hiçbir şey. Bitti yani. Hiçbir şey. Bitti yani. Bakın kötü bir sonuç işte sizi kaşla göz dedik. Herkes sizin kaşınıza bakıyor. Ne kadar önemli. En başından aslında çok dikkat etmemiz gereken bir nokta. Evet. Şimdi bakın trend diyerek bazı şeyler yapılmamalı. Bir de anlattığınız çok önemli hocam. Yani o güzellik algısı altında aslında onlar tamamen yüzeysel çözümler. Yani bir altyapısı yok. Tıbben ele aldığımızda korkunç gerçeklerle yüzleşiyoruz. Aynen öyle.
Şimdi sakal konusuna gelelim. Sakal ekimi kaşla ilgili de yine şeyler anlatabilirim ama ben bunlar böyle ince ince geçiyorum. Sakal ekimi de çok önemli bir şey. Şimdi bundan 3-5 yıl önce sakal ekimi, çok daha doğrusu sakal çok trenddi. Bütün erkekler hep sakallıydı, değil mi? Evet, doğru. Şimdi biraz azaldı o. %50 azaldı diyebilirim. Tersine döndü biraz daha.
Yaşlı gösteriyor diye mi acaba?
Biraz yaşlı gösteriyor diyerek, biraz kirli gösteriyor diyerek, biraz daha insanı kaba gösteriyor diye belki de bir anlamda öyle düşünebilirsiniz. Ama bir dönem böyle çok popüler oldu. Şimdi o dönemde tabii herkes birbirine baktığı için özenti mi diyeyim, ne diyeyim artık ne derseniz ya da herkes kendine göre düşünüyor: "Hadi sakal ekelim." E sakalı nereden ekeceğiz? Saçtan alacağız. Bu sefer saça zarar veriyorsunuz. Saç gerçekten sakalı yok, köse. Burada çıkmıyor ya da çok aşırı seyrek, belli noktalara boşluk var. Okey, yapalım. Ama bakın sakal uzatacağım diyerek değil de gerçekten daha doğal bir görüntü için saça çok fazla zarar vermeden. Çünkü burayı yapalım diyerek burayı feda edemezsiniz. Çünkü biz ikinci saç ekimlerinde de bazen tam tersi sakaldan alıyoruz.
Hım, öyle mi?
Tabii. Sakalı da kullanıyorsun saç için. Sakalı kullanıyoruz. Neden? Çünkü saçında yeterli miktarda saçı yok ise, şimdi saçtan ilk seans yapılmış, başarısız olmuş ya da başarılı olmuş ama saçı az olduğu için ikinci bir seansa ihtiyaç kalmış. İkinci seansa alıyorsunuz arkadan gene az. Sakalı gürse en azından sakaldan da en azından 700 greft, 800 greft, hatta 1000-1200 greft rekorumuz bile var. Yani rekor dediğimiz çünkü sakalın daha fazla alamazsınız.
Vücuttan da alınıyor mu hocam?
Hemen vücuttan da alınabilir, göğüsten alınabilir mesela. Kısık bölgelerinden de alabilir ama yani buradaki en doğru şey sakaldan. Ben diğerlerini çok da fazla tasvip etmiyorum yani doğrusunu istersen. Çünkü yapı çok farklı. Sakal uzuyor ama göğüs kılı uzamıyor mesela. Tabii. Artı o bölgeye ne kadar bir bölgeye greft koyacaksanız en yakındaki doku ona en yakın dokudur. Uzaklaştıkça mesela bir saç kılının yapısı ile ayak kılının yapısı aynı değildir. Evet. Bir saç ile kol kılının yapısı bile aynı değildir. Hepsi birbirinden bambaşka özellikler taşır. Bu nedenle hani sakaldan alıp saç yapılabiliyor ya da saçtan sakal da konulabiliyor ya da bıyık yapabiliyorsunuz. Şimdi işte Ertuğrul Gazi filmi, Osman Gazi derken herkes bıyıklar yapmaya başladılar falan. Yani bütün bunlarda tabii kişilerin, ki bu amaçla işte bir plastik cerrahın düşüncesini almak gerekir. Belki de size "Ya böyle de iyi, kabul edilebilir." Belki o kişi o sözü duyunca vazgeçecek. Belki de "Evet, yapalım, şöyle bir şey yapalım, bu sizi mutlu eder." diyebiliriz. Yani burada bir uzman görüşünü almak doğru karar vermekte çok önemli.
Evet, çok doğru. Peki o halde süremiz de daralıyor hocam. Dilerseniz en çok merak edilenler üzerinden gidelim. Vücuttan alınan kılları söyledik. Saç ekimi öncesi ve sonrası çok önemli dedik. Biraz sağlık turizmi alanına isterseniz girelim. Tabii ki memnuniyetle.
Şimdi sağlık turizminde ben tabii kısa da olsa bundan bahsetmek isterim. Sağlık turizminde tabii saç ekimi şu anda birinci sıralarda koşuyor. Evet, güzel bir şey ama bundan birkaç yıl öncesi, hatta pandemi önceki sıçrayış yok bunun. Bakın en tipik örneği aslında Tayland yaşadı sağlık turizminde. Ki Tayland dünyada en çok sağlık turizminin ulaştığı ülkelerden bir tanesiydi ve orada da Türkiye'de yaşanan şeyler olmaya başladı. İş merdiven altına indikçe, bu iş bir para metası olarak görmeye başladıkça, hekim dışındaki kişilerin de bu işleri yapmaya başlamasıyla beraber çok ciddi bir ivme kaybettiler. Bu işten çok ciddi yatırımlar yapılmıştı, yatırımların hepsi çöp oldu. Bugün gerçekten sağlık turizmi adı altında yapılan pek çok yatırım son bir iki yıl içerisinde çöp oldu. Hakikaten çok ciddi insanlar kan kaybettiler. Yani açılan bütün firmalar, bütün işverenleri zarara uğrattı. Çalışanların pek çoğu işsiz kalmak zorunda kaldı. Çünkü hasta sayısı azalmaya başladı. Çünkü çevremizdeki ülkeler de, Avrupa ülkeleri de ister istemez bu konularda Türkiye'deki bu başarısını gördükçe onlar da heveslendi ya da bizim içimizdeki bazı insanlar gidip başka yerlerde Avrupa'da yapmaya başladılar. Gereksiz yere bu ülkeye gelecek olan başlar dövizi de bir şekilde baltalamaya başlayan bir şey. Kendi kendimizi baltalıyoruz kaliteden ödün vererek. Ya da işi diyeceksiniz ki: "Ya ama bu ucuzluk olmasaydı bu insanlar bu kadar artmazdı." gibi düşünüyorsunuz ama kaliteden ödün vermeyi gerektirmiyor bu hiçbir şekilde elbette. Ve illaki sürüm olacak kafası hiçbir zaman olmamalı. Artı ne yaparsanız yapın bunun bir sağlık işi olduğunu bilmek gerekiyor. Biz mesela hastanede yaparken hastane dışındaki bir yerde yapıldığında "Orayı zabıta ilgilenir, Sağlık Bakanlığı bilgisi yok." tarzındaki söylemlerle karşılaşınca insan hakikaten sütü hayale uğruyor, çok da üzülüyor yani. Ve bu işin bir emek işi olduğunu ve ucuza yapılmaması gerektiğinin altını özellikle ve özellikle çizmek isterim yani.
Ve sonunda Tayland'da ne oldu? Daha sonra toparladı, tekrardan eski güzel günlerine yeniden ulaşmaya başladılar. Türkiye'de şu anda bir anlamda sağlık turizminde ciddi bir ivme kaybediyor. Gelen hasta sayısının %50 civarında azaldığını ben düşünüyorum. Bunu pek çok meslektaşıma da konuştuğumda bu çıkıyor. Gelir anlamında ise %70 kayıpla devam ediyor. Neden? Çünkü bu hastaların gelmesi için verilen reklam sayısını, miktarını artırıyorsunuz. Artı daha ucuz bir çünkü alıştırdı ya artık herkesi ucuz ucuz diyerek. Evet. Ucuza alıştırdığınız bir hasta sadece ucuz için geliyor ya da çok zorlu, hiç kimsenin müdahale etmediği, etmeyeceği, kimsenin yapamayacağı. O yüzden Türkiye'de komplikasyonlar ya da ölümlerle çok sık karşılaşılıyor. Bizler single vakalar değil, bizler kombine ameliyatlar için tercih edilen ucuzluk cenneti olduğumuz için zorlu işleri size veriyorlar. Bilmem anlatabiliyor muyum? Yani zorlu işler. O yüzden hekimler bu anlamda zorlanıyor. Ya da fiyat verdiğinizde "Ben tecrübeli bir hekimim, o fiyata yapmam." diyorum mesela. O zaman tecrübesi az olan bir hekime "Sen bu fiyata yap." Çünkü pazarlanıyor, hasta da pazarlanıyor. Ki bu komisyon olayından kurtarmak lazım ülkeyi her şeyden önce. Hekimler o zaman taşeron konumuna düşüyor. Ve çok üzücü bir şey gerçekten. Bizler her şeyden önce bir tıp doktoruyuz. Yıllar boyunca verilmiş bir emekle belli bir yerlere geliyoruz. Ve bu geldiğimiz noktada bu ülkenin her alanında artmasını gerektiren, bakın ülkeyi bu başarıya taşıyan 1990 ile 2005 yılı arasındaki tıp fakültesi mezunu doktorlardır. Altını çiziyorum, 15 yıllık. Bakın tekrar söylüyorum: 1990 yılı ile 2005 yılı arasında tıp fakültelerinden mezun olan hekimler Türkiye'yi dünya klasmanında birinci sıraya getirdiler o dönemde. Evet, 90 öncesinden bahsetmiyorum. Neden? Orada da var tabii ama TUS girişli olanlardan bahsediyorum özellikle. Yani hekimlik kalitesinin çok arttığı. 2005'ten sonra ise özel üniversitelerin açılmasıyla kadroların dağıldığı, kadroların parçalandığı ve tıptaki aslında başarı hekimlerin kendi arasındaki rekabet ve birbirine geçme savaşıydı. Yani birbiriyle yarışmayı. Bu yarışmayı siz parçaladığınızda otomatik olarak herkes "Ben en iyisiyim, ben en iyisiyim, ben en iyisiyim, ben o bölümde en iyisiyim." Halbuki birlikteyken çok daha güzel işler üretiliyordu. O yüzden bu dönemdeki hekimlerin getirmiş olduğu bu başarı peyderpey, peyderpey azalmaya başlıyor, azalmaya başlıyor. Ve bu hakikaten ülkemizi çok daha iyi bir noktaya gelecekken biraz daha önümüzü karanlık gösterecek. Belki beş yıl, belki on yıl içerisinde toparlanacak bir düzey haline gelecek. Bu da hakikaten hem beni üzüyor hem çevremdeki diğer meslektaşlarımı, ülkeyi de üzüyor. Neden? Çünkü bu işten ekmek yiyen sadece hekimler değil. Beraberinde sağlık çalışanları, beraberinde bu kişiler geldiğinde burada bir otelde kalıyor, burada bir restoranda yemek yiyor, burada bir taksiye biniyor. Ama gelen hastaları sadece hekimler olarak bizler mi istismar ediyoruz ya da bizler mi sadece yanlış yapıyoruz, hata yapıyoruz? Acaba bir taksi şoförü o hastaları nasıl aldattığını anlatsa? Bir otel, bir restoran. O kadar güzel söylediniz. O kişiyi, o kişilere gerçekten yani Türkiye'ye gelen birisi "Ya burada her şey işte üç kağıt üzerine kurulu." gibi bir algıdan nasıl kurtarabiliriz bu algıdan? Bakın ben yurt dışına gittiğim zaman inerim bir tren istasyonundan gideceğim yere. On defa da gitsem, on yılda gitsem hep orada ödediğim para aynıyken bugün hastaneden otele, otelden hastaneye gelen bir hasta bir gün 50 lira, bir gün 150 lira ödüyorsa bunu sorguluyor. Hele de Avrupalıların unutmayın, 100 euro verse 99.99 euroluk iş yapsa 1 dolarının, 1 eurosunun peşine düşer. Bir sentinin bile peşine düşen bir ülke insanından bahsediyoruz. Evet. Bu insanları asla ve kat'a hiç kimseyi aldatmamalıyız. Ülkemizdeki bütün insanların bu konuya hassasiyetle bakması gerektiğini hem iş kalitesinde hem ücretle ilgili olarak hem de bu kişilerin ağırlanması ve misafirlik noktasında bizim onlara göstereceğimiz tüm özveri. Evet. Bütün herkes işini iyi yapsın ve karşılığını da alsın.
Evet hocam, çok teşekkür ediyoruz. Aktardıklarınız çok çok kıymetliydi. Sevgili izleyenler, bugün de Doktor Fatih Dağdelen'le birlikte saç ekimi ve sağlık turizmine yönelik konuları ele aldık. Önümüzdeki hafta da liposuction'ı konuşacağız. Bizleri izlemeyi unutmayın. Hoşça kalın, iyi hafta sonları.
[Müzik]
[Alkış]
[Müzik]
Çok yüksek ses duydum. Yeni çıktı ya. Ersin her duyduğunda kulak kabartır oldun.