Transcription
İslam dininin doğru anlaşılmasına karşı üç temel konu set yapıldı. Bu üç konuyu doğru anlayabilmemiz Kur'an'ın mesajını anlamada çok kritik önem taşıyor. İyi ki ana dilde ibadet meselesi. İkincisi nebi ve resul kavramlarının doğru anlatılmaması. Üçüncüsü ise hadisler. Tabii birçok konu var ama hani en büyük üçlüğü böyle sıralayabilirim kendimce.
Ana dilde ibadet meselesini önceki videomuzda anlatmıştık. Ana dilde ibadetin bir şeyi anlamanın, Kur'an'ın mesajını kendi dilinde anlayıp da insanlara anlatmanın ne kadar önemli olduğunu, kritik bir önem taşıdığını anlatmıştık.
Şimdi burada da ikinci olarak nebi ve resul kavramlarına değinmek istiyorum. Önce geleneği tarif edelim. Geleneğe göre resul kendisine yeni bir kitap verilen ve yeni kitapla birlikte yeni bir şeriat verilen onu uygulayan kişidir. Nebi ise kendisine kitap verilmeyen, kendisinden önceki resulün kitabını ve şeriatını uygulayan kişidir. Yine geleneksel inanışta resulün Kur'an'ın veyahut eski resullerin kendi kutsal kitaplarının yanında kendi hadislerinin gayrimektu vahiylerinin de ikincil bir dini kaynak olarak öğrenilmesi gerektiği anlatılır. Bu Kur'an'a taban tabana zıt bir kavramdır.
Şimdi gerçeği öğrenelim. Kur'an'da nebi kendisine vahiy verilen kişidir. Vahiy alan kişidir. Nübüvvete sahip olan kişidir. Resul ise o vahiyi ileten tebliğcidir. O risaleti tebliğ eder. Yani gelenekteki gibi her resul nebidir ama her nebi resul değildir anlayışının tam zıttı olarak her resul nebi değil her nebi resuldür ama her resul nebi değildir.
Şimdi tabii ki biz bunu nasıl öğreniyoruz? Kur'an'dan öğreniyoruz. Zaten tek dini kaynağımız olan Kur'an'a baktığımız zaman aslında her şeyin doğrusunu öğrenmiş oluyoruz. Şimdi buradaki mesele çok önemli. Nebi ve resul kavramlarını iyi anlayabilmek lazım. Çünkü Arapça konusunda eee nedense çok aşırı hassasiyet gösterilen gösteren çevreler bu Arapçadaki nebi resul kavramını nedense Farsça peygamber olarak Türkçeye çevirip bazı ayetlerde nebiye peygamber deyip bazı ayetlerde resule peygamber deyip genel olarak peygamberlik çerçevesinde anlatıyorlar. Ama Kur'an'daki maalesef anlatım bu değil.
Şimdi resulün görevi nedir? Bir kere resulün görevi sadece tebliğidir. Yani Maide suresinin 99. ayetinde ne der? Resule düşen sadece açık bir tebliğdir. Yine Nahl suresinin 35. ayetinde elçimizin görevi apaçık tebliğden başka bir şey değildir. Derine Maidi suresinde 67. ayet. Ey Resul, rabbinden sana indirileni tebliğ et der. Kahf suresinde, "Sen onların üzerine bir zorba değilsin. Sen onların vekili değilsin." Yine diğer surelerde sana düşen sadece tebliğdir. Hesap görmek bize aittir der. Yine defalarca vurgulanan, "Eğer yüz çevirirlerse sana düşen apaçık bir tebliğdir. Sana vahyedileni oku. Sen onların üzerine bir bekçi değilsin." ayetlerinden de anlayacağımız üzere resul sadece kendisine verilen vahiyi iletir. Yani Hzret Muhammed'in resul olarak konuştuğu her şeye şu anda sahibiz. İşte 600 küsur sayfalık Kur'an'ın içindeki tüm cümleler, tüm ayetler. Bu resulün ağzından çıkan şeylerin tamamıdır.
Şunu anlamanız açısından bir örnek vermek istiyorum. Mesela bir öğretmen düşünelim. Bir öğretmen normalde öğretmenlik mesleğini yaptığında da veyahut dışarı çıkıp evine gittiğinde de bir yerde otururken de hep öğretmendir. Buna nebi diyebiliriz. Çünkü o nübüvveti almıştır. Ama öğretmen diyelim ki Din Kültürü dersine girdi ve Din Kültürü kitabını bakın bunu özellikle vurguluyorum. Kendisinden hiçbir şekilde bir ekleme, bir çıkarma yapmadan olduğu gibi tebliğ ederek kendi öğretmenlik mesleğini icra etmiş olur. İşte bu da resuldür. Yani buradaki bu kritik konu çok önemli.
Şimdi resulün görevinin sadece tebliğ olduğunu anlattık. Peki Kur'an'daki önemli olan şey şu. Nebi olarak yapılan Yüce Allah'ın Hz. Muhammed'e yaptığı hitaplarda [iç çeker][ani nefes alır] arada uyarılar da var. Ama resul olarak yaptığı hitaplarda hiçbir şekilde Allah'ın Hz. Muhammed'e bir uyarısı veyahut şunu niye yanlış yaptın dediği bir ayet kesinlikle yok. Bu çok kritik bir şey.
Şimdi nebi olarak uyarıldığı ayetlere bakalım. Mesela Tahrim suresinin ilk ayeti. Ey nebi, Allah'ın sana helal kıldığını neden kendine haram kılıyorsun? Hz. Muhammed'in eşleriyile ilgili bir meselede kendi özel hayatında bile kendi belki içinden yaptığı bir şeyi, haram yaptığı bir şeyle ilgili Allah bunu yüce mesajın içine koyarak nebiyi uyarıyor. Veyahut Abese suresinin ilk ayetleri yüzünü ekşitti ve sırtını döndü. Yine Hz. Muhammed'in ayetten anladığımız kadarıyla bir kişiyi dinlememesi veyahut sonra dinlemek istemesi, oradaki önceliği ona vermemesi üzerine Yüce Allah'ın direkt ayet indirmesi veyahut Enfal suresi 67. ayet, "Hiçbir nebinin esirler edinmesi doğru değildir" bağlamında bir ayet. Çünkü burada şöyle bir şey var. eee yapılan savaşta savaş daha bitmeden esirler alınmış ve o esirler de acaba maddi olarak geri salınabilir mi? Fidye olarak denilerekten savaş daha bitmeden o maddi imkanlar ve esir konusu görüşülmeye çalışmış. Ve burada Yüce Allah'ın nebi ve oradaki savaşan sahabelere bir uyarısı var. Veyahut Tövbe suresi 43. ayet. Allah seni affetsin. Neden izin verdin?" diyor. Burada da yine ayetler bağlamında anladığımızda bir savaş sırasında işte münafıklar ama tabii ki münafıkların münafık olduğunu eee peygamber bilmiyor. Eee çeşitli nedenler ve bahanelerle savaşa girmeyi reddediyorlar ve Hz. Muhammed hemen tamam diyor. Hani herhalde kendi içinden nizamın bozulmaması için tamam kabul ediyor. Siz savaşmayın diyor ve Allah yüce Allah kızıyor. Niye böyle yaptın diyor. Bakın ne demişti gelenek. Nebi nübüvvet her şekilde ikincil bir dini kaynak koyacak kadar güçlü. Ama bu mesele böyle değil. Gördüğümüz gibi nebi olarak Yüce Allah Hz. Muhammed'i uyarabiliyor.
Şimdi oradaki bir diğer mesele de aslında şu. Resul olarak Hz. Muhammed'in Kur'an-ı Kerim'i aktarması ve onun dışında bir ekleme çıkarma yapılmaması maalesef eee geleneksel çevrenin zoruna gidiyor. Çünkü şöyle diyor o insanlar. O bir postacı mıydı? Yani sadece kitabı okudu, tebliğ etti. Risalet görevi bu mudur diye küçük görüyorlar. Şimdi öncelikle yüce Rabbimizin özel olarak seçtiği postacısı olmak bile meziyetlerin en güzeli olmakla birlikte postacı kendisine verilen mesela PTT'den alınan bir postayı açıp da insanları okumaz. Bu elçidir. Elçi nasıl ne yapar? Filmlerde görüyoruz ya kraldan bir ferman alıyor. O fermanı olduğu gibi başka bir krala olduğu gibi anlatıyor. Ama hiçbir şekilde kendisinden ekleme ve çıkarma yapamaz. Mümkün değil. Yani bunu herhangi bir devletler arası verilen misyonda bile yapamazken, haşa Yüce Allah'ın kitabında hiç yapamaz ki zaten. Yüce Allah, "Senin şah damarını koparırdık." diyor. Eğer öyle bir şey olsaydı. Bu konu gerçekten çok önemli. Bu geleneğin risaletin sadece resull tebliğ olması ile ilgili küçümsemesi aynı şekilde Kur'an ayetinde de var. Ya mesela ayette der ki şu kitabın şurasını değiştir. Kendinden bir şeyler ekleseydin ya. Biz şurasını beğenmedik. Hz. Muhammed der ki ayette de ki haşa ben onu yapamam. Ben sadece bana indirileni tebliğ ederim. Bu kitap size yetmez mi? Bakın şu anda geleneğin yaptığı eleştirileri o zamanlar müşrikler de yapıyor. Bu çok önemli. Bu çok kritik bir nokta. İşte insanların eee farkında olup veya olmadan şirke gittiği bir konu bu. Ama biz peygamberimizi seviyoruz. Hayır, mesele bu değil. Bakın, sevgi şirk mertebesinde olmamalı. Bir Yahudiye sorsak, onlar da Hazreti Musa'yı çok seviyorlar. Ama Tevrat'ın yanında Talmutları, Tanahları, Mişnaları, Gemaraları yani hadisleri Hz. Muhammed'in, Hz. Musa'nın ağzından yazıp eee ikincil bir din oluşturdular. Hz. Seyir Allah'ın oğlu dediler. Hz. İsa'ya teslis unsuru yaptılar ve İncillere farklı farklı şeyler eklediler. Mektuplar eklediler. E peki Yüce Allah bunları siz peygamberinizi çok sevdiğiniz için mi yaptınız? dedi Kur'an'da. Öyle mi ayette yazdı? Hayır. Haşa. Aşırı bir şekilde eleştirildi. Hatta Hz. İsa'ya da sorgusu vardı ayette. Sen mi dedin beni ve annemi de Allah'ın yanında ilahlar say diye? Hz. İsa da der ki: "Haşa, ben öyle bir şey demedim. Tek olan Yüce Allah'a inanmanızı söyledim. Ben onların işlerindeyken yaptıklarına şahittim. Sen benim e canımı aldıktan sonra, vefat ettirdikten sonra da sen şahitsin. Bakın bu mesajı zaten ayette evrensel olarak tebliğ ettiği zaman Hz. Muhammed'in bu hataya düşmesi mümkün olabilir mi? Yani ben bir hadis yapacağım, Kur'an yetmez diyeceğim. Kendimden bir şeyler ekleyeceğim. Hayır, hiçbir zaman böyle olmadı. Buna sonraki videoda değineceğiz. Çünkü gelenek kendi fikirlerini, kendi ideolojilerini, kendi düşüncelerini Hz. Muhammed böyle dedi, "Kur'an yetmez diyerekten nasıl insanlara eee empoze edebilir? Arkadaki o eee kötü amacı anlatacağız.
Öncelikle burada demek istediğim meseleler çok önemli. Resul kavramı. Bakın geleneğe göre şöyle bir şey. Eee, resullük de bitti diyor ama yanlış bir kelime bu. Biten Evet, nebilik bitti ama risalet devam ediyor. Biz de tebliğci olabiliriz. Ha, yanlış anlaşılmasın. Resulullah yani Allah'ın resulü, tebliğcisi olarak değil, vahiy alma anlamında değil. normal risaleti tebliğ etmek anlamında. Örnek verelim. Diyelim ki eee kuzey kutbuna gittik. Grönland'da veyahut Eskimoğolların olduğu yere gittik. Onlara kendi dillerinden Kur'an ayetlerini anlattık ama hiçbir şekilde kendimiz ekleme ve çıkarma yapmadan. İşte ne oluyor? Biz burada tebliğ görevimizi, risalet görevimizi yapmış oluyoruz gönüllü olarak. Bu devam ediyor. Kıyamete kadar da devam edecektir. Bu şekilde zaten bütün insanlara kendi dillerinde anlayacağı bir şekilde kutsal kitabın tebliğe ulaşacak. Ama nebilik bitmiştir. Zaten Kur'an ayetinde de der ikisinin farklı olduğunu. Eee Hzreti Muhammed nebilerin sonuncusu ve resulüdür der. Ve resuldür der. Burada önemli olan noktalar bunlar olmakla birlikte resul kavramı Kur'an'da birkaç yerde daha kullanılıyor. Mesela şunu söyleyebilirim. Hz. Yusuf'a gelen kralın elçisine resul deniliyor. Veyahut Belkız'ın Hz. Süleyman'a yolladığı elçide yine resul diyor veyahut meleklerden de resuller olduğu söyleniliyor. Yani risalet farklı şekillere farklı kişilerin olduğu gibi tebliğ etmesi anlamında Kur'an'da hep geçen bir şey. Burada başka şeylere yer bırakmamak lazım. Bu kavram çok önemlidir.
Ve bu kavramın üzerinden de Allah ve resulü mesela ayetlerde Allah ve resulünün haram kıldığını haram, helal kıldığını helal yapın. İşte bunu delil getirerekten demek ki Allah ve resulü oradaki vav bağlacıyla demek ki iki ayrı otorite Allah'ın ve resulünün helal ve haram yaptığını haram yapın dediğine göre tamam. Evet. İleride hadisler vardır. Hadislerde de farklı farklı haramlar, helaller yapılabilir mantığıyla ilerliyor iş. Ama daha demin ne anlattık? Resul sadece tebliğ ediyor. Bakın Yüce Allah'ın Cebrail aracılığıyla Hz. Muhammed'e gönderdiği Kur'an'ın mesajının, ayetlerin eee boyutsal vasfına vakıf olamayız. Yani bir boyutlar farkı var. Sonuçta biz Cebrail'i bir melek olaraktan eee nasıl yaptı? Bu bir telepati miydi? Eee akla mı indi? Kalbe mi indi? Tam bilemiyoruz. Ama Hzret Muhammed bunun insana indiği şekilde insanlara anlattığı boyutta tebliğ eden kişisi. Yani şöyle bir şey var burada. Resulü oyun dediği zaman zaten yine Allah'a yani Allah'ın Kur'an'ına uymuş oluyoruz. İnsan boyutunda resul vardır. Bu farklı bir şey değildir. Bu kavram büyük bir şekilde hep manipülasyona uğratılmıştır. Risalet zaten şöyle de bir şey var. Hz. Muhammed'in her dediği haram helal olsa, bakın dediğim gibi nebi olarak tüm uyarılarda eee nebiye uyarılar devam etmekte. Ama risaletle ilgili ey resul dediği bütün ayetlerde resulün dediğini yapın. Kesinlikle haram, helal her şeyi eee uygulayın diyor. Çünkü neden? Zaten resul sadece Kur'an'ı tebliğ ediyor. Bu başka bir şey değil. Bu kavramı anlatmak istedim. Teşekkür ediyorum.