Transcription
[Müzik] Hayırlı günler değerli seyirciler. Bir programda birlikteyiz. Ahmet Taşgetiren bendeniz. Programımızın adı Yüzleşmek. Yüzleşmek bir anlamda kendimize bakmak demek. Demek muhasebe demek. Bir otokritik, öz muhasebe, nefis muhasebesi demek. Yüzleşelim istiyoruz bu programda bir saat boyunca. Eee, bu insanın kendi kendisine bakması anlamına geliyor. Toplumuna bakması anlamına geliyor. İnsanlığına, ne bileyim, maddi manevi değerlerine bakması anlamına geliyor. Bakmak da e kendimizi yeniden inşa, belki ihya. Yani kaybolan, ölen hücrelerini ihya gibi bir eee sonuç doğurabilir ümidiyle böyle bir programa başlamış olduk diyelim.
Cumhuriyetin 100. yılını idrak ediyoruz mesela. Cumhuriyetimize bakmak, değil mi? Yani yüzyılda nereden nereye geldik bakmak. Yani geldiğimiz yer yeterli mi, değil miye bakmak. Ne bileyim ben. Gazze'de şu anda yaşananlar var. Gazze vesilesiyle insanlığımıza bakmak belki. Yani insanlıkta neredeyiz, nereye düştük ya da kalktık buna bakmak. Kalplerimize bakmak, yüreğimiz ne diyor ona bakmak. Ne bileyim, belki Müslümanlığımıza bakmak. Yani hani, eee bu ülke Müslüman bir ülke, kahir ekseriyeti toplumun Müslüman ve İslam pek çok şeyi belirliyor bu ülkede insan karakterlerini, insan davranışlarını, hayatı, toplumu, devlet ilişkilerini vesaire. Dolayısıyla Müslümanlığımız neresindeyiz de çok önemli bir e mesele. Bütün bunları konuşalım istiyoruz bugün. E konuğumuz önemli bir isim. Bütün bunlara bakmak açısından önemli bir isim Ali Bardakoğlu. Profesör Doktor Ali Bardakoğlu. Şunu da söyleyeyim, bu eee yüzleşmeleri Yusuf Ziya Cömert kardeşimle birlikte yapacağız bu sohbetleri, bu irdelemeleri. Evet, konuğumuz Ali Bardakoğlu hocamız. 8 sene eee Diyanet İşleri Başkanlığı eee yapmış bir isim. İslam Hukuku eee hocası. Hem modern hukuk eğitimi almış bir insan. Yani eee hem İslam içinden bakabilen, hem modern hukuk içinden bakabilen bir insan. Ve çok önemli bir husus, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi Türkiye için çok önemli bir müesseseyi eee 8 yıl süreyle yönetmiş bir insan. Ben şöyle düşünürüm hocam, hoş geldiniz öncelikle. Ya bir giriş yapmaya çalışıyorum bir program olduğu için. Sağ sağ olun. Ben şöyle düşünürüm, böyle bir konumda. Mesela ben uzun bir süre bir tasavvufi dini derginin yayın yönetmenliğini yaptım. Ya bir dergi, bana göre mesela öyle dini İslami bir dergi, İslam insan ilişkisini, İslam Müslüman ilişkisini, İslam toplum ilişkisini gözler, takip eder ve o alanda ortaya çıkan, gözlemlediği açı farklarını insanların gündemine getirmeye çalışır diye düşünmüşümdür. Mesela bir hatip hutbeye, hutbe hazırlarken ya topluma bakar, değil mi? Yani ve eee oradaki açı farkını toplumun gündemine getirir. İslam'la o alandaki açıyı ortaya koymaya, insanları uyarmaya çalışır. E Diyanet İşleri Başkanı ise çok daha kapsayıcı bir konumda ki çok hassas bir görev. Bunu Türkiye'de politikacı, ilim adamı herkes ifade eder, değil mi? Yani Diyanet İşleri Başkanlığı, Türkiye Cumhuriyeti'nin yeni yapılanması, önemli bir müessese olarak itina ile kurulmuş, farklı misyonlar verilmiş bir müessese. Şimdi orada zatı aliniz 8 yıl görev yaptınız. Toplumu eminim ki yani Müslümanlık kıvamı açısından gözlemlediniz. Bu topluma ne vermek gerekir? Yani toplum devlet ilişkisi nasıl olsun? Müslümanlık la kurulu düzen arasındaki ilişki nasıl sağlıklı, problemsiz yürüsün? Ya da İslam bu toplumun insanına, büyük kısmı Müslüman olduğuna göre, nasıl bir kişilik kalitesi kazandırsın? 8 yıl da az bir zaman değil hocam. Yani eee bunlar üzerinde düşündünüz ve 8 yıl görev yaptınız.
Şimdi şöyle eee baktım. İki kitabınız var. Yani başka kitaplarınız da var muhakkak. Birisinin adı, başlığı "İslam'ı Doğru Anlıyor muyuz?" Şöyle kameraya tutayım. Böyle hacimli bir kitap. "İslam". Kamerayı tuttunuz ama kamera oraya bakmadı gibi geliyor. Şöyle mi tutayım? Hayır, siz de sizle ilgili şöyle tutayım. Evet, şöyle göründü galiba. Ben ekranda monitörde görmüyorum. Bilmiyorum, başka bir yere mi bakıyorum? İkincisi de "İslam Işığında Müslümanlığımızla Yüzleşme". Böyle bir eee kitap. Aslında kitapların ismi de bir anlamda ya bizim programın ismi zaten. Yani eee bu bu hemen önümüzde yani şey olarak, İslam isim olarak, Müslümanlığımızla Yüzleşme ve soru "İslam'ı Doğru Anlıyor muyuz?" Yani bana hitap ediyor. Ben düşünmem gerekiyor. Ne bileyim, ülkede yaşayan herkese hitap ediyor. Ben Müslümanım diyen herkese hitap ediyor. Burada iki şey var diye düşünüyorum. Bir İslam var, değil mi hocam? İslam var. Bir de onu yaşayan Müslüman var. Yani soruyorsunuz, e bu tetabuk ediyor mu? Mu, eski ifadeyle üst üste oturuyor mu, çakışıyor mu? Yani İslam'ın değerleriyle, ölçüleriyle eee insanımızın hayatı, zihin dünyası çakışıyor mu? E böyle bir soruyu siz getiriyorsunuz. Şuradan başlayalım isterseniz. Yani bu kitaplara eee zemin teşkil eden gözlemleriniz, düşünceleriniz. Mesela İslam'ı nerede görüyorsunuz ki eee onun topluma yansımasında farklar görüyorsunuz? Müslümanı nerede görüyorsunuz ki İslam'la ilişkide eee problemli alanlar görüyorsunuz? Oradan başlayalım isterseniz.
Peki efendim. Eee ben de hayırlı yayınlar diliyorum. Bereketli yayınlar olsun. Teşekkür. Eee inşallah ufuk açıcı olur. Kendimiz ile tanışma, kendimiz ile yüzleşme açısından bizim gönül dünyamıza bir pencere açar, zihnimizde bir inşaya yol açar. Eee ben de onun için tebrik ediyorum, başarılar diliyorum. Teşekkür ederiz efendim. Şimdi tabii akademik hayata 1976 yılında başladım. Üniversite hayatına ve eee daha çok kitap, abi dini, belki de gökyüzündeki dini öğrenmeye çalıştım. Evet. Ama Diyanet İşleri Başkanlığı görevinden sonra o gökyüzünde, o idealize ettiğimiz, inandığımız kitaplardaki bilgilerin ne kadar yeryüzüne indiğini ve insan hayatında ne kadar gerçekleştiğini izleme imkanı buldum. Sadece Türkiye çapında değil, Ahmet Bey, İslam dünyasını da görüyorsunuz. Değişik toplantılar yapıyorsunuz, bölgelere gidiyorsunuz, insanların sorunlarını görüyorsunuz. Hepsi de Müslümanım diyen insanlar bunlar. Fakat birbirinden farklı ve birbirine adeta meydan okuyan eee anlayışları, hareketleri görüyorsunuz. O zaman tabii düşünmeye başladık biraz daha. O zaman bir ayrım yapmamız e gerekti. Yusuf Ziya Bey, İslam ve Müslümanlık. Yani Allah'ın gönderdiği din ve insanlar arasında bu dinin eee ne kadar hayat bulduğu. Tabii Kur'an-ı Kerim'e de baktığımız vakit zaten Allahu Teala, Bakara suresinde insanın yaratılış serüvenini anlatırken, eee ademoğlunu mükerrem, mükerrem şekilde çok donanımlı olarak yarattığını, ona bilgi yüklediğini, kapasite yüklediğini ve "alleme'l-esma" ayeti, halife ayeti bunu anlatır. Güzel bir ifade hocam. Yani kapasite yüklediğini, böyle bir yük. Yani o "alleme" zaten bizim eee İslam uleması öyle anlar. Bilgi değil, kapasite, kabiliyet, donanım, hayatta bilgi edinme ve onu sonraki nesillere aktarma kabiliyeti. Şimdi Allahu Teala hiçbir zaman insanoğlunun yeryüzüne göndereceğim ve mükemmel bir örnek sunacak, herkes ona gıpta edecek demiyor. İnsanoğlu yeryüzüne inecek, ona özgür irade vereceğim. O kendi hayat yolunu kendisi çizecek. Melekler de zaten o itirazı yapıyorlar. Yani diyorlar ki, insanoğlu yeryüzünde kan döker, yanlış yapar. Allahu Teala da "yanlış yapmayacak" demiyor. Ve "dünya hayatı bir sınavdır. Ben şayet dileseydim, isteseydim herkesi iman ettirirdim, herkes iman ederdi. Meleklerin yaşadığı bir dünya yaratırdım ama öyle yaratmadım. Ben özgür iradesi olan, yanlış yapma kapasitesi olan, yanlış da yapabilen ama doğruyu da görebilen bir insan yaratacağım" diyor. Bir ama ben ona akıl vereceğim, fıtrat vereceğim. Bir de peygamberler göndereceğim. İki destek vereceğim. Ama bir tane de kötü duygular, kötü hevesler de vereceğim. Hani ben zaman zaman ayetlere atıf yapayım, izin verirseniz. Estafurullah. "Elem yefraha ve takvaha". İnsanın içine kötülüğü de, kötülük duygusunu, isteğini de, iyilik yapma duygu ve isteğini de ben yerleştirdim" diyor Allahu Teala. Şimdi böyle olunca demek ki Allah'ın gönderdiği din ve bir de insanların yaşadığı Müslümanlık ayrımını yapmamız gerekiyor. Yoksa ki bu Müslümanlığa bakarak Allah'ın dini hakkında eee bir kanaat edinirsen, dinine, Allah'ın dinine iftira etmiş olursun. Eee ve Allah bu dinini 7. yüzyılda Hicaz toplumuna dan başlayarak insanlığa bir davet olarak gönderiyor. Ancak burada 7. yüzyıl Arap toplumu önemli. Çünkü Hazreti Peygamber o toplumun içinden çıktı ve o toplum insanlarına hitap ile başladı. Biliyorsunuz ilk eee karşı gelenler iki önemli itirazda bulundular. Bir, niye bir beşer, bir insan bu dini getiriyor? İkincisi, bu Kur'an niçin bir kitap halinde bize toplu, topluca gelmiyor? Şimdi ikisinin de önemli. Bu İslam ve Müslümanlık ayrımı açısından çok kritik bir eee önemi var. Kur'an-ı Kerim topluca bir kitap halinde gelmiyor. Olaylarla iç içe ve olayları düzelterek, olaylar hakkında aydınlatarak bir ahlak eğitimi şeklinde geliyor. Hazreti Peygamber beşer olarak gönderiliyor. Bir beşer, Allah'ın insanlığa gönderdiği bu muradı, bu beşer, beşere gönderdiği bu hitabı örneklendirir, yaşayabilir ve güzel bir örnek sunabilir. Yani bir bakıma eee gökyüzündeki dinin veya Allah'ın gönderdiği muradın yaşanabilir, yapılabilir, hatta hayatın doğal akışıyla çelişkisi olmayan, akılla, izan, irfanla çelişmeyen, insan tabiatıyla çelişmeyen bir doğal eee hitap olduğunu anlıyoruz. Onun için de rahmetli Ahmet Hamdi Akseki'nin bir kitabı var, Diyanet İşleri Başkanlığı yayınlarından çıktı, "İslam Dini Umumi". Tabii fıtri bir dindir. Yani bütün insanlığa hitap eder. Hayatın doğal akışıyla bir çelişki üretmez ve insanın iç dünyasıyla da çelişmez. Ve onun için de siz bu dini anlarsanız, Allah onu dedi, yani peygamberleri anlarsanız, fıtratını korursan, kötülükleri fark ederseniz, çok güzel bir hayatınız olur. Ama yanlışlar yaparsanız da size müdahale etmem, müdahale etmem. Sadece ahiret hayatında onun bir muhasebesini yapar, hesabını görürüz. Böylece din üç ayak üzerine oturmuş oldu. İlk programda önce onu diyelim ki uluhiyet, ahiret ve nübüvvet. Evet, bu dinin üç ayağıdır. Tek yaratan Allah'a inanacağız, ona teşekkür edeceğiz, şükredeceğiz. Bütün nimetleri veren, hayatın yaratılışın şifresi ve başlangıcı odur. Karar verici odur, her şeyi ona aittir ve ona döneceğiz. Bir ahirette onun huzurunda olacağız. Ondan geldi, ona döneceğiz ve "ileyhi türceun" dönüş onadır. Üçüncüsü de Allah bize muradını, dünya hayatımıza dair muradını peygamberler aracılığıyla gönderdi. Onları önemseyerek. Yani din bu üç şeye oturuyor. Onun için de dinin temelinde Allah'ı tanıma, iman vardır. Ona teşekkürü ifade eden ibadetler vardır ve Allah'a inandığımızı ve teşekkür ettiğimizi, şükrettiğimizi davranışlarımıza yansıtma olan ahlak vardır. Din üç, yani bu üç esas bizim hayatımızda inanma, Allah'a şükür ve teşekkür, minnet duygularımızı ifade etme, bir de insanlarla ilişkilerimizde güzel ahlakı, marufu koruma, üç eee şekilde bizde din tecelli eder. Eee, yani İslam'la eee Müslüman arasındaki bu fark, İslam'ı anlama noktasında mı, İslam'ı yaşama noktasında mı ortaya çıkıyor? H. Şimdi ben eee düşün. Bir de bu arada şunu söyleyeyim seyircilerimiz, yani programda konuşulanlarla ilgili sorular olduğunda, evet, bu sorular "Karar TV Yüzleşme Programı" diye iletilebilir. Burada onları da değerlendireceğiz inşallah. Şimdi ben o zaman eee çok çıplak olarak şunu söyleyeyim. Önceleri Yusuf Ziya Bey, İslam'ı iyi anladığımız vakit hiçbir sorunun olmayacağını ve İslam'ı anlamanın tek bir hakikat olduğunu, iki türlü olmayacağını, İslam'ı anlayınca bütün sorunlarımızın çözüleceğini düşünüyordum. Ama bunun bir, yani ham bir hayal olduğunu gördüm. Siz böyle düşünüyordunuz en başta teorik çalıştığım zaman böyle düşünüyordum. Fakat daha sonra fark ettim ki insanların İslam'ı, dini, Allah'ın muradını anlama kapasiteleri, anlayışları yaşadıkları hayatla, kendi kaliteleri, kendi dünyalarıyla iç içe. Evet. Yani insan kendini biraz geliştirecek, birkaç adım atacak ki din ona birkaç adım atsın. Yani adamı, bütün bir insanı, bir bireyi din bulunduğu bütün kötülüklerin ve olumsuzlukların içinden çıkarıp da zirveye falan taşımıyor. Yani eee insana adım attığı zaman yardım eli uzatıyor. Onun için de din bir inayet derler bizim eski kitaplar. Dine, Allah'ın hitabına inayet derler. Gözetme, kollama, yardımcı olma. Ve biz bildiğimiz bir kelime var, hidayettir. Din, yani yol gösterme. Yol gösterme demek, yolu koluna girip de zor yolla, zorla yürütme anlamına gelmez. Aydınlatma. Ama insanoğlu o yolu yürüyecek. Yani biz dinin hidayetini şöyle düşünemeyiz. Bir insanı Allah alacak, kötülüklerin içinden çıkaracak, ta cennetin kapısına kadar götürüp cennetin içeri sokacak. Böyle bir din yok. Allah sadece o fıtratımızdaki iyi, doğru, güzel duyguları, iyi hasretleri açığa çıkarmamızı, onlara sahip çıkmamızı, irademizi eğitmemizi, kendimize gelmemizi, kendimizle yüzleşmemizi ve yolu yürümemizi istiyor bizden. Ve diyor ki, yanınızdayım. Motive ediyor bizi, yolumuzu aydınlatıyor ama yolu yürüyecek olan biziz. Böyle olunca da yani dinle ilişkimiz tamamen ve dini anlayışımız, dini anlama tarzımız bizim gayretimizle, kalitemizle ölçülü. Yani ülke ismi vermiyorum ama şimdi yani insanlığın açlık sınırında olduğu bir İslam ülkesi, kabilelerin birbiriyle boğuştuğu bir İslam ülkesinde dini anlayışın eee Mevlanalar da, Yunuslar da, Hacı Bektaş'ta, Bektaşi Veli'de veya Mevlana Gazali'de, Ebu Hanife'de olduğu düzeyde olması mümkün değil. Yani biz adım atacağız, din bize güler yüzünü gösterecek. Şimdi bu anlattıklarınız ki mesela diyorsunuz ki yani çok kolay, basit anlaşılır bir şey olduğunu düşünürken sonradan işin karmaşıklaşan, sonunda gene gelip yok, bu son derece basit, son derece yalın bir şey. Biz kendimiz karmaşıklaştıran geldik. Yani aklımda kalan şeylerden, yani tarihi rivayetlerden birisi şöyle. Bedevi Peygamber Efendimize geliyor. Peygamberimizin anlatmasını istiyor. İşte kim zerre miktarı iyilik yaparsa onu görür, kim zerre miktarı kötülük yaparsa onu görür deyince Peygamberim, tamam diyor, bu bana yeter diyor. Bu böyle bir şey aslında. Yani şeylerle, retorik, törenlerle karışık hesaplarla falan filan uğraşmanın hiç alemi yok. Son derece temiz, son derece yalın. İşin bu tarafını göre. Peki kim karıştırdı? Nasıl karıştırdı bu bu şeyleri? Yani çok iyi söylediniz. Teşekkür ederim. Yani bu, bunu vurgulamak eksik kalırdı. Biz İslam dinine, dini mübin-i İslam deriz. Yusuf Ziya Bey, evet, apaçık din demek. Mübin apaçık din demektir. Hakikaten Allah'ın gönderdiği din sade, anlaşılır ve eee böyle çerte değil, çok yalın. İnanacaksın, teşekkür edeceksin, doğru işler yapacaksın. Evet. Hatta bütün peygamberlerin eee mesajının ortak paydası olarak iki şey dikkatimizi çeker Kur'an-ı Kerim'de. Yani din nedir diye bir soru sorsak, ben onun cevabını şöyle veririm. Hazreti Adem'den Hazreti Muhammed'e kadar Allah Kur'an'da peygamberlerinden ne istemişse, hangi ortak mesajı vermişse din odur. Bunu iki türlü, iki ayağa oturturuz. Bir, inanacaksınız. İki, yararlı iş yapacaksınız. Salih amel işleyeceğiz. Yani din bak, çok e deminden de söylediğim gibi, inanacaksın, Allah'a teşekkür edeceksin, davranışlarını ahlaki hale getireceksin. İnanma, ibadet etme ve ahlaklı bir insan olma. Yani çok yalın. Peki çerte fil veya karmaşıklık nereden geliyor? Din bu mesajını anlatırken olaylar, olgular, insanların yaşadıkları üzerinden anlatıyor. Yani şimdi Hicaz Araplarına da öyle anlattı, bize de öyle anlattı. E biz bu sefer o anlattıkları olayların hepsini dinin içine ve dinmiş gibi katıyoruz. Verdiği örneklerin her birinin Allah katından örnekler olduğunu ve din olduğunu düşünüyoruz. Halbuki olaylar üzerinden Kur'an-ı Kerim, Allah'ın kelamı bize bir öğüt veriyor. O öğütün kendisi dindir. Üzerinden verdiği olaylar tarihe ait olaylardır. Onlar değişecektir, onlar değişecektir. Yani temizlik mesela Hazreti Peygamber'in en önemli sünneti temizliktir. Bu temizlik o gün kullandığı eşyalar üzerinden örneğini vermiştir. Biz bugün kendi kullandığımız, giydiğimiz eşyalar üzerinden o temizliği sağlarız. Çalışma, üretme, insanlara faydalı olma, salih amel. Yani şöyle söyleyebilirim. Şeriat dediğimiz şey, salih amelin farklı formlarda, farklı peygamberler eki, farklı formlardaki açıklamasıdır. Yani neticede hepsini o sadeliği ve açık berraklığı ifade için diyorum, hepsi salih amelin açılımlarıdır, örnekleridir.
Hocam şunu da arz etmek istiyorum. Bu arada salih amel kelimesini genel olarak hani ibadet tabir edilen işte namaz, oruç, sadaka vesaire, infak bu gibi şeylerle ilgili düşünürdüm de sonra birden şunu ilave etme ihtiyacı duydum ki kendi eee hayatımda diyelim, ya da kendi bakış açım olarak salih amel, güzel, ıslah edilmiş iş. Yani marangozsan, onu da düzgün, salih yapacaksın. Televizyonculuk yapıyorsan, onu da salih, düzgün yapacak, kaliteli iş. Bir tarafı da bu diye. Yani salih amel sözü her açıldığında böyle araya girmek istiyorum. Kusura bakmayın. Yani eee hani yüzleşme, Ahmet Bey, üstadımız, dostumuz, yüzleşme dedi. Yani biz salih amel anlayışımızla yüzleşmek zorundayız. Biz bugüne kadar salih ameli hep ibadetlere kilitledik. Halbuki e salih amel o değil. Bak, Kur'an-ı Kerim'de iki e e salih amel ile ilgili iki önemli uyarı var. Bir, "yeryüzüne inanan ve yararlı iş işleyen, salih amel işleyen kullarım egemen olacaktır." Evet, halife olacaktır. İkinci uyarıda da onlar varis olacaktır. Bak, inanan ve salih amel işleyen. Salih amel ne demek? Yararlı iş, barışçıl iş, insanlara faydalı iş. Hep bu anlamları içeriyor. Yani onun için kıldığımız namaz, tuttuğumuz oruçlar salih amelin kendisi değil, bizi oraya hazırlayan bir şey. Evet. Yani eee salih amel ile iman arasında, eee ikisiyle de irtibatlı bir geçiş köprü. Onun için eee Allah bizim sadece eee imanımıza, sadece eee ibadetimize değil, salih amellerimize de bakıyor ve diyor ki, "amelleriniz sonucuna göre ben size eee sonuçlar yaratacağım." Böyle olunca da yani İslam dünyasının eee sahabe döneminden sonra yaptığı, yani dini, Müslüman zihninin yaptığı o iman ve amel ayrımını ben eee çok fazla vurgulanması ve çok net ayrım yapılmasını doğru bulmuyorum.
Yani hocam, siz kitapta bu sahabe ve asr-ı saadet konusuna da temas ediyorsunuz. Yani bugünün Müslümanları için asr-ı saadet ve sahabe neslinin yaşadığı Müslümanlığı nasıl anlamamız gerektiğini? Yani onu aynen tekrar etmek mi, yoksa onların eee özünü yakalamak mı? Yani neydi o öz ki bugünkü Müslüman, hani şeyde kalıyor belki, onun özünü yakalamanın çok uzağında kalıyor gibi bir değerlendirmeniz de var. Belki bu çerçevede hatırlatmak isterseniz. Aynen öyle. Ama Yusuf Ziya Bey'in deminki o güzel katkısına ben de bir ekleme yapayım. O Arabi geliyor diyor ki, "Sadece bunlar yaparım diyor, ne fazla ne eksik." Diyor. Peygamberimiz diyor ki, "Cennetlik bir insanı görmek istiyorsanız, buna bakın." Diyor. Yani din hakikaten sade, anlaşılır ve her insanın yaşayabileceği bir şey. Onun içine daha sonraki insanlar kâh katıyor, kattık, katıyor eee ve özün bazen özün kaybolmasına da yol açıyor bu. Yani şimdi eee asr-ı saadeti biz nasıl anlamalıyız? Deminki söylediklerimle bağlantılı. Ahmet Bey, yani asr-ı saadet bütün Müslümanların kıyamete kadar yaşaması gereken bir hayat modeli değil. Evet. Yani öyle düşünemezsiniz. O, o asrın imkanları, bilgileri, tecrübeleri ışığında dinin getirdiği o kalıcı, evrensel mesajın bir örnek eee halidir, yaşanmıştır ve ikincisi tekrar edilemez. Yani ne artık o günkü evlerde yaşıyoruz, ne o günkü ticaretle yetiniyoruz, ne o günkü bilgilerle yetiniyoruz. Yani sürekli hayat devam ediyor ve Allahu Teala bu dünyanın 7. yüzyıla kadar değişerek, dönüşerek geleceğini ve 7. ik. yüzyıldan sonra artık dip frize, buz dolabına kaldırılıp ondan sonra hiç dünyanın değişmeyeceğini ve sabit kalacağını falan söylemiyor. Hayat devam edecek diyor. Bizden, hatta Peygamber Efendimiz Veda Hutbesi'nde, "Sizden sonra öyle nesiller gelecek, öyle nesiller gelecek ki bazı şeyleri sizden daha iyi anlayacak" diyor. Daha iyi anlayacak diyor. Böyle olunca hayatın değişkenliği, dini hitabın da bir defa ekseninde var. Önemli olan bu değişen hayat şartları içerisinde o dinin özünü sürekli diri tutabilmek. Formları değil. O örnek olaylar üzerinde dinin mesajının verildiği örnek olayları yaşatarak din ayakta kalmaz. Yani köle ve cariye. Bir şey de değerlendirmişsiniz hocam. Yani bütün zamanların Müslümanları da asr-ı saadete böyle bir tutkuyla bakarlar. Yani o tutkunun altında ne var? Onu da değerlendir. Şöyle söyleyelim. Bir defa sahabe nesli kurucu nesildir. Onlara saygıda kusur edemeyiz. Çünkü Hazreti Peygamberinizi de çok önemli buldun. Hazreti Peygamber'in etrafında halk oldular. O dinin ilk muhatapları onlardı ve Hazreti Peygamber'i anladılar. Onun davetini daha sonraki nesillere aktardılar. Onun için sahabe neslinin hayatını, anlayışını önemseriz ve kurucu nesil olarak görürüz. Ama bu getirdiği mesajı anlama açısından da yaşadığı hayatı, giydiği elbiseyi, yaşadığı evi, ilişki tarzını, ticaret tarzını bugüne taşımamız gerektiği anlamına değil. Zaten bir, hiçbir hadis bulamayız biz asr-ı saadette Müslümanlar nasıl yaşıyorsa o hayatı aynen koruyun. Ya bu mümkün değil. O gün göçebe toplum vardı, ticaret vardı, kabile hayatı vardı. Irak fethedildi. Ebu Hanife baktı ki artık kabile hayatı yok, daha yeni oluşumlar var, yeni toplumsal yapı var. Ona göre yeni yorumlar, yeni yorumlar yaptı. Yani ondan sonra İmam Malik, Kuzey Afrika, Endülüs, Anadolu. Müslümanlar sürekli dinin mesajını sürekli güncellemeye çalıştılar ve kendi şartları içerisinde anladılar. Mesela Peygamberimiz zamanında bir devlet yoktu. Yani bir yarı site devleti veya site yönetimi, Medine toplumu yönetimi vardı. Dört halife döneminde biraz şekillendi. Emeviler, işte Bizans tecrübesinin de desteğiyle onu bir Arap milliyetçi dayalı bir devlet oluşturdular. Abbasiler bir imparatorluk oluşturdular. Sasani etkisiyle. Yani yeni şartlarda bu dinin mesajını yeni şekillerde sürdürmek gerekiyordu. Bak, hiçbirisi asr-ı saadeti, eski bizim esnafımız, eski ulema da asr-ı saadeti bir form olarak, kalıp bir hayat olarak düşünmediler. Bir mesaj ve o hayattan biz ne anlayabiliriz? Sahabe neslin ve üstelik sahabe neslinin yaşadığı hayattan çok güzel örnekler de vardır. Yani mesaj alabilirseniz. Hazreti Peygamber'in hayatından çok güzel örnekler vardır. Kur'an-ı Kerim'de Hazreti Peygamber'in hayatında sizin için çok güzel örnekler vardır der. Örnek olan giyimi kuşamı, eee yattığı yatak, oturduğu ev, yani aile hayatı falan değil. Onlardaki davranış kalitesidir. Yani bazen hocam şöyle bir klişe cümle var. Hani 14 asır evvelki ölçülerle mi yaşayacağız hayatı sürdüreceğiz gibi? Yani bu şimdi bir form olarak onları görmek var ama diyorsunuz ki o işin bir özü var. Yani bu 14 asır öncekini dışlamak, o ölçüleri de dışlamak gibi. Hayır, hayır. Aslında benim dediğim öze dönmek, ölçülere dönmek, mesajın ruhuna dönmek. Yani e Medine pazarını kurdu Hazreti Peygamber. O pazarda ticaret ahlakını tesis etti. Evet. Yani biz onu anlamamız lazım. Yani ticaret ahlakını korumak için hurma alıp hurma satmanız gerekmez. Siz çok daha büyük ticaretler, ulusal ticaretler yapabilirsiniz ama o sahabeye Hazreti Peygamber'in öğrettiği ahlakı, dürüstlüğü koruyabiliyor musunuz? O zaman sünnet olan odur. Yani e insanlara güven verebiliyor musunuz? İnsanların güvendiği bir kişi olabiliyor musunuz? Peygamberin sünneti odur. Yani peygamberin sünneti bütün insanlığın gıpta edeceği bir insan profilidir aynı zamanda. Güzel ahlak. Çünkü "güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim" diyor Allah peygamberine. Yani onun için eee burada işte çok kritik bir yere geliyoruz. Evet, sahabeyi, asr-ı saadeti şekil olarak mı, form olarak mı anlayacağız? Evrensel bir mesajın özü, kıstası, ölçütü alacağımız bir eee bir davet ekseni olarak, rotası olarak mı alacağız? Aslında Hanefi düşünce, yani fıkıhtaki rey düşüncesi hep ikinciden yana olmuştur. Yani siz öze bakın demişlerdir. Dikkat ederseniz e Yusuf Ziya Bey de bilir. Peygamber Efendimizin sünnetini ikiye ayırırız biz. Süneni Hüda, süneni zevait. Sünen-i Hüda din ile ilgili davranış kalitesi ile ilgili bıraktığı mirastır. Süneni zevait örfi olan eee davranışlardır. Yapsan da olur, yapmasan da olur. Onları yaparsan peygamberi teberrüken güzel bir davranış deriz. Hiçbir şey demeyiz ama kendi tarzına göre giyinirsin, kendi tarzına göre evler yaparsın. Yani Hazreti Peygamber'in yediğini Yemen şart değil. Eee yani çünkü o iklimin gıda beslenme rejimi farklıydı. Ama yani Peygamberimiz karpuz yemediği için karpuz yemeyen sahabeler olabilir. Bir şey demez onlara. Tamam, bir peygamber sevgisinin ama biz bunu din olarak görmeyiz. Onun için de Yusuf Ziya Bey, süneni zevait ayrımını yapmak zorunda kalmış. Bizim İslam alimleri, bizim fıkıhçılar, Ebu Hanife'li daha sonrakiler. Niye? Çünkü Hazreti Peygamber'in yaşadığı hayatın aynısını yaşamak değil, o hayatın, o hayattan kendi dünyana mesajlar getirmek ve bugün peygamber yaşasaydı ne yapardı sorusunu sorabilmek. Yani bizim eee biraz sözü uzattım ama levait denilen bir literatür vardır bizde. Leviyi diye başlar. Peygamber bugün yaşasaydı nasıl bir davranış sergilerdi, ne isterdi? Riyat. Yani şayet, li şayet, şayet peygamber bu şartlarda olsaydı ne yapardı? Bunu ilk kullananlardan birisi Hz. Ayşe'dir. Çok enteresan. Yani Hz. Peygamber bugün yaşasaydı ne yapardı? Müslümanlar peygamberi evlerine davet, gönüllerine davet etmek istiyorlarsa, peygamberin sünnetini etmek istiyorlarsa bu soruyu ciddiye almak ve Hazreti Peygamber'in bıraktığı mesajın eee rotasını, istikametini, insan kalitesini falan içinde bir sanki peygamber muhakemesi taşımak gibi şey. Onun için yani ben eee yani yanlış anlamayın ama İslam dünyasının Hazreti Peygamber'in sünnetini anlamada yeterince özenli davranmadığı kanaatindeyim. Çok kolay şekle uyuyorsunuz, şekilcilik yapıyorsunuz. Y, mesela Çağrı filminde görürsünüz. Yani biz dini ve o dönemi anlamak için o deve, o çöz sahneleri eee dinin bir parçası değil. O köle, cariye ilişkisi, o günkü alışveriş, onlar bir o günkü hayatın gerçekleridir. Yani siz bunları yaşatarak peygamberin sünneti falan olmaz. Yani ama hazreti peygamber aile hayatında ne ne gibi güzel örnekler bıraktı? İnsanların gönüllerini kazanmak için ne gibi örnekler bıraktı? Uluslararası ilişkilerde, kabilelerle ilişkilerde eee ne yaptı? Yargılamada, insanları arasını bulmada ne gibi örnekler verdi? Biz bunlara bakmak ve bunlardan sünneti çıkarmalıyız. Hadisle sünnet ayrımı da buradan gelir. Biraz oradan bahseder misiniz? Hadisle sünnet. Hazreti Peygamber'in bir olay üzerine yaptığı bir açıklamadır. Evet. Sünnet ise daha çok fıkıhçılar önem verdiği bir şeydir. Bu sünnet ise o alandaki hadislerin bütününden çıkarılan mesajdır. Evet. Yani onun için de davranış modeli, davranış modelidir. İnsan o iman, ibadet, ahlak. Yani şunu mu anlamalıyız hocam? Mesela bir konuda Peygamberimiz 10 ayrı yerde 10 söz söylemiş. Bunların her biri belki duruma göre, her biri doğrudur. Her biri duruma göre doğrudur ama ama doğru diyelim ki bize, yani 1400 yıl sonrakine ya da bilmem Eskimo'nun yaşadığı yerlerde, o işin özü, o işin özü, onu bulmak gerekiyor. Sünnet o mu? Sünnet? Yani şöyle söyleyeyim Ahmet Bey, bizim eee ilk dönem büyük müçtehitler, mütefekkir İslam bilginleri soyutlama yapmışlar. Yani ne demek istiyor? Bize ne anlattı? Soyutlama yapıp ilkeye çevirip oradan İslam'ın evrensel mesajı şey var. Bir hani tarifi tarif ederler, efradını cami, ayarını mani. Yani ş misal bir örnek vereyim. Mesela diyor ki, Medine'ye dışarıdan eee mal getiren üreticileri şehir dışında karşılayıp, şehrin dışında onlardan mal almayın diyor. Şimdi bir bu Medine düzen, bir düzenleme. Şimdi siz bunu ilkeye çevirmeniz lazım. Burada ne anlatıyor? Veya işte eee buğdayın ıslahını alta kurusun, üste koymayın diyor. E esnaf diyor, üreticiler adına alım satım yapmasın. Onlar kelsin, böyle yapsın diyor. Bütün bunları topluyorsunuz. Ne istiyor bizden? Bir ticaret ahlakı istiyor. Ticarette dürüstlük istiyor. Burada şehir dışı, şehir içi, hurma, buğday önemli değil. Burada, burada bir Müslüman yaptığı iş şöyle anlayabilir. Mesela zaman gelir, üretici şehir içine getirebilir. Yani şehir dışında alınabilir vesaire. Ama ahlakı korumak lazım. Ahlakı, davranış ahlakını, dürüstlüğü, doğruluğu, salih ameli. Yani Müslüman elinden, dilinden, her şeyinden insanların güvende olduğu kimse. E bu sonuç çıkıyor. Kendine yapılmasını istemediğini bir başkasına yapma. Müslümanlığın ölçütü di. Peygamber bak şimdi bu ilkeleri görünce anlıyoruz ki konu burada çok daha ilkesel. Sünnet olan bu. Yani tamam, belli formlar var, belli şey. Her insanın belli kendi yaşadığı hayatın şekilleri, kalıpları, gerçekleri vardır. Ama İslam dini evrensel bir din, evrensel bir davet. Eskimosu, kabilesi, az gelişmişi, çok gelişmişi, uzay toplumu, yani bugünkü iletişim toplumu, hangi toplum olursa olsun, hepsinin Hazreti Peygamber'i kendi dünyalarına davet edebilmesi, peygamberin sünnetini kendi dünyalarında yaşatabilmek lazım. Onun için de sünneti önemsemek ama onu ilkelere dönüştürmek ve Müslümanların hayatına bir güzel ahlak modeli olarak peygamberi davet etmek gerekiyor. Ve bugün burada problem, hocam. Yani ilim camiasında mı? Yani bunu ilkelere dönüştürmek bir ilmi ameliye gerektiriyor. Orada mı problem var? Orada mı ayrışma var? Yoksa topluma intikalde mi bir problem var? Bir defa zihni mesai her zaman zordur. Evet. Ama şekil her zaman kolaydır. Evet. Yani onun için de e hala İslam dünyasında görsellik, yani şekli Müslümanlık, dindarlığın tezahürü çok daha önemli olmuş. Ama içtenlikli, samimi, özle dindarlık her zaman zor olmuştur. Yani mesela dindarlığı, dini tarif et derseniz bana, derim ki din varoluşun nihai anlamını kavramadan Allah'a, varoluşun nihai anlamını kavramak. Evet. Dindarlık, Allah'la samimi bir bağ kurabilmek. Dindarlığın özü bu. Yani dindarlığın özü ihsan değil mi Yusuf Ziya Bey? Evet. Dindarlığın özü ihsan. Hazreti Peygamber, "İhsan, yani Allah'ı görüyormuş gibi, Allah'ı görüyormuşçasına onunla samimi, içtenlikli bir birey olabilmek. Allah'ı görüyormuşçasına hayatı yaşayabilmek." Öz bu. Bu zor. Evet. İhsan ahlakı ve İslam'ın özü. İman olacak, ibadetlerini yapacaksın, temel haramlardan kaçınacaksın ama ama her davranışın güzel olacak, güzelleştirecek. Güzelleşmesi için de Allah, Allah'ı görüyormuşçasına davranacaksın. Namaz dinin dileği. Evet. Ama namazdan da önemli nedir? Bak Kur'an-ı Kerim söylüyor, "kıldığınız namaz sizi her türlü kötülükten alıkor." Yani öyle bir bilinç kazandırır ki size, o bilinç sizi her zaman iradenizi eğitir, iradenizi kontrol eder. Ama devamında "ve zikrullahi ekber". Allah'ı hatırınız tutmanız, Allah'la birlikte yaşamanız, Allah'la yaşadığınızı fark etmeniz en büyük olandır. Demek ki ibadetlerin de amacı, yani ibadet Müslümanlığından öte, ihsan Müslümanlığı, o samimi dindarlık. E şimdi bu Hazreti Peygamber'in sünnetinde biz bunu görüyoruz ama formu, formu değil, özü bu. Evet. O öz davranışlarda başka türlü yansır. A hayatına başka türlü yansır. İşçilerle, kölelerle, fakir fukar ile ilişkisine başka türlü yansır. Savaşta başka türlü yansır. Yani o Müslümanın her işi güzeldir. Her işi. Ne o ihsan ahlakının, Allah'ı görüyormuşçasına iyi kul olma bilincinin yansıması lazım. Yani bu din böyle bakarsan yine sizin dediğinize geliyoruz. Sade, anlaşılır, yalın, suyun akışı kadar doğal bir şey. Ben gene de "kim karıştırdı?" sorusuna devam etmek istiyorum. O sadeliği kim bozdu? Nasıl bozuldu? Hatrıma Ahmet abinin açtığı bu sahabe-i ikramla ilgili bahis, onun arkasından peygamberimizin rihle sonra ümmetin yaşadığı sıkıntılar ki bu bunlar ekonomik sıkıntı değil, aksine ekonomik refah. Aşırı bir refah. Refah artıkça sıkıntı başka boyutta oluyor. Kudretin, iktidarın, siyasetin bir bir bu eee yani tuttuğum, takıldığım bir bir taraf. Bir bir taraf da bizim fukaha, biraz muhtemelen siyasetin de etkisiyle insanları böyle zapt etmeye çalışmıştır. Aman kimse kendi başına oradan oraya kalkmasın. Aman bir hareket etme. Otur oturduğun yerde. Elini şuraya koyacaksın, kafanı da buraya koyacaksın. Böyle böyle bir hayatla adeta sıkıştırmış insanları. Siz aynı zamanda bir İslam hukukçusu olarak eee yani siyasetin, mülkün, zenginliğin eee şeyin karıştırılmasına olan etkisine bir bakar mısınız? Bu konuda bizi bizi aydınlatır mısınız?
Estağfurullah. Şimdi bundan sonra söyleyeceklerim sorumlusu sizsiniz. Onu size söyleyeyim. Yani eee hani yüzleşmem gerekirse İslam tarihiyle yüzleşmem gerekiyor. Bir defa Yusuf C. Bey, İslam tarihi dediğimiz şey insan tarihidir. Müslümanların tarihidir. Benim anlayışıma göre İslam'ın tarihi, Hazreti Peygamber, yani İslam'ı mal edip tarin, Hazreti Peygamber'in vefatıyla İslam'ın tebliğ tarihi bitmiştir. İslam diyeceğini demiştir. Son gelen ayetlerden birisi, "Artık dininizi kemale erdirdim." Bitti. Artık ondan sonra Müslümanların tarihi başladı. İnsan tarihi başladı. Biz ona İslam tarihi dedik ve bütün tarihte olup bitenler İslam'ın içine girmiş oldular. Tabii doğru. Dört Halife dönemi, iktidar savaşları, 4 halifenin cemeller, Sıffin harpleri olayları, Emevi'nin saltanatı, Emevi saltanatı üzerinden yapılan haksızlıklar, katliamlar, zulümler, Abbasi ihtilali, Abbasi ihtilali, Abbasilerin de aynı ayarda, aynı dolayla yaptı yaptıkları. Ulemanın sermayenin yanında ve iktidarın yanında yer alması. Yani maalesef ulema, yani bizim Ebu Hanife'li, İmam Malik'leri, Şafii'leri istisna ediyorum. Onlar çok eee daha müstakim insanlar. Tabii onlar zulüm de gördüler, onlar hep dışarıda durdular. Ama hep konuştuğumuz bir şey var. "Sultana yakın olmak, ayağın kayması demektir." Evet. "Kurb-u sultan ateşi suzan." Mezaki aktandır. E iktidarın ve ayakları kaydırak, kaydı ayakları kaydıran şeydir. Onun için de yani bu karmaşıklığın birçok sebebi var. Bunun önemli bir şeyi dini koruma refleksidir. İslam yeni fetihlerle yeni coğrafyalara açıldıkça Müslümanlarda bir dini koruyalım derken, e özü korumadan ziyade formu koruma ağır bastı. Eee tabii hatta Mevali karşı bile, yani dini koruma refleksi oluştu. Ebu Hanife, mevalid, Maturidiler falan Arap olmayanlardır. Arap olmayanlardır. Emevilerin Arap milliyetçiliği ekseninde saltanat ve eee bir bakıma eee otoriter yönetimi ve eee biraz da eee insanları karamsarlığa sevk eden yönetimleri, hem yanlış bir kader ve tevekkül anlayışını besledi. Artık yani başımıza gelenler Allah'ın eee yazgısıdır gibi bir inanış. İnsanlar eee biraz rahatlamaya çalıştılar ve artık bireyin iradesi iyice körelmiş oldu. E ondan sonra Abbasi ihtilali, Kerbela olayları falan. Bütün bunlar, Şii ve Sünni ayrımı, karşılıklı kavgalar ve din kavgaları. Hepsi Allah adına kavga etti. Allah adına birbirini katletti. İktidar uğruna, iktidar mücadelesi demediler. Yaptıklarına Ahmet Bey, iktidar mücadelesi. Bu bir iktidar mücadelesiyle ben koltuğa oturayım demediler. Hepsi din mücadelesi olarak. Çünkü en üst değer din idi. Ondan yararlandılar. E ulema da e bu yeni coğrafyalarda farklı kültürlere karşı dini koruyalım derken dini nasıl korursun? Formu koruyarak daha kolay korursunuz. Bu sefer giderek sektöre de dönüştü. Sektöre dönüştü. Yani çok karmaşık bir olay. Abbasi de Nizamiye Medresesi kuruldu. Yani Nizamiye Medresesi Eşari ve eee Şafii ekseninde kurulmuştur. Çok eee o gün için çok önemli bir işleve sahipti. Yanlış değildi ama giderek içine kapandı. İçine kapandı ve dışarıdan, yani şöyle bir örnek vereyim. Dışarıdan etkilenmeye derken duvar örmeye başladık. Etki gelmesin derken duvar yükselttik. Daha sonra baktık ki biz duvarın içinde biz kendimiz hapsolduk. Dışarıda hayat devam ediyor. Yani dini düşünce, dini anlayış, İslami ilimler önceleri çok iyi başladı. Yani soyutlama yaptı, ilkeleri çıkardı ve dinin evrensel mesajı şey var. Bir Hani tarifi tarif ederler, efradını cami, ayarını mani. Yani ş misal bir örnek vereyim. Mesela diyor ki, Medine'ye dışarıdan eee mal getiren üreticileri şehir dışında karşılayıp, şehrin dışında onlardan mal almayın diyor. Şimdi bir bu Medine düzen, bir düzenleme. Şimdi siz bunu ilkeye çevirmeniz lazım. Burada ne anlatıyor? Veya işte eee buğdayın ıslahını alta kurusun, üste koymayın diyor. E esnaf diyor, üreticiler adına alım satım yapmasın. Onlar kelsin, böyle yapsın diyor. Bütün bunları topluyorsunuz. Ne istiyor bizden? Bir ticaret ahlakı istiyor. Ticarette dürüstlük istiyor. Burada şehir dışı, şehir içi, hurma, buğday önemli değil. Burada, burada bir Müslüman yaptığı iş şöyle anlayabilir. Mesela zaman gelir, üretici şehir içine getirebilir. Yani şehir dışında alınabilir vesaire. Ama ahlakı korumak lazım. Ahlakı, davranış ahlakını, dürüstlüğü, doğruluğu, salih ameli. Yani Müslüman elinden, dilinden, her şeyinden insanların güvende olduğu kimse. E bu sonuç çıkıyor. Kendine yapılmasını istemediğini bir başkasına yapma. Müslümanlığın ölçütü di. Peygamber bak şimdi bu ilkeleri görünce anlıyoruz ki konu burada çok daha ilkesel. Sünnet olan bu. Yani tamam, belli formlar var, belli şey. Her insanın belli kendi yaşadığı hayatın şekilleri, kalıpları, gerçekleri vardır. Ama İslam dini evrensel bir din, evrensel bir davet. Eskimosu, kabilesi, az gelişmişi, çok gelişmişi, uzay toplumu, yani bugünkü iletişim toplumu, hangi toplum olursa olsun, hepsinin Hazreti Peygamber'i kendi dünyalarına davet edebilmesi, peygamberin sünnetini kendi dünyalarında yaşatabilmek lazım. Onun için de sünneti önemsemek ama onu ilkelere dönüştürmek ve Müslümanların hayatına bir güzel ahlak modeli olarak peygamberi davet etmek gerekiyor. Ve bugün burada problem, hocam. Yani ilim camiasında mı? Yani bunu ilkelere dönüştürmek bir ilmi ameliye gerektiriyor. Orada mı problem var? Orada mı ayrışma var? Yoksa topluma intikalde mi bir problem var? Bir defa zihni mesai her zaman zordur. Evet. Ama şekil her zaman kolaydır. Evet. Yani onun için de e hala İslam dünyasında görsellik, yani şekli Müslümanlık, dindarlığın tezahürü çok daha önemli olmuş. Ama içtenlikli, samimi, özle dindarlık her zaman zor olmuştur. Yani mesela dindarlığı, dini tarif et derseniz bana, derim ki din varoluşun nihai anlamını kavramadan Allah'a, varoluşun nihai anlamını kavramak. Evet. Dindarlık, Allah'la samimi bir bağ kurabilmek. Dindarlığın özü bu. Yani dindarlığın özü ihsan değil mi Yusuf Ziya Bey? Evet. Dindarlığın özü ihsan. Hazreti Peygamber, "İhsan, yani Allah'ı görüyormuş gibi, Allah'ı görüyormuşçasına onunla samimi, içtenlikli bir birey olabilmek. Allah'ı görüyormuşçasına hayatı yaşayabilmek." Öz bu. Bu zor. Evet. İhsan ahlakı ve İslam'ın özü. İman olacak, ibadetlerini yapacaksın, temel haramlardan kaçınacaksın ama ama her davranışın güzel olacak, güzelleştirecek. Güzelleşmesi için de Allah, Allah'ı görüyormuşçasına davranacaksın. Namaz dinin dileği. Evet. Ama namazdan da önemli nedir? Bak Kur'an-ı Kerim söylüyor, "kıldığınız namaz sizi her türlü kötülükten alıkor." Yani öyle bir bilinç kazandırır ki size, o bilinç sizi her zaman iradenizi eğitir, iradenizi kontrol eder. Ama devamında "ve zikrullahi ekber". Allah'ı hatırınız tutmanız, Allah'la birlikte yaşamanız, Allah'la yaşadığınızı fark etmeniz en büyük olandır. Demek ki ibadetlerin de amacı, yani ibadet Müslümanlığından öte, ihsan Müslümanlığı, o samimi dindarlık. E şimdi bu Hazreti Peygamber'in sünnetinde biz bunu görüyoruz ama formu, formu değil, özü bu. Evet. O öz davranışlarda başka türlü yansır. A hayatına başka türlü yansır. İşçilerle, kölelerle, fakir fukar ile ilişkisine başka türlü yansır. Savaşta başka türlü yansır. Yani o Müslümanın her işi güzeldir. Her işi. Ne o ihsan ahlakının, Allah'ı görüyormuşçasına iyi kul olma bilincinin yansıması lazım. Yani bu din böyle bakarsan yine sizin dediğinize geliyoruz. Sade, anlaşılır, yalın, suyun akışı kadar doğal bir şey. Ben gene de "kim karıştırdı?" sorusuna devam etmek istiyorum. O sadeliği kim bozdu? Nasıl bozuldu? Hatrıma Ahmet abinin açtığı bu sahabe-i ikramla ilgili bahis, onun arkasından peygamberimizin rihle sonra ümmetin yaşadığı sıkıntılar ki bu bunlar ekonomik sıkıntı değil, aksine ekonomik refah. Aşırı bir refah. Refah artıkça sıkıntı başka boyutta oluyor. Kudretin, iktidarın, siyasetin bir bir bu eee yani tuttuğum, takıldığım bir bir taraf. Bir bir taraf da bizim fukaha, biraz muhtemelen siyasetin de etkisiyle insanları böyle zapt etmeye çalışmıştır. Aman kimse kendi başına oradan oraya kalkmasın. Aman bir hareket etme. Otur oturduğun yerde. Elini şuraya koyacaksın, kafanı da buraya koyacaksın. Böyle böyle bir hayatla adeta sıkıştırmış insanları. Siz aynı zamanda bir İslam hukukçusu olarak eee yani siyasetin, mülkün, zenginliğin eee şeyin karıştırılmasına olan etkisine bir bakar mısınız? Bu konuda bizi bizi aydınlatır mısınız?
Şimdi bundan sonra söyleyeceklerim sorumlusu sizsiniz. Onu size söyleyeyim. Yani eee hani yüzleşmem gerekirse İslam tarihiyle yüzleşmem gerekiyor. Bir defa Yusuf C. Bey, İslam tarihi dediğimiz şey insan tarihidir. Müslümanların tarihidir. Benim anlayışıma göre İslam'ın tarihi, Hazreti Peygamber, yani İslam'ı mal edip tarin, Hazreti Peygamber'in vefatıyla İslam'ın tebliğ tarihi bitmiştir. İslam diyeceğini demiştir. Son gelen ayetlerden birisi, "Artık dininizi kemale erdirdim." Bitti. Artık ondan sonra Müslümanların tarihi başladı. İnsan tarihi başladı. Biz ona İslam tarihi dedik ve bütün tarihte olup bitenler İslam'ın içine girmiş oldular. Tabii doğru. Dört Halife dönemi, iktidar savaşları, 4 halifenin cemeller, Sıffin harpleri olayları, Emevi'nin saltanatı, Emevi saltanatı üzerinden yapılan haksızlıklar, katliamlar, zulümler, Abbasi ihtilali, Abbasi ihtilali, Abbasilerin de aynı ayarda, aynı dolayla yaptı yaptıkları. Ulemanın sermayenin yanında ve iktidarın yanında yer alması. Yani maalesef ulema, yani bizim Ebu Hanife'li, İmam Malik'leri, Şafii'leri istisna ediyorum. Onlar çok eee daha müstakim insanlar. Tabii onlar zulüm de gördüler, onlar hep dışarıda durdular. Ama hep konuştuğumuz bir şey var. "Sultana yakın olmak, ayağın kayması demektir." Evet. "Kurb-u sultan ateşi suzan." Mezaki aktandır. E iktidarın ve ayakları kaydırak, kaydı ayakları kaydıran şeydir. Onun için de yani bu karmaşıklığın birçok sebebi var. Bunun önemli bir şeyi dini koruma refleksidir. İslam yeni fetihlerle yeni coğrafyalara açıldıkça Müslümanlarda bir dini koruyalım derken, e özü korumadan ziyade formu koruma ağır bastı. Eee tabii hatta Mevali karşı bile, yani dini koruma refleksi oluştu. Ebu Hanife, mevalid, Maturidiler falan Arap olmayanlardır. Arap olmayanlardır. Emevilerin Arap milliyetçiliği ekseninde saltanat ve eee bir bakıma eee otoriter yönetimi ve eee biraz da eee insanları karamsarlığa sevk eden yönetimleri, hem yanlış bir kader ve tevekkül anlayışını besledi. Artık yani başımıza gelenler Allah'ın eee yazgısıdır gibi bir inanış. İnsanlar eee biraz rahatlamaya çalıştılar ve artık bireyin iradesi iyice körelmiş oldu. E ondan sonra Abbasi ihtilali, Kerbela olayları falan. Bütün bunlar, Şii ve Sünni ayrımı, karşılıklı kavgalar ve din kavgaları. Hepsi Allah adına kavga etti. Allah adına birbirini katletti. İktidar uğruna, iktidar mücadelesi demediler. Yaptıklarına Ahmet Bey, iktidar mücadelesi. Bu bir iktidar mücadelesiyle ben koltuğa oturayım demediler. Hepsi din mücadelesi olarak. Çünkü en üst değer din idi. Ondan yararlandılar. E ulema da e bu yeni coğrafyalarda farklı kültürlere karşı dini koruyalım derken dini nasıl korursun? Formu koruyarak daha kolay korursunuz. Bu sefer giderek sektöre de dönüştü. Sektöre dönüştü. Yani çok karmaşık bir olay. Abbasi de Nizamiye Medresesi kuruldu. Yani Nizamiye Medresesi Eşari ve eee Şafii ekseninde kurulmuştur. Çok eee o gün için çok önemli bir işleve sahipti. Yanlış değildi ama giderek içine kapandı. İçine kapandı ve dışarıdan, yani şöyle bir örnek vereyim. Dışarıdan etkilenmeye derken duvar örmeye başladık. Etki gelmesin derken duvar yükselttik. Daha sonra baktık ki biz duvarın içinde biz kendimiz hapsolduk. Dışarıda hayat devam ediyor. Yani dini düşünce, dini anlayış, İslami ilimler önceleri çok iyi başladı. Yani soyutlama yaptı, ilkeleri çıkardı ve dinin evrensel mesajı şey var. Bir Hani tarifi tarif ederler, efradını cami, ayarını mani. Yani ş misal bir örnek vereyim. Mesela diyor ki, Medine'ye dışarıdan eee mal getiren üreticileri şehir dışında karşılayıp, şehrin dışında onlardan mal almayın diyor. Şimdi bir bu Medine düzen, bir düzenleme. Şimdi siz bunu ilkeye çevirmeniz lazım. Burada ne anlatıyor? Veya işte eee buğdayın ıslahını alta kurusun, üste koymayın diyor. E esnaf diyor, üreticiler adına alım satım yapmasın. Onlar kelsin, böyle yapsın diyor. Bütün bunları topluyorsunuz. Ne istiyor bizden? Bir ticaret ahlakı istiyor. Ticarette dürüstlük istiyor. Burada şehir dışı, şehir içi, hurma, buğday önemli değil. Burada, burada bir Müslüman yaptığı iş şöyle anlayabilir. Mesela zaman gelir, üretici şehir içine getirebilir. Yani şehir dışında alınabilir vesaire. Ama ahlakı korumak lazım. Ahlakı, davranış ahlakını, dürüstlüğü, doğruluğu, salih ameli. Yani Müslüman elinden, dilinden, her şeyinden insanların güvende olduğu kimse. E bu sonuç çıkıyor. Kendine yapılmasını istemediğini bir başkasına yapma. Müslümanlığın ölçütü di. Peygamber bak şimdi bu ilkeleri görünce anlıyoruz ki konu burada çok daha ilkesel. Sünnet olan bu. Yani tamam, belli formlar var, belli şey. Her insanın belli kendi yaşadığı hayatın şekilleri, kalıpları, gerçekleri vardır. Ama İslam dini evrensel bir din, evrensel bir davet. Eskimosu, kabilesi, az gelişmişi, çok gelişmişi, uzay toplumu, yani bugünkü iletişim toplumu, hangi toplum olursa olsun, hepsinin Hazreti Peygamber'i kendi dünyalarına davet edebilmesi, peygamberin sünnetini kendi dünyalarında yaşatabilmek lazım. Onun için de sünneti önemsemek ama onu ilkelere dönüştürmek ve Müslümanların hayatına bir güzel ahlak modeli olarak peygamberi davet etmek gerekiyor. Ve bugün burada problem, hocam. Yani ilim camiasında mı? Yani bunu ilkelere dönüştürmek bir ilmi ameliye gerektiriyor. Orada mı problem var? Orada mı ayrışma var? Yoksa topluma intikalde mi bir problem var? Bir defa zihni mesai her zaman zordur. Evet. Ama şekil her zaman kolaydır. Evet. Yani onun için de e hala İslam dünyasında görsellik, yani şekli Müslümanlık, dindarlığın tezahürü çok daha önemli olmuş. Ama içtenlikli, samimi, özle dindarlık her zaman zor olmuştur. Yani mesela dindarlığı, dini tarif et derseniz bana, derim ki din varoluşun nihai anlamını kavramadan Allah'a, varoluşun nihai anlamını kavramak. Evet. Dindarlık, Allah'la samimi bir bağ kurabilmek. Dindarlığın özü bu. Yani dindarlığın özü ihsan değil mi Yusuf Ziya Bey? Evet. Dindarlığın özü ihsan. Hazreti Peygamber, "İhsan, yani Allah'ı görüyormuş gibi, Allah'ı görüyormuşçasına onunla samimi, içtenlikli bir birey olabilmek. Allah'ı görüyormuşçasına hayatı yaşayabilmek." Öz bu. Bu zor. Evet. İhsan ahlakı ve İslam'ın özü. İman olacak, ibadetlerini yapacaksın, temel haramlardan kaçınacaksın ama ama her davranışın güzel olacak, güzelleştirecek. Güzelleşmesi için de Allah, Allah'ı görüyormuşçasına davranacaksın. Namaz dinin dileği. Evet. Ama namazdan da önemli nedir? Bak Kur'an-ı Kerim söylüyor, "kıldığınız namaz sizi her türlü kötülükten alıkor." Yani öyle bir bilinç kazandırır ki size, o bilinç sizi her zaman iradenizi eğitir, iradenizi kontrol eder. Ama devamında "ve zikrullahi ekber". Allah'ı hatırınız tutmanız, Allah'la birlikte yaşamanız, Allah'la yaşadığınızı fark etmeniz en büyük olandır. Demek ki ibadetlerin de amacı, yani ibadet Müslümanlığından öte, ihsan Müslümanlığı, o samimi dindarlık. E şimdi bu Hazreti Peygamber'in sünnetinde biz bunu görüyoruz ama formu, formu değil, özü bu. Evet. O öz davranışlarda başka türlü yansır. A hayatına başka türlü yansır. İşçilerle, kölelerle, fakir fukar ile ilişkisine başka türlü yansır. Savaşta başka türlü yansır. Yani o Müslümanın her işi güzeldir. Her işi. Ne o ihsan ahlakının, Allah'ı görüyormuşçasına iyi kul olma bilincinin yansıması lazım. Yani bu din böyle bakarsan yine sizin dediğinize geliyoruz. Sade, anlaşılır, yalın, suyun akışı kadar doğal bir şey. Ben gene de "kim karıştırdı?" sorusuna devam etmek istiyorum. O sadeliği kim bozdu? Nasıl bozuldu? Hatrıma Ahmet abinin açtığı bu sahabe-i ikramla ilgili bahis, onun arkasından peygamberimizin rihle sonra ümmetin yaşadığı sıkıntılar ki bu bunlar ekonomik sıkıntı değil, aksine ekonomik refah. Aşırı bir refah. Refah artıkça sıkıntı başka boyutta oluyor. Kudretin, iktidarın, siyasetin bir bir bu eee yani tuttuğum, takıldığım bir bir taraf. Bir bir taraf da bizim fukaha, biraz muhtemelen siyasetin de etkisiyle insanları böyle zapt etmeye çalışmıştır. Aman kimse kendi başına oradan oraya kalkmasın. Aman bir hareket etme. Otur oturduğun yerde. Elini şuraya koyacaksın, kafanı da buraya koyacaksın. Böyle böyle bir hayatla adeta sıkıştırmış insanları. Siz aynı zamanda bir İslam hukukçusu olarak eee yani siyasetin, mülkün, zenginliğin eee şeyin karıştırılmasına olan etkisine bir bakar mısınız? Bu konuda bizi bizi aydınlatır mısınız?
Şimdi bundan sonra söyleyeceklerim sorumlusu sizsiniz. Onu size söyleyeyim. Yani eee hani yüzleşmem gerekirse İslam tarihiyle yüzleşmem gerekiyor. Bir defa Yusuf C. Bey, İslam tarihi dediğimiz şey insan tarihidir. Müslümanların tarihidir. Benim anlayışıma göre İslam'ın tarihi, Hazreti Peygamber, yani İslam'ı mal edip tarin, Hazreti Peygamber'in vefatıyla İslam'ın tebliğ tarihi bitmiştir. İslam diyeceğini demiştir. Son gelen ayetlerden birisi, "Artık dininizi kemale erdirdim." Bitti. Artık ondan sonra Müslümanların tarihi başladı. İnsan tarihi başladı. Biz ona İslam tarihi dedik ve bütün tarihte olup bitenler İslam'ın içine girmiş oldular. Tabii doğru. Dört Halife dönemi, iktidar savaşları, 4 halifenin cemeller, Sıffin harpleri olayları, Emevi'nin saltanatı, Emevi saltanatı üzerinden yapılan haksızlıklar, katliamlar, zulümler, Abbasi ihtilali, Abbasi ihtilali, Abbasilerin de aynı ayarda, aynı dolayla yaptı yaptıkları. Ulemanın sermayenin yanında ve iktidarın yanında yer alması. Yani maalesef ulema, yani bizim Ebu Hanife'li, İmam Malik'leri, Şafii'leri istisna ediyorum. Onlar çok eee daha müstakim insanlar. Tabii onlar zulüm de gördüler, onlar hep dışarıda durdular. Ama hep konuştuğumuz bir şey var. "Sultana yakın olmak, ayağın kayması demektir." Evet. "Kurb-u sultan ateşi suzan." Mezaki aktandır. E iktidarın ve ayakları kaydırak, kaydı ayakları kaydıran şeydir. Onun için de yani bu karmaşıklığın birçok sebebi var. Bunun önemli bir şeyi dini koruma refleksidir. İslam yeni fetihlerle yeni coğrafyalara açıldıkça Müslümanlarda bir dini koruyalım derken, e özü korumadan ziyade formu koruma ağır bastı. Eee tabii hatta Mevali karşı bile, yani dini koruma refleksi oluştu. Ebu Hanife, mevalid, Maturidiler falan Arap olmayanlardır. Arap olmayanlardır. Emevilerin Arap milliyetçiliği ekseninde saltanat ve eee bir bakıma eee otoriter yönetimi ve eee biraz da eee insanları karamsarlığa sevk eden yönetimleri, hem yanlış bir kader ve tevekkül anlayışını besledi. Artık yani başımıza gelenler Allah'ın eee yazgısıdır gibi bir inanış. İnsanlar eee biraz rahatlamaya çalıştılar ve artık bireyin iradesi iyice körelmiş oldu. E ondan sonra Abbasi ihtilali, Kerbela olayları falan. Bütün bunlar, Şii ve Sünni ayrımı, karşılıklı kavgalar ve din kavgaları. Hepsi Allah adına kavga etti. Allah adına birbirini katletti. İktidar uğruna, iktidar mücadelesi demediler. Yaptıklarına Ahmet Bey, iktidar mücadelesi. Bu bir iktidar mücadelesiyle ben koltuğa oturayım demediler. Hepsi din mücadelesi olarak. Çünkü en üst değer din idi. Ondan yararlandılar. E ulema da e bu yeni coğrafyalarda farklı kültürlere karşı dini koruyalım derken dini nasıl korursun? Formu koruyarak daha kolay korursunuz. Bu sefer giderek sektöre de dönüştü. Sektöre dönüştü. Yani çok karmaşık bir olay. Abbasi de Nizamiye Medresesi kuruldu. Yani Nizamiye Medresesi Eşari ve eee Şafii ekseninde kurulmuştur. Çok eee o gün için çok önemli bir işleve sahipti. Yanlış değildi ama giderek içine kapandı. İçine kapandı ve dışarıdan, yani şöyle bir örnek vereyim. Dışarıdan etkilenmeye derken duvar örmeye başladık. Etki gelmesin derken duvar yükselttik. Daha sonra baktık ki biz duvarın içinde biz kendimiz hapsolduk. Dışarıda hayat devam ediyor. Yani dini düşünce, dini anlayış, İslami ilimler önceleri çok iyi başladı. Yani soyutlama yaptı, ilkeleri çıkardı ve dinin evrensel mesajı şey var. Bir Hani tarifi tarif ederler, efradını cami, ayarını mani. Yani ş misal bir örnek vereyim. Mesela diyor ki, Medine'ye dışarıdan eee mal getiren üreticileri şehir dışında karşılayıp, şehrin dışında onlardan mal almayın diyor. Şimdi bir bu Medine düzen, bir düzenleme. Şimdi siz bunu ilkeye çevirmeniz lazım. Burada ne anlatıyor? Veya işte eee buğdayın ıslahını alta kurusun, üste koymayın diyor. E esnaf diyor, üreticiler adına alım satım yapmasın. Onlar kelsin, böyle yapsın diyor. Bütün bunları topluyorsunuz. Ne istiyor bizden? Bir ticaret ahlakı istiyor. Ticarette dürüstlük istiyor. Burada şehir dışı, şehir içi, hurma, buğday önemli değil. Burada, burada bir Müslüman yaptığı iş şöyle anlayabilir. Mesela zaman gelir, üretici şehir içine getirebilir. Yani şehir dışında alınabilir vesaire. Ama ahlakı korumak lazım. Ahlakı, davranış ahlakını, dürüstlüğü, doğruluğu, salih ameli. Yani Müslüman elinden, dilinden, her şeyinden insanların güvende olduğu kimse. E bu sonuç çıkıyor. Kendine yapılmasını istemediğini bir başkasına yapma. Müslümanlığın ölçütü di. Peygamber bak şimdi bu ilkeleri görünce anlıyoruz ki konu burada çok daha ilkesel. Sünnet olan bu. Yani tamam, belli formlar var, belli şey. Her insanın belli kendi yaşadığı hayatın şekilleri, kalıpları, gerçekleri vardır. Ama İslam dini evrensel bir din, evrensel bir davet. Eskimosu, kabilesi, az gelişmişi, çok gelişmişi, uzay toplumu, yani bugünkü iletişim toplumu, hangi toplum olursa olsun, hepsinin Hazreti Peygamber'i kendi dünyalarına davet edebilmesi, peygamberin sünnetini kendi dünyalarında yaşatabilmek lazım. Onun için de sünneti önemsemek ama onu ilkelere dönüştürmek ve Müslümanların hayatına bir güzel ahlak modeli olarak peygamberi davet etmek gerekiyor. Ve bugün burada problem, hocam. Yani ilim camiasında mı? Yani bunu ilkelere dönüştürmek bir ilmi ameliye gerektiriyor. Orada mı problem var? Orada mı ayrışma var? Yoksa topluma intikalde mi bir problem var? Bir defa zihni mesai her zaman zordur. Evet. Ama şekil her zaman kolaydır. Evet. Yani onun için de e hala İslam dünyasında görsellik, yani şekli Müslümanlık, dindarlığın tezahürü çok daha önemli olmuş. Ama içtenlikli, samimi, özle dindarlık her zaman zor olmuştur. Yani mesela dindarlığı, dini tarif et derseniz bana, derim ki din varoluşun nihai anlamını kavramadan Allah'a, varoluşun nihai anlamını kavramak. Evet. Dindarlık, Allah'la samimi bir bağ kurabilmek. Dindarlığın özü bu. Yani dindarlığın özü ihsan değil mi Yusuf Ziya Bey? Evet. Dindarlığın özü ihsan. Hazreti Peygamber, "İhsan, yani Allah'ı görüyormuş gibi, Allah'ı görüyormuşçasına onunla samimi, içtenlikli bir birey olabilmek. Allah'ı görüyormuşçasına hayatı yaşayabilmek." Öz bu. Bu zor. Evet. İhsan ahlakı ve İslam'ın özü. İman olacak, ibadetlerini yapacaksın, temel haramlardan kaçınacaksın ama ama her davranışın güzel olacak, güzelleştirecek. Güzelleşmesi için de Allah, Allah'ı görüyormuşçasına davranacaksın. Namaz dinin dileği. Evet. Ama namazdan da önemli nedir? Bak Kur'an-ı Kerim söylüyor, "kıldığınız namaz sizi her türlü kötülükten alıkor." Yani öyle bir bilinç kazandırır ki size, o bilinç sizi her zaman iradenizi eğitir, iradenizi kontrol eder. Ama devamında "ve zikrullahi ekber". Allah'ı hatırınız tutmanız, Allah'la birlikte yaşamanız, Allah'la yaşadığınızı fark etmeniz en büyük olandır. Demek ki ibadetlerin de amacı, yani ibadet Müslümanlığından öte, ihsan Müslümanlığı, o samimi dindarlık. E şimdi bu Hazreti Peygamber'in sünnetinde biz bunu görüyoruz ama formu, formu değil, özü bu. Evet. O öz davranışlarda başka türlü yansır. A hayatına başka türlü yansır. İşçilerle, kölelerle, fakir fukar ile ilişkisine başka türlü yansır. Savaşta başka türlü yansır. Yani o Müslümanın her işi güzeldir. Her işi. Ne o ihsan ahlakının, Allah'ı görüyormuşçasına iyi kul olma bilincinin yansıması lazım. Yani bu din böyle bakarsan yine sizin dediğinize geliyoruz. Sade, anlaşılır, yalın, suyun akışı kadar doğal bir şey. Ben gene de "kim karıştırdı?" sorusuna devam etmek istiyorum. O sadeliği kim bozdu? Nasıl bozuldu? Hatrıma Ahmet abinin açtığı bu sahabe-i ikramla ilgili bahis, onun arkasından peygamberimizin rihle sonra ümmetin yaşadığı sıkıntılar ki bu bunlar ekonomik sıkıntı değil, aksine ekonomik refah. Aşırı bir refah. Refah artıkça sıkıntı başka boyutta oluyor. Kudretin, iktidarın, siyasetin bir bir bu eee yani tuttuğum, takıldığım bir bir taraf. Bir bir taraf da bizim fukaha, biraz muhtemelen siyasetin de etkisiyle insanları böyle zapt etmeye çalışmıştır. Aman kimse kendi başına oradan oraya kalkmasın. Aman bir hareket etme. Otur oturduğun yerde. Elini şuraya koyacaksın, kafanı da buraya koyacaksın. Böyle böyle bir hayatla adeta sıkıştırmış insanları. Siz aynı zamanda bir İslam hukukçusu olarak eee yani siyasetin, mülkün, zenginliğin eee şeyin karıştırılmasına olan etkisine bir bakar mısınız? Bu konuda bizi bizi aydınlatır mısınız?
Şimdi bundan sonra söyleyeceklerim sorumlusu sizsiniz. Onu size söyleyeyim. Yani eee hani yüzleşmem gerekirse İslam tarihiyle yüzleşmem gerekiyor. Bir defa Yusuf C. Bey, İslam tarihi dediğimiz şey insan tarihidir. Müslümanların tarihidir. Benim anlayışıma göre İslam'ın tarihi, Hazreti Peygamber, yani İslam'ı mal edip tarin, Hazreti Peygamber'in vefatıyla İslam'ın tebliğ tarihi bitmiştir. İslam diyeceğini demiştir. Son gelen ayetlerden birisi, "Artık dininizi kemale erdirdim." Bitti. Artık ondan sonra Müslümanların tarihi başladı. İnsan tarihi başladı. Biz ona İslam tarihi dedik ve bütün tarihte olup bitenler İslam'ın içine girmiş oldular. Tabii doğru. Dört Halife dönemi, iktidar savaşları, 4 halifenin cemeller, Sıffin harpleri olayları, Emevi'nin saltanatı, Emevi saltanatı üzerinden yapılan haksızlıklar, katliamlar, zulümler, Abbasi ihtilali, Abbasi ihtilali, Abbasilerin de aynı ayarda, aynı dolayla yaptı yaptıkları. Ulemanın sermayenin yanında ve iktidarın yanında yer alması. Yani maalesef ulema, yani bizim Ebu Hanife'li, İmam Malik'leri, Şafii'leri istisna ediyorum. Onlar çok eee daha müstakim insanlar. Tabii onlar zulüm de gördüler, onlar hep dışarıda durdular. Ama hep konuştuğumuz bir şey var. "Sultana yakın olmak, ayağın kayması demektir." Evet. "Kurb-u sultan ateşi suzan." Mezaki aktandır. E iktidarın ve ayakları kaydırak, kaydı ayakları kaydıran şeydir. Onun için de yani bu karmaşıklığın birçok sebebi var. Bunun önemli bir şeyi dini koruma refleksidir. İslam yeni fetihlerle yeni coğrafyalara açıldıkça Müslümanlarda bir dini koruyalım derken, e özü korumadan ziyade formu koruma ağır bastı. Eee tabii hatta Mevali karşı bile, yani dini koruma refleksi oluştu. Ebu Hanife, mevalid, Maturidiler falan Arap olmayanlardır. Arap olmayanlardır. Emevilerin Arap milliyetçiliği ekseninde saltanat ve eee bir bakıma eee otoriter yönetimi ve eee biraz da eee insanları karamsarlığa sevk eden yönetimleri, hem yanlış bir kader ve tevekkül anlayışını besledi. Artık yani başımıza gelenler Allah'ın eee yazgısıdır gibi bir inanış. İnsanlar eee biraz rahatlamaya çalıştılar ve artık bireyin iradesi iyice körelmiş oldu. E ondan sonra Abbasi ihtilali, Kerbela olayları falan. Bütün bunlar, Şii ve Sünni ayrımı, karşılıklı kavgalar ve din kavgaları. Hepsi Allah adına kavga etti. Allah adına birbirini katletti. İktidar uğruna, iktidar mücadelesi demediler. Yaptıklarına Ahmet Bey, iktidar mücadelesi. Bu bir iktidar mücadelesiyle ben koltuğa oturayım demediler. Hepsi din mücadelesi olarak. Çünkü en üst değer din idi. Ondan yararlandılar. E ulema da e bu yeni coğrafyalarda farklı kültürlere karşı dini koruyalım derken dini nasıl korursun? Formu koruyarak daha kolay korursunuz. Bu sefer giderek sektöre de dönüştü. Sektöre dönüştü. Yani çok karmaşık bir olay. Abbasi de Nizamiye Medresesi kuruldu. Yani Nizamiye Medresesi Eşari ve eee Şafii ekseninde kurulmuştur. Çok eee o gün için çok önemli bir işleve sahipti. Yanlış değildi ama giderek içine kapandı. İçine kapandı ve dışarıdan, yani şöyle bir örnek vereyim. Dışarıdan etkilenmeye derken duvar örmeye başladık. Etki gelmesin derken duvar yükselttik. Daha sonra baktık ki biz duvarın içinde biz kendimiz hapsolduk. Dışarıda hayat devam ediyor. Yani dini düşünce, dini anlayış, İslami ilimler önceleri çok iyi başladı. Yani soyutlama yaptı, ilkeleri çıkardı ve dinin evrensel mesajı şey var. Bir Hani tarifi tarif ederler, efradını cami, ayarını mani. Yani ş misal bir örnek vereyim. Mesela diyor ki, Medine'ye dışarıdan eee mal getiren üreticileri şehir dışında karşılayıp, şehrin dışında onlardan mal almayın diyor. Şimdi bir bu Medine düzen, bir düzenleme. Şimdi siz bunu ilkeye çevirmeniz lazım. Burada ne anlatıyor? Veya işte eee buğdayın ıslahını alta kurusun, üste koymayın diyor. E esnaf diyor, üreticiler adına alım satım yapmasın. Onlar kelsin, böyle yapsın diyor. Bütün bunları topluyorsunuz. Ne istiyor bizden? Bir ticaret ahlakı istiyor. Ticarette dürüstlük istiyor. Burada şehir dışı, şehir içi, hurma, buğday önemli değil. Burada, burada bir Müslüman yaptığı iş şöyle anlayabilir. Mesela zaman gelir, üretici şehir içine getirebilir. Yani şehir dışında alınabilir vesaire. Ama ahlakı korumak lazım. Ahlakı, davranış ahlakını, dürüstlüğü, doğruluğu, salih ameli. Yani Müslüman elinden, dilinden, her şeyinden insanların güvende olduğu kimse. E bu sonuç çıkıyor. Kendine yapılmasını istemediğini bir başkasına yapma. Müslümanlığın ölçütü di. Peygamber bak şimdi bu ilkeleri görünce anlıyoruz ki konu burada çok daha ilkesel. Sünnet olan bu. Yani tamam, belli formlar var, belli şey. Her insanın belli kendi yaşadığı hayatın şekilleri, kalıpları, gerçekleri vardır. Ama İslam dini evrensel bir din, evrensel bir davet. Eskimosu, kabilesi, az gelişmişi, çok gelişmişi, uzay toplumu, yani bugünkü iletişim toplumu, hangi toplum olursa olsun, hepsinin Hazreti Peygamber'i kendi dünyalarına davet edebilmesi, peygamberin sünnetini kendi dünyalarında yaşatabilmek lazım. Onun için de sünneti önemsemek ama onu ilkelere dönüştürmek ve Müslümanların hayatına bir güzel ahlak modeli olarak peygamberi davet etmek gerekiyor. Ve bugün burada problem, hocam. Yani ilim camiasında mı? Yani bunu ilkelere dönüştürmek bir ilmi ameliye gerektiriyor. Orada mı problem var? Orada mı ayrışma var? Yoksa topluma intikalde mi bir problem var? Bir defa zihni mesai her zaman zordur. Evet. Ama şekil her zaman kolaydır. Evet. Yani onun için de e hala İslam dünyasında görsellik, yani şekli Müslümanlık, dindarlığın tezahürü çok daha önemli olmuş. Ama içtenlikli, samimi, özle dindarlık her zaman zor olmuştur. Yani mesela dindarlığı, dini tarif et derseniz bana, derim ki din varoluşun nihai anlamını kavramadan Allah'a, varoluşun nihai anlamını kavramak. Evet. Dindarlık, Allah'la samimi bir bağ kurabilmek. Dindarlığın özü bu. Yani dindarlığın özü ihsan değil mi Yusuf Ziya Bey? Evet. Dindarlığın özü ihsan. Hazreti Peygamber, "İhsan, yani Allah'ı görüyormuş gibi, Allah'ı görüyormuşçasına onunla samimi, içtenlikli bir birey olabilmek. Allah'ı görüyormuşçasına hayatı yaşayabilmek." Öz bu. Bu zor. Evet. İhsan ahlakı ve İslam'ın özü. İman olacak, ibadetlerini yapacaksın, temel haramlardan kaçınacaksın ama ama her davranışın güzel olacak, güzelleştirecek. Güzelleşmesi için de Allah, Allah'ı görüyormuşçasına davranacaksın. Namaz dinin dileği. Evet. Ama namazdan da önemli nedir? Bak Kur'an-ı Kerim söylüyor, "kıldığınız namaz sizi her türlü kötülükten alıkor." Yani öyle bir bilinç kazandırır ki size, o bilinç sizi her zaman iradenizi eğitir, iradenizi kontrol eder. Ama devamında "ve zikrullahi ekber". Allah'ı hatırınız tutmanız, Allah'la birlikte yaşamanız, Allah'la yaşadığınızı fark etmeniz en büyük olandır. Demek ki ibadetlerin de amacı, yani ibadet Müslümanlığından öte, ihsan Müslümanlığı, o samimi dindarlık. E şimdi bu Hazreti Peygamber'in sünnetinde biz bunu görüyoruz ama formu, formu değil, özü bu. Evet. O öz davranışlarda başka türlü yansır. A hayatına başka türlü yansır. İşçilerle, kölelerle, fakir fukar ile ilişkisine başka türlü yansır. Savaşta başka türlü yansır. Yani o Müslümanın her işi güzeldir. Her işi. Ne o ihsan ahlakının, Allah'ı görüyormuşçasına iyi kul olma bilincinin yansıması lazım. Yani bu din böyle bakarsan yine sizin dediğinize geliyoruz. Sade, anlaşılır, yalın, suyun akışı kadar doğal bir şey. Ben gene de "kim karıştırdı?" sorusuna devam etmek istiyorum. O sadeliği kim bozdu? Nasıl bozuldu? Hatrıma Ahmet abinin açtığı bu sahabe-i ikramla ilgili bahis, onun arkasından peygamberimizin rihle sonra ümmetin yaşadığı sıkıntılar ki bu bunlar ekonomik sıkıntı değil, aksine ekonomik refah. Aşırı bir refah. Refah artıkça sıkıntı başka boyutta oluyor. Kudretin, iktidarın, siyasetin bir bir bu eee yani tuttuğum, takıldığım bir bir taraf. Bir bir taraf da bizim fukaha, biraz muhtemelen siyasetin de etkisiyle insanları böyle zapt etmeye çalışmıştır. Aman kimse kendi başına oradan oraya kalkmasın. Aman bir hareket etme. Otur oturduğun yerde. Elini şuraya koyacaksın, kafanı da buraya koyacaksın. Böyle böyle bir hayatla adeta sıkıştırmış insanları. Siz aynı zamanda bir İslam hukukçusu olarak eee yani siyasetin, mülkün, zenginliğin eee şeyin karıştırılmasına olan etkisine bir bakar mısınız? Bu konuda bizi bizi aydınlatır mısınız?
Şimdi bundan sonra söyleyeceklerim sorumlusu sizsiniz. Onu size söyleyeyim. Yani eee hani yüzleşmem gerekirse İslam tarihiyle yüzleşmem gerekiyor. Bir defa Yusuf C. Bey, İslam tarihi dediğimiz şey insan tarihidir. Müslümanların tarihidir. Benim anlayışıma göre İslam'ın tarihi, Hazreti Peygamber, yani İslam'ı mal edip tarin, Hazreti Peygamber'in vefatıyla İslam'ın tebliğ tarihi bitmiştir. İslam diyeceğini demiştir. Son gelen ayetlerden birisi, "Artık dininizi kemale erdirdim." Bitti. Artık ondan sonra Müslümanların tarihi başladı. İnsan tarihi başladı. Biz ona İslam tarihi dedik ve bütün tarihte olup bitenler İslam'ın içine girmiş oldular. Tabii doğru. Dört Halife dönemi, iktidar savaşları, 4 halifenin cemeller, Sıffin harpleri olayları, Emevi'nin saltanatı, Emevi saltanatı üzerinden yapılan haksızlıklar, katliamlar, zulümler, Abbasi ihtilali, Abbasi ihtilali, Abbasilerin de aynı ayarda, aynı dolayla yaptı yaptıkları. Ulemanın sermayenin yanında ve iktidarın yanında yer alması. Yani maalesef ulema, yani bizim Ebu Hanife'li, İmam Malik'leri, Şafii'leri istisna ediyorum. Onlar çok eee daha müstakim insanlar. Tabii onlar zulüm de gördüler, onlar hep dışarıda durdular. Ama hep konuştuğumuz bir şey var. "Sultana yakın olmak, ayağın kayması demektir." Evet. "Kurb-u sultan ateşi suzan." Mezaki aktandır. E iktidarın ve ayakları kaydırak, kaydı ayakları kaydıran şeydir. Onun için de yani bu karmaşıklığın birçok sebebi var. Bunun önemli bir şeyi dini koruma refleksidir. İslam yeni fetihlerle yeni coğrafyalara açıldıkça Müslümanlarda bir dini koruyalım derken, e özü korumadan ziyade formu koruma ağır bastı. Eee tabii hatta Mevali karşı bile, yani dini koruma refleksi oluştu. Ebu Hanife, mevalid, Maturidiler falan Arap olmayanlardır. Arap olmayanlardır. Emevilerin Arap milliyetçiliği ekseninde saltanat ve eee bir bakıma eee otoriter yönetimi ve eee biraz da eee insanları karamsarlığa sevk eden yönetimleri, hem yanlış bir kader ve tevekkül anlayışını besledi. Artık yani başımıza gelenler Allah'ın eee yazgısıdır gibi bir inanış. İnsanlar eee biraz rahatlamaya çalıştılar ve artık bireyin iradesi iyice körelmiş oldu. E ondan sonra Abbasi ihtilali, Kerbela olayları falan. Bütün bunlar, Şii ve Sünni ayrımı, karşılıklı kavgalar ve din kavgaları. Hepsi Allah adına kavga etti. Allah adına birbirini katletti. İktidar uğruna, iktidar mücadelesi demediler. Yaptıklarına Ahmet Bey, iktidar mücadelesi. Bu bir iktidar mücadelesiyle ben koltuğa oturayım demediler. Hepsi din mücadelesi olarak. Çünkü en üst değer din idi. Ondan yararlandılar. E ulema da e bu yeni coğrafyalarda farklı kültürlere karşı dini koruyalım derken dini nasıl korursun? Formu koruyarak daha kolay korursunuz. Bu sefer giderek sektöre de dönüştü. Sektöre dönüştü. Yani çok karmaşık bir olay. Abbasi de Nizamiye Medresesi kuruldu. Yani Nizamiye Medresesi Eşari ve eee Şafii ekseninde kurulmuştur. Çok eee o gün için çok önemli bir işleve sahipti. Yanlış değildi ama giderek içine kapandı. İçine kapandı ve dışarıdan, yani şöyle bir örnek vereyim. Dışarıdan etkilenmeye derken duvar örmeye başladık. Etki gelmesin derken duvar yükselttik. Daha sonra baktık ki biz duvarın içinde biz kendimiz hapsolduk. Dışarıda hayat devam ediyor. Yani dini düşünce, dini anlayış, İslami ilimler önceleri çok iyi başladı. Yani soyutlama yaptı, ilkeleri çıkardı ve dinin evrensel mesajı şey var. Bir Hani tarifi tarif ederler, efradını cami, ayarını mani. Yani ş misal bir örnek vereyim. Mesela diyor ki, Medine'ye dışarıdan eee mal getiren üreticileri şehir dışında karşılayıp, şehrin dışında onlardan mal almayın diyor. Şimdi bir bu Medine düzen, bir düzenleme. Şimdi siz bunu ilkeye çevirmeniz lazım. Burada ne anlatıyor? Veya işte eee buğdayın ıslahını alta kurusun, üste koymayın diyor. E esnaf diyor, üreticiler adına alım satım yapmasın. Onlar kelsin, böyle yapsın diyor. Bütün bunları topluyorsunuz. Ne istiyor bizden? Bir ticaret ahlakı istiyor. Ticarette dürüstlük istiyor. Burada şehir dışı, şehir içi, hurma, buğday önemli değil. Burada, burada bir Müslüman yaptığı iş şöyle anlayabilir. Mesela zaman gelir, üretici şehir içine getirebilir. Yani şehir dışında alınabilir vesaire. Ama ahlakı korumak lazım. Ahlakı, davranış ahlakını, dürüstlüğü, doğruluğu, salih ameli. Yani Müslüman elinden, dilinden, her şeyinden insanların güvende olduğu kimse. E bu sonuç çıkıyor. Kendine yapılmasını istemediğini bir başkasına yapma. Müslümanlığın ölçütü di. Peygamber bak şimdi bu ilkeleri görünce anlıyoruz ki konu burada çok daha ilkesel. Sünnet olan bu. Yani tamam, belli formlar var, belli şey. Her insanın belli kendi yaşadığı hayatın şekilleri, kalıpları, gerçekleri vardır. Ama İslam dini evrensel bir din, evrensel bir davet. Eskimosu, kabilesi, az gelişmişi, çok gelişmişi, uzay toplumu, yani bugünkü iletişim toplumu, hangi toplum olursa olsun, hepsinin Hazreti Peygamber'i kendi dünyalarına davet edebilmesi, peygamberin sünnetini kendi dünyalarında yaşatabilmek lazım. Onun için de sünneti önemsemek ama onu ilkelere dönüştürmek ve Müslümanların hayatına bir güzel ahlak modeli olarak peygamberi davet etmek gerekiyor. Ve bugün burada problem, hocam. Yani ilim camiasında mı? Yani bunu ilkelere dönüştürmek bir ilmi ameliye gerektiriyor. Orada mı problem var? Orada mı ayrışma var? Yoksa topluma intikalde mi bir problem var? Bir defa zihni mesai her zaman zordur. Evet. Ama şekil her zaman kolaydır. Evet. Yani onun için de e hala İslam dünyasında görsellik, yani şekli Müslümanlık, dindarlığın tezahürü çok daha önemli olmuş. Ama içtenlikli, samimi, özle dindarlık her zaman zor olmuştur. Yani mesela dindarlığı, dini tarif et derseniz bana, derim ki din varoluşun nihai anlamını kavramadan Allah'a, varoluşun nihai anlamını kavramak. Evet. Dindarlık, Allah'la samimi bir bağ kurabilmek. Dindarlığın özü bu. Yani dindarlığın özü ihsan değil mi Yusuf Ziya Bey? Evet. Dindarlığın özü ihsan. Hazreti Peygamber, "İhsan, yani Allah'ı görüyormuş gibi, Allah'ı görüyormuşçasına onunla samimi, içtenlikli bir birey olabilmek. Allah'ı görüyormuşçasına hayatı yaşayabilmek." Öz bu. Bu zor. Evet. İhsan ahlakı ve İslam'ın özü. İman olacak, ibadetlerini yapacaksın, temel haramlardan kaçınacaksın ama ama her davranışın güzel olacak, güzelleştirecek. Güzelleşmesi için de Allah, Allah'ı görüyormuşçasına davranacaksın. Namaz dinin dileği. Evet. Ama namazdan da önemli nedir? Bak Kur'an-ı Kerim söylüyor, "kıldığınız namaz sizi her türlü kötülükten alıkor." Yani öyle bir bilinç kazandırır ki size, o bilinç sizi her zaman iradenizi eğitir, iradenizi kontrol eder. Ama devamında "ve zikrullahi ekber". Allah'ı hatırınız tutmanız, Allah'la birlikte yaşamanız, Allah'la yaşadığınızı fark etmeniz en büyük olandır. Demek ki ibadetlerin de amacı, yani ibadet Müslümanlığından öte, ihsan Müslümanlığı, o samimi dindarlık. E şimdi bu Hazreti Peygamber'in sünnetinde biz bunu görüyoruz ama formu, formu değil, özü bu. Evet. O öz davranışlarda başka türlü yansır. A hayatına başka türlü yansır. İşçilerle, kölelerle, fakir fukar ile ilişkisine başka türlü yansır. Savaşta başka türlü yansır. Yani o Müslümanın her işi güzeldir. Her işi. Ne o ihsan ahlakının, Allah'ı görüyormuşçasına iyi kul olma bilincinin yansıması lazım. Yani bu din böyle bakarsan yine sizin dediğinize geliyoruz. Sade, anlaşılır, yalın, suyun akışı kadar doğal bir şey. Ben gene de "kim karıştırdı?" sorusuna devam etmek istiyorum. O sadeliği kim bozdu? Nasıl bozuldu? Hatrıma Ahmet abinin açtığı bu sahabe-i ikramla ilgili bahis, onun arkasından peygamberimizin rihle sonra ümmetin yaşadığı sıkıntılar ki bu bunlar ekonomik sıkıntı değil, aksine ekonomik refah. Aşırı bir refah. Refah artıkça sıkıntı başka boyutta oluyor. Kudretin, iktidarın, siyasetin bir bir bu eee yani tuttuğum, takıldığım bir bir taraf. Bir bir taraf da bizim fukaha, biraz muhtemelen siyasetin de etkisiyle insanları böyle zapt etmeye çalışmıştır. Aman kimse kendi başına oradan oraya kalkmasın. Aman bir hareket etme. Otur oturduğun yerde. Elini şuraya koyacaksın, kafanı da buraya koyacaksın. Böyle böyle bir hayatla adeta sıkıştırmış insanları. Siz aynı zamanda bir İslam hukukçusu olarak eee yani siyasetin, mülkün, zenginliğin eee şeyin karıştırılmasına olan etkisine bir bakar mısınız? Bu konuda bizi bizi aydınlatır mısınız?
Şimdi bundan sonra söyleyeceklerim sorumlusu sizsiniz. Onu size söyleyeyim. Yani eee hani yüzleşmem gerekirse İslam tarihiyle yüzleşmem gerekiyor. Bir defa Yusuf C. Bey, İslam tarihi dediğimiz şey insan tarihidir. Müslümanların tarihidir. Benim anlayışıma göre İslam'ın tarihi, Hazreti Peygamber, yani İslam'ı mal edip tarin, Hazreti Peygamber'in vefatıyla İslam'ın tebliğ tarihi bitmiştir. İslam diyeceğini demiştir. Son gelen ayetlerden birisi, "Artık dininizi kemale erdirdim." Bitti. Artık ondan sonra Müslümanların tarihi başladı. İnsan tarihi başladı. Biz ona İslam tarihi dedik ve bütün tarihte olup bitenler İslam'ın içine girmiş oldular. Tabii doğru. Dört Halife dönemi, iktidar savaşları, 4 halifenin cemeller, Sıffin harpleri olayları, Emevi'nin saltanatı, Emevi saltanatı üzerinden yapılan haksızlıklar, katliamlar, zulümler, Abbasi ihtilali, Abbasi ihtilali, Abbasilerin de aynı ayarda, aynı dolayla yaptı yaptıkları. Ulemanın sermayenin yanında ve iktidarın yanında yer alması. Yani maalesef ulema, yani bizim Ebu Hanife'li, İmam Malik'leri, Şafii'leri istisna ediyorum. Onlar çok eee daha müstakim insanlar. Tabii onlar zulüm de gördüler, onlar hep dışarıda durdular. Ama hep konuştuğumuz bir şey var. "Sultana yakın olmak, ayağın kayması demektir." Evet. "Kurb-u sultan ateşi suzan." Mezaki aktandır. E iktidarın ve ayakları kaydırak, kaydı ayakları kaydıran şeydir. Onun için de yani bu karmaşıklığın birçok sebebi var. Bunun önemli bir şeyi dini koruma refleksidir. İslam yeni fetihlerle yeni coğrafyalara açıldıkça Müslümanlarda bir dini koruyalım derken, e özü korumadan ziyade formu koruma ağır bastı. Eee tabii hatta Mevali karşı bile, yani dini koruma refleksi oluştu. Ebu Hanife, mevalid, Maturidiler falan Arap olmayanlardır. Arap olmayanlardır. Emevilerin Arap milliyetçiliği ekseninde saltanat ve eee bir bakıma eee otoriter yönetimi ve eee biraz da eee insanları karamsarlığa sevk eden yönetimleri, hem yanlış bir kader ve tevekkül anlayışını besledi. Artık yani başımıza gelenler Allah'ın eee yazgısıdır gibi bir inanış. İnsanlar eee biraz rahatlamaya çalıştılar ve artık bireyin iradesi iyice körelmiş oldu. E ondan sonra Abbasi ihtilali, Kerbela olayları falan. Bütün bunlar, Şii ve Sünni ayrımı, karşılıklı kavgalar ve din kavgaları. Hepsi Allah adına kavga etti. Allah adına birbirini katletti. İktidar uğruna, iktidar mücadelesi demediler. Yaptıklarına Ahmet Bey, iktidar mücadelesi. Bu bir iktidar mücadelesiyle ben koltuğa oturayım demediler. Hepsi din mücadelesi olarak. Çünkü en üst değer din idi. Ondan yararlandılar. E ulema da e bu yeni coğrafyalarda farklı kültürlere karşı dini koruyalım derken dini nasıl korursun? Formu koruyarak daha kolay korursunuz. Bu sefer giderek sektöre de dönüştü. Sektöre dönüştü. Yani çok karmaşık bir olay. Abbasi de Nizamiye Medresesi kuruldu. Yani Nizamiye Medresesi Eşari ve eee Şafii ekseninde kurulmuştur. Çok eee o gün için çok önemli bir işleve sahipti. Yanlış değildi ama giderek içine kapandı. İçine kapandı ve dışarıdan, yani şöyle bir örnek vereyim. Dışarıdan etkilenmeye derken duvar örmeye başladık. Etki gelmesin derken duvar yükselttik. Daha sonra baktık ki biz duvarın içinde biz kendimiz hapsolduk. Dışarıda hayat devam ediyor. Yani dini düşünce, dini anlayış, İslami ilimler önceleri çok iyi başladı. Yani soyutlama yaptı, ilkeleri çıkardı ve dinin evrensel mesajı şey var. Bir Hani tarifi tarif ederler, efradını cami, ayarını mani. Yani ş misal bir örnek vereyim. Mesela diyor ki, Medine'ye dışarıdan eee mal getiren üreticileri şehir dışında karşılayıp, şehrin dışında onlardan mal almayın diyor. Şimdi bir bu Medine düzen, bir düzenleme. Şimdi siz bunu ilkeye çevirmeniz lazım. Burada ne anlatıyor? Veya işte eee buğdayın ıslahını alta kurusun, üste koymayın diyor. E esnaf diyor, üreticiler adına alım satım yapmasın. Onlar kelsin, böyle yapsın diyor. Bütün bunları topluyorsunuz. Ne istiyor bizden? Bir ticaret ahlakı istiyor. Ticarette dürüstlük istiyor. Burada şehir dışı, şehir içi, hurma, buğday önemli değil. Burada, burada bir Müslüman yaptığı iş şöyle anlayabilir. Mesela zaman gelir, üretici şehir içine getirebilir. Yani şehir dışında alınabilir vesaire. Ama ahlakı korumak lazım. Ahlakı, davranış ahlakını, dürüstlüğü, doğruluğu, salih ameli. Yani Müslüman elinden, dilinden, her şeyinden insanların güvende olduğu kimse. E bu sonuç çıkıyor. Kendine yapılmasını istemediğini bir başkasına yapma. Müslümanlığın ölçütü di. Peygamber bak şimdi bu ilkeleri görünce anlıyoruz ki konu burada çok daha ilkesel. Sünnet olan bu. Yani tamam, belli formlar var, belli şey. Her insanın belli kendi yaşadığı hayatın şekilleri, kalıpları, gerçekleri vardır. Ama İslam dini evrensel bir din, evrensel bir davet. Eskimosu, kabilesi, az gelişmişi, çok gelişmişi, uzay toplumu, yani bugünkü iletişim toplumu, hangi toplum olursa olsun, hepsinin Hazreti Peygamber'i kendi dünyalarına davet edebilmesi, peygamberin sünnetini kendi dünyalarında yaşatabilmek lazım. Onun için de sünneti önemsemek ama onu ilkelere dönüştürmek ve Müslümanların hayatına bir güzel ahlak modeli olarak peygamberi davet etmek gerekiyor. Ve bugün burada problem, hocam. Yani ilim camiasında mı? Yani bunu ilkelere dönüştürmek bir ilmi ameliye gerektiriyor. Orada mı problem var? Orada mı ayrışma var? Yoksa topluma intikalde mi bir problem var? Bir defa zihni mesai her zaman zordur. Evet. Ama şekil her zaman kolaydır. Evet. Yani onun için de e hala İslam dünyasında görsellik, yani şekli Müslümanlık, dindarlığın tezahürü çok daha önemli olmuş. Ama içtenlikli, samimi, özle dindarlık her zaman zor olmuştur. Yani mesela dindarlığı, dini tarif et derseniz bana, derim ki din varoluşun nihai anlamını kavramadan Allah'a, varoluşun nihai anlamını kavramak. Evet. Dindarlık, Allah'la samimi bir bağ kurabilmek. Dindarlığın özü bu. Yani dindarlığın özü ihsan değil mi Yusuf Ziya Bey? Evet. Dindarlığın özü ihsan. Hazreti Peygamber, "İhsan, yani Allah'ı görüyormuş gibi, Allah'ı görüyormuşçasına onunla samimi, içtenlikli bir birey olabilmek. Allah'ı görüyormuşçasına hayatı yaşayabilmek." Öz bu. Bu zor. Evet. İhsan ahlakı ve İslam'ın özü. İman olacak, ibadetlerini yapacaksın, temel haramlardan kaçınacaksın ama ama her davranışın güzel olacak, güzelleştirecek. Güzelleşmesi için de Allah, Allah'ı görüyormuşçasına davranacaksın. Namaz dinin dileği. Evet. Ama namazdan da önemli nedir? Bak Kur'an-ı Kerim söylüyor, "kıldığınız namaz sizi her türlü kötülükten alıkor." Yani öyle bir bilinç kazandırır ki size, o bilinç sizi her zaman iradenizi eğitir, iradenizi kontrol eder. Ama devamında "ve zikrullahi ekber". Allah'ı hatırınız tutmanız, Allah'la birlikte yaşamanız, Allah'la yaşadığınızı fark etmeniz en büyük olandır. Demek ki ibadetlerin de amacı, yani ibadet Müslümanlığından öte, ihsan Müslümanlığı, o samimi dindarlık. E şimdi bu Hazreti Peygamber'in sünnetinde biz bunu görüyoruz ama formu, formu değil, özü bu. Evet. O öz davranışlarda başka türlü yansır. A hayatına başka türlü yansır. İşçilerle, kölelerle, fakir fukar ile ilişkisine başka türlü yansır. Savaşta başka türlü yansır. Yani o Müslümanın her işi güzeldir. Her işi. Ne o ihsan ahlakının, Allah'ı görüyormuşçasına iyi kul olma bilincinin yansıması lazım. Yani bu din böyle bakarsan yine sizin dediğinize geliyoruz. Sade, anlaşılır, yalın, suyun akışı kadar doğal bir şey. Ben gene de "kim karıştırdı?" sorusuna devam etmek istiyorum. O sadeliği kim bozdu? Nasıl bozuldu? Hatrıma Ahmet abinin açtığı bu sahabe-i ikramla ilgili bahis, onun arkasından peygamberimizin rihle sonra ümmetin yaşadığı sıkıntılar ki bu bunlar ekonomik sıkıntı değil, aksine ekonomik refah. Aşırı bir refah. Refah artıkça sıkıntı başka boyutta oluyor. Kudretin, iktidarın, siyasetin bir bir bu eee yani tuttuğum, takıldığım bir bir taraf. Bir bir taraf da bizim fukaha, biraz muhtemelen siyasetin de etkisiyle insanları böyle zapt etmeye çalışmıştır. Aman kimse kendi başına oradan oraya kalkmasın. Aman bir hareket etme. Otur oturduğun yerde. Elini şuraya koyacaksın, kafanı da buraya koyacaksın. Böyle böyle bir hayatla adeta sıkıştırmış insanları. Siz aynı zamanda bir İslam hukukçusu olarak eee yani siyasetin, mülkün, zenginliğin eee şeyin karıştırılmasına olan etkisine bir bakar mısınız? Bu konuda bizi bizi aydınlatır mısınız?
Şimdi bundan sonra söyleyeceklerim sorumlusu sizsiniz. Onu size söyleyeyim. Yani eee hani yüzleşmem gerekirse İslam tarihiyle yüzleşmem gerekiyor. Bir defa Yusuf C. Bey, İslam tarihi dediğimiz şey insan tarihidir. Müslümanların tarihidir. Benim anlayışıma göre İslam'ın tarihi, Hazreti Peygamber, yani İslam'ı mal edip tarin, Hazreti Peygamber'in vefatıyla İslam'ın tebliğ tarihi bitmiştir. İslam diyeceğini demiştir. Son gelen ayetlerden birisi, "Artık dininizi kemale erdirdim." Bitti. Artık ondan sonra Müslümanların tarihi başladı. İnsan tarihi başladı. Biz ona İslam tarihi dedik ve bütün tarihte olup bitenler İslam'ın içine girmiş oldular. Tabii doğru. Dört Halife dönemi, iktidar savaşları, 4 halifenin cemeller, Sıffin harpleri olayları, Emevi'nin saltanatı, Emevi saltanatı üzerinden yapılan haksızlıklar, katliamlar, zulümler, Abbasi ihtilali, Abbasi ihtilali, Abbasilerin de aynı ayarda, aynı dolayla yaptı yaptıkları. Ulemanın sermayenin yanında ve iktidarın yanında yer alması. Yani maalesef ulema, yani bizim Ebu Hanife'li, İmam Malik'leri, Şafii'leri istisna ediyorum. Onlar çok eee daha müstakim insanlar. Tabii onlar zulüm de gördüler, onlar hep dışarıda durdular. Ama hep konuştuğumuz bir şey var. "Sultana yakın olmak, ayağın kayması demektir." Evet. "Kurb-u sultan ateşi suzan." Mezaki aktandır. E iktidarın ve ayakları kaydırak, kaydı ayakları kaydıran şeydir. Onun için de yani bu karmaşıklığın birçok sebebi var. Bunun önemli bir şeyi dini koruma refleksidir. İslam yeni fetihlerle yeni coğrafyalara açıldıkça Müslümanlarda bir dini koruyalım derken, e özü korumadan ziyade formu koruma ağır bastı. Eee tabii hatta Mevali karşı bile, yani dini koruma refleksi oluştu. Ebu Hanife, mevalid, Maturidiler falan Arap olmayanlardır. Arap olmayanlardır. Emevilerin Arap milliyetçiliği ekseninde saltanat ve eee bir bakıma eee otoriter yönetimi ve eee biraz da eee insanları karamsarlığa sevk eden yönetimleri, hem yanlış bir kader ve tevekkül anlayışını besledi. Artık yani başımıza gelenler Allah'ın eee yazgısıdır gibi bir inanış. İnsanlar eee biraz rahatlamaya çalıştılar ve artık bireyin iradesi iyice körelmiş oldu. E ondan sonra Abbasi ihtilali, Kerbela olayları falan. Bütün bunlar, Şii ve Sünni ayrımı, karşılıklı kavgalar ve din kavgaları. Hepsi Allah adına kavga etti. Allah adına birbirini katletti. İktidar uğruna, iktidar mücadelesi demediler. Yaptıklarına Ahmet Bey, iktidar mücadelesi. Bu bir iktidar mücadelesiyle ben koltuğa oturayım demediler. Hepsi din mücadelesi olarak. Çünkü en üst değer din idi. Ondan yararlandılar. E ulema da e bu yeni coğrafyalarda farklı kültürlere karşı dini koruyalım derken dini nasıl korursun? Formu koruyarak daha kolay korursunuz. Bu sefer giderek sektöre de dönüştü. Sektöre dönüştü. Yani çok karmaşık bir olay. Abbasi de Nizamiye Medresesi kuruldu. Yani Nizamiye Medresesi Eşari ve eee Şafii ekseninde kurulmuştur. Çok eee o gün için çok önemli bir işleve sahipti. Yanlış değildi ama giderek içine kapandı. İçine kapandı ve dışarıdan, yani şöyle bir örnek vereyim. Dışarıdan etkilenmeye derken duvar örmeye başladık. Etki gelmesin derken duvar yükselttik. Daha sonra baktık ki biz duvarın içinde biz kendimiz hapsolduk. Dışarıda hayat devam ediyor. Yani dini düşünce, dini anlayış, İslami ilimler önceleri çok iyi başladı. Yani soyutlama yaptı, ilkeleri çıkardı ve dinin evrensel mesajı şey var. Bir Hani tarifi tarif ederler, efradını cami, ayarını mani. Yani ş misal bir örnek vereyim. Mesela diyor ki, Medine'ye dışarıdan eee mal getiren üreticileri şehir dışında karşılayıp, şehrin dışında onlardan mal almayın diyor. Şimdi bir bu Medine düzen, bir düzenleme. Şimdi siz bunu ilkeye çevirmeniz lazım. Burada ne anlatıyor? Veya işte eee buğdayın ıslahını alta kurusun, üste koymayın diyor. E esnaf diyor, üreticiler adına alım satım yapmasın. Onlar kelsin, böyle yapsın diyor. Bütün bunları topluyorsunuz. Ne istiyor bizden? Bir ticaret ahlakı istiyor. Ticarette dürüstlük istiyor. Burada şehir dışı, şehir içi, hurma, buğday önemli değil. Burada, burada bir Müslüman yaptığı iş şöyle anlayabilir. Mesela zaman gelir, üretici şehir içine getirebilir. Yani şehir dışında alınabilir vesaire. Ama ahlakı korumak lazım. Ahlakı, davranış ahlakını, dürüstlüğü, doğruluğu, salih ameli. Yani Müslüman elinden, dilinden, her şeyinden insanların güvende olduğu kimse. E bu sonuç çıkıyor. Kendine yapılmasını istemediğini bir başkasına yapma. Müslümanlığın ölçütü di. Peygamber bak şimdi bu ilkeleri görünce anlıyoruz ki konu burada çok daha ilkesel. Sünnet olan bu. Yani tamam, belli formlar var, belli şey. Her insanın belli kendi yaşadığı hayatın şekilleri, kalıpları, gerçekleri vardır. Ama İslam dini evrensel bir din, evrensel bir davet. Eskimosu, kabilesi, az gelişmişi, çok gelişmişi, uzay toplumu, yani bugünkü iletişim toplumu, hangi toplum olursa olsun, hepsinin Hazreti Peygamber'i kendi dünyalarına davet edebilmesi, peygamberin sünnetini kendi dünyalarında yaşatabilmek lazım. Onun için de sünneti önemsemek ama onu ilkelere dönüştürmek ve Müslümanların hayatına bir güzel ahlak modeli olarak peygamberi davet etmek gerekiyor. Ve bugün burada problem, hocam. Yani ilim camiasında mı? Yani bunu ilkelere dönüştürmek bir ilmi ameliye gerektiriyor. Orada mı problem var? Orada mı ayrışma var? Yoksa topluma intikalde mi bir problem var? Bir defa zihni mesai her zaman zordur. Evet. Ama şekil her zaman kolaydır. Evet. Yani onun için de e hala İslam dünyasında görsellik, yani şekli Müslümanlık, dindarlığın tezahürü çok daha önemli olmuş. Ama içtenlikli, samimi, özle dindarlık her zaman zor olmuştur. Yani mesela dindarlığı, dini tarif et derseniz bana, derim ki din varoluşun nihai anlamını kavramadan Allah'a, varoluşun nihai anlamını kavramak. Evet. Dindarlık, Allah'la samimi bir bağ kurabilmek. Dindarlığın özü bu. Yani dindarlığın özü ihsan değil mi Yusuf Ziya Bey? Evet. Dindarlığın özü ihsan. Hazreti Peygamber, "İhsan, yani Allah'ı görüyormuş gibi, Allah'ı görüyormuşçasına onunla samimi, içtenlikli bir birey olabilmek. Allah'ı görüyormuşçasına hayatı yaşayabilmek." Öz bu. Bu zor. Evet. İhsan ahlakı ve İslam'ın özü. İman olacak, ibadetlerini yapacaksın, temel haramlardan kaçınacaksın ama ama her davranışın güzel olacak, güzelleştirecek. Güzelleşmesi için de Allah, Allah'ı görüyormuşçasına davranacaksın. Namaz dinin dileği. Evet. Ama namazdan da önemli nedir? Bak Kur'an-ı Kerim söylüyor, "kıldığınız namaz sizi her türlü kötülükten alıkor." Yani öyle bir bilinç kazandırır ki size, o bilinç sizi her zaman iradenizi eğitir, iradenizi kontrol eder. Ama devamında "ve zikrullahi ekber". Allah'ı hatırınız tutmanız, Allah'la birlikte yaşamanız, Allah'la yaşadığınızı fark etmeniz en büyük olandır. Demek ki ibadetlerin de amacı, yani ibadet Müslümanlığından öte, ihsan Müslümanlığı, o samimi dindarlık. E şimdi bu Hazreti Peygamber'in sünnetinde biz bunu görüyoruz ama formu, formu değil, özü bu. Evet. O öz davranışlarda başka türlü yansır. A hayatına başka türlü yansır. İşçilerle, kölelerle, fakir fukar ile ilişkisine başka türlü yansır. Savaşta başka türlü yansır. Yani o Müslümanın her işi güzeldir. Her işi. Ne o ihsan ahlakının, Allah'ı görüyormuşçasına iyi kul olma bilincinin yansıması lazım. Yani bu din böyle bakarsan yine sizin dediğinize geliyoruz. Sade, anlaşılır, yalın, suyun akışı kadar doğal bir şey. Ben gene de "kim karıştırdı?" sorusuna devam etmek istiyorum. O sadeliği kim bozdu? Nasıl bozuldu? Hatrıma Ahmet abinin açtığı bu sahabe-i ikramla ilgili bahis, onun arkasından peygamberimizin rihle sonra ümmetin yaşadığı sıkıntılar ki bu bunlar ekonomik sıkıntı değil, aksine ekonomik refah. Aşırı bir refah. Refah artıkça sıkıntı başka boyutta oluyor. Kudretin, iktidarın, siyasetin bir bir bu eee yani tuttuğum, takıldığım bir bir taraf. Bir bir taraf da bizim fukaha, biraz muhtemelen siyasetin de etkisiyle insanları böyle zapt etmeye çalışmıştır. Aman kimse kendi başına oradan oraya kalkmasın. Aman bir hareket etme. Otur oturduğun yerde. Elini şuraya koyacaksın, kafanı da buraya koyacaksın. Böyle böyle bir hayatla adeta sıkıştırmış insanları. Siz aynı zamanda bir İslam hukukçusu olarak eee yani siyasetin, mülkün, zenginliğin eee şeyin karıştırılmasına olan etkisine bir bakar mısınız? Bu konuda bizi bizi aydınlatır mısınız?
Şimdi bundan sonra söyleyeceklerim sorumlusu sizsiniz. Onu size söyleyeyim. Yani eee hani yüzleşmem gerekirse İslam tarihiyle yüzleşmem gerekiyor. Bir defa Yusuf C. Bey, İslam tarihi dediğimiz şey insan tarihidir. Müslümanların tarihidir. Benim anlayışıma göre İslam'ın tarihi, Hazreti Peygamber, yani İslam'ı mal edip tarin, Hazreti Peygamber'in vefatıyla İslam'ın tebliğ tarihi bitmiştir. İslam diyeceğini demiştir. Son gelen ayetlerden birisi, "Artık dininizi kemale erdirdim." Bitti. Artık ondan sonra Müslümanların tarihi başladı. İnsan tarihi başladı. Biz ona İslam tarihi dedik ve bütün tarihte olup bitenler İslam'ın içine girmiş oldular. Tabii doğru. Dört Halife dönemi, iktidar savaşları, 4 halifenin cemeller, Sıffin harpleri olayları, Emevi'nin saltanatı, Emevi saltanatı üzerinden yapılan haksızlıklar, katliamlar, zulümler, Abbasi ihtilali, Abbasi ihtilali, Abbasilerin de aynı ayarda, aynı dolayla yaptı yaptıkları. Ulemanın sermayenin yanında ve iktidarın yanında yer alması. Yani maalesef ulema, yani bizim Ebu Hanife'li, İmam Malik'leri, Şafii'leri istisna ediyorum. Onlar çok eee daha müstakim insanlar. Tabii onlar zulüm de gördüler, onlar hep dışarıda durdular. Ama hep konuştuğumuz bir şey var. "Sultana yakın olmak, ayağın kayması demektir." Evet. "Kurb-u sultan ateşi suzan." Mezaki aktandır. E iktidarın ve ayakları kaydırak, kaydı ayakları kaydıran şeydir. Onun için de yani bu karmaşıklığın birçok sebebi var. Bunun önemli bir şeyi dini koruma refleksidir. İslam yeni fetihlerle yeni coğrafyalara açıldıkça Müslümanlarda bir dini koruyalım derken, e özü korumadan ziyade formu koruma ağır bastı. Eee tabii hatta Mevali karşı bile, yani dini koruma refleksi oluştu. Ebu Hanife, mevalid, Maturidiler falan Arap olmayanlardır. Arap olmayanlardır. Emevilerin Arap milliyetçiliği ekseninde saltanat ve eee bir bakıma eee otoriter yönetimi ve eee biraz da eee insanları karamsarlığa sevk eden yönetimleri, hem yanlış bir kader ve tevekkül anlayışını besledi. Artık yani başımıza gelenler Allah'ın eee yazgısıdır gibi bir inanış. İnsanlar eee biraz rahatlamaya çalıştılar ve artık bireyin iradesi iyice körelmiş oldu. E ondan sonra Abbasi ihtilali, Kerbela olayları falan. Bütün bunlar, Şii ve Sünni ayrımı, karşılıklı kavgalar ve din kavgaları. Hepsi Allah adına kavga etti. Allah adına birbirini katletti. İktidar uğruna, iktidar mücadelesi demediler. Yaptıklarına Ahmet Bey, iktidar mücadelesi. Bu bir iktidar mücadelesiyle ben koltuğa oturayım demediler. Hepsi din mücadelesi olarak. Çünkü en üst değer din idi. Ondan yararlandılar. E ulema da e bu yeni coğrafyalarda farklı kültürlere karşı dini koruyalım derken dini nasıl korursun? Formu koruyarak daha kolay korursunuz. Bu sefer giderek sektöre de dönüştü. Sektöre dönüştü. Yani çok karmaşık bir olay. Abbasi de Nizamiye Medresesi kuruldu. Yani Nizamiye Medresesi Eşari ve eee Şafii ekseninde kurulmuştur. Çok eee o gün için çok önemli bir işleve sahipti. Yanlış değildi ama giderek içine kapandı. İçine kapandı ve dışarıdan, yani şöyle bir örnek vereyim. Dışarıdan etkilenmeye derken duvar örmeye başladık. Etki gelmesin derken duvar yükselttik. Daha sonra baktık ki biz duvarın içinde biz kendimiz hapsolduk. Dışarıda hayat devam ediyor. Yani dini düşünce, dini anlayış, İslami ilimler önceleri çok iyi başladı. Yani soyutlama yaptı, ilkeleri çıkardı ve dinin evrensel mesajı şey var. Bir Hani tarifi tarif ederler, efradını cami, ayarını mani. Yani ş misal bir örnek vereyim. Mesela diyor ki, Medine'ye dışarıdan eee mal getiren üreticileri şehir dışında karşılayıp, şehrin dışında onlardan mal almayın diyor. Şimdi bir bu Medine düzen, bir düzenleme. Şimdi siz bunu ilkeye çevirmeniz lazım. Burada ne anlatıyor? Veya işte eee buğdayın ıslahını alta kurusun, üste koymayın diyor. E esnaf diyor, üreticiler adına alım satım yapmasın. Onlar kelsin, böyle yapsın diyor. Bütün bunları topluyorsunuz. Ne istiyor bizden? Bir ticaret ahlakı istiyor. Ticarette dürüstlük istiyor. Burada şehir dışı, şehir içi, hurma, buğday önemli değil. Burada, burada bir Müslüman yaptığı iş şöyle anlayabilir. Mesela zaman gelir, üretici şehir içine getirebilir. Yani şehir dışında alınabilir vesaire. Ama ahlakı korumak lazım. Ahlakı, davranış ahlakını, dürüstlüğü, doğruluğu, salih ameli. Yani Müslüman elinden, dilinden, her şeyinden insanların güvende olduğu kimse. E bu sonuç çıkıyor. Kendine yapılmasını istemediğini bir başkasına yapma. Müslümanlığın ölçütü di. Peygamber bak şimdi bu ilkeleri görünce anlıyoruz ki konu burada çok daha ilkesel. Sünnet olan bu. Yani tamam, belli formlar var, belli şey. Her insanın belli kendi yaşadığı hayatın şekilleri, kalıpları, gerçekleri vardır. Ama İslam dini evrensel bir din, evrensel bir davet. Eskimosu, kabilesi, az gelişmişi, çok gelişmişi, uzay toplumu, yani bugünkü iletişim toplumu, hangi toplum olursa olsun, hepsinin Hazreti Peygamber'i kendi dünyalarına davet edebilmesi, peygamberin sünnetini kendi dünyalarında yaşatabilmek lazım. Onun için de sünneti önemsemek ama onu ilkelere dönüştürmek ve Müslümanların hayatına bir güzel ahlak modeli olarak peygamberi davet etmek gerekiyor. Ve bugün burada problem, hocam. Yani ilim camiasında mı? Yani bunu ilkelere dönüştürmek bir ilmi ameliye gerektiriyor. Orada mı problem var? Orada mı ayrışma var? Yoksa topluma intikalde mi bir problem var? Bir defa zihni mesai her zaman zordur. Evet. Ama şekil her zaman kolaydır. Evet. Yani onun için de e hala İslam dünyasında görsellik, yani şekli Müslümanlık, dindarlığın tezahürü çok daha önemli olmuş. Ama içtenlikli, samimi, özle dindarlık her zaman zor olmuştur. Yani mesela dindarlığı, dini tarif et derseniz bana, derim ki din varoluşun nihai anlamını kavramadan Allah'a, varoluşun nihai anlamını kavramak. Evet. Dindarlık, Allah'la samimi bir bağ kurabilmek. Dindarlığın özü bu. Yani dindarlığın özü ihsan değil mi Yusuf Ziya Bey? Evet. Dindarlığın özü ihsan. Hazreti Peygamber, "İhsan, yani Allah'ı görüyormuş gibi, Allah'ı görüyormuşçasına onunla samimi, içtenlikli bir birey olabilmek. Allah'ı görüyormuşçasına hayatı yaşayabilmek." Öz bu. Bu zor. Evet. İhsan ahlakı ve İslam'ın özü. İman olacak, ibadetlerini yapacaksın, temel haramlardan kaçınacaksın ama ama her davranışın güzel olacak, güzelleştirecek. Güzelleşmesi için de Allah, Allah'ı görüyormuşçasına davranacaksın. Namaz dinin dileği. Evet. Ama namazdan da önemli nedir? Bak Kur'an-ı Kerim söylüyor, "kıldığınız namaz sizi her türlü kötülükten alıkor." Yani öyle bir bilinç kazandırır ki size, o bilinç sizi her zaman iradenizi eğitir, iradenizi kontrol eder. Ama devamında "ve zikrullahi ekber". Allah'ı hatırınız tutmanız, Allah'la birlikte yaşamanız, Allah'la yaşadığınızı fark etmeniz en büyük olandır. Demek ki ibadetlerin de amacı, yani ibadet Müslümanlığından öte, ihsan Müslümanlığı, o samimi dindarlık. E şimdi bu Hazreti Peygamber'in sünnetinde biz bunu görüyoruz ama formu, formu değil, özü bu. Evet. O öz davranışlarda başka türlü yansır. A hayatına başka türlü yansır. İşçilerle, kölelerle, fakir fukar ile ilişkisine başka türlü yansır. Savaşta başka türlü yansır. Yani o Müslümanın her işi güzeldir. Her işi. Ne o ihsan ahlakının, Allah'ı görüyormuşçasına iyi kul olma bilincinin yansıması lazım. Yani bu din böyle bakarsan yine sizin dediğinize geliyoruz. Sade, anlaşılır, yalın, suyun akışı kadar doğal bir şey. Ben gene de "kim karıştırdı?" sorusuna devam etmek istiyorum. O sadeliği kim bozdu? Nasıl bozuldu? Hatrıma Ahmet abinin açtığı bu sahabe-i ikramla ilgili bahis, onun arkasından peygamberimizin rihle sonra ümmetin yaşadığı sıkıntılar ki bu bunlar ekonomik sıkıntı değil, aksine ekonomik refah. Aşırı bir refah. Refah artıkça sıkıntı başka boyutta oluyor. Kudretin, iktidarın, siyasetin bir bir bu eee yani tuttuğum, takıldığım bir bir taraf. Bir bir taraf da bizim fukaha, biraz muhtemelen siyasetin de etkisiyle insanları böyle zapt etmeye çalışmıştır. Aman kimse kendi başına oradan oraya kalkmasın. Aman bir hareket etme. Otur oturduğun yerde. Elini şuraya koyacaksın, kafanı da buraya koyacaksın. Böyle böyle bir hayatla adeta sıkıştırmış insanları. Siz aynı zamanda bir İslam hukukçusu olarak eee yani siyasetin, mülkün, zenginliğin eee şeyin karıştırılmasına olan etkisine bir bakar mısınız? Bu konuda bizi bizi aydınlatır mısınız?
Şimdi bundan sonra söyleyeceklerim sorumlusu sizsiniz. Onu size söyleyeyim. Yani eee hani yüzleşmem gerekirse İslam tarihiyle yüzleşmem gerekiyor. Bir defa Yusuf C. Bey, İslam tarihi dediğimiz şey insan tarihidir. Müslümanların tarihidir. Benim anlayışıma göre İslam'ın tarihi, Hazreti Peygamber, yani İslam'ı mal edip tarin, Hazreti Peygamber'in vefatıyla İslam'ın tebliğ tarihi bitmiştir. İslam diyeceğini demiştir. Son gelen ayetlerden birisi, "Artık dininizi kemale erdirdim." Bitti. Artık ondan sonra Müslümanların tarihi başladı. İnsan tarihi başladı. Biz ona İslam tarihi dedik ve bütün tarihte olup bitenler İslam'ın içine girmiş oldular. Tabii doğru. Dört Halife dönemi, iktidar savaşları, 4 halifenin cemeller, Sıffin harpleri olayları, Emevi'nin saltanatı, Emevi saltanatı üzerinden yapılan haksızlıklar, katliamlar, zulümler, Abbasi ihtilali, Abbasi ihtilali, Abbasilerin de aynı ayarda, aynı dolayla yaptı yaptıkları. Ulemanın sermayenin yanında ve iktidarın yanında yer alması. Yani maalesef ulema, yani bizim Ebu Hanife'li, İmam Malik'leri, Şafii'leri istisna ediyorum. Onlar çok eee daha müstakim insanlar. Tabii onlar zulüm de gördüler, onlar hep dışarıda durdular. Ama hep konuştuğumuz bir şey var. "Sultana yakın olmak, ayağın kayması demektir." Evet. "Kurb-u sultan ateşi suzan." Mezaki aktandır. E iktidarın ve ayakları kaydırak, kaydı ayakları kaydıran şeydir. Onun için de yani bu karmaşıklığın birçok sebebi var. Bunun önemli bir şeyi dini koruma refleksidir. İslam yeni fetihlerle yeni coğrafyalara açıldıkça Müslümanlarda bir dini koruyalım derken, e özü korumadan ziyade formu koruma ağır bastı. Eee tabii hatta Mevali karşı bile, yani dini koruma refleksi oluştu. Ebu Hanife, mevalid, Maturidiler falan Arap olmayanlardır. Arap olmayanlardır. Emevilerin Arap milliyetçiliği ekseninde saltanat ve eee bir bakıma eee otoriter yönetimi ve eee biraz da eee insanları karamsarlığa sevk eden yönetimleri, hem yanlış bir kader ve tevekkül anlayışını besledi. Artık yani başımıza gelenler Allah'ın eee yazgısıdır gibi bir inanış. İnsanlar eee biraz rahatlamaya çalıştılar ve artık bireyin iradesi iyice körelmiş oldu. E ondan sonra Abbasi ihtilali, Kerbela olayları falan. Bütün bunlar, Şii ve Sünni ayrımı, karşılıklı kavgalar ve din kavgaları. Hepsi Allah adına kavga etti. Allah adına birbirini katletti. İktidar uğruna, iktidar mücadelesi demediler. Yaptıklarına Ahmet Bey, iktidar mücadelesi. Bu bir iktidar mücadelesiyle ben koltuğa oturayım demediler. Hepsi din mücadelesi olarak. Çünkü en üst değer din idi. Ondan yararlandılar. E ulema da e bu yeni coğrafyalarda farklı kültürlere karşı dini koruyalım derken dini nasıl korursun? Formu koruyarak daha kolay korursunuz. Bu sefer giderek sektöre de dönüştü. Sektöre dönüştü. Yani çok karmaşık bir olay. Abbasi de Nizamiye Medresesi kuruldu. Yani Nizamiye Medresesi Eşari ve eee Şafii ekseninde kurulmuştur. Çok eee o gün için çok önemli bir işleve sahipti. Yanlış değildi ama giderek içine kapandı. İçine kapandı ve dışarıdan, yani şöyle bir örnek vereyim. Dışarıdan etkilenmeye derken duvar örmeye başladık. Etki gelmesin derken duvar yükselttik. Daha sonra baktık ki biz duvarın içinde biz kendimiz hapsolduk. Dışarıda hayat devam ediyor. Yani dini düşünce, dini anlayış, İslami ilimler önceleri çok iyi başladı. Yani soyutlama yaptı, ilkeleri çıkardı ve dinin evrensel mesajı şey var. Bir Hani tarifi tarif ederler, efradını cami, ayarını mani. Yani ş misal bir örnek vereyim. Mesela diyor ki, Medine'ye dışarıdan eee mal getiren üreticileri şehir dışında karşılayıp, şehrin dışında onlardan mal almayın diyor. Şimdi bir bu Medine düzen, bir düzenleme. Şimdi siz bunu ilkeye çevirmeniz lazım. Burada ne anlatıyor? Veya işte eee buğdayın ıslahını alta kurusun, üste koymayın diyor. E esnaf diyor, üreticiler adına alım satım yapmasın. Onlar kelsin, böyle yapsın diyor. Bütün bunları topluyorsunuz. Ne istiyor bizden? Bir ticaret ahlakı istiyor. Ticarette dürüstlük istiyor. Burada şehir dışı, şehir içi, hurma, buğday önemli değil. Burada, burada bir Müslüman yaptığı iş şöyle anlayabilir. Mesela zaman gelir, üretici şehir içine getirebilir. Yani şehir dışında alınabilir vesaire. Ama ahlakı korumak lazım. Ahlakı, davranış ahlakını, dürüstlüğü, doğruluğu, salih ameli. Yani Müslüman elinden, dilinden, her şeyinden insanların güvende olduğu kimse. E bu sonuç çıkıyor. Kendine yapılmasını istemediğini bir başkasına yapma. Müslümanlığın ölçütü di. Peygamber bak şimdi bu ilkeleri görünce anlıyoruz ki konu burada çok daha ilkesel. Sünnet olan bu. Yani tamam, belli formlar var, belli şey. Her insanın belli kendi yaşadığı hayatın şekilleri, kalıpları, gerçekleri vardır. Ama İslam dini evrensel bir din, evrensel bir davet. Eskimosu, kabilesi, az gelişmişi, çok gelişmişi, uzay toplumu, yani bugünkü iletişim toplumu, hangi toplum olursa olsun, hepsinin Hazreti Peygamber'i kendi dünyalarına davet edebilmesi, peygamberin sünnetini kendi dünyalarında yaşatabilmek lazım. Onun için de sünneti önemsemek ama onu ilkelere dönüştürmek ve Müslümanların hayatına bir güzel ahlak modeli olarak peygamberi davet etmek gerekiyor. Ve bugün burada problem, hocam. Yani ilim camiasında mı? Yani bunu ilkelere dönüştürmek bir ilmi ameliye gerektiriyor. Orada mı problem var? Orada mı ayrışma var? Yoksa topluma intikalde mi bir problem var? Bir defa zihni mesai her zaman zordur. Evet. Ama şekil her zaman kolaydır. Evet. Yani onun için de e hala İslam dünyasında görsellik, yani şekli Müslümanlık, dindarlığın tezahürü çok daha önemli olmuş. Ama içtenlikli, samimi, özle dindarlık her zaman zor olmuştur. Yani mesela dindarlığı, dini tarif et derseniz bana, derim ki din varoluşun nihai anlamını kavramadan Allah'a, varoluşun nihai anlamını kavramak. Evet. Dindarlık, Allah'la samimi bir bağ kurabilmek. Dindarlığın özü bu. Yani dindarlığın özü ihsan değil mi Yusuf Ziya Bey? Evet. Dindarlığın özü ihsan. Hazreti Peygamber, "İhsan, yani Allah'ı görüyormuş gibi, Allah'ı görüyormuşçasına onunla samimi, içtenlikli bir birey olabilmek. Allah'ı görüyormuşçasına hayatı yaşayabilmek." Öz bu. Bu zor. Evet. İhsan ahlakı ve İslam'ın özü. İman olacak, ibadetlerini yapacaksın, temel haramlardan kaçınacaksın ama ama her davranışın güzel olacak, güzelleştirecek. Güzelleşmesi için de Allah, Allah'ı görüyormuşçasına davranacaksın. Namaz dinin dileği. Evet. Ama namazdan da önemli nedir? Bak Kur'an-ı Kerim söylüyor, "kıldığınız namaz sizi her türlü kötülükten alıkor." Yani öyle bir bilinç kazandırır ki size, o bilinç sizi her zaman iradenizi eğitir, iradenizi kontrol eder. Ama devamında "ve zikrullahi ekber". Allah'ı hatırınız tutmanız, Allah'la birlikte yaşamanız, Allah'la yaşadığınızı fark etmeniz en büyük olandır. Demek ki ibadetlerin de amacı, yani ibadet Müslümanlığından öte, ihsan Müslümanlığı, o samimi dindarlık. E şimdi bu Hazreti Peygamber'in sünnetinde biz bunu görüyoruz ama formu, formu değil, özü bu. Evet. O öz davranışlarda başka türlü yansır. A hayatına başka türlü yansır. İşçilerle, kölelerle, fakir fukar ile ilişkisine başka türlü yansır. Savaşta başka türlü yansır. Yani o Müslümanın her işi güzeldir. Her işi. Ne o ihsan ahlakının, Allah'ı görüyormuşçasına iyi kul olma bilincinin yansıması lazım. Yani bu din böyle bakarsan yine sizin dediğinize geliyoruz. Sade, anlaşılır, yalın, suyun akışı kadar doğal bir şey. Ben gene de "kim karıştırdı?" sorusuna devam etmek istiyorum. O sadeliği kim bozdu? Nasıl bozuldu? Hatrıma Ahmet abinin açtığı bu sahabe-i ikramla ilgili bahis, onun arkasından peygamberimizin rihle sonra ümmetin yaşadığı sıkıntılar ki bu bunlar ekonomik sıkıntı değil, aksine ekonomik refah. Aşırı bir refah. Refah artıkça sıkıntı başka boyutta oluyor. Kudretin, iktidarın, siyasetin bir bir bu eee yani tuttuğum, takıldığım bir bir taraf. Bir bir taraf da bizim fukaha, biraz muhtemelen siyasetin de etkisiyle insanları böyle zapt etmeye çalışmıştır. Aman kimse kendi başına oradan oraya kalkmasın. Aman bir hareket etme. Otur oturduğun yerde. Elini şuraya koyacaksın, kafanı da buraya koyacaksın. Böyle böyle bir hayatla adeta sıkıştırmış insanları. Siz aynı zamanda bir İslam hukukçusu olarak eee yani siyasetin, mülkün, zenginliğin eee şeyin karıştırılmasına olan etkisine bir bakar mısınız? Bu konuda bizi bizi aydınlatır mısınız?
Şimdi bundan sonra söyleyeceklerim sorumlusu sizsiniz. Onu size söyleyeyim. Yani eee hani yüzleşmem gerekirse İslam tarihiyle yüzleşmem gerekiyor. Bir defa Yusuf C. Bey, İslam tarihi dediğimiz şey insan tarihidir. Müslümanların tarihidir. Benim anlayışıma göre İslam'ın tarihi, Hazreti Peygamber, yani İslam'ı mal edip tarin, Hazreti Peygamber'in vefatıyla İslam'ın tebliğ tarihi bitmiştir. İslam diyeceğini demiştir. Son gelen ayetlerden birisi, "Artık dininizi kemale erdirdim." Bitti. Artık ondan sonra Müslümanların tarihi başladı. İnsan tarihi başladı. Biz ona İslam tarihi dedik ve bütün tarihte olup bitenler İslam'ın içine girmiş oldular. Tabii doğru. Dört Halife dönemi, iktidar savaşları, 4 halifenin cemeller, Sıffin harpleri olayları, Emevi'nin saltanatı, Emevi saltanatı üzerinden yapılan haksızlıklar, katliamlar, zulümler, Abbasi ihtilali, Abbasi ihtilali, Abbasilerin de aynı ayarda, aynı dolayla yaptı yaptıkları. Ulemanın sermayenin yanında ve iktidarın yanında yer alması. Yani maalesef ulema, yani bizim Ebu Hanife'li, İmam Malik'leri, Şafii'leri istisna ediyorum. Onlar çok eee daha müstakim insanlar. Tabii onlar zulüm de gördüler, onlar hep dışarıda durdular. Ama hep konuştuğumuz bir şey var. "Sultana yakın olmak, ayağın kayması demektir." Evet. "Kurb-u sultan ateşi suzan." Mezaki aktandır. E iktidarın ve ayakları kaydırak, kaydı ayakları kaydıran şeydir. Onun için de yani bu karmaşıklığın birçok sebebi var. Bunun önemli bir şeyi dini koruma refleksidir. İslam yeni fetihlerle yeni coğrafyalara açıldıkça Müslümanlarda bir dini koruyalım derken, e özü korumadan ziyade formu koruma ağır bastı. Eee tabii hatta Mevali karşı bile, yani dini koruma refleksi oluştu. Ebu Hanife, mevalid, Maturidiler falan Arap olmayanlardır. Arap olmayanlardır. Emevilerin Arap milliyetçiliği ekseninde saltanat ve eee bir bakıma eee otoriter yönetimi ve eee biraz da eee insanları karamsarlığa sevk eden yönetimleri, hem yanlış bir kader ve tevekkül anlayışını besledi. Artık yani başımıza gelenler Allah'ın eee yazgısıdır gibi bir inanış. İnsanlar eee biraz rahatlamaya çalıştılar ve artık bireyin iradesi iyice körelmiş oldu. E ondan sonra Abbasi ihtilali, Kerbela olayları falan. Bütün bunlar, Şii ve Sünni ayrımı, karşılıklı kavgalar ve din kavgaları. Hepsi Allah adına kavga etti. Allah adına birbirini katletti. İktidar uğruna, iktidar mücadelesi demediler. Yaptıklarına Ahmet Bey, iktidar mücadelesi. Bu bir iktidar mücadelesiyle ben koltuğa oturayım demediler. Hepsi din mücadelesi olarak. Çünkü en üst değer din idi. Ondan yararlandılar. E ulema da e bu yeni coğrafyalarda farklı kültürlere karşı dini koruyalım derken dini nasıl korursun? Formu koruyarak daha kolay korursunuz. Bu sefer giderek sektöre de dönüştü. Sektöre dönüştü. Yani çok karmaşık bir olay. Abbasi de Nizamiye Medresesi kuruldu. Yani Nizamiye Medresesi Eşari ve eee Şafii ekseninde kurulmuştur. Çok eee o gün için çok önemli bir işleve sahipti. Yanlış değildi ama giderek içine kapandı. İçine kapandı ve dışarıdan, yani şöyle bir örnek vereyim. Dışarıdan etkilenmeye derken duvar örmeye başladık. Etki gelmesin derken duvar yükselttik. Daha sonra baktık ki biz duvarın içinde biz kendimiz hapsolduk. Dışarıda hayat devam ediyor. Yani dini düşünce, dini anlayış, İslami ilimler önceleri çok iyi başladı. Yani soyutlama yaptı, ilkeleri çıkardı ve dinin evrensel mesajı şey var. Bir Hani tarifi tarif ederler, efradını cami, ayarını mani. Yani ş misal bir örnek vereyim. Mesela diyor ki, Medine'ye dışarıdan eee mal getiren üreticileri şehir dışında karşılayıp, şehrin dışında onlardan mal almayın diyor. Şimdi bir bu Medine düzen, bir düzenleme. Şimdi siz bunu ilkeye çevirmeniz lazım. Burada ne anlatıyor? Veya işte eee buğdayın ıslahını alta kurusun, üste koymayın diyor. E esnaf diyor, üreticiler adına alım satım yapmasın. Onlar kelsin, böyle yapsın diyor. Bütün bunları topluyorsunuz. Ne istiyor bizden? Bir ticaret ahlakı istiyor. Ticarette dürüstlük istiyor. Burada şehir dışı, şehir içi, hurma, buğday önemli değil. Burada, burada bir Müslüman yaptığı iş şöyle anlayabilir. Mesela zaman gelir, üretici şehir içine getirebilir. Yani şehir dışında alınabilir vesaire. Ama ahlakı korumak lazım. Ahlakı, davranış ahlakını, dürüstlüğü, doğruluğu, salih ameli. Yani Müslüman elinden, dilinden, her şeyinden insanların güvende olduğu kimse. E bu sonuç çıkıyor. Kendine yapılmasını istemediğini bir başkasına yapma. Müslümanlığın ölçütü di. Peygamber bak şimdi bu ilkeleri görünce anlıyoruz ki konu burada çok daha ilkesel. Sünnet olan bu. Yani tamam, belli formlar var, belli şey. Her insanın belli kendi yaşadığı hayatın şekilleri, kalıpları, gerçekleri vardır. Ama İslam dini evrensel bir din, evrensel bir davet. Eskimosu, kabilesi, az gelişmişi, çok gelişmişi, uzay toplumu, yani bugünkü iletişim toplumu, hangi toplum olursa olsun, hepsinin Hazreti Peygamber'i kendi dünyalarına davet edebilmesi, peygamberin sünnetini kendi dünyalarında yaşatabilmek lazım. Onun için de sünneti önemsemek ama onu ilkelere dönüştürmek ve Müslümanların hayatına bir güzel ahlak modeli olarak peygamberi davet etmek gerekiyor. Ve bugün burada problem, hocam. Yani ilim camiasında mı? Yani bunu ilkelere dönüştürmek bir ilmi ameliye gerektiriyor. Orada mı problem var? Orada mı ayrışma var? Yoksa topluma intikalde mi bir problem var? Bir defa zihni mesai her zaman zordur. Evet. Ama şekil her zaman kolaydır. Evet. Yani onun için de e hala İslam dünyasında görsellik, yani şekli Müslümanlık, dindarlığın tezahürü çok daha önemli olmuş. Ama içtenlikli, samimi, özle dindarlık her zaman zor olmuştur. Yani mesela dindarlığı, dini tarif et derseniz bana, derim ki din varoluşun nihai anlamını kavramadan Allah'a, varoluşun nihai anlamını kavramak. Evet. Dindarlık, Allah'la samimi bir bağ kurabilmek. Dindarlığın özü bu. Yani dindarlığın özü ihsan değil mi Yusuf Ziya Bey? Evet. Dindarlığın özü ihsan. Hazreti Peygamber, "İhsan, yani Allah'ı görüyormuş gibi, Allah'ı görüyormuşçasına onunla samimi, içtenlikli bir birey olabilmek. Allah'ı görüyormuşçasına hayatı yaşayabilmek." Öz bu. Bu zor. Evet. İhsan ahlakı ve İslam'ın özü. İman olacak, ibadetlerini yapacaksın, temel haramlardan kaçınacaksın ama ama her davranışın güzel olacak, güzelleştirecek. Güzelleşmesi için de Allah, Allah'ı görüyormuşçasına davranacaksın. Namaz dinin dileği. Evet. Ama namazdan da önemli nedir? Bak Kur'an-ı Kerim söylüyor, "kıldığınız namaz sizi her türlü kötülükten alıkor." Yani öyle bir bilinç kazandırır ki size, o bilinç sizi her zaman iradenizi eğitir, iradenizi kontrol eder. Ama devamında "ve zikrullahi ekber". Allah'ı hatırınız tutmanız, Allah'la birlikte yaşamanız, Allah'la yaşadığınızı fark etmeniz en büyük olandır. Demek ki ibadetlerin de amacı, yani ibadet Müslümanlığından öte, ihsan Müslümanlığı, o samimi dindarlık. E şimdi bu Hazreti Peygamber'in sünnetinde biz bunu görüyoruz ama formu, formu değil, özü bu. Evet. O öz davranışlarda başka türlü yansır. A hayatına başka türlü yansır. İşçilerle, kölelerle, fakir fukar ile ilişkisine başka türlü yansır. Savaşta başka türlü yansır. Yani o Müslümanın her işi güzeldir. Her işi. Ne o ihsan ahlakının, Allah'ı görüyormuşçasına iyi kul olma bilincinin yansıması lazım. Yani bu din böyle bakarsan yine sizin dediğinize geliyoruz. Sade, anlaşılır, yalın, suyun akışı kadar doğal bir şey. Ben gene de "kim karıştırdı?" sorusuna devam etmek istiyorum. O sadeliği kim bozdu? Nasıl bozuldu? Hatrıma Ahmet abinin açtığı bu sahabe-i ikramla ilgili bahis, onun arkasından peygamberimizin rihle sonra ümmetin yaşadığı sıkıntılar ki bu bunlar ekonomik sıkıntı değil, aksine ekonomik refah. Aşırı bir refah. Refah artıkça sıkıntı başka boyutta oluyor. Kudretin, iktidarın, siyasetin bir bir bu eee yani tuttuğum, takıldığım bir bir taraf. Bir bir taraf da bizim fukaha, biraz muhtemelen siyasetin de etkisiyle insanları böyle zapt etmeye çalışmıştır. Aman kimse kendi başına oradan oraya kalkmasın. Aman bir hareket etme. Otur oturduğun yerde. Elini şuraya koyacaksın, kafanı da buraya koyacaksın. Böyle böyle bir hayatla adeta sıkıştırmış insanları. Siz aynı zamanda bir İslam hukukçusu olarak eee yani siyasetin, mülkün, zenginliğin eee şeyin karıştırılmasına olan etkisine bir bakar mısınız? Bu konuda bizi bizi aydınlatır mısınız?
Şimdi bundan sonra söyleyeceklerim sorumlusu sizsiniz. Onu size söyleyeyim. Yani eee hani yüzleşmem gerekirse İslam tarihiyle yüzleşmem gerekiyor. Bir defa Yusuf C. Bey, İslam tarihi dediğimiz şey insan tarihidir. Müslümanların tarihidir. Benim anlayışıma göre İslam'ın tarihi, Hazreti Peygamber, yani İslam'ı mal edip tarin, Hazreti Peygamber'in vefatıyla İslam'ın tebliğ tarihi bitmiştir. İslam diyeceğini demiştir. Son gelen ayetlerden birisi, "Artık dininizi kemale erdirdim." Bitti. Artık ondan sonra Müslümanların tarihi başladı. İnsan tarihi başladı. Biz ona İslam tarihi dedik ve bütün tarihte olup bitenler İslam'ın içine girmiş oldular. Tabii doğru. Dört Halife dönemi, iktidar savaşları, 4 halifenin cemeller, Sıffin harpleri olayları, Emevi'nin saltanatı, Emevi saltanatı üzerinden yapılan haksızlıklar, katliamlar, zulümler, Abbasi ihtilali, Abbasi ihtilali, Abbasilerin de aynı ayarda, aynı dolayla yaptı yaptıkları. Ulemanın sermayenin yanında ve iktidarın yanında yer alması. Yani maalesef ulema, yani bizim Ebu Hanife'li, İmam Malik'leri, Şafii'leri istisna ediyorum. Onlar çok eee daha müstakim insanlar. Tabii onlar zulüm de gördüler, onlar hep dışarıda durdular. Ama hep konuştuğumuz bir şey var. "Sultana yakın olmak, ayağın kayması demektir." Evet. "Kurb-u sultan ateşi suzan." Mezaki aktandır. E iktidarın ve ayakları kaydırak, kaydı ayakları kaydıran şeydir. Onun için de yani bu karmaşıklığın birçok sebebi var. Bunun önemli bir şeyi dini koruma refleksidir. İslam yeni fetihlerle yeni coğrafyalara açıldıkça Müslümanlarda bir dini koruyalım derken, e özü korumadan ziyade formu koruma ağır bastı. Eee tabii hatta Mevali karşı bile, yani dini koruma refleksi oluştu. Ebu Hanife, mevalid, Maturidiler falan Arap olmayanlardır. Arap olmayanlardır. Emevilerin Arap milliyetçiliği ekseninde saltanat ve eee bir bakıma eee otoriter yönetimi ve eee biraz da eee insanları karamsarlığa sevk eden yönetimleri, hem yanlış bir kader ve tevekkül anlayışını besledi. Artık yani başımıza gelenler Allah'ın eee yazgısıdır gibi bir inanış. İnsanlar eee biraz rahatlamaya çalıştılar ve artık bireyin iradesi iyice körelmiş oldu. E ondan sonra Abbasi ihtilali, Kerbela olayları falan. Bütün bunlar, Şii ve Sünni ayrımı, karşılıklı kavgalar ve din kavgaları. Hepsi Allah adına kavga etti. Allah adına birbirini katletti. İktidar uğruna, iktidar mücadelesi demediler. Yaptıklarına Ahmet Bey, iktidar mücadelesi. Bu bir iktidar mücadelesiyle ben koltuğa oturayım demediler. Hepsi din mücadelesi olarak. Çünkü en üst değer din idi. Ondan yararlandılar. E ulema da e bu yeni coğrafyalarda farklı kültürlere karşı dini koruyalım derken dini nasıl korursun? Formu koruyarak daha kolay korursunuz. Bu sefer giderek sektöre de dönüştü. Sektöre dönüştü. Yani çok karmaşık bir olay. Abbasi de Nizamiye Medresesi kuruldu. Yani Nizamiye Medresesi Eşari ve eee Şafii ekseninde kurulmuştur. Çok eee o gün için çok önemli bir işleve sahipti. Yanlış değildi ama giderek içine kapandı. İçine kapandı ve dışarıdan, yani şöyle bir örnek vereyim. Dışarıdan etkilenmeye derken duvar örmeye başladık. Etki gelmesin derken duvar yükselttik. Daha sonra baktık ki biz duvarın içinde biz kendimiz hapsolduk. Dışarıda hayat devam ediyor. Yani dini düşünce, dini anlayış, İslami ilimler önceleri çok iyi başladı. Yani soyutlama yaptı, ilkeleri çıkardı ve dinin evrensel mesajı şey var. Bir Hani tarifi tarif ederler, efradını cami, ayarını mani. Yani ş misal bir örnek vereyim. Mesela diyor ki, Medine'ye dışarıdan eee mal getiren üreticileri şehir dışında karşılayıp, şehrin dışında onlardan mal almayın diyor. Şimdi bir bu Medine düzen, bir düzenleme. Şimdi siz bunu ilkeye çevirmeniz lazım. Burada ne anlatıyor? Veya işte eee buğdayın ıslahını alta kurusun, üste koymayın diyor. E esnaf diyor, üreticiler adına alım satım yapmasın. Onlar kelsin, böyle yapsın diyor. Bütün bunları topluyorsunuz. Ne istiyor bizden? Bir ticaret ahlakı istiyor. Ticarette dürüstlük istiyor. Burada şehir dışı, şehir içi, hurma, buğday önemli değil. Burada, burada bir Müslüman yaptığı iş şöyle anlayabilir. Mesela zaman gelir, üretici şehir içine getirebilir. Yani şehir dışında alınabilir vesaire. Ama ahlakı korumak lazım. Ahlakı, davranış ahlakını, dürüstlüğü, doğruluğu, salih ameli. Yani Müslüman elinden, dilinden, her şeyinden insanların güvende olduğu kimse. E bu sonuç çıkıyor. Kendine yapılmasını istemediğini bir başkasına yapma. Müslümanlığın ölçütü di. Peygamber bak şimdi bu ilkeleri görünce anlıyoruz ki konu burada çok daha ilkesel. Sünnet olan bu. Yani tamam, belli formlar var, belli şey. Her insanın belli kendi yaşadığı hayatın şekilleri, kalıpları, gerçekleri vardır. Ama İslam dini evrensel bir din, evrensel bir davet. Eskimosu, kabilesi, az gelişmişi, çok gelişmişi, uzay toplumu, yani bugünkü iletişim toplumu, hangi toplum olursa olsun, hepsinin Hazreti Peygamber'i kendi dünyalarına davet edebilmesi, peygamberin sünnetini kendi dünyalarında yaşatabilmek lazım. Onun için de sünneti önemsemek ama onu ilkelere dönüştürmek ve Müslümanların hayatına bir güzel ahlak modeli olarak peygamberi davet etmek gerekiyor. Ve bugün burada problem, hocam. Yani ilim camiasında mı? Yani bunu ilkelere dönüştürmek bir ilmi ameliye gerektiriyor. Orada mı problem var? Orada mı ayrışma var? Yoksa topluma intikalde mi bir problem var? Bir defa zihni mesai her zaman zordur. Evet. Ama şekil her zaman kolaydır. Evet. Yani onun için de e hala İslam dünyasında görsellik, yani şekli Müslümanlık, dindarlığın tezahürü çok daha önemli olmuş. Ama içtenlikli, samimi, özle dindarlık her zaman zor olmuştur. Yani mesela dindarlığı, dini tarif et derseniz bana, derim ki din varoluşun nihai anlamını kavramadan Allah'a, varoluşun nihai anlamını kavramak. Evet. Dindarlık, Allah'la samimi bir bağ kurabilmek. Dindarlığın özü bu. Yani dindarlığın özü ihsan değil mi Yusuf Ziya Bey? Evet. Dindarlığın özü ihsan. Hazreti Peygamber, "İhsan, yani Allah'ı görüyormuş gibi, Allah'ı görüyormuşçasına onunla samimi, içtenlikli bir birey olabilmek. Allah'ı görüyormuşçasına hayatı yaşayabilmek." Öz bu. Bu zor. Evet. İhsan ahlakı ve İslam'ın özü. İman olacak, ibadetlerini yapacaksın, temel haramlardan kaçınacaksın ama ama her davranışın güzel olacak, güzelleştirecek. Güzelleşmesi için de Allah, Allah'ı görüyormuşçasına davranacaksın. Namaz dinin dileği. Evet. Ama namazdan da önemli nedir? Bak Kur'an-ı Kerim söylüyor, "kıldığınız namaz sizi her türlü kötülükten alıkor." Yani öyle bir bilinç kazandırır ki size, o bilinç sizi her zaman iradenizi eğitir, iradenizi kontrol eder. Ama devamında "ve zikrullahi ekber". Allah'ı hatırınız tutmanız, Allah'la birlikte yaşamanız, Allah'la yaşadığınızı fark etmeniz en büyük olandır. Demek ki ibadetlerin de amacı, yani ibadet Müslümanlığından öte, ihsan Müslümanlığı, o samimi dindarlık. E şimdi bu Hazreti Peygamber'in sünnetinde biz bunu görüyoruz ama formu, formu değil, özü bu. Evet. O öz davranışlarda başka türlü yansır. A hayatına başka türlü yansır. İşçilerle, kölelerle, fakir fukar ile ilişkisine başka türlü yansır. Savaşta başka türlü yansır. Yani o Müslümanın her işi güzeldir. Her işi. Ne o ihsan ahlakının, Allah'ı görüyormuşçasına iyi kul olma bilincinin yansıması lazım. Yani bu din böyle bakarsan yine sizin dediğinize geliyoruz. Sade, anlaşılır, yalın, suyun akışı kadar doğal bir şey. Ben gene de "kim karıştırdı?" sorusuna devam etmek istiyorum. O sadeliği kim bozdu? Nasıl bozuldu? Hatrıma Ahmet abinin açtığı bu sahabe-i ikramla ilgili bahis, onun arkasından peygamberimizin rihle sonra ümmetin yaşadığı sıkıntılar ki bu bunlar ekonomik sıkıntı değil, aksine ekonomik refah. Aşırı bir refah. Refah artıkça sıkıntı başka boyutta oluyor. Kudretin, iktidarın, siyasetin bir bir bu eee yani tuttuğum, takıldığım bir bir taraf. Bir bir taraf da bizim fukaha, biraz muhtemelen siyasetin de etkisiyle insanları böyle zapt etmeye çalışmıştır. Aman kimse kendi başına oradan oraya kalkmasın. Aman bir hareket etme. Otur oturduğun yerde. Elini şuraya koyacaksın, kafanı da buraya koyacaksın. Böyle böyle bir hayatla adeta sıkıştırmış insanları. Siz aynı zamanda bir İslam hukukçusu olarak eee yani siyasetin, mülkün, zenginliğin eee şeyin karıştırılmasına olan etkisine bir bakar mısınız? Bu konuda bizi bizi aydınlatır mısınız?
Şimdi bundan sonra söyleyeceklerim sorumlusu sizsiniz. Onu size söyleyeyim. Yani eee hani yüzleşmem gerekirse İslam tarihiyle yüzleşmem gerekiyor. Bir defa Yusuf C. Bey, İslam tarihi dediğimiz şey insan tarihidir. Müslümanların tarihidir. Benim anlayışıma göre İslam'ın tarihi, Hazreti Peygamber, yani İslam'ı mal edip tarin, Hazreti Peygamber'in vefatıyla İslam'ın tebliğ tarihi bitmiştir. İslam diyeceğini demiştir. Son gelen ayetlerden birisi, "Artık dininizi kemale erdirdim." Bitti. Artık ondan sonra Müslümanların tarihi başladı. İnsan tarihi başladı. Biz ona İslam tarihi dedik ve bütün tarihte olup bitenler İslam'ın içine girmiş oldular. Tabii doğru. Dört Halife dönemi, iktidar savaşları, 4 halifenin cemeller, Sıffin harpleri olayları, Emevi'nin saltanatı, Emevi saltanatı üzerinden yapılan haksızlıklar, katliamlar, zulümler, Abbasi ihtilali, Abbasi ihtilali, Abbasilerin de aynı ayarda, aynı dolayla yaptı yaptıkları. Ulemanın sermayenin yanında ve iktidarın yanında yer alması. Yani maalesef ulema, yani bizim Ebu Hanife'li, İmam Malik'leri, Şafii'leri istisna ediyorum. Onlar çok eee daha müstakim insanlar. Tabii onlar zulüm de gördüler, onlar hep dışarıda durdular. Ama hep konuştuğumuz bir şey var. "Sultana yakın olmak, ayağın kayması demektir." Evet. "Kurb-u sultan ateşi suzan." Mezaki aktandır. E iktidarın ve ayakları kaydırak, kaydı ayakları kaydıran şeydir. Onun için de yani bu karmaşıklığın birçok sebebi var. Bunun önemli bir şeyi dini koruma refleksidir. İslam yeni fetihlerle yeni coğrafyalara açıldıkça Müslümanlarda bir dini koruyalım derken, e özü korumadan ziyade formu koruma ağır bastı. Eee tabii hatta Mevali karşı bile, yani dini koruma refleksi oluştu. Ebu Hanife, mevalid, Maturidiler falan Arap olmayanlardır. Arap olmayanlardır. Emevilerin Arap milliyetçiliği ekseninde saltanat ve eee bir bakıma eee otoriter yönetimi ve eee biraz da eee insanları karamsarlığa sevk eden yönetimleri, hem yanlış bir kader ve tevekkül anlayışını besledi. Artık yani başımıza gelenler Allah'ın eee yazgısıdır gibi bir inanış. İnsanlar eee biraz rahatlamaya çalıştılar ve artık bireyin iradesi iyice körelmiş oldu. E ondan sonra Abbasi ihtilali, Kerbela olayları falan. Bütün bunlar, Şii ve Sünni ayrımı, karşılıklı kavgalar ve din kavgaları. Hepsi Allah adına kavga etti. Allah adına birbirini katletti. İktidar uğruna, iktidar mücadelesi demediler. Yaptıklarına Ahmet Bey, iktidar mücadelesi. Bu bir iktidar mücadelesiyle ben koltuğa oturayım demediler. Hepsi din mücadelesi olarak. Çünkü en üst değer din idi. Ondan yararlandılar. E ulema da e bu yeni coğrafyalarda farklı kültürlere karşı dini koruyalım derken dini nasıl korursun? Formu koruyarak daha kolay korursunuz. Bu sefer giderek sektöre de dönüştü. Sektöre dönüştü. Yani çok karmaşık bir olay. Abbasi de Nizamiye Medresesi kuruldu. Yani Nizamiye Medresesi Eşari ve eee Şafii ekseninde kurulmuştur. Çok eee o gün için çok önemli bir işleve sahipti. Yanlış değildi ama giderek içine kapandı. İçine kapandı ve dışarıdan, yani şöyle bir örnek vereyim. Dışarıdan etkilenmeye derken duvar örmeye başladık. Etki gelmesin derken duvar yükselttik. Daha sonra baktık ki biz duvarın içinde biz kendimiz hapsolduk. Dışarıda hayat devam ediyor. Yani dini düşünce, dini anlayış, İslami ilimler önceleri çok iyi başladı. Yani soyutlama yaptı, ilkeleri çıkardı ve dinin evrensel mesajı şey var. Bir Hani tarifi tarif ederler, efradını cami, ayarını mani. Yani ş misal bir örnek vereyim. Mesela diyor ki, Medine'ye dışarıdan eee mal getiren üreticileri şehir dışında karşılayıp, şehrin dışında onlardan mal almayın diyor. Şimdi bir bu Medine düzen, bir düzenleme. Şimdi siz bunu ilkeye çevirmeniz lazım. Burada ne anlatıyor? Veya işte eee buğdayın ıslahını alta kurusun, üste koymayın diyor. E esnaf diyor, üreticiler adına alım satım yapmasın. Onlar kelsin, böyle yapsın diyor. Bütün bunları topluyorsunuz. Ne istiyor bizden? Bir ticaret ahlakı istiyor. Ticarette dürüstlük istiyor. Burada şehir dışı, şehir içi, hurma, buğday önemli değil. Burada, burada bir Müslüman yaptığı iş şöyle anlayabilir. Mesela zaman gelir, üretici şehir içine getirebilir. Yani şehir dışında alınabilir vesaire. Ama ahlakı korumak lazım. Ahlakı, davranış ahlakını, dürüstlüğü, doğruluğu, salih ameli. Yani Müslüman elinden, dilinden, her şeyinden insanların güvende olduğu kimse. E bu sonuç çıkıyor. Kendine yapılmasını istemediğini bir başkasına yapma. Müslümanlığın ölçütü di. Peygamber bak şimdi bu ilkeleri görünce anlıyoruz ki konu burada çok daha ilkesel. Sünnet olan bu. Yani tamam, belli formlar var, belli şey. Her insanın belli kendi yaşadığı hayatın şekilleri, kalıpları, gerçekleri vardır. Ama İslam dini evrensel bir din, evrensel bir davet. Eskimosu, kabilesi, az gelişmişi, çok gelişmişi, uzay toplumu, yani bugünkü iletişim toplumu, hangi toplum olursa olsun, hepsinin Hazreti Peygamber'i kendi dünyalarına davet edebilmesi, peygamberin sünnetini kendi dünyalarında yaşatabilmek lazım. Onun için de sünneti önemsemek ama onu ilkelere dönüştürmek ve Müslümanların hayatına bir güzel ahlak modeli olarak peygamberi davet etmek gerekiyor. Ve bugün burada problem, hocam. Yani ilim camiasında mı? Yani bunu ilkelere dönüştürmek bir ilmi ameliye gerektiriyor. Orada mı problem var? Orada mı ayrışma var? Yoksa topluma intikalde mi bir problem var? Bir defa zihni mesai her zaman zordur. Evet. Ama şekil her zaman kolaydır. Evet. Yani onun için de e hala İslam dünyasında görsellik, yani şekli Müslümanlık, dindarlığın tezahürü çok daha önemli olmuş. Ama içtenlikli, samimi, özle dindarlık her zaman zor olmuştur. Yani mesela dindarlığı, dini tarif et derseniz bana, derim ki din varoluşun nihai anlamını kavramadan Allah'a, varoluşun nihai anlamını kavramak. Evet. Dindarlık, Allah'la samimi bir bağ kurabilmek. Dindarlığın özü bu. Yani dindarlığın özü ihsan değil mi Yusuf Ziya Bey? Evet. Dindarlığın özü ihsan. Hazreti Peygamber, "İhsan, yani Allah'ı görüyormuş gibi, Allah'ı görüyormuşçasına onunla samimi, içtenlikli bir birey olabilmek. Allah'ı görüyormuşçasına hayatı yaşayabilmek." Öz bu. Bu zor. Evet. İhsan ahlakı ve İslam'ın özü. İman olacak, ibadetlerini yapacaksın, temel haramlardan kaçınacaksın ama ama her davranışın güzel olacak, güzelleştirecek. Güzelleşmesi için de Allah, Allah'ı görüyormuşçasına davranacaksın. Namaz dinin dileği. Evet. Ama namazdan da önemli nedir? Bak Kur'an-ı Kerim söylüyor, "kıldığınız namaz sizi her türlü kötülükten alıkor." Yani öyle bir bilinç kazandırır ki size, o bilinç sizi her zaman iradenizi eğitir, iradenizi kontrol eder. Ama devamında "ve zikrullahi ekber". Allah'ı hatırınız tutmanız, Allah'la birlikte yaşamanız, Allah'la yaşadığınızı fark etmeniz en büyük olandır. Demek ki ibadetlerin de amacı, yani ibadet Müslümanlığından öte, ihsan Müslümanlığı, o samimi dindarlık. E şimdi bu Hazreti Peygamber'in sünnetinde biz bunu görüyoruz ama formu, formu değil, özü bu. Evet. O öz davranışlarda başka türlü yansır. A hayatına başka türlü yansır. İşçilerle, kölelerle, fakir fukar ile ilişkisine başka türlü yansır. Savaşta başka türlü yansır. Yani o Müslümanın her işi güzeldir. Her işi. Ne o ihsan ahlakının, Allah'ı görüyormuşçasına iyi kul olma bilincinin yansıması lazım. Yani bu din böyle bakarsan yine sizin dediğinize geliyoruz. Sade, anlaşılır, yalın, suyun akışı kadar doğal bir şey. Ben gene de "kim karıştırdı?" sorusuna devam etmek istiyorum. O sadeliği kim bozdu? Nasıl bozuldu? Hatrıma Ahmet abinin açtığı bu sahabe-i ikramla ilgili bahis, onun arkasından peygamberimizin rihle sonra ümmetin yaşadığı sıkıntılar ki bu bunlar ekonomik sıkıntı değil, aksine ekonomik refah. Aşırı bir refah. Refah artıkça sıkıntı başka boyutta oluyor. Kudretin, iktidarın, siyasetin bir bir bu eee yani tuttuğum, takıldığım bir bir taraf. Bir bir taraf da bizim fukaha, biraz muhtemelen siyasetin de etkisiyle insanları böyle zapt etmeye çalışmıştır. Aman kimse kendi başına oradan oraya kalkmasın. Aman bir hareket etme. Otur oturduğun yerde. Elini şuraya koyacaksın, kafanı da buraya koyacaksın. Böyle böyle bir hayatla adeta sıkıştırmış insanları. Siz aynı zamanda bir İslam hukukçusu olarak eee yani siyasetin, mülkün, zenginliğin eee şeyin karıştırılmasına olan etkisine bir bakar mısınız? Bu konuda bizi bizi aydınlatır mısınız?
Şimdi bundan sonra söyleyeceklerim sorumlusu sizsiniz. Onu size söyleyeyim. Yani eee hani yüzleşmem gerekirse İslam tarihiyle yüzleşmem gerekiyor. Bir defa Yusuf C. Bey, İslam tarihi dediğimiz şey insan tarihidir. Müslümanların tarihidir. Benim anlayışıma göre İslam'ın tarihi, Hazreti Peygamber, yani İslam'ı mal edip tarin, Hazreti Peygamber'in vefatıyla İslam'ın tebliğ tarihi bitmiştir. İslam diyeceğini demiştir. Son gelen ayetlerden birisi, "Artık dininizi kemale erdirdim." Bitti. Artık ondan sonra Müslümanların tarihi başladı. İnsan tarihi başladı. Biz ona İslam tarihi dedik ve bütün tarihte olup bitenler İslam'ın içine girmiş oldular. Tabii doğru. Dört Halife dönemi, iktidar savaşları, 4 halifenin cemeller, Sıffin harpleri olayları, Emevi'nin saltanatı, Emevi saltanatı üzerinden yapılan haksızlıklar, katliamlar, zulümler, Abbasi ihtilali, Abbasi ihtilali, Abbasilerin de aynı ayarda, aynı dolayla yaptı yaptıkları. Ulemanın sermayenin yanında ve iktidarın yanında yer alması. Yani maalesef ulema, yani bizim Ebu Hanife'li, İmam Malik'leri, Şafii'leri istisna ediyorum. Onlar çok eee daha müstakim insanlar. Tabii onlar zulüm de gördüler, onlar hep dışarıda durdular. Ama hep konuştuğumuz bir şey var. "Sultana yakın olmak, ayağın kayması demektir." Evet. "Kurb-u sultan ateşi suzan." Mezaki aktandır. E iktidarın ve ayakları kaydırak, kaydı ayakları kaydıran şeydir. Onun için de yani bu karmaşıklığın birçok sebebi var. Bunun önemli bir şeyi dini koruma refleksidir. İslam yeni fetihlerle yeni coğrafyalara açıldıkça Müslümanlarda bir dini koruyalım derken, e özü korumadan ziyade formu koruma ağır bastı. Eee tabii hatta Mevali karşı bile, yani dini koruma refleksi oluştu. Ebu Hanife, mevalid, Maturidiler falan Arap olmayanlardır. Arap olmayanlardır. Emevilerin Arap milliyetçiliği ekseninde saltanat ve eee bir bakıma eee otoriter yönetimi ve eee biraz da eee insanları karamsarlığa sevk eden yönetimleri, hem yanlış bir kader ve tevekkül anlayışını besledi. Artık yani başımıza gelenler Allah'ın eee yazgısıdır gibi bir inanış. İnsanlar eee biraz rahatlamaya çalıştılar ve artık bireyin iradesi iyice körelmiş oldu. E ondan sonra Abbasi ihtilali, Kerbela olayları falan. Bütün bunlar, Şii ve Sünni ayrımı, karşılıklı kavgalar ve din kavgaları. Hepsi Allah adına kavga etti. Allah adına birbirini katletti. İktidar uğruna, iktidar mücadelesi demediler. Yaptıklarına Ahmet Bey, iktidar mücadelesi. Bu bir iktidar mücadelesiyle ben koltuğa oturayım demediler. Hepsi din mücadelesi olarak. Çünkü en üst değer din idi. Ondan yararlandılar. E ulema da e bu yeni coğrafyalarda farklı kültürlere karşı dini koruyalım derken dini nasıl korursun? Formu koruyarak daha kolay korursunuz. Bu sefer giderek sektöre de dönüştü. Sektöre dönüştü. Yani çok karmaşık bir olay. Abbasi de Nizamiye Medresesi kuruldu. Yani Nizamiye Medresesi Eşari ve eee Şafii ekseninde kurulmuştur. Çok eee o gün için çok önemli bir işleve sahipti. Yanlış değildi ama giderek içine kapandı. İçine kapandı ve dışarıdan, yani şöyle bir örnek vereyim. Dışarıdan etkilenmeye derken duvar örmeye başladık. Etki gelmesin derken duvar yükselttik. Daha sonra baktık ki biz duvarın içinde biz kendimiz hapsolduk. Dışarıda hayat devam ediyor. Yani dini düşünce, dini anlayış, İslami ilimler önceleri çok iyi başladı. Yani soyutlama yaptı, ilkeleri çıkardı ve dinin evrensel mesajı şey var. Bir Hani tarifi tarif ederler, efradını cami, ayarını mani. Yani ş misal bir örnek vereyim. Mesela diyor ki, Medine'ye dışarıdan eee mal getiren üreticileri şehir dışında karşılayıp, şehrin dışında onlardan mal almayın diyor. Şimdi bir bu Medine düzen, bir düzenleme. Şimdi siz bunu ilkeye çevirmeniz lazım. Burada ne anlatıyor? Veya işte eee buğdayın ıslahını alta kurusun, üste koymayın diyor. E esnaf diyor, üreticiler adına alım satım yapmasın. Onlar kelsin, böyle yapsın diyor. Bütün bunları topluyorsunuz. Ne istiyor bizden? Bir ticaret ahlakı istiyor. Ticarette dürüstlük istiyor. Burada şehir dışı, şehir içi, hurma, buğday önemli değil. Burada, burada bir Müslüman yaptığı iş şöyle anlayabilir. Mesela zaman gelir, üretici şehir içine getirebilir. Yani şehir dışında alınabilir vesaire. Ama ahlakı korumak lazım. Ahlakı, davranış ahlakını, dürüstlüğü, doğruluğu, salih ameli. Yani Müslüman elinden, dilinden, her şeyinden insanların güvende olduğu kimse. E bu sonuç çıkıyor. Kendine yapılmasını istemediğini bir başkasına yapma. Müslümanlığın ölçütü di. Peygamber bak şimdi bu ilkeleri görünce anlıyoruz ki konu burada çok daha ilkesel. Sünnet olan bu. Yani tamam, belli formlar var, belli şey. Her insanın belli kendi yaşadığı hayatın şekilleri, kalıpları, gerçekleri vardır. Ama İslam dini evrensel bir din, evrensel bir davet. Eskimosu, kabilesi, az gelişmişi, çok gelişmişi, uzay toplumu, yani bugünkü iletişim toplumu, hangi toplum olursa olsun, hepsinin Hazreti Peygamber'i kendi dünyalarına davet edebilmesi, peygamberin sünnetini kendi dünyalarında yaşatabilmek lazım. Onun için de sünneti önemsemek ama onu ilkelere dönüştürmek ve Müslümanların hayatına bir güzel ahlak modeli olarak peygamberi davet etmek gerekiyor. Ve bugün burada problem, hocam. Yani ilim camiasında mı? Yani bunu ilkelere dönüştürmek bir ilmi ameliye gerektiriyor. Orada mı problem var? Orada mı ayrışma var? Yoksa topluma intikalde mi bir problem var? Bir defa zihni mesai her zaman zordur. Evet. Ama şekil her zaman kolaydır. Evet. Yani onun için de e hala İslam dünyasında görsellik, yani şekli Müslümanlık, dindarlığın tezahürü çok daha önemli olmuş. Ama içtenlikli, samimi, özle dindarlık her zaman zor olmuştur. Yani mesela dindarlığı, dini tarif et derseniz bana, derim ki din varoluşun nihai anlamını kavramadan Allah'a, varoluşun nihai anlamını kavramak. Evet. Dindarlık, Allah'la samimi bir bağ kurabilmek. Dindarlığın özü bu. Yani dindarlığın özü ihsan değil mi Yusuf Ziya Bey? Evet. Dindarlığın özü ihsan. Hazreti Peygamber, "İhsan, yani Allah'ı görüyormuş gibi, Allah'ı görüyormuşçasına onunla samimi, içtenlikli bir birey olabilmek. Allah'ı görüyormuşçasına hayatı yaşayabilmek." Öz bu. Bu zor. Evet. İhsan ahlakı ve İslam'ın özü. İman olacak, ibadetlerini yapacaksın, temel haramlardan kaçınacaksın ama ama her davranışın güzel olacak, güzelleştirecek. Güzelleşmesi için de Allah, Allah'ı görüyormuşçasına davranacaksın. Namaz dinin dileği. Evet. Ama namazdan da önemli nedir? Bak Kur'an-ı Kerim söylüyor, "kıldığınız namaz sizi her türlü kötülükten alıkor." Yani öyle bir bilinç kazandırır ki size, o bilinç sizi her zaman iradenizi eğitir, iradenizi kontrol eder. Ama devamında "ve zikrullahi ekber". Allah'ı hatırınız tutmanız, Allah'la birlikte yaşamanız, Allah'la yaşadığınızı fark etmeniz en büyük olandır. Demek ki ibadetlerin de amacı, yani ibadet Müslümanlığından öte, ihsan Müslümanlığı, o samimi dindarlık. E şimdi bu Hazreti Peygamber'in sünnetinde biz bunu görüyoruz ama formu, formu değil, özü bu. Evet. O öz davranışlarda başka türlü yansır. A hayatına başka türlü yansır. İşçilerle, kölelerle, fakir fukar ile ilişkisine başka türlü yansır. Savaşta başka türlü yansır. Yani o Müslümanın her işi güzeldir. Her işi. Ne o ihsan ahlakının, Allah'ı görüyormuşçasına iyi kul olma bilincinin yansıması lazım. Yani bu din böyle bakarsan yine sizin dediğinize geliyoruz. Sade, anlaşılır, yalın, suyun akışı kadar doğal bir şey. Ben gene de "kim karıştırdı?" sorusuna devam etmek istiyorum. O sadeliği kim bozdu? Nasıl bozuldu? Hatrıma Ahmet abinin açtığı bu sahabe-i ikramla ilgili bahis, onun arkasından peygamberimizin rihle sonra ümmetin yaşadığı sıkıntılar ki bu bunlar ekonomik sıkıntı değil, aksine ekonomik refah. Aşırı bir refah. Refah artıkça sıkıntı başka boyutta oluyor. Kudretin, iktidarın, siyasetin bir bir bu eee yani tuttuğum, takıldığım bir bir taraf. Bir bir taraf da bizim fukaha, biraz muhtemelen siyasetin de etkisiyle insanları böyle zapt etmeye çalışmıştır. Aman kimse kendi başına oradan oraya kalkmasın. Aman bir hareket etme. Otur oturduğun yerde. Elini şuraya koyacaksın, kafanı da buraya koyacaksın. Böyle böyle bir hayatla adeta sıkıştırmış insanları. Siz aynı zamanda bir İslam hukukçusu olarak eee yani siyasetin, mülkün, zenginliğin eee şeyin karıştırılmasına olan etkisine bir bakar mısınız? Bu konuda bizi bizi aydınlatır mısınız?
Şimdi bundan sonra söyleyeceklerim sorumlusu sizsiniz. Onu size söyleyeyim. Yani eee hani yüzleşmem gerekirse İslam tarihiyle yüzleşmem gerekiyor. Bir defa Yusuf C. Bey, İslam tarihi dediğimiz şey insan tarihidir. Müslümanların tarihidir. Benim anlayışıma göre İslam'ın tarihi, Hazreti Peygamber, yani İslam'ı mal edip tarin, Hazreti Peygamber'in vefatıyla İslam'ın tebliğ tarihi bitmiştir. İslam diyeceğini demiştir. Son gelen ayetlerden birisi, "Artık dininizi kemale erdirdim." Bitti. Artık ondan sonra Müslümanların tarihi başladı. İnsan tarihi başladı. Biz ona İslam tarihi dedik ve bütün tarihte olup bitenler İslam'ın içine girmiş oldular. Tabii doğru. Dört Halife dönemi, iktidar savaşları, 4 halifenin cemeller, Sıffin harpleri olayları, Emevi'nin saltanatı, Emevi saltanatı üzerinden yapılan haksızlıklar, katliamlar, zulümler, Abbasi ihtilali, Abbasi ihtilali, Abbasilerin de aynı ayarda, aynı dolayla yaptı yaptıkları. Ulemanın sermayenin yanında ve iktidarın yanında yer alması. Yani maalesef ulema, yani bizim Ebu Hanife'li, İmam Malik'leri, Şafii'leri istisna ediyorum. Onlar çok eee daha müstakim insanlar. Tabii onlar zulüm de gördüler, onlar hep dışarıda durdular. Ama hep konuştuğumuz bir şey var. "Sultana yakın olmak, ayağın kayması demektir." Evet. "Kurb-u sultan ateşi suzan." Mezaki aktandır. E iktidarın ve ayakları kaydırak, kaydı ayakları kaydıran şeydir. Onun için de yani bu karmaşıklığın birçok sebebi var. Bunun önemli bir şeyi dini koruma refleksidir. İslam yeni fetihlerle yeni coğrafyalara açıldıkça Müslümanlarda bir dini koruyalım derken, e özü korumadan ziyade formu koruma ağır bastı. Eee tabii hatta Mevali karşı bile, yani dini koruma refleksi oluştu. Ebu Hanife, mevalid, Maturidiler falan Arap olmayanlardır. Arap olmayanlardır. Emevilerin Arap milliyetçiliği ekseninde saltanat ve eee bir bakıma eee otoriter yönetimi ve eee biraz da eee insanları karamsarlığa sevk eden yönetimleri, hem yanlış bir kader ve tevekkül anlayışını besledi. Artık yani başımıza gelenler Allah'ın eee yazgısıdır gibi bir inanış. İnsanlar eee biraz rahatlamaya çalıştılar ve artık bireyin iradesi iyice körelmiş oldu. E ondan sonra Abbasi ihtilali, Kerbela olayları falan. Bütün bunlar, Şii ve Sünni ayrımı, karşılıklı kavgalar ve din kavgaları. Hepsi Allah adına kavga etti. Allah adına birbirini katletti. İktidar uğruna, iktidar mücadelesi demediler. Yaptıklarına Ahmet Bey, iktidar mücadelesi. Bu bir iktidar mücadelesiyle ben koltuğa oturayım demediler. Hepsi din mücadelesi olarak. Çünkü en üst değer din idi. Ondan yararlandılar. E ulema da e bu yeni coğrafyalarda farklı kültürlere karşı dini koruyalım derken dini nasıl korursun? Formu koruyarak daha kolay korursunuz. Bu sefer giderek sektöre de dönüştü. Sektöre dönüştü. Yani çok karmaşık bir olay. Abbasi de Nizamiye Medresesi kuruldu. Yani Nizamiye Medresesi Eşari ve eee Şafii ekseninde kurulmuştur. Çok eee o gün için çok önemli bir işleve sahipti. Yanlış değildi ama giderek içine kapandı. İçine kapandı ve dışarıdan, yani şöyle bir örnek vereyim. Dışarıdan etkilenmeye derken duvar örmeye başladık. Etki gelmesin derken duvar yükselttik. Daha sonra baktık ki biz duvarın içinde biz kendimiz hapsolduk. Dışarıda hayat devam ediyor. Yani dini düşünce, dini anlayış, İslami ilimler önceleri çok iyi başladı. Yani soyutlama yaptı, ilkeleri çıkardı ve dinin evrensel mesajı şey var. Bir Hani tarifi tarif ederler, efradını cami, ayarını mani. Yani ş misal bir örnek vereyim. Mesela diyor ki, Medine'ye dışarıdan eee mal getiren üreticileri şehir dışında karşılayıp, şehrin dışında onlardan mal almayın diyor. Şimdi bir bu Medine düzen, bir düzenleme. Şimdi siz bunu ilkeye çevirmeniz lazım. Burada ne anlatıyor? Veya işte eee buğdayın ıslahını alta kurusun, üste koymayın diyor. E esnaf diyor, üreticiler adına alım satım yapmasın. Onlar kelsin, böyle yapsın diyor. Bütün bunları topluyorsunuz. Ne istiyor bizden? Bir ticaret ahlakı istiyor. Ticarette dürüstlük istiyor. Burada şehir dışı, şehir içi, hurma, buğday önemli değil. Burada, burada bir Müslüman yaptığı iş şöyle anlayabilir. Mesela zaman gelir, üretici şehir içine getirebilir. Yani şehir dışında alınabilir vesaire. Ama ahlakı korumak lazım. Ahlakı, davranış ahlakını, dürüstlüğü, doğruluğu, salih ameli. Yani Müslüman elinden, dilinden, her şeyinden insanların güvende olduğu kimse. E bu sonuç çıkıyor. Kendine yapılmasını istemediğini bir başkasına yapma. Müslümanlığın ölçütü di. Peygamber bak şimdi bu ilkeleri görünce anlıyoruz ki konu burada çok daha ilkesel. Sünnet olan bu. Yani tamam, belli formlar var, belli şey. Her insanın belli kendi yaşadığı hayatın şekilleri, kalıpları, gerçekleri vardır. Ama İslam dini evrensel bir din, evrensel bir davet. Eskimosu, kabilesi, az gelişmişi, çok gelişmişi, uzay toplumu, yani bugünkü iletişim toplumu, hangi toplum olursa olsun, hepsinin Hazreti Peygamber'i kendi dünyalarına davet edebilmesi, peygamberin sünnetini kendi dünyalarında yaşatabilmek lazım. Onun için de sünneti önemsemek ama onu ilkelere dönüştürmek ve Müslümanların hayatına bir güzel ahlak modeli olarak peygamberi davet etmek gerekiyor. Ve bugün burada problem, hocam. Yani ilim camiasında mı? Yani bunu ilkelere dönüştürmek bir ilmi ameliye gerektiriyor. Orada mı problem var? Orada mı ayrışma var? Yoksa topluma intikalde mi bir problem var? Bir defa zihni mesai her zaman zordur. Evet. Ama şekil her zaman kolaydır. Evet. Yani onun için de e hala İslam dünyasında görsellik, yani şekli Müslümanlık, dindarlığın tezahürü çok daha önemli olmuş. Ama içtenlikli, samimi, özle dindarlık her zaman zor olmuştur. Yani mesela dindarlığı, dini tarif et derseniz bana, derim ki din varoluşun nihai anlamını kavramadan Allah'a, varoluşun nihai anlamını kavramak. Evet. Dindarlık, Allah'la samimi bir bağ kurabilmek. Dindarlığın özü bu. Yani dindarlığın özü ihsan değil mi Yusuf Ziya Bey? Evet. Dindarlığın özü ihsan. Hazreti Peygamber, "İhsan, yani Allah'ı görüyormuş gibi, Allah'ı görüyormuşçasına onunla samimi, içtenlikli bir birey olabilmek. Allah'ı görüyormuşçasına hayatı yaşayabilmek." Öz bu. Bu zor. Evet. İhsan ahlakı ve İslam'ın özü. İman olacak, ibadetlerini yapacaksın, temel haramlardan kaçınacaksın ama ama her davranışın güzel olacak, güzelleştirecek. Güzelleşmesi için de Allah, Allah'ı görüyormuşçasına davranacaksın. Namaz dinin dileği. Evet. Ama namazdan da önemli nedir? Bak Kur'an-ı Kerim söylüyor, "kıldığınız namaz sizi her türlü kötülükten alıkor." Yani öyle bir bilinç kazandırır ki size, o bilinç sizi her zaman iradenizi eğitir, iradenizi kontrol eder. Ama devamında "ve zikrullahi ekber". Allah'ı hatırınız tutmanız, Allah'la birlikte yaşamanız, Allah'la yaşadığınızı fark etmeniz en büyük olandır. Demek ki ibadetlerin de amacı, yani ibadet Müslümanlığından öte, ihsan Müslümanlığı, o samimi dindarlık. E şimdi bu Hazreti Peygamber'in sünnetinde biz bunu görüyoruz ama formu, formu değil, özü bu. Evet. O öz davranışlarda başka türlü yansır. A hayatına başka türlü yansır. İşçilerle, kölelerle, fakir fukar ile ilişkisine başka türlü yansır. Savaşta başka türlü yansır. Yani o Müslümanın her işi güzeldir. Her işi. Ne o ihsan ahlakının, Allah'ı görüyormuşçasına iyi kul olma bilincinin yansıması lazım. Yani bu din böyle bakarsan yine sizin dediğinize geliyoruz. Sade, anlaşılır, yalın, suyun akışı kadar doğal bir şey. Ben gene de "kim karıştırdı?" sorusuna devam etmek istiyorum. O sadeliği kim bozdu? Nasıl bozuldu? Hatrıma Ahmet abinin açtığı bu sahabe-i ikramla ilgili bahis, onun arkasından peygamberimizin rihle sonra ümmetin yaşadığı sıkıntılar ki bu bunlar ekonomik sıkıntı değil, aksine ekonomik refah. Aşırı bir refah. Refah artıkça sıkıntı başka boyutta oluyor. Kudretin, iktidarın, siyasetin bir bir bu eee yani tuttuğum, takıldığım bir bir taraf. Bir bir taraf da bizim fukaha, biraz muhtemelen siyasetin de etkisiyle insanları böyle zapt etmeye çalışmıştır. Aman kimse kendi başına oradan oraya kalkmasın. Aman bir hareket etme. Otur oturduğun yerde. Elini şuraya koyacaksın, kafanı da buraya koyacaksın. Böyle böyle bir hayatla adeta sıkıştırmış insanları. Siz aynı zamanda bir İslam hukukçusu olarak eee yani siyasetin, mülkün, zenginliğin eee şeyin karıştırılmasına olan etkisine bir bakar mısınız? Bu konuda bizi bizi aydınlatır mısınız?
Şimdi bundan sonra söyleyeceklerim sorumlusu sizsiniz. Onu size söyleyeyim. Yani eee hani yüzleşmem gerekirse İslam tarihiyle yüzleşmem gerekiyor. Bir defa Yusuf C. Bey, İslam tarihi dediğimiz şey insan tarihidir. Müslümanların tarihidir. Benim anlayışıma göre İslam'ın tarihi, Hazreti Peygamber, yani İslam'ı mal edip tarin, Hazreti Peygamber'in vefatıyla İslam'ın tebliğ tarihi bitmiştir. İslam diyeceğini demiştir. Son gelen ayetlerden birisi, "Artık dininizi kemale erdirdim." Bitti. Artık ondan sonra Müslümanların tarihi başladı. İnsan tarihi başladı. Biz ona İslam tarihi dedik ve bütün tarihte olup bitenler İslam'ın içine girmiş oldular. Tabii doğru. Dört Halife dönemi, iktidar savaşları, 4 halifenin cemeller, Sıffin harpleri olayları, Emevi'nin saltanatı, Emevi saltanatı üzerinden yapılan haksızlıklar, katliamlar, zulümler, Abbasi ihtilali, Abbasi ihtilali, Abbasilerin de aynı ayarda, aynı dolayla yaptı yaptıkları. Ulemanın sermayenin yanında ve iktidarın yanında yer alması. Yani maalesef ulema, yani bizim Ebu Hanife'li, İmam Malik'leri, Şafii'leri istisna ediyorum. Onlar çok eee daha müstakim insanlar. Tabii onlar zulüm de gördüler, onlar hep dışarıda durdular. Ama hep konuştuğumuz bir şey var. "Sultana yakın olmak, ayağın kayması demektir." Evet. "Kurb-u sultan ateşi suzan." Mezaki aktandır. E iktidarın ve ayakları kaydırak, kaydı ayakları kaydıran şeydir. Onun için de yani bu karmaşıklığın birçok sebebi var. Bunun önemli bir şeyi dini koruma refleksidir. İslam yeni fetihlerle yeni coğrafyalara açıldıkça Müslümanlarda bir dini koruyalım derken, e özü korumadan ziyade formu koruma ağır bastı. Eee tabii hatta Mevali karşı bile, yani dini koruma refleksi oluştu. Ebu Hanife, mevalid, Maturidiler falan Arap olmayanlardır. Arap olmayanlardır. Emevilerin Arap milliyetçiliği ekseninde saltanat ve eee bir bakıma eee otoriter yönetimi ve eee biraz da eee insanları karamsarlığa sevk eden yönetimleri, hem yanlış bir kader ve tevekkül anlayışını besledi. Artık yani başımıza gelenler Allah'ın eee yazgısıdır gibi bir inanış. İnsanlar eee biraz rahatlamaya çalıştılar ve artık bireyin iradesi iyice körelmiş oldu. E ondan sonra Abbasi ihtilali, Kerbela olayları falan. Bütün bunlar, Şii ve Sünni ayrımı, karşılıklı kavgalar ve din kavgaları. Hepsi Allah adına kavga etti. Allah adına birbirini katletti. İktidar uğruna, iktidar mücadelesi demediler. Yaptıklarına Ahmet Bey, iktidar mücadelesi. Bu bir iktidar mücadelesiyle ben koltuğa oturayım demediler. Hepsi din mücadelesi olarak. Çünkü en üst değer din idi. Ondan yararlandılar. E ulema da e bu yeni coğrafyalarda farklı kültürlere karşı dini koruyalım derken dini nasıl korursun? Formu koruyarak daha kolay korursunuz. Bu sefer giderek sektöre de dönüştü. Sektöre dönüştü. Yani çok karmaşık bir olay. Abbasi de Nizamiye Medresesi kuruldu. Yani Nizamiye Medresesi Eşari ve eee Şafii ekseninde kurulmuştur. Çok eee o gün için çok önemli bir işleve sahipti. Yanlış değildi ama giderek içine kapandı. İçine kapandı ve dışarıdan, yani şöyle bir örnek vereyim. Dışarıdan etkilenmeye derken duvar örmeye başladık. Etki gelmesin derken duvar yükselttik. Daha sonra baktık ki biz duvarın içinde biz kendimiz hapsolduk. Dışarıda hayat devam ediyor. Yani dini düşünce, dini anlayış, İslami ilimler önceleri çok iyi başladı. Yani soyutlama yaptı, ilkeleri çıkardı ve dinin evrensel mesajı şey var. Bir Hani tarifi tarif ederler, efradını cami, ayarını mani. Yani ş misal bir örnek vereyim. Mesela diyor ki, Medine'ye dışarıdan eee mal getiren üreticileri şehir dışında karşılayıp, şehrin dışında onlardan mal almayın diyor. Şimdi bir bu Medine düzen, bir düzenleme. Şimdi siz bunu ilkeye çevirmeniz lazım. Burada ne anlatıyor? Veya işte eee buğdayın ıslahını alta kurusun, üste koymayın diyor. E esnaf diyor, üreticiler adına alım satım yapmasın. Onlar kelsin, böyle yapsın diyor. Bütün bunları topluyorsunuz. Ne istiyor bizden? Bir ticaret ahlakı istiyor. Ticarette dürüstlük istiyor. Burada şehir dışı, şehir içi, hurma, buğday önemli değil. Burada, burada bir Müslüman yaptığı iş şöyle anlayabilir. Mesela zaman gelir, üretici şehir içine getirebilir. Yani şehir dışında alınabilir vesaire. Ama ahlakı korumak lazım. Ahlakı, davranış ahlakını, dürüstlüğü, doğruluğu, salih ameli. Yani Müslüman elinden, dilinden, her şeyinden insanların güvende olduğu kimse. E bu sonuç çıkıyor. Kendine yapılmasını istemediğini bir başkasına yapma. Müslümanlığın ölçütü di. Peygamber bak şimdi bu ilkeleri görünce anlıyoruz ki konu burada çok daha ilkesel. Sünnet olan bu. Yani tamam, belli formlar var, belli şey. Her insanın belli kendi yaşadığı hayatın şekilleri, kalıpları, gerçekleri vardır. Ama İslam dini evrensel bir din, evrensel bir davet. Eskimosu, kabilesi, az gelişmişi, çok gelişmişi, uzay toplumu, yani bugünkü iletişim toplumu, hangi toplum olursa olsun, hepsinin Hazreti Peygamber'i kendi dünyalarına davet edebilmesi, peygamberin sünnetini kendi dünyalarında yaşatabilmek lazım. Onun için de sünneti önemsemek ama onu ilkelere dönüştürmek ve Müslümanların hayatına bir güzel ahlak modeli olarak peygamberi davet etmek gerekiyor. Ve bugün burada problem, hocam. Yani ilim camiasında mı? Yani bunu ilkelere dönüştürmek bir ilmi ameliye gerektiriyor. Orada mı problem var? Orada mı ayrışma var? Yoksa topluma intikalde mi bir problem var? Bir defa zihni mesai her zaman zordur. Evet. Ama şekil her zaman kolaydır. Evet. Yani onun için de e hala İslam dünyasında görsellik, yani şekli Müslümanlık, dindarlığın tezahürü çok daha önemli olmuş. Ama içtenlikli, samimi, özle dindarlık her zaman zor olmuştur. Yani mesela dindarlığı, dini tarif et derseniz bana, derim ki din varoluşun nihai anlamını kavramadan Allah'a, varoluşun nihai anlamını kavramak. Evet. Dindarlık, Allah'la samimi bir bağ kurabilmek. Dindarlığın özü bu. Yani dindarlığın özü ihsan değil mi Yusuf Ziya Bey? Evet. Dindarlığın özü ihsan. Hazreti Peygamber, "İhsan, yani Allah'ı görüyormuş gibi, Allah'ı görüyormuşçasına onunla samimi, içtenlikli bir birey olabilmek. Allah'ı görüyormuşçasına hayatı yaşayabilmek." Öz bu. Bu zor. Evet. İhsan ahlakı ve İslam'ın özü. İman olacak, ibadetlerini yapacaksın, temel haramlardan kaçınacaksın ama ama her davranışın güzel olacak, güzelleştirecek. Güzelleşmesi için de Allah, Allah'ı görüyormuşçasına davranacaksın. Namaz dinin dileği. Evet. Ama namazdan da önemli nedir? Bak Kur'an-ı Kerim söylüyor, "kıldığınız namaz sizi her türlü kötülükten alıkor." Yani öyle bir bilinç kazandırır ki size, o bilinç sizi her zaman iradenizi eğitir, iradenizi kontrol eder. Ama devamında "ve zikrullahi ekber". Allah'ı hatırınız tutmanız, Allah'la birlikte yaşamanız, Allah'la yaşadığınızı fark etmeniz en büyük olandır. Demek ki ibadetlerin de amacı, yani ibadet Müslümanlığından öte, ihsan Müslümanlığı, o samimi dindarlık. E şimdi bu Hazreti Peygamber'in sünnetinde biz bunu görüyoruz ama formu, formu değil, özü bu. Evet. O öz davranışlarda başka türlü yansır. A hayatına başka türlü yansır. İşçilerle, kölelerle, fakir fukar ile ilişkisine başka türlü yansır. Savaşta başka türlü yansır. Yani o Müslümanın her işi güzeldir. Her işi. Ne o ihsan ahlakının, Allah'ı görüyormuşçasına iyi kul olma bilincinin yansıması lazım. Yani bu din böyle bakarsan yine sizin dediğinize geliyoruz. Sade, anlaşılır, yalın, suyun akışı kadar doğal bir şey. Ben gene de "kim karıştırdı?" sorusuna devam etmek istiyorum. O sadeliği kim bozdu? Nasıl bozuldu? Hatrıma Ahmet abinin açtığı bu sahabe-i ikramla ilgili bahis, onun arkasından peygamberimizin rihle sonra ümmetin yaşadığı sıkıntılar ki bu bunlar ekonomik sıkıntı değil, aksine ekonomik refah. Aşırı bir refah. Refah artıkça sıkıntı başka boyutta oluyor. Kudretin, iktidarın, siyasetin bir bir bu eee yani tuttuğum, takıldığım bir bir taraf. Bir bir taraf da bizim fukaha, biraz muhtemelen siyasetin de etkisiyle insanları böyle zapt etmeye çalışmıştır. Aman kimse kendi başına oradan oraya kalkmasın. Aman bir hareket etme. Otur oturduğun yerde. Elini şuraya koyacaksın, kafanı da buraya koyacaksın. Böyle böyle bir hayatla adeta sıkıştırmış insanları. Siz aynı zamanda bir İslam hukukçusu olarak eee yani siyasetin, mülkün, zenginliğin eee şeyin karıştırılmasına olan etkisine bir bakar mısınız? Bu konuda bizi bizi aydınlatır mısınız?
Şimdi bundan sonra söyleyeceklerim sorumlusu sizsiniz. Onu size söyleyeyim. Yani eee hani yüzleşmem gerekirse İslam tarihiyle yüzleşmem gerekiyor. Bir defa Yusuf C. Bey, İslam tarihi dediğimiz şey insan tarihidir. Müslümanların tarihidir. Benim anlayışıma göre İslam'ın tarihi, Hazreti Peygamber, yani İslam'ı mal edip tarin, Hazreti Peygamber'in vefatıyla İslam'ın tebliğ tarihi bitmiştir. İslam diyeceğini demiştir. Son gelen ayetlerden birisi, "Artık dininizi kemale erdirdim." Bitti. Artık ondan sonra Müslümanların tarihi başladı. İnsan tarihi başladı. Biz ona İslam tarihi dedik ve bütün tarihte olup bitenler İslam'ın içine girmiş oldular. Tabii doğru. Dört Halife dönemi, iktidar savaşları, 4 halifenin cemeller, Sıffin harpleri olayları, Emevi'nin saltanatı, Emevi saltanatı üzerinden yapılan haksızlıklar, katliamlar, zulümler, Abbasi ihtilali, Abbasi ihtilali, Abbasilerin de aynı ayarda, aynı dolayla yaptı yaptıkları. Ulemanın sermayenin yanında ve iktidarın yanında yer alması. Yani maalesef ulema, yani bizim Ebu Hanife'li, İmam Malik'leri, Şafii'leri istisna ediyorum. Onlar çok eee daha müstakim insanlar. Tabii onlar zulüm de gördüler, onlar hep dışarıda durdular. Ama hep konuştuğumuz bir şey var. "Sultana yakın olmak, ayağın kayması demektir." Evet. "Kurb-u sultan ateşi suzan." Mezaki aktandır. E iktidarın ve ayakları kaydırak, kaydı ayakları kaydıran şeydir. Onun için de yani bu karmaşıklığın birçok sebebi var. Bunun önemli bir şeyi dini koruma refleksidir. İslam yeni fetihlerle yeni coğrafyalara açıldıkça Müslümanlarda bir dini koruyalım derken, e özü korumadan ziyade formu koruma ağır bastı. Eee tabii hatta Mevali karşı bile, yani dini koruma refleksi oluştu. Ebu Hanife, mevalid, Maturidiler falan Arap olmayanlardır. Arap olmayanlardır. Emevilerin Arap milliyetçiliği ekseninde saltanat ve eee bir bakıma eee otoriter yönetimi ve eee biraz da eee insanları karamsarlığa sevk eden yönetimleri, hem yanlış bir kader ve tevekkül anlayışını besledi. Artık yani başımıza gelenler Allah'ın eee yazgısıdır gibi bir inanış. İnsanlar eee biraz rahatlamaya çalıştılar ve artık bireyin iradesi iyice körelmiş oldu. E ondan sonra Abbasi ihtilali, Kerbela olayları falan. Bütün bunlar, Şii ve Sünni ayrımı, karşılıklı kavgalar ve din kavgaları. Hepsi Allah adına kavga etti. Allah adına birbirini katletti. İktidar uğruna, iktidar mücadelesi demediler. Yaptıklarına Ahmet Bey, iktidar mücadelesi. Bu bir iktidar mücadelesiyle ben koltuğa oturayım demediler. Hepsi din mücadelesi olarak. Çünkü en üst değer din idi. Ondan yararlandılar. E ulema da e bu yeni coğrafyalarda farklı kültürlere karşı dini koruyalım derken dini nasıl korursun? Formu koruyarak daha kolay korursunuz. Bu sefer giderek sektöre de dönüştü. Sektöre dönüştü. Yani çok karmaşık bir olay. Abbasi de Nizamiye Medresesi kuruldu. Yani Nizamiye Medresesi Eşari ve eee Şafii ekseninde kurulmuştur. Çok eee o gün için çok önemli bir işleve sahipti. Yanlış değildi ama giderek içine kapandı. İçine kapandı ve dışarıdan, yani şöyle bir örnek vereyim. Dışarıdan etkilenmeye derken duvar örmeye başladık. Etki gelmesin derken duvar yükselttik. Daha sonra baktık ki biz duvarın içinde biz kendimiz hapsolduk. Dışarıda hayat devam ediyor. Yani dini düşünce, dini anlayış, İslami ilimler önceleri çok iyi başladı. Yani soyutlama yaptı, ilkeleri çıkardı ve dinin evrensel mesajı şey var. Bir Hani tarifi tarif ederler, efradını cami, ayarını mani. Yani ş misal bir örnek vereyim. Mesela diyor ki, Medine'ye dışarıdan eee mal getiren üreticileri şehir dışında karşılayıp, şehrin dışında onlardan mal almayın diyor. Şimdi bir bu Medine düzen, bir düzenleme. Şimdi siz bunu ilkeye çevirmeniz lazım. Burada ne anlatıyor? Veya işte eee buğdayın ıslahını alta kurusun, üste koymayın diyor. E esnaf diyor, üreticiler adına alım satım yapmasın. Onlar kelsin, böyle yapsın diyor. Bütün bunları topluyorsunuz. Ne istiyor bizden? Bir ticaret ahlakı istiyor. Ticarette dürüstlük istiyor. Burada şehir dışı, şehir içi, hurma, buğday önemli değil. Burada, burada bir Müslüman yaptığı iş şöyle anlayabilir. Mesela zaman gelir, üretici şehir içine getirebilir. Yani şehir dışında alınabilir vesaire. Ama ahlakı korumak lazım. Ahlakı, davranış ahlakını, dürüstlüğü, doğruluğu, salih ameli. Yani Müslüman elinden, dilinden, her şeyinden insanların güvende olduğu kimse. E bu sonuç çıkıyor. Kendine yapılmasını istemediğini bir başkasına yapma. Müslümanlığın ölçütü di. Peygamber bak şimdi bu ilkeleri görünce anlıyoruz ki konu burada çok daha ilkesel. Sünnet olan bu. Yani tamam, belli formlar var, belli şey. Her insanın belli kendi yaşadığı hayatın şekilleri, kalıpları, gerçekleri vardır. Ama İslam dini evrensel bir din, evrensel bir davet. Eskimosu, kabilesi, az gelişmişi, çok gelişmişi, uzay toplumu, yani bugünkü iletişim toplumu, hangi toplum olursa olsun, hepsinin Hazreti Peygamber'i kendi dünyalarına davet edebilmesi, peygamberin sünnetini kendi dünyalarında yaşatabilmek lazım. Onun için de sünneti önemsemek ama onu ilkelere dönüştürmek ve Müslümanların hayatına bir güzel ahlak modeli olarak peygamberi davet etmek gerekiyor. Ve bugün burada problem, hocam. Yani ilim camiasında mı? Yani bunu ilkelere dönüştürmek bir ilmi ameliye gerektiriyor. Orada mı problem var? Orada mı ayrışma var? Yoksa topluma intikalde mi bir problem var? Bir defa zihni mesai her zaman zordur. Evet. Ama şekil her zaman kolaydır. Evet. Yani onun için de e hala İslam dünyasında görsellik, yani şekli Müslümanlık, dindarlığın tezahürü çok daha önemli olmuş. Ama içtenlikli, samimi, özle dindarlık her zaman zor olmuştur. Yani mesela dindarlığı, dini tarif et derseniz bana, derim ki din varoluşun nihai anlamını kavramadan Allah'a, varoluşun nihai anlamını kavramak. Evet. Dindarlık, Allah'la samimi bir bağ kurabilmek. Dindarlığın özü bu. Yani dindarlığın özü ihsan değil mi Yusuf Ziya Bey? Evet. Dindarlığın özü ihsan. Hazreti Peygamber, "İhsan, yani Allah'ı görüyormuş gibi, Allah'ı görüyormuşçasına onunla samimi, içtenlikli bir birey olabilmek. Allah'ı görüyormuşçasına hayatı yaşayabilmek." Öz bu. Bu zor. Evet. İhsan ahlakı ve İslam'ın özü. İman olacak, ibadetlerini yapacaksın, temel haramlardan kaçınacaksın ama ama her davranışın güzel olacak, güzelleştirecek. Güzelleşmesi için de Allah, Allah'ı görüyormuşçasına davranacaksın. Namaz dinin dileği. Evet. Ama namazdan da önemli nedir? Bak Kur'an-ı Kerim söylüyor, "kıldığınız namaz sizi her türlü kötülükten alıkor." Yani öyle bir bilinç kazandırır ki size, o bilinç sizi her zaman iradenizi eğitir, iradenizi kontrol eder. Ama devamında "ve zikrullahi ekber". Allah'ı hatırınız tutmanız, Allah'la birlikte yaşamanız, Allah'la yaşadığınızı fark etmeniz en büyük olandır. Demek ki ibadetlerin de amacı, yani ibadet Müslümanlığından öte, ihsan Müslümanlığı, o samimi dindarlık. E şimdi bu Hazreti Peygamber'in sünnetinde biz bunu görüyoruz ama formu, formu değil, özü bu. Evet. O öz davranışlarda başka türlü yansır. A hayatına başka türlü yansır. İşçilerle, kölelerle, fakir fukar ile ilişkisine başka türlü yansır. Savaşta başka türlü yansır. Yani o Müslümanın her işi güzeldir. Her işi. Ne o ihsan ahlakının, Allah'ı görüyormuşçasına iyi kul olma bilincinin yansıması lazım. Yani bu din böyle bakarsan yine sizin dediğinize geliyoruz. Sade, anlaşılır, yalın, suyun akışı kadar doğal bir şey. Ben gene de "kim karıştırdı?" sorusuna devam etmek istiyorum. O sadeliği kim bozdu? Nasıl bozuldu? Hatrıma Ahmet abinin açtığı bu sahabe-i ikramla ilgili bahis, onun arkasından peygamberimizin rihle sonra ümmetin yaşadığı sıkıntılar ki bu bunlar ekonomik sıkıntı değil, aksine ekonomik refah. Aşırı bir refah. Refah artıkça sıkıntı başka boyutta oluyor. Kudretin, iktidarın, siyasetin bir bir bu eee yani tuttuğum, takıldığım bir bir taraf. Bir bir taraf da bizim fukaha, biraz muhtemelen siyasetin de etkisiyle insanları böyle zapt etmeye çalışmıştır. Aman kimse kendi başına oradan oraya kalkmasın. Aman bir hareket etme. Otur oturduğun yerde. Elini şuraya koyacaksın, kafanı da buraya koyacaksın. Böyle böyle bir hayatla adeta sıkıştırmış insanları. Siz aynı zamanda bir İslam hukukçusu olarak eee yani siyasetin, mülkün, zenginliğin eee şeyin karıştırılmasına olan etkisine bir bakar mısınız? Bu konuda bizi bizi aydınlatır mısınız?
Şimdi bundan sonra söyleyeceklerim sorumlusu sizsiniz. Onu size söyleyeyim. Yani eee hani yüzleşmem gerekirse İslam tarihiyle yüzleşmem gerekiyor. Bir defa Yusuf C. Bey, İslam tarihi dediğimiz şey insan tarihidir. Müslümanların tarihidir. Benim anlayışıma göre İslam'ın tarihi, Hazreti Peygamber, yani İslam'ı mal edip tarin, Hazreti Peygamber'in vefatıyla İslam'ın tebliğ tarihi bitmiştir. İslam diyeceğini demiştir. Son gelen ayetlerden birisi, "Artık dininizi kemale erdirdim." Bitti. Artık ondan sonra Müslümanların tarihi başladı. İnsan tarihi başladı. Biz ona İslam tarihi dedik ve bütün tarihte olup bitenler İslam'ın içine girmiş oldular. Tabii doğru. Dört Halife dönemi, iktidar savaşları, 4 halifenin cemeller, Sıffin harpleri olayları, Emevi'nin saltanatı, Emevi saltanatı üzerinden yapılan haksızlıklar, katliamlar, zulümler, Abbasi ihtilali, Abbasi ihtilali, Abbasilerin de aynı ayarda, aynı dolayla yaptı yaptıkları. Ulemanın sermayenin yanında ve iktidarın yanında yer alması. Yani maalesef ulema, yani bizim Ebu Hanife'li, İmam Malik'leri, Şafii'leri istisna ediyorum. Onlar çok eee daha müstakim insanlar. Tabii onlar zulüm de gördüler, onlar hep dışarıda durdular. Ama hep konuştuğumuz bir şey var. "Sultana yakın olmak, ayağın kayması demektir." Evet. "Kurb-u sultan ateşi suzan." Mezaki aktandır. E iktidarın ve ayakları kaydırak, kaydı ayakları kaydıran şeydir. Onun için de yani bu karmaşıklığın birçok sebebi var. Bunun önemli bir şeyi dini koruma refleksidir. İslam yeni fetihlerle yeni coğrafyalara açıldıkça Müslümanlarda bir dini koruyalım derken, e özü korumadan ziyade formu koruma ağır bastı. Eee tabii hatta Mevali karşı bile, yani dini koruma refleksi oluştu. Ebu Hanife, mevalid, Maturidiler falan Arap olmayanlardır. Arap olmayanlardır. Emevilerin Arap milliyetçiliği ekseninde saltanat ve eee bir bakıma eee otoriter yönetimi ve eee biraz da eee insanları karamsarlığa sevk eden yönetimleri, hem yanlış bir kader ve tevekkül anlayışını besledi. Artık yani başımıza gelenler Allah'ın eee yazgısıdır gibi bir inanış. İnsanlar eee biraz rahatlamaya çalıştılar ve artık bireyin iradesi iyice körelmiş oldu. E ondan sonra Abbasi ihtilali, Kerbela olayları falan. Bütün bunlar, Şii ve Sünni ayrımı, karşılıklı kavgalar ve din kavgaları. Hepsi Allah adına kavga etti. Allah adına birbirini katletti. İktidar uğruna, iktidar mücadelesi demediler. Yaptıklarına Ahmet Bey, iktidar mücadelesi. Bu bir iktidar mücadelesiyle ben koltuğa oturayım demediler. Hepsi din mücadelesi olarak. Çünkü en üst değer din idi. Ondan yararlandılar. E ulema da e bu yeni coğrafyalarda farklı kültürlere karşı dini koruyalım derken dini nasıl korursun? Formu koruyarak daha kolay korursunuz. Bu sefer giderek sektöre de dönüştü. Sektöre dönüştü. Yani çok karmaşık bir olay. Abbasi de Nizamiye Medresesi kuruldu. Yani Nizamiye Medresesi Eşari ve eee Şafii ekseninde kurulmuştur. Çok eee o gün için çok önemli bir işleve sahipti. Yanlış değildi ama giderek içine kapandı. İçine kapandı ve dışarıdan, yani şöyle bir örnek vereyim. Dışarıdan etkilenmeye derken duvar örmeye başladık. Etki gelmesin derken duvar yükselttik. Daha sonra baktık ki biz duvarın içinde biz kendimiz hapsolduk. Dışarıda hayat devam ediyor. Yani dini düşünce, dini anlayış, İslami ilimler önceleri çok iyi başladı. Yani soyutlama yaptı, ilkeleri çıkardı ve dinin evrensel mesajı şey var. Bir Hani tarifi tarif ederler, efradını cami, ayarını mani. Yani ş misal bir örnek vereyim. Mesela diyor ki, Medine'ye dışarıdan eee mal getiren üreticileri şehir dışında karşılayıp, şehrin dışında onlardan mal almayın diyor. Şimdi bir bu Medine düzen, bir düzenleme. Şimdi siz bunu ilkeye çevirmeniz lazım. Burada ne anlatıyor? Veya işte eee buğdayın ıslahını alta kurusun, üste koymayın diyor. E esnaf diyor, üreticiler adına alım satım yapmasın. Onlar kelsin, böyle yapsın diyor. Bütün bunları topluyorsunuz. Ne istiyor bizden? Bir ticaret ahlakı istiyor. Ticarette dürüstlük istiyor. Burada şehir dışı, şehir içi, hurma, buğday önemli değil. Burada, burada bir Müslüman yaptığı iş şöyle anlayabilir. Mesela zaman gelir, üretici şehir içine getirebilir. Yani şehir dışında alınabilir vesaire. Ama ahlakı korumak lazım. Ahlakı, davranış ahlakını, dürüstlüğü, doğruluğu, salih ameli. Yani Müslüman elinden, dilinden, her şeyinden insanların güvende olduğu kimse. E bu sonuç çıkıyor. Kendine yapılmasını istemediğini bir başkasına yapma. Müslümanlığın ölçütü di. Peygamber bak şimdi bu ilkeleri görünce anlıyoruz ki konu burada çok daha ilkesel. Sünnet olan bu. Yani tamam, belli formlar var, belli şey. Her insanın belli kendi yaşadığı hayatın şekilleri, kalıpları, gerçekleri vardır. Ama İslam dini evrensel bir din, evrensel bir davet. Eskimosu, kabilesi, az gelişmişi, çok gelişmişi, uzay toplumu, yani bugünkü iletişim toplumu, hangi toplum olursa olsun, hepsinin Hazreti Peygamber'i kendi dünyalarına davet edebilmesi, peygamberin sünnetini kendi dünyalarında yaşatabilmek lazım. Onun için de sünneti önemsemek ama onu ilkelere dönüştürmek ve Müslümanların hayatına bir güzel ahlak modeli olarak peygamberi davet etmek gerekiyor. Ve bugün burada problem, hocam. Yani ilim camiasında mı? Yani bunu ilkelere dönüştürmek bir ilmi ameliye gerektiriyor. Orada mı problem var? Orada mı ayrışma var? Yoksa topluma intikalde mi bir problem var? Bir defa zihni mesai her zaman zordur. Evet. Ama şekil her zaman kolaydır. Evet. Yani onun için de e hala İslam dünyasında görsellik, yani şekli Müslümanlık, dindarlığın tezahürü çok daha önemli olmuş. Ama içtenlikli, samimi, özle dindarlık her zaman zor olmuştur. Yani mesela dindarlığı, dini tarif et derseniz bana, derim ki din varoluşun nihai anlamını kavramadan Allah'a, varoluşun nihai anlamını kavramak. Evet. Dindarlık, Allah'la samimi bir bağ kurabilmek. Dindarlığın özü bu. Yani dindarlığın özü ihsan değil mi Yusuf Ziya Bey? Evet. Dindarlığın özü ihsan. Hazreti Peygamber, "İhsan, yani Allah'ı görüyormuş gibi, Allah'ı görüyormuşçasına onunla samimi, içtenlikli bir birey olabilmek. Allah'ı görüyormuşçasına hayatı yaşayabilmek." Öz bu. Bu zor. Evet. İhsan ahlakı ve İslam'ın özü. İman olacak, ibadetlerini yapacaksın, temel haramlardan kaçınacaksın ama ama her davranışın güzel olacak, güzelleştirecek. Güzelleşmesi için de Allah, Allah'ı görüyormuşçasına davranacaksın. Namaz dinin dileği. Evet. Ama namazdan da önemli nedir? Bak Kur'an-ı Kerim söylüyor, "kıldığınız namaz sizi her türlü kötülükten alıkor." Yani öyle bir bilinç kazandırır ki size, o bilinç sizi her zaman iradenizi eğitir, iradenizi kontrol eder. Ama devamında "ve zikrullahi ekber". Allah'ı hatırınız tutmanız, Allah'la birlikte yaşamanız, Allah'la yaşadığınızı fark etmeniz en büyük olandır. Demek ki ibadetlerin de amacı, yani ibadet Müslümanlığından öte, ihsan Müslümanlığı, o samimi dindarlık. E şimdi bu Hazreti Peygamber'in sünnetinde biz bunu görüyoruz ama formu, formu değil, özü bu. Evet. O öz davranışlarda başka türlü yansır. A hayatına başka türlü yansır. İşçilerle, kölelerle, fakir fukar ile ilişkisine başka türlü yansır. Savaşta başka türlü yansır. Yani o Müslümanın her işi güzeldir. Her işi. Ne o ihsan ahlakının, Allah'ı görüyormuşçasına iyi kul olma bilincinin yansıması lazım. Yani bu din böyle bakarsan yine sizin dediğinize geliyoruz. Sade, anlaşılır, yalın, suyun akışı kadar doğal bir şey. Ben gene de "kim karıştırdı?" sorusuna devam etmek istiyorum. O sadeliği kim bozdu? Nasıl bozuldu? Hatrıma Ahmet abinin açtığı bu sahabe-i ikramla ilgili bahis, onun arkasından peygamberimizin rihle sonra ümmetin yaşadığı sıkıntılar ki bu bunlar ekonomik sıkıntı değil, aksine ekonomik refah. Aşırı bir refah. Refah artıkça sıkıntı başka boyutta oluyor. Kudretin, iktidarın, siyasetin bir bir bu eee yani tuttuğum, takıldığım bir bir taraf. Bir bir taraf da bizim fukaha, biraz muhtemelen siyasetin de etkisiyle insanları böyle zapt etmeye çalışmıştır. Aman kimse kendi başına oradan oraya kalkmasın. Aman bir hareket etme. Otur oturduğun yerde. Elini şuraya koyacaksın, kafanı da buraya koyacaksın. Böyle böyle bir hayatla adeta sıkıştırmış insanları. Siz aynı zamanda bir İslam hukukçusu olarak eee yani siyasetin, mülkün, zenginliğin eee şeyin karıştırılmasına olan etkisine bir bakar mısınız? Bu konuda bizi bizi aydınlatır mısınız?
Şimdi bundan sonra söyleyeceklerim sorumlusu sizsiniz. Onu size söyleyeyim. Yani eee hani yüzleşmem gerekirse İslam tarihiyle yüzleşmem gerekiyor. Bir defa Yusuf C. Bey, İslam tarihi dediğimiz şey insan tarihidir. Müslümanların tarihidir. Benim anlayışıma göre İslam'ın tarihi, Hazreti Peygamber, yani İslam'ı mal edip tarin, Hazreti Peygamber'in vefatıyla İslam'ın tebliğ tarihi bitmiştir. İslam diyeceğini demiştir. Son gelen ayetlerden birisi, "Artık dininizi kemale erdirdim." Bitti. Artık ondan sonra Müslümanların tarihi başladı. İnsan tarihi başladı. Biz ona İslam tarihi dedik ve bütün tarihte olup bitenler İslam'ın içine girmiş oldular. Tabii doğru. Dört Halife dönemi, iktidar savaşları, 4 halifenin cemeller, Sıffin harpleri olayları, Emevi'nin saltanatı, Emevi saltanatı üzerinden yapılan haksızlıklar, katliamlar, zulümler, Abbasi ihtilali, Abbasi ihtilali, Abbasilerin de aynı ayarda, aynı dolayla yaptı yaptıkları. Ulemanın sermayenin yanında ve iktidarın yanında yer alması. Yani maalesef ulema, yani bizim Ebu Hanife'li, İmam Malik'leri, Şafii'leri istisna ediyorum. Onlar çok eee daha müstakim insanlar. Tabii onlar zulüm de gördüler, onlar hep dışarıda durdular. Ama hep konuştuğumuz bir şey var. "Sultana yakın olmak, ayağın kayması demektir." Evet. "Kurb-u sultan ateşi suzan." Mezaki aktandır. E iktidarın ve ayakları kaydırak, kaydı ayakları kaydıran şeydir. Onun için de yani bu karmaşıklığın birçok sebebi var. Bunun önemli bir şeyi dini koruma refleksidir. İslam yeni fetihlerle yeni coğrafyalara açıldıkça Müslümanlarda bir dini koruyalım derken, e özü korumadan ziyade formu koruma ağır bastı. Eee tabii hatta Mevali karşı bile, yani dini koruma refleksi oluştu. Ebu Hanife, mevalid, Maturidiler falan Arap olmayanlardır. Arap olmayanlardır. Emevilerin Arap milliyetçiliği ekseninde saltanat ve eee bir bakıma eee otoriter yönetimi ve eee biraz da eee insanları karamsarlığa sevk eden yönetimleri, hem yanlış bir kader ve tevekkül anlayışını besledi. Artık yani başımıza gelenler Allah'ın eee yazgısıdır gibi bir inanış. İnsanlar eee biraz rahatlamaya çalıştılar ve artık bireyin iradesi iyice körelmiş oldu. E ondan sonra Abbasi ihtilali, Kerbela olayları falan. Bütün bunlar, Şii ve Sünni ayrımı, karşılıklı kavgalar ve din kavgaları. Hepsi Allah adına kavga etti. Allah adına birbirini katletti. İktidar uğruna, iktidar mücadelesi demediler. Yaptıklarına Ahmet Bey, iktidar mücadelesi. Bu bir iktidar mücadelesiyle ben koltuğa oturayım demediler. Hepsi din mücadelesi olarak. Çünkü en üst değer din idi. Ondan yararlandılar. E ulema da e bu yeni coğrafyalarda farklı kültürlere karşı dini koruyalım derken dini nasıl korursun? Formu koruyarak daha kolay korursunuz. Bu sefer giderek sektöre de dönüştü. Sektöre dönüştü. Yani çok karmaşık bir olay. Abbasi de Nizamiye Medresesi kuruldu. Yani Nizamiye Medresesi Eşari ve eee Şafii ekseninde kurulmuştur. Çok eee o gün için çok önemli bir işleve sahipti. Yanlış değildi ama giderek içine kapandı. İçine kapandı ve dışarıdan, yani şöyle bir örnek vereyim. Dışarıdan etkilenmeye derken duvar örmeye başladık. Etki gelmesin derken duvar yükselttik. Daha sonra baktık ki biz duvarın içinde biz kendimiz hapsolduk. Dışarıda hayat devam ediyor. Yani dini düşünce, dini anlayış, İslami ilimler önceleri çok iyi başladı. Yani soyutlama yaptı, ilkeleri çıkardı ve dinin evrensel mesajı şey var. Bir Hani tarifi tarif ederler, efradını cami, ayarını mani. Yani ş misal bir örnek vereyim. Mesela diyor ki, Medine'ye dışarıdan eee mal getiren üreticileri şehir dışında karşılayıp, şehrin dışında onlardan mal almayın diyor. Şimdi bir bu Medine düzen, bir düzenleme. Şimdi siz bunu ilkeye çevirmeniz lazım. Burada ne anlatıyor? Veya işte eee buğdayın ıslahını alta kurusun, üste koymayın diyor. E esnaf diyor, üreticiler adına alım satım yapmasın. Onlar kelsin, böyle yapsın diyor. Bütün bunları topluyorsunuz. Ne istiyor bizden? Bir ticaret ahlakı istiyor. Ticarette dürüstlük istiyor. Burada şehir dışı, şehir içi, hurma, buğday önemli değil. Burada, burada bir Müslüman yaptığı iş şöyle anlayabilir. Mesela zaman gelir, üretici şehir içine getirebilir. Yani şehir dışında alınabilir vesaire. Ama ahlakı korumak lazım. Ahlakı, davranış ahlakını, dürüstlüğü, doğruluğu, salih ameli. Yani Müslüman elinden, dilinden, her şeyinden insanların güvende olduğu kimse. E bu sonuç çıkıyor. Kendine yapılmasını istemediğini bir başkasına yapma. Müslümanlığın ölçütü di. Peygamber bak şimdi bu ilkeleri görünce anlıyoruz ki konu burada çok daha ilkesel. Sünnet olan bu. Yani tamam, belli formlar var, belli şey. Her insanın belli kendi yaşadığı hayatın şekilleri, kalıpları, gerçekleri vardır. Ama İslam dini evrensel bir din, evrensel bir davet. Eskimosu, kabilesi, az gelişmişi, çok gelişmişi, uzay toplumu, yani bugünkü iletişim toplumu, hangi toplum olursa olsun, hepsinin Hazreti Peygamber'i kendi dünyalarına davet edebilmesi, peygamberin sünnetini kendi dünyalarında yaşatabilmek lazım. Onun için de sünneti önemsemek ama onu ilkelere dönüştürmek ve Müslümanların hayatına bir güzel ahlak modeli olarak peygamberi davet etmek gerekiyor. Ve bugün burada problem, hocam. Yani ilim camiasında mı? Yani bunu ilkelere dönüştürmek bir ilmi ameliye gerektiriyor. Orada mı problem var? Orada mı ayrışma var? Yoksa topluma intikalde mi bir problem var? Bir defa zihni mesai her zaman zordur. Evet. Ama şekil her zaman kolaydır. Evet. Yani onun için de e hala İslam dünyasında görsellik, yani şekli Müslümanlık, dindarlığın tezahürü çok daha önemli olmuş. Ama içtenlikli, samimi, özle dindarlık her zaman zor olmuştur. Yani mesela dindarlığı, dini tarif et derseniz bana, derim ki din varoluşun nihai anlamını kavramadan Allah'a, varoluşun nihai anlamını kavramak. Evet. Dindarlık, Allah'la samimi bir bağ kurabilmek. Dindarlığın özü bu. Yani dindarlığın özü ihsan değil mi Yusuf Ziya Bey? Evet. Dindarlığın özü ihsan. Hazreti Peygamber, "İhsan, yani Allah'ı görüyormuş gibi, Allah'ı görüyormuşçasına onunla samimi, içtenlikli bir birey olabilmek. Allah'ı görüyormuşçasına hayatı yaşayabilmek." Öz bu. Bu zor. Evet. İhsan ahlakı ve İslam'ın özü. İman olacak, ibadetlerini yapacaksın, temel haramlardan kaçınacaksın ama ama her davranışın güzel olacak, güzelleştirecek. Güzelleşmesi için de Allah, Allah'ı görüyormuşçasına davranacaksın. Namaz dinin dileği. Evet. Ama namazdan da önemli nedir? Bak Kur'an-ı Kerim söylüyor, "kıldığınız namaz sizi her türlü kötülükten alıkor." Yani öyle bir bilinç kazandırır ki size, o bilinç sizi her zaman iradenizi eğitir, iradenizi kontrol eder. Ama devamında "ve zikrullahi ekber". Allah'ı hatırınız tutmanız, Allah'la birlikte yaşamanız, Allah'la yaşadığınızı fark etmeniz en büyük olandır. Demek ki ibadetlerin de amacı, yani ibadet Müslümanlığından öte, ihsan Müslümanlığı, o samimi dindarlık. E şimdi bu Hazreti Peygamber'in sünnetinde biz bunu görüyoruz ama formu, formu değil, özü bu. Evet. O öz davranışlarda başka türlü yansır. A hayatına başka türlü yansır. İşçilerle, kölelerle, fakir fukar ile ilişkisine başka türlü yansır. Savaşta başka türlü yansır. Yani o Müslümanın her işi güzeldir. Her işi. Ne o ihsan ahlakının, Allah'ı görüyormuşçasına iyi kul olma bilincinin yansıması lazım. Yani bu din böyle bakarsan yine sizin dediğinize geliyoruz. Sade, anlaşılır, yalın, suyun akışı kadar doğal bir şey. Ben gene de "kim karıştırdı?" sorusuna devam etmek istiyorum. O sadeliği kim bozdu? Nasıl bozuldu? Hatrıma Ahmet abinin açtığı bu sahabe-i ikramla ilgili bahis, onun arkasından peygamberimizin rihle sonra ümmetin yaşadığı sıkıntılar ki bu bunlar ekonomik sıkıntı değil, aksine ekonomik refah. Aşırı bir refah. Refah artıkça sıkıntı başka boyutta oluyor. Kudretin, iktidarın, siyasetin bir bir bu eee yani tuttuğum, takıldığım bir bir taraf. Bir bir taraf da bizim fukaha, biraz muhtemelen siyasetin de etkisiyle insanları böyle zapt etmeye çalışmıştır. Aman kimse kendi başına oradan oraya kalkmasın. Aman bir hareket etme. Otur oturduğun yerde. Elini şuraya koyacaksın, kafanı da buraya koyacaksın. Böyle böyle bir hayatla adeta sıkıştırmış insanları. Siz aynı zamanda bir İslam hukukçusu olarak eee yani siyasetin, mülkün, zenginliğin eee şeyin karıştırılmasına olan etkisine bir bakar mısınız? Bu konuda bizi bizi aydınlatır mısınız?
Şimdi bundan sonra söyleyeceklerim sorumlusu sizsiniz. Onu size söyleyeyim. Yani eee hani yüzleşmem gerekirse İslam tarihiyle yüzleşmem gerekiyor. Bir defa Yusuf C. Bey, İslam tarihi dediğimiz şey insan tarihidir. Müslümanların tarihidir. Benim anlayışıma göre İslam'ın tarihi, Hazreti Peygamber, yani İslam'ı mal edip tarin, Hazreti Peygamber'in vefatıyla İslam'ın tebliğ tarihi bitmiştir. İslam diyeceğini demiştir. Son gelen ayetlerden birisi, "Artık dininizi kemale erdirdim." Bitti. Artık ondan sonra Müslümanların tarihi başladı. İnsan tarihi başladı. Biz ona İslam tarihi dedik ve bütün tarihte olup bitenler İslam'ın içine girmiş oldular. Tabii doğru. Dört Halife dönemi, iktidar savaşları, 4 halifenin cemeller, Sıffin harpleri olayları, Emevi'nin saltanatı, Emevi saltanatı üzerinden yapılan haksızlıklar, katliamlar, zulümler, Abbasi ihtilali, Abbasi ihtilali, Abbasilerin de aynı ayarda, aynı dolayla yaptı yaptıkları. Ulemanın sermayenin yanında ve iktidarın yanında yer alması. Yani maalesef ulema, yani bizim Ebu Hanife'li, İmam Malik'leri, Şafii'leri istisna ediyorum. Onlar çok eee daha müstakim insanlar. Tabii onlar zulüm de gördüler, onlar hep dışarıda durdular. Ama hep konuştuğumuz bir şey var. "Sultana yakın olmak, ayağın kayması demektir." Evet. "Kurb-u sultan ateşi suzan." Mezaki aktandır. E iktidarın ve ayakları kaydırak, kaydı ayakları kaydıran şeydir. Onun için de yani bu karmaşıklığın birçok sebebi var. Bunun önemli bir şeyi dini koruma refleksidir. İslam yeni fetihlerle yeni coğrafyalara açıldıkça Müslümanlarda bir dini koruyalım derken, e özü korumadan ziyade formu koruma ağır bastı. Eee tabii hatta Mevali karşı bile, yani dini koruma refleksi oluştu. Ebu Hanife, mevalid, Maturidiler falan Arap olmayanlardır. Arap olmayanlardır. Emevilerin Arap milliyetçiliği ekseninde saltanat ve eee bir bakıma eee otoriter yönetimi ve eee biraz da eee insanları karamsarlığa sevk eden yönetimleri, hem yanlış bir kader ve tevekkül anlayışını besledi. Artık yani başımıza gelenler Allah'ın eee yazgısıdır gibi bir inanış. İnsanlar eee biraz rahatlamaya çalıştılar ve artık bireyin iradesi iyice körelmiş oldu. E ondan sonra Abbasi ihtilali, Kerbela olayları falan. Bütün bunlar, Şii ve Sünni ayrımı, karşılıklı kavgalar ve din kavgaları. Hepsi Allah adına kavga etti. Allah adına birbirini katletti. İktidar uğruna, iktidar mücadelesi demediler. Yaptıklarına Ahmet Bey, iktidar mücadelesi. Bu bir iktidar mücadelesiyle ben koltuğa oturayım demediler. Hepsi din mücadelesi olarak. Çünkü en üst değer din idi. Ondan yararlandılar. E ulema da e bu yeni coğrafyalarda farklı kültürlere karşı dini koruyalım derken dini nasıl korursun? Formu koruyarak daha kolay korursunuz. Bu sefer giderek sektöre de dönüştü. Sektöre dönüştü. Yani çok karmaşık bir olay. Abbasi de Nizamiye Medresesi kuruldu. Yani Nizamiye Medresesi Eşari ve eee Şafii ekseninde kurulmuştur. Çok eee o gün için çok önemli bir işleve sahipti. Yanlış değildi ama giderek içine kapandı. İçine kapandı ve dışarıdan, yani şöyle bir örnek vereyim. Dışarıdan etkilenmeye derken duvar örmeye başladık. Etki gelmesin derken duvar yükselttik. Daha sonra baktık ki biz duvarın içinde biz kendimiz hapsolduk. Dışarıda hayat devam ediyor. Yani dini düşünce, dini anlayış, İslami ilimler önceleri çok iyi başladı. Yani soyutlama yaptı, ilkeleri çıkardı ve dinin evrensel mesajı şey var. Bir Hani tarifi tarif ederler, efradını cami, ayarını mani. Yani ş misal bir örnek vereyim. Mesela diyor ki, Medine'ye dışarıdan eee mal getiren üreticileri şehir dışında karşılayıp, şehrin dışında onlardan mal almayın diyor. Şimdi bir bu Medine düzen, bir düzenleme. Şimdi siz bunu ilkeye çevirmeniz lazım. Burada ne anlatıyor? Veya işte eee buğdayın ıslahını alta kurusun, üste koymayın diyor. E esnaf diyor, üreticiler adına alım satım yapmasın. Onlar kelsin, böyle yapsın diyor. Bütün bunları topluyorsunuz. Ne istiyor bizden? Bir ticaret ahlakı istiyor. Ticarette dürüstlük istiyor. Burada şehir dışı, şehir içi, hurma, buğday önemli değil. Burada, burada bir Müslüman yaptığı iş şöyle anlayabilir. Mesela zaman gelir, üretici şehir içine getirebilir. Yani şehir dışında alınabilir vesaire. Ama ahlakı korumak lazım. Ahlakı, davranış ahlakını, dürüstlüğü, doğruluğu, salih ameli. Yani Müslüman elinden, dilinden, her şeyinden insanların güvende olduğu kimse. E bu sonuç çıkıyor. Kendine yapılmasını istemediğini bir başkasına yapma. Müslümanlığın ölçütü di. Peygamber bak şimdi bu ilkeleri görünce anlıyoruz ki konu burada çok daha ilkesel. Sünnet olan bu. Yani tamam, belli formlar var, belli şey. Her insanın belli kendi yaşadığı hayatın şekilleri, kalıpları, gerçekleri vardır. Ama İslam dini evrensel bir din, evrensel bir davet. Eskimosu, kabilesi, az gelişmişi, çok gelişmişi, uzay toplumu, yani bugünkü iletişim toplumu, hangi toplum olursa olsun, hepsinin Hazreti Peygamber'i kendi dünyalarına davet edebilmesi, peygamberin sünnetini kendi dünyalarında yaşatabilmek lazım. Onun için de sünneti önemsemek ama onu ilkelere dönüştürmek ve Müslümanların hayatına bir güzel ahlak modeli olarak peygamberi davet etmek gerekiyor. Ve bugün burada problem, hocam. Yani ilim camiasında mı? Yani bunu ilkelere dönüştürmek bir ilmi ameliye gerektiriyor. Orada mı problem var? Orada mı ayrışma var? Yoksa topluma intikalde mi bir problem var? Bir defa zihni mesai her zaman zordur. Evet. Ama şekil her zaman kolaydır. Evet. Yani onun için de e hala İslam dünyasında görsellik, yani şekli Müslümanlık, dindarlığın tezahürü çok daha önemli olmuş. Ama içtenlikli, samimi, özle dindarlık her zaman zor olmuştur. Yani mesela dindarlığı, dini tarif et derseniz bana, derim ki din varoluşun nihai anlamını kavramadan Allah'a, varoluşun nihai anlamını kavramak. Evet. Dindarlık, Allah'la samimi bir bağ kurabilmek. Dindarlığın özü bu. Yani dindarlığın özü ihsan değil mi Yusuf Ziya Bey? Evet. Dindarlığın özü ihsan. Hazreti Peygamber, "İhsan, yani Allah'ı görüyormuş gibi, Allah'ı görüyormuşçasına onunla samimi, içtenlikli bir birey olabilmek. Allah'ı görüyormuşçasına hayatı yaşayabilmek." Öz bu. Bu zor. Evet. İhsan ahlakı ve İslam'ın özü. İman olacak, ibadetlerini yapacaksın, temel haramlardan kaçınacaksın ama ama her davranışın güzel olacak, güzelleştirecek. Güzelleşmesi için de Allah, Allah'ı görüyormuşçasına davranacaksın. Namaz dinin dileği. Evet. Ama namazdan da önemli nedir? Bak Kur'an-ı Kerim söylüyor, "kıldığınız namaz sizi her türlü kötülükten alıkor." Yani öyle bir bilinç kazandırır ki size, o bilinç sizi her zaman iradenizi eğitir, iradenizi kontrol eder. Ama devamında "ve zikrullahi ekber". Allah'ı hatırınız tutmanız, Allah'la birlikte yaşamanız, Allah'la yaşadığınızı fark etmeniz en büyük olandır. Demek ki ibadetlerin de amacı, yani ibadet Müslümanlığından öte, ihsan Müslümanlığı, o samimi dindarlık. E şimdi bu Hazreti Peygamber'in sünnetinde biz bunu görüyoruz ama formu, formu değil, özü bu. Evet. O öz davranışlarda başka türlü yansır. A hayatına başka türlü yansır. İşçilerle, kölelerle, fakir fukar ile ilişkisine başka türlü yansır. Savaşta başka türlü yansır. Yani o Müslümanın her işi güzeldir. Her işi. Ne o ihsan ahlakının, Allah'ı görüyormuşçasına iyi kul olma bilincinin yansıması lazım. Yani bu din böyle bakarsan yine sizin dediğinize geliyoruz. Sade, anlaşılır, yalın, suyun akışı kadar doğal bir şey. Ben gene de "kim karıştırdı?" sorusuna devam etmek istiyorum. O sadeliği kim bozdu? Nasıl bozuldu? Hatrıma Ahmet abinin açtığı bu sahabe-i ikramla ilgili bahis, onun arkasından peygamberimizin rihle sonra ümmetin yaşadığı sıkıntılar ki bu bunlar ekonomik sıkıntı değil, aksine ekonomik refah. Aşırı bir refah. Refah artıkça sıkıntı başka boyutta oluyor. Kudretin, iktidarın, siyasetin bir bir bu eee yani tuttuğum, takıldığım bir bir taraf. Bir bir taraf da bizim fukaha, biraz muhtemelen siyasetin de etkisiyle insanları böyle zapt etmeye çalışmıştır. Aman kimse kendi başına oradan oraya kalkmasın. Aman bir hareket etme. Otur oturduğun yerde. Elini şuraya koyacaksın, kafanı da buraya koyacaksın. Böyle böyle bir hayatla adeta sıkıştırmış insanları. Siz aynı zamanda bir İslam hukukçusu olarak eee yani siyasetin, mülkün, zenginliğin eee şeyin karıştırılmasına olan etkisine bir bakar mısınız? Bu konuda bizi bizi aydınlatır mısınız?
Şimdi bundan sonra söyleyeceklerim sorumlusu sizsiniz. Onu size söyleyeyim. Yani eee hani yüzleşmem gerekirse İslam tarihiyle yüzleşmem gerekiyor. Bir defa Yusuf C. Bey, İslam tarihi dediğimiz şey insan tarihidir. Müslümanların tarihidir. Benim anlayışıma göre İslam'ın tarihi, Hazreti Peygamber, yani İslam'ı mal edip tarin, Hazreti Peygamber'in vefatıyla İslam'ın tebliğ tarihi bitmiştir. İslam diyeceğini demiştir. Son gelen ayetlerden birisi, "Artık dininizi kemale erdirdim." Bitti. Artık ondan sonra Müslümanların tarihi başladı. İnsan tarihi başladı. Biz ona İslam tarihi dedik ve bütün tarihte olup bitenler İslam'ın içine girmiş oldular. Tabii doğru. Dört Halife dönemi, iktidar savaşları, 4 halifenin cemeller, Sıffin harpleri olayları, Emevi'nin saltanatı, Emevi saltanatı üzerinden yapılan haksızlıklar, katliamlar, zulümler, Abbasi ihtilali, Abbasi ihtilali, Abbasilerin de aynı ayarda, aynı dolayla yaptı yaptıkları. Ulemanın sermayenin yanında ve iktidarın yanında yer alması. Yani maalesef ulema, yani bizim Ebu Hanife'li, İmam Malik'leri, Şafii'leri istisna ediyorum. Onlar çok eee daha müstakim insanlar. Tabii onlar zulüm de gördüler, onlar hep dışarıda durdular. Ama hep konuştuğumuz bir şey var. "Sultana yakın olmak, ayağın kayması demektir." Evet. "Kurb-u sultan ateşi suzan." Mezaki aktandır. E iktidarın ve ayakları kaydırak, kaydı ayakları kaydıran şeydir. Onun için de yani bu karmaşıklığın birçok sebebi var. Bunun önemli bir şeyi dini koruma refleksidir. İslam yeni fetihlerle yeni coğrafyalara açıldıkça Müslümanlarda bir dini koruyalım derken, e özü korumadan ziyade formu koruma ağır bastı. Eee tabii hatta Mevali karşı bile, yani dini koruma refleksi oluştu. Ebu Hanife, mevalid, Maturidiler falan Arap olmayanlardır. Arap olmayanlardır. Emevilerin Arap milliyetçiliği ekseninde saltanat ve eee bir bakıma eee otoriter yönetimi ve eee biraz da eee insanları karamsarlığa sevk eden yönetimleri, hem yanlış bir kader ve tevekkül anlayışını besledi. Artık yani başımıza gelenler Allah'ın eee yazgısıdır gibi bir inanış. İnsanlar eee biraz rahatlamaya çalıştılar ve artık bireyin iradesi iyice körelmiş oldu. E ondan sonra Abbasi ihtilali, Kerbela olayları falan. Bütün bunlar, Şii ve Sünni ayrımı, karşılıklı kavgalar ve din kavgaları. Hepsi Allah adına kavga etti. Allah adına birbirini katletti. İktidar uğruna, iktidar mücadelesi demediler. Yaptıklarına Ahmet Bey, iktidar mücadelesi. Bu bir iktidar mücadelesiyle ben koltuğa oturayım demediler. Hepsi din mücadelesi olarak. Çünkü en üst değer din idi. Ondan yararlandılar. E ulema da e bu yeni coğrafyalarda farklı kültürlere karşı dini koruyalım derken dini nasıl korursun? Formu koruyarak daha kolay korursunuz. Bu sefer giderek sektöre de dönüştü. Sektöre dönüştü. Yani çok karmaşık bir olay. Abbasi de Nizamiye Medresesi kuruldu. Yani Nizamiye Medresesi Eşari ve eee Şafii ekseninde kurulmuştur. Çok eee o gün için çok önemli bir işleve sahipti. Yanlış değildi ama giderek içine kapandı. İçine kapandı ve dışarıdan, yani şöyle bir örnek vereyim. Dışarıdan etkilenmeye derken duvar örmeye başladık. Etki gelmesin derken duvar yükselttik. Daha sonra baktık ki biz duvarın içinde biz kendimiz hapsolduk. Dışarıda hayat devam ediyor. Yani dini düşünce, dini anlayış, İslami ilimler önceleri çok iyi başladı. Yani soyutlama yaptı, ilkeleri çıkardı ve dinin evrensel mesajı şey var. Bir Hani tarifi tarif ederler, efradını cami, ayarını mani. Yani ş misal bir örnek vereyim. Mesela diyor ki, Medine'ye dışarıdan eee mal getiren üreticileri şehir dışında karşılayıp, şehrin dışında onlardan mal almayın diyor. Şimdi bir bu Medine düzen, bir düzenleme. Şimdi siz bunu ilkeye çevirmeniz lazım. Burada ne anlatıyor? Veya işte eee buğdayın ıslahını alta kurusun, üste koymayın diyor. E esnaf diyor, üreticiler adına alım satım yapmasın. Onlar kelsin, böyle yapsın diyor. Bütün bunları topluyorsunuz. Ne istiyor bizden? Bir ticaret ahlakı istiyor. Ticarette dürüstlük istiyor. Burada şehir dışı, şehir içi, hurma, buğday önemli değil. Burada, burada bir Müslüman yaptığı iş şöyle anlayabilir. Mesela zaman gelir, üretici şehir içine getirebilir. Yani şehir dışında alınabilir vesaire. Ama ahlakı korumak lazım. Ahlakı, davranış ahlakını, dürüstlüğü, doğruluğu, salih ameli. Yani Müslüman elinden, dilinden, her şeyinden insanların güvende olduğu kimse. E bu sonuç çıkıyor. Kendine yapılmasını istemediğini bir başkasına yapma. Müslümanlığın ölçütü di. Peygamber bak şimdi bu ilkeleri görünce anlıyoruz ki konu burada çok daha ilkesel. Sünnet olan bu. Yani tamam, belli formlar var, belli şey. Her insanın belli kendi yaşadığı hayatın şekilleri, kalıpları, gerçekleri vardır. Ama İslam dini evrensel bir din, evrensel bir davet. Eskimosu, kabilesi, az gelişmişi, çok gelişmişi, uzay toplumu, yani bugünkü iletişim toplumu, hangi toplum olursa olsun, hepsinin Hazreti Peygamber'i kendi dünyalarına davet edebilmesi, peygamberin sünnetini kendi dünyalarında yaşatabilmek lazım. Onun için de sünneti önemsemek ama onu ilkelere dönüştürmek ve Müslümanların hayatına bir güzel ahlak modeli olarak peygamberi davet etmek gerekiyor. Ve bugün burada problem, hocam. Yani ilim camiasında mı? Yani bunu ilkelere dönüştürmek bir ilmi ameliye gerektiriyor. Orada mı problem var? Orada mı ayrışma var? Yoksa topluma intikalde mi bir problem var? Bir defa zihni mesai her zaman zordur. Evet. Ama şekil her zaman kolaydır. Evet. Yani onun için de e hala İslam dünyasında görsellik, yani şekli Müslümanlık, dindarlığın tezahürü çok daha önemli olmuş. Ama içtenlikli, samimi, özle dindarlık her zaman zor olmuştur. Yani mesela dindarlığı, dini tarif et derseniz bana, derim ki din varoluşun nihai anlamını kavramadan Allah'a, varoluşun nihai anlamını kavramak. Evet. Dindarlık, Allah'la samimi bir bağ kurabilmek. Dindarlığın özü bu. Yani dindarlığın özü ihsan değil mi Yusuf Ziya Bey? Evet. Dindarlığın özü ihsan. Hazreti Peygamber, "İhsan, yani Allah'ı görüyormuş gibi, Allah'ı görüyormuşçasına onunla samimi, içtenlikli bir birey olabilmek. Allah'ı görüyormuşçasına hayatı yaşayabilmek." Öz bu. Bu zor. Evet. İhsan ahlakı ve İslam'ın özü. İman olacak, ibadetlerini yapacaksın, temel haramlardan kaçınacaksın ama ama her davranışın güzel olacak, güzelleştirecek. Güzelleşmesi için de Allah, Allah'ı görüyormuşçasına davranacaksın. Namaz dinin dileği. Evet. Ama namazdan da önemli nedir? Bak Kur'an-ı Kerim söylüyor, "kıldığınız namaz sizi her türlü kötülükten alıkor." Yani öyle bir bilinç kazandırır ki size, o bilinç sizi her zaman iradenizi eğitir, iradenizi kontrol eder. Ama devamında "ve zikrullahi ekber". Allah'ı hatırınız tutmanız, Allah'la birlikte yaşamanız, Allah'la yaşadığınızı fark etmeniz en büyük olandır. Demek ki ibadetlerin de amacı, yani ibadet Müslümanlığından öte, ihsan Müslümanlığı, o samimi dindarlık. E şimdi bu Hazreti Peygamber'in sünnetinde biz bunu görüyoruz ama formu, formu değil, özü bu. Evet. O öz davranışlarda başka türlü yansır. A hayatına başka türlü yansır. İşçilerle, kölelerle, fakir fukar ile ilişkisine başka türlü yansır. Savaşta başka türlü yansır. Yani o Müslümanın her işi güzeldir. Her işi. Ne o ihsan ahlakının, Allah'ı görüyormuşçasına iyi kul olma bilincinin yansıması lazım. Yani bu din böyle bakarsan yine sizin dediğinize geliyoruz. Sade, anlaşılır, yalın, suyun akışı kadar doğal bir şey. Ben gene de "kim karıştırdı?" sorusuna devam etmek istiyorum. O sadeliği kim bozdu? Nasıl bozuldu? Hatrıma Ahmet abinin açtığı bu sahabe-i ikramla ilgili bahis, onun arkasından peygamberimizin rihle sonra ümmetin yaşadığı sıkıntılar ki bu bunlar ekonomik sıkıntı değil, aksine ekonomik refah. Aşırı bir refah. Refah artıkça sıkıntı başka boyutta oluyor. Kudretin, iktidarın, siyasetin bir bir bu eee yani tuttuğum, takıldığım bir bir taraf. Bir bir taraf da bizim fukaha, biraz muhtemelen siyasetin de etkisiyle insanları böyle zapt etmeye çalışmıştır. Aman kimse kendi başına oradan oraya kalkmasın. Aman bir hareket etme. Otur oturduğun yerde. Elini şuraya koyacaksın, kafanı da buraya koyacaksın. Böyle böyle bir hayatla adeta sıkıştırmış insanları. Siz aynı zamanda bir İslam hukukçusu olarak eee yani siyasetin, mülkün, zenginliğin eee şeyin karıştırılmasına olan etkisine bir bakar mısınız? Bu konuda bizi bizi aydınlatır mısınız?
Şimdi bundan sonra söyleyeceklerim sorumlusu sizsiniz. Onu size söyleyeyim. Yani eee hani yüzleşmem gerekirse İslam tarihiyle yüzleşmem gerekiyor. Bir defa Yusuf C. Bey, İslam tarihi dediğimiz şey insan tarihidir. Müslümanların tarihidir. Benim anlayışıma göre İslam'ın tarihi, Hazreti Peygamber, yani İslam'ı mal edip tarin, Hazreti Peygamber'in vefatıyla İslam'ın tebliğ tarihi bitmiştir. İslam diyeceğini demiştir. Son gelen ayetlerden birisi, "Artık dininizi kemale erdirdim." Bitti. Artık ondan sonra Müslümanların tarihi başladı. İnsan tarihi başladı. Biz ona İslam tarihi dedik ve bütün tarihte olup bitenler İslam'ın içine girmiş oldular. Tabii doğru. Dört Halife dönemi, iktidar savaşları, 4 halifenin cemeller, Sıffin harpleri olayları, Emevi'nin saltanatı, Emevi saltanatı üzerinden yapılan haksızlıklar, katliamlar, zulümler, Abbasi ihtilali, Abbasi ihtilali, Abbasilerin de aynı ayarda, aynı dolayla yaptı yaptıkları. Ulemanın sermayenin yanında ve iktidarın yanında yer alması. Yani maalesef ulema, yani bizim Ebu Hanife'li, İmam Malik'leri, Şafii'leri istisna ediyorum. Onlar çok eee daha müstakim insanlar. Tabii onlar zulüm de gördüler, onlar hep dışarıda durdular. Ama hep konuştuğumuz bir şey var. "Sultana yakın olmak, ayağın kayması demektir." Evet. "Kurb-u sultan ateşi suzan." Mezaki aktandır. E iktidarın ve ayakları kaydırak, kaydı ayakları kaydıran şeydir. Onun için de yani bu karmaşıklığın birçok sebebi var. Bunun önemli bir şeyi dini koruma refleksidir. İslam yeni fetihlerle yeni coğrafyalara açıldıkça Müslümanlarda bir dini koruyalım derken, e özü korumadan ziyade formu koruma ağır bastı. Eee tabii hatta Mevali karşı bile, yani dini koruma refleksi oluştu. Ebu Hanife, mevalid, Maturidiler falan Arap olmayanlardır. Arap olmayanlardır. Emevilerin Arap milliyetçiliği ekseninde saltanat ve eee bir bakıma eee otoriter yönetimi ve eee biraz da eee insanları karamsarlığa sevk eden yönetimleri, hem yanlış bir kader ve tevekkül anlayışını besledi. Artık yani başımıza gelenler Allah'ın eee yazgısıdır gibi bir inanış. İnsanlar eee biraz rahatlamaya çalıştılar ve artık bireyin iradesi iyice körelmiş oldu. E ondan sonra Abbasi ihtilali, Kerbela olayları falan. Bütün bunlar, Şii ve Sünni ayrımı, karşılıklı kavgalar ve din kavgaları. Hepsi Allah adına kavga etti. Allah adına birbirini katletti. İktidar uğruna, iktidar mücadelesi demediler. Yaptıklarına Ahmet Bey, iktidar mücadelesi. Bu bir iktidar mücadelesiyle ben koltuğa oturayım demediler. Hepsi din mücadelesi olarak. Çünkü en üst değer din idi. Ondan yararlandılar. E ulema da e bu yeni coğrafyalarda farklı kültürlere karşı dini koruyalım derken dini nasıl korursun? Formu koruyarak daha kolay korursunuz. Bu sefer giderek sektöre de dönüştü. Sektöre dönüştü. Yani çok karmaşık bir olay. Abbasi de Nizamiye Medresesi kuruldu. Yani Nizamiye Medresesi Eşari ve eee Şafii ekseninde kurulmuştur. Çok eee o gün için çok önemli bir işleve sahipti. Yanlış değildi ama giderek içine kapandı. İçine kapandı ve dışarıdan, yani şöyle bir örnek vereyim. Dışarıdan etkilenmeye derken duvar örmeye başladık. Etki gelmesin derken duvar yükselttik. Daha sonra baktık ki biz duvarın içinde biz kendimiz hapsolduk. Dışarıda hayat devam ediyor. Yani dini düşünce, dini anlayış, İslami ilimler önceleri çok iyi başladı. Yani soyutlama yaptı, ilkeleri çıkardı ve dinin evrensel mesajı şey var. Bir Hani tarifi tarif ederler, efradını cami, ayarını mani. Yani ş misal bir örnek vereyim. Mesela diyor ki, Medine'ye dışarıdan eee mal getiren üreticileri şehir dışında karşılayıp, şehrin dışında onlardan mal almayın diyor. Şimdi bir bu Medine düzen, bir düzenleme. Şimdi siz bunu ilkeye çevirmeniz lazım. Burada ne anlatıyor? Veya işte eee buğdayın ıslahını alta kurusun, üste koymayın diyor. E esnaf diyor, üreticiler adına alım satım yapmasın. Onlar kelsin, böyle yapsın diyor. Bütün bunları topluyorsunuz. Ne istiyor bizden? Bir ticaret ahlakı istiyor. Ticarette dürüstlük istiyor. Burada şehir dışı, şehir içi, hurma, buğday önemli değil. Burada, burada bir Müslüman yaptığı iş şöyle anlayabilir. Mesela zaman gelir, üretici şehir içine getirebilir. Yani şehir dışında alınabilir vesaire. Ama ahlakı korumak lazım. Ahlakı, davranış ahlakını, dürüstlüğü, doğruluğu, salih ameli. Yani Müslüman elinden, dilinden, her şeyinden insanların güvende olduğu kimse. E bu sonuç çıkıyor. Kendine yapılmasını istemediğini bir başkasına yapma. Müslümanlığın ölçütü di. Peygamber bak şimdi bu ilkeleri görünce anlıyoruz ki konu burada çok daha ilkesel. Sünnet olan bu. Yani tamam, belli formlar var, belli şey. Her insanın belli kendi yaşadığı hayatın şekilleri, kalıpları, gerçekleri vardır. Ama İslam dini evrensel bir din, evrensel bir davet. Eskimosu, kabilesi, az gelişmişi, çok gelişmişi, uzay toplumu, yani bugünkü iletişim toplumu, hangi toplum olursa olsun, hepsinin Hazreti Peygamber'i kendi dünyalarına davet edebilmesi, peygamberin sünnetini kendi dünyalarında yaşatabilmek lazım. Onun için de sünneti önemsemek ama onu ilkelere dönüştürmek ve Müslümanların hayatına bir güzel ahlak modeli olarak peygamberi davet etmek gerekiyor. Ve bugün burada problem, hocam. Yani ilim camiasında mı? Yani bunu ilkelere dönüştürmek bir ilmi ameliye gerektiriyor. Orada mı problem var? Orada mı ayrışma var? Yoksa topluma intikalde mi bir problem var? Bir defa zihni mesai her zaman zordur. Evet. Ama şekil her zaman kolaydır. Evet. Yani onun için de e hala İslam dünyasında görsellik, yani şekli Müslümanlık, dindarlığın tezahürü çok daha önemli olmuş. Ama içtenlikli, samimi, özle dindarlık her zaman zor olmuştur. Yani mesela dindarlığı, dini tarif et derseniz bana, derim ki din varoluşun nihai anlamını kavramadan Allah'a, varoluşun nihai anlamını kavramak. Evet. Dindarlık, Allah'la samimi bir bağ kurabilmek. Dindarlığın özü bu. Yani dindarlığın özü ihsan değil mi Yusuf Ziya Bey? Evet. Dindarlığın özü ihsan. Hazreti Peygamber, "İhsan, yani Allah'ı görüyormuş gibi, Allah'ı görüyormuşçasına onunla samimi, içtenlikli bir birey olabilmek. Allah'ı görüyormuşçasına hayatı yaşayabilmek." Öz bu. Bu zor. Evet. İhsan ahlakı ve İslam'ın özü. İman olacak, ibadetlerini yapacaksın, temel haramlardan kaçınacaksın ama ama her davranışın güzel olacak, güzelleştirecek. Güzelleşmesi için de Allah, Allah'ı görüyormuşçasına davranacaksın. Namaz dinin dileği. Evet. Ama namazdan da önemli nedir? Bak Kur'an-ı Kerim söylüyor, "kıldığınız namaz sizi her türlü kötülükten alıkor." Yani öyle bir bilinç kazandırır ki size, o bilinç sizi her zaman iradenizi eğitir, iradenizi kontrol eder. Ama devamında "ve zikrullahi ekber". Allah'ı hatırınız tutmanız, Allah'la birlikte yaşamanız, Allah'la yaşadığınızı fark etmeniz en büyük olandır. Demek ki ibadetlerin de amacı, yani ibadet Müslümanlığından öte, ihsan Müslümanlığı, o samimi dindarlık. E şimdi bu Hazreti Peygamber'in sünnetinde biz bunu görüyoruz ama formu, formu değil, özü bu. Evet. O öz davranışlarda başka türlü yansır. A hayatına başka türlü yansır. İşçilerle, kölelerle, fakir fukar ile ilişkisine başka türlü yansır. Savaşta başka türlü yansır. Yani o Müslümanın her işi güzeldir. Her işi. Ne o ihsan ahlakının, Allah'ı görüyormuşçasına iyi kul olma bilincinin yansıması lazım. Yani bu din böyle bakarsan yine sizin dediğinize geliyoruz. Sade, anlaşılır, yalın, suyun akışı kadar doğal bir şey. Ben gene de "kim karıştırdı?" sorusuna devam etmek istiyorum. O sadeliği kim bozdu? Nasıl bozuldu? Hatrıma Ahmet abinin açtığı bu sahabe-i ikramla ilgili bahis, onun arkasından peygamberimizin rihle sonra ümmetin yaşadığı sıkıntılar ki bu bunlar ekonomik sıkıntı değil, aksine ekonomik refah. Aşırı bir refah. Refah artıkça sıkıntı başka boyutta oluyor. Kudretin, iktidarın, siyasetin bir bir bu eee yani tuttuğum, takıldığım bir bir taraf. Bir bir taraf da bizim fukaha, biraz muhtemelen siyasetin de etkisiyle insanları böyle zapt etmeye çalışmıştır. Aman kimse kendi başına oradan oraya kalkmasın. Aman bir hareket etme. Otur oturduğun yerde. Elini şuraya koyacaksın, kafanı da buraya koyacaksın. Böyle böyle bir hayatla adeta sıkıştırmış insanları. Siz aynı zamanda bir İslam hukukçusu olarak eee yani siyasetin, mülkün, zenginliğin eee şeyin karıştırılmasına olan etkisine bir bakar mısınız? Bu konuda bizi bizi aydınlatır mısınız?
Şimdi bundan sonra söyleyeceklerim sorumlusu sizsiniz. Onu size söyleyeyim. Yani eee hani yüzleşmem gerekirse İslam tarihiyle yüzleşmem gerekiyor. Bir defa Yusuf C. Bey, İslam tarihi dediğimiz şey insan tarihidir. Müslümanların tarihidir. Benim anlayışıma göre İslam'ın tarihi, Hazreti Peygamber, yani İslam'ı mal edip tarin, Hazreti Peygamber'in vefatıyla İslam'ın tebliğ tarihi bitmiştir. İslam diyeceğini demiştir. Son gelen ayetlerden birisi, "Artık dininizi kemale erdirdim." Bitti. Artık ondan sonra Müslümanların tarihi başladı. İnsan tarihi başladı. Biz ona İslam tarihi dedik ve bütün tarihte olup bitenler İslam'ın içine girmiş oldular. Tabii doğru. Dört Halife dönemi, iktidar savaşları, 4 halifenin cemeller, Sıffin harpleri olayları, Emevi'nin saltanatı, Emevi saltanatı üzerinden yapılan haksızlıklar, katliamlar, zulümler, Abbasi ihtilali, Abbasi ihtilali, Abbasilerin de aynı ayarda, aynı dolayla yaptı yaptıkları. Ulemanın sermayenin yanında ve iktidarın yanında yer alması. Yani maalesef ulema, yani bizim Ebu Hanife'li, İmam Malik'leri, Şafii'leri istisna ediyorum. Onlar çok eee daha müstakim insanlar. Tabii onlar zulüm de gördüler, onlar hep dışarıda durdular. Ama hep konuştuğumuz bir şey var. "Sultana yakın olmak, ayağın kayması demektir." Evet. "Kurb-u sultan ateşi suzan." Mezaki aktandır. E iktidarın ve ayakları kaydırak, kaydı ayakları kaydıran şeydir. Onun için de yani bu karmaşıklığın birçok sebebi var. Bunun önemli bir şeyi dini koruma refleksidir. İslam yeni fetihlerle yeni coğrafyalara açıldıkça Müslümanlarda bir dini koruyalım derken, e özü korumadan ziyade formu koruma ağır bastı. Eee tabii hatta Mevali karşı bile, yani dini koruma refleksi oluştu. Ebu Hanife, mevalid, Maturidiler falan Arap olmayanlardır. Arap olmayanlardır. Emevilerin Arap milliyetçiliği ekseninde saltanat ve eee bir bakıma eee otoriter yönetimi ve eee biraz da eee insanları karamsarlığa sevk eden yönetimleri, hem yanlış bir kader ve tevekkül anlayışını besledi. Artık yani başımıza gelenler Allah'ın eee yazgısıdır gibi bir inanış. İnsanlar eee biraz rahatlamaya çalıştılar ve artık bireyin iradesi iyice körelmiş oldu. E ondan sonra Abbasi ihtilali, Kerbela olayları falan. Bütün bunlar, Şii ve Sünni ayrımı, karşılıklı kavgalar ve din kavgaları. Hepsi Allah adına kavga etti. Allah adına birbirini katletti. İktidar uğruna, iktidar mücadelesi demediler. Yaptıklarına Ahmet Bey, iktidar mücadelesi. Bu bir iktidar mücadelesiyle ben koltuğa oturayım demediler. Hepsi din mücadelesi olarak. Çünkü en üst değer din idi. Ondan yararlandılar. E ulema da e bu yeni coğrafyalarda farklı kültürlere karşı dini koruyalım derken dini nasıl korursun? Formu koruyarak daha kolay korursunuz. Bu sefer giderek sektöre de dönüştü. Sektöre dönüştü. Yani çok karmaşık bir olay. Abbasi de Nizamiye Medresesi kuruldu. Yani Nizamiye Medresesi Eşari ve eee Şafii ekseninde kurulmuştur. Çok eee o gün için çok önemli bir işleve sahipti. Yanlış değildi ama giderek içine kapandı. İçine kapandı ve dışarıdan, yani şöyle bir örnek vereyim. Dışarıdan etkilenmeye derken duvar örmeye başladık. Etki gelmesin derken duvar yükselttik. Daha sonra baktık ki biz duvarın içinde biz kendimiz hapsolduk. Dışarıda hayat devam ediyor. Yani dini düşünce, dini anlayış, İslami ilimler önceleri çok iyi başladı. Yani soyutlama yaptı, ilkeleri çıkardı ve dinin evrensel mesajı şey var. Bir Hani tarifi tarif ederler, efradını cami, ayarını mani. Yani ş misal bir örnek vereyim. Mesela diyor ki, Medine'ye dışarıdan eee mal getiren üreticileri şehir dışında karşılayıp, şehrin dışında onlardan mal almayın diyor. Şimdi bir bu Medine düzen, bir düzenleme. Şimdi siz bunu ilkeye çevirmeniz lazım. Burada ne anlatıyor? Veya işte eee buğdayın ıslahını alta kurusun, üste koymayın diyor. E esnaf diyor, üreticiler adına alım satım yapmasın. Onlar kelsin, böyle yapsın diyor. Bütün bunları topluyorsunuz. Ne istiyor bizden? Bir ticaret ahlakı istiyor. Ticarette dürüstlük istiyor. Burada şehir dışı, şehir içi, hurma, buğday önemli değil. Burada, burada bir Müslüman yaptığı iş şöyle anlayabilir. Mesela zaman gelir, üretici şehir içine getirebilir. Yani şehir dışında alınabilir vesaire. Ama ahlakı korumak lazım. Ahlakı, davranış ahlakını, dürüstlüğü, doğruluğu, salih ameli. Yani Müslüman elinden, dilinden, her şeyinden insanların güvende olduğu kimse. E bu sonuç çıkıyor. Kendine yapılmasını istemediğini bir başkasına yapma. Müslümanlığın ölçütü di. Peygamber bak şimdi bu ilkeleri görünce anlıyoruz ki konu burada çok daha ilkesel. Sünnet olan bu. Yani tamam, belli formlar var, belli şey. Her insanın belli kendi yaşadığı hayatın şekilleri, kalıpları, gerçekleri vardır. Ama İslam dini evrensel bir din, evrensel bir davet. Eskimosu, kabilesi, az gelişmişi, çok gelişmişi, uzay toplumu, yani bugünkü iletişim toplumu, hangi toplum olursa olsun, hepsinin Hazreti Peygamber'i kendi dünyalarına davet edebilmesi, peygamberin sünnetini kendi dünyalarında yaşatabilmek lazım. Onun için de sünneti önemsemek ama onu ilkelere dönüştürmek ve Müslümanların hayatına bir güzel ahlak modeli olarak peygamberi davet etmek gerekiyor. Ve bugün burada problem, hocam. Yani ilim camiasında mı? Yani bunu ilkelere dönüştürmek bir ilmi ameliye gerektiriyor. Orada mı problem var? Orada mı ayrışma var? Yoksa topluma intikalde mi bir problem var? Bir defa zihni mesai her zaman zordur. Evet. Ama şekil her zaman kolaydır. Evet. Yani onun için de e hala İslam dünyasında görsellik, yani şekli Müslümanlık, dindarlığın tezahürü çok daha önemli olmuş. Ama içtenlikli, samimi, özle dindarlık her zaman zor olmuştur. Yani mesela dindarlığı, dini tarif et derseniz bana, derim ki din varoluşun nihai anlamını kavramadan Allah'a, varoluşun nihai anlamını kavramak. Evet. Dindarlık, Allah'la samimi bir bağ kurabilmek. Dindarlığın özü bu. Yani dindarlığın özü ihsan değil mi Yusuf Ziya Bey? Evet. Dindarlığın özü ihsan. Hazreti Peygamber, "İhsan, yani Allah'ı görüyormuş gibi, Allah'ı görüyormuşçasına onunla samimi, içtenlikli bir birey olabilmek. Allah'ı görüyormuşçasına hayatı yaşayabilmek." Öz bu. Bu zor. Evet. İhsan ahlakı ve İslam'ın özü. İman olacak, ibadetlerini yapacaksın, temel haramlardan kaçınacaksın ama ama her davranışın güzel olacak, güzelleştirecek. Güzelleşmesi için de Allah, Allah'ı görüyormuşçasına davranacaksın. Namaz dinin dileği. Evet. Ama namazdan da önemli nedir? Bak Kur'an-ı Kerim söylüyor, "kıldığınız namaz sizi her türlü kötülükten alıkor." Yani öyle bir bilinç kazandırır ki size, o bilinç sizi her zaman iradenizi eğitir, iradenizi kontrol eder. Ama devamında "ve zikrullahi ekber". Allah'ı hatırınız tutmanız, Allah'la birlikte yaşamanız, Allah'la yaşadığınızı fark etmeniz en büyük olandır. Demek ki ibadetlerin de amacı, yani ibadet Müslümanlığından öte, ihsan Müslümanlığı, o samimi dindarlık. E şimdi bu Hazreti Peygamber'in sünnetinde biz bunu görüyoruz ama formu, formu değil, özü bu. Evet. O öz davranışlarda başka türlü yansır. A hayatına başka türlü yansır. İşçilerle, kölelerle, fakir fukar ile ilişkisine başka türlü yansır. Savaşta başka türlü yansır. Yani o Müslümanın her işi güzeldir. Her işi. Ne o ihsan ahlakının, Allah'ı görüyormuşçasına iyi kul olma bilincinin yansıması lazım. Yani bu din böyle bakarsan yine sizin dediğinize geliyoruz. Sade, anlaşılır, yalın, suyun akışı kadar doğal bir şey. Ben gene de "kim karıştırdı?" sorusuna devam etmek istiyorum. O sadeliği kim bozdu? Nasıl bozuldu? Hatrıma Ahmet abinin açtığı bu sahabe-i ikramla ilgili bahis, onun arkasından peygamberimizin rihle sonra ümmetin yaşadığı sıkıntılar ki bu bunlar ekonomik sıkıntı değil, aksine ekonomik refah. Aşırı bir refah. Refah artıkça sıkıntı başka boyutta oluyor. Kudretin, iktidarın, siyasetin bir bir bu eee yani tuttuğum, takıldığım bir bir taraf. Bir bir taraf da bizim fukaha, biraz muhtemelen siyasetin de etkisiyle insanları böyle zapt etmeye çalışmıştır. Aman kimse kendi başına oradan oraya kalkmasın. Aman bir hareket etme. Otur oturduğun yerde. Elini şuraya koyacaksın, kafanı da buraya koyacaksın. Böyle böyle bir hayatla adeta sıkıştırmış insanları. Siz aynı zamanda bir İslam hukukçusu olarak eee yani siyasetin, mülkün, zenginliğin eee şeyin karıştırılmasına olan etkisine bir bakar mısınız? Bu konuda bizi bizi aydınlatır mısınız?
Şimdi bundan sonra söyleyeceklerim sorumlusu sizsiniz. Onu size söyleyeyim. Yani eee hani yüzleşmem gerekirse İslam tarihiyle yüzleşmem gerekiyor. Bir defa Yusuf C. Bey, İslam tarihi dediğimiz şey insan tarihidir. Müslümanların tarihidir. Benim anlayışıma göre İslam'ın tarihi, Hazreti Peygamber, yani İslam'ı mal edip tarin, Hazreti Peygamber'in vefatıyla İslam'ın tebliğ tarihi bitmiştir. İslam diyeceğini demiştir. Son gelen ayetlerden birisi, "Artık dininizi kemale erdirdim." Bitti. Artık ondan sonra Müslümanların tarihi başladı. İnsan tarihi başladı. Biz ona İslam tarihi dedik ve bütün tarihte olup bitenler İslam'ın içine girmiş oldular. Tabii doğru. Dört Halife dönemi, iktidar savaşları, 4 halifenin cemeller, Sıffin harpleri olayları, Emevi'nin saltanatı, Emevi saltanatı üzerinden yapılan haksızlıklar, katliamlar, zulümler, Abbasi ihtilali, Abbasi ihtilali, Abbasilerin de aynı ayarda, aynı dolayla yaptı yaptıkları. Ulemanın sermayenin yanında ve iktidarın yanında yer alması. Yani maalesef ulema, yani bizim Ebu Hanife'li, İmam Malik'leri, Şafii'leri istisna ediyorum. Onlar çok eee daha müstakim insanlar. Tabii onlar zulüm de gördüler, onlar hep dışarıda durdular. Ama hep konuştuğumuz bir şey var. "Sultana yakın olmak, ayağın kayması demektir." Evet. "Kurb-u sultan ateşi suzan." Mezaki aktandır. E iktidarın ve ayakları kaydırak, kaydı ayakları kaydıran şeydir. Onun için de yani bu karmaşıklığın birçok sebebi var. Bunun önemli bir şeyi dini koruma refleksidir. İslam yeni fetihlerle yeni coğrafyalara açıldıkça Müslümanlarda bir dini koruyalım derken, e özü korumadan ziyade formu koruma ağır bastı. Eee tabii hatta Mevali karşı bile, yani dini koruma refleksi oluştu. Ebu Hanife, mevalid, Maturidiler falan Arap olmayanlardır. Arap olmayanlardır. Emevilerin Arap milliyetçiliği ekseninde saltanat ve eee bir bakıma eee otoriter yönetimi ve eee biraz da eee insanları karamsarlığa sevk eden yönetimleri, hem yanlış bir kader ve tevekkül anlayışını besledi. Artık yani başımıza gelenler Allah'ın eee yazgısıdır gibi bir inanış. İnsanlar eee biraz rahatlamaya çalıştılar ve artık bireyin iradesi iyice körelmiş oldu. E ondan sonra Abbasi ihtilali, Kerbela olayları falan. Bütün bunlar, Şii ve Sünni ayrımı, karşılıklı kavgalar ve din kavgaları. Hepsi Allah adına kavga etti. Allah adına birbirini katletti. İktidar uğruna, iktidar mücadelesi demediler. Yaptıklarına Ahmet Bey, iktidar mücadelesi. Bu bir iktidar mücadelesiyle ben koltuğa oturayım demediler. Hepsi din mücadelesi olarak. Çünkü en üst değer din idi. Ondan yararlandılar. E ulema da e bu yeni coğrafyalarda farklı kültürlere karşı dini koruyalım derken dini nasıl korursun? Formu koruyarak daha kolay korursunuz. Bu sefer giderek sektöre de dönüştü. Sektöre dönüştü. Yani çok karmaşık bir olay. Abbasi de Nizamiye Medresesi kuruldu. Yani Nizamiye Medresesi Eşari ve eee Şafii ekseninde kurulmuştur. Çok eee o gün için çok önemli bir işleve sahipti. Yanlış değildi ama giderek içine kapandı. İçine kapandı ve dışarıdan, yani şöyle bir örnek vereyim. Dışarıdan etkilenmeye derken duvar örmeye başladık. Etki gelmesin derken duvar yükselttik. Daha sonra baktık ki biz duvarın içinde biz kendimiz hapsolduk. Dışarıda hayat devam ediyor. Yani dini düşünce, dini anlayış, İslami ilimler önceleri çok iyi başladı. Yani soyutlama yaptı, ilkeleri çıkardı ve dinin evrensel mesajı şey var. Bir Hani tarifi tarif ederler, efradını cami, ayarını mani. Yani ş misal bir örnek vereyim. Mesela diyor ki, Medine'ye dışarıdan eee mal getiren üreticileri şehir dışında karşılayıp, şehrin dışında onlardan mal almayın diyor. Şimdi bir bu Medine düzen, bir düzenleme. Şimdi siz bunu ilkeye çevirmeniz lazım. Burada ne anlatıyor? Veya işte eee buğdayın ıslahını alta kurusun, üste koymayın diyor. E esnaf diyor, üreticiler adına alım satım yapmasın. Onlar kelsin, böyle yapsın diyor. Bütün bunları topluyorsunuz. Ne istiyor bizden? Bir ticaret ahlakı istiyor. Ticarette dürüstlük istiyor. Burada şehir dışı, şehir içi, hurma, buğday önemli değil. Burada, burada bir Müslüman yaptığı iş şöyle anlayabilir. Mesela zaman gelir, üretici şehir içine getirebilir. Yani şehir dışında alınabilir vesaire. Ama ahlakı korumak lazım. Ahlakı, davranış ahlakını, dürüstlüğü, doğruluğu, salih ameli. Yani Müslüman elinden, dilinden, her şeyinden insanların güvende olduğu kimse. E bu sonuç çıkıyor. Kendine yapılmasını istemediğini bir başkasına yapma. Müslümanlığın ölçütü di. Peygamber bak şimdi bu ilkeleri görünce anlıyoruz ki konu burada çok daha ilkesel. Sünnet olan bu. Yani tamam, belli formlar var, belli şey. Her insanın belli kendi yaşadığı hayatın şekilleri, kalıpları, gerçekleri vardır. Ama İslam dini evrensel bir din, evrensel bir davet. Eskimosu, kabilesi, az gelişmişi, çok gelişmişi, uzay toplumu, yani bugünkü iletişim toplumu, hangi toplum olursa olsun, hepsinin Hazreti Peygamber'i kendi dünyalarına davet edebilmesi, peygamberin sünnetini kendi dünyalarında yaşatabilmek lazım. Onun için de sünneti önemsemek ama onu ilkelere dönüştürmek ve Müslümanların hayatına bir güzel ahlak modeli olarak peygamberi davet etmek gerekiyor. Ve bugün burada problem, hocam. Yani ilim camiasında mı? Yani bunu ilkelere dönüştürmek bir ilmi ameliye gerektiriyor. Orada mı problem var? Orada mı ayrışma var? Yoksa topluma intikalde mi bir problem var? Bir defa zihni mesai her zaman zordur. Evet. Ama şekil her zaman kolaydır. Evet. Yani onun için de e hala İslam dünyasında görsellik, yani şekli Müslümanlık, dindarlığın tezahürü çok daha önemli olmuş. Ama içtenlikli, samimi, özle dindarlık her zaman zor olmuştur. Yani mesela dindarlığı, dini tarif et derseniz bana, derim ki din varoluşun nihai anlamını kavramadan Allah'a, varoluşun nihai anlamını kavramak. Evet. Dindarlık, Allah'la samimi bir bağ kurabilmek. Dindarlığın özü bu. Yani dindarlığın özü ihsan değil mi Yusuf Ziya Bey? Evet. Dindarlığın özü ihsan. Hazreti Peygamber, "İhsan, yani Allah'ı görüyormuş gibi, Allah'ı görüyormuşçasına onunla samimi, içtenlikli bir birey olabilmek. Allah'ı görüyormuşçasına hayatı yaşayabilmek." Öz bu. Bu zor. Evet. İhsan ahlakı ve İslam'ın özü. İman olacak, ibadetlerini yapacaksın, temel haramlardan kaçınacaksın ama ama her davranışın güzel olacak, güzelleştirecek. Güzelleşmesi için de Allah, Allah'ı görüyormuşçasına davranacaksın. Namaz dinin dileği. Evet. Ama namazdan da önemli nedir? Bak Kur'an-ı Kerim söylüyor, "kıldığınız namaz sizi her türlü kötülükten alıkor." Yani öyle bir bilinç kazandırır ki size, o bilinç sizi her zaman iradenizi eğitir, iradenizi kontrol eder. Ama devamında "ve zikrullahi ekber". Allah'ı hatırınız tutmanız, Allah'la birlikte yaşamanız, Allah'la yaşadığınızı fark etmeniz en büyük olandır. Demek ki ibadetlerin de amacı, yani ibadet Müslümanlığından öte, ihsan Müslümanlığı, o samimi dindarlık. E şimdi bu Hazreti Peygamber'in sünnetinde biz bunu görüyoruz ama formu, formu değil, özü bu. Evet. O öz davranışlarda başka türlü yansır. A hayatına başka türlü yansır. İşçilerle, kölelerle, fakir fukar ile ilişkisine başka türlü yansır. Savaşta başka türlü yansır. Yani o Müslümanın her işi güzeldir. Her işi. Ne o ihsan ahlakının, Allah'ı görüyormuşçasına iyi kul olma bilincinin yansıması lazım. Yani bu din böyle bakarsan yine sizin dediğinize geliyoruz. Sade, anlaşılır, yalın, suyun akışı kadar doğal bir şey. Ben gene de "kim karıştırdı?" sorusuna devam etmek istiyorum. O sadeliği kim bozdu? Nasıl bozuldu? Hatrıma Ahmet abinin açtığı bu sahabe-i ikramla ilgili bahis, onun arkasından peygamberimizin rihle sonra ümmetin yaşadığı sıkıntılar ki bu bunlar ekonomik sıkıntı değil, aksine ekonomik refah. Aşırı bir refah. Refah artıkça sıkıntı başka boyutta oluyor. Kudretin, iktidarın, siyasetin bir bir bu eee yani tuttuğum, takıldığım bir bir taraf. Bir bir taraf da bizim fukaha, biraz muhtemelen siyasetin de etkisiyle insanları böyle zapt etmeye çalışmıştır. Aman kimse kendi başına oradan oraya kalkmasın. Aman bir hareket etme. Otur oturduğun yerde. Elini şuraya koyacaksın, kafanı da buraya koyacaksın. Böyle böyle bir hayatla adeta sıkıştırmış insanları. Siz aynı zamanda bir İslam hukukçusu olarak eee yani siyasetin, mülkün, zenginliğin eee şeyin karıştırılmasına olan etkisine bir bakar mısınız? Bu konuda bizi bizi aydınlatır mısınız?
Şimdi bundan sonra söyleyeceklerim sorumlusu sizsiniz. Onu size söyleyeyim. Yani eee hani yüzleşmem gerekirse İslam tarihiyle yüzleşmem gerekiyor. Bir defa Yusuf C. Bey, İslam tarihi dediğimiz şey insan tarihidir. Müslümanların tarihidir. Benim anlayışıma göre İslam'ın tarihi, Hazreti Peygamber, yani İslam'ı mal edip tarin, Hazreti Peygamber'in vefatıyla İslam'ın tebliğ tarihi bitmiştir. İslam diyeceğini demiştir. Son gelen ayetlerden birisi, "Artık dininizi kemale erdirdim." Bitti. Artık ondan sonra Müslümanların tarihi başladı. İnsan tarihi başladı. Biz ona İslam tarihi dedik ve bütün tarihte olup bitenler İslam'ın içine girmiş oldular. Tabii doğru. Dört Halife dönemi, iktidar savaşları, 4 halifenin cemeller, Sıffin harpleri olayları, Emevi'nin saltanatı, Emevi saltanatı üzerinden yapılan haksızlıklar, katliamlar, zulümler, Abbasi ihtilali, Abbasi ihtilali, Abbasilerin de aynı ayarda, aynı dolayla yaptı yaptıkları. Ulemanın sermayenin yanında ve iktidarın yanında yer alması. Yani maalesef ulema, yani bizim Ebu Hanife'li, İmam Malik'leri, Şafii'leri istisna ediyorum. Onlar çok eee daha müstakim insanlar. Tabii onlar zulüm de gördüler, onlar hep dışarıda durdular. Ama hep konuştuğumuz bir şey var. "Sultana yakın olmak, ayağın kayması demektir." Evet. "Kurb-u sultan ateşi suzan." Mezaki aktandır. E iktidarın ve ayakları kaydırak, kaydı ayakları kaydıran şeydir. Onun için de yani bu karmaşıklığın birçok sebebi var. Bunun önemli bir şeyi dini koruma refleksidir. İslam yeni fetihlerle yeni coğrafyalara açıldıkça Müslümanlarda bir dini koruyalım derken, e özü korumadan ziyade formu koruma ağır bastı. Eee tabii hatta Mevali karşı bile, yani dini koruma refleksi oluştu. Ebu Hanife, mevalid, Maturidiler falan Arap olmayanlardır. Arap olmayanlardır. Emevilerin Arap milliyetçiliği ekseninde saltanat ve eee bir bakıma eee otoriter yönetimi ve eee biraz da eee insanları karamsarlığa sevk eden yönetimleri, hem yanlış bir kader ve tevekkül anlayışını besledi. Artık yani başımıza gelenler Allah'ın eee yazgısıdır gibi bir inanış. İnsanlar eee biraz rahatlamaya çalıştılar ve artık bireyin iradesi iyice körelmiş oldu. E ondan sonra Abbasi ihtilali, Kerbela olayları falan. Bütün bunlar, Şii ve Sünni ayrımı, karşılıklı kavgalar ve din kavgaları. Hepsi Allah adına kavga etti. Allah adına birbirini katletti. İktidar uğruna, iktidar mücadelesi demediler. Yaptıklarına Ahmet Bey, iktidar mücadelesi. Bu bir iktidar mücadelesiyle ben koltuğa oturayım demediler. Hepsi din mücadelesi olarak. Çünkü en üst değer din idi. Ondan yararlandılar. E ulema da e bu yeni coğrafyalarda farklı kültürlere karşı dini koruyalım derken dini nasıl korursun? Formu koruyarak daha kolay korursunuz. Bu sefer giderek sektöre de dönüştü. Sektöre dönüştü. Yani çok karmaşık bir olay. Abbasi de Nizamiye Medresesi kuruldu. Yani Nizamiye Medresesi Eşari ve eee Şafii ekseninde kurulmuştur. Çok eee o gün için çok önemli bir işleve sahipti. Yanlış değildi ama giderek içine kapandı. İçine kapandı ve dışarıdan, yani şöyle bir örnek vereyim. Dışarıdan etkilenmeye derken duvar örmeye başladık. Etki gelmesin derken duvar yükselttik. Daha sonra baktık ki biz duvarın içinde biz kendimiz hapsolduk. Dışarıda hayat devam ediyor. Yani dini düşünce, dini anlayış, İslami ilimler önceleri çok iyi başladı. Yani soyutlama yaptı, ilkeleri çıkardı ve dinin evrensel mesajı şey var. Bir Hani tarifi tarif ederler, efradını cami, ayarını mani. Yani ş misal bir örnek vereyim. Mesela diyor ki, Medine'ye dışarıdan eee mal getiren üreticileri şehir dışında karşılayıp, şehrin dışında onlardan mal almayın diyor. Şimdi bir bu Medine düzen, bir düzenleme. Şimdi siz bunu ilkeye çevirmeniz lazım. Burada ne anlatıyor? Veya işte eee buğdayın ıslahını alta kurusun, üste koymayın diyor. E esnaf diyor, üreticiler adına alım satım yapmasın. Onlar kelsin, böyle yapsın diyor. Bütün bunları topluyorsunuz. Ne istiyor bizden? Bir ticaret ahlakı istiyor. Ticarette dürüstlük istiyor. Burada şehir dışı, şehir içi, hurma, buğday önemli değil. Burada, burada bir Müslüman yaptığı iş şöyle anlayabilir. Mesela zaman gelir, üretici şehir içine getirebilir. Yani şehir dışında alınabilir vesaire. Ama ahlakı korumak lazım. Ahlakı, davranış ahlakını, dürüstlüğü, doğruluğu, salih ameli. Yani Müslüman elinden, dilinden, her şeyinden insanların güvende olduğu kimse. E bu sonuç çıkıyor. Kendine yapılmasını istemediğini bir başkasına yapma. Müslümanlığın ölçütü di. Peygamber bak şimdi bu ilkeleri görünce anlıyoruz ki konu burada çok daha ilkesel. Sünnet olan bu. Yani tamam, belli formlar var