📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Kırklar neyin sembolüdür? (Prof. Dr. Osman Eğri & Dursun Gümüşoğlu)

Öteki Gündem18:13

Transcription

Bu Acemi Tekin sormuş, "Hz. Ali'nin resmini sorar mısınız? O çok bildik bir resim vardı, o Hz. Ali midir?"

"Köşe mailden hareketli, yakın zamanı gelmiş, yapılmış bir şey." demiş birisi. "Bu büyük ihtimalle de İran, yani Şii kaynaklı. Çünkü o şey kısmı onu andırıyor. Lan, son derece yakışıklı bir çizim. Öp abi, Peygamberimizin de malum tarifleri var yani vücut özellikleri ile ilgili, onlardan yola çıkılarak bir tasviri bir şey."

Peki, devam ediyorum. Hz. Ali'nin cifir ilmi ile yakından ilgilendiği doğru mudur?

Rafet Gün, "Seçeneğe biraz öncesi zaten sordunuz ya soruda joker ile alakalı. Evet, doğrudur. Yani bazı alimler onu tevarüs etmişlerdir. İmamı Gazali de mesela bu ilmi bildiğini biliyoruz. Günümüze yakın pek çok âlim bu cifir ilmini kullanmışlar. Ebced, ilm-i cifir ilmi. İmam Cafer Sadık Hazretleri zaten şu 16 imam, İmam Cafer Sadık Hazretleri kimya ilminde, hem simya ilminde, hem optik matematik hesabı, hem de s astronomi ilimlerinde, optik söylediğimi söyledim ve bütün bu ilimlerde çok önemli bir şahsiyettir. İmam Cafer Sadık zaten İmam Azam İbrahimlerin de hocasıdır. Yani tanıdığımız tek âlimi hocalığını yapmıştır İmam Cafer Sadık."

Şimdi İmam Cafer Sadık demişken, o zaman hemen sana geçmek istiyorum. İmam Cafer Sadık'ın buyruğunda bu olayın kaynağı yazar diye çok bilinen bir mevzu vardır. Doğrusu bu mudur diye de tabii soracağım. Hz. Peygamber mirastan döndüğü zaman bir meclise geliyor, yanılmıyorsam değil mi? Orada 39 kişi var. Üstelik bu mevcut kadın ve erkeklerden oluşuyor. 22'si erkek, 17'si kadın deniyor. Ee, Hz. Muhammed diğer gösteriliyor, o da gösterilen yere oturuyor. Hz. Ali de mecliste de tesadüfen Hz. Ali'nin yanında oturuyor. Hz. Muhammed soruyor, "Size kimler denir?" diye. O da cevap veriyor, "Bize Kırklar denir." "Ama burada 39 kişi saydım." diyor. "Selman-ı Pak fazladır." diyor. "Peki, sizin oğlunuz, büyüğünüz, küçüğünüz kim?" diye sorar Hz. Muhammed. Gelen yanlış olur, "Bizim küçüğümüz büyüğümüz yoktur. Küçüğümüze uludur, büyüğümüz doludur. Birimiz kırkımız, kırkımız birimizden." Bunun üzerine Hz. Muhammed meclisten bunu kendine kanıtlamaları söyler. O sırada Hz. Ali kolunu uzatır, gömleğini sıyırır. İçlerinden biri "Destur!" diyerek bıçağın ucuyla kolunu hafif kanatır. Kolundan bir damla kan akar. Ola, her canın kolundan birer damla kanın gelmesi izler ve 40'ıncı canın bir damla kanı da pencereden içeri girer. Bu Selman-ı Pak'ın kanıdır. Sonra Hz. Ali kolunu bağlar, hepsinin kanaması kanaması durur. Selman-ı Pak da dönüşte bir üzüm tanesi getirir, onu Hz. Muhammed'e verir. Bölüştürme sinisterra, bu Muhammet Bey kapta üzüm tanesi ezer, çıkan de meclisteki kadın erkek canlara dağıtılır. Kırklar üzüm suyu içer, hep birlikte mesul olurlar. "Ya Allah!" deyip semah dönerler. Hz. Muhammed onlara katılır, büyük bir coşkuyla. 5 tarihinde semah döndürürken Hz. Muhammed'in başından sırrı imamesi düşer. 40 parçaya bölünür. Kırklar parçaları bellerine bağlarlar, kemerbest olurlar. Dönüşte ümmetine anlatırken yaşadıklarını, içeriye Hz. Ali gider, peygamberin önüne ağzından çıkardı yüzü koyar. Olaydan sonra da "Allah'ın Aslanı" denilmiştir. Ve bu biraz da hikayenin başı, alan aslı meselesi bu. Nedir şimdi bu?

Tabii, ama gerçekten olmuş yaşanmış bir olay mıdır? Değildir. Yani kaynaklarda bu kitaplarında bu anlatılıyor. Fakat Batu olup olmadığından ziyade, bence sembolik açıdan bakmak lazım. Yani bu kız söylenceye veya menkıbe veya mitolojik olarak anlatılan bu olaya. Birincisi Miraç, yani Kırklar Meclisi nerede? Miraç'ta. Yani Peygamber Efendimiz Aleyhisselam 92 lan konuştu ya, 30.000 kelamını İmam Ali'ye verdi hazır olarak. İmam Ali kimlerle paylaşacak bunu? Kırklarla paylaşacak. Yani Anadolu'da mesela çok yaygındır, üçler, beşler, yediler, Kırklar, 300'ler, hatta ellerinde. Şimdi o Kırklar, birincisi 22 tanesi erkek, 17 tanesi kadın, aslında toplumu sembolize ediyor. Hani Cemile biraz önce sordunuz ya, bayanlar nerede oturuyor, erkekler nerede oturuyor? O meclis Kırklar Meclisi. Zaten dönen de Cem'de Kırklar Semahı'dır. Yani insanlar kendilerinden geçerler. Peki, orada şerbetli içerler. Aynı şekilde şerbet, hangi şerbet? Tren gül şerbeti dir. Çünkü engin üzerinde birazcık durayım. Neden üzüm? Yunus'un bir muamma aslında anlatıyor bunu. "Çıktım erik dalına, anda yedim üzümü. Bostanı sık akıyor, derneği yersin kozumu." Yüklüyoruz. Tam günümüz Türkçesiyle bu, "Erik ağacına çıktım, üzülüyordum. Bostanın bekçisi için ceviz yiyorsun diye bana kızdı." Türkçesi bu. Şimdi kimse bunu anlamıyor tabii. Ne demek ya bu muamma? Yani bilmece diyelim. Yazması Hazretleri, o da babası Nakşi, ilk şehir Kadiri, sonra halveti, bir elbet müdürü, Niyazi Mısri, Malatyalı, Allah sırrını mübarek eylesin. Ne yazmışsın içeriye diyor. Yunus Emre'nin muammasını. "Elif şeriat kapısıdır. Niye erik? Bizim Anadolu'da Yunuseli derler, çok ekşidir. İnsanın işini kamaştırır. Bir tanesini yiyemezsiniz. Kenarını bilmiyormuş. Denediniz Anadolu'da olur. Daha ederler buna aşısıdır. Bir tanesini ağzınıza asıl diyemezsiniz. Şeriat Elif gibidir." İşte o demek yani, eğer siz ibadetin esprisini kavram aldıysanız, yani biçin emredildiğini, ondaki o ruhun alacağı, kalbin alacağı, gönlün alacağı lezzeti hissetmediyseniz, o zaman zor gelir size. Yani bir şey yasak edilmiştir ama sizin nefsiniz onu çeker, uzak durursunuz ama zorunlu olarak uzak durursunuz. Ama üzüm tatlıdır, zihnin tadına alırsınız. O zaman sadece farz olanların yerine getirmezseniz, artık daha fazlasını, yani sadece namazda değil, diğer zamanlarda Allah'ı zikredersiniz, anlarsınız, istiğfar edersiniz, salavat getirirsiniz, Allah'a yakınlaşmaya dersiniz. İşte bu üzüm, üzümü al, bir salkımı yiyebilirsiniz ama çekirdeği var. Bard eder ki, "Talibe gelme, gelme dönme, dönme. Gelenin malı gider, dönenin canı gider." Bu bir tarihin Azeri indir. Demirden leblebi çiğnemeye benzer, ateşten gömlek giymeye benzer. Ne demek ki gelindiği zaman çekirdeği, insan razı olacak ama zevkine almaya başladığınız artık ibadeti gece ibadet ediyorsunuz. Diyor ki Hacı Bektaş Veli Hazretleri, "Bir şey ya kapısında ibadetlerini yapanlar ilmel yakin yaparlar. Tarikat kapısında, yani üzümde ibadetlerini yapanlar aynen yakin yaparlar. Allah'ı görüyor gibi ibadet ederler. Bu Ali'dir." İşte diyor ki, "Gözümden kalp perdesi alan, saim anında bir artma olmaz." Ve Niyazi Mısri söylüyor bunu yine. "Tüh fiyatı kuşağında ben Allah'ı gördüm, bildim, buldum ve gördüğüm Allah'a ibadet ettim. Görmediğim Allah'a ibadet etmedim." Ben diyor, Ali. İşte Miraç neydi? Allah'la görüşmek. Ya Allah'ı görmek. Ya bu sır, Allah'ı görme sırrı. İşte Allah'la bir olma. Hakk'ı Ali'nin ve al hakkı hak Ali ile beraberdir. Allah atla beraberdir. Bir de talip veya salik hakla beraber ol. Bir tarikatla başlıyor bu. Diyor ki Hacı Bektaş Veli, "Şeref kapısından namaz kılanları insanlar sever. Derler ki, bak camiye gidiyor, ne güzel ehli kıble, anlı secde var. Ya bu insanın namaz elde, cami eli. Ama tarikat kapısında ibadetini yapanlar melekler sever. Niye? Çünkü sadece gündüz ibadetini yapmıyor, gece ibadetini yapıyor. Denekler görüyor. Sadece insanlar görmüyor, sadece melekler görüyor. Onu da hakkalyakin var. Hakkalyakin dene melekler görüyor, ne insanlar görüyor, Allah görüyor. Bu ibadet Allah için yapılıyor. Ne cennet için, ne cehennemden çekilmek için." Tasavvuf, belki bu hakikate geldik. Hakikat neydi? Hay katta ceviz. Cevizin kabuğu var, kırmak zor. 11 kırarsanız içinde 4 parçası var. Burada dört kapı, kırk makamı sembolize ediyor. Şimdi niye bunun anlattık? Yani niye gerek var diye biraz önce soruldu ya? Yani benim maksat erikten üzüm ve üzümden ceviz ulaşmaktır. Peki, yani illaki şart mıdır? Tabii ki elbette şart değil. Yani bir insan normal ben işte şeyler kapısını ibadetlerimi yapayım, haramlardan uzak durayım, yani normal bir Müslüman olarak mutlu olarak hayatını yaşayan diyebilir. Kimine göre zaten fazlası fuzulidir. Sana bakın şöyle bir durum var. Fare ağabey diyor ki, "Eğer insanların ruhlarındaki eğilimi iyiliğe doğru yönlendirme seniz, kalplerindeki o insanları iyi yapmak mümkün değil." Yani insanları kanun zoruyla tutmak, iyi yapmak mümkün değil. Şu çok merak ediliyor ve aslında bilinmesi lazım. Alevilik, şiiliğin bir kolu mu? Hayır. Yani Türk olan hayır. Bildiğin İran'da kişilikle ben şey yok. Muzaffer Bey'in aynı şey değil. Çünkü İran şiiri, İmam Caferi Sadık o kayıp hükümlerini esas almıştır. Mıra Anadolu Aleviliği, Anadolu derken yalnız Anadolu'da ve Balkanlar'da tabii bu işin bir devamı. Bulgaristan'da, aşkla, Makedonya'da veya şeyde Yunanistan'da. Onlar da bu işi daha biraz önce anlatılan mana tarafını daha esas almışlardır. Yani temel kavramlar var, kavramları temellerini bir problem yok. Onların yorumlarında, algılarında farklılıklar vardır. Ruh tarafına daha çok önem vermişlerdir. Dolayısıyla Türkiye Aleviliği eşittir bir an şiiri anlamına gelmez. Hatta şöyle söylenebilir. Yani şimdi Ehlibeyt sevgisi yönünden, o elbise ki zaten dinin bütün temelinde bir. Yani bilen bütün bütün Müslümanlar Ehlibeyt'i sevmek zorundadır. Çünkü Kur'an'ın emridir bu. Onu biz diyor, "Ehlibeyt'i tertemiz yapmak, Allah yer tertemiz yapmak ister." Diyor şeydi. O bakımdan oh be. Yani yine mesela şey demin civarı sayesinde diyor ki, "Her kim ki ehli sünnettir, Belediyesi ehli işi alır." Diyor. Bu her kim ki ehli sünnetin şöyle Akın yanlış anlaşılmasın. Her kim ki samimi anlamda, yani Ehli Sünnet derken biz Eylül süre sadece Hanifi, işte Amerika, şey Şafi alıyoruz. Yani her kinki peygamberin sünnetine habidir, habi olduğunu iddia ediyorsa, o zaman Ali'nin haklılığını, Ali'nin yüceliğini, Ali'nin farkını tasdik etmek durumundadır. Her kim gidiyor tersinden bakıyor, ehli şeyi aysaba, yani beni Ali'nin haklılığına inanıyor, Ali'nin peygamberin sadık bir bendesi olduğuna inanıyorsa, o zaman peygamber yolunda gidiyordur anlamı çıkıyor. Yani biraz önce konuşmamızın ilk başında hocanın anlattığı verdiği örneklerdeki hadislerle den daha doğrusu hadisleri tasdik eder mahiyettedir. Biz Ehli Sünnet deyince sadece ve sadece Hanifi olarak anlıyoruz veya genel algı bu şekilde. Aslı, evet, sünnet peygamberin uygulama şekilleridir. Bir Kur'an bu işin aslıdır. Peygamberin uygulama şekillerini kabul, bütün İslam alemini ilgilendiren şeydir. Ama peygamber öyle mi uyguladığı, böyle uyguladığı tartışılan konu. Buradaki farklılık, bilmem anlatabiliyor muyum? Eklem olarak şöyle ilave edebilirim. Şimdi yaş ilik veya ismi aşırıya siyasi dediğimiz 12 mafyası dediğimiz Caferilik, bugün İran'da yoğun olarak, bazen Baycan'ın bir kısmında, Irak'ta yaşanan, Suriye'nin bir kısmında yaşanan Caferilik, beyaz Suudi Arabistan'da. Şu, biraz önce dedik ya erik, üzüm, ceviz ilik seviyesinde bir İslam anlayışıdır. Yani fıkıh Müslümanlığıdır. Ben şeriat kapısında İslam'ı anlayan, fıkıh olan, kendine göre bir doktrine olan bir anlayıştır şiirlik. Ama Alevilik-Bektaşilik tasavvufi bir anlayıştır. Tasavvufi anlayışlı, yani irfan iyi bir gelenekle, Kalender söyledim, Ah seri, maarif-i irfan sen diyor Hz. Ali'ye, "Bir fanm ariflerin marifetin kaynağını hazinesisin sen." diyor. İslam'ı böyle anlamaktır tasavvufi bir Alevilik bir Anadolu'da leveli. Buradan şuraya geleceğim. Bu aslında bizim için bir avantajdır. Pelin Hanım, niye avantaj biliyor musunuz? Yani bunu bilmek yetmiyor, sadece avantajını da biraz insanlarımız görsün. Bu Türkiye'deki ve İslam'ın Ehli Sünnet İslam olarak ifade ediyoruz biz. Ehli Sünnet İslam'ı dediğimiz zamanda sadece doktrinler anlamda şeriat kapısındaki Müslümanlık olarak algılıyoruz. Şimdiye kadar insanlara din böyle öğretildi. Ya İslam deyince camiye gitmek, namazını kılmak, orucunu tutmak, hacca gitmek, zekat vermek olarak öğretildi. Halbuki sadece bu değildi. Mevlana Celaleddin Rumi vardı, Ahi Evran veri vardı, Hacı Bayram Veli vardı, Eşrefoğlu Rumi vardı. Yani irfaniye gelenek sadece Alevli mahsus değildi. Biz bunu unuttuk. Bir nevi unuttuk. İnsanlarımıza dinin bu yönünü anlatmayı ihmal ettik. Bu yönünü bilenler, mesela Alevi-Bektaşi daha kolay anlıyorlar, daha kolay aradaki benzerlikleri kurabiliyorlar ve empati yapabiliyorlar. Ama bilmeyince, yani işte biz camiye gidiyoruz, Aleviler camiye gelmiyor diye düşünebiliyor. Arama bir nevi değil, şöyle görüyor. Ya ben camiye gidiyorum, de öyle bir hale gidiyorum. İşte Alevide bu Tekkesi, Dergahı gibi olan Cem evine gidiyor. Yani benim yaptığım bir çeşitli mide, bir başka versiyonu da o yapıyor diyor ve anlaması kolaylaşıyor. Dolayısıyla biz iki eleştiriyoruz. Bugün aslında güldünüz yüzünüze bak verdiğiniz örnekleme olacağım yere gidiyor. Ondan sonra Tekke'de gidiyor dediniz. Yani burada galiba tam camiye gideceğim yine de gidiyor gibi olmuyor değil mi? Yani yok, öyle öyle mi oluyor abi? Yani şimdi Alevilerden çok insan var camiye de giden, cennete giden. Aslında istenen ideal de odur. Şeriat, tarikat yoldur, varana marifet, hakikat an'dan içeru. Şeriatsız tarikat bilinmez, marifet hakikat bulunmaz. Şimdi eğer bir insan bunu yapıyorsa, bir Mevlidi'nin, bir kaderinin, bir kaybettiğinde yaptığını yapıyordur. Bunu anlamak için insanlarımızın anlayabilmesi için İslam'ı sadece camiye gitmek olarak algılaması lazım. Öyle algıladığımız zaman problem çıkıyor. Hac farizası var mı? Ya gidenler var tabii Ali vatandaşlarımızdan. Hele büyük bizimkiler imizin ve şehitlerimizin menkıbeleri var ki, işte Munzur Baba'dan tutunda Koyunbaba'ya kadar, Hacı Bektaş Veli'nin kısmına kadar pek çok menkıbe de hacca gidip geldikleri sıra Hacı Bektaş Veli'nin kuvvesinde daha çocukken Lokman-ı Perende hacca gittiğinde canım işi istediğinde Türkistan mahsus bir helva yemeği, o yemeğin canı çektiğinde az Bektaş Veli'nin ana gel dengede koydurup bakır kaba götürüp hocasına takdim ettiği anlatılır. Ya Hacı Bektaş Veli ediyoruz zaten. Yani bakın, biraz önce kıble, Kabe kıblegahımızdır. Babaerenler de okudu, hani benim bu fareyi selam bizim padişahımızdır. Kabe kıble, kıblegahımızdır. Hacı Bektaş Veli kendi Alevi olarak yok, yok anılıyor mu? Yani öyle bir ona cevap verdi babaerenler. Şimdi Alevi olaraktan ne anlıyoruz biz şeydi, Sadat? Şimdi hani dedik ya, Alevi ve Alevi kelimesi esasında bir toplumun geneline isim olarak verilmesi 200-300 yıllık bir tarih. Ama böyle bir topluluğu yok. Allah acı değil. Şimdi tabii hazırlık şu sebeple soruyor. Bütün Alevilerin kilidi Hacı Bektaşi Veli, 13. yüzyılda ki temsilcisidir. Yani o ben bir yol açıyorum ya da nasıl diyeyim ben bu düşüncenin prim veya böyle bir tanım. Hani ben onlar gibi kartondan video ben aleviyim. Yok yok, onlar zaten bu defa ben ifadesini kullanmazlar. Yani şöyle yapalım isterseniz, hadi panelde sordular, yoktu tabii canım. Hacıbektaş bütün yani görüldüğünü anlattı ya, yani Balkanlar'a kadar gitmiş bu. Ama bu tarikat, yani Arnavutlar, Arnavutlar Bektaşi, bugün Bulgarlardan Bektaşi olanlar var ve Kosova'da Arnavut Bektaşiler var. Hatta hatta Mısır'da Kahire'de Kaygusuz Abdal Dergahına bağlı olan Arap Bektaşiler var. Yani Hacı Bektaş Veli Hazretleri şöyle, yetmiş iki millet edevlet olan bir insan. 72 millete bir gözle bakan insanlar. Bunu onlar insanlara ayırt etmeyi terk eden insanlar. Hani Mevlana Celalettin Rumi diyor ya, "Penanın biz ayırmaya değil, birleştirmeye geldik." Hacıbektaş biraz etlerinde Anadolu'ya geldiği zaman insanları ayırt etmesi mümkün değil ki. Karne zamanı ayırt etmemiz Halis, yani fazla şey gönderiyor. Hadi düşüncesinin neresi bu?