Transcription
Evet arkadaşlar, böyle eee bir 20 dakikalık bir özet var. Önce onu bir dinleyeceğiz. Bu arada bir yayını hızlıca beğenelim. Eee, daha önce yapmış olduğumuz bir salat münazarasının eee kısa özetini bakalım nasıl değerlendirmişler ona bakacağız. Şimdi onu açacağım. Onu dinleyeceğiz.
Arkadaşlarınıza yapacağımız bu derinlemesine yolculuğa hoş geldiniz. Bugün eee gerçekten çok temel ama bir o kadar da kafa karıştırıcı bir soruyla karşılaştık aslında.
Evet.
Kur'an'da geçen salat kelimesi tam olarak ne ifade ediyor? Yani hepimizin bildiği, uyguladığı o ritüel şeklindeki ibadet mi? Hani namaz dediğimiz?
Yoksa başka bir anlamı mı var?
Yoksa Kur'an bu kelimeyle bize çok daha farklı bir şey mi anlatmaya çalışıyor? İşte bunu kurcalayacağız biraz.
Eldeki kaynakta tam bunun üzerinde yani Kur'an ayetleri üzerinden bu konuyu şey didik didik eden bir YouTube sohbetinin dökümü. Farklı yorumlar var. Bayağı çarpıcı iddialar da var.
Amacımız da zaten bu. Bu farklı bakış açılarını, argümanları size aktarmak, üzerinde beraber düşünmek.
Aynen. Yalnız şunu başta belirtelim. Biz burada sadece bu kaynakta dile getirilen fikirleri, yorumları ele alıyoruz. Kendi yorumumuz değil.
Kesinlikle. Ve kaynakta hemen başta belirtilen çok kritik bir nokta var. Namaz kelimesi Kur'an'da geçmiyor. Bu önemli.
Evet. Bu çok temel bir bilgi aslında.
Bütün tartışma salat kelimesi etrafında dönüyor. Peki bu kaynakta salat nasıl yorumlanıyor? Anladığım kadarıyla iki ana damar var gibi değil mi?
Aynen öyle. İki ana görüş belirginleşiyor. Bir tarafta salatın köken olarak sıla kelimesiyle bağlantılı olduğu fikri var. Yani yaratıcıyla kurulan bir bağ anlamına geldiği düşünülüyor.
Bağ yani sıla gibi.
Evet.
Evet. Evet. Bu yoruma göre bu bağ hem kişinin içsel gelişimini yani manevi bir dönüşümü hem de bunun dışa vurumu olabilecek bazı fiziksel ifadeleri içerebilir. İşte kaynakta kıyam, rüku, secde gibi duruşlara atıf yapılıyor bu bağlamda.
Yani bu görüş bildiğimiz o ritüel şeklinin hani namazın tarihsel bir kökeni olabileceğini kabul ediyor ama belki zamanla özünden biraz uzaklaşmış olabileceğini mi söylüyor?
Hı hı. Odak noktası daha çok o kişisel bağ ve niyet mi oluyor o zaman ritüelin kendisinden ziyade?
Tam olarak öyle. Hatta bu görüşü savunanlar şöyle bir argüman da getiriyor. Kur'an diyorlar daha önceki bazı uygulamaları tamamen yok etmek yerine onları düzeltmiş. Doğru yöne kanalize etmiş.
Hım. İlginç. Örnek var mı buna?
Mesela Fussilet 37. Hani güneşe ve aya secde etmeyin. Allah'a secde edin diyor ya ayet.
Evet. İşte bunu deliltiriyorlar. Yani diyorlar ki bakın secde eylemi var. Bu bir gerçek ama nesnesi yanlış. Hani güneşe aya yapılıyordu. Kur'an diyor ki hayır Allah'a yapın.
Anladım. Yani eylemin kendisi var kabul ediliyor. Sadece yönü düzeltiliyor. Bu da salatın bir tür eylem olarak var olduğunu gösteriyor bu bakış açısına göre.
Aynen. Bu görüş Kur'an'da geçen salatül fecir yani sabah salatı ve salatül iş yatsı salatı gibi belirli vakitlere işaret eden ifadeleri de kendi argümanı için kullanıyor.
Ha evet. O zaman belirli vakitlerde yapılması gereken bir eylem olduğu fikri güçleniyor bu yoruma göre.
Evet. Bu ifadeler sanatın belirli vakitlerle ilişkilendirilen bir yönü olduğunu düşündürüyor. Ama...
Ama...
Ama kaynakta bir de tam tersi yani buna taban tabana zıt bir görüş var ve o da oldukça güçlü argümanlarla savunuluyor.
İşte işin rengi burada biraz daha değişiyor. O zaman bu ikinci görüş ne diyor peki? Salat bildiğimiz ritüel değil mi? Yani...
Bu görüşe göre hayır. Kesinlikle ritüel bir ibadet değil. Çok daha geniş kapsayıcı bir anlamı var. Usulüne uygun yapılan bilinçli, hayır ve destek içerikli tüm iş ve eylemler.
Vay canına. Yani bayağı geniş bir tanım bu. Allah'ın rehberliğine uygun yaşamak, topluma faydalı olmak, doğruyu desteklemek hepsi salat mı yani bu görüşe göre?
Aynen öyle. Destek olmak, yardım etmek, doğru yolu göstermek hepsi bu kapsama girebilir diyorlar. Peki bu oldukça iddialı yorumunu neye dayandırıyorlar? Yani kaynakta hangi deliller öne çıkıyor bu görüş için?
Birkaç tane kilit nokta var üzerinde durdukları. Mesela Kur'an'ın ataların yolunu körü körüne izlemeyi eleştiren ayetleri. Hani Araf 173, Maide 104, Bakara 170 gibi ayetler var ya.
Evet. Atalarımızı bu yolda bulduk diyenleri eleştiren ayetler.
İşte onları sıkça vurguluyorlar. Yani atalarımızdan böyle gördük mantığının Kur'an tarafından reddedildiğini, dolayısıyla bugün geleneksel dediğimiz ritüelinde sorgulanması gerektiğini ima ediyorlar.
Mantıklı bir başlangıç noktası. Başka?
Özellikle ayetler üzerinden nasıl bir mantık yürütüyorlar?
Bakara 43. ayet mesela çok önemli bir argümanları. Ayet diyor ki salatı ikame edin, zekatı verin ve rüku edenlerle birlikte rüku edin.
Evet.
Şimdi burada durup soruyorlar. Eğer rüku yani o eğilme hareketi zaten salat dediğimiz ritüelin içindeyse hani namazın bir parçasıysa neden ayrıca belirtiliyor?
Aynen. Neden Allah ayrıca rüku edenlerle birlikte rüku edin diyor? Bu çok kritik bir soru. Bu durum rükunun belki de salattan bağımsız daha genel bir anlamı olabileceğini düşündürüyor. Belki boyun eğme, teslimiyet gösterme gibi.
Bu gerçekten düşündürücü bir nokta. Hiç bu açıdan bakmamıştım. Başka ayetler var mı bu görüşü destekleyen?
Olmaz mı? Mesela Nisa 43. Sarhoşken salataya yaklaşmayın. Ne dediğinizi bilineceğe kadar.
Evet. Bu da çok bilinen bir ayet.
İşte bu da kilit argümanlardan biri. Diyorlar ki bu ayet salatın kesinlikle bilinçli yapılması gereken, ne söylediğinin farkında olarak icra edilmesi gereken bir eylem olduğunu gösteriyor. Öyle otomatik pilota bağlayıp yapılamaz.
Hı hı. Oysa geleneksel ritüeli yani namazda çoğu zaman okunanların anlamı tam bilinmiyor değil mi? Özellikle Arapça bilmeyenler için.
İşte tam da bunu söylüyorlar. Bu ayet diyorlar bilinçli katılımın ve anlamanın salatın özü olduğunu vurguluyor. Anlamını bilmeden tekrarlamak bu ayetin ruhuna pek uymuyor gibi.
Yani salat böyle mekanik bir şey değil. Aksine zihinsel ve bilinçli bir katılım gerektiriyor bu yoruma göre. Bu Bakara 44'ile de bağlanabilir mi acaba? Hani kitabı okuyup dururken insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz diye soran ayetle? Orada da salattan bahsediliyordu sanki.
Kesinlikle çok iyi bir bağlantı. O ayetle salatın sadece fiziksel hareketlerden ibaret olmadığını, tam tersine kutabı okumak yani Kur'an'ı anlamak ve onunla amel etmekle, onun gösterdiği iyiliği hayata geçirmekle doğrudan ilişkili olduğunu gösteriyor. Bu bakış açısına göre salat o iyiliği yapma eylemiyle iç içe.
Peki bir de şu mesele var. Allah'ın ve meleklerin salat etmesi. Ah 43 ve hadit 9'da geçiyor. Bu geleneksel yorumda bu genellikle rahmet etmek, mağfiret dilemek olarak anlaşılır. Ama bu ikinci görüş bunu nasıl açıklıyor? Yani Allah ve melekler ritüel mi yapıyor?
İşte bu nokta ikinci görüş için belki de en güçlü dayanaklardan biri. Diyorlar ki Allah'ın ve meleklerin salat etmesi insanlara böyle dua etmekten çok daha fazlası. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için yol göstermesi, destek olması, ayetler indirmesi anlamına gelir.
Yani Allah'ın salatı, onun rehberliği, yardımı, desteği.
Aynen öyle. Bu da gösteriyor ki salat kelimesinin temel anlamı aslında destek olmak, yardım etmek, doğru yolu göstermek. Ritüel değil.
O zaman şöyle mi anlamalıyız? Salat kelimesi Kur'an'da geçtiği her yerde birebir aynı anlama gelmek zorunda değil. Bağlama göre değişiyor.
Tam olarak bunu savunuyorlar. Bağlam çok önemli. İnsanın salatı belki Allah'ın rehberliğine uymak, hayırlı iş yapmak iken Allah'ın salatı bu rehberliği sağlamak, destek olmak olabilir. Meleklerin salatı da bu süreçteki görevleri olabilir. Yani kelime aynı ama faile göre anlamı şekilleniyor.
Anladım. Peki biraz daha derine inelim mi? Şu ritüelle özdeşleşen temel hareketler kıyam, rüku, secde yani ayakta durma, eğilme, yere kapanma. Kaynak bu kavramları nasıl ele alıyor? Burada da mı farklılıklar var?
Hem de nasıl. İlk bahsettiğimiz yorum var ya hani salatı daha çok bağ ve belki kısmi ritüel içeren bir eylem olarak gören.
Evet. Onda bile bu kavramların ille de böyle kas katı fiziksel duruşlar olmak zorunda olmadığı söyleniyor. Kaynaktaki bir ifadeyle bunlar belirli eylemlerle veya içsel durumlarla ulaşılan kazanımlar ya da haller olarak görülebiliyor.
Yani mesela secde sadece alnı yere koyma eylemi değil. O eylemle ulaşılan teslimiyet hali, o manevi durumu mu?
Aynen öyle. Fiziksel hareket bir sembol ama asıl önemli olan o sembolün işaret ettiği manevi kazanım veya durum.
Kaynakta ilginç bir dil detayı vardı bu konuda hatırlıyorum. Haraf fiile. Yani yıkılmak, düşmek, kapanmak gibi anlamlara gelen bir kelime.
Evet. Harra.
Onun hem ruku için Sad 24'te Davut için hem de secde için, secde 15'te müminler için kullanıldığına dikkat çekiliyor. Bu ne anlama geliyor peki?
Bu durum şöyle yorumlanıyor. Demek ki her iki eylemin de özünde benzer bir teslimiyet, bir boyun eğme, kendini bırakma veya bir sonuca varma hali var. Yani yine vurgu fiziksel hareketin kendisinden çok o hareketin temsil ettiği içsel duruma veya ulaşılan manevi mertebeye kayıyor.
Anladım. Peki diğer görüş yani salatı tamamen hayırlı eylem olarak yorumlayan görüş bu kıyam, rüku, secde kavramlarına nasıl bakıyor? Onlar fiziksel anlamı tamamen reddediyor mu?
Evet. Onlar bu kavramları tamamen sembolik ve eylemsel olarak yorumluyor. Fiziksel duruşlarla pek ilgisi yok diyorlar. Kıyam mesela sadece ayakta durmak değil. Bir yanlışa, bir haksızlığa, bir zulme karşı dik duruş sergilemek. Hani Kehf suresindeki gençlerin durumu gibi.
Hı hı. O mağaradaki gençlerin zalim düzene karşı duruşu.
Aynen. Rüku ise fiziksel olarak eğilmek değil. Allah'a yönelmek. Ona boyun eğmek, tevazu göstermek. Sad 24'teki Davut'un hatasını anlayıp rabbine yönelmesi gibi. Hatta kaynakta Maide 55'teki o meşhur Hz. Ali'nin rükudayken yüzük verdiği rivayetinin de mantıksızlığına değiniliyor bu bağlamda. Yani hem rüku halinde olup hem yüzük vermek falan pek akla yatkın değil deniyor.
Anladım. Peki secde o da mı fiziksel değil bu yoruma göre? Alnı yere koymak değil mi? Yani...
Bu yoruma göre değil. Secde hakikate, bilgiye, özellikle de Kur'an ayetlerinde boyun eğmek, onları kabul etmek ve onlara teslim olmak demek. İnşikak suresindeki o ayetler çok çarpıcı bu konuda. Onlara Kur'an okunduğu zaman neden secde etmiyorlar? Yani neden teslim olmuyorlar? Neden boyun eğmiyorlar?
Evet. Orada fiziksel secde pek mantıklı durmuyor gerçekten.
Aynen. Ayrıca Rahman suresinde, Hac suresinde geçen yıldızların, ağaçların, dağların secde etmesi. Bunlar nasıl fiziksel secde edecek? Bunun ancak Allah'ın koyduğu yasalara, evrendeki düzene boyun eğmek anlamına gelebileceği vurgulanıyor. Yani teslimiyet.
Ali İmran 43'te Meryem'e yönelik emirde de bir tuhaflık var. O zaman bu açıdan bakınca secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et deniyor. Sıralama ters gibi.
Evet. Geleneksel ritüelde bildiğimiz sıra önce rüku sonra secde ama ayette önce secde emrediliyor. Bu da bu kelimelerin belki de ritüel bir sıradan bağımsız daha derin sembolik anlamları olabileceğini düşündürüyor bu görüşe göre.
Çok ilginç. Ve Fusulla 37'deki o güneşe ve aya secde meselesi. Sanırım iki yorum arasındaki farkı en net burada görüyoruz.
Kesinlikle. Bir taraf hani daha geleneksel bakan taraf diyor ki ayete bakın çok açık. Güneşe ve aya secde etmeyin. Allah'a secde edin diyor. Demek ki secde eylemi var ama yanlış objeye yapılıyor. Kur'an bunu düzeltiyor, Allah'a yönlendiriyor.
Gayet mantıklı bir çıkarım gibi duruyor ilk bakışta. Peki alternatif görüş buna nasıl cevap veriyor? Onlar güneş ve ayı nasıl yorumluyor? Secde etmeyin derken ne kastediyor?
Onlar diyor ki, "Hayır burada güneş ve ay kelimesi kelimesine alınmamalı. Bunlar mecaz. O dönemin veya aslında her dönemin güçlü otoritelerini insanları peşinden sürükleyen ama Allah'ın rehberliğinden uzak olan figürleri, sistemleri, ideolojileri temsil ediyor."
Yani...
Yani ayet diyor ki Allah dışında otoritelere, güç odaklarına boyun eğmeyin. Onların peşinden gitmeyin. Sadece Allah'ın rehberliğine, vahyine teslim olun. Kaynakta hatta güncel bir benzetme yapılmış. Biraz sivri bir dille zamanın Diyanet İşleri Başkanı gibi otoritelere değil Allah'ın vahyine uyun gibi bir anlam çıkarılıyor.
Oo, bayağı iddialı bir yorum.
Evet. Yani mesele fiziksel olarak gök cisimlerine tapmak değil. Allah dışında otoritelerin rehberliğini kabul etmek. Seba Melikesi'nin güneşe tapan kavmi de bu şekilde yorumlanıyor. Onların güneşe tapması aslında güneşi sembolize eden yöneticilere veya onların koyduğu yasalara düzene uymaları olarak anlaşılıyor.
Bu da bambaşka bir kapı aralıyor tabii. Peki Şuayb Peygamberin salatı Hud suresi 87 kavmi ona senin salatın mı bize atalarımızın taptıklarını bırakmamızı emrediyor diye soruyor. Bu nasıl yorumlanıyor bu iki farklı mercekle?
Evet. O da önemli bir nokta. Bir yorum diyor ki kavmi Şuayb'ın Allah ile olan o özel manevi bağına, o ilişkisine, o bağdan aldığı güç ve emirlere itiraz ediyor. Yani onun o kişisel dindarlığına, ibadetine takılıyorlar. Senin bu namazın mı bize bunları söylüyor der gibi.
Anladım.
Diğer yorum ise...
Diğer yorum ise diyor ki, "Hayır, kavmin itirazı Şuayb'ın eylemlerine."
Hangi eylemlerine? Allah'ın mesajını duyurmasına, ölçüde tartıda adalet istemesine yani toplumu ve ekonomiyi düzeltmeye yönelik aktif çabalarına. İşte kavmi Şuayb'ın bu tebliğ ve düzenleme eylemlerine topluca salat adını veriyor ve bundan rahatsız oluyor. Senin bu yaptığın işler mi, bu rehberliğin mi bize bunları emrediyor diyorlar. Yani bu yoruma göre kavmin dilinde bile salat bir tür rehberlik faaliyeti, toplumsal düzeltme çabası anlamına geliyor.
Aynen öyle. Bu da salatın hayırlı eylem, rehberlik olduğu fikrini güçlendiriyor diyorlar.
Anlıyorum. Peki ya abdest ayeti Maide 6, o da çok tartışmalı sanırım kaynakta. Orada da mı farklı yorumlar çarpışıyor?
Elbette orası da hararetli bir tartışma konusu. Bir taraf bunu bildiğimiz fiziksel temizlik yani salat öncesi bir hazırlık olarak görüyor. Kaynaktaki bu görüşü savunan kişi diyor ki yani Allah'ın böyle bir fiziksel temizliği emretmesinde şaşılacak bir şey yok. Bu bedensel ve belki ruhsal bir arınma hazırlığı olabilir. Ayette geçen taharet kelimesinin de bu fiziksel temizliğe işaret ettiğini savunuyor.
Peki karşı argüman ne? Yani temel temizlik için ilahi bir emre vahiye gerek var mı diyorlar.
Hem onu sorguluyorlar. Yani insan zaten temizlenir. Bunun için ayete gerek var mı diye soruyorlar. Hem de ayeti daha çok zihinsel ve ruhsal bir arınma olarak yorumluyorlar.
Nasıl yani?
Taharat kelimesinin Kur'an'daki diğer kullanımlarına bakıyorlar. Mesela Ali İmran 42'de Meryem'in temizlenmesi, Ali İmran 55'te İsa'nın inkarcılardan temizlenip yükseltilmesi. Maide 41'de Allah'ın temizlemek istemediği kalpler. Bu örneklerde anlamın fiziksel olmadığını manevi bir arınma, seçilmişlik veya işte kalbin kötülükten arınması gibi anlamlara geldiğini savunuyorlar.
Hım. Evet. Bu örnekler düşündürücü. Peki ya ayette geçen su maen o nasıl yorumlanıyor? O çok fiziksel duruyor çünkü.
İşte orada da ilginç bir nokta yakalıyorlar. Enfal 11 gibi ayetlerde su kelimesinin mecazi kullanıldığına dikkat çekiyorlar. Hani orada Allah'ın gökten indirdiği suyla müminleri temizlemesi, şeytanın pisliğini gidermesi, kalplerini pekiştirmesi anlatılıyor ya.
Evet. Diyorlar ki bakın burada su açıkça fiziksel yağmurdan öte bir tür manevi yardım, destek, arınma vesilesi. Eğer su başka yerde mecazi olarak rehberlik, yardım, bilgi anlamında kullanılabiliyorsa Maide 6'daki abdestindeki su neden ille de fiziksel su olmak zorunda olsun?
Yani o da mecazi olabilir mi diyorlar. Belki vahiy, bilgi gibi.
Aynen. Belki de bu vahiy veya bilgi ile zihinsel bir temizlenme, bir arınma, salata yani o hayırlı eyleme veya Allah ile bağ kurmaya bir hazırlık sürecidir. Yani yine odak fizikselden maneviye, zihinsel hazırlığa kayıyor. Bu yorumda.
Bu yorumlama biçimleri gerçekten de metne bambaşka katmanlar ekliyor. Çok farklı pencereler açıyor. Şimdi kaynakta bir de çok spesifik neredeyse teknik bir dil bilgisi iddiası var ki beni bayağı şaşırttı. Abdihi kelimesi onun kulu demek. Onun yazılışıyla ilgili bir iddia.
Evet. O kısım gerçekten çok çarpıcı.
Bu neden bu kadar önemli görülüyor? Yani bir kelimenin yazılışı kulağa biraz detay gibi geliyor ama anladığım kadarıyla sonuçları çok büyük olabilir deniyor.
Evet. İddia oldukça sarsıcı ve iddialı. Kaynakta savunulan teze göre Kur'an'da abdihi kelimesinin belirli bir yazım şekli yani dal harfinin altında kesra i sesi veren işaret bulunan hali ne zaman geçse istisnasız olarak her zaman Musa peygambere işaret ediyor. Bu çok net ve keskin bir iddia.
Vay canına istisnasız her zaman Musa peygamber mi? Peki hangi ayetleri örnek gösteriyorlar bu iddia için? Nerelerde geçiyor bu yazım?
Birkaç tane çok kilit, çok bilinen ayet var. Örnek verdikleri. İsra suresinin ilk ayeti. Hani şu meşhur gece yürüyüşü ayeti var ya kulunu gece yürüten diye başlayan.
Evet. Miraçla ilişkilendirilen ayet.
Aynen. Sonra Furkan suresinin ilk ayeti. Furkan'ı kuluna indiren. Kehf suresinin ilk ayeti. Kuluna kitabı indiren. Hadit suresi 9. Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık ayetler indiren odur. Ki bu ayeti de İbrahim 5 ile bağlayarak o kulun Musa olduğunu iddia ediyorlar. Ve Necm suresi 10. Böylece o kuluna vahyettiğini vahyetti. Bu ayeti de Taha 23 ile ilişkilendirip yine Musa diyorlar. İddia şu ki bu ayetlerdeki o spesifik yazımlı abdihi zamiliri hep ve sadece Musa'yı gösteriyor. İnanılmaz.
Peki bir an için düşünelim. Diyelim ki bu iddia doğru. Yani dil bilimsel olarak bu tespit geçerli. Bunun sonuçları ne olur? Neden bu kadar önemli? Neyi değiştirir?
İşte orası çok kritik. Sonuçları gerçekten de geleneksel İslam anlayışının hepimizin bildiği bazı temel kabullerin taşlarını yerinden oynatabilir. Mesela en başta Miraç hadisesi.
Evet.
Peygamber Muhammed'in Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aks'ya götürüldüğü, oradan göğe yükseldiği ve beş vakit namazın farz kılındığına inanılan olay. Bu olayın Kur'an'daki en temel dayanağı genellikle İsra suresinin ilk ayeti olarak gösterilir.
Hım. Eğer bu ayetteki kulabdi iddia edildiği gibi Musa peygamberse o zaman Miraç anlatısının Kur'an'daki bu temel dayanağı en azından bu ayet özelinde sorgulanır hale geliyor. Yani o gece yürütülen kul Muhammed değilse olay tamamen farklı bir bağlama oturuyor.
Bu gerçekten çok büyük bir iddia. Başka ne gibi sonuçları var bu yorumun?
Bir diğeri de belki daha da köklü bir tartışmayı alevlendirebilecek olan gayrimetlu vahiy kavramı. Yani Kur'an dışında da peygambere vahiy geldiği veya daha popüler ifadesiyle hadislerin de vahiy niteliği taşıdığı iddiası.
Evet. Bu da çok temel bir konu.
Bu iddiaya sıkça delil getirilen ayetlerden biri Necim suresinin ilk ayetleri. Hani o kendi arzusuna göre konuşmaz. Onun konuşması ancak vahyedilen bir vahiydir. Deniyor ya.
Evet. Peygamberin her söylediğinin vahiy olduğu şeklinde yorumlanıyor genelde.
İşte bu yoruma göre işin rengi değişiyor. Çünkü o pasaj hemen devamında 10. ayette yine o spesifik yazımlı abdihi ifadesi geçiyor. Kuluna vahyettiğini vahyetti. Eğer bu kul Musa isa o zaman surenin başındaki "O konuşmaz ancak vahiyle konuşur." ifadeleri de Muhammed Peygamberin her sözünün vahiy olduğunu değil belki de o anlatılan konunun yani Musa'ya vahyedilenlerin Allah katından olduğunu vurguluyor olabilir deniyor.
Anladım. Yani bu dil bilimsel iddia eğer kabul edilirse hem miraç anlatısının Kur'an'daki dayanağı hem de Kur'an dışı vahiy veya hadislerin vahiy olduğu iddiasının Kur'an'daki bu önemli delili ciddi şekilde sarsılıyor.
Aynen öyle. Geleneksel yorumlar için oldukça zorlayıcı bir durum ortaya çıkıyor.
Tabii şunu da eklemek lazım. Kaynakta bu yorumlama metodunun kendisinin de tartışmaya açık olduğunun ima edildiğini belirtmiştik. Yani bir kelimenin belirli bir yazılışının Kur'an boyunca her zaman ve istisnasız aynı kişiye işaret ettiği tezi dil bilimsel olarak ne kadar sağlamdır? Bu başlı başına ayrı bir tartışma konusu olabilir.
Kesinlikle bu metne çok farklı bir yerden bakan hani metnin iç tutarlılığına, dil bilgisel örüntülere aşırı odaklanan bir yorumlama biçimi. Doğruluğu veya yanlışlığı bir yana Kur'an metnine yaklaşımlardan ne kadar farklı, ne kadar radikal yollar olabileceğini göstermesi açısından çok çarpıcı bence.
Gerçekten de öyle. Peki tüm bu tartışmaları şöyle bir toparlarsak dinleyicilerimiz için ne gibi çıkarımlar yapabiliriz? Yani bu kaynaklara baktığımızda net olan bir şey var ki salat kavramını anlamanın tek bir yolu yok gibi duruyor. Bayağı farklı yollar var.
Aynen öyle. Bir tarafta salatı yaratıcıyla kurulan kişisel bir bağa bir tür manevi yöneliş olarak gören bir anlayış var. Bu anlayış bunun için de belki toplumsal görevlerinde hatta kaynağın bir katılımcısının kendi kişisel ihtiyacı olarak belirttiği gibi belirli kişisel ritüellerin de yer bulabileceğine kapı aralıyor gibi.
Hı hı. Diğer yanda ise salatı çok daha net, çok daha keskin bir şekilde tanımlayan bir görüş var. Onlar için salat kesinlikle hayırlı eylemler, Allah'ın rehberliğine tam teslimiyet, toplumsal sorumlulukların yerine getirilmesi demek. Ve bu görüş bildiğimiz anlamdaki ritüel namazı Kur'an'ın emri olarak görmüyor. Hatta her türlü ritüeli Kur'an dışı olarak görüp sorguluyor.
Evet. Buradaki anahtar nokta galiba Kur'an'ı nasıl okuduğumuz, nasıl anladığımız meselesi. Yani kelimelerin kökenine mi ineceğiz? Ayetlerin indiği tarihsel bağlama mı bakacağız? Metnin kendi içindeki bağlantılara mı odaklanacağız? Geleneksel yorumları ne kadar ciddiye alacağız ya da ne kadar sorgulayacağız? Yoksa mevcut kabulleri mi esas alacağız? Bu temel bir metodoloji farkı aslında.
Ve bu metodoloji farkı doğal olarak belirli uygulamaları nasıl gördüğümüzü de kökten değiştiriyor. Bir uygulama Allah'ın mutlak sorgulanamaz bir emri mi yoksa zamanla oluşmuş belki iyi niyetlerle başlamış ama Kur'an'da doğrudan birebir karşılığı olmayan bir gelenek mi? Kaynaktaki tartışma tam da bu hassas noktaya dokunuyor aslında.
Evet. Mesela kaynakta bir katılımcının kendi kişisel ritüelini günde iki vakit yaptığını söylediği kendisi için bir ihtiyaç olarak tanımlaması ama bunu başkaları için de mutlak bir zorunluluk gibi sunmaması.
Evet, o ilginçti.
Diğer görüşün ise tüm ritüelleri kategorik olarak Kur'an dışı görmesi işte bu ikilemi çok net gösteriyor. Bu da ister istemez Araf suresi 33. ayetteki o çok temel ilkeyi akla getiriyor. Hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi Allah'a ortak koşmaktan sakının.
Yani soru şuna geliyor. Bir uygulama kişisel bir ihtiyaç, manevi bir destek mi yoksa hakkında Kur'an'dan açık net bir delil olmayan bir şeyi Allah'ın emriymiş gibi görmek ve göstermek mi? Kaynak tam da bu soruyu sorduruyor insana.
Aynen. Nerede kişisel yorum ve ihtiyaç bitiyor? Nerede hakkında delil olmayan bir şeyi dine ekleme başlıyor. Sınır nerede?
Bu gerçekten de üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir nokta. Kişisel maneviyat arayışıyla metnin sınırları, metnin bize ne dediği, bu ikisi arasındaki denge nerede kurulacak? Bu derinlemesine analiz gerçekten de epey düşündürücü sorular bırakıyor ardında. Eğer salat sadece bildiğimiz ritüel ibadet değilse ya da ondan çok daha kapsamlı bir şeyse bu bizim inanç pratiğimizi, dine bakışımızı nasıl dönüştürebilir? Çok temel sorular bunlar.
O zaman sizin için yani dinleyicilerimiz için son bir düşünceyle bitirelim. Belki de kaynaklardaki bu yoğun bazen kafa karıştırıcı tartışma aslında en temelde anlam arayışındaki kişisel sorumluluğumuzu vurguluyor gibi. Yani miras aldığınız gelenekler, toplumsal kabuller, alışkanlıklar bir yana metnin kendisiyle Kur'an'la baş başa kaldığınızda onun sizden gerçekten ne istediğini nasıl anlarsınız? Kendi okumanızla, kendi vicdanınızla.
Hı hı. Belki de bu sorular üzerine düşünmek kendi manevi yolculuğunuzda, kendi anlayışınızı inşa etme sürecinizde atacağınız bir sonraki daha bilinçli adımı belirlemenize yardımcı olabilir. Evet, umarım yardımcı olur. Arkadaşlar hoş geldiniz. Sempatik geldin ve düştün. Bir daha çağıralım. Biz çağıralım bu sefer de. Evet. Mermi kardeşim.
Vallahi çok güzel bir şey olmuş. Velat elinize sağlık.
Eyvallah. E bu bir arkadaşla yaptığımız salat münazarasının aslında değerlendirmesi. Yapay zekanın yaptığı bir değerlendirme. Salat münazarası yapmıştık ya bir arkadaşla geçmişte.
Evet. Evet.
Onun değerlendirmesi. Sempatik hoş geldin. Eee, 1A hoş geldin değerli dostum. Eee, arkadaşlar bu kısmı ayrı bir kısım olarak, eee, kesip YouTube'a yükleyeceğim. E, dileyenler tekrar oradan dinleyebilirler. Evet, sempatik buyur. Sen son kısmına yetiştin.
Şu necim süresini ben bir daha bakmam lazım abi. Bir şey fark ettim de.
Bak bak. Sempatik müsait değil herhalde. E Halil abi buyur.
Velat gerçekten bravo. İşte ben bir iki programına geldim. Eee, sana dedim ki bu anlattıklarını insanlara böyle eee daha sonradan okuyup anlayabilecekleri bir şeyler yapabilir misin diye. Bu da harika olmuş. Eee, bunu YouTube'da paylaş dostum.
İnsanlar eee burada anlatılan doğru değil. Bakın burada anlatılan her şeyi alın. Sizin inandıklarınız doğrudur. Eee, bir inandıklarınızı bununla bir senteze gidin. Bir kıyaslayın arkadaşlar. Bu video ne diyor? Bu video beni dinden mi çıkarıyor? Dine mi davet ediyor? Bunun sorusu bu. Eee, bu sorunun peşine düşerseniz de hakikati bulursunuz. Eee, inşallah, eee, içinizdeki iblisi de şeytanlaştırmamış olursunuz. Vel kutluyorum. Bravo. Süper olmuş. Eee, iki yayında da işte sana bunu diyordum. Velat konuşuyorsun, eee, söylüyorsun sen abi işte konuşmaları YouTube'da yayınlıyorum. O değil abi. Anlatmak istediğim buydu. Vurgu bu.
Yani bu vurgu, bu can alıcı nokta. Bravo. Gerçekten emeği geçen arkadaşların Rabbim ilmini artırsın. Eee, selam. İyi akşamlar arkadaşlar. Nermin Hanım, Velat Bey'in eee ekran profilini siz hazırladıysanız ekranda bir var mı yerine Van mı yazmışsınız? Lütfen orasını düzeltelim öncelikle. Nermin Hanım, sesim geliyor mu size efendim?
Geliyor.
Düzeltiyoruz. Şimdi az önce anlatım vardı diye arka plana geçemedim arkadaşlar. Şimdi düzeltiyorum. Sempatik hoş geldin.
Hoş bulduk. Eee, benim söylediğimi duydunuz mu Vat Bey?
Söylediğini duydum. Onu düzeltiyorum şimdi.
Tamam. Teşekkür ederim.
Eyvallah. Uyarın için şöyle koyalım. Velat Bey galiba ki bazı konuları tekrar tekrar işlememiz gerekiyor. Şöyle ki mesela Mayda 6'yı işledik. Aradan bayağı bir uzun zaman geçti. Müsait bir anda tekrar işleyelim. Bazı konular demek ki tekrarsız olmuyor. Mayda 6'yı da dinleteyim mi size? Çok kısa. 6 dakika.
Buyur Vat Bey.
Bir dakika. Mayda 6. süper olur.
Hoş geldin.
Dinleyelim.
The Deep Dave'a hoş geldiniz. Bugün yine ilginç bir konumuz var. Sizin paylaştığınız bir kaynağa eee Maide suresinin 6. ayeti üzerine oldukça farklı bir yorum getiren bir video analizi mercek altına alıyoruz. Yani bu analiz ayetin hani hep bildiğimiz, alıştığımız yorumlarından bayağı bir sapıyor. Zihinsel formatlanma diye bir kavram öne sürüyor. Bizim de amacımız bu özgün bakış açısını biraz deşmek. eee neye dayanıyor anlamak ve tabii sadece bu kaynağın sundukları çerçevesinde kalarak ne gibi sonuçlara varabiliriz onu görmek. Peki o zaman hadi başlayalım. Kaynağın gözünden
Ses iyi mi arkadaşlar? İyi mi ses?
Güzel. Güzel. Bir sıkıntı yok.
İyi. Biraz derinden geliyor ama iyi anlaşılıyor.
Biraz derinden mi geliyor? Bir dakika o zaman şöy... ama anlaşılıyor. E bir önceki video gibi değil ama anlaşılıyor. E Velat abiye telefon geldi herhalde arka plana gittiyse. Yok eğer telefon gelmediyse bizi duyuyorsa gelsin. E ses normaldi. Çoğunluk iyi duyuyordu sesi. Arkadaşlar yayını beğenelim. düşmesin. Ne oldu ya? Yayın mı düşmüş?
Yok abi.
Bir dakika.
Ses yoktu sadece hani.
He bir dakika. Ben eee yayından çıkmışım. Geri geldim. Şunu bir düzelteyim. Şöyle düzeltelim. Bir saniye arkadaşlar. The Deep Dave'a hoş geldiniz. Bugün yine ilginç bir konumuz var. Sizin paylaştığınız bir kaynağı, eee, Maide suresinin 6. ayeti üzerine oldukça farklı bir yorum getiren bir video analizi mercek altına alıyoruz. Yani bu analiz ayetin hani hep bildiğimiz, alıştığımız yorumlarından bayağı bir sapıyor. Zihinsel formatlanma diye bir kavram öne sürüyor. Bizim de amacımız bu özgün bakış açısını biraz deşmek, eee, neye dayanıyor anlamak ve tabii sadece bu kaynağın sundukları çerçevesinde kalarak ne gibi sonuçlara varabiliriz? Onu görmek. Peki o zaman hadi başlayalım. Kaynağın gözünden bakınca bu ayet bize ne diyor olabilir? Sanırım önce bir eee zemin hazırlıyor bu yorum için değil mi? Ayeti belli bir yere oturtuyor.
Kesinlikle analiz diyor ki Maide 6'yı anlamak için önce salat ne demek ona bir bakmak lazım. Kur'an'da Meryem suresine gidiyor. 58 ve 59 ayetlere. Orada anlatılan hani eski nesiller Allah'ın ayetleri okununca ağlayarak secdeye kapanıyorlar ama sonra eee öyle nesiller geliyor ki salatı zayi ediyorlar. Yani onun özünü, manasını kaybediyorlar. İşte bu kayb anlamın yeniden kurulması lazım diyor.
Anladım. Yani ortada bir salatın anlamını yitirme durumu var. Peki bu yeniden kurma işi Maide 6'ya nasıl bağlanıyor?
Hı hı. İşte orada da tah... bir salatın anlamını yitirme yeniden kurma talimatı olarak görüyor. Şey de önemli. Salatı belli bir ritüele sıkıştırmıyor. Diyor ki bu bir bağlantı hali. Zikir de sadece hatırlama değil. Bir konudaki en mükemmel anlayış. Bir erme hali. Bu bakış açısı Maide 6'daki adımları da bu bağlantıyı formatlama yani yeniden düzenleme adımları olarak görmemizi sağlıyor.
Tamam. Bu bağlam oturdu. Peki ayetin başına dönelim. Ya eyyüellezine amenu yani ey iman edenler diye başlıyor. Bu amenu hali yani iman nasıl tanımlanıyor? Bu yaklaşımda sadece inanıyorum demek yetiyor mu?
Kaynağın özellikle vurguladığı şey şu. Bu körü körüne bir iman, bir teslimiyet değil. Tam tersi eee kitaptan yani ilahi kaynaktan gelen ilim yani sağlam bilgi ve bu bilgiye dayalı bir eminlik, bir kesinlik üzerine kurulmuş bir güven hali. Şöyle bir süreç çiziyor hatta. Kişi önce eslem olur. Yani Allah'ın sistemine teslim olur, barışır. Sonra kitaptan ilim edinir, bilgi alır. Bu bilgiyle emin olur. Yani kesinliğe ulaşır. İşte bu kesinlik üzerine de bir güven yani iman inşa eder. Ayetin seslendiği kişiler de bu bilgiye dayalı güvene sahip olanlar.
İlginç bir tanım gerçekten. Peki sonraki ifade ilat. Bu genelde namaza kalktığınızda diye çevrilir ama sizin anlattığınız bağlamda yani salatı yeniden kurma niyeti olarak düşününce kumtum fiili başka bir anlama geliyor olmalı.
Aynen öyle. Kaynak diyor ki bu fiziksel olarak ayağa kalkmak değil. Zaten anlamı kaybolmuş bir şeyi yeniden kurumaktan bahsediyoruz. Dolayısıyla kumtum o kaybolmuş, bozulmuş salatı, o ilahi bağlantıyı yeniden tesis etmeye, ikame etmeye niyetlendiğiniz, karar verdiğiniz an. Yani bir tür zihinsel, manevi bir yönelme, bir karar anı. Bu ayet de işte bu niyetten sonra ne yapılması gerektiğini sıralıyor.
Tamam. Şimdi o adımlara geliyoruz ve sanırım en eee çarpıcı yorumlar burada başlıyor. Vücuhek yani yüzlerinizi yıkayın. Bu çok net bir fiziksel eylem gibi. Kaynak vücuh yani yüzler kelimesini nasıl yorumluyor da bunu fiziksel anlamından çıkarıyor?
Evet burası yorumun kilit noktalarından biri. Kaynak şunu kabul ediyor. Veç kelimesi vücuhun tekili sözlükte yüz demek. Ama diyor ki Kur'an kelimelere kendi içinde özel anlamlar yükler. Onları Kur'anlaştırır. İşte bu bağlamda vechin fiziksel yüzden ziyade kişinin yönelimi, istikameti, hayata bakışı anlamına geldiğini savunuyor. Nereye döndüğün, neyi hedeflediğin yani.
Peki bu iddiayı neye dayandırıyor? Yani yüz kelimesinin yönelim demek olduğuna dair Kur'an'dan örnekler var mı?
Var tabii. Analizde epey ayet sıralanıyor bu mecazi kullanıma dair. Mesela Rat suresi 22'de rablerinin vehine yani onun yönelimine sabırla yönelirler ve salatı ikame ederler deniyor. Burada vehin fiziksel bir yüz olmadığı ilahi olana yönelme kastı taşıdığı açık diyor. Ya da Yunus 105'teki vehini hanif olan dine doğrult düzelt akimet emri. Yani yönelimine istikametini düzelt. Veya Hac suresi 11'de hani bir zorlukla karşılaşınca vehini yani yönünü değiştirenlerden bahsedilmesi bu da kişinin duruşunu, istikametini değiştirmesi anlamına geliyor.
Anladım. Yani bu örneklerden yola çıkarak vech soyut bir kavram olan yönelimi ifade ediyor deniyor. Peki faksilu yani yıkayın fiili. O ne anlama geliyor o zaman? Yönelimi yıkamak formatlamak gibi bir şey mi?
Tam olarak öyle. Kaynağın yorumu bu. Gasle yani yıkama fiili burada. Bu mecazi veçhi yani kişinin yönelimini temizlemek, arıtmak, formatlamak. Hatalı veya kirli ne varsa ondan arındırmak demek. Çünkü Kur'an'da olumsuz veçlerden de bahsediliyor. Mesela abese 40'ta bazı vecihlerin tozlu olduğu, kıyame 24'te asık suratlı yani olumsuz bir yönelimde Zümer 60'ta ise kararmış olduğu söyleniyor. İşte Maide 6'daki emir bu bozulmuş, kirlenmiş, yanlış yolları sapmış yönelmelerin temizlenip düzeltilmesi olarak okunuyor.
Anlıyorum. Bu yorum ayetin sıralaması ile ilgili de bir mantık yürütüyor galiba. Hani önce yüz sonra eller yıkanır ya normalde.
Evet. O da ilginç bir nokta. Analiz diyor ki eğer bu fiziksel bir abdest olsaydı mantıken önce eller yıkanırdı. Çünkü kirli elle yüz yıkanmaz. Ama ayette önce yüzün yani yönelimin temizlenmesi, sonra ellerin yani imkanların, gücün temizlenmesi emrediliyor. Bu sıralama bile olayın fiziksel olmadığını, mecazi bir anlam taşıdığını gösteriyor diyor. Yani önce niyetini, yönelimini düzelt, sonra eylemlerini ve kaynaklarını temizle.
Hı hı. Bu mantıksal çıkarım da yorumu destekliyor anladığım kadarıyla. Peki o zaman hemen yönelimden sonrasına geçelim ve yani ve ellerinizi dirseklere kadar yönelimden sonra sıra ellerde bu da mı mecazi? E eller merafik dirsekler. Neyi temsil ediyor bu bakış açısıyla?
Evet bu kısım da tamamen sembolik okunuyor. Kaynağa göre yani eller kelimesi Kur'an'da çok sık fiziksel elden çok güç, kudret, imkan, sahip olunan kaynaklar anlamında kullanılıyor. Mesela Zariyat 47 göğü bir eydin, bir güçle, kudretle bina etti diyor. Ya da mülk birde mülkün biyedihi onun elinde, gücünde olduğu söyleniyor. Allah'ın fiziksel eli olamayacağına göre buradaki el güç ve kudret demek. Dolayısıyla Maide 6daki ediyinizde kişinin sahip olduğu gücü, imkanları, kaynakları hani yapabilme potansiyelini temsil ediyor.
Peki ya merafik o genellikle dirsekler diye biliniyor. O kelime nasıl farklı bir anlama geliyor?
Analiz orada kelimenun köküne dikkat çekiyor. Merafik kelimesinin kökü refikle aynı. Refik ne demek? Arkadaş, yoldaş, eşlik eden, yakın çevre. Nisa suresi 69'da geçen hasune üike refika. Onlar ne güzel refiktir, arkadaştır ifadesine örnek veriyor bu bağlantı için. Bu yüzden ilel merafik ifadesini dirseklere kadar değil refiklerinize, yakın çevrenize, arkadaşlarınıza kadar şeklinde yorumluyor. Yani kişinin etki alanını, sosyal çevresini kapsayan bir anlam yüklüyor.
O zaman faksilek ilel merafik cümlesi şey gibi bir anlama mı geliyor? Gücünüzü, imkanlarınızı ve bu gücü kullandığınız sosyal çevreyi, ilişkilerinizi de temizleyin, formatlayın. Bu bayağı kapsamlı bir talimat olurdu.
Tam da bu şekilde yorumlanıyor. Evet. Kişinin sadece kendi yönelimini, vücu değil, aynı zamanda sahip olduğu kaynakları, gücü eid ve bu gücü kullandığı etkileşimde olduğu sosyal çevreyi merafik de temizlemesi, arındırması gerekiyor. Çünkü Kur'an'da insanın elleriyle yaptıklarından sorumlu tutulduğu Bakara 95 veya kendi elleriyle kendini tehlikeye attığı Bakara 195 gibi ifadeler var. Yani bu gücün ve kaynakların kullanımının temiz, doğru, yapıcı olması lazım.
Yönelimi ve gücü, çevreyi formatladık. Sonraki adım ne? Bimimsehuikum ve ercü ilel kabeyin. Bu kısım genellikle başınızı mesedin ve ayaklarınızı topuklara kadar yıkayın veya mesedin diye anlaşılıyor. Mes etmek nasıl yorumlanıyor burada?
Kaynak meşh kelimesini de fiziksel sıvazlamaktan çok mecazi olarak düzenlemek, çeki düzen vermek, dengeye getirmek hani üzerinden geçip kontrol etmek gibi anlıyor. Bir şeyi messetmek, ona bir düzen, bir nizam vermek gibi.
Nileri düzenlemek gerekiyor? Rus yani başlar, ercül ayaklar ve kabin topuklar, ökçeler. Bunlar neyi temsil ediyor? Bu sembolik okumada...
Rus yani başlar kişinin düşünce yapısını, zihniyetini, akıl yürütme biçimini temsil ediyor. Ercül yani ayaklar ise kişinin hayattaki yolunu, gidişatını, pratik...
Adımlarını, eylemlerini sembolize ediyor. Kabeyin kelimesi ise evet topuk demek ama işlevsel olarak dengeyi temsil ettiği savunuluyor. Çünkü insan topukları üzerinde dengede durur, yürür. Dolayısıyla bu komut düşünce yapınızı yani başınızı ve hayattaki gidişatınızı, eylemlerinizi, ayaklarınızı dengeye kabeyin getirin. Onları düzenleyin, onlara çeki dözen verin anlamına geliyor. Yani zihin ve eylem arasında bir uyum, bir denge kurma talimatı. Gerçekten baştan aşağı yani düşünceden eyleme tam bir içsel düzenleme ve dengeleme çağrısı gibi duruyor bu yoruma göre.
Peki bundan sonra ayet bazı özel durumlara geçiyor. Cünüp olmak, hasta olmak, seferde yolculukta olmak, gaytadan tuvaletten gelmek, kadınlara dokunmak ve su bulamamak. Geleneksel yorumda bunlar hep fiziksel durumlar. Kaynak bunları da mı sembolik okuyor?
Evet. Analiz bu durumların hepsini fizikselden çok manevi, zihinsel veya bilgisel durumlar olarak yorumluyor. Şöyle ki cünüp olmak. Cünüp kelimesinin kökü cenebe, uzaklaşmak, yanında olmamak demek. Dolayısıyla cünüplük hakikatten, doğru bilgiden, kitaptan yani ilahi rehberlikten uzak kalmış olma hali. Yani fiziksel, cinsel durum değil.
Hasta olmak, merda. Bu da fiziksel hastalıktan çok Kur'an'da sıkça geçen kalp hastalığı, yani manevi bir rahatsızlık. İnançta veya anlayışta bir maraz, bir arıza. Hani Bakara 10'da geçer ya, "kalplerinde hastalık olanlar."
O türden seferde olmak. Coğrafi yolculuk değil de kişinin bir manevi arayış içinde olması, inancını sorgulaması, hakikati bulmak için çıktığı bir tür içsel yolculuk.
Gaytadan gelmek. Gayta kelime anlamı çukurdaki pislik gibi bir şey. Bu mecazi olarak manevi kirlilikle, pislikle veya işte tövbe 125'teki "rich" (pislik) gibi kavramlarla ilişkilendiriliyor. Kişinin yanlış bilgilerle, kötü niyetli düşüncelerle veya kirli kaynaklarla temas etmiş olması durumu. Bir tür manevi kirlenme hali.
Yani nisalara dokunmak. Lemestümün Nisa. Bu ifadenin fiziksel olarak kadınlara dokunmak olmadığını özellikle vurguluyor kaynak. Bakara suresi 222'deki "mahiz" (kadınların özel ayı, ay hali) kavramına gidiyor. O ayette mahizin bir "eza" yani bir tür rahatsızlık, sıkıntı, hastalık olduğu belirtiliyor ve o durumdaki kadınlardan uzak durulması söyleniyor. Ya işte Maide altıdaki Nisalara dokunmayı Bakara 222'de işaret edilen o hastalıklı, sorunlu, eza veren problemli işlere, durumlara veya ilişkilere bulaşmak, temas etmek olarak yorumluyor. Yani kişinin başını ağrıtacak, manen kirletecek işlere karışması durumu.
Anladım. Yani tüm bu durumlar kitaptan uzak kalma, manevi hastalık, arayış, kirlilikle temas, sorunlu işlere bulaşma, kişinin o salatı ikame etme niyetini etkileyen faktörler olarak görülüyor. Peki bu durumlarda veya normal şartlarda su bulunamazsa ne olacak? Ayet diyor ki, "Felem tecidu maen" yani eğer su bulamazsanız. Ma yani su kelimesi ne ifade ediyor burada? Bildiğimiz su mu?
Yine hayır. Bu yaklaşımda ma yani su da mecazi. Kaynak diyor ki Kur'an'da su sık sık vahiy, ilahi bilgi, temiz rehberlik anlamında kullanılıyor. Örnekler veriyor. Ra'd 17'de gökten inen su hak ile batılı ayırıyor. Enfal 11'de yine gökten inen su insanları arındırıyor, şeytanın pisliğini gideriyor, kalpleri sağlamlaştırıyor, ayakları sabit kılıyor. Cin suresi 16'da doğru yolda gidenlere bol su verileceği söyleniyor. Diyor ki fiziksel suyun böyle manevi arındırma, kalbi yatıştırma gibi işlevleri olamaz. Dolayısıyla buradaki ma yani su Allah'tan gelen saf bilgi, vahiy, doğru rehberlik demek. Su bulamamak da işte bu net, arı ilahi rehberliğe, vahiy bilgisine doğrudan erişimin olmadığı durumları ifade ediyor.
Peki bu durumda, yani vahiy bilgisine doğrudan erişim yoksa su bulamayınca ne yapmak lazım? "Yani temiz bir toprak düzeyiyle teyemm edin." Toprakla teyemmüm etmek bu sembolik okumaya nasıl uyuyor peki? Burada da yine kelimelerin köklerine ve Kur'an'daki diğer kullanımlarına bakılıyor. Teyemmüm kelimesinin kökü "yem", deniz, su kütlesi. Ama burada az bilgi olarak da yorumlanıyor veya "m" kastetmek, yönelmek ile ilişkili olabilir diyor. Bakara 267'de "habis olana, kötüye, bayaya teyemmüm etmeyin" ifadesi var. Bu da teyemmümün bir şeye yönelmek olduğunu gösteriyor. "Saîden tayyib'in" ise temiz toprak, temiz yüzey veya temiz az bilgi yükselti gibi anlamlara gelebiliyor. Kaynak bu parçaları şöyle birleştiriyor: Eğer ma yani tam ve saf vahiy bilgisi yoksa, ona ulaşılamıyorsa o zaman mevcut olan az ama temiz bilgiye, yani said tayyib'in yönelmek, teyemmüm etmek, onu kullanmak gerekir. Yani eldeki doğru saf bilgi kırıntılarıyla yetinmek ve onunla kendini formatlamak. Bu, kişinin sahip olduğu en temel, en saf, en doğru bilgiyi kullanarak kendini kirliliklerden, yanlış yönelimlerden arındırması, yani elindekiyle yetinerek doğru yolda kalmaya çalışması demek. Kaynak videoda bir ekleme de var: Bu teyemmüm aynı zamanda öğrenilmiş kirli bilgileri silme, temiz bilgiyle üzerini çizme işlevi de görüyor deniyor.
Anlıyorum. Vahiy yoksa eldeki en sağlam, en temiz bilgiye tutunmak gerekiyor. Peki bu az temiz bilgiyi nereye uygulamak lazım? Ayet devam ediyor: "Yani onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin."
Evet. Burada tekrar başa dönülüyor aslında. Tıpkı su varken olduğu gibi, su vahiy olmadığında da kullanılan bu said tayyib'den alınanla "minhu" (ondan, onunla) kişinin yine "vücuhunu" (yönelimini) ve "eydini" (gücünü, imkanlarını) meshetmesi yani düzenlemesi, onlara çeki düzen vermesi gerekiyor. Yani vahyin tam rehberliği olmasa bile eldeki en güvenilir ve temiz bilgiyle hem hayata bakışını, yönelimini hem de sahip olduğu imkanları ve gücü "eğidi" (hizalaması), doğru yönde tutması isteniyor. Kaynak yine burada fiziksel yoruma bir itiraz daha getiriyor: Toprakla teyemmümde de ayet önce yüzün sonra ellerin meshedilmesini söylüyor. Ama toprağı önce el değdirmeden yüzü meshetmek fiziksel olarak mümkün değil. Bu sıralamanın da yine mecazi yoruma işaret ettiği savunuluyor.
Tüm bu adımların sonunda ayet Allah'ın niyetini açıklayarak bitiyor: "Allah size herhangi bir zorluk çıkarmak istemez. Fakat o sizi tertemiz kılmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister." Tüm anlatılanlar bu sonuca nasıl bağlanıyor? Buradaki "taharet" yani temizlenme nedir o zaman bu yoruma göre?
İşte kaynağın altını çizdiği nokta bu. Buradaki taharet yani arınma, abdest veya gusül gibi fiziksel bir temizlik değil. Tam da ayette baştan sona tarif edilen bu zihinsel formatlanma süreciyle, yani yönelimi, kaynakları, ilişkileri, düşünceyi ve eylemleri ilahi bilgiyle veya o yoksa en saf bilgiyle temizleyip dengeleyerek ulaşılan ruhsal, manevi bir arınma hali. Kaynak Kur'an'da taharet kelimesinin sıkça bu manevi temizlik anlamında kullanıldığına dair örnekler veriyor. Hani resulün "mutahhara" (tertemiz) sayfalar okuması (Beyyine 2), Allah'ın ehlibeytten "ricsi" (kirliliği) giderip onları "tathir etmek" (temizlemek) istemesi (Ahzab 33), Lut kavminin inananlar için "onlar temizlenmek isteyen" (yetatahhirun) kimseler demesi (Neml 56), takva mescidindeki müminlerin "temizlenmeyi" (yetaharu) sevmeleri (Tövbe 108) gibi. Nimetin tamamlanması da bu arınma sürecinin sonunda ulaşılan tam bir teslimiyet, ilahi rehberlikle bütünleşme ve doğru yolda olma hali olarak yorumlanıyor. Dolayısıyla Maide altı'da anlatılan tüm bu süreç kaynağa göre işte bu nihai ruhsal arınmaya, taharet ve Allah'ın nimetinin tamamlanmasına giden yolun tarifi aslında.
Peki o zaman şöyle bir toparlayalım. Ele aldığımız kaynak Maide suresinin 6. ayetini hani bildiğimiz fiziksel abdest veya gusül tarifi olarak görmüyor. Onun yerine çok daha derin sembolik bir zihinsel formatlanma rehberi olarak okuyor. Yani kişinin iman temelinde Allah'la bağlantısını "salat" (namaz), yeniden kurma niyetinden başlayıp yönelimini "veç" (yüz), gücünü ve çevresini "eyd" ve "merafig" (eller, kollar), düşünce yapısını ve eylemlerini "rus" ve "ercül" (yüz ve ayaklar), ilahi bilgiyle "ma" (su) yoksa eldeki en saf bilgiyle "sahiden tayyiben" (temiz toprak) temizlemesini, düzenlemesini ve dengelemesini "gasl" (yıkanma) ve "meşh" (meshetme) anlatan bir süreç bu. Doğru mu anlıyorum?
Aynen öyle. Çok güzel özetlediniz. Bu yorumun bel kemiğini ayetteki anahtar kelimelerin "veç", "eyd", "merafig", "mes", "cünüp", "ma", "teyemmüm", "taharet" gibi sözlük anlamlarının ötesine geçip Kur'an'ın kendi içindeki kullanımlarını ve ayetler arası bağlantıları dikkate alarak yapılan mecazi, sembolik bir anlamlandırma çabası oluşturuyor. Tabii şunu da söylemek lazım: Bu yaklaşım ayetin yüzlerce yıldır süre gelen geleneksel fıkhi yorumlarına ve bunlara dayalı pratik uygulamalara oldukça farklı, hatta kimilerine göre radikal bir alternatif sunuyor.
Evet, bu çok net. O zaman dinleyicimiz için son bir düşünce ile kapatalım bugünkü sohbetimizi. İncelediğimiz bu kaynak Maide 6'yı dışsal ritüellerden ziyade sanki sürekli devam etmesi gereken bir içsel arınma, tefekkür ve ilahi bilgiyle hizalanma süreci olarak sunuyor. Bu tür sembolik veya mecazi yorumları değerlendirirken belki şu soruyu sormak faydalı olabilir: Temel metinleri bu şekilde derin sembolik anlamlar üzerinden okumak mı? Yoksa daha çok lafzi, harfi harfine anlamak mı? Kişinin o metinle kurduğu bağı, anlayışını ve belki de hayatındaki yansımasını nasıl etkiler? Üzerinde düşünmeye değer bir nokta gibi duruyor. Ne dersiniz? Bu derinlemesine analizde bize katıldığınız için çok teşekkürler. Evet arkadaşlar, Maide 6 özeti de bu böyleydi. Daha önce yapmış olduğumuz Maide 6'nın bir özetiydi bu. Maide 6 sunumunun özetiydi. Fatih burada mısın? Müsait misin?
Evet. Evet buradayım. Dinliyorum.
Eee ben biraz yemek yiyeceğim. Eğer müsaitseniz siz biraz konuşun üstünde. Ben yemek yiyip dönene kadar müsaitseniz. Müsait olanlar varsa yukarı gelebilir. Diğer arkadaşlar... A1 ben seni takip etmemiş miyim buradan ya? Heh. Coşkun da geldi. Coşkun hoş geldin.
Selam. Mayda altının arkasını anlatmaya geliyorum şimdi.
Gel gel arkasına.
Çok eksik kalmıştık ondan. Aylar yıllardır onu beşdim.
Video zaten video her şeye anlatmış. Birkaç eksikler tabii var mı? Oluyor. Olmaz değil.
Ama genel itibariyle...
Değerlendirme yapmış. Evet.
Tabii tabii. Değerlendirme hani aynen yani değişen bir şey yok ama genel itibariyle anlatmak istediğimizi anlatmış yani video hani anlamıyorlardı ya.
Anlaşılır bir şekilde anlatmış. Belki biz tam anlaşılır şekilde anlatamıyoruz.
Evet. Daha güzel bir şekilde anlat. Yok muhalefet değil. Kim yani eksiklikler oluyor ama güzel olmuş yani onu söylüyorum. Muhalefet etmiyorum.
Bunun bir de Nisa 101, 102, 103 versiyonu var arkadaşlar.
Hani biz cümleleri toparlayamıyoruz veya insanlara anlatırken konudan konuya atlıyoruz ve onu toparlamış yani güzel olmuş. Rehberim yani bir yerde ilim paylaşılıyorsa muhalefet olacak ki düşünen olsun. Hiç kimse muhalefet etmese kimse de düşünmez. Bir de o yönü var yani. Öyle değil mi Velat? Gerçi sen yemek yiyorsun değil.
Aynen.
Abilerim emekleriniz için teşekkür ederim. Güzel bir çalışma olmuş. ilkokul düzeyinde anlatmış. Bu yolda devam edelim inşallah.
Eyvallah. Hoş geldin Prestij Bey. Sen de hoş geldin. Eee, yeni gelen arkadaşlar kısa bir söz alsınlar. Ondan sonra Fatih Coşkun Gines devam etmek istiyorsa buyurun. Yayın sizde arkadaşlar. Yayın sizde. Buyurun.
Buyurun. Söz almak isteyen varsa arkadaşlar.
Prestij geldi. Bir selamla bakalım tanıyalım. Kimmiş prestij?
Prestij hoş geldiniz. Buyurun konuşun. Beni duyuyor musunuz? Diyorum prestij gelmiş. Bir selamlayın. Kimmiş? Tanıyalım.
Prestij konuş kardeşim. Yok herhalde çıkamadı.
Sessiz sen konuşabilirsin. Buyur.
Arkadaşlar eee hayırlı akşamlar. Eee aynı görüşte olduğumuzu belirtmek isterim. Eee bu kitabın adı Elkitap. Türkçeye çevirdiğimizde bu maddesel bir alem oluyor. Ben bu kitabı maddesel alemde okuyup idrak edip melekelerime döktüğüm zaman da bu da bende oluşan Kur'an'dır. Ha bu benim düşüncem, fikrim. Herkes fikrine saygım var. Bende oluşan bu. Teşekkür ederim. Anlatmak istediğim budur.
Hayırlı geç.
Sesim geliyor mu?
Geliyor geliyor.
Eee ben izlediğim videoda şunu gördüm. İsra 1'i yeterli görmedim. biraz daha kapsamlı açıklanması gerektiğini düşünüyorum. Şöyle şimdi mesela orada hemen şey söyler. Ehli sünnet der ki işte burada Muhammed miraca çıkmış. Şimdi o konuların da böyle altından geçilmesi gerektiğine inanıyorum. Yani orada Muhammed kavramı yok ama işte burada Mescid-i Aksa'dan gidiş işte Mescidi Harımların Aks'a gidişi Muhammed diye yorumluyorlar bu videoda. Yani biraz daha şey olursa bilmiyorum yani orada kim gidiyor o İsra gece yürüyüşünde kim bulunuyor? Bir de orada can alıcı bir nokta var. Musa tek gitmiyor orada. Bakın Musa dedim ben orada. Musa'nın gittiğine inanıyorum. Abd var, Abdu var. Bunu destekleyen ayetler var yani kitapta. Bir de Musa'nın yanında e bir arkadaşı var. Tek gitmiyor.
Yani her ayette pasajtan bahsediyor.
Doğru mu?
Firavunu mu? O yanındaki firavunu mu? Şimdi arkadaşlar kitaba baktığınız zaman Musa Firavun'la mücadele ediyor. Eğer orada miraca çıkan o eylemi yapan Musa mutlaka yana Firavun da vardır.
Ali abi onunla ilgili ayrı video gelecek. Şimdi konuyu dağıtmayalım olur mu? Onunla ilgili ayrı bir anlatının ayrı özeti gelecek zaten.
Tamam. Tamam. Teşekkür ediyorum. Tamam anladım. Sağ ol velat.
Ben de teşekkür ederim. Ben de anladım. Sağ olun. Buradaki arkadaşlara şunu soracağım da arkadaşlar sizler ayette mesela Musa'nın annesine vahyedilene vahyettik dediğinde ne anlıyorsunuz genel itibariyle? Cevap verebilir miyim?
Tabii tabii.
Orada bir anne yok. E Fatih. Orada bir bilinç var. Bilince sesleniyor. Yani bu kitapta kadın erkek yok.
Musa'nın ümmisi diyor.
Hı hı. Yani o ümmi Musa'nın özellliği, bilinci diyor ki suya bırak diyor, bilgiye bırak diyor, akışa bırak diyor. Yani ben orada o Ümmiyi anne olarak anlamıyorum Fatih.
Ya. Ümminin kendi tanımı farklı da şimdi benim burada dikkat çekmek istediğim konu vahyedilenin vahyedilmesi dendiğinde bak konu ümmi değil. Şimdi bir ümmi var. vahyedileni vahyettirildiği ifadesi kullanılıyor. Yani bu cümleden ne anlıyor arkadaşlar?
Eee, Fatih, ben anladığımı söyleyebilir miyim?
Fatih?
Tabii ki. Tabii ki. Buyurun.
Eee, vahyedileni vahyettik. Allahu Teala vahyediyor bir elçiye. O elçi de annesine vahyediyor. Ben böyle anlıyorum. Yani vahyedileni vahyettik. Bilmiyorum.
Siz ne anlıyorsunuz?
Ben de şöyle anlıyorum. Eee, bu zaten bizde olan bir fıtrat. Vahyedilmişti daha öncesinde. Onu ortaya çıkarmak, zrata sokmak, meydana getirmek. Şimdi şöyle söyleyeyim. Maide 101. ayeti biliyoruz değil mi? Maide 101. Kur'an sana indirilmesi tamamlamadan aceleci olma. İfadeler var Kur'an'da. Yine soru sormayın diyor. Kur'an indirilirken sorarsanız size kendini açık eder diyor. Orada açıklanır demiyor da yani kitap, Kur'an açılır gibi bir anlamı var. Şimdi bu ayetler bağlamında baktığımızda şimdi Kur'an bir inip bitmiş bir kitap olarak değil de Kur'an sürekli inen bir kitap olarak baktığımızda hani kitap demeyeyim de Kur'an'ın inişinin sürekliliği arz ettiğine olarak baktığımızda yani burada bir Kur'an inecek ki ondan sonra insanlar soru sorduğunda o açık edecek kendini. Fakat genel Fatih şurada sana bir soru bir soru sorabilir miyim Fatih? Çok özür diliyorum.
Bir dakika bir dakika bitireyim.
Kur'an geleneksel anlayışta göre inmiş bitmiş bir kitap. Artık o bir daha inmeyecek gibi bakıyor. Fakat bu kitap öyle bir şey söylemiyor. Baktığımızda Kur'an inen bir şeyden bahsediyor ve o sorulursa açıklanır. Çünkü eğer böyle bir şey olmasa Kur'an tozlu sayfalarda inmiş ve tarihte de bitmiş ve sadece o dönemi kapsayan bir kitap gibi olacak. Ama biz o ayatlar babında baktığımızda sana vahyedileni vahyettik dediğinde zaten Musa'nın elinde bir kitap var veya ümmisinin elinde bir kitap var ve kitabı okuyor ve bu bu kitap ne? Vahyedilendir. Peki vahyedileni vahyettik demekten ne oluyor? Musa'nın veya annesinin fark ettiği yani ona artık Kur'an'ın indiği anlamına gelir. Bu Kur'an iniyor ve Musa sormaya başlıyor ve rabbinden cevap almaya başlıyor. Bu yüzden Kur'an'da iki yerde vahyedilen vahyettik ifadesi geçer. Biri Musa için kullanılır Necim suresinde. İkincisi ise Musa'nın ümmisi için kullanılır. Musa'nın ümmisi yapılacak işin idrakına varıyor ve Musa'yı ona göre yanına bırakıyor. Peki Musa ne yapıyor? Musa da yine bir şey fark ediyor. Bir ateş kor görüyor ve gittiğinde yanında kılavuz buluyor. Peki bu kılavuz ne? kitabın içinde bizi doğru yola kılavuzlayan bu kitaptır. Yani vahyedilen bir şey zaten var ellerinde. Sonuç ne? Ona elinde bir kitap var. Kitap ne oluyor? Artık Kur'an olmaya başlıyor. Artık kendini açıyor. Yani indirilmeye başlıyor. Musa'ya da tıpkı Furkan indirildiği gibi. Ha doğruyla batıl ayrılma. Hakla batıl ayrım. İşte vahyedileni vahyettik dediğinde sizin ilk bakmanız gereken bu kişinin de zaten bir vahiy var ve vahyinin içinde bir şeye uyanma, bir şeyin farkındalığına varmadır. Buyurun arkadaşlar.
Eee Fatih sana bir sorum olacak. Hemen cevap istiyorum arkasından. Ben soruna bir cevap vereceğim. Önce insan mı yaratıldı yoksa kitap mı?
Tabii ki de ilk önce insan.
Peki.
İnsanı bu kitap halaka eder.
Tamam. Müsaadenle sana delil getireyim Kur'an'dan.
Rahman suresini getireceksin.
Bir saniye. Bir saniye. Müsaade.
Şimdi burada söylüyor. Errahman diyor "alemül Kur'an". Kur'an'ı öğretti. Önce.
Rahman suresindeki o ayet Adem'in helaka edilmesini anlatıyor.
Halakalı insan diyor. Bak.
Bir saniye.
Şimdi eee bu Kur'an bak senin fıtratında var. Senin benliğinde var. Yazılımında var.
Yok yok abi öyle bir şey yok. Bir saniye abi. Ben fikrimi söylüyorum ya. Olmadığını nereden söylüyorsun?
Tamam. Fikrini yanlış bilgiyle duymak istemiyoruz ki.
E duymak istemiyorsan yayını terk edeyim ben. Hayırlı yayınlar o zaman.
Yok dinlemiyorsun da ki zaten senin yanlış söyleyeceğini.
Söylüyoruz. Benim ne söyleyeceğimi dinledin mi sen?
Evet dinledik.
Varsa delinen getirirsin. O orada Adem'e söylemiş. Şimdi ehli sünnet mutluyorsun. Hiç kusura bakma yani.
Halil abi.
Hiç kusura bakma böyle insan şu anda konumuz salat. Halil abi sesim geliyor mu?
Geliyor velatım.
Ha şu anda konumuz salat bizim yayınımız öbür arkadaşların yayınına benzemiyor. İlk seviye insanlara hitap eden yayınlar yapıyoruz.
O yüzden senden ricam bak birkaç defa uyardım.
Bir dakika Halil abi.
Birkaç defa uyardım lütfen bu konulara bu yayında girme. Zaten yeri ve zamanı geldiğinde konu açıldığında konuşuyoruz. Şu anda. Vatim ben girmedim. Soru soruldu. Cevap verdim ama Velatcığım soru soruldu. Fatih bir soru sordu.
Sözlerini toparla ondan sonra Coşkun bir anlatım yapacak sana zahmet. He ben o vahiyin vahiy edilişini açıklamak.
Anladım. Sen bir toparla abi. Coşkun anlatımı yapacak. Ondan sonra söz hakkını coşkuna verelim. Buyurun.
Tamam abi. Ben yayından ayrılıyorum. Size hayırlı.
Yok sözlerini toparla abi. Sözlerini söyle. Toparla Coşkun.
Yok abi söylenecek söz yok burada. Yani belli bir şey varsa, bir eee model varsa, bir biçim varsa onu bozmaya gerek yok.
Hayır. Şöyle konu dağılıyor. Eee Halil abi konu dağılıyor. Yani şimdi sen olayı başka yerlere çekiyorsun. Konu dağılıyor. Velatçığım başka yine çekmedim. Bak bir soru soruldu. Salatla alakalı bir soru sorulmadı ama farklı bir soru soruldu. Vahiy vahiy edildi diye bir soru sor.
Anladım. Başka yöne çekmeyelim. He ben onu açıklam.
Düşüncem arkadaşlara ters geldi. Ben de diyorum yok ters olmasından değil abi. Mevzu.
Mevzu o değil mevzu o değil mevzu şu anda müsait.
Yani konu başka konu şu anda. Tamam.
Abi. Şimdi burada taşlanmaya gerek yok. Teşekkür ediyorum. Yayından çıkıyorum. Hayırlı yayınlar.
Eyvallah Halil abi sen bilirin. Tamam buyurun arkadaşlar devam edin.
Rahman suresindeki el insanın halaka edilmesi onun yaratılmasını anlatmıyor. İnsanlar ana konuda orada yanlış yapıyorlar. Orada bilgiyle bir insanın dönüştürülmesi anlatılıyor. Zaten o insan bilgiyle halaka edildikten sonra beyan edebiliyor. Neyi? Hakkı ve gerçeği. Şimdi Maide suresi ve Maide 6 bizim için kitap içerisindeki çok değerli ayetlerden biridir. Yani o kadar değerli bir ayettir ki bu ta Musa'nın turdaki meselesine kadar dayanır. Onun bir uzantısıdır bu. Turda da İsrailoğullarının öncülerine, Musa'nın öncülüğünde onlara ayetler verildikten sonra onlardan bir söz alındı. Söz Allah hakkında hakikati iletcekler ve asla gizlemeyecekler. Fakat kendilerine verilen sözlerden döndüler. Sonra onun uzantısı olarak İsrailoğullarına İsa'nın öncülüğünde onların temsilcilerinden söz alındı. Kimden? Havariler diye kitapta geçenler. Onlar da Musa şey İsa'nın sofrasına oturdular ve o sofradan rızıklandıktan sonra söz verdiler kime? Allah'a ve resullerine. Hakikati ve gerçeği insanlara bildirecekler ve asla gizlemeyecekler. Sonra Muhammed Nebi üzerinden Maide 6'da geldiler ve onun sofrasına oturdular ve o sofradan rızıklandılar. Fakat ondan sonra da Muhammed Nebi'nin sofrasına da tükürdüler. Bugün kendileri biz Muhammed Nebi'ye tabiyiz. Ondan gelen hakikate tabiyiz. Onu takip ediyor ettiklerini söyleyen insanlar yalan atıyorlar. Sebebi ne? İşte bu gördüğünüz ayet. Muhammed Nebi'nin sofrasına oturan ve ona tabi olduklarını, ona yardım ettiklerini, ona dinine hizmet ettiklerini söyleyen insanlar kendileri verdikleri sözlerinden hemen caydılar. Bakın hemen nereden görüyoruz? Allah size olan nimetini ve işittik, itaat ettik dediğinizde onunla sizi bağladığı misakınızı hatırlayın. Turda İsrailoğulları Musa'nın öncülüğüne misak verdiler ve misaklarını bozdular. İsa'ya havariler misak verdi ve misaklarını bozdular. Ve Muhammed Nebi'nin salatına katılıp misak verdikleri halde bunlar da misaklarını bozdular. Bir misakın oluşabilmesi için bir resulün varlığı gerekir. Şimdi insanlar bu ayetleri okuduklarında şöyle düşünüyorlar. Bu ayet bize hitap ediyor diye düşünüyorlar. Hay hayır arkadaşlar bu ayet belirli şekilde kitabın bilgisiyle halaka olmuş ve kendilerine hakikat açılmış insanlara anlatan bir kitap. Onlara yardım eden, onlara doğruyu hakikati ve görmesini sağlayan bir kitap. Bu kitap toplumun kitabı değil arkadaşlar. Bu kitap belirli bir sınıfa ait insanların kitabı. Fakat kitabın şöyle bir özelliği var. Toplumdan herhangi bir insan hakikati ve gerçeği aradığında bu kitap ona takvaya ulaşması konusunda da yardım eder. Bu yüzden Bakara suresinde bu kitap takvalı olmak isteyenler için doğru yola gösteren kılavuzdur. Der fakat takvadan ilerisine ulaşman için her işte olduğu gibi emek, çaba ve gayret göstermen lazım. En önemlisi de bu kitaba geldiğinde Arapçanın olması önemli değil. Gramerin olmasın önemli değil. Geçmişe dair ilimleri bilmenin de bir önem önemi yok. Hiçbir önemi yok bunların. Tek önemli olan şey ne? Öncelikle sahip olduğunu, düşündüğün her şeyi terk edeceksin. Daha önce öğrendiklerini, bildiklerini terk edeceksin. Tarihle, şunla, bunla bildiklerinin hepsini terk edeceksin. Ne yapacaksın? Terk edeceksin derken tutup çöpe atamazsın. Tabii ki bunları, bu kitabı okurken dışarıda bırakacaksın. Ondan sonra kitap sana yavaş yavaş açılacak ve sana kendini anlatmaya başlayacak. Kitap kendi içlüğünde konularını bakın arkadaşlar konularını tutarlı bir şekilde anlatıyor. Şu gördüğünüz ayet çok değerli bir ayet. Bu kitaba geldiğinde, elini sürdüğünde sana hakikatin iletilmesi için zihnini formatlaman gerektiğini söyleyen ayet. Bu yüzden de elçinin salatına katılan toplumlarının öncüleri, ricaleri onlara söylüyor bu ayet. Elçinin salatına geldiğinizde şunları şunları şunları şunları şunları yapmanız gerekir diyor ya. Siz bu ayetleri okuduğunuzda el yüz ayak baş diye anlıyorsunuz ya. O toplum böyle anlamıyordu. O adamlar böyle anlamıyordu. Çünkü onlar zan içerisinde de olsa bir bilgi içerisindeydiler. Zaten bu ayetin anlatı, yüzün, ayağın, başın temizlenmesi değil. Daha önceki bilgilerinin hepsini terk et diyor. Terk et ki Allah sana nimetini açıklasın ve seni sana arındırsın. Seni neyden arındıracak? Arkadaşlar şu kelime şeytanın pisliğini arındırmaktan geçer. Şeytanın pisliği. Şeytan hak ve hakikatin içerisine zan içerisine bilgiyi sokarak bilgiyi senin için karışık hale getirir. Bu da diyor ki Allah sana hakkı ve gerçeği verecek ama o sana zulmedici değil. Senin zihnine direkt bunu aktaracak değil. Sen bunu tercih etmen gerekir ki Allah da sana istediğini versin. Bu yüzden elçinin salatına geldiğinde elçi karşısındaki ricalere diyor ki veya daha önceki toplumun kitap ehline diyor ki sahip olduklarınızı terk edin. Böylecelikle Allah size arındırsın ve nimetini tamamlandırsın. Siz bugün camiye gittiğinizde Allah sizi arındırıyor mu? Hadi diyeceksiniz ki suyla arındırıyor. Abdest alıyoruz ya. Eyvallah. Peki Allah size nimetini tamamlıyor mu? Hangi nimet? Hangi nimet? Hani o Fatiha suresinde günde 40 kere talep ediyorsun ya. nimet verdiklerinin yoluna ilet beni diyorsun ya. Bu nimet suyla temizlenerek gelmez arkadaşlar size. Bu nimetin gelmesi için sahip olduğun din adına bildiğin şeyleri terk etmen lazım. Böylecelikle Allah seni arındırsın ve sana nimetini tamamlandırsın. Sen şimdi kitaba geldiğinde başındaki zan içerisinde sahip olduğun bilgiden emin, kendine güvenli geldiğinde kitap sana açılmaz. İstediğin kadar Arapça bil, istediğin kadar gramer bil. Bu bilgi ile insanlara kendini satabilirsin ama Allah'a satamazsın. Allah ilkesini koymuş. demiş ki, "Kitaba geldiğinde sahip olduklarını terk et. Kitabın bu ayetlerin anlattığı şey de bu. Ama dedim ya kitap size seslenen bir kitap değil. melekelerini aktif olarak kullanan ve arınmış insanlara sesleniyor. O yüzden siz bu kitaba geldiğinde böyle okuduğunuzda el yıka, ayak yıka diyor. Bu sapkınlar bunları nereden saptırıyor diye görürsünüz. Gayet normal böyle görmeniz. Gayet normal bu arada. Çünkü kitaba elinizi sürecek ne bilgiye ne de temiz bir akla sahip değilsiniz. O yüzden kitaba bu ayeti gördüğünüzde el yüz ayak yıkanma ayeti olarak görüyorsanız arkadaşlar hiçbiriniz arınmış bir zihne sahip değilsiniz. Aşağıdaki 60 kişiye söylüyorum. Arınmış bir zihne sahip olduğunda burayı göreceksin. Kitap ne anlatmaya çalışıyor dediğinde, Allah burada ne anlatmaya çalışıyor dediğinde, bunu anlamaya çalıştığında bu ayetler sana açılacak. Fakat Allah sana kolaylıkla sunuyor. Diyor ki, "Bak" diyor, "o ayet farklı bir şey anlatmıyor. Buradaki insanlar kime göre? Birbirlerine göre mi pis? Resule göre mi pis? Yoksa Allah'a göre mi pis? Arkadaşlar, Allah'a göre pis olan birini su temizlemez. Su temizlemez. Bir insan Allah'a göre nasıl pis olabilir? Müşriksindir, pissindir. Kafirsindir, pissindir. Allah'ın apaçık kelimesi salat olduğu halde sen onu saptırarak namaz yapıyorsan, şeytana uyuyorsan şeytanın pisliğinden dolayı pissindir. Bu pisliği su temizlemez arkadaş. O pisliği vahiy temizler. Oraya da o sudan nimetlenmen için, o tertemiz vahiyin sana akması için terk edeceksin. Nefsin üzerine inşa ettiğin o dini terk edeceksin. Hevanı terk edeceksin. Ben Kur'an merkezliyim. Kur'an'ı çok seviyorum. Allah'a yöneldim. Gel o zaman gel sınava gel. Gel gel sınava gel. Gel Maide 6'ya gel. Gel namaza gel. Siz fitnelendirmeden başaracağınızı mı sanmıştınız? Gel gel gel. Arkadaşlar Maide 6 çok değerli bir ayettir. Muhammed Nebi'nin salatına katılan ve biz sahabeyiz. Muhammed Nebi'ye ve onun getirdiği dine yardım ediyoruz diyenlerin ihanet ettiklerini de anlatan bir ayettir. Resulün salatına sen ben katılamayız arkadaşım. Resulün salatına katılmak için bir bilgi donanımı içerisinde olman lazım. Resulün salatına katılabilmek için bir bilgi donanımı içerisinde olman lazım. Bu insanlar bu aktarılan kelimelerin senin gibi anlamıyorlardı. O müşrik ve kafirler bile senin gibi anlamıyorlardı. senin gibi cahil değillerdi. Kendi toplumunun dilinde elçinin sofrasına oturmuş ve onun sofrasında nimetlenmek isteyen insanlara diyor ki bu sofraya oturduğunuzda nimetten yararlanmak istiyorsanız arındırın kendinizi. Bu ayetin anlattığı bu. Dediler ki.
Buyur Fatih ben de bir su alayım.
Hani ben bir zaman söylüyordum biliyorsun değil mi? Şimdiki bizim şu halkımız bilgili olarak görüyor dedim ya. İnanın arkadaşlar bakın ben bu kitabı ne zamandan beri okuyorum? Bu kitabı okuduğumda gördüğüm bir şey var ki bizim o müşrik diye cahiliye diye kafir dediğimiz kişiler inanın bu kitabı şu toplumun edindiği bilgiden daha fazla anlıyorlardı. Ciddi söylüyorum bunu. Bunu birçok ayette de ispatlarım. Onlara söylendiğinde o sözü onlar biliyorlardı. Onlar akledebiliyorlardı. Ama bildikleri bir şeyi gerçek gerçeği gizliyorlardı. Gizledikleri gibi bir de müşriklik yapıyorlardı. Şu anki toplumumuz onların o kafir ve müşriklerin yani bilgi açısından söylüyorum ha kafir ve müşriklerin kat ve kat altında bilgi seviyesi var. Yani bir şeyin %50'sinde onlar ise sizler %5'inde falansınız şu anda toplum olarak. Bizler daha doğruz. Böyle düşünün olayı. Onlar biliyorlardı bu ayetlerde ifadelerin çoğunu ve Allah söylediğinde onlar hemen idrak ediyorlardı fakat bile bile gerçeği gizliyorlardı diyor. Sorun bununla ilişkili. Yani bulundukları o konum ve itibar çevresinden çıkmak istemiyorlardı. Kendilerini güvenli alandan ayırmak istemiyorlardı. Bu yüzden Allah'ın ayetlerini örtüyorlardı. Heh. İşlerine gelmiyordu. Evet. Sorun bununla ilgili. Bakın şu anda bizim şu bulunduğumuz toplum inanın daha bir tohumdan yeni çıkan filis halinde daha yeni yeni uyanıyor ve o uyanan kişileri yani şöyle düşünün bir fil üzerinden sürekli ve sürekli geçiyor o tohumun. Heh. Sizce o tohum kafasını kaldırdığınız zaman o filler sürekli üzerinden geçiyor. Anlayın artık. Kapabildiğinizi kapın. Üzerinizden geç. Ha o tohum eninde sonunda büyüyecek. Ne kadar fil de geçse şey de geçse o ayrı mesele. Ama geciktirmeye çalışıyorlar sürekli ve sürekli. Sıkıntı bununla alakalı. Yani bizim bilgi seviyemiz gerçekten de şu anda sıfıra yakın. %1, %5 o civarlarda oynuyor. En iyi ben bildim diyen kişiler bile şu anda ben de dahil. Diğer herkes dahil. Emin olun daha bilgi seviyesi daha altlarda, alt seviyede yeni yeni türüyor. Ona göre bu kitap naslara hitap ediyor. Yani inse bir işi yok bu kitabın. Naslarla işi var. Akli selim insanlarla. Kitap ehli diyor değil mi kitabın içinde. He bu zamana kadar anlayışımızı söyleyelim. Bu kitabı eline almış, okumuş, biraz düşünmüş. taşınmış kişiye söylüyor zannediyorsunuz değil mi? Hayır. Yanılıyorsunuz. Yine yanılıyorsunuz. Burada kitap ehli parmak yani o bu iki elinin 10 parmağını sayacak kadar az. Ve bunu da ciddi söylüyorum. Ve müşrikler bilmem şunlar onların çoğu kitap ehli bile değil. Bu kitabın anlattığı kitap öyle değil yani. Çünkü onlar donanımlı insanlardı. Kitabı okuduklarında bir yani karşı karşıya geldiklerinde onlara bir şey açıklamaya gerek yoktu. Onlar biliyorlardı ama şu anda bilmiyorlar. Nasıl ya diyorlar böyle onu söyleyince insanlara. Sorun bununla alakalı. Buyur. Şey Coşkun sen devam et.
Şimdi Maide 6'da elçinin salatına katılan o zümre, o sınıf kendilerine ayetler okunduktan ve Allah'ın nimeti tamaml aktarıldıktan sonra o insanlardan bir kısmı döneklik yapıyor. Nereden anlıyoruz? Bakın Maide 6 ve Maide 7 birbiriyle bağlantılı. V diye başlıyor ayet. Ve siz şeytanınız size hep burayı tatlı gösterdi. Onun için hiç altını okumadınız. Oysa bunlar bağlantılı ayetler. Ve diye ayet devam ediyor. Ve dedikten sonra kime ve diye devam ediyor? O salata katılanlara ve kendilerine nimetin aktarıldığı ve arındırılmaya çalışan sınıfa diyor. Onlara diyor ki Allah'ın size olan nimetini. Hangi nimeti? Bak buradaki nimet. Ve işittik, itaat ettik dediğinizde onunla sizi bağladığı misakınızı hatırlayın. Misak karşılıklı sözleşmedir. Misakın söz konusu olması için üç özellikten birinin olması gerekir. Bir, resulün salatına katılmak lazım. İki, Allah'la sözleşmen lazım. Nebiler, nebiler Allah'la sözleşiyor. İsrailoğulları turda ve kitap ehli olman lazım. İlim verilmesi lazım sana. Misakın söz konusu olması için. Bunların hepsi bilgiyle alakalı şeyler arkadaşlar. Bilgiyle. Siz ben kıytırık bir toplumun insanıyım. Allah'la misak yapacağım. Camiye gideceğim. Allah bana nimetini aktaracak. Size nimet mi aktarılıyor? Fatiha suresindeki nimeti bile aktarabilecek donanıma sahip değiller. Siz orada camide hocaya diyorsunuz ki o önünüzde olan insana şöyle diyorsunuz. Oraya gelmenizin nedeni o imamın sizi oraya çağırmasının nedeni Allah'ın nimetini aktarmak için çağırıyor size. Ama siz atalarınızın ardından gelen yani şöyle siz demeyeyim de ben üzerimden anlatayım. Ben atalarımın ardından gelen müşrik, fasık ve münafık biri olduğum için ve karşımdaki insan da öyle olduğu için Allah'ın nimeti aktarılmıyor. Bakın nimeti aktarmak için sizi salata çağırıyor. Kim? Önünüzdeki hoca diyor ki ben el müminim. Size Allah'a varan doğru yolu göstereceğim ve size Allah'ın nimetini aktaracağım. Aktarıyor mu? Aktarmıyor.
Coşkun aynen şuna benziyor. Biri dilsiz diğerleri de sağır. O konuştuğunu zannettiyor. O da duyduğunu zannetiyor. Sıkıntı bununla alakalı. Hiç kimse bir şey anlamıyor.
Arkadaşlar. Arapça ayet olmaz. Arapça Kur'an olmaz. Topluma Arapça ayet, Arapça Kur'an mı olur? Hiç mi akletmediniz? Hiç mi düşünmediniz? Şeytanınız size tatlı tatlı gösterdiği için elhamdülillahi rabbil alemin. Errahmanirrahim. Maliki dalga geçmiyorum yanlış anlamayın. Türkçe düşünen, Türkçe akleden, Türkçe öğüt dinleyen bir insana Arapça nimet mi olur? Arapça nimet olur mu? O adam Türkçe olarak mesajda şunu söylüyor. Rabbim sana yalvarıyorum. Doğru yolu bulamıyorum. Şeytanın yolunda mıyım? Herkesin kafası bir dünya. Din günü huzuruna çıktığımda pişman olmak istemiyorum. Lütfen bana yardım et. Beni sırat-ı müstakimine ilet. Beni nimet verdiklerinin yoluna ilet. Beni nimet verdiklerinin yoluna ilet. İşte bu ayet Maide 6 el yüz ayak yıkama ayeti değildir. Siz Allah'la misak yapamazsınız. Size Allah'ın nimeti de aktarılmıyor. Peki bu ayet ne? Bu ayet bir konunun bir parçası. Ayet devam ediyor. El var ya el yukarıda yıkayacağınız el. Eyum. Ey iman edenler Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hangi nimet? Aha bak bu nimet. Hani bir topluluk size saldırmayı tasarlamıştı da Allah onları size saldırmaktan vazgeçirmişti. Eydehum kelimesi kullanılır. Bunun Türkçe tam karşılığını söylüyorum. Ellerini sizden çekmişti diyor ya ayette. Ellerinizi yıkayın. Ellerinizi yıkayın. İmkanlarınızı birbirinizle düşmanlık, fasıklık üzerine değil, takva üzere ilişkilerinizi kurun diyor. Allah'a karşı takvalı olun. Müminler yalnızca Allah'a güvenip yönelsinler. Şimdi bunlar kendilerine salata katılıp resulün salatına misak verip Allah'ın nimetini duyduktan ve hakikati ve gerçeği insanlara ileteceklerine ve asla gizlemeyeceklerine dair söz verdikten sonra bu misak çok güçlü bir sözdür arkadaşlar. Bu misak çok güçlü bir sözdür. Allah'la misaklaşmaktır bu. Fakat bunlar döneklik yaptılar ya. Bakın hemen burada Allah'ın size olan nimetini işittik, itaat ettik dediğinizde onunla sizi bağladığı sözünüzü hatırlayın. Niye? Sözlerinden birkaçı döndüler. Sonra da ayetler devam ediyor.
Buyur Fatih.
Dönenlere ne olduğunu kitap yine anlatıyor.
Evet. Dönenlere de anlatıyor.
Maide Maide suresi 113 114'ü bir okur musun? Bak İsa'nın havarileri. Onlar misak alıyor.
Devam ediyorum Fatih. Oraya bağlayacağım şimdi.
Şimdi bunlar döndüler ya. Bakın ayetler devam ediyor. Maide suresi 12. Bakın diyor ki doğrusu Allah İsrailoğullarından da Misak almıştı. Onların 12 temsilci gönderdik. Onlara temsilciler gönderdik. Ve Allah sizinle beraberim dedi. Andolsun eğer salatı ikame eder, zekatı yapar, resullerime iman eder ve onlara yardımcı olur. Böylece Allah'a iyi bir ödünç verirseniz o zaman elbette kötülüklerinizi örterim. Muhakkak içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Bundan sonra sizden kim küfrederse düz yoldan sapmış olur. Ne yaptılar İsrailoğulları? Misaklarını bozmalarından dolayı lanet ettik ve kalplerini katılaştırdık. devam ediyor. Ve biz nasarayız diyenlerden de misak aldık. Öğütlendikleri şeyden nasiplenmeyi unuttular. Biz de kıyamet gününe kadar aralarına düşmanlık ve kinyelleştirdik ve Allah ne iş yaptıklarını bilir. Bakın arkadaşlar bu ayetlerin hitap ettiği ve öğüt verdiği sınıf şu arkadaşlar. Bakın dedim ya misakı yapabilmen için kitap ehli olman lazım demiştim ya. Şimdi bu ayetlerden sonra kitap üzerindeki ehil olan insanlara sesleniyor. Ey kitap ehli. Doğrusu kitaptan gizlediğiniz birçok şeyi size açıklayan ve bir kısmından da söz etmeyen resulümüz geldi. Doğrusu size Allah'tan bir nur ve apaçık bir kitap geldi. Allah onunla rızasına bilerek tabi olanları esenlik yollarına iletir. Onları izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkartır ve onları sırat-ı müstakim eyletir. Bakın Maide 6'daki Misak konusunu İsa'ya ve Musa'ya nasıl bağladık? Tutarlı, mantıklı, akla yatkın bir şekilde. Niçin? Çünkü ayetin ne anlamak istediğimizi zorla ayete yüklemedik. Ayet bize ne anlatıyor dedik. Onun anlattığını anladıktan sonra da bize de rızık geldi. Burada bakın misakları nasıl bağladık. Hangi misakı? Bak bu misak. Şu misakta aşağıdaki gruplara bakın. Benim gibi kıytırık biriyle mi misaklaşmışlar? Hayır. Ehil olanlarla misaklaşmışlar. Sonra kitap ehline bakın misak dedim ya hani misak almak için belirli niteliklere sahip olman lazım. Resulün salatına katılman lazım. Nebiler kimin salatına katılıyor? Bir resulün salatına katılıyor. Hani biz nebilerden Misak almıştık ve senden Nuh'tan, İbrahim'den, Musa'dan ve Meryemoğlu İsa'dan hepsinden sağlam söz aldık. Bunlar misaklarını tuttular ama kitap ehli hani Allah kitap ehlinden onu insanlara açıklayacaklarına ve asla gizlemeyeceklerine dair misak almıştı. Fakat onlar az bir çıkar karşılığında bu sözlerine sırt çevirdiler. Bu ne kötü bir alışveriştir. Kitap içerisinde tahira kelimesi hiçbir yerde suyla yıkanmaya gitmiyor.
Kitap içerisinde nimet kelimesi Allah'ın kitabına gidiyor. Kitabına. Kitabına gidiyor arkadaşlar. Allah sana verdiği nimetleri sana niye anlatsın kitapta? Senin zaten sana verdiği göz ile sen o hakikati görüyorsun. Zaten Allah bana güneşin nimet olarak verdi. Bana niye güneşi anlatsın? Zaten onun verdiği bu nimete ben zaten görüyorum. Görüyorum. Körsem yapacak bir şey var mı? İşte bu kitap çok değerli bir kitap. Bu kitaba erişmek için arkadaşlar işlem yapman lazım. Bak 2 + 2 = 4'tür ya. O işlemi yapman için göz, kulak, akıl melekelerini kullanmalı ve fedakarlık yapman yapman gerekiyor. Sendeki dini terk edeceksin. Rabbim ben sana yöneldim. Sen bana öğret diyeceksin. Kitapta sana açılacak. Kitaptan ihtiyacın olan şey senin, benim zor değil. Ben bu kitapta sadece takvaya ulaşmakla ve takva üzere bir hayat yaşamakla ilgili yükümlülüğüm var ve bunu elde etmem için özel bir donanıma ihtiyacım yok. Ama kitabın diğer konularına girmek, anlamak, öğrenmek istiyorsan sahip olduğun şeyi, Allah'ını, peygamberini, dinini, ritüellerini, nefsine hoş gelen her şeyi terk edeceksin ve kitap sana hakikati anlatacak. Buyurun arkadaşlar.
>> Coşkun hazır önündeyken Maide 113 114 bir okur musun? Be bak orada Misak alınıyor. Sonra Rabbi ne diyor? Gökten sofra indirir. Kim o sofrayı nimet tattıktan sonra diyor may 113 ve 114'e bir baksana bir.
>> 113 114 mü? 112 113 mü? Zaten bağlantılı burayla.
>> He ma aşağı aşağıya da mı devam ediyor? Dur
>> Tabii tabii. 113 114'e bak sen. Maide süresi
>> Yani senin konuya bağlayacağım ben orayı.
>> He sen konu içeriği olarak bağlayacaksın.
>> Tabii tabii.
>> 111'den mi başlayayım?
>> Başla başla. Oradan başla. Anla.
>> Maide suresi 11. Havarilere bana ve benim resulüme iman etmelerini vahyettim. iman ettik dediler. Ve tanık ol ki kuşkusuz biz müslimleriz. Hani havariler dedi, "Ey Meryemoğlu İsa, senin rabbinin üzerimize gökten bir sofra indirmeye gücü yeter mi? Eğer inanıyorsanız Allah'a karşı takvalı olun." dedi. Ondan yemeyi ve kalplerimizin iyice yatışmasını, senin bize doğru söylediğini bilmeyi ve buna doğrudan tanık olmayı istiyoruz. Nimetten yararlanmak istiyorlar. Devam ediyorum. Meryemoğlu İsa, "Ey Allah'ım, Rabbimiz! Gökten üzerimize bir sofra indir ki o sofra bizim için, öncemiz ve sonramız için bir bayram olur. Ve sen de bir ayet bizi rızıklandır ve sen rızıklandıranların en hayırlısısın." dedi. Allah, "Ben üzerinize onu indireceğim ama ondan sonra sizden kim kafirlik ederse alemlerden hiç kimseyi azaplandırmadığım şekilde ona azap ederim." dedi. Allah, "Ey Meryemoğlu İsa! İnsanlara Allah'tan başka beni ve annemi iki ilah edinin diye sen mi söyledin? Buyurduğuna sen yücesin." dedi. Gerçek olmayan bir şeyi söylemek haddim değil. Ben onu söyleseydim sen onu bilirdin. Nefsimde olanı bilirsin. Ben ise senin zatında olanı bilmem. Sen gaipleri eksiksiz bilensin. Onlara bana emrettiklerinden başkasını söylemedim. Benim ve sizin rabbiniz olan Allah'a kulluk edin dedim. Ben içlerinde olduğum sürece onlara gözetleyiciydim. Fakat beni vefat ettirince onların üzerinde gözetleyici yalnızca sen oldun ve sen her şeye tanıksın. Şimdi Coşk'ın ayette diyor ki onu sizin üzerinize indiririm. Bundan sonra kim kafirlik yaparsa alemlerde hiç kimseye azap etmediğim gibi azap ederim diyor. Doğru mu? İşte buradaki mesele arkadaşlar. O sofra size indikten sonra eğer keferelik yaparsanız yani misakı bağlayıp ve o misakınızdan vazgeçerseniz rabbiniz diyor ki size hiç kimseye azap etmediğim gibi azap ederim. Heh burada Allah'ın azabını tadarsınız. Kefereler de zaten bunu tatmışlardır kitapta.
Şimdi bir konu daha söyleyeceğim. Bu konuyla ilgili değil. Az önce aşağıdan arkadaş sürekli sürekli şekilde yazdığı için bu Bakara suresi 174. ayeti sordu bana da hani nasıl bakıyorsun ama kendisi burada mı bilmiyorum. Şimdi diyor ki hani benim okuma okumama göre mealden önce bir okuyayım anlayın. Allah'ın indirdiği kitaptan bir kısmını gizleyip ona az bir değer karşılığında değiştirenler var ya işte onlar bununla karınlarına ateş yani kitap içindeki tanım fitneden başka bir şey doldurmuyorlar. Allah onları kıyamet gününde kelime yapmayacak ne de onları temize çıkarmayacaktır ve onlar için can yakıcı bir azap vardır. Şimdi kelime kelime okuduğumda Allah onları şimdi kıyamet gününde kelime yapmayacaktır diyor. Onlarla konuşmayacaktır diye çevirdikleri kelime. Şimdi bu ayette şunu söylüyor arkadaşlar. Bu dünyada keferelik yapanlar için bahsediyor. Allah onlarla konuşmayacaktır. Yani konuşmayacak diye çevirdiği kelime onlarla kelime yapmayacaktır. Ve onları zekka yapmayacağından bahsediyor. Zekkihim onları temizl temizlendirici temizlendirmeyeceğim diye çevirdikleri kelime Allah onlara zekka yapmasıdır. Burada bir temizlikten değil, onlara verilen bir şeyden bahsediyor. Evet, temizlikle bağlantılı ama onlara verilen bir şeyden bahsediyor. Onlara verilmeyeceğinden ne verilmeyecek? Rabbinin kelimeleriyle onlara bilgi açılmayacak. Bundan bahsediyor. Zekka kelimesi. Burada tam olarak neyi sordu onu bilmiyorum ama benim gördüğümü anladığımı söylüyorum. Burada nar zaten karınlarına, botinlerine nar doldurulması tamamen fitneye tabi tutacaklarını ne zaman? Kıyamet gününde onları fitneye tabi tutacak ve onlara bugün de bir çıkış yolu sunmayacağından bahsediyor. Çünkü çıkış yolu varsa kelimelerle oluyor bu kitapta. Bu yüzden onlara kelime yapmayacaksa aslında bu şunu da gösterir. Benim sürekli söylediğim bir şeye delil bir ayettir. Rabbinin kelimeleri neyi kasteder diye sorduğunuzda ben her zaman diyorum biz bu dünyada evet şu an okuyoruz kelimeleri rabbimizin kitabı okuyoruz. Ahirette de kitap ile olacak diriltilme diye söylediğimde çoğu kişi böyle sanki alayımsı bakıyor ama burada kelime ifadesini kullanarak zaten bunu açık ediyor size. Rabbi onlarla kelime yapmayacaktır dediğinde onlar eee şöyle düşünüyorlar genel itibariyle eee Allah işte bizi önüne dizecek. Herkesi tek tek eee sorguya çekecek. Sonra eee onlarla e konuşmayacak. Onları kenara itecek. Böyle bir anlam çıkartıyor. Böyle bir anlamdan bahsetmiyor kitap. Rabbiniz sizle konuşursa bu kitap da kelimeler üzerinden konuşur. Bu dünyada rabbiniz sizle nasıl konuşuyorsa ahirette de öyle konuşacak. Bunu aklınıza kazın. Ve eğer sizle konuşmadığı zaman kelime yapmadığı anlamına gelir. Ve şu anda birçok kişiyle kitabı okuduğunu zanneden birçok kişiyle zaten kelime yapmıyor. Onu da söyleyeyim size. Kelime yapsaydı bu kitabı çok iyi anlarlardı.
>> Evet. Eee burada bir şeye değinmek istiyorum. Özellikle az önceki yayın için çok teşekkür ederim. Birkaç eksik vardı. Eee onlar da herhalde ileride daha iyi olacak. Bu toprak konusuna falan girilmedi. Şimdi bu Maide süresini çok sadece 6ıyla bağlantılı kalınsa biraz anlama zorluğu çeker arkadaşlar. Bakın eee burada 1'den 6'ya kadar dikkat ederseniz üç defa ya eyyüellezine amenu diye bir e cümle var. Ya eyellezine amen. Şimdi bunlar nasıl iman etmişler ki? İman eden birisi halen abdest almayı bilmiyor. Halen eğer ki bu normal el yüz yıkamadan ibaretse bunlar daha iman eden bir topluluk var ve bunlar daha abdest almamış. Nasıl iman eden bir topluluk oluyor? Bak dikkat edin buride 1 ile 6 arasındaki bu pasaj birçok şeyi o kadar netleştiriyor ki bakın üç defa ya eyyüellezine amen ibaresi var. Bak birincide insanların vermiş olduğu sözlerle alakalı durumdan bahseder. İkinci ayette bu eee Allah'ın şiarlarından bahseder. Bakın 3. ayette eee Allah'ın şimdi bakın e Fatih birçok yerde şu ibareyi kullanır arkadaşlar der. Bu kitapta bahsedilen hurma zeytin şu bu bildiğiniz zeyti şu falan değildir der. eee ve alay konusu edinilir kendisi. Bak bu 1 ile 6 arasındaki pasaj buna da delildir. Diyor ki Allah'ın başkası adını anarak yani Allah'ın söylediği, söylemediği bilgilerle beslenmeyin diyor. Ve bunu şimdi 5. ayette net göreceksiniz. Eee, bunu da, bunu da söyledikten sonra dikkat edin kişilerin nasıl iman etmesi gerektiğini belirten bu pasajdır. Sonra diyor ki kendilerine neyin helal olduğunu eee, temiz olan her şeyin helal kılındığını eee, dile getiriyor 4. ayette. Yani Allah'ın size verdiği bilgili, bu eğitimli olan, bilgiye yönelik olan her türlü şeyin sizler için helal kılındığını söylüyor. Sonra 5. ayette geliyor. Bakın Fatih'in dediği şey burada net ortaya çıkıyor. Diyor ki, "Size temiz şeyler eee helal kılındı." Neymiş bu temiz şeyler? Kitap verilenlerin yiyecekleri, bakın kitap verilenin yiyeceği ne olabilir sizce? Niye kitap ibaresi var burada? Kitap verilenlerin yiyeceği ne olabilir? Kitaptan size aktardıkları, oradan edindikleri ve aktardıkları aşkar değil mi? Ve sonra diyor ki, "Sizin de yiyecekleriniz onlara." Peki bizim yiyeceklerimiz onlara niye helal? Onlara kitap verilmiş. Kitap verilenlerin helal ama bize kitap verilmeden bizimki de onlara helalmiş. Neymiş? Bizim sorularıymış. Onlar bu kitabı eee edindikten sonra, rızıklandıktan sonra, beslendikten sonra bize helaldir. Bizim de onlara helalimiz bu kitap içerisinde sormamız gerekenlerdir. Çünkü beslenmemiz gerekiyor o kitaptan. Ve 6. ayete geldiğimizde ki bu 5. ayet Fatih'in dediğini çok iyi destekleyen bir ayettir. Kitap verilenlerin yiyecekleri. Bakın bütün her şey el arıyor ve temiz şeylerden bahsediyor. Sonra 6. ayete geldiğimizde ya eyyüellezine amenu bakın bu topluluk bir bunların hepsinin nasıl iman edeceklerini tek tek anlatıyor ve buraya geldiği zaman bunlardan yanlışlarından nasıl arınacaklarını da onlara gösteriyor. Bak 1den 6'ya kadar temiz olan ve olmayan şeyleri anlatıyor ve burada artık temizlenilmesi gerektiğini anlatıyor. Ama burada ey iman edenler diyor ve kimsenin kafasında şu soru işareti yok. Bu iman edenler nasıl iman etmişler ki halen daha abdest almasını bilmiyor. Eğer bu tabiri caizse bu el yüz yıkamadan ibaretse. Evet. Buyurun.
Şimdi bir de bu ayetler zaten arkadaşlar okuduğunuzda şimdi eee şöyle bakın yani ayetlerde kimlerden bahsediyor? Mesela Maide 6'da Nisahum kelimesini kullanıyor değil mi? Nisa kelimesi. Şimdi bir yerde bir Nisa geçiyorsa hitap kime gider? Ricale gider. Rical. He eğer size Maide 6'da bahsediliyorsa, konu hac üzerinden geliyorsa ve yiyecekler konusunu ifade ediyorsa karşıda bir hac yapılacaktır. Peki hac yapılırken nasıl yapılır? Salat-ı ikameyle. Peki niye yiyeceklerden bahsediyor? Çünkü onlarla hac yapacak. Ve diyor, "Hac yaparken birbirinize şu beyninizdeki sizin atalarınızdan gelen o bilgileri temizleyin ve o şekilde yapın." Ve o yüzden diyorsa onların yiyecekleri size, sizin yiyecekleriniz onlar helal. Çünkü kitaptan besleniyorsunuz ikiniz de. Tamamen bununla alakalı bir durum. Yine size Maide 95'e gider. Orada yok. eee birinci ayette yok. Davarın nasıl keseceği yok böyle ya Allah'ın işi yok gücü yok. Sizin nasıl hayvanı keseceğinizle mi ilgileniyor zannediyorsunuz?
>> He orada diyor ki mesela Maide 95'te olması lazım. diyor ki size işte bilginizle eğittiğiniz eee hayv şeylerin eee köpeklerin normalde meal üzerinden gitsek oraya köpek demek zorunda kalıyorlar. Çünkü Keyf suresinde aynen kelime o şey eee ne desem size? O mağara ashabının kapısında bekliyor o kelime. Aynen kelimeyi. Bilginizle eğittiğiniz köpeklerin demeleri lazım. Hayvanların diyor tuttukları da sizin size helaldir diyor. Ya arkadaş ben bilgimle birisini eğittiysem onun tuttuğu bana helal ise yakaladığı kastedilen ne olur? Bir düşünün. Oradaki gerçekten o senin sandığın gibi bir köpekten mi bahsediyor ayette? Sen av köpeğini eğiteceksin. O da gidecek, yakalayacak, sana getirecek. Bundan mı bahsediyor? Ricalin yanındakilerden bahsediyor arkadaşlar.
>> Fatih senin sorduğun soru ya.
>> He. Ricaler hac zamanı arkadaşlar karada avlanmazlar. Heh. Bunun cevabı kitap içinde veriyor. Size diyor ki kara size yasaktır. Peki neler size helal? Denizden tuttuklarınız diyor değil mi? He. Peki karada kimler avlanıyor? Ricallere avlanmıyorsa kimler avlanır karada? Sizin bilginizle eğittiğiniz nisalarınızdan bahseder. Yanınızda yetiştirdiğiniz benaatlardan söz eder. Onların karada tuttukları size helaldir. Yani şöyle düşünün. Siz bir eee konferansa gidiyorsunuz. konferansa demişim daha doğrusu. Bir eee teknoloji fuarına gidiyorsunuz. Anlayacağınız dilde söylüyorum. Teknoloji fuarına gidiyorsunuz ve siz orada bir doçent olarak öğrencilerinizin başındasınız. Şimdi size diyor ki siz gidip de başka ricalin nisalarını veya benaatlarını bir avemezsiniz. Onlar karaya çıkmış, düzeğe çıkmış kişilerdir. Peki siz ne yaparsınız? Siz değil, nisalarınız veya benatlarınız onlarla konuşup onlarla eee şey yapabilir, size getirebilir eğitimi için. Ama siz yapmayın diyor. Çünkü diğer rical bundan dolayı bir şey duyar. Eee, nasıl desem size? bir kıskançlık duyabilir veya eee kendini yetersiz görebilir ve size karşı tepkiler oluşturabilir. Kitabın anlattığı deniz kara ifadeleri tamamen eee örnek veriyorum bir sizi diyor denizin karanlıklarından kurtarıp karaya çıkardı. Hemen bir kısmınız ortak koşuyor diyor değil mi ayette? Buradaki denizde siz zannediyorsunuz mu gemiden, geminin içindeyken sizi e bir deniz dalgası tutacak. Ya çölde adamın gemiyle ne işi var? Veya adam hayatı boyunca belki de deniz görmedi. Bunu mu bahsediyor zannediyorsunuz? Deniz tamamen toplumun bireylerinin oluşturduğu eee şeydir. Eee bilgiler veya eee zihinleridir. Yani örnek veriyorum. Şimdi diyelim bakın anlayacağınız dille konuşuyorum. Eee bir doçent var, doktor var. Onunla beni bir tutabilir misiniz? Halktan birilerini, toplumdan birilerini tutamazsınız. O diyor, "Denizde avlanma." Peki nasıldır? O insan gelir toplumdan elverişli, kendisine yatkın kişileri alır. Onları yetiştirir. Bu bir deniz avıdır. Kara nedir? Kara kişi, karada olan kişi zaten o denizin karanlıklarından kurtulmuş, kendini düze çıkartmış kişidir. Peki Rabbimiz ne diyor? O denizin karanlıklarından sizi kurtardığında, düze çıkardığında, karaya çıkardığında bir kişinin bazılarınız ortak koşuyor diyor. Değil mi? Heh. Gemiye bindiniz tatlı tatlı esip gidiyordu diyor. Sonra sizi kurtardı. Bir fırtına çıktı. Sonra sizi kurtardı. Rabbiniz sizi nereye kurtardı? Karaya çıkardı. Neyle? Neyle çıkardı? Zannetıyorsunuz kitap ile arkadaş. Kurtuluşunuz kitap. Çünkü heh bundan bahsediyor. Siz oradan alıp sizi kurtarıyor ve o denizde ricaler avlanabilir. O insanları yani potansiyeli olan insanları alır yetiştirilmek üzere bünyesine katar. Ama tutup karaya çıkmış birini diyor avlamayın diyor. Tabii ki bu anlayacağınız dilde söylüyorum. O yüzden kimler avlayacak peki? Kendi eğittikleri avlayabilir. Kimler oluyor onlar? Benatları oluyor, nisaları oluyor. Onlar diyor karadan getirir size diyor. Tuttukları helaldir diyor. Veya onların karada avlandıkları bu insan da olabilir. Bir bilgiyi de yakalayabilir. Size getirir. Bak böyle bir şey duydum. Bu konuda ne diyorsun? der. Getirilen bir bilgi vardır. Ha bir de yetiştirmek için birisini alır gelir. Ama diyor ki haç sırasında karada avlanmayacaksınız. Nerede? Denizde avlanacaksın. Bu kadar basit. Kitapta size denizi ne olarak tanımlıyor? Karayı ne olarak tanımlıyor? Denizin karanlıklarında ne olarak tanımlanıyor? Kitap bunu zaten söylüyor size. Size diyor toplumun içinde üç karanlık evreden bir halakadan başka bir halakaya geçirerek yarattı. Ümmetin içinde üç halakadan başka bir halakaya geçirerek yaratıyor. Karanlıklardan. Üç karanlıklardan. Heh. Kitap bunları tanımlıyor ama size bir yerde açık bir şekilde verirken başka yerde farklı şekillerde örneklendiriyor. Bunu bunu kitap eee akletmeniz için yapıyor. Ha başka yere çektiklerinde o ayeti başka bir ayet açıklıyor. O yüzden bu zikrini değiştiremezler. İstedikleri kadar ipazın. okuyup kelimeler ile akleden, rabbiyle kelimeler ile konuşan herkes için bu kitap açık ve nettir sadırlarında. Ama kelime yapamayan insan rabbinden cevab cevabını bulamaz, konuşamaz. Bu kitaba sormadan da kimse konuşamaz rabbiyle. O yüzden ben rabbimle konuşuyordum. Yok bana vahiy geldi, yok ben resulüm. Böyle olmuyor. Ben Musa'da böyle bir şey görmüyorum. Kusura bakmasın kimse. Musa rabbiyle konuştuysa bu kitabın içinde kelimelerle konuştu. Zaten elinde kitap vardı. Okudu. Rabbine sordu. O da cevabını verdi. Benim rabbim bana cevap verir mi? Benim rabbim bana cevap veriyor. Peki siz şunu sorun. Sizin rabbiniz, Rab edindiğiniz kişi size cevap veriyor mu? veya Allah size cevap veriyor mu şu anda? Hayır. Veriyor mu? Heh. Vermesini istiyorsanız kelimelere gidin sorun bu kitaba. Rabbiniz sizle konuşmaya başladığını görürsünüz. Bir sadece Musa'ya mı vahiy ediliyor? Hayır. Bak az önce ayet okudum. Bakara suresi 174. ayete, "Rabbi onlarla kelime yapmayacak" diyor. Onlar resul müydü? Hepsi resul mü onların? Hayır. Rabbi onlarla kelime yapmayacaktır dediğinde ne anlıyorsunuz? Onlarla konuştu diyorsunuz değil mi? Bak orada da konuşmayacağını söylüyor. Ben de diyorum ki rabbinizin sizle konuşmasını istiyorsanız bu kitabın içinde ayetleri okuduğunuzda kelimelere gidin ve kelimelere sorun. Siz sorarsanız cevap verir. Bu kitaba soru sormazsanız size cevap vermez. cevap veremediği vermediği zaman da gidersiniz başka ilahlara veya başka kişilere gider sorarsınız ama onlar da size cevap vermez. Maide suresi bambaşka bir şey anlatıyor. Bize bu zamana kadar dayattıkları şey yani ayetleri okuyorum alakasız ya. Bunlar bu zamana kadar hiç mi görmediler? Hiç mi bakmadılar ayetlere? He aklettik diyorlar. Şey yaptı. Hayır kardeşim seni rabbin o denizin karanlıklarından sadece kurtardı. Karaya çıkardı. Fakat sen devamını getiremedin. İnandık dediniz ama fitneye tabi tutulunca hemen topuklarınız üzere geri geldiniz. Epey rabbiniz sizi nasıl çıkardı karaya diyor kitap zaten Bakara suresinin ilk ayetlerinde bu kitap diyor bir hudendir diyor. Muttakiler için hudendir diyor. Niye? Çünkü o muttakiler karaya çıkmışlar bir kere kendilerini kurtarmışlar. Bu kitap bile size hidayet gelmiş. Düzlüğü görmüşsünüz. Bundan sonrası aslında en zorlu yer ama sizlerin çoğu biz bu kitaba geldik Kur'an merkezci olduk. Kitabı gördük, aklettik. Evet buna katılıyorum. Yaptınız bunu. Helal olsun da. Fakat asıl sorun bundan sonra başlıyor. Siz burada fitneye tabi tutulacaksınız. Bu kitabın içinde rabbiniz sizin kimin özü sözü doğru olduğunu ayırt edecek. Heh. Ba, bunu bir düşünün arkadaşlar.
>> Yani diyorsun bahrı geçtiniz ama Musa'nın kavmi gibi bize de
>> He he
>> O kendilerine özları olan kavmeye denk gelince bize de bunlarınki gibi bir ilah yap da tapınalım.
>> Aynen. He
>> Dediniz.
>> İşte mesele bununla alakalı.
>> Mesele tam olarak bu. Diyorum ki arkadaşlar karayı geçmek yetmiyor.
>> Devamını getirin. Fitneye t
>> Fatih hiç dikkat ettin mi? İsa ile Musa'nın oluşumu aynı. Hiç dikkat ettin mi?
>> Evet. Velat çok güzel yerden yakaladı mesela
>> Ayeti. Orada da dikkat ettiysen Velat
>> Onları fitnelendirdik diyor. Ey Musa, senin arkandan onları fitnelendirdik diyor. Değil mi? Mesela bu kitaba baktığımız zaman eee İsa ile Musa'nın eee aşamaları birebir aynı. Neredeyse aynı yani. Eee bunu neye dayanarak diyeceksiniz de soran olur aşağıda. Mesela Fatih az önce ummi kelimesini konuştuğunda eee dikkat edin Kassasyde şey vardır. Eee Musa'nın annesinle ayrıldığını ve 17'de eee tekrar gözün aydın olsun ve onu eee emzir yani besle, ehilleştir beklerinde diye bir ibare var. 17'de aynı ibare Meryem. Meryem'de de geçiyor. Aynısı. Gözün aydın olsun diyor. Biz sana onu işte İsa'yı verdik diyor. Burada da gözün aydın olsun diyor annesine. Orada da ümmi konusunda. Ve sonra Musa'ya diyor ki o eee şeye geldiğinde bilgelik çağına geldiğinde yani güçl bu bu kitapla bu ana kaynaktan beslendiği zaman olgunlaşınca ona hikmet ve ilim verilecek. Aynısı İsa için de diyor ki biz ona aynı bu şekilde vereceğiz ve o hani beşik diye çevirdikleri beşik küçük beşik bebekken ve yetişkinliğinde de konuşacak. İkisinde de gözün aydın olsun demesi, aynı kaynaktan beslenmesi, yetişkinliklerinde neyle beslendiğinde ve yetişkinliklerinde de ne hale geldikleri. İsa ile Musa birebir eee aynı kaynak da aynı. eee sorumluluk bilinci dahil. Evet. Eyvallah. Teşekkür ederim arkadaşlar değerlendirmeniz için. Şimdi bir de Nisa 102'yi dinleyelim mi? 15 dakika mı? Yok 21 dakikaymış.
>> Böyle bir Nisa 102 eee sunumunun da bir özetini bir dinleyelim mi?
>> Dinleyelim de benim şarjım çok az. Ben şarjı takacağım.
>> Tamam. eee sonra ben yine katılırım.
>> Tamam. Tamam.
>> Vat bir şey söyleyeyim mi kardeşime?
>> Buyur dostum.
>> Yani böyle var ya gerçekten eee Rabbim eksikliğini göstermesin. Az önceki çalışma muhteşemdi. Hem böyle karşıya verilecek mesaj çok net ve anlaşılır oluyor biliyorsun. Bir de kimse kimsenin sözünü kesmiyor. Çok güzel olu.
>> Evet. Güzel oluyor. Eee sağ olsun Coşkun kardeşimiz keşfetti bu programı. Gerçekten faydalı bir program. eee YouTube'daki hem münazaralarımızı hem de sohbetlerimizin sunumunu buradan çıkarıp özet özet onları da yayınlayacağız. E hem de bu profilde yayınlayacağız. Mesela Adem çalışmasını bugün e çıkardım ve videolu 6 dakikalık sunumunu e profile koydum arkadaşlar. Oradan bakabilirsiniz. Şimdi eee müsaadenizle Nisa 101 102 103'ü açacağım. Bir bakalım nasıl bir değerlendirme yapmış. in 101'den 10'e kadar olan ayetlerine eee oldukça farklı bir bakış açısı getiren bir kaynak var.
>> Evet. Merhaba.
>> Genelde bu ayetler hani hepimizin bildiği gibi savaş veya yolculuk durumunda namazın kısaltılması olarak anlaşılır ya.
>> Hı hı. Evet. Seferilik namazı denir hatta.
>> Aynen. İşte bu kaynak diyor ki, "Hayır, bu ayetler aslında öyle ritüel bir kısaltmayla ilgili değil. daha çok entelektüel, manevi bir mücadele durumunu anlatıyor.
>> Bu gerçekten de şey oldukça iddialı bir yorum. Geleneksel anlayışı epey meydan okuyor.
>> Kesinlikle. Gelin o zaman kaynağın bu sonuca nasıl ulaştığına, hangi delillere dayandığına biraz daha yakından bakalım. Bu derinlemesini incelememizde bunu açığa çıkaralım.
>> Tabii kaynağın ilginç yanı metodolojisi. Diyor ki Kur'an'ı anlamak için sadece Kur'an'a bakmalıyız. Dışarıdan gelenekten veya başka bir yerden bilgi katmamalıyız.
>> Hım. Yani tamamen kendi içinde bir sistem olarak ele alıyor Kur'an'ı.
>> Aynen öyle. Kelimelerin Kur'an'daki diğer kullanımlarına ayetlerin birbirini nasıl açıkladığına odaklanıyor. İki temel prensibi var gibi görünüyor. Birincisi Nisa 82'deki hani Kur'an'da çelişki olmadığı ilkesi.
>> Evet. İkincisi de İbrahim suresi 24 26'da galiba işaret edilen kelimelerin kök anlamlarına ve bağlamlarına sadık kalma meselesi.
>> Anladım. Bu yaklaşım önemli görünüyor. Bir de kaynak kitap ve Kur'an ayrımı yapıyordu sanırım değil mi?
>> Evet. Evet. O da ilginç bir nokta. Kitap için vahyin ham hali yani Allah'tan gelen mesajın ta kendisi diyor. Kur'ansa bu kitaptan türetilen, anlaşılan, okunan bir nevi sistemleşmiş bilgi.
>> Hım. Mesela hicr 1 veya nem 1 gibi ayetlerde tilki ayatül kitabi ve kuran nübin derken hem kitabın hem de apaçık Kur'an'ın ayetleri denmesini buna bağlıyor. Kur'an kitabı açıklıyor, tafsilatlandırıyor. Yani
>> bu ayrım önemli olabilir yorumlar için. Bir de şey notu vardı. Yapay zeka kullanılmış analizlerde.
>> Evet. O da ilginç bir detay. Kaynak bu metodolojiyi testetmek, kelime analizleri yapmak için chat GPT gibi yapay zeka araçlarından da faydalandığını belirtmiş.
>> Vay canına, teknoloji de işin içinde. Peki o zaman bu metodolojiyle ayetlere dalmadan önce bazı kilit kavramları bu kaynağın nasıl anladığına bakmamız lazım sanırım. Çünkü geleneksel anlamlarından bayağı farklılar, değil mi?
>> Kesinlikle. Bu yorumu çözebilmek için önce bazı temel taşları yani kavramları yerine oturtmamız gerekiyor. Mesela kafir kelimesi.
>> Evet. Genelde inkarcı der geçeriz.
>> İşte kaynak diyor ki kelimenin kökü örtmek. Kur'an'da bazen nötr anlamda bile kullanılıyor. Mesela Allah'ın günahları örtmesi gibi. Ama Nisa 10113 bağlamındaki olumsuz kafirler sadece inanmayanlar değil.
>> Değil mi? Ne peki? Bunlar aktif olarak hakikati örtenler, Kur'an'ın anlaşılmasını e engellemeye çalışanlar, insanları saptıranlar. Hatta Fusilet 26'da açıkça deniyor ya bu Kur'an'ı dinlemeyin anlaşılmasın diye gürültü yapın diye. İşte o tipler.
>> Anladım. Yani pasif bir inkardan çok aktif bir engelleme, bir karşı duruş söz konusu. Peki karşılarında kim var? Mümininler. Onlar kim? Bu yoruma göre
>> mümininler de sadece iman ettim diyenler değil. Kaynak burada müminin suresinin başındaki ayetlere dikkat çekiyor. Kim onlar? Emanete, söze sadık olanlar, boş işlerden yüz çevirenler, zekat için yani arınma, gelişme için çalışanlar, kişiliklerini koruyanlar ve en önemlisi salatlarında devamlı olanlar.
>> Salatlarında devamlı olmak. İşte geldik kritik bir kavrama daha.
>> Evet. Yani Allah'la kurdukları o bağ ve destek sistemini koruyan güvenilir kimseler. Aktif, bilinçli, sorumlu bir profil çiziliyor. Yani
>> tamam bu tanımlar önemli bir çerçeve çizdi. O zaman artık Nisa 101'e gelebiliriz. Arz genellikle yeryüzünde sefere veya savaşa çıktığınızda diye çevriliyor. Kaynak ne diyor buna?
>> İşte ilk büyük kırılma noktası burası. Kaynak darebbe fiilinin Kur'an'da onlarca farklı anlamda kullanıldığını söylüyor. Para basmak, örnek vermek, yola çıkmak, örtmek bir sürü anlamı var.
>> Hım.
>> Nisa 94'te de aynı ifade geçiyor. Allah yolunda daraba ettiğinizde yani bir çabaya giriştiğinizde iyice araştırın, açıklayın. Fetebeyyenu diyor. Yasin 13'te de onları örnek ver, vurgula vadriplehum meselen şeklinde geçiyor.
>> Yani nereye varıyor buradan? Şuraya varıyor. Nisa 101'deki darabe fi elz fiziksel bir yolculuk ya da savaş değil. Daha çok yeryüzünde yani insanlar arasında, toplum içinde, yerleşik düzende bir konuyu ayetlerle, örneklerle açıklama, vurgulama çabası.
>> Oo, bu çok farklı. Sefere çıkmak değil, fikir beyan etmek, bir konuyu gündeme getirmek gibi. Yani
>> aynen öyle. Entelektüel bir çaba aslında.
>> Peki o zaman ayetin devamı nasıl oturuyor? Veat yani salatı kısaltmanızda size bir günah yoktur. E şimdi ortada kısaltılacak bir ritüel yoksa neyi kısaltıyoruz ya da eksiltiyoruz?
>> Güzel soru. İşte burada taksoro fiiline bakıyor kaynak. Bu sadece kısaltmak değil aynı zamanda kusurlu hale getirmek, eksik bırakmak anlamına da gelebilir diyor. Ve bu durum bir şarta bağlı ayette. Yani
>> yani eğer kafirlerin sizi fitneye düşürmesinden çekinirseniz. Fitne burada ne demek peki? fitne yani sınama, karıştırma, provokasyon, baskı kurma, kafa karıştırma bütün bunlar olabilir. Şimdi eğer salat dediğimiz şey ritüel değil de Allah'la bağ kurma, onu anlama, toplumsal dayanışma ve destek sistemi ise
>> Evet. O zaman bu salatı eksiltme izni şu anlama geliyor. Kafirlerin baskısı, engellemesi veya kafa karıştırma çabaları yani fitneleri yüzünden bu anlamı ve destek sürecini tam olarak yürütemezseniz bu süreç kesintiye uğrarsa veya kusurlu kalırsa bunda bir sakınca yok. Endişe etmeyin.
>> Anladım. Yani baskı altında bu süreci tam yürütememek bir kusur sayılmıyor. Peki Nisa 102'ye geçince işler daha da detaylanıyor sanki. Sen de içlerinde bulunup onlara salat-ı ikame ettiğin zaman. Şimdi bu ikame etmek ne demek bu yoruma göre? Sadece kılmak yerine getirmek mi?
>> Hayır. Hayır. İkame burada çok daha kilit bir rolde. Kaynak Kahf suresi 77. ayeti hatırlatıyor. Hani Hızır yıkılmak üzere olan bir duvarı doğrultuyor ya.
>> A evet. Evet. Düzeltiyordu duvarı. İşte orada kullanılan fiil de ikame kökünden. Kaynak diyor ki, "Nisa 102'deki salatı ikame etmek de buna benziyor." Sıfırdan kurmak değil de belki bozulmuş, yanlış anlaşılmış, eksik kalmış olan salat anlayışını ve uygulamasını yani Allah'ı doğru anlama ve toplumsal destek sistemini doğrultmak, düzeltmek, yeniden yapılandırmak.
>> Hım. Yani mevcut bir şeyi düzeltme eylemi. Peki salatın kendisi tam olarak neydi bu sistemde? Sadece zihinsel bir anlamı mı yoksa eylemsel bir boyutu da mı var?
>> Kaynağın yorumuna göre ikisi de var. Salat çok boyutlu. Hem Taha 14'teki gibi Allah'ı doğru anlamayı, ona yönelmeyi, beni anma anlamak için salatı ikame et içeriyor. Hem de Ahsap 43'teki gibi bu anlayışla toplumsal bütünlüğü, dayanışmayı sağlamayı, insanları karanlıktan aydınlığa çıkarmayı, o Allah ve melekleri size salat ederler ki sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarsınlar. Kapsayan bir destek sistemi.
>> Anlıyorum. Dolayısıyla Nisa 102 işte bu bozulmuş veya eksik kalmış anlayışı ve toplumsal yapıyı ikame etme yani düzeltme, yeniden kurma sürecini anlatıyor. Aslında
>> bu çerçevede bakınca ayette geçen silahlarını alsınlar velahudu eslihathum ifadesi daha bir anlam kazanıyor sanki. Eğer ortada fiziksel bir savaş yoksa silah ne olabilir?
>> Kaynak bu konuda çok net. Buradaki silah, esliha ille de bildiğimiz tüfek, kılıç değil. Bir amaca ulaşmak için kullanılan her türlü araç, argüman, delil, silah olabilir.
>> H.
>> Hatta bir düşünürün sözünü atıf yapıyor. Sizinle fikirleriniz çatışsın isterdim bayım ama görüyorum ki silahsızsınız. Yani müminlerin asıl silahı ne? Kur'an ayetleri, savundukları fikirler, deliller, argümanlar. Ayet diyor ki bu ikame sürecinde argümanlarınızı, delillerinizi hazır bulundurun.
>> Mantıklı. O zaman devamındaki secde de feiz secedu yani alnı yere koyma hareketi değil mi bu durumda?
>> Aynen öyle. Kaynak Kur'an'daki diğer secde ayetlerine bakıyor. Mesela İnşikak 2022 Kur'an okunduğunda neden secde etmezler diyor veya İsra 107, Meryem 58 gibi ayetler. Buralarda secde hep ayetler okunduğunda hakikat sunulduğunda yapılan bir eylem.
>> Evet. Dolayısıyla kaynak diyor ki, "Secde fiziksel bir hareketten çok sunulan hakikati, Kur'an'ı ayetlerini duyduğunda onu kabul etmek, içselleştirmek, onaylamak, teslim olmak anlamına geliyor."
>> Peki ayetteki o grupların sırayla gelmesi hani bir grup seninle dursun sonra namaz kılmamış diğer grup gelsin. Bu ne o zaman? namazdaki saflar değilse
>> o da bu anlama salat düzeltme ikame ve kabul etme secde sürecine katılan farklı gruplar veya bu sürecin farklı aşamaları olarak yorumlanıyor. Herkes aynı anda değil belki farklı zamanlarda veya farklı derinliklerde bu sürece dahil oluyor.
>> Kendi içinde tutarlı bir mantık örgüsü kuruyor gerçekten. Peki kafirlerin müminlerin silahlarından ve eşyalarından emtiya hüküm gafil olmalarını istemesi bu nasıl açıklanıyor? Emtiya burada ne olabilir? Eşya derken
>> kayna yorumuna göre emtiya müminlerin bu anlama, açıklama, ikame etme faaliyetlerinde kullandıkları her türlü imkan, kaynak, araç, gereç olabilir. Yani bilgi kaynakları, teknolojik imkanlar, iletişim araçları hatta belki ekonomik güçleri.
>> Anladım. Kafirler istiyor ki müminler hem argümanlarından, silahlarından yoksun kalsın hem de bu argümanları etkili kılacak araçlardan, emtiyalarından habersiz gafil olsunlar. Neden? Çünkü böylece kendi kurdukları yanlış düzene, çarpık anlayışa karşı etkili bir muhalefet oluşmasın, tek bir hamleyle Meyletel Vahi hepsini bastırabilsinler. Çok ilginç bir strateji analizi gibi. Şimdi geldik belki de en çarpıcı yorumlardan birine. Ayetin sonundaki o ruhsat durumu. Eğer size yağmurdan matar bir eziyet olur veya hasta mera olursanız silahlarınızı bırakmanızda günah yoktur. Kaynak diyor ki Arap yarımadasında yağmur genelde rahmettir, sevinçtir. Nasıl eziyet olsun?
>> Evet. Burası gerçekten kafa yormayı gerektiriyor.
>> O zaman buradaki iki matar ne demek? Bildiğiniz yağmur değilse
>> işte burada kaynak Kur'an'daki diğer matar kullanımlarına gidiyor. Mesela Lut kavmine yağan taş yağmuru. Araf 84, Şuara 173. Buralarda matar hep olumsuz bir tür azap, felaket anlamında. Bu Nisa 102 bağlamında ise kaynak diyor ki bu matar salatın ikamesi sırasında yani hakikati açıklama ve düzeltme çabası sürerken kafirlerden gelen ve kişiyi bunaltan, rahatsız eden soru yağmuru, istek yağmuru, itiraz yağmuru olabilir. Bir tür entelektüel taciz, psikolojik baskı, bezdirme politikası gibi.
>> Vay be! istek yağmuru.
>> İşte bu tür bir eziyet, ezamin matar durumunda veya kişinin kendisinde bir maraz yani kalpte bir hastalık, bir şüphe, anlayış bulanıklığı, motivasyon düşüklüğü gibi bir durum oluşursa
>> Evet.
>> o zaman silahları bırakmakta yani argüman sunmayı, açıklamayı o an için durdurmakta bir sakınca yok. Lacun hale hekim. Ama yine de tedbiri, hız rakümü elden bırakmamak kaydıyla.
>> Yağmurdan rahatsız edici istek yağmuruna geçiş. metne bambaşka bir boyut katıyor gerçekten. Peki bu yoğun süreçten sonra Nisa 103'e ulaşıyoruz. Feyza kadaytumus salate yani salat bitirdiğinizde, tamamladığınızda, hükmettiğinizde Kada fiili burada ne anlamda?
>> Kada fiili evet bir işi bitirmek, tamamlamak, hükme bağlamak gibi anlamlara geliyor. Kaynak Bakara 200'deki hac ibadetlerini bitirme örneğini veriyor mesela. Yani Nisa 103'ün başı diyor ki Nisa 102'de anlatılan o salatı ikame etme süreci ki belki kesintiye uğramıştı, belki eksik kalmıştı. Tamamlandığında bittiğinde ne yapacaksınız?
>> Ne yapacaklar?
>> Fezkurullaha. Yani Allah'ı anlayın, zikredin.
>> Ama nasıl? ayette kıyamen ve kuuden ve ala cünubikim diyor. Geleneksel çeviriler bunu fiziksel duruşlar olarak alıyor ayakta oturarak ve yanlarınız üzereyken kaynak buna da itiraz ediyor değil mi?
>> Hem de çok kuvvetli bir şekilde kaynak diyor ki bunlar fiziksel duruşlar değil kişinin o anki anlayış seviyesini konuya hakimiyet durumunu anlatan nitelemeler.
>> Nasıl yani? Şöyle kıyamen kelimesini ikame köküyle bağlıyor. Hani ikame etmek, doğrultmaktı ya. Nisa 5'te de kıyama kelimesi geçim kaynağı, dayanak anlamında. Dolayısıyla kıyamen sağlam bir anlayışa sahip olma, konuya hakim olma durumu.
>> Tamam. Kuuden ne peki?
>> Kuuden de kaide yani temel kökü ile ilişkili anlayışı, temellendirme, kökleştirme hali. Peki. Ya alâ cünubikum yanları üzere olmak.
>> İşte o da Kur'an'daki cünüp kavramıyla bağlantılı. Hani uzaklaşmış tam içinde olamayan demek ya. Bu da o sağlam temelden ve anlayıştan henüz biraz uzak olma, tam kavrayamama, tatmin olamama hali.
>> İnanılmaz ya. de diyor ki salat ikame süreci bittiğinde Allah'ı anlamaya devam edin. Ama eğer anlayışınız henüz sağlam temellere oturmadıysa yani ala cünubikum hali o zaman ne yapsınlar o zaman? Yani eğer tam bir tatmin bulamamışsanız itminane o zaman salatı tekrar ikame edin.
>> Tekrar mı?
>> Evet. Tekrar kaynak itminane kelimesini Rad 28'deki kalpler ancak Allah'ın zikriyle anılmasıyla tatmin olur ayetiyle bağlıyor. demek istiyor ki eğer o ilk salat ikamesi denemesinde belki kesintiler yüzünden belki kendi eksikliğiniz yüzünden tam bir anlayışa ulaşıp kalbiniz mutmain olmadıysa, anlayışınız sağlamlaşıp kökleşmediyse ala cunubikum hali o zaman bu salatı ikame etme sürecini yani düzeltme, anlama, destek sistemini yapılandırma sürecini tekrar yapın, tekrar deneyin. Anlayış oturana kadar devam. Bu şey gibi, e, sınıfta kalınca dersi tekrar almak gibi bir şey o zaman.
>> Aynen. Güzel benzetme. Anlayış pekişene kadar devam.
>> Peki ayetin son cümlesi inateet alel müminine kitaben mevkuta. Geleneksel olarak şüphesiz salat namaz müminler üzerine vakitleri belirlenmiş bir farzdır diye anlıyoruz. Kaynağın buna itirazı ne peki? Burada iki temel noktaya itiraz ediyor. Birincisi ayette farz, farda kelimesi geçmiyor diyor. Kasas 85'te Kur'an'ın farz kılındığı söylenirken bu kelime kullanılmış ama burada yok. Burada ne var? Kitaben kelimesi var.
>> Kitaben. Yani yazılmış bir şey mi?
>> Sadece yazılmış değil. Kaynak diyor ki bağlama bakınca kitaben yetkilendirilmiş bir sorumluluk, bir görevlendirme anlamına geliyor. Yani salat müminlere yüklenmiş, yetkisi onlara verilmiş bir görevdir. Farz kelimesi yok.
>> Peki ya mevkuta, o hep vakitleri belirlenmiş diye çevrilir. O ne olacak? İşte ikinci itiraz da burada kaynak diyor ki eğer Allah tarafından belirlenmiş sabit vakitler olsaydı Kur'an genelde malum bilinen gibi bir kelime kullanırdı. Mesela vaka 50'de yevmin malum bilinen bir gün diyor. Mevkuta ise vakt kökünden geliyor.
>> Evet. Kaynak kitaben yetkilendirme sorumluluk kelimesi ile birlikte okunduğunda mevkutanın şu anlama geldiğini savunuyor. Bu görevin salatın ne zaman yapılacağını yani vaktini belirleme yetkisi o görevi yapmakla sorumlu ve yetkili kitaben olan müminlere aittir.
>> Yani Allah vakit belirlememiş mi diyor?
>> Bu yoruma göre evet. Salat bir sorumluluktur. müminlere verilmiştir ve bu sorumluluğu yerine getirme zamanını belirleme yetkisi de müminlerdedir. Belirli vakitleri hapsedilmiş bir ritüel değildir diyor.
>> Gerçekten inanılmaz. Yani özetlemek gerekirse bu kaynak Nisa 10113 ayetlerini baştan aşağı yeniden okuyor ve diyor ki bu ayetler Kur'an mesajını anlama, yaşama ve topluma yayma salat-ı ikame görevi ile ilgili. Bu görev sırasında karşılaşılan zorlukları, kafirlerin fitnesi, matar gibi entelektüel saldırılar, mücadele stratejilerini, argümanları, silahları kullanma, gerekirse durma, anlayış tam oturmazsa süreci tekrarlama, tekrar ikame gereğini anlatıyor. Ve son olarak da bu görevin zamanlaması müminlere bırakılmış yetkili bir sorumluluk, kitaben mevkuta olduğunu söylüyor. Yani bildiğimiz anlamda vakitli, kısaltılabilen ritüel namazla ilgisi yok diyor.
>> Aynen öyle. Müzemmil 20 gibi ayetlerdeki darabe, savaşma, salatı ikame etme gibi ifadeleri de bu bütüncül yoruma kanıt olarak gösteriyor.
>> Peki
>> bu yorumun tabii ne kadar güçlü olduğu Kur'an'ın kendi iç tutarlılığına ve kelimelerin Kur'an bütünlüğündeki anlamlarına ne kadar uyduğuna bağlı. Özellikle de salat, ikame, darabe, secde, silah, matar, kıyaman kudeyala cünubikum ve kitaban mevkuta gibi kilit kavramlara getirilen bu e metaforik ve bağlamsal yorumlar ayetlerin anlamını bildiğimizden çok farklı bir yere taşıyor.
>> Gerçekten de üzerinde çok düşünülmesi gereken bir bakış açısı. Dinleyicimiz olarak size sormak istiyorum. Bu alternatif okuma size ne hissettiriyor? ne düşündürüyor? Bir yanda yüzlerce yıllık geleneksel bir anlayış ve uygulama var. Diğer yandaysa metnin kendi iç tutarlılığına, kelime analizlerine dayandığını iddia eden böyle radikal bir yorum.
>> Belki de şu soruyu sormalıyız. Eğer bir yorum Kur'an'ın başka yerleriyle hani Nisa 82 demiştik ya çelişiyor gibi duruyorsa veya kelimelerin
Kur'an içindeki anlam bütünlüğüne İbrahim 24-26 tam oturmuyorsa, o yorumu sorgulamak ne kadar doğru, ne kadar gerekli?
Ya da asıl soru Kur'an'ı anlamak için hangi yolu izlemeliyiz? Geleneksel kabullere mi sıkı sıkıya bağlanmalıyız? Yoksa her defasında metnin kendisine dönüp kaynağın önerdiği gibi böyle derinlemesine, belki de rahatsız edici analizler mi yapmalıyız?
Bu Nisa ayetlerinin, ister geleneksel yoruma göre, ister bu duyduğunuz alternatif yoruma göre olsun, sizin hayatınızdaki karşılığı ne? Bu ayetler size bugün, şu an ne söylüyor olabilir? İşte bu sorularla sizi biraz baş başa bırakalım diyorum.
Evet, üzerinde düşünmeye değer sorular gerçekten. Tekrar görüşmek üzere. Hoşça kalın.
Şimdi ben bir şey diyeceğim de, bu yapay zeka abla sanki yapay zeka abiden daha bilgili. Velat, ben öyle algıladım.
Bilmiyorum, olabilir. İkisi beraber program yapıyorlar arkadaşlar. Bunlar eee, devamı gelecek, onu söyleyeyim. Bir de bizim eee vakit odaklı salat sunumumuz var. Bir şey söylemek isteyen varsa, eee, isterseniz bir söylesin. Yoksa onun bir özetini şimdilik vereceğim. Daha sonra sunum olarak sunum yapacağız zaten onda. Eee, vakit odaklı salat sunumu diye bir sunum yapacağız arkadaşlar. Onun özetini de çıkarttırmıştım. Coşkun burada mısın?
Buradayım. Bakalım. Bu değil. Onu da şöyle bir kısa bir nerede çıkarmıştım ona bir bakayım. Bir dakika. Şurada mıydı? Evet.
Da bir dinleyelim. Buyur Erdal.
Ben şimdi bir şey dinletecek misin?
Hı. Sen konuş. Konuşacağın varsa sonra dinleteyim.
Tamam. Vakit odaklı bir sala sorumu var ya, onun da şeyini yapacağım, dinletimini yapacağım.
Tamam. Ben kısa, çok kısa bir şiir söyleyeceğim. Farz edin ki bu şiir ayet. Tamam mı? Böyle bir ayet var. Bu şiirden siz ne anlarsınız? Söylüyorum. Tamam mı? Güneş buzdan evimi yıktı. Putların kafası kırıldı. Güneşi evime sokan kim diye bir ayet olsa, bunu sen nasıl Kur'anlaştırırsın, Velat?
Bilmem.
Bilmem mi dedin?
He, düşünmem lazım üzerinde. Öyle hemen pat diye nasıl cevap vereyim ben?
Ben ufak bir şey söyleyeyim.
Çok ufak bir şey söyleyeyim. Güneş ışıktır. Kitap nurdur. Kitap ışık verir. [Müzik] Ev beyttir. Bu beytin içindeki, yani senin içindeki o putları, o güneşten gelen ışın ile o putları yıkıp atarsın.
Evet, olabilir.
Evet arkadaşlar, şimdi uzun süredir yapmak istediğim ama henüz yapamadığım bir vakit odaklı salat sunumu var. Onun özetini de dinleteceğim. Daha sonra mümkün olursa detaylı bir şekilde tanı şeyini yapacağız, sunumunu yapacağız. Eliyas, zaten eee İsra suresi 12'yi birbirine bağladığın zaman orada eee sirayet ettirilenin Musa olduğunu ve bununla Musa'ya el kitap verildiğini çok net görürsün. Ve bağlacıyla baş eee iki ayet birbirine bağlanıyor.
Evet abi, çok doğru söylüyorum. Ben de öyle söylüyorum da şimdi orada gidiyor ya hani biz kulları dillerimizi göstermek için Mescid-i Aksa'da, Mescid-i Haram'da Mescid-i Aksa'yı yükseltiyor. Onun arkasında bu at Musa'nın kitap diyor ve Musa'ya kitabı vermişti. Millet diyor ki Miraç olayı diyor. Ben 30 defa diyorum, hayır diyor, Miraç diyorlar.
Miraç'la alakası yok. Miraç olayının da zaten sunumunu yapmıştık. Onun da bir özetini çıkarıp yine başka bir yayında dinleteceğim arkadaşlar. Şimdi bu vakit odaklı salat sunumunu bir dinleyelim bakalım. Başka söz almak isteyen var mı arkadaşlar bundan sonra? Saat 11 gibi olacak. Herhalde 11 gibi soru cevap yapabiliriz biraz isteyen olursa.
Evet, açıyorum. Gelin bugün ezber bozan bir soruyla başlayalım. Salat gibi asırlık bir kavram, aslında modern hayatımızda bilincimizi yönetmek için tasarlanmış sofistike bir araç olabilir mi? İşte bu çözümlemede tam da bu radikal fikrin derinliklerine iniyoruz. İşte bütün mesele bu soruda gizli. Ya dua dediğimiz şey belli saatlerde yapılan ritüeller değil de, farkındalığımızı doğru anlarda ayarlamakla ilgiliyse, sizi salata dair o alışılageldik anlayışı bir anlığına kenara bırakıp yepyeni bir kapı aralamaya davet ediyorum. Tamamdır. Hazırsak başlayalım. İşte bu güçlü fikri adım adım, ilmek ilmek işleyeceğimiz yol haritamız. En temel kelimelerden yola çıkıp bunu bütünlüklü bir yaşam sistemine nasıl dönüştürebileceğimize bakacağız. İlk durağımız kodu yeniden tanımlamak. Burada birbirine çok benzeyen ama aslında aralarında dağlar kadar fark olan iki temel kavrama odaklanacağız. Şimdi bu slaytta olay gerçekten ilginçleşiyor. Bakın, elkitap ve elkuran arasındaki fark şu: El kitap dediğimiz işlenmemiş ham veri, yani bir nevi projenin ana planı, taslağı. El Kur'an'sa o ham veriden yola çıkarak oluşturulmuş, anlam kazanmış, artık hayata geçirilebilecek, yaşayan bir mesaj. Biri statik bir plan, diğeri ise dinamik, nefes alan bir okuma. Peki ne olduğunu anladık. Şimdi sıra nasıl sorusunda. Yani bu sistemi harekete geçiren, ona can veren temel eylemler neler? Gelin onlara bakalım. Karşımıza ilk çıkan kavram salat. Genellikle dua veya namaz diye çeviriyoruz ama buradaki anlamı çok daha derin. Salat, o bahsettiğimiz ilahi ilkelerle bilinçli bir bağ kurmak ve en önemlisi bu bağı hem zihnimizde hem de hayatımızın her anında canlı tutmak demek. Hemen ardından ikame geliyor. Bu da müthiş bir kelime. İkame, yıkılmak üzere olan bir şeyi, mesela bir duvarı düşünün, onu onarmak, doğrultmak ve tekrar işler hale getirmek demek. Yani aktif bir bakım, bir restorasyon eylemi, bir şeylerin çökmesini beklemeden müdahale etmek gibi. İşte bu iki kavram bir araya geldiğinde, yani salatı ikame etmek dediğimizde ortaya çıkan şey bu. Evrensel ilkelerle aramızda zayıflayan o bağı fark edip onu akıl ve mantık çerçevesinde yeniden onarmak, hizaya getirmek. Mesele sadece bağlanmak değil, o bağ zayıfladığında onu tamir etme eylemi. Bu anlattıklarımız bizi doğal olarak çok önemli bir soruya getiriyor. Tamam. Eğer salat belirli vakitlerdeki ritüeller değilse, o zaman neden ayetlerde günün belirli zamanlarına atıf var? Bunun bir anlamı olmalı değil mi? İşte bu yorum, o zaman kavramını tamamen baştan yazıyor. Diyor ki: Bu vakitler güneşin gökyüzündeki konumuyla değil, bizim kendi bilincimizin içindeki kritik geçiş anlarıyla ilgili. Mesela duluk, zihinsel odağımızın bir işten diğerine kaydığı, sarktığı o an. Gasak, yeni bir hedefe kilitlendiğimiz o yoğun konsantrasyon anı. Fecr ise zihnimizde yeni bir fikrin doğduğu, bir nevi ampülün yandığı o şafak vakti. İsra 78'deki ifadeye bu gözle baktığımızda her şey yerine oturuyor. Diyor ki: Zihnin bir konudan diğerine kayarken, yani duluk anında, o ilkelerle olan bağlantını, yani salatı ayakta tut, ikame et. Ta ki yeni konuya tam odaklandığın o ana, yani gasaka kadar. Ve zihninde yeni bir farkındalık şafak söktüğünde de, fecr anında da tutarlı bir okuma, yani Kur'an yap. Aslında bize zihnimizin bu en hassas geçiş anlarında salat aracını kullanarak odağımızı ve hizamızı korumamız gerektiği söyleniyor. İşte bu bilinç saati dediğimiz şey, bize aslında üretken bir gün geçirmek için harika bir içsel plan sunuyor. Günlük aktivite ve dinlenme döngülerimizi nasıl yöneteceğimize dair bir yol haritası. Adeta Hud Suresi 114. ayet bu döngüyü iki ana faza ayırıyor: Nehar ve leyl. Nehar'ı bizim dışa dönük, aktif, üretken olduğumuz gündüz modumuz gibi düşünebilirsiniz. Leyl ise daha içe döndüğümüz, derin düşündüğümüz, konsantre olduğumuz gece modumuz. Ayet bu iki mod arasındaki kilit geçiş noktalarına dikkat çekiyor. Birincisi tarafayır annehar, yani aktif dönemimizin iki ucu. Mesela işe başladığınız an ve işi bitirdiğiniz an. İkincisi zulf minyl. Bu da o derin içsel odaklanma haline girerken veya o halden çıkarken geçtiğimiz hassas eşikler. Ve tavsiye şu: T geçiş anlarında o bağlantıyı ayakta tut. Peki neden tam bunlar? Çünkü bunun çok derin bir sebebi var. Bu kritik geçiş noktalarında ilkelerinizle bilinçli olarak yeniden hizalanmak, bir nevi zihinsel reset atmanızı sağlıyor. Gün içinde biriken dikkat dağıtıcı, olumsuz ne varsa hepsini temizliyor. Şimdi işin en heyecan verici kısımlarından birine geliyoruz. Bu sadece bizim iç dünyamızla ilgili bir plan değil. Gelin bakalım bu içsel bilinç haritası ailemiz, iş hayatımız ve hatta toplum için nasıl pratik bir modele dönüşüyor. Bakın bu tablo her şeyi özetliyor: Başlama yani fec, yapma yani nehar, kapatma yani iş ve derin düşünme yani leyil döngüsü. Bu döngü sadece bizim zihnimizde işlemiyor. Aile hayatında sabah ve akşam kuralları koymak, iş hayatında bir projeye başlarken hedef belirlemek ve gün sonunda işleri toparlamak hepsi aynı temel ritme dayanıyor. Yani hayatımızın her alanında sağlıklı sınırlar koymak için evrensel bir yapı sunuyor. Nur suresi 58. ayetse bu fikri alıp bir üst seviyeye taşıyor ve ona sosyal bir boyut katıyor. Bu geçiş zamanlarını izin alınması gereken özel anlar olarak tanımlıyor. Yani bu hassas anlarda olgunlaşmamış unsurların, ister zihninizdeki dağınık bir düşünce olsun, ister projenize aniden dahil olmak isteyen bir ekip arkadaşı, içeri girmek için bir nevi izin alması gerektiğini söylüyor. Bu sınır koyma sanatının ta kendisi. Peki tüm bu konuştuklarımızdan sonra elimizde ne var? Bütün bu bilgileri bugün kendi hayatımıza nasıl uygulayabiliriz? Gelin her şeyi bir araya getirelim ve son çıkarımızı yapalım. Aslında elimizde müthiş bir araç seti var. Birincisi metin. Herkese merhaba. Gelin bugün ezber bozan bir soruyla başlayalım. Salat gibi asırlık bir kavram aslında modern hayat.
Evet arkadaşlar, vakit odaklı salat sunumumuzun özeti de bu şekildeydi. Eee, az önceki karşılıklı konuşma gibi bir versiyonu da var ama uzun olduğu için onu açmadım. Bu yayının, yani bu sunumun da uzun versiyonunu kendim bizzat müsait bir zamanda yapacağım inşallah. Coşkun, dinledin mi ya da Erdal? Ne düşünüyorsunuz? Vakitler de gitti. Namaz kılanların elinden kitaptan.
Şimdi arkadaşlara bu şekilde bir anlatım yaptığında, onlar zaten ihtilaf ve muhalefet yapma konusunda hevesli oldukları için, eee, yani bu şeyi belli bir aşamaya gelmiş insanların anlayacağı bir şey vakitlerle ilgili olarak. Fakat onların vakitlerle ilgili eee kendi argümanlarını da olduğu gibi ortadan kalkan kitapta çok güçlü bir delil var. Eee, kitapta sabah akşam bir devamlılığı anlatırken, akşam sabah ise kitapta gerçek anlamda zamanları gösteriyor ayetlerde. Onların gözden kaçırdıkları şeylerden biri de bu. Anladın değil mi, Velat?
Anladım.
E, bir de çok daha önemli bir detay var aslında, Coşkun'cuğum. Onu da söyleyeyim sana. Mesela İsra, şey, Hud suresi. Bir dakika. Hangisiydi o? İsra suresi olması gerekiyordu. Bir dakika. Kitapta sabah akşam diye gösterilen ayetlerdeki o atıflar devamlılığı, sürekliliği anlatıyor. Yani öğrendiklerini sabah akşam, yani sürekli hayatına uygula, öğrendiğinle kalmasın anlamında kullanılıyor. Fakat insanlar onu gerçek zaman olarak anlayıp ona işte bir eee vakit ve namaz yakıştırması yapıyorlar. Fakat kitapta gerçek anlamda zaman kavramı akşam sabah olarak ifade ediliyor. Akşam ve sabah kelimesi beraber kullanıldığında o zaman da zaman anlamına götürüyor bizi.
Ben şurada eee tamam dedene katıyorum ama Coşkun'u onu şöyle de okuyorum. Bir beyt düşün ve bu beytteşa zamanı ve fecir zamanında >> burada eğitimin olması şart. Çünkü insanların bir yerde toplanıp bir yerde toplanıp bu eğitime, yani zikre ulaşması lazım. Kitap, kitap onu çözüyor zaten Erdal'cık. Sen ama sen bunu sadece zihne götürürsen, ben buna karşı karşı kalırım. Zihne götür ama >> burada bir vakitin olması lazım ki insanların o vakitte toplanıp bir eğitim sürecinden geçmesi lazım.
Dur bakayım, Coşkun bir fatura çıkarmış. Ne kadarlık fatura, Coşkun? Şimdi ayetler, ayet numaraları kullanıldığı biçim ve işte ayetin içeriğinde kısaca ifade edeceğim. Kitapta, Kur'an'da zaman, mecaz, sabah, akşam ifadesi bir deyim olup bir şeyi sürekli olarak kesintisiz yapmak anlamına gelmekte. Şuradaki akşam sabah olarak kullanılanlar ise gerçek anlamda ayetlere baktığınızda bildiğimiz anlamda zamanı anlatıyor. Zaten kitap içerisinde salat iki vakit olarak görünüyor ve akşam sabah Nur suresi 58'de görünüyor. Şimdi okurlarken genelde geçmişteki insanlar her zaman ayetleri eee parçalı, kendileri sürekli ayetlerin ve kelimelerin üzerine hikaye yazdıkları için şu ayetleri dikkate alarak vakitleri 5'e çıkartmışlar kendilerince. Bu da aynı zamanda da kitapta Kur'an'a ulaşmanın ne kadar önemli olduğunu ve senin ne kadar daha hakikate ulaştırdığını da anlamanı sağlayan bir çalışma örnek. Bu çok eski bir çalışma. Benim de >> beş vakiti Hood 114'ten çıkartıyorlar, Coşkun.
Hood 114'ten eee çıkaramazlar. Onu şimdi neden çıkaramayacaklarını söyleyeceğim. Diyor ya gündüzün iki bölümü diye geliyor ya.
Anladım. Değil işte. Nehar >> bak Nehar akışı ifade eder. Erdal'cığım >> bitir sen >> ya. Ben demiyorum ya diyeni söylüyorum.
Arkadaşların kalpleri mutmain olsun diye gösterdim. Yani öyle rastgele söylediğim bir şey değil. Üzerine çalıştığım bir şey. Şimdi Coşkun, ben okuyacağım. Sen de istersen takip et. İsra, bir dakika şunu bir değiştireyim önce. İsra 73'ten 80'e kadar okuyunca İsra 78'in ne olduğu ortaya çıkacak zaten. Bir dakika. İsra 73'ten he'e kadar ben okuyacağım. Sen de takip et. Kendimi büyütemedim. He, onlar fitneyle neredeyse seni sana vahyettiğimizden ayırarak ondan başkasını bize karşı uyduran bir iftiracı konumuna düşüreceklerdi. O zaman seni halil edinirlerdi. Seni dirençli kılmasaydık, andolsun ki sen neredeyse az da olsa onlara eğilim gösterecektin. O durumda sana hayatında ölümün de azabını tattırırdık. Sonra bize karşı bir yardımcı da bulamazdın. Neredeyse seni bulunduğun yerden çıkarmak için tedirgin etmeyi başaracaklardı. Eğer öyle olsaydı, onlar da senin ardından az bir süre kalabilirlerdi. Senden önce gönderdiğimiz resullerimize uyguladığımız sünnetimiz bu. Bizim sünnetimizde bir değişiklik bulamazsın. Buraya kadar bak 76 özellikle ne diyordu? Neredeyse seni fitnelendirmeyi başaracaklardı diyordu. Tamam mı, Councuğum? O ifadeyi unutma. Şimdi şemse ne dedik be? Şeye güneşe. Bilişsel odak noktamız. Bilişsel odak noktamız. Yani mesela şu an bizim bilişsel odak noktamız neresi? Vahiy. Vahiy esas alıyoruz. Vahyin dışına çıkmıyoruz. Doğru mu?
Evet.
Evet. Ama neredeyse bak diyor ki seni fitneyle bulunduğun yerden çıkaracaklardı. Yani vahiyden saptıracaklardı. Bazılarına bu oldu mu? Bu canlı canlı yaşadık mı? Birbirimizi tanıdığımız süreç içerisinde yaşadık. Yani bilişsel odak noktasının kaymasından bahsediyor aslında orada. İsra 78'e geldiğinde bak dikkat et, bağlantılıdır. Salate burada tekil geliyor. Bu ekimi var ya, i ile geldiği zaman tekil bir ifadeyle gelir. Akimu olursa çoğul gelir. Akimi salata, yani tek bir kişiye, bu kitabın muhatabına kim okuyorsa o an ona hitap ediyor. Li duki şems. Duluk olmuş şems için salate. Salatı ikame et. Ne için? Duluk olmuş şems için. Yani odağından kaybolmuş, odağından sarkmış güneş için, şems için salatı ikame et. Ne zamana kadar? Leyl. Leyl dediğimiz odaklanılmış hedeftir. Hedefine tam olarak kilitlenene kadar, yani o odak noktanı yeniden oluşturana kadar salatı ikame et. Ne olmuştu? 73'ten 77'ye kadar bir bilişsel kayma tehlikesi oluşmuştu. Anladın mı ne demek istediğimi?
Evet.
Bir bilişsel kayma tehlikesi oluşmuştu. Bu tehlike oluştuğunda hemen diyor o şems için, yani odak noktan için salatı ikame et. Ne zamana kadar? Hedef hedef noktanı yeniden oluşturana kadar. Ve Kur'anel fecr. Az önceki eee değerlendirmede de özette de neydi? Fecir bir fikrin patlama anı. Yeni bir fikrin ışıklarının patladığı andır. Ve Kur'anel fecir inne Kur'anel fecri ke meşhuda. Fecirdeki Kur'an neymiş? Şahitliymiş. Ona şahit oluyorsun. 79'a geldiğimizde devam ediyor. Bak devam ediyor. Diyor ki sana özgü nafile olarak o leylin bir kısmında onunla fetehac et. Hedefine odaklandın ama ihmal etme. Sana özgü, sana özel ne yapacaksın? Hani buna örnek vermiştik. Eğer tıp okumak istiyorsan, biraz daha çaba göstereceksin. Gerekirse uykundan feragat edeceksin. Gecenin eee bir kısmında hedefine ulaşana kadar veyahut da hayatının büyük bir bölümünde o dönem hedefine ulaşana kadar salatı ikame edeceksin. Neden? Çünkü umulur ki rabbin seni makam Mahmud'a ulaştırır. Bunu yaptığın zaman hedefine tam olarak odaklandığında sorumluluk sahibi bir makama geleceksin. Ya işte doktor olacaksın, öğretmen olacaksın falan filan. Bunun için özel olarak bir çaba göster diyor. 82. ayet, şey 80. ayette de ki: "Rabbim beni doğru bir girişle girdir ve beni doğru bir çıkışla çıkar ve bana katından bir sultan ver." 73'ten 80'e kadar geldiğinde odak noktanı yeniden sabitliyorsun. Sorumluluk sahibi olmak istiyorsan ekstra çaba gösteriyorsun. Hedefine odaklanıyorsun ve rabbin sana bu şekilde bir sultan veriyor. Bugün mesela yine örnek verelim. Bir insan eee tıp okuduğunda ona bir sultan verilir. Nedir o sultan? Diplomasıdır. Gidip de ben doktorluk yapmak, ben cerrahlık yapmak istiyorum dediğinde, hani diploman nerede, sultanın nerede diye sorarlar. Değil mi, Coşkun, Erdal? Sen daha iyi bilirsin bu konuları.
Aynen.
Dolayısıyla >> Evet. eee sorumluluk sahibi bir makama gelmek istediğinde onun için daha çabuk, daha çok bir çaba gösterirsin ve bunun sonucunda da sana bir sultan verilir. Yani diploma, işte yetki belgesi, her neyse o verilir. Bu ayetler bunu anlatıyor arkadaşlar.
Güzel bir okuma olmuş. Zaten 79'da herkesin ikna olması lazım bence. Çünkü orada salat-ı ikame ediyorsun.
Salatı ikame ediyorsun. Kendini bilinçlendiriyorsun. Gecenin bir kısmı da kalkıyorsun. Uykundan feragatlık ediyorsun. Ve bunu tekrardan unutmamak adına dersin, güncellemek adına dersin. Yine bir kendini bakıma sokuyorsun.
Evet.
Yok. Anlatımın güzel oldu bence. Oturdu. Güzel de.
Evet. Bak şimdi bir de Hud 114'e bakalım. Bak şimdi Hud 114 dedin değil mi? 5 vakti Hud 114'ten çıkıyormuş. Halbuki Hud 114 nehar dediğimiz kelime akışa gider.
Yani hayata karıştığın an diyorlar.
He anlamadım.
Çıkıyormuş demedim. Çıkarıyorlar dedim.
Ha çıkarıyorlar. Anladım ben seni anladım. Çıkarıyorlar. Çıkmayacağını 113'te eee okuduğumuzda görecek. 113 ile 115 arasına. Nehar dediğimiz şey arkadaşlar akışa katıldığın andır. Yani hayatın akışına evinden çıkıp da katıldığın an sen nehardasındır demektir. Kimisinin neharı gündüzdür. Kimisinin gecedir veyahut da kuzey kutbunda nehar veyahut da gece işte kaç saat sürüyorsa ama mesela gündüzden daha fazla sürüyor ya da kışlar daha fazla sürüyor ama hayat devam ediyor. Anlatabiliyor muyum? Dolayısıyla nehar dediğimiz şey gündüzle ifade edilmesinin nedeni o dönemde insanların daha çok gündüz hayatın akışına katılıyor olmalarıydı. Ama artık bu değişti. Gece çalışan birisi için nehar gecedir. Şimdi Hud suresi 113. ayetten de istersen bir okuyalım. Ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Bunu vakit odaklı salat sunumunda daha detaylı anlatacağım arkadaşlar. Şimdi Hud 113'ten de okuduğumuz zaman diyor ki: "Zulmedenlere eğilim göstermeyin. Sonra size de ateş dokunur. Allah'ın yanı sıra başka evliyanız yoktur. Sonra yardımda göremezsiniz." Hud 114. "Gündüzün" diye çevirmişler. Neharın iki tarafında ve leylin yakınlarında aslında ikisi de aynı ifadeye gider. Yani gündüz dediğinizde gündüz, gündüzün iki tarafı, gecenin yakınlarıdır. Aynı zamanda buradan fiziki olarak da bir beş vakit çıkarabilmeniz mümkün değildir. Gündüzün iki tarafı aynı zamanda gecenin yakınlarıdır. Gecenin yakınları da aynı zamanda gündüzün iki tarafıdır. Aynı şeyi ifade eder. İkameet çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bakın burada da yine akimi diye gelir. Mi yine tekil olarak gelir burada. Coşkun, Erdal, tekil bir emirle gelir burası. Bu anlayışlı olanlar için bir anlatımdır der. Bak anlayışlı olanlar için bir anlatım varmış. Üstelik öyle bir şeymiş ki bu seyyiatlar, seyyiatları gideriyormuş. İyilikler, hasenatlar, seyyiatları gideriyormuş arkadaşlar. Devamında 115. ayete geldiğimizde, "Sabret, kuşkusuz Allah iyilerin iyiliklerini asla karşılıksız bırakmaz" der. Yani 113'ten 115'e kadar yine birbiriyle bağlantılı bir anlatım yapılır. Burada asla fiziki bir sabah akşam veyahut da 4 vakit veyahut da 3 vakit bir eee namaz vakti çıkmaz ki namazın kendisi de yok ki vakti de çıksın kitabın içinden arkadaşlar. Tekrar eden nehar senin hayat akışına katıldığın, leyl içsel yönelimine döndüğün vakitlerdir. Odaklandığın, kendine odaklandığın eee vakitlerdir. Bu ister gündüz olsun, ister gece olsun.
Evet eee arkadaşlar artık kısa bir böyle bir saatlik bir Evet. Saat 12'ye kadar soru cevap yapabiliriz istiyorsanız. Mısırlı hoş geldin. Eklemek istediğiniz varsa arkadaşlar ekleyebilirsiniz. Coşkun, Erdal, Nermin kardeşim, diğer arkadaşlar araya girebilirsiniz. Mısırlı hoş geldin Mısırlı. Sesim geliyor mu? Yukarıya çıktın ama. Neyse arkadaşlar.
Heh. Buyurun.
Hoş bulduk.
Evet. Buyurun Mısırlı Bey.
Hocam şunu söylemek istiyorum. Şimdi namaz vakitleri ile ilgili birçok yorum var. Var olanların da delilleri var. Yok diyenlerin de delilleri var. Şimdi en çok takıldığım nokta şu oluyor benim. Savaş zamanında öndekiler silahlarını giysinler, arkadakiler namaz kılsın gibi bir ayet var.
Öyle bir ayet yok.
Buradaki yorumunuz nedir?
Öyle bir ayet yok.
Ayet nasıl hocam o zaman?
O ayete verilen mana yanlış. E siz herhalde yayına yeni geldiniz.
Evet.
Eee, Nisa 101, 102, 103. Bir kere bir savaş ayeti değildir. Yani orada savaş kelimesine, savaş manasına gelecek bir kelime yoktur. Orada darabeye savaş diyorlar, alakası yok. Darabe bir şeyi çeşitli örneklerle vurgulayarak anlatmaktır. Nisa suresi 94. Şu ayet hem eee Nisa 101, 102, 103'ü özetler hem de darabe kelimesinin ne olduğunu bize anlatır. Bu arada Yasin 13'te zaten meselen karye, onlara o karye ashabının eee misalini darebe Allah darabe eder dediğinde darabenin manası da ortaya çıkmış oluyor.
Peki ayetin bütünü ne oluyor hocam? Ayetin bütününü söyler misiniz o zaman?
Bütünü üç ayettir. O konuyla ilgili YouTube sayfamda eee bir anlatım var. İstiyorsan ona eee şey yapabilirsin. Çünkü uzun bir anlatımdır. Onunla ilgili zaten az önce bir özet sunumda dinlettim. Eee, bu a bu kısmı da YouTube'a yükleyeceğim. Valad Müslim YouTube sayfasından bakabilirsin. Daha sonra kısaca bir sen sordun diye cevap vereyim. Mesela Nisa 94 der ki, "Ya eyyüine amen sebilillah hani savaş diye çevirdikleri o kelime var ya Mısırlı."
Evet.
O kelime bak ne diyor. Fi sebilillah. Allah'ın yolunun içinde darbe yapacağınız zaman diyor. Savaşla alakası olan bir ayet değil. Nisa 10. Orada savaş manasına gelecek bir kelime de yok. Bir ses geliyor sizden. Rica etsem kapatır mısınız?
Tamam.
Savaş kelimesi. Savaş kelimesi herhalde harpti değil mi, Velat? Harp kelimesi orada yok.
Kitapta harp kelimesine savaş demişler. Kateleye savaş demişler. Darebeye savaş demişler. Ya bir sürü kelimeye anlamadıklarının hepsine şey yapmışlar, savaş demişler. Oysa bu kitabın içinde aslında savaş kelimesi insanlığın hayatını düzene sokan bir kitaptır. Böyle bir kitap, böyle bir kitaptan savaş diye bir eee bir şey aramak kitaba da haksızlıktır. Ama maalesef toplumlar kitabın kelimelerini almışlar, tahrif etmişler. Örneğin darebe kelimesine savaş demişler. Nisa 34'e kadını dövmek dedikleri kelimeye, Nisa 101'de savaş demişler. Yasin 13'te örnek dedikleri kelimeye, Nisa 1001'de savaş demişler. Yani kendi içinde tutarsız, kendi içinde tutarsız ve çelişkili bir anlatım oluşturmuşlar.
Doğru.
Ahmet Bey aşağıda Ahmet Bey cihat yok mu diyorsun? Bak cihat budur. Bu cihan. Cihat Kur'an'ın ayetleriyle yapılır. Kılıçla yapılan cihat cihat değildir. Katliamdır. Din adına kimse öldürülemez. Kimse zorla dine sokulamaz. Kimse kılıç zoruyla dine sokulamaz. Bunu yapanlar yanlış yapmıştır. Bu cihat değildir. Bu cihat değildir. Ceht etmek, gayret etmek. Allah'ın ayetleriyle, yaşamınla, hayatınla yaparsın. O sizin söylediğiniz cihat vahşettir. Din adına insanların birbirini öldürmesi vahşettir. Allah'ın asla böyle bir isteği yoktur. Allah'a iftira edilmiştir. Allah adına Allahçılık oynanmıştır.
Peki hocam.
Eee, tavsiye edebileceğiniz bir tefsir var mı? Hani şu yazarın tefsiri doğruya en yakın diyebileceğiniz.
Tefsir bak, Mısırlı Bey. Tefsir bakmıyoruz. Mesela ben şahsen kendi adıma hem mealler üzerinden hem harekeli noktalı metin üzerinden hem de hareketsiz noktasız metin üzerinden kendi kişisel çalışmamı yapıyorum. Burada arkadaşlarla birlikte tefekkür yapmakla beraber kendi kişisel çalışmamı da yapıyorum. Ama ben size mesela açık, ilk başlangıç için, ilk başlangıç için açık Kur'an sitesini önerebilirim. Burada bütün mealcilerin meallerine ulaşabilirsiniz. Eee, karşılaştırmalı meal okuyabilirsiniz. Eee, daha sonra ihtiyaca binaen isterseniz siz de kendi çalışmalarınızı yaparsınız. Eee, tefsir dediğimiz şey kişinin anladığı kadardır. Kişinin kendi anladığıdır. O yüzden kişilerin tefsirine asla gidilmemelidir.
Doğru.
Anlayış geliştirilmemelidir. Bu konuda gidebilir misin? Gidebilirsin bilgi amaçlı. Ama mutlak esas olarak alınmamalıdır. Zaten tefsir yetkisini bu kitap kendisinden başka kimseye de vermiyor arkadaşlar. Eee, Furkan suresi, Araf suresi. He, Furkan 33'te rabbimiz der ki: "Onların sana getireceği her örneğe karşılık biz sana elakkı en iyi şekilde tefsir ederiz" der.
Tefsir yetkisi yine rabbimizindir bu kitaptan. Ayetlerle yapılır. Ayetler ayetleri tefsir eder. Mesela az önce siz bana Nisa 101'i sordunuz ya.
Evet.
Ben size Nisa 101'i kendi görüşümle açıklamadım. Bakın dedim ki: Nisa 101'deki Darabe'ye bu ayet şu manayı vermiş. Bu ayet şu manayı vermiş. Nisa 34, Nisa 94'te de fi darbenin Allah yolunda yapılması gerektiği anlatılmış, dedim. Buradan zaten tefsiri Rabbimiz ayetleriyle yapmış oluyor.
Siz kendi kafanızdan bir tefsir yapamazsınız.
Peki hocam, harekeleriyle harekesiz eee anlam farkı çok oluyor mu?
Ya anlam farkı aslında baktığımızda onu o daha derinlemesine bir konu ama insanların ihtiyacı olan şey, hiç harekeli noktalı metne gitmeden bile e doğru düzgün yapılmış bir mealle bile siz ihtiyacınız kadar olanı alabilirsiniz. Yani burada önemli olan şu: İnsani değerler açısından oluşan zikre ulaşmak. Sizi e ya ben şuna bir kere inanıyorum. Bir kişi bu kitapla iyi olmaz. Ama kitapla daha iyi bir seviyeye gelebilir. Yani bir insan kendini değiştirmeden bu kitap onu değiştirmez zaten. Anlatabiliyor muyum?
Bir insan kendini değiştirmeden, iyi bir insan olmaya karar vermeden bu kitap onu asla iyi bir insan yapmaz. Yapamaz. Kendisi iyi olmaya karar verecek. Önce iyi bir insan olacak. Sonra ben bu kitabı anlamak istiyorum. Bu kitap bana ne anlatıyor dediğinde onu daha iyi yapacak bir anlatıma çeviriler üzerinden de ulaşabilir. Nedir? Hak yemeyin. Birbirinize iftira atmayın. Birbirinizi arkadan çekiştirmeyin. Birbirinize kötü söz kullanmayın. Lakap takmayın. Bunun gibi aslında eee evrensel insani değerlere, yani evrensel zikre çeviriler üzerinden bile ulaşabilirsiniz.
Ama ama ben daha iyisini eee bulmak istiyorum. Kitap ne anlatıyor? Bunu merak ediyorum diye kendinize dert edinirseniz, o zaman harekeli noktalı metinden kelime bazlı çalışma da yapabilirsiniz. Hareketsiz noktasız metne gidip buradan da ya bu ne demek istemiş diye bakabilirsiniz. Bu zaten ilimde derinleşmekle olur. İlimde, ilimde derinleşmekle olur. Eee, İsa Bey zaten bir bu konuda bir site var. elketebe.net adında bir site var arkadaşlar. E orta ve ileri düzeyde kitap çalışması yapmak isteyenler bu siteden faydalanabilirler. Site size bir fikir sunmuyor. Site size çalışabileceğiniz imkanlar sağlıyor aslında. Çok bu bu yönüyle çok önemli bir site. Hemen aşağıya yazayım. Eee, şeyini w. el keteb.net. Buradan arkadaşlar eski hareketsiz noktasız musaflara da eee ulaşabilirsiniz. Eee, bununla ilgili yayınlarda bazen sitenin kullanımı ile ilgili tanıtımlar yapıyorum. Daha geniş bir tanıtım yapıp onu da YouTube'a yükleyeceğim. Oradan da bakabilirsiniz arkadaşlar. Bu ilk düzey için değil. Eee, daha çok orta ve ileri düzeyde kitabı çalışmak ve kitapta derinleşmek isteyenler için faydalı bir eee çalışmadır.
Anladım hocam.
Evet. Buyur Nermin kardeşim. Bir şey mi söyleyeceksin?
Yok faydalı bir sitedir.
Evet Ahmet Bey o devirde Bedir'di, Uhud'tu, Hendek'ti, bu bunlar tarihsel eee bilgilerdir. O dönemde ne oldu? Neden bu savaşlara ihtiyaç duyuldu? Bunu biz bilemeyiz. Zaten Bakara suresi 141. ayet bu konuda bize açık bir ilke sunuyor: "Onlar gelip geçen bir ümmetti. Onların kazandıkları onlara, sizin kazandıklarınız sizedir. Siz onların yaptıklarından sorumlu değilsiniz." Y bir koca İslam alemiyiz şurada. Güya sözüm ona. Daha bir tane Gazze'yi koruyamıyorsunuz ya. Neyin cihadını yapacaksınız kılıçla? Hadi buyurun gidin yapın da görelim yani.
Doğru.
Hocam. Bir de bu aralar çok meşhur oldu. 19 eee Kur'an'daki 19, 19 falan var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz abi?
19 değil de teslim dininden bahsediyorum. Biz oraya biz oraya sokmayın ya. Yok yok, ben kısa bir değineyim ona. Eee, 19 ayrı teslimiyet ayrıdır. Bir kişi kitaptan 19'la emin olmak isteyebilir. Ben buna hiç itiraz etmiyorum. Ama insanları 19, 19 sayı sistemi üzerinden Reşad'ın saçmalıklarına götürmek, o insanlara yapılabilecek en büyük haksızlıktır. Teslimiyet denilen din, İsrailiyat din sisteminin dışına çıkanları sistemde tutabilmenin yeni adıdır.
He.
Anlatabildim mi?
Çünkü >> tehlikeli o zaman.
Tehlikeli tabii. Aslında Yahudilik, Hristiyanlık, Sünnilik, Şiilik ve son versiyonu olan teslimiyet. Bunların hepsi aslında İsrailiyat dininin birer mezhepleridir. Ben öyle görüyorum. Dolayısıyla bu dinlerin şu anda toplumda bir karşılığı kalmamıştır. Bu din sisteminin dışına çıkanları sistemde tutmanın yeni adıdır teslimiyet.
He anladım.
Ben öyle görüyorum. Yani hele hele bir insan gidip de o eee Reşad'ın eklerini okuyarak, yani nasıl akıl mantık çerçevesinde kalabilir ben anlamıyorum şahsen. Böyle Orta Çağ Avrupa'sı tadında bir eee tanrının krallığı, şeytanın krallığına karşı falan filan acayip bir anlatımla oluşturulmuş yeni bir dindir. Yani Kur'an'la Allah'la uzaktan yakından bir alakası olduğunu görmüyorum ben.
Doğru doğru.
Evet. Ebu Yusuf hoş geldin.
Abu Yusuf. Yusuf sesin gelmiyor. Konuşuyorsan.
Yusuf konuşacak mısın yoksa indireyim mi seni?
İndir konuşmuyor.
Yusuf. Neyse indirelim arkadaş. Bir dakika. Neyse aşağıda sorusunu sormuş. Demiş ki: "Demek peygamber anlamamış, sahabe anlamamış dini siz mi anladınız? Namaz yok, abdest yok, oruç yok. Oh ne ala falan demiş." Yani onlar anladıkları gibi yaşadılar, öldüler gittiler ve nasıl anladıklarına dair elimizde tarihsel hiçbir veri yok. Yusuf, elimizde var olan şu anda en güvenilir kaynak elimizdeki kitap. Elimizdeki kitaptan onların nasıl yaşadığını görebiliriz. Evet. Namaz yok. Çünkü kitapta zaten namaz diye bir kelime yok ve salat namaz değil. Isır Bey mikrofonunuzu kapatır mısınız rica etsem?
Artı >> Tamam hocam.
Eyvallah.
Velat abi. Velat abi sana soru soracağım.
Buyur, buyur kardeşim.
Siz namazın olmadığını görünce Erdal abiye, Coşkun abiye de eee cevap versin bu soruya. Mısırlı beyde şimdi siz salatın namaz olmadığını görünce, orucun olmadığını işte görünce geleneksel anlamda gördünüz ki yok dediniz. Oh ne ala öyle mi dediniz? Yoksa aylarca bu kitaba çalışıp namazı, orucu, eee, gelenekseldeki gibi bulmaya mı çalıştınız? Oh ne ala kurtulduk dediniz. Demek ki onlar >> demek ki sizler bu kadar samimisiniz. Oh ne ala diyorsunuz. Ha >> bu hak belki biraz konuşun. >> Onlar için evet. Onlar için bir yük gibi görünüyor. Çünkü gerçekten bunun olmadığını anladıklarında oh çekecekler. Bu arada bu kitap evet sizden yükü kaldırır ama daha ağır bir sorumluluk yükler. Ben bunu ilk duyduğumda Allah ondan razı olsun bir Ramazan vaktinde Hakkı Yılmaz'dan duymuştum ve çok şaşırmıştım. Bende de zaten oturmayan yerleri vardı. Yani eee anlamadığım dilde işte belli hareketler yaparak yaptığım bir şeyin neye ve kime faydası olacağı konusunda sorgulamalarım hep vardı. Ama atalar üzerinde devam ediyordum. Atalar dini üzerinde çünkü daha kitapla Kur'an'la tanışmamıştım. Tanışmamıştım derken tanışmıştım da tanışmamıştım. Yoksa ben 5 yaşında Elifbayı eee bir haftada ezber etmiş su gibi okuyan bir insandım. Sonrasındaki süreçte. Eee, dolayısıyla ben bunu ilk duyduğumda bu konuyla ilgili çok derin araştırmalar yaptım. Belki yüzlerce saate varan videolar izledim. Eee, kaynakları araştırdım ve en sonunda da kitaba yönelme ihtiyacı hissettim. Çünkü eee, ne mesela namaz yoktur o zaman ilk şeyden duymuştum. Hakkı Yılmaz'dan. Onun anlatımı da beni tatmin etmemişti. Onun anlatımı da beni tatmin etmemişti. Eee, o yüzden bir sürü araştırmaya giri olduğunu anladığımda aslında daha büyük bir yükün altına girdiğimi ben fark etmiştim. Eee, Coşkun da bunu zaman söyler. Bunu asla bir eee sitem olarak söylemiyoruz ama emin olun arkadaşlar beş vakit namaz olsaydı şu an biz daha yükümüz hafif olurdu. Buna emin olun. Evet. Coşkun sen bir şey söylemek ister misin bu konuda?
Berat şeyi ne yaptınız? Eee, >> neyi? >> Beyti muru. >> Beyti mabur >> konuştuk senden. Biz bayağı konuştuk. Ondan sonra bulutla da konuştuk bayağı. >> Neye vardınız? >> Yani itiraz etmediler. Olabilir dediler. Beyt-ti mamur imar edilmiş beyt demektir zaten. >> Emin olunan yer değil mi? He. >> Emin olunan yer diye mi söylüyorsun? >> Yok. Beyt kendini güvende hissettiğin her türlü unsurdur. Beyt. Bunun imar edilmesi gerekir. Mamur olması için imar edilmesi gerekir. İmar edildiğinde mesela ben sana bir örnek vereyim. Diyelim ki sen her hafta bana geliyorsun değil mi? İşte fırsat buldukça. Benim için senin için ben bir beyti-ti mamurum. Güvenilir bir beytim. Güvenilir bir arkadaş olduğum için sana eee bu hükümdeyim şu anda. Anlatabiliyor mu? Ama >> eee şöyle diyebilir miyiz? İnsanların daha anlayacağı bir kavram olarak >> okullar, okullar herkesin bildiği o güvenli beytlerdir diyebilir miyiz? >> Tabii tabii. Okullar da bu kapsamdadır. Okul düşünce. >> Ben de onu diyecektim. Coşku, bir e güvenir arkadaş. Bunlar eee beyt hükmündedir. Şunu ekleyeyim. Beyti-ti mamur dediğimiz ilk önce inşa edersin, imar edersin. Daha doğrusu bunu imar ettiğinde artık orayı sürekli olarak ziyaret edersin. Tavaf edersin. Tavaf etmek gidip etrafında dönmek değildir. İhtiyacın olduğu her anda oraya yönelmektir. Oraya gidip gelmektir.
Ben Coşkundan şöyle söyleyeyim. Coşkunluğunun çalışmasından esinlenerek bunu söyleyeceğim. Orası ölülerin dirildiği yer, Velat diye düşünüyorum. Orada zihinsel bir ölü olan bir kişinin Allah'ın vahyi, işte ayetleriyle dirildiği yer olarak görüyorum ben orayı. Bu illaki belirlenmiş bir yer değil. Her yerde olabilir. Coşkunun daha demin söylediği gibi okuldu, mescitti ama burada vahiyle tanışıp kendini düzeltme olan şeyi söylüyordu. Buyurun. [Müzik] Şimdi bu okullarda ve üniversitelerdeki asıl mesele o eee belirli bir mekanın çevrelenmesi değil. Oradaki o insanların algısında orada insanlar fasıklık yapmazlar, kavga etmezler, silah getirmezler. Arkadaşlarına karşı eee saygısızlık yapmazlar. Öğretmenlerine karşı saygısızlık yapmazlar. Oraya içki, alkol, uyuşturucu gibi şeyler sokulmaz. O haram beytin özelliği veya Mescid-i Haram'ın özelliği odur. Yasakları ve ilkeleri belirlenmiş. İnsanlar oraya geldiklerinde veya oraya yaklaştıklarında nasıl davranacaklarını zaten bilirler. Çünkü eee, yani okullar herkesin eee gözlerinin önünde olan beytlerdir. Yani gerçek anlamda aynı zamanda okullar eee Allah'ın mescitleridir. Bakın gerçek anlamda ve okullarda da eee bugün zaten salatı ikame ediliyor. Niçin? Çünkü okullarda Allah'ın gökteki ve yerdeki ayetleri öğretiliyor. Kimya, fen, biyoloji, matematik gibi. Yani beyt kavramının zihninizde doğru bir şekilde oturması için bunu örnek verdim. Peki camilere gittiğimizde camiler beytler mi? Görünürde evet beytler. Çünkü oraya girdiğinde de insan belirli şeylere dikkat etmesi gerektiğini eee zaten bilincindedir. Fakat oralar Allah'ın evleri değildir arkadaşlar. Bakın bu net bir bilgidir. Oralar Allah'ın evleri değildir. Allah'ın evinde sadece Allah konuşur. Sadece Allah yüceltilir. Sadece Allah anılır. Ve sadece de Allah çağrılır. Sizi bugün ezan diye çağırıyorlar ya. Sizi çağırdıkları şey namaza değil. Allah'a çağırıyorlar. Allah'a. Peki siz oraya gittiğinizde size ne aktarılması gerekir? İlk önce Allah'ın esmaları aktarılacak. Yani siz o sistemi, kurucuyu tanıyacaksınız ki ondan sonra ona bağlanasınız. Nasıl bağlanacaksın? İşte kulluk ve takva üzerinden bağlanacaksın. Bilmem zihninizde iyi anlatabildim mi? Yani o Evet. çağrının yapılmasının nedeni size Allah'ı çağırıyorlar. Aynı zamanda da Allah'ı çağırıyorlar. Orada inananlar Allah'ın kitabı üzerinden birleşiyorlar. Bakın farklı fikir ve düşüncedeki insanlar tek bir bağı üzerinden birleşiyorlar. Ne? Kitap. Kitaba bağlandığında ve rabbini tanıdığında ve ona nasıl takvalı ve kulluk yapacağını öğrendiğinde de Allah'la bağ kurmaya başlıyorsun. Sonra o baha üzerinden sana aktarılan ayetler ile kendini inşa edip halaka ettiğinde sonra oradan mescitten çıkarken yanlış bilgileri ve şeytanın kattıklarını temizleyip kendini arındırıyorsun. Allah sana nimetini tamamlıyor ve sen mescitten çıkarken, bakın mescide girerken değil, mescide çıkarken arınıyorsun. Bu yüzden kitapta 27 yerde salatı ikame edin, zekatı yapın der. Arınmak baştan değil. Arınmak bir çıktıdır. Bakın mescide abdest alıyorsunuz ya, arınıyorsunuz ya. Öyle bir arınma yok. Kitaba göre arınma salattan sonra.
Gerçekleşen bir durumdur. Bu yüzden de kitapta 27 yerde salatı ikame edin, zekatı yapın veya zekata varın diye birlikte kullanılır.
Aynen. Kendini doğrult, düzelt ve arın. Değil mi Coşkun?
Aynen abim. Onunla alakalı kısa bir şey söyleyeyim. Velat yeni giren misafir sonra İbrahim.
He İbrahim Bey söz hakkı verelim. İbrahim buyur.
İbrahim sesim geliyor mu? Hoş geldin.
Geliyor. İyi akşamlar. Bir sadece şeyim. Bu eee dua konusunu bir ara işleyebilirseniz davet konusunu bence salata daha destek olacak bir şekilde bir eee çalışma olabilir. Çünkü tamam salat namaz >> farklı kavramlar ama insanların yaradanla bir şekilde iletişim kurması veya kendi iş dünyasını düzeltmesi gerekiyor. Bununla ilgili de bir çalışma yaparsanız sevinirim. Araf 55'le başlay İbrahim Bey, yayın yayınlarımızda kısa kısa değiniyoruz bu konuya da İbrahim. Eee, dua konusuna da kısa kısa değiniyoruz ama geniş kapsamlı çalışma yapan arkadaşlar olursa da zaten eee, burada dile getiriyorlar. Eee, ben dua yani Rad suresi 14. ayet aslında dua kavramını bize anlatıyor. Dua dediğimiz şey eee yani birinden bir şeyler istemek değildir. İstediğimiz şeyin gereğini yerine getirmektir. Siz gereğini yerine getirirsiniz. Ondan sonrasını zaten eee Rabbül alemin sistemine bırakırsınız. Ama öncelikle onun gerekliliğini mutlak anlamda yerine getirmek gerekiyor. Gerekliliğini yerine getirmeden yapılan eee çağrıyı, duayı Rad suresi 14. ayette Rabbimiz onlar ellerini açmış kendiliğinden su ağızlarına gelsin diye bekleyenler gibidir diyerek Rabbimiz eee böyle bir şeyin olamayacağını bize Rad 14'te bildirmiştir.
Evet Murat Bey hoş geldin.
Hoş bulduk. İyi yayınlar.
Teşekkürler. Sağ olun. Buyurun.
Soru sorabiliriz değil mi?
Tabii. Dedik ya 12'ye kadar soru cevap yapacağız. Eee, soru soranlar arkadaşlar eğer soru yoksa başka aşağı inerlerse diğer arkadaşlar da eee, soru sormak isteyenler de gelsin.
Buyur Murat Bey.
Şimdi ben de eee Hakkı Yılmaz'la tanışmış biriyim zamanında. Tabii ilk uyarış olmuştu o zamanlar. Eee, şimdi inançsız biriyim tabii ki evrimi öğrenince. Çünkü tabii size saygım sonsuz. Çünkü ben 8 sene Kur'ancı olarak kaldım. Bundan kurtulmak zor tabii ki de ama Kur'ancıların çoğalmasını isterim. En azından Kur'ancı değilim Murat Bey onu söyleyeyim. Bu tanımlamalar kabul etme. İşte salatçı diyor diyorlar.
Yok salatçı da değilim zaten.
Rabbimiz Fusilat 33'te bizi Müslim olarak nitelendirmiş. Bunun dışında bir nitelemeyi ve etiketi kabul etmiyorum. Ben bunları bunla bu terimleri çok bu terimleri iyi biliyorum zaten.
Şimdi siz dediniz ya işte eee bir Ramazan ayıydı işte araştırdım falan filan. Eee o zaman şöyle bir soru soracağım. Eee dininizi değiştirmiş mi oldunuz? Onu sorayım önce.
Tabii tabii. Kesinlikle. E yani atalar dini üzerine değilim çok şükür.
Yani dininizi değiştirmiş oldunuz. Hı.
Peki şunu düşündünüz mü? Din değil de tanrınızı değiştirmiş olabilir misiniz?
Komple din değiştirmek zaten >> la ilahe illallah dediğinizde eee bu ilke işletiliyor zaten. E din değiştirdiğiniz zaman eee dolayısıyla eee odak noktanızı hani referans noktanızı ben tanrı kelimesini kabul etmiyorum. E Rabbül alemin sistemi tanrı değildir. Eee Rabbül alemin sistemi bütün esmalarıyla >> onlara takılm >> evrendeki ben takılıyorum. Evrendeki işleyişi evrendeki işleyişi sağlayan bir sistemdir. Eee dinimizi değiştirdiğimizde elbette ki odak noktamız da değişmiş oldu. Kitabın içindeki Rabbül alemine daha doğrusu Rabbül alemin ile Allah ile emin olmaya başladık.
Peki, eee, insan hakları eee, genel bildirgesi var biliyorsunuz, değil mi? İnsan hakları ile ilgili bu kadar, eee, anlaşılır bir şekilde maddeler yapmışlar. 202 madde. Neyse.
Çok güzel madde bizler için, insanlar için.
Şimdi mesela orada işte ben burada Coşkun'u da takip ediyorum, seni de takip ediyorum. Eee, dinliyorum eski şeyleri. Dinliyorum. Bunları da biliyorum zaten. Şey, eee, şey diyeceğim. Yani, eee, mesela bu bir şey, bir kavram söylüyorsunuz. Biz bunları da çünkü 8 sene ben de yaşadım o kavramları da. Eee, bu kavramları biz de söylemiştik hep. İşte şu demek beyt bu demek, şu demek, bu demek. Yani insan hakları bildirgesi bu kadar açıkken yani işte orada maddeler sırayla net ve açık apaçıkken işte orada böyle demek istiyor bu böyledir diye bir kelimeyi 1in kelime yapan açıklamayla sizce bu tanrının kitabı olabilir mi? Bir tane daha sorrı nitelemesini kabul etmiyorum. Biz kitabı anlamaya çalıştık. Peki onu söyleyeyim. Rabbil alemin diyelim sizin anlamınızda.
Eee, bir şey daha söyleyeceğim. Ehli sünnete, ehli sünnete kızıyorsunuz işte atalar dini diye eee hadisleri kabul ediyorlar diye kızıyorsunuz. Eee, peki Kur'an'ın Tanrı'dan geldiğin kanıtın nedir? O da bir tarihsel bir kitap değil midir? Teşekkür ederim. Sağ olun. Bunları açıklarsanız sevinirim.
Anladım. Yok bunları açıklamak gibi bir zorunluluğumuz yok. Dediğim gibi biz kitabı anlamaya çalışıyoruz. Kitabın eee üstün eee bir kitap olduğunun yegane kanıtı yaptığı anlatımla hem çelişkisiz olması bizim gördüğümüz pencereden, bizim baktığımız pencereden hem çelişkisiz olması hem de hayatımıza birebir dokunuyor ve bizi tarif ediyor olması. Bu arada insan hakları evrensel bildirgesi dediğinizde bu kitaptan çıkmıştır ve Rabbül alemin sisteminin bir ürünüdür. Korunmuş olan zikir işte odur aslında. Yani insanlığın ortak hafızasıdır zikrin korunması. Zikri biz indirdik. Onu koruyacak olan biziz derken burada Rabbimiz insanlığın ortak hafızasının her daim korunacağını, insanlığın bu konuda mükemmele ulaşma çabasının da her daim korunacağını Rabbimiz bize bildirmiştir. Siz eee yani benim 8 yıllık şöyle bir dönemim oldu dediniz ama bu dönemde neler yaşadınız, nasıl baktınız, nasıl araştırmalar yaptınız bilmiyorum ama bizim bu çalışmalarımızı kendinizle kıyaslamazsanız eee sevinirim. Çünkü herkesin bakış açısı.
Fakat Ferhat Bakır'ı tanır mısınız? Ferhat Bakır'ı tanır mısınız?
Tanım. Yok tanımam.
E tanırsınız tanımazsınız.
Yani biz eee ben şurada şimdi sizin dışınızdan bakıyorum anlatabiliyor muyum? Ya sadece soru soruyorum. Yani soru sor bana kızmayın. Anlatabiliyor muyum? Kızmayın.
Hayır kızıyorum da şöyle. Yok yok estağfurullah kızmıyorum. Yok yok kızmıyorum.
Çünkü ben ehli sünnet değilim. Biz eee çok sorguladığımız için devamlı böyle uç noktalarda sorular soruyoruz. Mesela işte dedim ehli sünnete hadislerini kızıyorsunuz işte bunlara niye inanıyorsunuz falan yani bunlar işte tarihsel şeylerdir Allah'tan gelmemiştir diyoruz. Kur'an'ın kanıtı ne dedince onu kapatıyorsunuz mesela ya esas eksi yok kapatmıyoruz Murat Bey bildirgesi bildirgesinin eee bir tanrıdan geldiğini söylüyorsunuz. Oysa bunu insanlar yazdı. Burada da cevap veremiyorsunuz. Ben ayrılıyorum dinlemeye gideceğim çünkü cevap alamıyorum. Teşekkür ederim.
Ben size cevap vermek zorunda değilim veyahut da sizin istediğiniz cevabı vermek zorunda değilim. Eee, kitapla gelişmemiş olsaydı insanlık siz bugün eee insan hakları evrensel bildirgesine de ulaşamazdınız. Bu kadar gelişmiş bir hayata da ulaşamazdınız. Bu, eee, buna ulaşmamızın yegane yegane Norveçlik kitap mı var ya? Kitap mı var? Allah aşkına bakın cevap alamıyorum. Teşekkürler ya. Gerçekten inanamıyorum.
Murat Bey dinlemiyorsunuz. Ben ineceğim diyorsunuz. İnmiyorsunuz da ben sizi indireyim de aşağıda dinleyin çünkü anlaşılmıyor. Zira şimdi Norveç'teki veyahut da Hollanda'daki veyahut da başka dünyanın herhangi bir yerinde bir Afrika'da balta girmemiş bir ormanda bile bir insan fıtratına dönmüşse o zaten bu kitabın kendi içindeki yansımasına dönmüştür. Elimizdeki kitap bizde var olan yazılımın bir yansımasıdır arkadaşlar. Anlatabiliyor muyum? Bunu görebilmeniz için bütün bildiklerinizi unutmanız gerekiyor. Murat Bey mesela sen, "Ben Kur'ancıydım diyorsun 8 sene boyunca ama hala tanrı diyorsun." Gerçek anlamda bu kitapta Kur'an'a ulaşmış bir insan tanrı kelimesini asla kullanmaz. Çünkü Allah'ın tanrı olmadığını bilir. Allah'ın tanrı olmadığını bilir. Dolayısıyla eee ben tabii siz kendi yorumunuzdur. Kendiniz bir yol çizmişsinizdir ve o yolu eee takip edip ya da etmemiş olmanız sizi bağlar. Ama dediğim gibi eee bu kitapta sizin bildiğiniz manada bir tanrı ilah figürü yoktur. Ben görmüyorum kendi adımı.
Evet arkadaşlar başka soru sormak isteyen varsa yukarı gelebilir.
Berat gelene kadar ben bir şey söyleyeyim.
Buyur Erdal.
Şimdi Coşkun bana geçen bir WhatsApp'tan birinin yorumunu attı. Çok hoşuma gitti o yorumu. E ben de onun üstünde biraz değerlendirme yaptım. Dedi ki yorumu şuydu. Salat al sat. Bilgiyi al ve sat diye yazmış. Ben onun üzerinden salat-ı ikame ve zekat tanımını, onun o yorumunu biraz daha açarak şöyle bir kanıya vardım.
Bilgiyi al,
o bilgiyle kendini düzelt ve o bilgiyle arın. Sonra o bilgiyi sat. Sat ki satın aldığın kişiler de bu bilgiden arınsınlar gibi bir şeye girdim. Çok da beğendim ben Coşkunun bana birinin attığı yorumu. Onun üzerinden bir değerlendirme yaptım. Salat-ı ikame ve zekatın kısaca tanımını ben bu şekilde gördüm.
Sat kelimesi yanlış anlaşılabilir. Eee,
Aynen onu zaten sat kelimesini yanlış anlarlar diye ona da zaten şey söyledim. Bildiğimiz ticari anlamda sat değil arkadaşlar. Bunu zaten akıllı akıllı bir insan bunun zaten böyle olmadığını söyler.
Evet. Eee, İbrahim doğru söyledin. Bu kitapta boy abdesti yok. Boy abdesti dediğimiz şey temizliktir. Temizlik de zaten fıtratımızla kodludur arkadaşlar.
Evet Hamit abi hoş geldin.
Hoş bulduk. Abi ben alttan diliyorum böyle tabii bir şey soracaktım. Tabii bu yayınları bu daha önceki şeylerle ben TikTok'tan bakıyorum da çoku böyle video şeklinde paylaşılmış. E hepsi mi paylaşılmış yoksa bir kısmı mı orada paylaşılmış?
Hamit abi gerekli gördüklerimi hem eee TikTok profilimizden hem de YouTube sayfamda gerekli gördüğüm önemli yayınları eee orada paylaşıyorum.
Evet.
Vatek. TikTok'taki hepsi değil abi. Değil mi?
Değil. Hepsi değil. Gerekli gördüklerimi, önemli bulduklarımı, faydalı bulduklarımı daha doğrusu öyle söyleyeyim. Faydalı bulduğum yayınları YouTube'da yüklüyorum.
Baytur abi hoş geldin.
Anladım anladım. Ben alttan dinleyeyim abi. Fazla şey yapmayayım.
Yok kalabilirsin. Bir katkı varsa katkıda da bulunabilirsin. Dinlemek isteriz seni de.
Yok sıkım şurada dinliyorum zaten de bu şeyi öğrenmek istedim. Bazen şeyleri izledim. Birkaç tanesini orada 67 tanesini. YouTube acaba o hani bunun dışındaki orada da herhalde bazı paylaşımlar olmuş. YouTube'da.
YouTube'da var. Dediğim gibi >> hep faydalı gördüğüm videoları ve faydalı gördüğüm canlı yayınları TikTok'ta paylaşıyorum arkadaşlar. Eee, zaten baktığınızda orada konu bazlı anlatımların geniş detaylı anlatımlarını YouTube'dan daha rahat dinleyebilirsiniz tekrarını. Bu yayını da YouTube'da paylaşacağım arkadaşlar bilginiz olsun.
Abi çok faydalı çünkü bazen tabi abi biz hani iş icabı iş yayınları tam canlı olarak dinleyemiyoruz. En azından bunlar sonradan şey olduğu zaman daha rahat, daha böyle akıcı bir şekilde daha 34 defa tekrar böyle kafamıza oturmayan yerler. Tekrar onları dinledikçe daha da böyle anlam kazanıyor.
Doğrudur. Evet. Daha iyi oluyor. İnsan bazen yayında odaklanamıyor. Eee, odaklanamayabiliyor.
Tekrarını insan YouTube'dan her zaman bakabilir, dinleyebilir arkadaşlar.
Özellikle o Mursa kıssalar abi o 1 2 3 üzerinde durmuşsun ya. Evet.
Mesela onu defalarca dinledik dinledik ama çok da güzel anlatım olmuş. İşte ilk defa insan olan dediğin gibi canlı yayınlarda biraz dikkate dağılıyor falan. Sonradan bunları sakin bir kafayla daha rahat böyle şey yapıyor. Tam oturması açısından. Evet arkadaşlar, Valatek. Müslim yazarsanız ya da Valat Müslim yazarsanız YouTube'dan zaten hemen çıkıyor. Eee, yine aynı bu e mor karanfillerle, kardelenlerle özür dilerim eee profili görüp oradan >> abi.
Buyur abi.
Ben bir şey soracaktım M abi aklıma sürekli takılıyor. Şimdi bir ayete ben okudum. Allah'ın dileme. Allah'ın dilemesi olmasa siz mesela Allah'ın dilemesi dışında bir şey olmuyor. Şimdi bu dileme dediğim şimdi sen o dilemeyi eee şartlarını oluşturduğun zaman dilemenin kendisi mi oluşuyor yoksa farklı bir şey mi?
Eee, aslında senin dilediğin Allah'ın dilediği olmuş oluyor. Bütün ayetlerin bağlamında ben o konuya çalışmıştım. Evet. Tamam. Senin dilediğinin yansımasını Allah diliyor. Yani sen dilersen Allah, sen neyi dilersen Allah da sana onu diliyor. Onu veriyor. Eee, hem harekeli noktalı hem de hareketsiz noktası metin üzerinden bu konuya baktık. Arkadaşlar da tefekkürünü yaptık. Allah'ın dilemesi diye bir şey olamaz arkadaşlar. Çünkü o zaman e ne diyecek? Eee, birisi diyecek ki Allah diledi ben kötü oldum diyecek. Ben böyle olduysam Allah'ın dilemesiyledir diyecek. Dolayısıyla bu zaten saçma bir çıkarımdı. E mealler yoluyla bazen böyle anlaşılan mealler de vardı ama kesinlikle bu manaya gelmiyor. Senin dilediğini rabbin de senin için diler.
Peki bu nötr anlamında veya olumsuz anlamında da olabiliyor değil mi?
Tabii ki. Kötülüğü dilersen rabbin sana kötülüğü dinerir.
Nötr zaten iyi ve kötü. Olumlu ve olumsuz. Hamit abi.
Evet. Yani sen o hangi yönde gayret edersen Allah da onu senin hakkında onu gerçekleştirir.
Evet.
Ham memleket nere?
Şanlıurfa abi.
Tabii Urfa >> belli zaten ben anlamıştım.
Eee, yok böyle tabii ben şeylerini sürekli dinliyorum bayağı. Allah razı olsun bu konuda eee şeyleri nedir adı? Çöpleri diyelim artık. O biriken çöpler yavaş yavaş dağılıyor. Kendisinin sayasından Allah razı olsun bu çalışmalarından dolayı.
Ama bakın abi, Velat'ın şöyle bir şeyi var. Sadece benden duyup da bu böyledir demeyin. Velatı duydunuz mu kitaba da götürün abi.
Yoksa velata uyarsanız zindana zindan olur sizin için. Zından değil ziyanda olur.
Evet tabirinin mesela o şeylerdeki geçen mesela salatla ilgili anlatımları mesela o verdiği ayetleri sonradan tek abi aynı eee Arapçasını da okuduk. Tam da öyle birebir de aynen uyum saklıyor abi.
Evet. İsa, İsa Erdal eee sadakayı sormuşsun herhalde. Sadaka değil yani bilindik manada bir sadakayı sadaka anlamına gelmiyor. Eee, bu sadık kelimesi aslında sadık sadık olmak işte sadaka. Eee, kitabın içindeki bu kavramların eee kök manasını biz şöyle görüyoruz. Eylem ve söylem birliği. Eylem ve söylem ve eylem birliği içerisinde olmak. Hedefe giderken güvenilir olmak. Eee, o hedefe odaklandığında hedeften sapmamak, hedefe sadık kalmak. Eylem ve söylem birliği içerisinde tutarlı davranma halidir. Sadık olmak. Sadaka dediğiniz öyle eee yolda gördüğünüz fakire 2ü kuruş vermek bir sadaka falan değildir. Sadaka kelimesinin tanımı bu değildir. Siz bunu söyleyebilirsiniz bu şekilde ama tanımı bu değildir. Kitabi ve Kur'ani tanımı bu değildir. Mücadele suresi 11, 12, 13 bu kavramı çok net bir şekilde açıklar. Aynı zamanda zekat eee kavramını da yine eee o ayetler ne olduğunu ortaya koyar. E velat yani yok yardım etmeyin demiyor. Yanlış anlamayın >> demiyorum ya.
Tabii canım. Müslim olanın eee bu kitapla öğütlenenin eee işte salih amel çerçevesinde bunlar zaten yapması gerekenlerdir. Yapması gerekenlerdir.
Yoksa ama o kavramların tanımı farklıdır arkadaşlar.
Evet.
Evet arkadaşlar soru soracak varsa bir iki soru daha alabiliriz 12'ye kadar. 12'de yayını kapatacağım. Coşkuncuğum eklemek istediğin bir şey var mı?
Fiili maddi maddiyatı eee yani maddiyat olarak görmüyoruz. Maddiyatı içerir mi? İçerir. Ama sadece maddiyat değildir arkadaşlar. Sadece maddiyat değildir. Sadece buna indirgemek doğru değildir. Ya Mısırlı abi sen de var ya öyle sorular soruyorsun ki sanki eee Nihat Nakitoğluyla Huzura Doğru programındayız. Diyorsun ki dünyada birçok bebek ölümleri oluyor. Bunların durumu nedir? Vallahi abi ben ne bileyim o konuda hiçbir fikrim yok. Yani kitaptan böyle bir anlatım yok. Yani buna dair bir anlatım ben göremedim. Daha doğrusu Rum suresi Rumları falan anlatmıyor arkadaşlar. Rum suresinin Rumlarla bir alakası yok.
Kadir Bey hoş geldiniz.
Bireysel adamak adak adamak. Bunu da anlatım. Anlamadım. Mis abi Kadir abi hoş geldin. Buyur.
Kadir abi herhalde beğenirken yukarıya yanlışlıkla çıkmış. Arkadaşlar bu Rum suresi ile ilgili bir çalışmam var. E onun da bir özetini çıkarıp ilk yayında e onu da şey yaparım. Kendim şu anda da okuyabilirim de yoruldum biraz artık. Başka yayına kalsın.
Ne okumak istiyorsun?
Bu Rum suresi ile ilgili bir çalışma yapmıştım da.
Ha çalışma. Tamam.
Hı hı. Adak adama konusu ne? Hayvan kesme içerikli mi soruyorsun? İsa eğer onu soruyorsan o paganist bir eylemdir. İslam'la Allah'la alakası yoktur vallahi. Nail bey inan ki bilmiyorum eee yani müsait olduğumda açıyorum yayın. Gündüz olur, akşam olur artık zaten yayın açtığımda bildirimleri açık tutarsanız size bildirim gelir arkadaşlar. Arkadaşlar bu kitapta savaş yok. Bu kitapta hayvan kesmek yok. Bu kitapta aç kalma orucu yok. Onu söyleyeyim. Bunlar eee bu kitabın konusu.
Buyur abi.
Vle tabii bu helaka biraz üzerinde biraz az bir böyle bir şey yapsan helaka hani yaratmak mıdır? Hurk mudur yoksa yoktan var etme midir? Böyle bir iki cümle şey yapsan abi.
Abi halaka var olan bir şeyi başka bir forma dönüştürmektir. Halaka eee bu dönüştürmeyi de din adına baktığımızda din dediğimiz yaşam tarzıdır. Yani bugün insanların anladığı şekilde bir manası yoktur dinin. Din insanlığın ortak akıl ile oluşturmuş olduğu yaşam tarzıdır. Din Rabbül aleminin insanlık için bu bağlamda seçtiği din İslam'dır. Din kavramının uhrevi bir manası yoktur. İnsanlar din kelimesini duyduklarında direkt akılları uhreviyata gider. Uhreviyat dediğimiz işte ölüm sonrasına gider. Oysa mesela maliki yevmiddin deniyor ya Hamit abi din gününün sahibi diye çeviriyorlar. Aslında din sürecinin sahibi, maliki daha doğrusu din sürecinin maliki Rabbül alemindir. Din süreci dediğimiz de bu dünyada şu anda yaşadığımız süreçle ilgili bir süreç olduğunu görüyorum. Ben şu anda öyle görüyorum. Din sürecinin maliki Rabbül alemindir. Rabbül alemin ne yapar? Bu yaşam süresi içerisinde bizim zihin dünyamıza kodlu olan el kitap yazılımıyla hayatımızı anlamlandırmamızı, Kur'anlaştırmamızı ister bizden ve bununla halak olmamızı ister. Halake ahlak içerikli dönüşümdür. Rahman suresi 1 2 3 ayetler eee allemel Kur'anel insan beyan diyerek insanın Kur'an'la helaka edileceğini ve kendisine beyanın bildirileceğini, öğretileceğini anlatır. Dolayısıyla Kur'an ile halaka olduğunuzda özgür, ahlaklı bir birey, özgür, ahlaklı bir toplum oluşturursunuz. Bu kitabın yegane hedefi budur. Ve bu hedefte e hakikat malam mı yazacaksın? Ne değil le malam mı? Malam mı? Yani görüyorum ki maalesef konuda bu konuda da kabri derinmiş. Onu malamını yap. En azından kabrinden biraz ışıksın. Yani Bey kısaca biliyor musun? Mana mı ne yazıyor? He yani Belat kısaca Allah nezde tek din İslam'dır diye çevirilen çeviri yaşam şeklimiz barış üzerine olmalıdır değil mi? Aynen selamette olmanızdır. Allah katında tek din sizin bütün insanlığın kendisiyle, toplumuyla, ailesiyle eee ondan sonra çevresiyle, doğayla, evrendeki bütün canlılarla barışık halde selamet halinde olarak yaşanmasıdır. Selamet dediğimiz şey selamda olmaktır. Güvende olmaktır arkadaşlar. Dolayısıyla halakenin fiziksel bir yaratmayla alakası yok. Halake dönüşüm içeriklidir. Siz bir kütüğü alırsınız. O kütükten eee masa yaparsınız. Bu helakadır. Anlatabiliyor muyum? Siz demiri alırsınız, işlersiniz. Çeliği alıp işleyip işte eee ihtiyacınız olan eşyalar üretirsiniz. Bu bir halakadır. Siz hiçbir şey bilmeyen bir insanı alırsınız. Siz eee hiçbir şey bilmeyen bir adam, bir çocuğu, bir adamı alırsınız, eğitirsiniz, öğretimden geçirirsiniz. O insandan bir profesör oluşur. Bu halakadır. Bunlar halaka süreçleridir. Bu halaka süreçlerini zaten hepimiz yaşıyoruz. Selam Hal Cahit. Hoş geldin. Dolayısıyla Rabbül alemin Kur'an ile bizi halaka olanlardan eylesin. Bu arada kitap ve Kur'an kavramları elimizdeki mushafa da indirgenecek kavramlar değildir. Buna da daha sonra geniş çaplı bir şekilde başka yayınlarda değiniriz arkadaşlar. Eee, katkıda bulunmak isteyenler varsa son cümleleri alayım. Ondan sonra yayını kapatayım inşallah. Coşkuncuğum bir şey eklemek istiyor musun?
Herhalde müsait değil. Hamit abi sen sen de >> eee bu abi tam oturdu abi. Daha önce bu şeyde dinlemiştim. Bu ceal abi. Bunu da bir iki kelimele şey yapsana abi.
Abi ceale Şimdi arkadaşlar, eee, halake, ceale, fatara, beda bütün bunlar birbirleriyle ilişkili kavramlardır. Eee, hakeyi kuru inşaat olarak düşünürsek ceale bunun iç donatısıdır. Fatara bunun dış eee, içiyle dışıyla sapa sağlam bir hale getirilmesidir. Yani mesela bir e dediğim gibi iç donatı yaptınız, iç dekorasyonunu yaptınız. Bu da faturaradır. Beda beda artık o oluşan yapının dış cephesinin en güzel şekilde süslenerek yapılmasıdır. Yani siz halaka olduğunuzda rabbin ilkeleriyle halaka olduğunuzda eee ve rabbin ilkelerini kendinize eee mihenk olarak kendinize yol haritası olarak kıldığınızda eee fatarayı fatara içsel olarak kendinizi geliştirdiğinizde ne der Rabbimiz? Fıtratallahi fatara yani içinize kodlanmış olan o yazılımı işlettiğinizde artık beda kendiliğinden oluşur. Mükemmel bir insan olursunuz. El insan olursunuz. Eylem ve söylem birliği içerisinde bedaleşmiş olursunuz. O yüzden bu kavramların hiçbir tanesi fiziki bir yaratım değildir. Fiziki bir fiziksel ve içsel ve zihinsel dönüşümdür arkadaşlar. daha detaylı değiniriz bu konulara. Eee, teşekkür ediyorum. Eee, yaklaşık 5 saattir yayındayız. Bu saat, bu saate kadar dinlediniz, destek verdiniz. Eee, Nermin kardeşim, Coşkun, diğer arkadaşlar, katılan diğer kardeşlerimiz.
Yayının tekrarını YouTube'a yükleyeceğim. gerek parça parça gerek bütünlüklü haliyle oradan dinlemek isteyenler tekrar dinleyebilir bu yayınımızda arkadaşlar var abi ya gözünüzü seveyim yani gerçekten yayınların >> bu konuda çok talep oluşur abi yayınların tekrardan şey olması açısından
eee fiziksel derken hakikat şöyle eee yani eee sıfırdan fiziki bir yaratımı yaratım fiziki bir yaratımı işaret etmez bunlar var olan bir şeyin fiziksel ve zihinsel dönüşümünü ifade eder. Bakın zihinsel dediğimizi özellikle bazı arkadaşlar yanlış anlıyor. Mesela Ali sen yanlış anlıyorsun bu konuyu. Sen ne yaparsan yap ilk önce zihninde olgunlaştırman gerekiyor. Bak mesela sen şu anda yarın ne yapacağını zihninde düşünerek olgunlaştırıyorsun. Ona göre yarınki programını yapıyorsun. Anlatabiliyor muyum? Zihensel dediğimizde orada iş bitmiyor. Yani düşündünüz mesela açsınız. Zihinsel olarak ne yiyeceğinizi düşündünüz ama gidip yemediniz. Bu bir işe yaramaz ki. Aç kalmaya devam edersiniz. Zihninizde oluşturmuş olduğunuz, olgunlaştırmış olduğunuz olguları fiziksel olarak hayatınıza aktarmak zorundasınız. Zaten bu hayatın olağan akışı içerisinde bir zorunluluk yasasıdır. Anlatabiliyor muyum?
E tabii ki zihinsel olan her şeyin mutlak anlamda eee fiziksele aktarılması gerekiyor. Aktarılmadıkça hiçbir işe yaramaz. Fiziksel yaratımı ben bu kitabın içinden görmüyorum Nail Bey. Bu kitap fiziksel yaratıma dair ben bir anlatım göremedim. Bu yok. O konuyu çok beklersin. Bu akşamki yayının tekrarını YouTube'da dinlersen mesela Hürkan geldi ağzı açık kaldı gitti. Bu iş bitmiştir dedi. Yani onu daha doğrusu onu demeye getirdi. Eee, bu salat konusunda yapmış olduğumuz çalışmaların eee yapay zeka eee ile çıkarmış olduğumuz özetlerini zaman yayınlarımızda dinletmeye ve YouTube sayfasına yüklemeye devam edeceğiz arkadaşlar. oradan takip edebilirsiniz. Eee, gelip dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyorum.